Suriye Hadatu

Asur eyalet kentlerinden Hadatu, günümüzde Suriye sınırları içinde, Arslantaş adını taşıyan yerdedir.

Kargamış’ın 30 km kadar doğusunda, günümüzde Til Barsip gibi, Aramilerin Bit-Adini Devletine bağlıydı. Assur ile Suriye arasında, Guzana, Harran ve Til Barsip üzerinden gelip, stratejik önem taşıyan bir yol üzerinde kurulmuş olan kent, II Tukulti-apil Eşarra tarafından iyi bir biçimde donatılarak tipik bir Assur eyalet kenti durumuna sokulmuştur.

 

Kentin Mimari Planı:

Kabaca elipse benzer daire biçimindedir.

 

Kentin Suru:

Kent suru 4 metre kalınlığındadır. Taş temel üzerine kerpiç duvar yöntemiyle inşa edilmiş olan surlarda, yaklaşık olarak her 16 metrede bir, payanda görevi yapan çıkıntılara yer verilmiştir. 36 hektarlık bir alanı kuşatan ve uzunluğu 2 km yi geçen bu surun batı, doğu ve kuzeyinde üç büyük geçit bulunmaktadır. İki kuleli olan bu geçitler, 2.45 metre yüksekliğindeki taştan aslan ve boğa kabartmalarıyla simgesel olarak korunmuştur. Bunlardan batıdaki koruyucu aslanlardan başka, taştan kabartmalarla da bezenmiştir.

 

Saray:

Kentin kuzeyinde, 7 metre kadar yükseklikteki bir tepe üzerinde kurulmuştur.

Sitadeli oluşturan saray ve bunun ayrılmaz bir parçası durumundaki tapınağın doğu-batı yönündeki uzunluğu 150 metreyi bulur. Bu büyük kompleksin doğusunda, saraydan 4.50 metre kadar daha alçak bir terasta, küçük boyutlu başka bir saray bulunur.

Saraya kuzeybatıdaki rampalı bir giriş kapısından ulaşılır. Bu kapı dış avluya açılmaktadır. Tabanı pişmiş toprak levhalarla kaplı olan avlu, tek sıralı odalarla 3 yandan kuşatılmıştır. Bunlar muhtemelen askeri ve idari karakterli mekanlar ve depolar olarak hizmet vermekteydi. Dış avlunun doğusunda ve yine iki avlu arasında sarayın en geniş hacmi olan ana kabul dairesi bulunur. Ancak bu dairenin iç düzeni, alışılmışın dışında bazı özellikler taşır. Ortadaki tek gözlü bir geçitten geçilebilen büyük bar salonda, taht girenin soluna gelecek şekilde, kuzey kısa yüz önünde değil, bunun tam aksine güney kısa duvar önüne yerleştirilmiştir.

Taht odasının kuzey kısa yüzünde 9 yüzyıl örneklerinde olduğu gibi bir ante odası ve gerisinde de merdiven boşluğu vardır. Taht odasının gerisindeki hole ve buradan da iç avluya geçilir. Tabanı pişmiş toprak levhalarla döşeli olan iç avlunun kuzey kanadında, kalıplaşmış bir yapı türü olan ve avluya koşut biçimde konumlandırılmış özel daire vardır. 7 oda içeren bu dairenin en önemli mekanı, güneyindeki iç avluya açılan,  tabanına hareketli mangallarla ilgili olarak taştan ve yivli bir ray düzeni yerleştirilmiş büyük salondur.

Bu salondan, kuzey ve batıdaki iki banyolu oda kümesine geçilir. Her küme, gerideki banyo olmak üzere 3 odadan oluşur.

Gerek ana kabul ve gerekse özel dairenin duvarları freskolarla bezelidir. İç avlunun doğu kanadında, muhtemelen yazı ve güzel sanatlar tanrısı Nabu ile Assurlu eşi Taşmetum’a adanmıştır. Yeni Assur türünden bir tapınağa yer verilmiştir.

Kuzeydoğu uçta ve daha alçak bir düzeyde, muhtemelen sarayın en mahrem bölümü olan Harem yer alır. Bu bölümdeki odalar, iki küçük bant tuğla döşeli avlunun çevresinde, bir banyo ve bir oturma ya da yatak odasından oluşan dairelere yer verilmiştir.

 

Fildişi Evi:

Yeni Assur eyalet sarayının yanında, doğu etekte inşa edilmiş çok küçük boyutlu bir başka saray daha vardır. Üstteki sarayın iç avlu taban düzeyinden 4.60 m daha aşağıda, tepenin eteğindeki bu yapı kompleksi, bir odasında ele geçirilmiş çok sayıda fildişi eser nedeniyle “Fildişi Evi” olarak adlandırılmıştır.

Burada da iki avlulu bir düzenin varlığı söz konusudur. İç avlu ile dış avlu arasında, bu iki avluyu birleştiren bir ana kabul dairesi bulunur.

Burada da taht salonu tüm kompleksin en büyük mekanıdır ve dış avluya açılır. Bu büyük salonun batı kısa duvarında, muhtemelen tahtın gerisinde bir niş vardır.

Bu küçük saray ya da konağın Yeni Assur dönemi örneklerinden ayrılan en belirgin özelliği, dış avlu ile iç avlu arasında ikinci bir kabul dairesine yer verilmiş olmasıdır. Bu daire ilkinin hemen doğusundadır.

Irak Ninive-Nimova-Ninova

Asur Sarayı

Ninive, günümüzde Irak’ın kuzeyindeki en büyük kent olan Musul’un hemen karşısında, Dicle nehrinin doğu kıyısında büyük bir alan kaplar ve 19’ncu yüzyıl ortalarından bugüne dek çok kez incelenmiştir.

ŞEHRİN TARİHÇESİ:

II Şarru-kin’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Sin-ahhe-riba, nedense babasının büyük bir emek harcayarak kurduğu yeni başkentte hiç oturmayarak, kendisine Assur’un eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Ninive’yi (bugünkü ismi Koyuncuk) başkent yapmayı uygun buldu.

Bu amaçla, Dicle geçitlerinin en elverişli ve de en çok kullanılanı üzerindeki eski kenti, Kalhu ve Dur-Şarrukin’e kıyasla 2 kat büyüttü. Meydanlarını ve sokaklarını genişletti, yüksek surlar inşa etti. Surların önündeki hendeği daha derin ve geçilmez bir duruma soktu, atalarının yaptığı gibi bahçeler kurdu ve tarlalardaki verimi arttırmak için Dicle’ye dökülen Husur çayından 90 km uzunluğunda bir kanal açtı. Bu kanal alçak düzeydeki Jerwan vadisini 300 metre uzunluk ve 23 metre kadar genişliğinde, beş gözlü bir su kemeri ile geçmekteydi.

Sin-ahhe-riba, bununla da yetinmedi, başka sulama tesisleriyle kente gelen su miktarını artırdı. Bu kanalların getirdiği suyun akıp gitmesini önlemek için kentin yanında bir bataklık oluşturdu ve içini kamışlık haline getirdi. Bu kamışlık, bir kuş cenneti durumuna sokuldu.

 

TANIMI:

Nimova, antik dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biriydi.

İnsan medeniyetinin gelişiminde önemli rol oynadı.

Çünkü çeşitli sanat ve eğitim dallarının ortaya çıktığı en büyük metropoldü.

Asurlular tarafından siyasi merkez olarak kabul edilmiş ve ilk dini başkentleri Aşur’dan hemen sonra geliyordu.

Şehrin ana höyüğü olan Kuyunijk’te yapılan kazılar, MÖ 6000-MS 600 yılları arasında yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermiştir.

Ninova, önceleri kraliyet ikametgahıydı ve sonunda MÖ 700 civarında Kral Senacherib tarafından Asurluların başkenti olarak ilan edildi.

Senacherib’in halefleri, MÖ 612 yılındaki yıkıma kadar burada yaşadılar.

Ninova şehir surlarının çevresi 12 km den uzundur ve 6 kapı kazılmıştır. Uçsuz bucaksız bir metropol ve şehri geçmenin 3 gün sürdüğü bildiriliyor.

Kuyunujik höyüğünde Senacherrib sarayının taht odası süiti yeniden kazılmış olup, kralin fethini tasvir eden kabartma levhaların bir kısmı hala yerindedir.

Kuyunjik’in 1.6 km güneyinde bulunan imparatorluk cephaneliğinin bulunduğu Nebi Yunus Höyüğü, Yunus Peygamberin sözde mezarını içeren bir caminin etrafında toplanmış evlerle örtülmüştür.

Kral Sanherib

ÖNEMİ:

Yeni Asurluların son başkenti Ninive idi.

Ninova süryaniler için “kök ve vatan” demektir.

Sanherib (MÖ 704-681) bu eski kenti başkent yaptıktan sonra, büyüktü, donattı ve çalışmalarının ayrıntılı kayıtlarını bıraktı.

Yeni sokaklar ve meydanlar tasarladı.

Benzersiz Saray (180 x 190 m ölçülerinde) adı verilen çok şık bir saray inşa ettirdi.

Çok çeşitli otlar ve meyve ağaçlarıyla dolu, harika bir park yaptırdı.

Kuşlar ve yabani hayvanlar için bir alan yaptırdı.

Kente su getirmek için çeşitli araziler boyunca 18 kanaldan oluşan bir su sistemi vardı ve su kemerinin birkaç bölümü, yaklaşık 40 km uzaklıktaki Jerwan’da keşfedildi. Anıtsal su kemeri, 2 milyondan fazla taş ve su geçirmez çimentodan yapılmıştı. Romalıların su kemer inşa etmeye başlamadan 500 yıldan fazla bir süre önce inşa edilen su kemerlerinin üzerinde şu sözler yazılıydı:

“Dünyanın kralı Sanherib, Asur kralı. Ninova çevresine doğru uzanan, suları birleştiren çok uzak bir su yolu döşedim. Dik yamaçlı vadilerin üzerine beyaz kireçtaşı bloklarından bir su kemeri gerdim, o suların üzerinden akmasını sağladım”

Ama bu doğa aşığı hükümdar, yönetimi de ihmal etmedi.

İmparatorluk süresince ayaklanmalara sert karşılık verdi ve Kudüs’e dokunmamaya karşılık Yahuda kralıyla zorlu bir anlaşma yaptı.

Tanrıları, Mezopotamya boyunca uzun geçmişten beri yüceltilen asi Babil’i bile yağmaladı ve yıktı.

“Efendim, Asur’un yüreğini dindirmek için, yüce kudreti karşısında halklar diz çöksün diye, en uzak halklara hediye olarak Babil’in tozunu kaldırttım ve Asur’daki Yeni Yıl Festivali Tapınağında birazını kapalı bir küpte sakladım”

Bu kere, bu kibir cezasız kalmadı.

Sanherib tapınakta dua ederken, kendi oğlu veya oğullarınca “koruyucu tanrıların heykelleriyle ezilerek” öldürüldü.

Yaklaşık 75 yıl sonra Babilliler de intikamlarını alacaktı.

Asurbanipal kitaplığı adı verilen arşivde, aralarında Gılgamış Destanının da bulunduğu binlerce çivi yazılı tablet ele geçmiştir.

Şehrin Surları rölyefi

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

MÖ 7’nci yüzyıldan kalma duvarları yaklaşık 13 km uzunluğundadır. Bunu çevreleyen su dolu bir hendek bulunur. Surların kalındığı ise, yer yer 45 metre genişliğe kadar ulaşıyordu.

Bu surlar; 750 hektarlık dev bir alanı çevreler.

Khanwar nehri, şehrin merkezinden akarak batı tarafında Dicle nehrine katılıyordu.

Burayı antik Yakındoğu’da bu tarihe kadar bilinen en büyük kent yapar.

Sadece Babil zaman içinde burayı geçecektir.

Burada bir zamanlar 120 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor.

Batı sektöründe, ırmak boyunca, diğer Yeni Asur kentlerinden de aşina olunduğu üzere, kentin geri kalanından yüksek iki tepe vardır.

Bunlar: kale ve cephaneliktir.

Ninive’de bulunmuş Aşşur-aha-iddin dönemine ait bir yazıtta şöyle anlatılmaktadır. “Ekal maşarti, ordugahın düzeni, atların, katırların, savaş arabalarının, koşum takımlarının, savaş donanımının ve tanrılar tanrısı Assur’un bana kısmet ettiği her türde ganimetin toplanması, atların ve savaş arabalarının eğitimi içindir.”

Kapı Lamassoları

Şehrin Kapıları:

15 giriş belirlenmiştir. Akropolis’in surlarını kesen 15 büyük kapı, kısmen kerpiçte, kısmen de taştan inşa edilmişti. Yaklaşık 5 km uzunluğundaki uzun doğu kesiminde 6 kapı vardı. 800 metre uzunluğundaki güney kesimle sadece bir kapı vardı.

Aşur kapısı, yaklaşık 4 km uzunluğundaki batı kesiminde 5 kapı, yaklaşık 1.9 km uzunluğundaki kuzey kesimde ise Adad, Nergal ve Sin olmak üzere 3 kapı vardı. Bu girişlerin birçoğunun taştan yapılmış dev heykellerle (lamassu) kaplı olduğu bilinmektedir.

Nergal Kapısı

Nergal kapısında, Sanherib’e atfedilen iki kanatlı taş boğa heykeli yeniden inşa edildi.

Irak Eski Eserler Dairesi tarafından yanına bir müze inşa edildi.

Adad kapısında birçok yazılı çini vardı ve Sin kapısı olduğu düşünülen kapıda, kemerli bir kapıdan geçerek siperlere erişim sağlayan bir rampa veya merdiven boşluğuna açılan bir koridor vardı.

Mashi Kapısı

En etkileyici olan Şamaş Kapısıydı. Irak Eski Eserler Dairesi adına Tarık Madhloum tarafından keşfedilen kapı: iki hendek ve bir su yolu üzerinden, kemerleri doğal konglomeradan oyulmuş bir dizi köprüyle ulaşılıyordu. Duvar kireçtaşı kaplıydı ve arkasında bir savunma yolu uzanan mazgallı bir korkulukla taçlandırılmıştı. Yapı, Sanherib damgası taşıyan kerpiç ve pişmiş tuğlalardan inşa edilmişti. Uzun, çıkıntılı bir burcun ortasında 4.5 metre genişliğnde bir giriş vardı ve bu burç, 6 kule ile daha da güçlendirildi.

Kapının iç tarafındaki kabaca oyulmuş taş levhalar bir kulenin yanışını tasvir ediyordu, bu oymaların Ninova’nın düşüşünü temsil etmesi ve Asur sonrası döneme ait olması mümkündür.

Kapının iç planı, Layard ve Rassam tarafından keşfedilen, oyulmamış ortostatlarla (dik levhalar) kaplı 6 büyük odayı içerir.

Botanik Bahçeleri

Botanik Bahçeleri;

Ninova’nın ünlü bahçeleri, her bitki ve hayvan sever için mutlaka görülmesi gerekin bir yerdir.

Teraslı saray bahçelerinin, Amanos Dağının bir kopyası olduğu ve her türlü aromatik bitki ve meyve ağacına ev sahipliği yaptığı söylenir.

Şehrin hemen dışında, Hatti diyarından (Günümüz Türkiye’sinde) aromatik ağaçlar, meyve ağaçları ve Keldani dağlarından ve topraklarından (günümüz Irak’ın güneyinden) gelen ağaçlardan oluşan eşsiz bir koleksiyona sahip botanik bahçeleri bulunmaktadır.

Bahçeler, karmaşık bir kanal ağı ile sulanmaktadır. Av koruma alanlarında yaban domuzu, karaca ve bir aslan bile görmek mümkündür. Günümüzde faal olan, bahçe dükkanı, imparatorluğun dört bir yanından çiçeklerin yanı sıra çok çeşitli yemeklik otlar ve şifalı bitkilerle doludur.

Zigurat

Ziggurat:

Bu devasa tapınak kulesi, kale höyüğünde gururla yükselir ve şehrin her köşesinden görülebilir.

Kule, bir dizi dik merdivenle erişilebilen ardışık katlardan oluşur.

Güneşte pişirilmiş tuğlaların farklı renklerde sırlanmış fırınlanmış tuğlalarla kaplanmasıyla inşa edilmiştir.

Ne yazık ki, günümüzde, ziggurat genel ziyaretçilere kapalıdır ve sadece rahiplerin erişimine açıktır, bu yüzden ihtişamını uzaktan hayranlıkla izlemeniz gerekecektir.

 

İştar Tapınağı:

Savaş ve tutku tanrıçası Ninovalı İştar’a adanmış bu tapınak kompleksi, bin yıldan fazla bir süredir aynı yerde duruyor.

Yakındaki Nabu tapınağı ise, edebiyat, yazıcılar ve bilgelik tanrısına adanmıştır.

Her iki tapınak da renkli sırlı çini ve tuğla cepheleri, oyma taş duvar panelleriyle kaplı iç mekanları ve çok sayıda zengin altın ve gümüş süslemeleriyle dikkat çekiyor.

Av malzemelerini taşıyan bir katır rölyefi

 

Kraliyet Hayvanat Bahçesi:

Asur kralları, av parklarını ve eğlence bahçelerini geyik, ceylan ve hatta aslan gibi hayvanlarla doldururlardı. Bir rölyefte, bir dişi aslan ve muhteşem yeleli bir aslan, pastoral bir bahçede dinlenirken görülmektedir.

Asurbanipal’in aslan avı sahnesi rölyefi

Asurlular için aslanlar dünyadaki tüm tehlikeleri temsil ediyordu, bu nedenle bu rölyefteki sakin aslanlar, kralların vahşi doğa güçlerini kontrol etme yeteneklerinin bir göstergesi olabilir. Kraliyet av parklarında aslanlar da avlanırdı.

Aslan avları rölyefi

Asur kralları, drama dolu halk gösterilerin bir parçası olarak bu korkunç hayvanları öldürerek imparatorluğu korumaya layık olduklarını kanıtlamışlardır. Asur aslan avı, Kral Asurbanipal’in sarayındaki rölyeflerde ünlü bir şekilde tasvir edilmiştir.

Kraliyet botanik bahçeleri rölyefi

Kraliyet Botanik Bahçeleri:

Ninova’daki kraliyet bahçeleri muhteşemdi. Dağlara doğru 50 km’den fazla uzanan kanallarla sulanıyor ve böylece yıl boyunca her türlü bitkinin yetiştiği bir vaha haline geliyordu. Son zamanlarda efsanevi Babil Asma Bahçelerinin (Antik dünyanın 7 harikasından biri) aslında Ninova’daki bahçeler olduğu ve daha sonraki yazarların Ninova ile Babil’i karıştırdığı iddia ediliyor. Öyle olmasa bile, Asurbanipal’in bahçeleri kesinlikle etkileyici ve egzotikti. Kral, imparatorluğun dört bin yanından bitkiler toplayıp başkentine getirmişti.

Koyuncuk Tepesi

KOYUNCUK TEPESİ-SARAYLAR:

Sanherib’in sarayı en az 80 odadan oluşuyordu ve bunların çoğu heykellerle kaplıydı.

Ünlü sarayın büyük kısmında K tablet koleksiyonu bulundu.

Bazı ana kapıların iki yanında, insan başlı boğalar vardı.

Kral Sanberid’in Rakipsiz Saray adını sonuna kadar hak eden yapı, yaklaşık 500 x 250 metrelik bir alanı kaplıyor ve şehre bakan yüksek bir terasta yer alıyordu. Sarayın dış cepheleri, cilalı beyaz sıva ile kaplanmış ve mavi sırlı tuğlalarla kaplanmış kireçtaşı bloklardan oluşan bir temel üzerine dikilmiş onbinlerce pişmiş tuğladan yapılmıştı. Sedir ağacından yapılmış devasa kapılar, süslü parlak bakır şeritlerle süslenmişken, kemerler ve saçaklar renkli sırlı çinilerle süslenmişti.

Saray, oda ve koridorlarla çevrili birkaç büyük, taş döşeli avludan oluşmaktadır.

Vahşi aslanlar şeklinde kaideleri olan dökme bronz sütunlar dikkat çeker.

Tam bir teknoloji harikasıdır.

Hitit saraylarının kusursuz bir kopyası olduğu söylenen, revaçta olan Bit-Hilani odası mutalka ziyaret edilmelidir.

Gelelim taht odasına: devasa insan başlı kanatlı boğaların çevrelediği üç girişi olan kuleli bir cephesi bulunur. Taht odasının ötesinde, sarayın idari, törensel ve evsel bölümleri bulunmaktadır, ancak buralar ziyarete kapalıdır.

Sarayın görkemli odaları, hepsi parlak renkli, hikaye sahneleri ve koruyucu büyülü figürlerle oyulmuş taş duvar panelleriyle dekore edilmiştir. Tüm kabartmaların bir araya getirildiğinde 3 km uzunluğa ulaşacağı söylenir.

Sarayın içi

Asurbanipal Sarayı:

Büyük Asur Krallarının sonuncusu Asurbanipal’ın (MÖ 668-627) sarayları buradadır. Hükümdarlığı döneminde; Asurlular batıda Kıbrıs’tan doğuda İran’a kadar uzanan ve bir dönem Mısır’ı da içine alan dünyanın en büyük imparatorluğuydu. Asurbanipal, Asur imparatorluğunun kralı olma konusunda mütevazi değildi, kendine “dünyanın kralı” diyordu.

Asur’un en büyük krallarından biri olmasına rağmen, Asurbanipal, tahta çıkmak için uygun bir aday değildi çünkü kralın küçük oğluydu. En büyük ağabeyi ve tahtın varisi öldüğünde, babası Esarhaddon, bir sonraki büyük oğlu Şamaş-şum-ukin’i devre dışı bıraktı ve Asurpanibal’i veliaht yaptı. Bu cesur bir hareketti. Esarhaddon’un kendi babası, küçük kardeşlerini tahta çıkardıktan sonra oğulları tarafından vahşice öldürülmüştü. Şamaş-şum-ukin’i Babil kralı yaptı. Kulağa o kadar da kötü gelmiyor, değil mi? Aslında tam olarak değil, O kardeşine hesap vermek zorundaydı. Gerilimler daha sonra top yekün bir savaşa dönüşecekti.

Evet Asurpanibal hakkında bilgi vermeye devam edelim. Çünkü bu şehirde onun da sarayı vardı. Asurbanipal, tebaası arasında popülerdi ancak düşmanlarına karşı acımasızdı. Yenilmiş bir kralın çenesine köpek zinciri taktığı ve onu bir köpek kulübesinde yaşamaya zorladığı söylenir. Bu antik dünyanın standartlarına göre bile oldukça acımasızdı.

Asurbanipal, Mısır ile bir savaş devraldı ve bu savaşı ele alarak düşmanlarını yok etti ve imparatorluğu daha da büyüttü. Elam devleti Asur’a karşı ayaklanmaya çalıştığında, Asurbanipal onları ezdi. Elam kralını ve oğlunu kendi kılıcıyla öldürdüğünü iddia etti. (Gerçekte savaşta değil de sarayın güvenliğinde evindeydi.) Elam kralının başı, bahçedeki bir ağaca süs olarak asıldığında, Ninova’daki saraya geri getirdi. Çoğu insan bunu çok açık bir uyarı olarak görecektir.

Düşmanlarını ezmek sadece dış tehditlerle sınırlı değildi. Kendi kardeşini de yok etti. Daha önce de gördüğümüz gibi, Asurbanipal, Şamaş-şum-ukin Babil kralı ilan edilmişti. Asurbanipa’e hesap vermekten bıkan kardeşi, imparatorluktaki diğer ücra halklarla bir koalisyon kurarak ona karşı komplo kurdu ve Babil adına tartışmalı şehirleri ele geçirdi.

Asurbanipal komployu keşfettiğinde, Babil’i 2 yıl boyunca kuşattı. Açlıktan ölmemek için kendi çocuklarını yiyen insanlara dair korkunç hikayeler vardır. Sonunda Asurbanipal’in kardeşi, yakalanmaktan kurtulmak için yanan sarayında can verdi ve suç ortakları da öldürüldü.

Evet kraliyet saraylarına devam edelim.

Asurbanipal, kraliyet başkenti Ninova’dan hüküm sürdü. Ninova şehri, Asurbanipal’in büyükbabası Sanherib tarafından, büyüklüğü ve ihtişamıyla antik dünyayı hayrete düşüren biyük bir şehre dönüştürüldü. Asurbanipal, saltanatının büyük bölümünde tüm halk için bir hayranlık nesnesi olarak inşa edilen Rakipsiz Saraydan hüküm sürdü.

Koyuncuk’taki iki kraliyet sarayından da, etkileyici yontulmuş levhalar çıkarılmıştır.

İşlenen konular, Kalah’ta II Asurnasirpal dönemindekilerle aynı olup, aslan avları ve askeri seferlerle kralın gücü yansıtılmıştır.

Asurbanipal’in Elamlılar karşısındaki ilk zaferi Nenive’deki sarayında şaşırtıcı bir rölyefle kutlanmıştır.

Hoş bir bahçede, sedirde uzanan kral ile yanında koltukta oturan kraliçesi hizmetkarlarınca serinletilirken bir yandan da içkilerini yudumlarlar.

Sol tarafta bir müzisyen harp çalar.

Bu huzurlu sahnenin ortasında ağaçların birine asılmış bir kesik baş durur.

Bu, Til-Tuba Savaşında öldürülen Elam Kralı Teumman’ın başıdır.

Bu heyecandan uzak tarz ile, kraliyet sarayının yontma dekorlarını görme ayrıcalığına erişenlere, düşmanların başlarına gelenler ve hükümdarların soğukkanlılığını gösteriyordu.

Sanherib sarayının taht odasında ve bitişikteki bazı odalarda restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

İki ana odanın tüm girişleri kanatlı boğa heykelleriyle çevrili olarak bulunmuştur ve 19’ncu yüzyıl kazıcılarının hiçbirinin kaydetmediği bir dizi ortostat bulunmuştur.

Bu levhalardan biri, kulelerle ağır bir şekilde savunulan yabancı bir şehrin Asur ordusuna teslim oluşunu tasvir etmektedir.

Taht odasının bitişiğindeki taş döşeli bir banyo ve büyük antrede en az 40 oyma ortostat bulunmaktadır.

Temsil edilen konular arasında Sanherib’in dağlık bölgelerde yaşayan halklara karşı yürüttüğü seferler, kuşatılmış şehirler ve Asur ordusu birlikleri yer almaktadır.

Asurbanipal tarafından inşa edilen kütüphane:

Düşmanlarını ezip aslanları öldürmese de, belki de uygunsuz bir şekilde Asurbanipal bilimsel uğraşlardan hoşlanıyordu.

Bir kral için alışılmadık bir şekilde okuyabiliyor ve yazabiliyordu.

Bilimsel yetenekleriyle övünmeyi severdi ve hatta saray kabartmalarında kendini kılıcının yanında kemerinde bir kalem (yazmak için kullanılır) ile tasvir ederdi.

Kalem, kılıçtan daha güçlü olabilir, ancak Asurbanipal, ikisinde de oldukça becerikliydi. Asurbanipal, dünyada sistematik olarak toplanan ve kataloglanan ilk kütüphaneyi kurdu. Sahip olmaya değer her kitabın bir kopyasını istedi ve adamlarını dünyadaki tüm bilgiyi toplamak için imparatorluğun dört bir yanına gönderdi.

Asur kitapları çoğunlukla kağıda değil, kil tabletlere semboller oluşturmak için küçük kamalar kullanan çivi yazısı adı verilen bir yazıyla yazılırdı. Toplamda bu tabletlerden yüz binlercesini topladı ve bunların yaklaşık 30 bin tanesi şu anda İngiltere’de Britihs Museun’dadır.

“Ben, Asurbanipal, Nabu’nun (yazı tanrısı) bilgeliğini öğrendin, ne kadar varsa, bütün uzmanların yazıcılık uygulamalarını ele geçirdim, onların talimatlarını inceledim” demiştir.

Asurbanipal’in kütüphanesi, MÖ 612 civarında s arayın yanan duvarlarının altına gömülmüş ve 2.000 yıldan fazla bir süre kayıp kalmıştır. Kütüphanenin ilk kırık ve dağınık kalıntıları, 1849 yılında bulunmuş ve şu anda British Museum’da sergileniyor.

O zamandan beri dünyanın dört bir yanından bilim insanları bu parçaları incelemişler ve Asur kültürü hakkında bildiklerinizin çoğu bu metinlerden gelmektedir.

Eserler arasında Gılgamış Destanı da vardır. Günümüzde dünyanın en eski edebiyat eserlerinden biri olarak kabul edilen bu eserin bir kısmı, günümüzde Tufan Tableti olarak adlandırılan tablete kaydedilmiştir. Büyük Tufan’ın öyküsünü anlatan ve o zamana kadar sadece İncil’den bilinen bir kitap.

Asurbanipal

Asurbanipal neden tabletler topladı?

Asurbanipal olağanüstü bir kraldı. Yazıtlarında, bilgisinin genişliği ve derinliğiyle övünür. Diğer Asur kralları orduyu uzak diyarlara seferlere götürürken, Asurbanipal evinde kalırdı. Asurpanibal’in saraylarının duvarları, birçoğunda kemerine sıkıştırılmış bir yazı kalemi ile tasvir edilen kral kabartmaları da dahil olmak üzere oyma kabartmalarla süslenmişti.

Asurbanipal’in babası, genç prensin eğitim almasını istiyordu çünkü bu imparatorluğu yönetmek için güvendiği uzmanlığa erişmesini sağlayacaktı. Asur bilimi tanrıların iradesini anlamaya odaklanmıştı, bu yüzden kütüphanesi de tanrılardan gelen alametleri yorumlayan metinlere odaklanmıştı.

Ancak Asurbanipal’in edebi kitaplara da ilgisi vardı. Asurbanipal, muhtemelen duygusal nedenlerle, eğitimi sırasında yazdığı tabletleri hala saklıyordu. Koleksiyonundaki tabletlerin çoğu, sarayına ait olduklarını belirten bir tür kütüphane damgası taşıyordu.

Nebi Yunus bölgesi

NEBİ YUNUS TEPESİ:

Nebi Yunus adı verilen diğer tepe, Koyuncuk’un 1 km güneyindedir.

İkisinin arasından antik kenti kuzey ve güney kısımlara ayıran Dicle’nin kollarından Husur ırmağı geçer.

Nebi Yunus Bölgesi

Nebi Yunus tepesinde, büyük balığın karnından kurtulduktan sonra, Ninivelilere vaaz verdiğine inanılan Yunus Peygamber ile bağdaştırılmış bir Müslüman türbesi vardır.

Metta oğlu Yunus, Asur İmparatorluğunun başkenti Ninova (Ninive) hakkına gönderilmiş bir peygamberdir. Yunus, 33 yıl onları tanrının dinine davet etmiş, kendisine bu süre içinde sadece 2 kişi inanmıştır.

Bu dini alan ve çevresinde sınırlı kazı yapılabilmiştir.

Yine de Asur savaş makinasının kalbinin burası olduğu açıkça belirlenmiştir.

Cephanelik:

Nebi Yunus höyüğünde bir cephanelik inşa etti.

Mısır’ın fethini kutlamak amacıyla girişine Firavun Taharka (Tarku) heykellerini ganimet olarak dikti. Bunlar 1954 yılında Irak Eski Eserler Dairesi adına Fuad Safar tarafından keşfedildi.

 

ESKİ KENT TEPESİ:

Bu iki önemli tepe dışında, kentin kuzeybatı köşesinde, kral tarafından inşaat yaptırılmayıp bir tür yukarı sınıf bölgesi işlevi gören “eski kent tepesi” nde de kazılar yapılmıştır.

Yakınlarda seramik ve bakır atölyeleri bulunmuştur.

 

AŞAĞI KENT:

Kentin geri kalan çok büyük kısmı olan Aşağı Kent, 1990’larda bir yüzey araştırması yapılana dek pek keşfedilmemiştir.

1991 yılında Körfez Savaşı bu çalışmaları durdurdu.

Ama Musul kenti, antik kentin güney kısmına genişlemeye başladığından, bu önemli kurtarma çalışmasının acil tekrar başlatılması gerekti.

ASURBANİBAL:

Kral Sanherib’den sonra gelen oğlu Esarhaddon (hükümdarlığı MÖ 681-669) tahta geçmiş ve babasının yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Esarhaddon Mısır seferinde öldüğünde annesi Zakutu (yaklaşık MÖ 718-668) oğlu Asurbanipal’in yeni kral olarak tahta geçmesini yasallaştırmıştır.

MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında Asurbanipal, Akropolis’in kuzeybatı ucunda yeni bir saray inşa ettirdi.

Ayrıca büyük kütüphaneyi yaptırdı.

Verileri toplamak ve kopyalamak için, yazıcıları topladı.

Ülke genelindeki antik metinler, K Koleksiyonu, 20.000 den fazla tablet veya tablet parçasından oluşuyordu ve Mezopotamya’nın kadim kültürünü kapsıyordu.

Konular edebi, dini ve idari olup, tabletlerin çoğu mektup biçimindedir.

Temsil edilen öğrenim dalları arasında matematik, botanik, kimya ve sözlük bilimi yer almaktadır.

Kütüphane, antik dünya hakkında çok sayıda bilgi içermekte ve gelecek nesiller için akademisyenlere ilham kaynağı olacaktır.

Asurbanipal’in ölümünden 14 yıl sonra, Ninova, bir daha asla toparlanamayacağı bir yenilgiye uğradı.

MÖ 612 yılında Babilliler, İskitler ve Medler tarafından şehrin yağmalanmasını temsil eden geniş kül izleri, Akropolis’in birçok yerinde bulundu.

MÖ 612 yılından sonra şehir önemini yitirdi.

Ancak bazı Seleukos ve Yunan kalıntıları vardır.

MS 13’ncü yüzyılda şehir, Musul Atagelreri altında bir miktar refah içinde görüldü.

Daha sonra evler en azından MS 16’ncı yüzyıla kadar iskan edilmeye devam etti.

 

Ölümü:

Asurbanipal’ın hayatı iyi belgelenmiş olsa da ölümü bir sır olarak kalmıştır. 19’ncu yüzyılda arkeolojik keşifler yapılmadan önce, Asurbanipal sonrası yazarlar tarafından Sardanapalus olarak biliniyordu ve Asur’un son kralı olarak romantikleştiriliyordu. Bir Farsça anlatıma göre, Ninova düşmanlarının eline düştüğünde, sarayında cariyeleriyle, altın ve gümüşle birlikte kendini yaktı.

Ancak arkeolojik kanıtlar, Asurbanipal’in Asur’un son kralı olmadığını ve Ninova’nın düşüşü sırasında ölmediğini kanıtlamıştır. Ancak ölümünden kısa bir süre sonra MÖ 612 yılı civarında imparatorluk zayıflamış ve çeşitli guruplar Asur şehirlerini yağmalayarak imparatorluğun çöküşüne yol açmıştır. Ondan sonra gelen krallar hakkında çok az şey bilindiğinden, Asurbanipal’in Asur’un son büyük kralı olduğuna inanılır.

 

ŞEHRİN SONU:

MÖ 612 yılında, Medler, İskitlerden de yardım alarak, 3 aylık bir kuşatmadan sonra Ninive şehrini ele geçirip yağmaladılar.

 

HEYKELLERİN PARÇALANMASI:

İşid, Musul’un da içinde bulunduğu Ninova eyaletinde bulunan bir arkeoloji müzesini (Nineveh Arkeoloji Müzesi) yerle bir etti.

Suriye Til Barsip

Yeni Asur döneminde 3 büyük başkentin yanında eyaletlerde de kentler vardı. Bu eyalet merkezlerinin en önemlilerinden biri de, günümüzde Suriye sınırları içinde bulunan Til Barsip’de (günümüzdeki ismi Tell Ahmar) idi.

Önceleri, Aramiler’in Bit-Adini Devletine başkentlik yapan Til Bar-sip, Fırat nehrinin doğu kıyısı üzerinde ve Kargamış’ın 20 km kadar güneydoğusundadır.

Assur ile Suriye arasındaki Guzana, Harran ve Hadatu gibi kentleri dolaşarak gelen önemli bir yolun stratejik konumlu bir noktasında kurulmuştur.

9 yüzyılın ortalarında, II Şulmanu-aşerid tarafından Assur eyalet merkezi durumuna sokulan kent, bu tarihten sonra, fatihinin adına göre Kar-Şulmann-ayerid olarak adlandırılmıştır.

Güneyden Fırat, kuzeyden ise 2 km uzunluğunda surlarla çevrili olan Til Barsip’in planı: kabaca yarım daire biçimindedir. Taş temel üzerine kerpiç duvar yöntemiyle yükseltilmiş olan surların kalınlığı 11.5 metreyi bulur. 8.5 metrelik aralıklarla payanda görevi yapan çıkıntılara sahip olan bu sur üzerinde, 3 ana geçit bulunmaktadır. Bunlardan sadece kuzeydoğudaki günümüzde görülebilmektedir. İki kuleli olan bu kapı geçidinde nöbetçi odaları ile geçidin iki yanında, yükseklikleri 2.5 metreyi bulan taştan koruyucu aslan kabartmalarına yer verilmiştir. Bunların üzerine, ad ve unvanları sonradan kazılarak silinmiş olmakla birlikte, eyalet valisi Şamşi-ilu’nun yazıtları kazılıdır.

 

Saray:

Til Barsip Sarayı kentin güneyinde bir tepe üzerindedir. Aslında 9 yüzyılda III Şulmanu-aşerid tarafından kurulmuş olmalıdır. Ancak sarayın esas kullanımı 8 yüzyılın ortalarına, Assur’un en bunalımlı günlerinin yaşandığı bir döneme denk gelir. Til Barsip Sarayı yoğun bir biçimde IV Şulmanu-aşerid, III Aşur-dan ve V Aşşur-nimari çağlarında kullanılmıştır. Bu sarayda oturan kişi ise, güçsüz Assur kralları döneminde turtanu olarak İmparatorluğun gerçek yöneticisi durumuna giren Şamşi-ilu’dur.

Mimarisi daha sonraki dönemlerde tadilatlarla değiştirilmiş ve en eski bölümü kuzeydoğuda olan sarayın günümüze kalabilmiş bölümü 130 x 70 m boyutlarında ve dikdörtgen planlıdır. Ana yapıya kuzey duvarının kuzeybatı ucundaki iki büyük kule ile korunan bir geçitle girilebilmektedir. Tüm kompleks, her biri tabanı taştan levhalarla döşeli bir avluya sahip üç birimden oluşur. Batıdaki avlu saray hizmetine yönelik odalarla kuşatılmıştır. Bu geniş avlunun düzenlenişi Kalhu ekal maşarti’sindeki avluları hatırlatır.

Öndeki avludan girilen ve dış avlu olarak nitelendirilen ikinci avlu kabul salonuna girişi sağlar. Orta ya da iç avlu durumundaki üçüncü avlu ise ana kabul dairesi ile iki büyük özel daireyi birbirine bağlar. Anlaşılacağı gibi, bir eyalet sarayı olmakla birlikte Til Barsip’te üç avlulu bir saray sistemi bulunmaktadır.

Ana kabul salonunda: taht, kuzey kısa duvarına açılmış bir niş içine yerleştirilmiş, iki basamaklı taştan altlık üzerinde durmaktadır. Bunun önünde ise odanın tabanında, hareketli mangallarla ilgili olarak, taştan ve yivli bir ray düzeni yer alır. 4.5 m kalınlığındaki taş temelsiz duvarları freskolarla süslü olan bu salondan, gerisindeki geçit holü yardımıyla iç avluya ulaşılır. Mavi, kırmızı ve siyah renklerle yapılmış olan frestolar tabandan 0.50 m yükseklikteki bitümlü bir süpürgelikten sonra başlatılmıştır. 1.50 m yükseklikteki ana sahneler ise göz düzeyine gelecek biçimde yerleştirilmiştir. En üstte geometrik, bitkisel ve koruyucu hayvan motifleriyle doldurulmuş, 2.30 m yüksekliğindeki frizler uzanır. Böylelikle duvarların 4.50 m karelik bir bölümü boyanmıştır.

Evet, bu şehrin kalıntıları tümüyle kazılmıştır. Sitadelden başka bir ekal maşarti’in varlığına işaret eden hiçbir iz bulunamamıştır. Aşağı kent konusunda hemen hemen hiç bir şey bilinmiyor.