Roma Foro Romano (Roma Forumu)

Roma Foro Romano (Roma Forumu)

Venedik Meydanının hemen arkasındadır. Roma döneminde: burası şehrin merkezi konumundadır, saraylar, tapınaklar hep bu bölgede yapılmıştır.

 

PALATİUM TEPESİ-PALATİNO TEPESİ:

Bilinen ilk yerleşim, Palatium tepesindeydi.

Kulübe temelleriyle bu basit evlerin direklerinin girmesi için, taşta oyulmuş delikler keşfedilmiştir.

Evler basitti. Tek oda, dal örgü duvarlar ve sazdan bir çatıyı taşıyan dikey direklerden oluşuyorlardı. Demir çağında Yunanistan’daki evleri çağrıştırırlar ve Orta İtalya’daki diğer demir çağı köylerinden edinilen görüntüyle uyum içindedirler.

Bu evlerin görünümü hakkındaki varsayımların bir kısmı, kulübe urnalardan gelir.

Kulübe biçimli bu küçük çömlekler, yakılan cesetlerin küllerini barındırırdı.

Bu urnaların dik meyilli çatılarından dumanın çıkışı için bir delik gösterilmiş ve çatı maddesinin saman veya saz olduğu ima edilmiştir.

Daha sonraki yüzyıllarda Palatium’un yamaçlarında böyle bir kulübe dururdu.

MS 4’ncü yüzyıla kadar özenle bakımı yapılan ve sık sık restore edilen Casa Romuli (Romulus’un evi) kentin mütevazi kökenlerinin sürekli akılda kalmasını sağlardı.

Palatium Tepesinin kuzey eteklerindeki alan, ileride Roma Forum’unun yeri olacaktı.

Ancak, ilk zamanlarda bu alçak, bataklık arazi bir mezarlık işlevi görüyordu.

MÖ 8’nci yüzyılda ölüler yakılırdı.

Ölülerin külleri kulübe urnalara veya küçük çömleklere konurdu.

Bunlar da daha geniş bir çömleğe konur ve bu çömlek de toprakta kazılan dairesel bir çukura yerleştirilirdi.

Kentin maddi kültüründe değişimler, MÖ 6’ncı yüzyılda Etrüks egemenliği yüzyılında meydana geldi.

Suyla ilgili düzenlemelerdeki becerileriyle dikkat çeken Etrüksler, özellikle kentin merkezi olacak Forum Romanum bölgesindeki bataklıkları kuruttular ve onları besleyen derelerin yolunu değiştirdiler.

Yukarıda, Palatium’un yanındaki Capitolium Tepesinde kalelerini ve tanrı Jüpiter’e adanmaş ana tapınaklarını inşa ettiler.

Michalangelo’nun Capitolium Tepesinin iki zirvesi için tasarladığı Campidoglio Meydanının güneyindeki Rönesans’tan kalma Palazzo dei Conservatori ile bunun yanındaki Palazzo Caffarelli’nin altında bu eski Jüpiter Capitolinus veya Jüpiter Optimus Maximus Tapınağı’na ait olması muhtemel kalıntılar bulunmuştur.

Kalıntıların miktarı az olduğundan, tapınağın görünüşünü kesin olarak bilmek mümkün değildir.

Tipik Etrüks tarzında, ortada Jüpiter, iki yanında Iuno ve Minerva’ya ait üç cella’sı olduğu biliniyor.

Bu üçü, Roma devletinin ana tanrıları oldu.

Kibirli Tarquinus döneminde (MÖ 530-509) Etrükslü sanatçı Veiili Vulca’ya ayakta duran, kırmızıya boyanmış ve yıldırım tutan bir terakota Jüpiter heykeli ısmarlanmıştı.

Bu kült heykeli yok olmuştur ama Veii’deki Portonaccio Tapınak bölgesinde bulunan aşağı yukarı aynı dönemlerden terakota figürler, görünüşü hakkında bilgi verir.

Tapınak MÖ 83 ve MS 80’de iki kez yanacak, her seferinde orijinal plana sadık kalınarak muhteşem şekilde tekrar yapılacaktı.

Tarihte, Roma döneminin bütün önemli olayları burada yaşanmış, önemli kararlar burada alınmıştır. İmparatorluk forumu olarak isimlendirilen burada: günümüzde sağlı-sollu Roma imparatorlarının heykelleri görülüyor.

Heykellerinin arkasında ise, yaptırdıkları saraylar, tapınaklar ve anıtların kalıntıları görülüyor.

Roma Venüs ve Roma Tapınağı

VENÜS VE ROMA TAPINAĞI:

Venüs ve Roma tapınağı, pahalı malzemelerle muhteşem şekilde inşa edilmiştir.

Ancak günümüze sadece kat planı kalmıştır.

Pantheon’dan sonra 121’de başlanan ve muhtemelen 135’de adanan yapı, Antonius Pius döneminde tamamlanmıştır.

Bu yapının dikilebilmesi için, Hadrianus dev Sol (Güneş, daha önce Neron) heykelini Flavius amfitiyatrosunun (Colosseum) kuzeybatısına taşıtmıştı.

Bu büyük tapınak: (ölçüleri: 136 x 66 metre) 7 basamaklı, yüksek bir stilobat üzerinde, Forum Romana’nın doğu ucundaki geniş bir platormun (145 x 100 metre) merkezinde, müstakil halde duruyordu.

Platformun uzun yanları, Mısır gri granitinden sütunları olan bir kolonadla çevriliydi.

Bu alanın resmi girişi güneyden, kolonadın ortasındaki bir propiledendi.

Tapınağın kendisi, kısa yanlarda 10, uzun yanlarda 20 Korint sütunlu, tipik Yunan peristiliyle çevrili bir dikdörtgen olarak dışarıdan Yunan görünümlüydü.

İçeride, batıda Roma Forumuna bakan tanrıça Roma’ya, doğuda Venüs’e adanmış iki cella vardı.

Tapınak üstü tuğla kaplanmış betondan yapılmıştı. Bunun üstü de Yunanistan’dan getirilen mermerle kaplanmıştı.

Mimari süslemelerin teknik ayrıntıları, işçilerin de Ege bölgesinden geldiklerini gösterir.

Önceki yüzyılın alışkanlıklarından saparak, yabancı malzeme ve işçi kullanılması çok seyahat eden Hadrianus’un geniş zevk yelpazesinin yanı sıra, başkent ve İtalya dışındaki kent ve bölgelerin artan önemine de işaret eder.

Traianus’un baş mimarı Apollodorus, bu yapıyı fazla alçak olmasıyla eleştirmişti. Daha yüksek bir platforma yerleştirilmiş olsaydı sıra dışı genişliği, görsel açıdan daha etkileyici olurdu. Böyle açık sözlü yorumlar, özellikle de daha eski aşağılama ifadelerinin ardından geldikleri için, Hadrianus’un hiç hoşuna gitmemişti.

Sonunda Hadrianus, Apollodorus’u idam ettirecekti.

Evet gezimize devam ediyoruz, Hemen sağ bölümde

Arkadaki tepe ise Roma şehrinin Romus ve Romulus tarafından ilk kurulduğu ve Vespa Tapınağının da bulunduğu Palatino Tepesidir.

Jul Sezar: Cumhuriyet döneminde, Senatör iken: ülkeyi ele geçirmiştir. O dönemde: Cumhuriyet idaresiyle yönetilen Roma’da, şehrin korunması için, 4 lejyon askeri birliği görev yapmaktadır.

Seferden dönen ordular, şehre girmeden, şehir yakınlarında dağıtılır ve askerler geldikleri şehirlere, köylere, kasabalara giderlerdi.

Jul Sezar: kafasındaki düşünceyi gerçekleştirmek için, bir sefer dönüşünde, beraberinde 11 lejyon askeri güç olmasını fırsat bilerek, ordusunu dağıtmaz ve şehri, herhangi bir çatışmaya girmeden ele geçirir. 3 arkadaşı ile birlikte, Sezar: ülkeyi  dörde bölerek yönetmeye başlarlar.

Zamanla: Sezar ve Antonius: diğer iki arkadaşlarını öldürerek, ülkeyi birlikte yönetmeye başlarlar ve daha sonra kendi aralarında da anlaşamazlar ve Antonius: ülkeyi terk ederek Mısır’a gider, hatta Kleopatra ile büyük bir aşk yaşar.

Sezar: daha sonra, Antonius’u da yener ve ülkeyi tek başına yönetmeye başlar.

Jul Sezar

Roma Foro Romano (Roma Forumu);

Gerek dünya tarihi ve gerekse Roma tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Takvimlerde, Temmuz (July) ayı: onun ismiyle anılır, Roma takviminde Temmuz ayı ilk aydır ve bu  nedenle, Jul Sezar, kendi ismini bu aya vermiştir, öte yandan, miladi takvimi kendisi düzenlemiştir. Çok zekidir, akıllıdır ve Roma imparatorluğunun büyümesinde, büyük katkısı bulunduğu söylenir.

Dünyaya gelişinin bile tarihe geçtiği söylenir ki günümüzde “keserek doğum” anlamına gelen “Sezeryan” ilk olarak Sezar’ın dünyaya gelişi sırasında uygulanmıştır denilmektedir.

Roma tarihinin en önemli insanının yaşadığı, kararlar aldığı ve sonunda bir suikast sonucu (“sende mi Brütus” deyimi hatırlanacaktır) öldüğü yer burası.

Roma Basilika Nova

BASİLİCA NOVA-YENİ BAZİLİKA:

Velia Tepesi civarında, Foruma yakın ama tam anlamıyla Forum sınırları içinde sayılmayan bir alanda bulunmaktadır.

Bu çok büyük yapı, 306-310 yılları arasında Maxentuus tarafından başlatılmış ve 313’ten sonra Constantinus tarafından bitirilmiştir. Çünkü Maxentius, 312’de Constantinus ile savaşı kaybetmesi üzerine, yapı tamamlanma aşamasında İmparator Constantinus tarafından sahiplenip tamamlanmıştır.

Forum Romanum’un kuzey tarafına yapılmıştır. İsminin yeni olmasının sebebi, eski Vetus bazilika ile ayırt etmek amacıylaydı.

Bu bazilika, Roma Forumun en büyük binalarından biri olmuş, ayrıca şehir içinde inşa edilen “son büyük bazilika” niteliğini taşımaktadır.

Evet bu bazilika, sivil bir bazilikaydı. Yani kilise değil, mahkeme, kamu toplantıları, resmi işlerin yürütüldüğü mekan olarak kullanılıyordu. Amaç: kamunun gücünü ve imparatorun kudretini göstermekti.

Bina 100 x 65 metrelik beton bir platform üzerinde durur.

Nefi 80 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğindedir. Kuzey tarafta kalan nef günüme pek fazla kalıntı bırakmamıştır ve orada tonozlarla süslenmiş kemerli yapılar görülebilir.

En yüksek yerinde nefin yüksekliği 38 metredir.

Kuzeydeki üç girinti, günümüze ulaşmamıştır.

Nefin tepesinde bir tür asma pencere olarak kemerli pencereler, tavanında beton çapraz tonozlar vardır ve iç duvarlar kırmızı tuğla ile kaplanmıştır. Bu tonozlar yaklaşık 39 metre yükseklikten dört büyük payeye oturuyor. Tonoz yüzeylerinde coffer (kafesli gömme cep pencereleri) tarzında süslemeler kullanılmıştır. Bu hem ağırlığı hafifletmek hem de estetik katmak amacıyla yapılmıştır.

Bazilikanın dışı, mermer taş işçiliğini andıran beyaz yalanlı mermerle kaplıydı.

Orijinal halde, doğu-batı ekseninde duran bu plan, Constantinus’un kuzeye bir apsis ve güneye foruma çıkan basamaklar yerleştirmesiyle değişmişti.

 

Heykel:

Batı apsiste, dev bir kaide üzerinde Constantinus’un oturur halde, 324-330’da yapılmış dev bir heykeli yer alıyordu.

1486’da heykelin parçaları bulunmuştur.

Yakındoğu’daki uygulamalara kadar geri giden bir geleneğe uygun olarak, heykel farklı malzemelerden yapılmıştı.

Tuğladan çekirdek, gövde ahşap üzerine tunç kaplama, baş ve kollar Pentelikos mermerindendi.

Baş 2.6 metre yükseklikte ve 8-9 ton ağırlığındaydı.

Boyna alçı ile tutturulmuştu.

İmparator gözleri hafifçe yukarı dönüktü.

Baş kesinlikle Yunan-Roma tarzında olmasına rağmen, sabit bakış ve gözlerin yukarı dönük olması, sıradan insanlarla Tanrı arasında aracı kabul edilen Hıristiyan imparatorun, optik açıdan gerçekçi olmayan bir biçimde tasvir edildiği Ortaçağ’ın habercisi gibidir.

Gelelim günümüze;

Günümüzde bazilikanın büyük kısmı yıkılmış durumdadır. Kalan kalıntılar arasında özellikle kuzey kenarındaki tonozlu kısım, payeler, kemer yapı elemanları ve tavan detayları öne çıkar.

Bazı taş bloklar, sütun parçaları ve yapı elemanları, çevrede korunmaktadır.

 

 

 

İtalya Roma Pantheon Kilisesi

Roma Pantheon Kilisesi

 

Roma şehrinde birçok kilise-manastır gibi dini yapılar bulunmasına rağmen, özellikle burayı görmenizi şiddetle öneriyorum.

Çünkü: burası gerçekten tarihi süreç içinde önem kazanan bir yer.

Önem kazanmasının temel sebebi: kilisenin MS 27’de, İmparator Augustus’un yakın dostlarından Marcu Agrippa tarafından, “Venüs ve Mars Tapınağı” olarak inşa edilmiş olmasından kaynaklanır. 

MS 80’de yangında hasar gören tapınak, Domitianus tarafından restore ettirilir. 

Tapınak, Roma imparatoru Hadrianus döneminde ise, MS 2’nci yüzyıl başlarında yeniden inşa ettirilmiş ve tüm tanrılara adanmıştır. 

Ancak, Hadrianus versiyonu, tamamen baştan inşa edilmiştir. Bu benzersiz tasarımın mimarı bilinmiyor. Ama Hadrianus’un kendisinin bu inşaatta büyük bir ilgi gösterdiği kesindir. Eski planın tüm izleri silinmiş, ama ilginç bir şekilde, Agrippa’nın adama yazısı korunmuştur. 

Hadrianıs’un binasında birkaç uyarlama ile bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülen yapı, son derece iyi korunmuştur. 

Ancak günümüzde ortam farklıdır. Çevredeki toprak zemin, antik çağlardakinden çok daha yüksektir ve orijinal olarak tapınağın önünde bulunan ve  dikkati tapınağın girişine yönlendiren revaklı, dikdörtgen avlunun yerini, günümüzde her yöne sokakların uzandığı bir meydan almıştır. 

Hadrianus’un Pantheonun yapımı yaklaşık MS 117’de başladı ve tuğlalarındaki damgalara göre: 126-128’de tamamlandı. Tuğla damgaları, imparatorluk Roma’sının arkeolojik kayıtlarının kendine özgü bir öğesini meydana getirir. Augustus zamanından başlayarak, pişmiş tuğla; yapım malzemesi olarak kullanılmış, Neron’dan Hadrianus’a kadarki dönemde, çok popüler olmuştur.

Roma ve civarında yapılan tuğlalar, Augustus’tan Caracalla döneminin sonuna kadar ve daha sonra yine Diocletianus (284-306) döneminden başlayarak farklı tür bilgilerle damgalanırdı.

Bu bilgiler arasında, ürünün türü, kilin kaynağı veya tuğla imalathanesinin adı, k il kaynağının sahibi, tuğlayı yapanın veya tuğlanın yapıldığı dönemde görev başında olan consul’lerin adları bulunurdu. Bu sonuncu bilgi: MS 110-164 arasında consul’lerin damgalarda belirtildiği dönemdeki tarihlendirme çalışmaları açısından özellikle yararlıdır. Çünkü edebi kaynaklardan gayet iyi bir şekilde bilindiği üzere, görev süreleri bir yıldı.

 

TASARIM:

Pantheon’un sıra dışı tasarımı, geleneksel Etrüks (Toskana) ve Yunan mimari öğeleri yeniliklerle birleştiriyordu.

Tapınak iki kısımdan oluşur.

Kolonadlı geniş bir avludan, yaklaşılan bir Toskana-Yunan tarzı sundurma ve onun ardında yarım küre biçiminde bir kubbe ile örtülü dairesel bir cella.

Bu ikisi; nişli bir geçiş bölgesiyle eğreti olarak birbirine iliştirilmiş gibidir.

Tümü de Toskana tarzı olan sadece önünde geniş basamaklar bulunan ve bir podyum üzerinde yükseltilmiş derin sundurmanın üstü, Mısır granitinden ve Korent başlıklı yekpare taştan sütunlarla taşınan bir alınlık ve beşik çatı ile örtülmüştür.

Yaygın olarak kullanılan mermer şık bir hava vermiştir.

Bunun tersine, cella büyük oranda betondan yapılmış olup, arada tuğla ve taş barındırır.

Yapıya inşa edenler, yenilikçi yapım teknikleri geliştirmiştir.

Ancak bunun büyük kısmı ziyaretçinin görebileceği yerlerde değildir.

Duvarların içi dolu değildir, birbiri üzerine bindirilmiş tonozlu boşluklardan meydana gelir.

Tuğladan tonozlar, aşağı doğru baskıyı dairedeki 8 iri sütuna yöneltir ve yapıya çeşitlilik ile dayanıklılık kazandırır.

 

KUBBE:

Kubbe; dev bir ahşap iskeletin üzerine dökülmüş betondan yapılmıştır. Betonun ağırlığı, aşağı duvarlarda kullanılan agregalar yerine, ponza kullanımı ile hafifletilmiştir.

Yarım küre kubbe, kubbenin yarıçapına eşit bir yükseklikte iç duvardan başlamasına rağmen, dış duvar bu başlangıç noktasından daha yükselir ve kubbenin aşağı kısımlarına fazladan payanda görevi görür.

Bu düzenleme yüzünden, dışarıdan kubbenin tüm biçimi görülemez. Bunun yerine, kubbe sığ ve sadece hafifçe eğri görünür.

İçeriden tüm yarım küre görünür. Kubbe kutularla, iç içe karelerle dekore edilmiştir. Orijinal olarak, her bir kutunun ortasında, tunç varaklı bir rozet vardı. Işık yansıdığı zaman rozetler yıldızlara benziyor olmalı.

Tepede göğe açılan bir oculus (dairesel boşluk)  vardır. İbadet edenler, göğe bakabilirler. Güneş, yağmur, hatta kar tapınağa girebilir. Gökte yol alan güneş, her dakika ayrı bir noktayı aydınlatırdı. Yerdeki giderler, su birikmesine izin vermezdi.

Pantheon’un kubbesi, antikçağ sonrası mimari üzerinde çok etkili olmuştur. Buna göre, 1632’de Papa VIII Urbanus’un Pantheon’un sundurmasının arka tarafına yerleştirdiği yazıtın ilk üç satırı şöyledir. “Pantheon, tüm dünyanın en ünlü yapısı”

Roma Pantheon Kilisesi
Gelelim günümüze:

Evet tapınağın ilk  dikkati çeken özelliği, devasa sütunlarıdır. Ayrıca, bronz kapısı 20 ton ağırlığındadır. Duvarların kalınlığı ise inanılmaz 6-8 metre arasında değişir. Tüm bunlar nedeniyle yapı, kasvetli bir görünüm verir. 

Ayrıca yukarıda ayrıntılı olarak anlattığı kubbe de ilgi çeker. Yukarıda belirtmedim ama kubbenin üst bölümündeki daire şeklindeki boşluk “tanrının gözü” olarak adlandırılıyor. Yağışlı havalarda buradan yapının içine akan yağmur suları, binanın zemininde sağlanan mükemmel ve aynı zamanda hissedilmeyen bir eğim sonucunda, asla bir ıslaklık görüntüsü vermeden akıp gidiyor, kayboluyor. 

Kubbenin bu üst boşluğunda, bir zamanlar dönemin ünlü astronomi bilgini Galile’nin çalışmalar yaptığı söyleniyor. Galile: dünyanın yuvarlak olduğunu tespit eden ve daha sonra engizisyon tarafından dayanılmaz işkenceler sonucu ölümle cezalandırılan gökbilimi araştırmacısı olarak tarihe geçmiştir. 

Pagan tapınağı olarak inşa edilen yapı, MS 7’nci yüzyılda Hıristiyanlığın kabulü ile kiliseye çevrilir. Ancak Hadrian dönemi özelliklerini korumaktadır. 

Kilisenin içinde: büyük sanatçı Raphaello’nun mezarı bulunuyor.

 

İtalya Roma Arco Dı Constantıne (Konstantin Takı)

Roma Arco Dı Constantıne (Konstantin Takı)

 

“Zafer Takı” ve “Constantin Takı” olarak isimlendirilen yapı: hemen Colezyum’un yanındadır.

Mutlaka dikkatinizi çekecektir ve yanına gittiğinizde, özellikle üzerindeki kabartmaların güzelliğine  hayran kalacaksınız.

Roma Senatosu ve Halk meclisi yakınındaki Collosseum’a bitişik dikilen Constantinus Takı, 315 yılında decennaliasında (görevdeki 10’ncu yılı) yani augustus oluşunun onuncu yıl dönümü kutlamalarında, imparatoru onurlandırıyordu.

Bu takın dekoratif rölyeflerinin taşıdığı belirgin mesajı, genelden ayırt etmek yol gösterebilir.

Son dönemlerde yapılan bir çalışma, bu takın aslında Constantinus için tasarlanmadığını göstermiştir. Takın temelleri, Erken İmparatorluk döneminde bir yapı için atılmış, ancak yapı hiçbir zaman tamamlanamamıştır.

Planın gerçekleştirilmesi, 307-312 yılları arasında İtalya ve Afrika’nın fiili hükümdarı olan ve augustus unvanına sahip olduğunu iddia eden Maxentis tarafından ele alınmıştır. Yapının azametli atticaya kadar olan üçte ikisi, tamamen devşirme malzemeden inşa edilmiş ve yeniden kullanılan meşhur imparatorluk rölyef tasvirleriyle paneller dizisi dahil, 312 yılında Maxentius’un ölümünden önce tamamlanmıştır.

Constantinus için yapılan kısım, tuğladan yapılma ve sadece mermer kaplama ile örülen tavan arası katından ibarettir.

Burası, önemli bir adak yazıtı ve cephenin gömme ayaklarının tepesine yerleştirilen barbar heykellerini kapsamaktadır.

İlaveten, 1 m yüksekliğindeki friz, takın payandaları etrafında bir kuşak gibi sallanıyor ve Constantinus’un Maxentius’a karşı çıktığı seferde kazandığı zaferleri, Roma’ya girişini, halka hitabını ve gösterdiği cömertliği tasvir ediyordu.

Frizin yukarısında, doğu ve batı uçlarına Constantinus’un heykeltıraşları tarafından iki resim daha ilave edildi ve bunların birisi Güneş Tanrısını, diğeri Ay Tanrısını gösteriyordu.

Aslında frizin tasarımı gelenekseldi. Frizde, imparatorun bir zorbaya karşı zaferi, Roma’nın önde gelenlerine karşı nezaketi ve pleblere gösterdiği cömertlik gibi temalar bir araya getirilerek, bir övgü konuşmasının görsel karşılığı olarak tasvir ediliyordu.

Constantinus dönemi oymacılığı çoğunlukla kaba ve şekilseldi, fakat bu kısmen heykeltıraşların eserlerini önceden bir atölyede hazırlamaktan ziyade, yerinde bir yapı iskelesi üzerinde çalışmak zorunda olmaları gerçeğiyle ilgiliydi.

Constantinus frizlerinin estetik ve görsel etkisi, Maxentius için tasarlanan bir program tarafından gölgelenmektedir. Bu, Hadrianus için inşa edilen bir anıttan 8 büyük dairesel tasvirin seçilip yeniden kullanılmasını gerektiriyordu.

Antoninuslar dönemine ait ve muhtemelen Marcus Aurelius için yapılarak Atticaya yerleştirilen bir başka frizler gurubu, imparatoru büyük halk törenleri dizisinde meşgul bir şekilde gösteriyordu.

Merkezi geçiş yerinin her iki tarafına, Traianus için yapılmış bir anıttan alınan savaş ve muzaffer imparator sahneleriyle dolu iki büyük friz bloku yerleştirildi. Romalı izleyicilere öteden beri tanıdık gelmesi gereken bu eski heykellerin yeniden düzenlenmesi, yeni imparatorun geçmişin büyük hükümdarları içerisindeki yerini incelikli bir şekilde çağrıştırıyordu.

Fakat aslında bunların muhtemel yeni imparator Maxentius için hazırlandığının farkında olmalıyız.

Constantinus, zorbanın alt edilmesinin anısını kutlayan yeni frizi, kendisi (veya danışmanları) tasarlamadan önce salefinin dizaynının bütün özelliklerini yapılan tek modifikasyon, imparator başlarının, Constantinus ve babası Costantius’a benzeyecek şekilde değiştirilmesiydi.

İmparator yöneticiliğinin aynı meşru tasvibini, 4 yüzyıl yazarlarının kendi dönemlerinin imparatorlarıyla şöhretli selefleri arasında yaptıkları karşılaştırmalarda tam olarak görmek mümkündür.

Tak ve üzerindeki heykel programı, Roma’nın gücünün ve imparatorluğun kendi ritüel otoritesinin imparatorun şahsiyetinde cisimleşmesine delalet ediyordu. Constantinus’un başarıları bu geniş resimde sergileniyordu.

Evet, Constantinus takı üzerindeki yazıt, meşhur belirsiz instinctu divinitatis bir Tanrının teşvikiyle ifadesini ihtiva etmekteydi. Bu ifadeyle Constantinus, Maxentius’a karşı kazandığı zaferin gerisinde, aldığını iddia ettiği ilahı yardımı ima etmektedir.

Roma Arco Dı Constantıne (Konstantin Takı): Özelliği: dünyanın en çok kopyası yapılan eserlerinden olmasıdır. Çünkü: bunun benzerleri, takip eden dönemlerde, dünyanın birçok yerinde yapılmıştır.

Zafer Takı: İmparatorların, kazandıkları çeşitli zaferlerden sonra yaptırdıkları bir uygulamadır ve yalnızca, zaferin ardından ordunun şehre girişi sırasında kullanılmaktadır.

Yani, bir-iki gün kullanılıyor ve sonra hatıra olarak bırakılıyordu.