
Şehir Irak ülkesinin Orta-kuzey kesiminde, Musul şehrinin 30 km güneyinde, Salamiyah köyünün 5 km güneyinde yer alan antik Süryani kentidir.
Dicle nehrinin Zap suyu ile buluştuğu noktanın 10 km kuzeyinde, stratejik bir konumdadır.
Kökü çok eskilere dayanan geleneksel başkent Assur’dan (bugün Kal’at Şergat) sonra, Yeni Asur döneminde kurulmuş ilk başkettir. Eski Ahid’de Kalah, bugünkü Nimrud olarak anılan Kalhu’dur.
3000 yıllarından beri yerleşmelere sahne olan bu kentte Orta Assur dönemi krallarından, I Şulmanu-aşerid (1274-1245) bir saray inşa ettirmiştir. 879 tarihinde ise II Aşşur-nasir-apli tarafından Assur Devletinin başkenti durumuna getirilmiştir.
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:
Kalah şehri, ilk olarak 1845-54 yılları arasında, Layanrd ve diğerlerince de 1949-63 yılları arasında İngiliz Mallowan tarafından incelenmiştir.
19 ve 20’nci yüzyıl arkeologları: Yaratılış Kitabında adı geçen İncil kralı Nemrod’un şehri olduğuna inandıkları için, şehir “Nimrud” olarak bilinir.
İncil metninde, Asur, Nuh’un oğlu Sam’ın oğludur ve bu nedenle Kalhu, İncil anlatısına göre Büyük Tufan’dan sonra inşa edilen ilk şehirlerden biri olacaktır.
Gerçekten Büyük Tufan olup olmadığı ve hatta Büyük Tufan’ın yaşanıp yaşanmadığı bilinmiyor ama “Kalhu” anlatılarda büyük bir şehir olarak önemlidir. Yani II Aşurnasirpal şehri Asur imparatorluğunun başkenti yapmadan önce de, şehrin ünü ve önemi kanıtlanmıştır.

II AŞURNASİRPAL:
MÖ 884 yılında tahta çıktığında, II Aşurnasirpal İmparatorluk genelinde çıkan isyanlarla derhal ilgilenmek zorunda kaldı.
Tüm isyancıları acımasızca bastırdı, isyancı şehirleri yerle bir etti ve başkalarına bir uyarı olarak kendisine karşı çıkan herkesi kazığa oturttu, yaktı ve diri dire derisini yüzdürdü.
Ardından sınırlarını güvenceye aldı ve kraliyet hazinesini ganimetlerle dolduran seferlerle sınırlarını genişletti.
İmparatorluğu güvenceye aldıktan sonra, II Aşurnasirpal, dikkatini başkent Aşur’a çevirdi ve burayı yeniledi. (hükümdarlığı sırasında Ninova ve diğer birçok şehri de yeniledi)
Aşur, Asur şehirleri arasında en müreffeh olanlardan biriydi.
Adad Nirari I’in (MÖ 1307-1275) saltanatından beri, Asur İmparatorluğunun başkentiydi.
Büyük şehri kendi süslemelerini ve iyileştirmelerini ekledikten sonra, II Aşurnasirpal artık statüsünde bir değişiklik yapmanın zamanının geldiğini hissetti.
Asur sakinleri, şehirleriyle ve başkentin vatandaşları olarak, sahip oldukları prestijle gurur duyuyorlardı.
Birçok bilim insanı; II Aşurnasirpal’in adını seleflerinden üstün kılmak ve şehirlerine değil, kendisine adanmış bir halka hükmetmek için tamamen yeni bir şehir ve yeni bir nüfus istediğini ileri sürmüştür.
Ancak bu sadece bir teoridir.
Çünkü başkenti Ashur’dan taşımaya, onu neyin motive ettiği tam olarak bilinmiyor.
Kalhu şehrinin başkent olarak seçilmesi:
Kalhu’nun başkent olarak seçilişinin nedeni açık değildir. Ancak eski ve köklü Assur’dan başka bir başkent kurma isteği kökende Orta Assur çağına değin geri gider.
Assur’un yayılmacı politikasıyla aynı zamana rastlayan bu yer değiştirme girişimlerinde en önde gelen etkenler, eski Assur kentinin özellikle zengin kuzey ve kuzeybatı bölgelerine doğru yapılacak harekatlardaki elverişsiz konumu ile dinamik bir yönetime olanak tanımayacak kadar sıkışıklaşmış kent olarak da uygun olmayan coğrafi özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
Dicle ve Büyük Zap nehirlerinin birbirine kavuştuğu, Dicle’nin doğu yakasındaki Kalhu’nun seçiminde rol oynayan öteki etkenler açık bir biçimde bilinmemektedir. Bununla birlikte, coğrafi konumu açısından Ninive’yi andıran Kalhu çevresinde Dicle ırmağının ulaşıma çok elverişli olması, geçerli bir neden sayılabilir. Ziraat ve hayvancılığa elverişli toprakları bulunan bu yerin bir başka ca önemi de hem Dicle hem de Büyük Zap ırmaklarına oldukça yakın oluşudur.
II Aşurnasirpal: harabe Kalhu şehrini seçmiş ve yazıtlarında şunları yazmaktadır.
“ Benden önceki Asur kralı olan Salmanaser’in kurduğu eski Kale kenti, harap olmuş yıkıntıya dönmüş, bir höyük ve yıkıntı yığınına dönüşmüştü. O kenti yeniden inşa ettim. Çevresine meyve bahçeleri kurdum, efendim Asur’a meyve ve şarap sundum, su seviyesine kadar kazdım, duvarlarını inşa ettim, temelinden tepesine kadar inşa ettim ve tamamladım.”
Evet MÖ 879 yılında şehir Aşurnasirpal tarafından başkent ilan edildi.
Ne zamana kadar? II Sargon, MÖ 717-706 yılları arasında yeni şehri Dur-Şarrukin’i inşa etti ve MÖ 706 yılında başkenti oraya taşıdı.
Yeni Kalhu şehri, 7.5 km uzunluğunda surla çevrili, 360 hektarlık bir alanı kaplıyordu.
Tamamlandığında, II Aşurnasirpal, şehrin surları içinde tamamen yeni bir nüfus (16 bin kişi) yerleştirdi ve yeni sarayında ikamet etmeye başladı.
Kent Surları:
Kalhu, fazla düzenli olmamakla birlikte, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yaklaşık olarak 2100 x 1670 metre boyutlarındaki, 360 hektarlık bir alana yapılan kenti, uzunluğu 8 km yi bulan surlar çevirir. Taş temel üzerine kerpiç duvar düzeniyle örülmüş olan surların kalınlığı, daha iyi bir biçimde incelenebildiği güneybatı kesiminde 21 metreye kadar çıkar.
Surlar üzerinde, 23-25 metre aralıklarla, genişliği 9 metreyi bulan 4 metrelik destek çıkıntıları bulunur. Kuzey suru üzerinde 58, doğuda ise 50 kadar destek çıkıntısının olduğu görülebilmektedir.
Yapımına II Aşşur-nasir-apli;’nin döneminde başlanan surlar ancak oğlu III Şulmanu-aşerid döneminde bitirilmiştir.
Kentin, biri doğu, öteki ise kuzey duvarının batı köşesinde olmak üzere 2 ana kapısı vardır. Bunlardan kuzeydeki Ninive’ye doğru giden bir yolun üzerindedir.
Kent batıdan Dicle yatağı, güneyden ise Büyük Zap’tan getirilen Babelat-hegalli (Bereket Kanalı) adı verilen su kanallarıyla çevrilidir. Bu durum kapı kıyısının 2 ile sınırlı kalmasının en büyük nedeni olmalıdır. Çünkü batı ve güney yönlerden ulaşım mümkün değildir. Kent suru, kuzey ve doğu yönleri önüne açılmış hendeklerle ayrıca güçlendirilmiştir.
Sitadel:
Kenti oluşturan öğelerin en başında gelen ve ortalama yüksekliği 20 metreyi bulan bir tepe üzerindeki, 20 hektarlık alan kaplayan sitadel, güneybatı köşededir. Güney ve batıdan surlar, kuzey ve doğudan ise, kalınlığı 37 metreyi bulan ayrı bir duvarla çevrili olan sitadele doğudaki tek bir kapıdan girilmektedir. Her iki yanı koruyucu aslan kabartmalarıyla bezeli olan bu geçide, üzeri taş kaplama bir yoldan ulaşılır. Ancak fazlaca kötü durumdaki bu aslan kabartmaları üzerinde III Şulmanu-aşerid’in yazıtları kazılı olduğundan, sitadel kapısındaki inşaatın II Aşşur-nasır-apli döneminde tamamlandığı anlaşılmaktadır.
Sitadelde, saray ve tapınaklarla birlikte, ancak 7 yüzyıla ait olanları tanımlanabilen, önemli kişilere ait konutlar bulunmaktadır. Sitadel kapısından girilip, önceleri II Aşşur-nasir-apli ve oğlu III Şulmanu-aşerid tarafından inşa edilen, 800 yıllarında da büyük çapta elden geçirilmiş ve 788 yılında açılmış olan, Babil baş tanrısı Marduk’un oğlu, yazı ve güzel sanatlar tanrısı Nabu ile eşi Taşmetum’un tapınağının cephesi boyunca uzanan yoldan ilerlenerek, kuzeye dönülünce, sitadelin orta yerinde bir meydana gelinir. Kısmen açılmış olan bu meydanın, en azından kuzey ve batı cephesi, II Aşşur-nasir-apli ve oğlu III Şulmanu-aşerid’in yaptırdığı kabartmalarla süslü yapılarla kuşatılmıştı.
Rassam Obeliski:
II Aşur-nasir-apli tarafından yaptırılmıştır. Taşının rengi nedeniyle “Siyah Obelisk” olarak isimlendirilir.
Zigurat:
Saray kümesinin en kuzeyinde, günümüzde yüksekliği 43 metreyi bulun ve kutsal bir dağı simgeleyen Ziggurat vardır. İnşasına II Aşşur-nasir-apli’nin başladığı ve oğlu III Şulmanu-aşerid’in bitirebildiği bu kutsal yapı, güney eteğindeki iki saray şapeliyle birlikte, yer tanrısı Enlil ile savaş, av ve Kalhu kentinin baş tanrısı Nunurta’ya adanmıştır.
Kraliyet Sarayı:
Yeni Asur dönemi saraylarının en eskisi II Aşşur-nasir-apli’nin Kalhu da yaptırmış olduğu saraydır. İnşası 879 yılında tamamlanmış olan bu sarayı bizzat kurucusu şu şekilde anlatmıştır.
“Yeni bir kent yaptım, içine krali ikametim ve soylu beğenim için sedir, selvi, ardıç, şimşir, dut, şamfıstığı ve ılgın ağaçlarından bir saray kurdum. Kapılarına beyaz kireçtaşı ve su mermerlerinden yaptırdığım, dağlar ve denizlerin güçlü hayvanlarını yerleştirerek bezedim, onu görkemli kıldım ve tüm çevresine bakır çiviler çaktım. Geçitlerini sedir, selvi, ardıç ve dut ağaçlarından kanatlı kapılarla kapattım ve egemenliğim altına aldığım ülkelerden ganimet olarak ellerimle topladığım çok çeşitli gümüş, altın ve bakırla sarayımı güzelleştirdim.”
Kalhu sitadelindeki konumu nedeniyle günümüzde “Kuzeybatı Sarayı” denen, II Şarku-kin dönemi kayıtlarında ise bir kanadı “Ardıçlı Saray” olarak adlandırılan bu yapıda başlıca 3 bölüm bulunmaktadır.
Yönetim bölümü, kraliyet ofisleri, depolar, arşivler, mutfaklar, ahırlar vb mekanlarla birlikte kuzeyde, çeşitli tören ve şölenlerle ilgili özel kısım güneyde, harem olarak nitelendirilecek en mahrem kesim ise güneydoğu uçtadır.
Bir sel yatağınca büyük çapta yıkıma uğratılmış ve kuzey-güney yönde genişliği 70 m olan dış avlu konusunda ayrıntılı bilgi yoktur. Bu büyük avluya ana giriş, bir zamanlar önerilmiş olduğu gibi saray şapellerinin yer aldığı kuzeyden değil, doğudandır. Merkezi konumlu iç avlu ise günümüze oldukça sağlam bir durumda gelmiştir ve 32 x 27 m boyutlarındadır, tabanı su geçirmez bitümle kaplı, pişmiş toprak levhalarla döşelidir.
Evet, saray, eski höyüğün kaleyi kentin geri kalanından, yaklaşık 15 metre kadar yükselten ve 120 kat tuğladan meydana gelen bir platform üzerine inşa edilmiştir.
Mari’deki Zimri-Lim’in Sarayını çağrıştıran bir şekilde, her ikisi de avlular çevresinde düzenlenmiş düzinelerce odadan oluşan, biri kamusal (kuzey ucu), diğeri özel (güney) iki büyük sektöre ayrılmıştı.
Biri ortada, ikisi yanlarda olmak üzere, 3 ana giriş, geniş dış avludan kuzeye doğru bakıyordu.
Taht Odası:
Kuzeybatı sarayının 70’den fazla odası vardı.
Doğudan uzun dar koridor, Taht Odasına çıkıyordu.
Taht odasının boyutları 42 x 10 metredir.
Kalabalık toplantılar yapılabilecek genişlikteki bu odanın doğu ucunda girenin soluna gelecek şekilde yerleştirilmiş taht altlığı durmaktadır. Üzerinde tahtın durduğu iki basamaklı altlık 3 x 2.40 m boyutlarında ve 15 ton ağırlığında tek bir kireçtaşı bloğundan oluşur. Üzeri kabartmalı olan bu altlıkta kralın tutsak prensleri huzuruna kabulü, ganimetlerin taşınması ve ortadaki ana panoda da Babil Kralı ile yapılan anlaşma gibi konulara yer verilmiştir.
Bunun önünde ve taban üzerinde günümüzde iyi durumda kalmamış olmakla birlikte taştan bir ray sisteminin varlığı görülebilir.
Daha sonraki bazı örneklerde de görüldüğü üzere, çoğu kez yivli olan bu sistem, soğuk kış aylarında salonları ısıtmak için kullanılan hareketli, büyük mangallarla ilgili olmalıdır.
Tell Halat’ta bulunmuş, tunç ve demirden 4 tekerlekli bir örnek dışında özgün mangallara rastlanmamış, Yeni Asur dönemi saraylarında kış aylarında mangal kullanıldığı konusunda yazılı kanıtlar bulunmaktadır.
Örneğin kralın yemek odasını anlatan bir metne göre: ” ve bir erkek uşak elinde demirden bir çubuk, demirden bir kanca ve demirden maşa tutar. Mangaldan ateş ya da kömür düşecek olursa onu alır ve mangala koyar.”
Taht odaları çoğu kez sarayların en kalın duvarlı hacimleridir. Bu nedenle öteki odalara oranla yüksekliklerinin de farklı olduğu anlaşılır. Gerek kalın duvarları ve gerekse merdiven boşluğu, kral dairelerinde ikinci bir katın varlığını düşündürür.
Evet taht odasına devam edelim:
Her kapı açıldığında, iki tane lamussa adı verilen, dev, insan başlı, kanatlı boğa biçiminde, büyülü koruyucu yaratık rölyefi duruyordu.
5.5 metre kareye ulaşabilen dev taş bloklar, Musul yakınlarındaki taş ocaklarından buraya getirilmiş, daha sonra yontulmuştu.
Taht odası ile yakınındaki odaların çoğu, dikey olarak duvarların en alt kısmına yaslanan ostostatlar veya taş levhalarla dekore edilmişti.
Yeni Asur Saraylarının sadece birkaçında böyle rölyefler olması, özellikle pahalı ve önemli olduklarını gösterir.
Musur mermeri veya kaymaktaşı olarak bilinen yerel bir tür alçıtaşı kullanıldı.
Levhalar yerlerine yerleştirilir ve sonra yontulurdu. Yontma imgelerinin amacı, Asurluların krallık kavramını yansıtmaktı.
Vahşi iblis ve canavar heykelleri, girişleri kötü güçlerden korurdu.
Odaların içlerinde, yontulmuş ostostarlardaki konu “kral” dı ve savaş ve avda muzaffer, tanrı Asur’un lütfu için uygun sunu ve işaretleri gerçekleştirir halde tasvir edilmişti.
İnce ayrıntılara dek anlatılan savaş sahneleri, ziyaret eden tebaaya yıllık vergilerini esirgediklerinde veya isyana kalkıştıklarında başlarına gelecekleri hatırlatıyordu.
Taht odası, tahtın arkasındaki rölyef paneller:
Taht odasındaki kral tahtının arkasında ve orta kapının karşısındaki rölyef panellerde, sunu ve işaretler görülür.
Kesik koni şeklindeki başlığından tanınan ve iki kere gösterilmiş olan kral, kutsal bir ağacın yanında durur.
Solda, ağacın üzerinde kanatlı disk içinde, bir erkek olarak beliren tanrı Asur’a yakarır.
Sağda, duası kabul gören kral, tanrı tarafından kutsanır.
Kral figürünün arkasında, kanatlı cinler durur.
Bu koruyucu yaratıklar, ellerinde stilize edilmiş hurma palmiyesini gübrelemek veya krala büyülü korumalarını serpmek için kullanabilecekleri bir kova ve bir huni taşırlar.
Odalar serin ve karanlık olduğundan, konuların görülebilmesi için rölyefler orijinal olarak parlak renklerde boyanırdı.
Yazılı ifadeler de önemliydi.
Figürlerin üzerine, şeritler halinde kralların yaptıklarını anlatan çivi yazısı oyulurdu.
Saraylar son derece kalın, kerpiç duvarlarla sağlam şekilde inşa edildiğinden ostostatların yapısal bir işlevi yoktu, ama Asur krallığının önemli yönleri hakkında bu tasvirler kuşkusuz, bakanları uygun bir hayranlık ve saygı hissi ile dolduruyordu.
Rölyeflere ek olarak Kuzeybatı Sarayından çoğu orijinal olarak mobilyalara süs olarak iliştirilmiş güzel fildişi oyma dizileri bulunmuştur.
Sarayın açılışı:
Aşurnasirpal’in Kuzeybatı Sarayının MÖ 879 tarihinde resmi açılışı, taht odasında bir girintinin üzerinde 153 satırlık bir metin bulunan bir stelde kaydedildi.
Sadece MÖ 19’ncu yüzyılda Kral ikametgahı olarak kullanılan Kuzeybatı Sarayı, daha sonra imparatorluğun yıkılışına kadar, çeşitli işlevlere hizmet etti. Önemli görevlilerin barındığı bir mekan, kervan ticareti için bir merkez, bir hazine ve bir tahıl ambarı olarak kullanıldı.
Bilim insanı Karen Radner’e göre:
“Kalhu’nun; Aşurnasirpal dönemindeki en etkileyici binası şüphesiz yeri kraliyet sarayıydı. 200 metre uzunluğunda ve 130 metre genişliğindeki saray, çevresine hakimdi ve kale höyüğündeki konumu, günümüzdeki adı olan kuzeybatı sarayını doğurmuştu.
Üç avlu etrafında düzenlenmiş olan saray, devlet dairelerini, idari kanadı ve kraliyet kadınlarının da barındığı özel odaları barındırıyordu.
Şehrin diğer özellikleri:
Aşurnasirpal: Türünün ilk örneği olduğu düşünülen bir hayvanat bahçesi ve askeri seferlerinden getirdiği egzotik hayvanlar, ağaçlar ve çiçeklerin yer aldığı botanik bahçeleri inşa ettirdi.
Yazıtlarında şöyle diyordu:
“Yukarı Zab nehrinden bir kanal kazdım, bir dağın tepesinden deldim ve adını Patti-hegali koydum. Dicle’nin ovalarını suladım ve içlerine türlü türlü meyve ağaçları diktim. Şarap sıktım ve efendim Asur’a ve ülkemdeki tapınaklara ilk meyve sunuları sundum. Kanal yukarıdan bahçelere doğru akıyordu. Sokaklar mis gibi kokuyor, cennetin yıldızları gibi dereler zevk bahçesine akıyor. “
Festival:
Şehir, bahçeler ve saraylar tamamlandığında ve koridorlarının duvarlarını kaplayan kabartmalarla dekore edildiğinde, II Aşurnasirpal çevredeki halkı ve diğer ülkelerden ileri gelenleri kutlamaya davet etti.
Festival 10 gün sürdü ve Ziyafet Stelinde 69.574 kişinin katıldığı kaydedildi.
Asıl sayı ne olursa olsun, çoğunluk sarayı incelemek üzere davet edilen elçiler ile diğer önemli kişilerin dışında kalan, aşağı kentin sakinleri olmalıydı.
Bu kutlama menüsü: 1.000 öküz, 1.000 evcil sığır ve koyun, 14.000 ithal ve besili koyun, 1.000 kuzu, 500 av kuşu, 500 ceylan, 10.000 balık, 10.000 yumurta, 10.000 somun ekmek, 10.000 ölçek bira ve 10.000 şişe şarap içeriyordu, ancak bunlarla sınırlı değildi.
Kutlama bittiğinde, ileri gelenlerin yeni sarayındaki kabartmaları görmelerine izin verdikten sonra misafirlerini “huzur ve neşe içinde” evlerine gönderdi.
Evet şehirle ilgili anlatıya devam edelim:
Ünlü Standart Yazıtı, fetih zaferlerini defalarca anlattı ve kendisine karşı ayaklananların korkunç kaderini canlı bir şekilde resmetti.
Yazıt ayrıca, kendi ülkesinden ve diğer ülkelerden ileri gelenlerin kiminle karşı karşıya olduklarını tam olarak bilmelerini sağladı.
“Büyük kral, dünyanın kralı, Asur’un yardımıyla ilerleyen yiğit kahraman: dünyanın dört bir yanında rakibi olmayan, yüce çoban, hiç kimsenin karşı koyamadığı güçlü sel, tüm insanlığı yenen, eli tüm toprakları fetheden ve tüm dağ sıralarını alan kişi unvanlarını talep etti.
İmparatorluğu, günümüzde batı İran, Irak, Suriye, Ürdün ve Türkiye’nin bir kısmını kapsayacak olan topraklara yayıldı ve parti misafirleri gittikten sonra, hüküm sürmek için yeni sarayına yerleşti.
Kendi ifadesine göre parlak bir general ve yönetici olmasına rağmen, belki de en çok esirlerine yapılan zulmü acımasızca ve açık sözlü bir şekilde anlatmasıyla tanınır.
Saltanatının ayrıntıları neredeyse tamamen kendi yazıtlarından ve Calah’taki (günümüzdeki Nimrut, Irak) sarayının kalıntılarındaki görkemli kabartmalardan bilinmektedir.
Şehirde hüküm süren diğer Asur kralları:
III. Salmanaser:
MÖ 858-824 yılları arasında hüküm sürmüş Asur kralıydı.
Güçlü bir askeri genişleme politikası izlemiştir.
Sammu-ramat, Asur kralının annesiydi.
Sammu-ramat:
MÖ 9’ncu yüzyılda ortaya çıkmış, efsanevi bir kahraman haline gelen Asur kraliçesidir. Sammu-ramat, Asur kralının annesiydi.
Adad-nirari III (MÖ 810-783 yılları arasında hüküm sürmüştür) Steli yani anıt taş gövdesi Ashur’da bulunmuştur. Calah’taki bir yazıt ise, kocasının ölümünden sonra orada egemen olduğunu göstermektedir.
Sammu-ramat, Herodot tarafından ve daha sonraki tarihçiler tarafından anılmıştır.
Diodorus Sicilus, onun hakkında bir efsane anlatmıştır. Ona göre: bir tanrıçadan doğmuş ve Asurlu bir subayla evlendikten sonra, güzelliği ve cesaretiyle Kral Ninus’u büyülemiş ve karısı olmuştur. Kısa süre sonra, Ninus ölünce, Sammu-ramat iktidara gelmiş ve uzun yıllar hüküm sürmüştür. Bu süre zarfında, Babil’i inşa etmiş ve uzak diyarları fethetmeye yönelmiştir. Evet kendisi Yunan efsanesine göre Semiramis olarak tanınır.
Ezida tapınağını da kurmuştur. Yazı tanrısı Nabu (Nebo) ve eşi Tashmetum’un (Taşmit) tapınağını da içeren Ezida tapınağı. Tapınak kütüphanesi ve ek binasında birçok dini ve büyülü metin ve Esarhaddon’un (680-669 yılları arasında hüküm sürmüştür) son vasiyeti e dahil olmak üzere çeşitli anlaşmalar bulunuyordu.
Burada Babil tanrısı Nabu’dan biraz daha söz etmek istiyorum. Nabu, Asur-Babil panteonunun başlıca tanrısıydı. Yazı sanatının koruyucusu ve bitki örtüsü tanrısıydı. Nabu’nun sembolleri, tanrılar tarafından insanlara verilen kaderleri yazan kişiye ait olduğu düşünülen kil tablet ve kalemdi. Babil I Hanedanının son kralı olan Samsuditana, Nabu’nun heykelini Esagila Tapınağına yerleştirdi.
Şimdi de şehrin genel yapısal özellikleri:
Şehir, Kuzey Mezopotamya’daki demir çağı kentlerinin 4 tipik özelliğine sahiptir.
1’nci özellik:
Kent kabaca dikdörtgen biçimde ve kerpiç tahkimat duvarlarıyla çevriliydi. Şehirde, 7.5 km uzunluğundaki duvarın içinde kalan alan 360 hektardı.
2’nci özellik:
Saraylar ve tapınaklar, daha eski küçük bir kasabanın kalıntılarını barındıran bir höyüğün üzerinde yükseklerde yer alan, duvarlı bir kale içindeydi. Bu tür kaleler yeniden tasarlanmış bir Yeni Asur kentinde asla merkezde yer almaz, kenarda, kent surlarına bitişik olurdu.
Kalab’daki 24 hektar alana sahi kale, güneybatı köşede, ırmağın yanındadır. Ancak günümüzde Dicle ırmağı, o güne göre biraz daha batıdan akar.
II Asurnasirpal’in Kuzeybatı Sarayı ve daha sonraki hükümdarlarca inşa ettirilen saraylar burada yer alırdı. Sarayın yanında tapınaklar ve bir ziguratın varlığı kilit öneme sahiptir. Sümer kent merkezlerinin aksine, dini olan artık seküler olana tabi hale gelmiştir.
3’ncü özellik:
Kent surlarında bulunan ama ana kaleden biraz uzakta ikinci bir kalenin varlığıdır. Bu ikinci yüksek alanda, askeri faaliyetler gerçekleştirilirdi. Kalah şehrinde kentin en güney ucunda, II Asurnasirpal’in oğlu II Şalmanezer (MÖ 830-824) bir cephanelik, bir saray, kralın tahtı için bir kaide bulunan bir tören alanı, atölyeler ve depolarıyla bir kale eklemişti.
Bu duvarlarla çevrili 300 x 200 metre boyutlarındaki kompleks Şalmanezer kalesi olarak bilinir.
4’ncü özellik:
Kaleler kentin geri kalanından daha yukarıda yer alırdı. Kent sektörleri arasındaki farklar, Güney Mezopotamya’da olduğu gibi kanal veya geniş sokaklar yerine yükseklik farklarıyla belirlenirdi.
Mezarlar:
1989 yılında burada aralarında Aşurnasirpal’in kraliçesi Mulissu-mukannisat-Nunua’nın son dinlenme yeri de bulunan 3 mezar tonozu/yeraltı mezar odası; Iraklı arkeolog Muzahim Mahmut Hüssein tarafından ortaya çıkarıldı. (konut kısmının zemininin altında)
Mullissu-mukannisat-Ninua, sarayın önde gelen yetkililerinden biri olan kralın sakisinin kızıydı.
Zengin cenaze eşyaları, kral ve maiyetinin yaşadığı lüksü canlı bir şekilde yansıtmaktadır. Mezarlarda iskeletler üzerine örtülmüş, yüzlerce parça şık altın ziynet eşyası bulunmuştur.
Şehrin Sonu:
MÖ 7’nci yüzyılda Sargon hanedanının oturmak üzere Ninova/Ninive’yi seçmesi üzerine şehir eski önemini kaybetti. II Şarru-kin yeni başkenti Dur-Şarrukin’e taşıdı.
670 yıllarında Aşşur-aha-iddin başkenti yeniden Kalhu’ya taşımaya karar verdiyse de bu tasarı kralın ölümü üzerine son buldu. Bununla birlikte, Kalhu şehri giderek büyüyüp gelişerek önemini İmparatorluğun yıkılışına kadar korudu.
Şehir MÖ 614-612 yılında Babil ve Med orduları tarafından yerle bir edilmiştir.
Tabii daha sonraki tarihlerdeki yıkım ise, 3000 yıllık kent İşid tarafından yakılmıştır. Mart 2015 tarihinde, Işıd’in buldozerleri kentin kazılan kalıntılarını yok etmiştir.























