Afyonkarahisar Dazkırı

Afyonkarahisar Dazkırı


Afyonkarahisar-İzmir kara yolu üzerindedir ve bağlı bulunduğu Afyonkarahisar şehri yanında, Denizli’ye daha yakındır ve bu yüzden, ilçe halkı, genellikle Denizli şehrine giderler. Ben, burada 1 gün kaldım ve bu bir günlük süre içinde, özellikle, Acıgöl yöresinde gezdim ve gölde üretilen kimyasal madde çökelti havuzları çok ilgimi çekti.

Göl aynı zamanda, kuş gözlem alanı, yani bu sığ göl üzerinde, birçok kuş türünü izlemek ve özellikle güneşin batışını izlemek büyük bir muhteşem güzeldir.

Afyonkarahisar Dazkırı

ULAŞIM

Dazkırı, ulaşım imkanlarının geniş olduğu bir yöremizdir. Denizli-Afyonkarahisar karayolu, ilçe merkezinden geçer. Bu yüzden, genellikle, tanınan ve ismen bilinen bir ilçedir.

Dazkırı-Afyonkarahisar arasındaki uzaklık: 140 km. Dazkırı-Denizli arasındaki uzaklık: 80 km. dir. Dazkırı-Dinar arasındaki uzaklık: 34 km. Dazkırı-Çardak arasındaki uzaklık: 21 km. Dazkırı-Ankara arasındaki uzaklık: 422 km.

Kara yolu dışında, ilçe merkezinden demiryolu geçmektedir. İzmir-İstanbul demir yolu, ilçe merkezinden geçmektedir. Demir yolu ile bağlantılı olarak, ilçe merkezinde istasyon binası var.

Yöreye, hava yolu ile ulaşmak ta mümkündür. Denizli-Çardak hava alanı, ilçe merkezine, yalnızca 20 km. uzaklıktadır. Isparta hava alanı ise, 60 km. uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Dazkırı

TARİH

Dazkırı tarihinde, yerleşim yeri olarak kullanılması yakın geçmişe dayanmaktadır. Hacı Paşa Ağa başkanlığındaki Tatoğulları aşireti, Kızılırmak boylarından göçerek, buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra yöreye Çerkezler yerleştirilmişlerdir.

İlçe, bir süre “Apa” daha sonra “Bolatlı “(atların bol olması nedeniyle bu isim verilmiştir) ve bu ismin Ankara-Polatlı ilçesiyle karıştırıldığı için “Tazkırı” ve “Dazkırı” olarak değiştirilmiştir.

1958 yılına gelindiğinde, Dazkırı’nın ilçe statüsü kazandığı görülür. 1965 yılından sonra ise, yöre hızla kalkınmaya başlamıştır. Yöre halkı, genellikle göçmen ve aşiretlerden ve Bulgaristan ile Romanya’dan gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Bu arada “Dazkırı” kelime anlamı “bozkır, açık alan, kırlık yer” demektir.

Afyonkarahisar Dazkırı

GENEL

Yörenin toplam alanı: 340 km. karedir. İlçe merkezinin denizden yüksekliği ise, 830 metredir. Önemli bir akarsuyu yoktur. Güneyinde acı göl bulunmaktadır. Bu gölün suyu acı olduğu için, içinde canlı yaşamaz ve barınmaz.

Yerleşim yerinin iklimi: genellikle İç Ege ve Akdeniz bölgesi iklimlerinin bir karışımıdır. Yani, bir anlamda geçiş iklimidir.

Yıllık yağış miktarı azdır. Kışlar kısmen soğuk, yazlar ise sıcak ve az yağışlı geçer. Arazinin % 65’lik bölümü ovalık, % 35’lik bölümü ise dağlardan oluşmaktadır.

Afyonkarahisar Dazkırı

İlçe halkının, % 80’lik bölümü çiftçilikle uğraşmaktadırlar. Yörede yetiştirilen tarım ürünlerinden öne çıkanlar şunlardır: şeker pancarı, haşhaş, fasulye, kiraz, ceviz, dut, ayva ve kavak ağaçlarıdır.

İlçenin köylerinin diğer önemli gelir kaynaklarından birisi de, yağlık gül yetiştiriciliğidir. Haşhaşın ise, özel bir yeri vardır ve yoğun olarak yetiştirilir.

İlçede büyük bir çorap fabrikası var ve burada üretilen yıllık 900 bin çift çorabın tamamı yurt dışına ihraç ediliyor.

Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl
Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl
Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl

 

ACIGÖL

Dazkırı ilçe merkezinin güneyinde bulunan bir göldür. Aynı zamanda Başmakçı ilçesi sınırlarına da dahildir. Göl: Başmakçı ilçesi Aşağı Akpınar köyündedir. 

Türkiye’de bu isimle anılan göllerin en büyüğüdür. Daire biçiminde olan gölün uzunluğu 27 km ve en dar yeri ise 9 km. dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 842 metredir. 

Burası, dağlarla çevrili tektonik bir göldür. Gölün bir volkanik patlama sonucu oluştuğu ve derinliğinin 300 metreyi geçtiği biliniyor. Derinliği bakımından dünyada 3’ncü sıradadır. 

Dağlardan gelen kaynak suları ve Başmakçı bölgesinden gelen Kocaçay ile beslenmektedir. Sönmüş bir volkan kraterinin su dolmasıyla oluşmuştur.

Krater çukurunun uzunluğu 800 metre ve genişliği ise 500 metredir. Gölün suyu acı ve tuzludur, çünkü suyunda yüksek oranlı magnezyum ve sodyum klorürleri ve sülfat bulunur.

Bu yüzden, gölde balık yaşamaz ve kurak yaz aylarında göz beyaz bir görüntü alır. Sadece Flamingo gibi acı suları seven kuşlar üreme ve konaklama için buraya gelirler. 

Sodyum sülfat denilen bu kimyasal madde: özellikle çamaşır deterjanı yapımında yoğun olarak kullanılmaktadır ve dünya üzerinde en yoğun kaynaklardan birisi, Acıgöldür.

Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl

Acıgöl kıyısında, Alkim-Alkali Kimya Fabrikasında ( kara yolunun hemen kıyısındaki bu fabrika, rahatlıkla görülmektedir) üretim yürütülmektedir. 

Fabrikanın arka bölümlerinde ise, göl yüzeyinde, kimyasal maddenin elde edilmesi için kullanılan çökelti havuzları görülmektedir ki, bu bölüm de ziyaret edenleri ilginç görüntüler sunmaktadır. Havuzlardan elde edilen glauber tuzu özel düzen ve sistemlerle göl kenarından temizlenerek, yine özel dizayn edilmiş pompa ve bozu hatlarıyla fabrikaya ulaştırılıyormuş.

Gölde, önemli kuş alanları da bulunmaktadır. Bu kuş alanlarında: flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt, angıt, gülen sumru gibi kuş türleri barınmaktadır. Günümüze kadar olan süreçte, bu alanda 203 kuş türünün gözlendiği belirtilmektedir. 

Son olarak, 2001 yılında yapılan gözlemlerde, burada, 119 kuş türü gözlemlenmiştir. Gölün sularında bulunan minerallerin, insan vücudunda sivilce, kaşıntı, kara ve benzeri hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Acıgöl ile ilgili olarak son bir not, bir efsane var. Bu efsaneden söz etmek istiyorum “Eski dönemlerde bir derviş, Acıgölün bulunduğu yere gelir. Ancak Acıgöl yoktur ve onun yerinde büyük bir dağ ve bu dağın eteklerinde küçük bir köy varmış.

Derviş köylülerden ekmek ister, ancak hangi kapıya gitse kovulur ve sadece 2 çocuklu bir gelin, kendisine gizlice ekmek verir, ağırlar, ibadet etmesi için imkan sağlar.

Derviş geline şöyle der “kızım şimdi burayı terk et ve her ne olursa olsun arkana bakma” Gelinde bunun üzerine bir çocuğunu sırtına alır ve diğerini de elinden tutarak köyü terk eder.

Efsanevi taşın bulunduğu yere gelince, arkasında oluşan gürültüyü merak eder ve arkasına bakar, köyün bulunduğu dağ yerle bir olmuştur.

Hemen önüne döner ve önüne dönmesiyle birlikte kendisi de taş olur. ” Evet, efsane bu kadar, tanıdık geldi, tabii ülkemizde birçok yerde benzeri efsaneler var, hatta Somon ve Gomorro efsanesini bilenler de aynı yönde olduğunu hatırlamışlardır.

Afyonkarahisar Dazkırı Lavanta Üretimi

LAVANTA ÜRETİMİ

İlçe merkezine bağlı İdris köyünde lavanta üretimi yapılmaktadır. Burası Türkiye’nin ikinci büyük lavanta üretim merkezidir. Lavanta, tıbbi ve aromatik bir bitki olup ilaç ve parfüm sanayinde kullanılmaktadır. Haziran ve Temmuz aylarında, mor rengini alan lavanta tarlaları, çevreden gelen turist gurupları tarafından ziyaret edilmektedir.

Afyonkarahisar Dazkırı Halı-Kilim ve Haşhaş Festivali
Afyonkarahisar Dazkırı Halı-Kilim ve Haşhaş Festivali

 

DAZKIRI HALI-KİLİM VE HAŞHAŞ FESTİVALİ

Festival, her yıl Temmuz ayı içinde, 3 gün süre ile devam etmektedir. Festival bünyesinde: lunapark, konserler, halk oyunları ekibi gösterisi, geçit törenleri ve alışveriş mekanları kurulmaktadır.

Festival bünyesinde, Dazkırı bisiklet festivali de yapılmaktır. Bisiklet festivalinde, ilçe halkı ve çevreden gelenler tarafından, belirlenen rotada bisikletli turlar yapılıyor.

Afyonkarahisar Dazkırı Halıları

NE SATIN ALINIR

Dazkırı yöresine yolunuz düşerse, buraya has “halı” satın alabilirsiniz. Dazkırı halıları: 200 yıllık bir geçmişe dayalı olarak dokunmaktadırlar. Özellikle: Aşağı Yenice köyü, halı dokunan bir yer olarak bilinir. Dazkırı halısının en büyük özelliği: motifleridir. Bu motif özellikleri, doğadan alınmaktadır.

Yöre insanları, dokudukları halılara, yöresel isimler koymaktadırlar. Bunlar: çarklı halı, kuşlu halı, kazayağı halı, kalemli halı.

Evet, özellikle “Murat Köyü” günümüzde tam bir halı köyü olarak bilinmekte ve her gün birçok turist gurupları tarafından ziyaret edilmektedir.

Turist gurupları için : halı dokunmasından önce, yünün eğirilip, ip haline gelmesinden, halının dokunuz tezgahtan çıkmasına kadar tüm işlevlerini görebilecekleri bir ortam yaratılmıştır.

Son bir not, bu ilçede, güzel bir çorap fabrikası var ve üretilen çorapların hepsi, yurt dışına ihraç ediliyor, fabrikanın satış mağazasına uğramayı ihmal etmeyin.

Afyonkarahisar Dazkırı

GEZİLECEK YERLER

Dazkırı ilçesinde, her ne kadar tarihi kalıntı çok diye düşünülse de, herhangi bir arkeolojik araştırma çalışmalarının yapılmamış olması yani bu kalıntıların gün yüzüne çıkarılmamış olması, buranın, tarihi yönden turistik özelliklerini öne çıkaramamaktadır.

Yani: Dazkırı yöresine yolunuz düşerse, nereyi gezeyim-nereyi göreyim diye düşünürseniz, bence, Acıgöl bölgesini gezip görebilirsiniz ki, başkaca bir gezilip görülecek yer öneremeyeceğim. Ben yine de, yörenin tarihi eser bakımından önem kazanan birkaç bölgesinden söz etmek istiyorum.

Afyonkarahisar Dazkırı Sarıkavak Köyü
Afyonkarahisar Dazkırı Sarıkavak Köyü

 

SARIKAVAK KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı 9 km. uzaklıktaki Sarıkavak köyünde, MS 200 yıllarına ait, Romalılardan kaldığı düşünülen, kayalar içine oyulmuş kabinler görülmektedir.

Bu kabinlerde: çeşitli zamanlarda, paralar-gözyaşı şişeleri ve muhtelif toplar kaplar bulunmuştur.

Köyün güney kısmında görülen höyükler ise, herhangi bir arkeolojik araştırmaya tabii tutulmamışlardır.

SANAOS-SANAUS-ANAUA

Konumu:

Acı gölün kuzeyinde, Dazkırı ilçesi merkezine bağlı Sarıkavak köyünde, köyün yaklaşık 720 metre güneybatısındadır. 

Antik yerleşim, Denizli-Ankara karayolunun 68’nci kilometresinde, yol ayırımından kuzeye doğru yaklaşık 1 km uzaklıktadır. 

Gölden uzak konumdadır. Batı-güneybatı eteğinde kurumuş bir dere yatağı vardır.

 

ÖNEMİ:

Konumu itibarıyla hayati öneme sahip bir boğazı denetim altında tutan Anaua-Sanaos bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Ancak herhangi bir ayrıntılı arkeolojik araştırma yapılmamıştır. 

 

GENEL:

Antik kentin, yazılı belgelerden öğrenilen iki ismi vardır. İlk ismi “Anaua” dır.

Bazı yazarlar Anaua’nın sözcük anlamı üzerinde durarak kökeninin Luwi diline dayanan bir isim olduğunu belirterek çeşitli saptamalarda bulunmuşlardır.

Luwice Anawa’nın “Yamaç” anlamına geldiğini belirten araştırmacıları destekleyen tek kanıt, kentin bir yamaç yerleşimi olmasıdır.

Bazı araştırmacılar ise kentin Frig kökeni üzerinde durarak Anava-Sanaos’un “zana-wa” dan türediğini öne sürerler. 

Kentin ismi ilk kez: Herodot tarafından kullanılmıştır. Herodot: Xerxes’in Celainai’den Kolossai’ye giderken, Anua’nın ve tuz çıkarılan bir gölün yanından geçerek Kolossai’ye geldiğini yazar. Herodot’un bahsettiği tuz çıkarılan göl, bugünkü Acı göldür. Herodot’un yazdıklarından yola çıkarak: Anaua çevre coğrafyasına bakıldığında Xerxes’in seferi sırasında tercih edebileceği iki güzergah bulunmaktadır. Apameia’dan (bugünkü Dinar) yola çıkan ordu, ya Başmakçı civarında Anaua Gölünün (Acı göl) kuzeyindeki boğazdan ya da Acıgöl’ün güneyindeki, daha uzak olan güzergahı kullanarak Kolossai’ye (Honaz) ulaşmış olmalıdır. Zaten günümüze kadar yapılan araştırmalarda Acıgöl’ün güneyindeki yerleşmelerde göle yakın herhangi bir antikçağ yerleşimi ya da kalıntısına rastlanmamıştır. 

Strabon: Frigya bölgesinin iki büyük kenti olan Laodikeia ve Apameia Kybotos’tan bahsederken bu iki kente komşu olarak saydığı kentler arasında Sanaos’a da yer verir. Strabon’un tarifine göre: bu iki kente komşuluk derecesine yakın olan ve bu iki kentin arasında yer alan Sanaos’tan başka adı antik kaynaklarda geçen bir kent yoktur. 

Dolayısıyla bu konumlandırmalar, Anaua-Sanaos’un yeri konusunda önemli bilgiler verir. 

Plinius: çeşitli coğrafyalarda mevsim değişiklikleri nedeniyle meydana gelen farklılıklardan bahsederken Küçük Asya’daki Sannaus adlı gölün de bu değişikliklerden etkilendiğini, gölün oldukça tuzlu olduğundan ve göl çevresinde bir bitki türünden bahseder. Plinus, yaptığı bu tarifle Heredot’un aynı adla anılan kent ve göl tanımı birleştirildiğinde, antik kentin Acıgöl kıyısında bir yerleşim olması gerektiği kesindir. 

Hierocles, MS 6’ncı yüzyılda bölgedeki piskoposluk merkezleri arasında kentin adını Savaos olarak verir. 

Sonuçta: antik kaynaklara göre, kentin ilk ismi, ilk önce Anua, en azından MÖ 2’nci yüzyıldan sonra da muhtemelen Anua’nın çeşitli ses değişimlerine uğrayarak Sanaos, Sannaus, Savis, Suvau ve son olarak ta Savaos olarak geçtiği görülür. 

Bunun dışında, kentin en azından MS 6’ncı yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılır. 

1881 yılında gezgin ve araştırmacı Ramsay: bölgede Anava ve Savaos olarak adlandırılan iki kenti birbirinden ayırarak, bunları birbirinden bağımsız farklı kentler olarak değerlendirir. Keretapa’yı Sarıkavak köyüne yerleştirir. 

1897 yılında yine gezgin Anderson tarafından: kentte yaptığı bir araştırmada Nekropolde bulduğu iki yazıtı kanıt olarak sunar. Yine bu makalesinde, Sarıkavak köyünde bulduğu yazıtlardan yola çıkarak, burasının Apameia ile bağlantısı olduğunu ve Sanaos’un Apameia’ya bağımlı bir kent olduğunu yazmıştır. Evet bu yazıtlar önemlidir. Çünkü: ilk yazıtta: Sanaos’a bir Bouleutherion sunan Diodorosun oğullarından aynı isme sahip Kalistratos adlı kardeşler olduğunu belirtir. Yani, kentte önemli ve zengin ailelerinden olan Diodoroslar, kente bir boluleutherion sunmuşlardır. 

Yani, buna göre: Sanaos kenti hiç te küçümsenmeyecek bir kenttir hatta kendi kararlarını aldığı bir meclise de sahiptir. 

MÖ 2-1’nci yüzyıllara tarihlenen Sanaos’a ait bilinen 6 sikke ve yazıt, yerleşimin bir köyden daha çok polis olduğunun açık belgeleridir. 

Evet, antik dönem şehrinin ismi hakkındaki bu bilgilerden sonra, şimdi gelelim höyük yerleşimine:

Köye ulaşım sağlayan asfalt yolun hemen bitişiğinde yapılan incelemeler sırasında, yüksekliği yaklaşık 25 metre ve taban genişliği 40 metre olan yüksek tepe bulunuyor. 

Bu tepenin Tunç Çağından Bizans dönemine kadar yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. 

Bu höyük, yaklaşık olarak 3500 yıllık bir yerleşime sahip olmuş ve yüzyıllarca doğudan-batıya geçişi sağlayan boğazın, hemen yanında kurulması itibarıyla önemli bir yerleşim olarak tarihe geçmiştir. 

Höyüğün üzerinde farklı yapılara ait duvarlar yüzeyde görülür. Höyüğün üstünde doğal nedenlerle meydana gelen 0.80 metrelik erozyon toprağının altında, çeşitli kültür katmanlarının izleri rahatlıkla izlenmektedir. 2.10 metre derinlikte, 1.20 ve 1.30 metre derinlikte iki farklı yangın tabakası oldukça net olarak görülmektedir. Ayrıca, bu kesit içinde yer yer kemik ve kerpiç kalıntılarına rastlanır. 

Taş Ocağı:

Anua antik kentinde, Nekropol alanının güneydoğusundaki yamaçta, höyüğün yaklaşık 150 metre kuzeyinde bir Taş Ocağı vardır. Antik kente taş sağlayabilecek en yakın yer kentin 1 km kadar batısında bulunan Maymun Dağının eteklerinde bulunan doğal kaya blokları olarak görülür. Ancak bu dağın oldukça sarp olması ve kent ile dağ arasındaki uzaklık nedeniyle, taş ustaları kentin hemen merkezinde bulunan ve belli bir dönem Nekropol olarak kullanılmış olan alandan taş ihtiyaçlarını karşılamışlardır. 

İşlik-Kule:

Nekropolün batısında yaklaşık 200 metrelik bir uzaklıkta, dört tarafı düzensiz kaya bloklarıyla örülmüş bir mekan bulunur. 

3.14 x 2.76 metre ölçülerindeki mekanın girişi kuzeydoğu köşededir. 0.68 metre genişliğinde bir kapı açıklığı bulunur. Girişin sağında, muhtemelen ahşap olan kapının yaslandığı yatak görülebilir. 

Mekanın yan duvarlarını oluşturan, kaya parçalarının iç yüzeyleri kesilerek düzleştirilmiş, dış yüzde kaya kütleleri işlenmeden bırakılmıştır. 

İşçilik oldukça kötüdür. Duvarı oluşturan taşların bir kısmı toprak altındadır. Yüzeydeki kısmı mekanın en alt sırasındaki temel duvarını oluşturmaktadır. 

Mekanın ortasında 2 kaya parçası bulunur. Ancak bunların muhtemelen yan duvarlardan düştüğü düşünülür. 

Evet, dörtgen planlı yapının, üst yapısına ait herhangi bir buluntu yoktur. 

Tek odalı ve höyük yerleşimine uzak denecek mesafede olması nedeniyle, yapı önce işlik olarak düşünülmüştür. Ancak basit planlı ve küçük oluşu nedeniyle işlevsel kullanıma uygun olmadığı da düşünülür. Sonuç olarak, kullanım alanı oldukça küçük olan bu yapı, muhtemelen yüksek konumu da göz önüne alınarak, daha çok bir kule izlenimi vermektedir. Çünkü araziye uygun bir alanda ve araziye oldukça hakim yüksek bir alanda konumlanmış olması, bu kanıyı yani kule düşüncesini güçlendirir.

 

Nekropol:

Höyüğün 100 metre kadar kuzeyindedir. Nekropol alanı, yaklaşık 200 x 100 metrelik bir alanı kaplar. Toprak üzerinde, izleri bulunan yüze yakın dikdörtgen planlı, ana kayaya oyulmuş basit çukur mezar görülür. Mezarların ortak özelliği: oldukça basit biçimde ana kayaya oyularak dikdörtgen şeklinde yapılmış olmalarıdır. Boyutları ölen şahsın çocuk veya erişkin olmasına göre değişmektedir. Mezarların üzeri mezar kapaklarıyla örtülmüştür. Ancak kapak taşları yoktur, muhtemelen kırılarak başka amaçlar için kullanılmıştır. 

Mezarların bir kısmı maalesef defineciler tarafından tahribata uğramıştır. 

Dazkırı Sarıkavak köyü Sanaos Antik Kenti Sunak
Sunak:

Höyüğün yaklaşık 1 m güneydoğusunda bulunan ekili arazilerin arasında tarla sınırı olarak oluşturulan alanda bir sunak tespit edilmiştir. Sunağın alt kısmında daha sonraki bir kullanıma ait olabileceği düşünülen, çanak şeklinde girinti bulunur. Oldukça bozuk olan yazıtın okunabilen kısmı değerlendirilerek, bunun bir sunak olduğu anlaşılmıştır. 

Krem renkli, iri gözenekli travertenden yapılmış sunak, 1.20 metre yüksekliğinde ve ortada 0.50 metre çapındadır. Silindirik sunağın alt ve üst kısmı profillendirilerek ortada tabula ansata bölümü bırakılmıştır. Bu alanda, 7 satır uzunluğunda Grekçe bir yazıt bulunur. Yazıttan anlaşıldığına göre, bu bir mezar sunağıdır. Harf karakterlerine göre, sunak Geç Roma dönemine aittir. 

 

 

Bölgedeki diğer buluntular:

Anaua antik kentinde yapılan araştırmalarda tespit edilen diğer buluntuların başında, zeytin işlikleri gelir. Sarıkavak köyü yakınlarında bulunan iki işlik parçası, köy ve çevresinde günümüzde de hala çok sayıda bulunan zeytin ağaçlarının, antik çağda da önemli bir gelir kaynağı olduğunu düşündürür. Bulunan her iki işlik takımı da krem renkli travertenden yapılmıştır. 

Kent kalıntılarında yapılan araştırmalarda, Erken Tunç Çağından Geç Antik döneme kadar oldukça geniş bir zaman dilimini içine alan buluntulara rastlanmıştır. Yüzeyde görülen seramik parçaları arasında, Tunç ve Demir çağına ait buluntular çoğunluktadır.

Evet, Sanaus Doğu Nekropolü ve Antik Taş Ocağı, arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak bölgede resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamaktadır. 

Afyonkarahisar Dazkırı Kızılören Köyü

KIZILÖREN KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı; ilçe merkezine 8 km uzaklıkta bulunan Kızılören köyünde de, Roma dönemine ait Tümülüsler görülmekte olup, buralarda yapılan yüzey araştırmalarında, zaman zaman toprak kaplar ve sikkeler bulunmaktadır.

Özellikle “Kayaüstü Mevkii Tümülüsü” ve bu tümülüste bulunan mezar odası ilgi çekmektedir.

Çatak Tümülüsü

Kızılören köyünün yaklaşık 2.5 km kuzeybatısında Çatak mevkiindedir. Kızılören-Hasandede karayolunun 30 metre kadar güneyinde, tarla içinde bulunmaktadır.

Roma dönemine ait tümülüs, moloz taşlı yığma toprak oluşturmuş olup, yaklaşık 30-40 metre çapındadır.

(Öğrendiğime göre, bu tümülüs iş makinası kullanılarak kaçak kazı için tahrip edilmiş, tümülüsün ortasında yaklaşık 3.40 x 3.40 metre ebatlarında ve 2 metre derinliğinde bir çukur açılmıştır.

Çukurun içinde, 2.10 metre uzunluğunda ve 1.40 metre genişliğinde ve 50 cm kalınlığında, kireç taşından yapılmış antik döneme ait bir kaba işçilikli blok bulunmaktadır.

Tümülüs, 2015 yılında arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Kızılören Köyü Camii

İlçe merkezine bağlı Kızılören köyündeki cami, 19’ncü yüzyılda yapılmıştır. Ahşap sütunlara sahip, sade ama süslemeleri olan bir yapıdır. Ahşap sütunlar üzerinde oturan, düz toprak damlı ve kalemkari süslemeleri olan bir yapı olarak tanımlanır. Plan biçimi kare veya kareye yakındır. Tek mekanlı bir camidir, ibadet alanı tek bölümlüdür. Duvarlar ve çatı iç örtüsü, yerel  teknikle yapılmış, çoğu düz basit yüzeylerdir. 

Cami iç dekorasyonundaki bitkisel, geometrik motiflerle yapılan süslemeler ilgi çeker. Bu süslemeler, Osmanlı dönemi estetiği taşır. 

Ahşap mahfili mevcuttur. Yani cemaatin bir bölümü, yükseltilmiş ahşap platform üzerine çıkarak ibadet yapmaktadır. 

 

KARAAĞAÇKUYUSU GÖLETİ:

İlçe merkezine bağlı 17 km uzaklıktaki Karaağaç köyündedir. Karaağaçkuyusu köyünün rakımı 1038 metredir. Burada bulunan bu gölet, piknik yapmak isteyenler tarafından yoğun tercih edilmektedir. Köyün adı 1912 kayıtlarında “Karaağaç” olarak geçmesine rağmen günümüzde “Karaağaçkuyusu” olarak geçer. 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Başmakçı

Afyonkarahisar Başmakçı
 

Afyonkarahisar Başmakçı: Bu şirin ilçe merkezi, Söğüt dağlarına yaslanmıştır.

Başmakçı iç kesimde kalıp ana yol güzergahı dışında olması nedeniyle yatırımların pek yapılamadığı ilçe görünümündedir ama burası Türkiye yumurta borsasının merkezidir, yumurta üretimi ve flamingolar öne çıkıyor, zaten bu yüzden “Yumurta ve Flamingo Festivali” düzenleniyor.

Tabii bir de gül var, gül yağı üretiliyor.

Afyonkarahisar Başmakçı
 

ULAŞIM

İl merkezine 129 km uzaklıktadır. İlçe merkezi, Burdur-Afyonkarahisar karayoluna 23 km uzaklıktadır. Ancak çok ilginçtir ki, Başmakçı Denizli’ye 90 km, Isparta’ya 100 km ve Burdur’a 80 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Başmakçı
 

GENEL

Acıgöl ve Burdur gölü arasındaki havzada yer alan oturma alanı nedeniyle burada daha ılıman bir iklim hakimdir.

Afyonkarahisar Başmakçı
 

YUMURTA TAVUKÇULUĞU

Başmakçı yumurta ile öne çıkar. Afyonkarahisar il genelinde, en fazla kanatlı hayvan burada bulunur.

Tavukçuluk Kooperatifi, 1976 yılında 7 kurucu üyesi ve 10 bin tavuk kapasitesiyle kurulmuştur ve halen faaliyetine devam etmektedir. Yurt içine olduğu gibi yurt dışına da yumurta satışı yapılmaktadır. Günümüzde tavukçuluk kooperatifinin üye sayısı 1650 civarındadır ve Türkiye’nin yumurta borsası özelliğine sahiptir. 

İlçedeki kanatlı hayvan sayısı 6 milyon civarındadır ve yumurta üretimi yapılmaktadır.  

Afyonkarahisar Başmakçı
 

İlçede günlük yumurta üretimi ise 4 milyondur. Üretilen yumurtaların 2.5 milyon tanesi iç piyasaya verilir ve kalanları Irak, Suriye, Katar, Kuveyt, Ürdün ve Türkmenistan gibi ülkelere ihraç edilir.

Başmakçı Gülcülük

GÜLCÜLÜK

Başmakçı’da gül sektörü de özeldir. İlçe sınırlarında yıllık 250 ton civarında gül çiçeği elde edilir.

Gülcülük Kooperatifi, 1972 yılında kurulmuş ve 350 dönüm araziden 250 ton gül yaprağı işlenmektedir. Ayrıca gül çiçeğinden Gülyağı üretimi yapılmakta olup, yağın  dış ülkelere ihracı ile ilçeye önemli derecede gelir sağlamaktadır. 

Tesisin yılda 800 ton gül işleme kapasitesi vardır. Ancak bölgedeki gül üretimi yıllık 200 ton civarındadır. 1 kg gülyağı elde etmek için 3.5 ton gül çiçeği kaynatılıp damıtılır. Kooperatifte doğal ve organik gül yağı üretimi yapılıyor.

Ekolojik gül ile konvansiyonel gül arasında sadece, sertifikalı tarım ilacı kullanılmış olması farkı var. Konvansiyonel gül yağının kilogramı 9 ile 12 bin Euro arasında iken, ekolojik gül yağının fiyatı 12 ile 15 bin Euro arasında değişmektedir. 

Üretilen gül yağı: Almanya ve Fransa’ya ihraç edilmektedir. 

 

HALICILIK

Bir zamanlar, burada her evin giriş katında meşhur el dokuma halıları dokunuyormuş.

Ancak, Çin’de üretilen halılar ülkemize girdikten sonra, halı piyasası tamamen belirli derecede sarsılmış ve ucuz halılardan dolayı Başmakçı’da halı sektörü sekte yemiştir.

Bu nedenle bir zamanlar her evin altında bulunan  halı tezgahları zamanla sökülmüş ve halıcılık son günlerini yaşamaktadır.

Afyonkarahisar Başmakçı
 

 

TARİHİ

İlçenin tarihi geçmişi Hititlere kadar gider. Ardından Frigler ve Lidyalılar bölgeye hakim olurlar. 1071 Malazgirt zaferinden sonra Oğuz boylarından Sarıkeçili Aşiretine bağlı Başmakçı cemaati, Azerbaycan’ın güneyinden Anadolu’ya girerler.

Göç yolları üzerinde bulunan ilk durakları Adana, Tarsus bölgesi olur.

Bir kısmı Tarsus ilçesinde kalırlar ve halen Başmakçı adı ile bir köy kurarlar.

Yola devam eden cemaat mensuplarının bir kısmı kuzeye, diğer bir kısmı da batı yönüne devam ederler.

Kuzeye gidenler Çorum civarına, batıya giden gurup ise şu anda Başmakçı ilçesinin bulunduğu topraklara yerleşirler.

Ardından buranın ismi “Başmakçı” olarak anılmaya başlar.

İlçeye Başmakçı isminin verilmesiyle ilgili bir başka söylenti daha var.

İlçenin kurulu bulunduğu alanın ova ve yeşillik olması sebebiyle, süvarilerin atlarını besledikleri ve arazilerin arpalık olarak kullanıldığı söylenir.

Yörede ayakkabıcılık ileri olduğundan, süvarilerin çizmelerini burada yaptırdıkları, bu yüzden ilçenin adını “ayakkabı ve çizme” anlamına gelen “Başmak” kelimesinden aldığı da söylenir.

İlçe ismi Başmakçı ile ilgili son bir not, camilerde cemaatin ayakkabılarına bekçilik eden kişinin adı, eski dilde “Başmakçı” dır.

1378 yılında Germiyan Beyi Şah Çelebi, kızını Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt’a verince, Başmakçı’nın içinde bulunduğu bölgeyi de çeyiz olarak verir. Böylece Başmakçı bölgesi Osmanlı hakimiyetine girer.

Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki Osmanlı arşiv kayıtlarında, Başmakçı 47 haneli bir köy olarak görünür. İlçe, 24 Ağustos 1892 günü saat 16.00 sıralarında büyük bir depremle sarsılır, bu deprem sonucunda 110 ev yıkılır ve 191 ev oturulamaz hale gelir.

Bu depremden sonra, Padişahın emri ile Başmakçı yeniden inşa edilir.

Başmakçı, düşman işgali görmemiştir. Ancak Çanakkale savaşı ve Kurtuluş savaşında çok sayıda şehit vermiştir.

İlçede 1952 yılında Belediye kurulmuş, 1959 yılında Dinar’a bağlı iken, Dazkırı’ya bağlanmıştır. 1987 yılında ise ilçe olmuştur.

 

NE SATIN ALINIR

Burası gül diyarı, buradan gül suyu veya gül ile ilgili ürünler satın alabilirsiniz. Veya yumurta, veya haşhaş veya haşhaş ezmesi alabilirsiniz.

Afyonkarahisar Başmakçı
 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buralara yolunuz düşerse, haşhaşlı gömme, katmer ve saçta bükme (özellikle ıspanaklı veya yumurtalı) yemenizi öneririm. Ayrıca: çullama köfte, mercimekli pilav, köy ekmeği, keşkek ve manda yoğurdu olabilir. 

 

Başmakçı Meslek Yüksek Okulu
 

 

BAŞMAKÇI MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. Okulda bankacılık ve sigortacılık ile Dış ticaret programları vardır.

Üniversite öğrencileri, kent merkezindeki sosyal hayata bambaşka bir renk katmış ve sosyal aktivitelerle ilçe halkı ile bütünleşmişlerdir.

2025 yılı itibarıyla okulda 167 öğrenci, 5 akademisyen bulunmaktadır. 

 

YUMURTA VE FLAMİNGO FESTİVALİ

Her yıl Mayıs ayının son haftası Hilal Mahallesi Akpınar yolu üzerinde yapılmaktadır. 

Festivalin ilk gününde: çelenk koyma, kortej geçişi, yöresel halı kilim stantlarının açılışı, folklor gösterileri ve konser yapılır. 

İkinci gününde: bisiklet yarışları, yöresel yumurta yemekleri yarışması, buzağı yarışması ve ünlü sanatçıların çağrıldığı konserler düzenlenir.

Festivalin üçüncü gününde: at yarışları düzenlenir. 

Festival boyunca: katılan vatandaşlara bedava ekmek arası yumurta ve süt dağıtılır. Mahalli sanatçılar konserler verirler. 

At ve eşek arabalarının da katıldığı kortej yürüyüşünde, vatandaşların üzerine yaklaşık 1 ton gül suyu sıkılır ve gül atılır.

Dinar karayolu üzerinde başlayan bisiklet yarışı, Atatürk Meydanında biter. Özellikle bisiklet yarışı yoğun ilgi görüyor ve bu yarışlara 400 civarında bisikletlinin katıldığı söyleniyor.

Zaten yörede bisiklet özel ilgi görüyor, duyduğuma göre her evde 2 tane bisiklet varmış. Dolayısıyla ilçede bisiklet trafiği yoğun olmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Başmakçı Recep Bey Camii
 

RECEP BEY CAMİSİ

İlçe merkezinde Yukarı Mahallededir.

Harimin batı duvarının güney kesiminde, bir usta kitabesi vardır.

Yatay bir çizgiyle ikiye ayrılan bir dikdörtgenin alt bölümünde “30 Temmuz 1892” tarihi ve alt alta yazılmış çeşitli rakamlar yazılıdır.

Bu rakamların ebcet hesabındaki karşılıkları bulunduğunda karşımıza “Amala Hüseyin Arif” ismi çıkar.

Bu durum yani rakam vererek isim buldurma yöntemiyle yazılan usta adı, bir başka yapıda görülmez, yani buranın en önemli özelliklerinden biridir.

Buna göre, Recep Bey camisi, süslemelerin tarihi olan 1892 yılından kısa bir süre önce inşa edilmiş veya yenilenmiş olmalıdır.

Başmakçı Recep Bey Camii
 

Cümle kapısı üzerindeki onarım kitabesine göre: 1892 yılında Hafız Ali ve Arap Hacı kızı Fatma hanım tarafından yenilenmiştir Aynı yıl cami içinde bulunan süslemeler, Burdurlu Arif usta tarafından yapılmıştır.

Dıştan sade bir görünümde olan yapı, zeminden yaklaşık bir metre yüksekliğe kadar kırma taş, üst kesimi ise kerpiçten inşa edilmiştir.

Yapı kuzey-güney yönünde uzunlamasına dikdörtgendir. İçte, ahşap desteklerin taşıdığı ahşap tavan, dışta dört yana eğimli kiremit bir çatı ile örtülüdür.

Duvarlardan yaklaşık yarım metre çıkıntı oluşturan bir ahşap saçak yapıyı dört yönden kuşatır.

Yapının kuzey cephesinde iki, diğer cephelerde ise üçerden toplam 11 adet pencere açıklığı vardır. Bütün pencereler, yuvarlak kemerlidir. Pencerelerin kemerleri ve söveleri kesme taştan yapılmıştır.

Batı cephenin kuzeyinde, sonradan açıldığı tahmin edilen, tek basamakla çıkılan bir kapı bulunur.

Bu giriş açıklığının üzeri düz bir atkı taşı ile örtülmüştür.

Kadınlar mahfiline çıkışı sağlayan merdivenlerin bulunduğu yere açılan bu kapı, muhtemelen kadınlara ayrı bir giriş sağlamak için yapılmıştır.

Başmakçı Recep Bey Camii
 

SÜSLEMELER:

Kalem işi süslemeler

Serbest fırça vuruşlarıyla yapılan kalem işi süslemeler, harimin bütün duvarlarına serpiştirilmiş durumdadır.

Duvarlar, pencerelerin yaklaşık yarım metre üzerinde, üç duvar boyunca kesintisiz devam eden bir zig zag şeritle ikiye ayrılmıştır.

Ancak şeridin altında ve üstünde özel bir süsleme programı uygulanmıştır. Kalem işi süslemeler, konu bakımından dört guruba ayrılır.

Bitkisel örnekli süslemeler: Harim duvarındaki kalem işi süslemelerin çoğu bu guruptandır.

Daha çok kahverengi, yeşil, açık mavi ve lacivert renkler kullanılmıştır.

Bitkisel bezemelerde en çok kullanılan örnek, vazodan ya da saksıdan çıkan çiçeklerdir.

Başmakçı Recep Bey Camii
 
Geometrik örnekli süslemeler

Minare tasvirleri: Harimin doğu duvarında bir, güney duvarında bir, batı duvarında iki adet olmak üzere toplam dört adet mimari tasvir vardır.

Sembolik tasvirler: Mihrap nişinde, harimin batı duvarının kuzey kesiminde ve kitabe panosunun hemen altında sembolik tasvirler görülür.

Alçı Süslemeler: Mihrap dışında alçı süsleme yoktur. Mihrap nişinin iki yanında, yarısı duvara gömülü durumdaki ahşap süslemelerin üzeri alçı ile kaplanmış ve gövdeleri kalem işi ile bezenmiştir.

Ancak caminin süslemeleri, rutubet ve onarımlar sırasında tahrip olmuştur.

Caminin orijinal minaresi 1910 yılında yıkılır ve 1949 yılında yeniden yapılır. Kitabeye göre minare halk tarafından Sandıklılı Kelle Mehmet’e yaptırılır.

Caminin mevcut minare, yapının 2 metre uzağında ve güneydoğu köşesindedir. Süslemeler çatı yapılmadan önce rutubetten, sonra elektrik tesisatı döşenirken kazmak suretiyle tahrip edilmiştir.

Minarenin şerefesi, dört sıra kirpi burnu üzerine oturtulmuştur.

Şerefe parmaklığı demirdir. 73 basamaklı, dört ışıklı, demir kaplıdır. Külah ahşap üzerine çinko kaplama olup, alemi bakırdır.

 Cami, 1985 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Başmakçı Ulu Camii-Cuma Camii-Hilal Camii
 

ULU CAMİ-CUMA CAMİ-HİLAL CAMİİ

Aşağı hilal mahallesi, Akpınar caddesindedir.

Cümle kapısı üzerindeki kitabeye göre cami, 1699 yılında Seyyit Muhammet Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Yapı malzemesi olarak, ahşap ve kerpiç kullanılmıştır. 500 kişi kapasitelidir.

Yerleşim yerinin pazarı bu mevkide kurulduğu ve genellikle Cuma namazları bu camide kılındığı için camiye Cuma Camii ismi verilmiştir.

Başmakçı Ulu Camii-Cuma Camii-Hilal Camii

 

Caminin içi

Duvarın en üstünden, boydan boya yazıyla Ayet el kürsi: altında mavi renkli süs kuşak ve üst kat pencereleri, Güney ve kuzeyde iki, doğu ve batıda üç adet dışa doğru daralan dikdörtgen pencere vardır.

Pencereler arasında içinde çiçekler bulunan, iki adet ayaklı vazo arasında, çevresi imameli sarı zemin içinde siyah yazılı Eshab-ı Kiram adları bulunan tablolar bulunur.

Altında boydan boya mavi, beyaz, siyahtan oluşan süs kuşak, altında basık kemerli (kemer çevresi kat kat süslü) pencereler güney üç, kuzey-doğu ve batıda dört tanedir.

Pencereler arasında süslü tablolar yapılmıştır. Pencere iç yüzlerinde ise karşılıklı çiçekli, ayaklı vazolar işlenmiştir.

Sütunlar kenarları yontulmuş dörtgen kesitli ahşap direk olup, 8 tanedir.

Sütun ve başlık arasında bilezik vardır. Başlıklar bağdadi tekniğiyle yapılmıştır.

Tavan ahşap olup ortada kasetli manastır tonozu yapılmıştır.

Tonoz kenarı bağdadi, ortası ahşap kaplamalıdır. Kadınlar kısmında, pencereler arasında deniz manzaralı tablolar, müezzinler kısmında çiçekli vazolar arasında dairevi sarı zemin içinde hançer saplanmış karpuz dilimleri işlenmiştir.

Başmakçı Ulu Camii-Cuma Camii-Hilal Camii
 

Kadınlar kısmı 4 ağaç sütuna oturur ve 4 ağaç sütunludur. Her iki kat da parmaklıklıdır ve kadınlar kısmında ortada çıkma vardır.

Minare: 1959 yılında yapılmıştır. Taştan yapılmış kaide kısmı ile tuğla örgü gövdeden oluşur.

Başmakçı Akkeçili Köyü Camii
 

 

AKKEÇİLİ KÖYÜ CAMİİ

Akkeçili köyünde köy merkezindedir.

Kitabesi olmayan cami 1951 yılında bugünkü şeklini almıştır. Yöre halkı tarafından, daha önce üstü toprak damlı, küçük bir mescit olduğu söyleniyor.

Başmakçı Akkeçili Köyü Camii
 

Tuğla ve briket duvarlı bir bahçe içinde bulunan cami, doğu-batı yönünde, dikdörtgen planlı, kerpiç duvarlı, içte ve dışta sıvalı, ahşap tavanlı, geniş saçaklı ve Marsilya tipi kiremitle örtülüdür.

Giriş mekanındaki harime, kuzeyde bulunan, dikdörtgen formlu, geniş iki kanatlı, demir kapıdan girilir.

Asıl ibadet mekanının kuzeyinde yer alan ahşap kadınlar mahfili, harime giriş kapısının hizasındaki kare formlu, ince ahşap iki kolon üzerine oturmaktadır.

Kadınlar mahfilinin tavanı ile bütünlük gösteren harimdeki ahşap tavan da paralel geniş çıtalı ve düzdür.

Bu tavanın ortasında güney-kuzey doğrultusunda dikdörtgen şeklindeki göbek, geometrik ve bitkisel motiflerin iç içe geçmesiyle oluşmuştur.

Mihrabın üst kısmında, kırmızı zemin üzerine yapılmış, düz ve ibrik şeklindeki eski yazı çeşitleri vardır.

Güneybatı köşedeki boyalı ahşap minber, sade ve özelliksizdir.

Caminin batı bahçesinde, camiden bağımsız olarak iki minare bulunur.

Caminin güneybatısında bulunan minare 1976 yılında, kuzeybatısında bulunan betondan yapılmış, iki şerefeli minare ise 1992 yılında yapılmıştır.

Başmakçı Değirmendere Kanyonu
 

 

DEĞİRMENDERE KANYONU

Değirmendere kanyonu, Başmakçı ilçe merkezine bağlı Yaka ve Çığrı köyleri arasında, Söğüt dağının Acı göl ve Başmakçı ilçelerine bakan kuzey yamacında bulunmaktadır.

Yaka köyünden 5 km uzaklıktadır.

Arazinin yüksekliği 893 metreden başlayıp 1127 metreye kadar çıkmaktadır. Kanyon boyu fiili ölçümde ortalama 8 km, genişliği ise ortalama 50 metredir. Ortasında Çığrı köyünden çıktığı bilinen bir dere akmaktadır. Değirmendere, Acıgöl’e akıyor.

Başmakçı Değirmendere Kanyonu
 Kanyondaki parkurun uzunluğu ise 1 kilometredir.

Büyük bölümü dar bir ortamda ilerliyor. Başlangıç ve bitiş bölümleri arasındaki rakım farkı yaklaşık 200 metredir. Kanyonun yüksekliği 15-20 metredir.

Yani kanyonun orta üstü derecede olduğu söyleniyor, yani geçiş kolay değildir.

Sonuç olarak, bu kanyonu geçmek isteyenlerin, profesyonel eğitim almaları şart, amatörlerin buraya kesinlikle girmemeleri belirtiliyor.

Hatta, kanyon geçişi için su debisinin en az olduğu Eylül ayı ortası seçilmelidir.

Çünkü su debisinin kanyon üzerinde bıraktığı izler izlendiğinde, bazı yerlerde 4 metreden daha fazla akıntı izleri görülmektedir.

Başmakçı Değirmendere Kanyonu
 Kanyonda 4 tane şelale 15-20 metre yükseklikten akıyor, ancak 10 metre yükseklik altında birçok şelale bulunuyor.

Bu şelalelerin döküldüğü bölümler derin ve tehlikelidir, şelalelerdeki su akıntı hızı yüksektir.

Bazı küçük şelalelerin düştüğü yerlerde oluşturdukları dev kazanlardaki derinlik ve oluşabilecek girdaplara karşı önlem almak gerekiyor.

Su birikintileri ise, yer yer insan boyunu aşıyor. Kayalar çok kaygandır.

Evet, kanyon yürüyüşü ve dağcılık yapmak mümkün ancak yöre halkı burayı piknik yeri olarak da kullanıyor.
Başmakçı Acıgöl Kuş Cenneti
 

 

ACIGÖL-KUŞ CENNETİ

İlçe merkezinden Aşağı Akpınar köyü istikametinde olup ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. 

Başmakçı Acıgöl Kuş Cenneti
 

Acıgöl

Acıgöl, Afyonkarahisar ve Denizli il sınırları içinde: Maymun, Beşparmak ve Söğüt dağları arasında bulunan sığ bir tektonik göldür.

Gölün büyüklüğü 41.5 km karedir. Gölün denizden yüksekliği 842 metredir.

Gölün derinliği ise 150 ile 210 cm arasında değişir. Yaz mevsiminde suyu azalır ve yer yer kurur.

Gölün güneydoğusunda bulunan Söğüt Dağının eteklerinden kaynayan sular, gölü besledikleri gibi yaşam ortamları oluşturmaktadır. 

Türkiye’nin en tuzlu ikinci gölüdür. (birinci, Tuz gölüdür) Turizm açısından önemli bir potansiyele sahiptir.

Doğa sporlarıyla ilgilenenler için, gölün güney doğusundaki dağlar ve yaylalar çok önemlidir.

Başmakçı Acıgöl Kuş Cenneti
 

 

Sodyum Sülfat

Gölün bir diğer özelliği ise, Türkiye’nin tek ve dünyanın ise ikinci, büyük, temiz ve doğal sodyum potansiyeline sahip havzası olmasıdır.

Ülkemizde sodyum sülfatın % 98’i doğal kaynaklardan ve bu miktarın % 90’ı ise Acıgöl’den sağlanır.

Gölden çıkarılan sodyum sülfat, kağıt, cam, deterjan, tekstil ve benzeri sanayilerde kullanılır.

Başmakçı Acıgöl Kuş Cenneti
 

Kuşlar-Balıklar

Evet, gölün bir diğer önemli özelliği kuşlardır. Acıgöl kenarında, dağlık kesimde İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından yaptırılan kuş gözlemevi bulunuyor.

Kuş gözlemcileri ve doğa fotoğrafçıları burayı yoğun tercih ediyorlar.

Ancak özellikle Mayıs-Ekim ayları arasında ziyaret edilmesi önerilir.

Acıgöl, kuş popülasyonu bakımından, Anadolu’da koruna gelmiş en önemli bölgelerden biridir.

Göl civarında 20 familyaya ait 160 kuş türü bulunur. Gölde 10 binden fazla kuş yaşamaktadır. Bu kuş türlerinin başında: dünya ölçeğinde tehlike altında olan ve ülkemizde doğa korumanın sembollerinden biri haline gelmiş olan “toy kuşları” gelir.

Başmakçı Acıgöl Kuş Cenneti

Toylar, Acıgöl civarında üremekte ve kış aylarını da yine bu bölgede geçirmektedir.

Ayrıca burası yaz-kış allı turna olarak da bilinen flamingo sürülerinin önemli bir üreme ve göç alanıdır.

Alandaki diğer önemli kuşlar ise, akça cılıbıt, kılıçgaga, gülen sumru ve ince gagalı martıdır.

Başmakçı Acıgöl Kuş Cenneti
 

Gölün içinde küçük küçük sodyum sülfat olmasına rağmen bazı balıkların yaşadığı görülür.

Acıgöl’de yaşayabilen bu balıklar, sivrisinek larvası yiyen bir balık türü ve bu açıdan dünyada tek türdür.

Bu balık türünün ismi: dünyada ender bulunan Dişli sazancığı sadece burada yaşamaktadır.

Sazlık alanlarda ve su kaynaklarına yakın kısımlarda kurbağa, su kaplumbağası ve 3-4 cm büyüklüğünde balıklar yaşar.

Sonuç

Evet göl çevresinde; kuşların göç mevsimi olan ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde, birçok göçmen su kuşuna ev sahipliği yapan gölde, kuşları kuş gözlem kulesinden yakından gözlemleyebilirsiniz. 

Ancak, çevredeki evlerden kaynaklanan atıklar ve fabrikaların üretim faaliyetleri, sucul yaşamı olumsuz etkiler ve göl çevresindeki canlı çeşitliliği ve sayısında düşüşe yol açmaktadır.

Gölün batı ve kuzeyinde, sodyum sülfat havuzları ile tuz üretimi yapan üç şirket bulunur.

Ancak tuz üretimi yapılan tesislerin göle pompaladıkları su nedeniyle, sulak alanın seviyesi yapay olarak dalgalanmaktadır.

Ayrıca; gölü besleyen su kaynakları ve yağışların azalmasından dolayı gölde her yıl suyun çekilmesi ve azalmasıyla birlikte flamingoların zarar görebileceği de düşünülmektedir.

Başmakçı Sultan Abdurrahman Türbesi
 

SULTAN ABDURRAHMAN TÜRBESİ

Kanlı Harim Mevkiindedir.

Sultan Abdurrahman: Horasan’da yetişip Anadolu’da yaşamıştır. Doğum yeri ve tarihi bilinmez. Anadolu’nun fetih edilmesinden sonra, memleketinden ayrılarak Başmakçı kasabasına geldiği söylenir.

Ancak hocası olan Abdülkadir Geylani: 1078-1166 yılları arasında yaşadığına göre, Abdurrahman Sultan’ın da 1100-1200 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

Türbenin yapım tarihi bilinmemektedir. Kerpiçten inşa edilmiştir.

Aralarda ahşap hatıllarla desteklenmiştir. Mekanın özgün halinde ahşap olan tavanı, kontrapılak ile kaplanmıştır.

Bu mekandan, mezarların bulunduğu asıl mekana, ahşap kanatlı bir kapı ile geçilir.

Kapı kanatlarının yüzeyleri, dikey dikdörtgen ve kare biçiminde süslenmiştir. Asıl mekanda, iki mezar bulunur. Mezarlarda Sultan Abdurrahman ve hanımı Sultan Hatun bulunmaktadır.

Afyonkarahisar Başmakçı Sultan Abdurrahman Türbesi
Başmakçı Sultan Abdurrahman Türbesi

 

Gelelim rivayetlere: Türbenin yanından, bağ ve bahçelere giden işlek bir yol vardır.

Rivayete göre: Sultan Abdurrahman vefat ettikten sonra, bu yoldan geçen birçok kimse, onu abdest alırken veya namaz kılarken gördüklerini ileri sürerler.

Burası ile ilgili anlatılan bir başka efsane var.

Söylenenlere göre: çocuğu olmayanlar burada kurban keserlerse çocuğu olacağına inanılır.

Türbede kurban kestiğinde çocuğu olanlar, kız çocuklarına Sultan, erkek çocuklarına Abdurrahman adını verirler.

Başmakçı Gülyağı Fabrikası
 

GÜLYAĞI FABRİKASI

İlçe ve yakın köylerde üretilen gül çiçeğinin değerlendirilmesi için Başmakçı Kooperatifi bünyesinde kurulan gül yağı fabrikasında, yılda yaklaşık 150-200 ton gül çiçeği işleniyor.

Tesiste üretilen ekolojik gül yağının tamamına yakını ihraç ediliyor.

Bu gül yağı: sadece ilaç sanayisinde, normal gül yağı ise kozmetik alanında kullanılıyor.

Fabrikada gül suyu üretimi de yapılıyor, hatta Isparta’daki bir çok işletmeye gül suyu gönderildiği belirtiliyor.

Başmakçı Yassıören Göleti

YASSIÖREN GÖLETİ:

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Başmakçı’ya oldukça yakın olan bu gölet, hem balıkçılar hem de piknik yapmak isteyenler için tercih edilen doğal bir alandır. Yaz aylarında serinlemek için gelen yerli halkın uğrak noktasıdır. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.