Ula ilçesinde en göze batacak husus: bolca bisiklet olmasıdır ki, Ulalılar merkezdeki ulaşımlarında, genellikle bisiklet kullanıyorlar.
Tabii bunun en doğal sonucu, temiz hava ve huzurlu, sessiz bir yerleşim yeri ortaya çıkıyor.
Muğla il merkezinin hemen yakınında, hatta bir mahallesi gibidir. Ana yoldan, yalnızca 4 km. ayrıldığınızda, bu şirin yöreye varabilirsiniz.
ULAŞIM
Muğla il merkezinden sonra, 12 km. ilerlediğinizde, Gökova’ya inen Sakar geçidine girmeden, sola dönüp, yaklaşık 3 km. ilerlediğinizde, buraya ulaşabilirsiniz.
Ula-Muğla arasındaki uzaklık: 15 km. Ula-Marmaris arasındaki uzaklık: 48 km. Ula-Köyceğiz arasındaki uzaklık: 54 km. Ula-Bodrum arasındaki uzaklık: 122 km. Ula-Dalaman arasındaki uzaklık: 81 km. Ula-Fethiye arasındaki uzaklık: 130 km. Ula-Datça arasındaki uzaklık: 125 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimcilerin, MÖ.6’ncı yüzyılda buraya geldikleri tahmin edilmektedir.
MÖ.1440 yıllarında, İyonlularla yapılan anlaşmada: Atina belgelerinde, Karyalılar’a ait şehirler arasında “Ola” isimli bir şehirden söz edilmektedir.
Evliya Çelebi ise, seyahatname yazılarında: buranın Menteşe Beylerinden Ulama Bey tarafından ele geçirildiğini ve bu yüzden Ola olan adının, Ula olarak değiştirildiğini yazmaktadır.
1954 yılına gelindiğinde, Ula’nın, ilçe olduğu görülür.
GENEL
Bölgenin yüzölçümü: 407 km. karedir. Deniz seviyesinden yükseklik ise, 600 metre civarındadır. Yörenin dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. Arazi engebelidir ve % 65’lik bölümü ormanlarla kaplıdır.
Yörede, Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak yazları kurak ve sıcak, kışları ise ılık ve yağışlıdır.
Yörede, her türlü tarım ürünü yetişir. Özellikle: tütün, üzüm ve zeytin yetiştirilir.
Yöre insanının en büyük ekonomik etkinliklerinin başında ise, arıcılık gelmektedir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Bu yörede, balık ve deniz ürünleri tatmanız gerekir. Ancak, malum, bu balık restoranlarında, bir seçimde bulunduğunuzda, fiyat konusunda ilk etapta konuşma yapmanız şarttır.
Bunun dışında, Ula bölgesi “sarımsak” ile ünlüdür.
Yani, burada sarımsak yetiştiriliyor ve birçok yemek türünde, sarımsak kullanılıyor.
Özellikle: mahalli yemeklerden tatmak isterseniz: börülce, saç böreği, börülce çorbası, galli patlıcan gibi yemeklerden tatmanız gerekir.
Son bir not: ekşili tavuk denilen bir yemek türü de, burada öne çıkıyor. Ula kebabını, Ula dolması ve Ula ciğeri de deneyebilirsiniz.
NE SATIN ALINIR
Bu yörede, Cuma günü giderseniz, ilçenin geleneksel pazarını görebilirsiniz.
Bu pazarda: özellikle kırlardan toplanan birçok ot türü, el işleri, hasır el sanatı ürünleri satılmaktadır.
GEZİLECEK YERLER
ULA EVLERİ
Turizm yönünden, buranın en büyük özelliği: sivil mimari örneklerinin bulunmasıdır.
Çünkü, Ula, özellikle yapı ustaları ile tanınıp biliniyor.
Bu evlerin en büyük özellikleri: ahşap işçilikleridir.
Evlerin içindeki dolap kapakları, tavan işlemeleri görülmeye değer güzelliktedir.
İlçenin ara sokaklarında dolaşırsanız, bu eski yapıları görebilirsiniz.
Ula Yedi Delik Kaya Mezarları
YEDİ DELİK KAYA MEZARLARI
İlçe merkezinin doğusunda, Alicin dağının yükseldiği yerdedir.
Burada yumuşak kayalara oyulmuş, Karya dönemine ait, 14 tane mezar bulunuyor.
Antik dönemdeki inanışa göre: ölüler dirildiklerinde, bunlara insanların saldırmamaları için, mezarlar, yüksek kayalara, yani insanların ulaşamayacakları yerlere yapılırlarmış.
GÖKOVA KÖRFEZİ
Muğla-Marmaris karayolu üzerinde ilerlerken 15’nci km. de, ovaya doğru kıvrıla kıvrıla inen 7 km. lik yolun üzerinde, manzara seyretmek için bulunan park yerlerinde mutlaka birkaç dakika duraklayın ve körfezin muhteşem manzarasını izleyin.
Ula Akyaka Sakartepe Seyir Terası
SAKARTEPE SEYİR TERASI
Ula’dan Gökova Körfezine inen Sakar Geçidinin üzerindeki seyir noktasında yer alan manzara alanıdır.
Körfez manzarası eşliğinde, yürüyüş, fotoğraf çekimi ve doğa keyfi için oldukça idealdir.
Özellikle gün batımında etkileyici görüntüler sunuyor.
AKYAKA
Burası: merkez ilçeye bağlı bir belde olarak, deniz kıyısında bulunduğundan, yoğun yerli ve yabancı ziyaretçi akımına uğramaktadır.
Özellikle, yaz aylarında, buranın nüfusunun iki katına çıktığı görülmektedir.
Akkaya: sırtını yüksek Sakartepe’ye dayamıştır.
Belde içi: özellikle, ahşap yapılarının ortaya koyduğu mimarisi bulunan evleriyle önem kazanıyor.
Ahşap evler, gerçekten ilgi çekiyor. Akaya bölgesindeki birçok otel ve motel, bu ahşap ve özel mimari tarz taşıyan evlerden oluşmaktadır.
Akkaya bölgesinde, şehir merkezine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz; 3 km. uzaklıktaki Çınar plajı ile karşılaşırsınız.
Burada: deniz oldukça sığ ve dalgalıdır ve bu yüzden su bulanıktır.
Azmak deresi, burada denize dökülüyor. İsterseniz, burada tek veya çift kişilik kano kiralayarak Azmak deresine girebilirsiniz.
Özellikle, hafta içinde burası sakin ve huzurlu bir yer, tabii hafta sonunda günübirlik tatilciler tarafından kalabalıklaştırılıyor.
Akkaya’nın diğer yönü ise, hemen yanı başında bulunan çam ormanlarıdır.
Burada, Orman Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen kamp ve piknik alanları bulunuyor.
Ayrıca, konaklamak için bungalov tarzı yerler de var.
Ula Azmak Nehri
AZMAK NEHRİ
İlçe merkezine bağlı Akyaka beldesinde, berrak ve soğuk suyu ile bilinen bir nehirdir.
Nehir kenarında tekne turları yapılabiliyor, su altı zenginliği ve doğasıyla keyifli bir gezi imkanı sunuyor.
Nehir kıyısındaki restoranlar ve yürüyüş yolları ile hem dinlenme hem de fotoğraf çekimi için uygun bir rotadır.
Ula Akyaka Halk Plajı
HALK PLAJI
İlçe merkezinden ulaşımı kolaydır.
Sığ ve sakin denizi sayesinde özellikle aileler ve yüzme bilmeyenler için tercih edilen bir plajdır.
Çevresinde kafe ve restoranlar bulunuyor.
NAİL ÇAKIRHAN EVİ
Bu ahşap evlerden öne çıkanı: Nail Çakırhan isimli şahsa ait evdir.
Akaya bölgesindedir.
Kendisi Ulalı olan bu şahıs: Akyaka bölgesinde, Ula tarzı bir ev yaptırır.
Bu yapıda gerek Ula evlerinin geleneksel mimari özelliklerini ve gerekse kendi zevkini yansıtır.
Bu güzellik: “Ağa Han Mimarlık Ödülü” ile ödüllendirilir.
Günümüzde, Akaya bölgesindeki evlerin birçoğunda, bu mimari tarz kullanılmaktadır.
Yani: bir anlamda, Ula geleneksel mimarisi: Nail Çakırhan tipi mimari tarza bürünmüş oldu.
SEDİR ADASI-KEDRAİ ANTİK KENTİ
Muğla-Marmaris karayolunun 24. km. den sapın ve 6 km. sonra Gökova körfezinin bir başka noktası olan, Çamlı iskelesine ulaşabilirsiniz. Çamlı iskelesinden kalkan tekneler ile, Sedir adasına gidiliyor.
Kedrai
“Sedirler” anlamına geliyor.
Ancak: antik dönemde, özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan dayanıklı sedir ağaçlarının bu ada üzerinde bulunduğuna dair herhangi bir emare görülmüyor.
Yani, buraya neden “sedir” isminin verildiği meçhul.
Tarihi süreç içindeki yazılanlar kontrol edildiğinde: MÖ.405 yılında, Atina-Isparta arasındaki Peloponnessos savaşlarında, şehir Atina yandaşı olması nedeniyle, Ispartalı Lysander tarafından saldırıya uğrar.
General adayı ele geçirir ve halkını köleleştirir.
Sedir adası
Özellikle üzerinde bulunan antik Kedrai kenti ve Cleopatra plajı ile tanınıyor.
Yani: altın sarısı kum ve mavinin birçok tonunu yansıtan denizi, ilgi çekiyor.
Özellikle, buraya has ve dünya üzerinde yalnızca buruda görülen özel yapılı kumu çok ilgi çekiyor.
Evet: Kedrai şehri, kurulu bulunduğu dönemde, surlarla çevrilmiştir.
Kale ve sur duvarları, uzaklardan görülebilen kentin orta bölümünde: Dor yapı tarzında yapılmış Apollon Tapınağı bulunuyormuş.
Bu tapınağın yerine, sonradan kilise yapılmıştır. Günümüze ulaşan kalıntı, bu kiliseye aittir.
Doğu kesimde ise, kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda günümüze gelebilen tiyatro görülüyor.
Ayrıca: antik liman kalıntıları da görülebilmektedir.
Gelelim, Cleopatra plajına: adanın altın sarısı kumsalları ile öykülendirilen bu durum, anlatılanlara göre, Kraliçe Kleopatra’nın, Romalı sevgilisi Antonius ile burada buluşması ve bu nedenle, bu kumların, Mısır’dan gemilerle buraya getirilmiş olmasıyla bağlantı kurulmaktadır.
Adanın bir diğer özel yanı: kuzey bölümünde bulunan kumların özelliğidir.
Bu kumlar: özel olarak oluşan kalker damlacıklarıdır ve burası dışında, yalnızca Girit adasında görülmektedir, yani başka bir yerde benzer kum oluşumu yoktur.
Bu kumlar: deniz suyuna karışan, karbonatça zengin tatlı sulardaki karbonatın: ince bir kum tanesi çevresinde halkalar halinde birikerek oluşturduğu kum tanecikleridir.
Kalsiyum karbonat: denizdeki dalga hareketleriyle, ufak kırıntılar üzerinde birikiyor ve bu oluşum: Anadolu denizlerinde başka yerde görülmeyen bir durumdur.
Yani, Girit haricinde, dünya üzerinde başka yerde örneği görülmemektedir.
Bu kum: sodalı suda çoğalır, ateşe tutulduğunda yanar ve büyüteç altında incelendiğinde ise, hareket ettiği görülür.
Ula Gölet
GÖLET
İlçe merkezine 2 km. uzaklıktaki bu suni gölet: ovanın su ihtiyacının karşılanması için yapılmıştır.
Ancak, gölet kıyısında güzel bir lokanta görülüyor.
Bu lokantada, yöresel yemeklerden tadabilir ve gölette, amatör balık avcılığı yapabilirsiniz.
Ula Kapuz
KAPUZ
İlçe merkezinin kuzeyinde ve halk arasında “Urganlık” olarak isimlendirilen bu yerde, bir şelale bulunuyor.
Şelale, özellikle kış aylarında suyun yoğun olduğu dönemlerde, 250-300 metrelik bir vadiden, aşağıya dökülmektedir.
Tabii bu görüntü, yeşillikler içinde, izleyenlere büyük bir güzellik sunmaktadır.
Ula Kyllandos
KYLLANDOS-OKKATAŞ ANTİK KENTİ
İlçe merkezinin batısında, Okkataş denilen tepe üzerindedir. Muğla-Marmaris karayolu üzerinde, Ula kavşağına, 200 metre kala, yoldan sapın ve Okkataş mevkiine ulaşın, burada yamaçtaki mezarları görebilirsiniz.
Burada: Karia döneminden kaldığı düşünülen bir antik şehrin kalıntıları bulunmaktadır.
Ula Kyllandos
Evet, yamaçtaki mezarlar yanında, Akropolis durumundaki tepeye çıktığınızda ise, tepe üstündeki düzlükte, bir tapınağın temel kalıntılarını, birkaç su sarnıcını ve sur kalıntılarını görebilirsiniz.
Kastamonu ilinin en büyük ilçesi. Ayrıca: 25 adet arkeolojik Sit ve 1 adet doğal Sit alanı ile, turizmin öne çıktığı bir ilçe. Özellikle: tarih meraklıları için: kale kapı kaya mezarı ve antik Pompeipolis kenti kalıntıları mutlaka görülmesi gereken yerler. Tabii bir de Taşköprü denilince akla gelen “sarımsak”
Kastamonu Taşköprü
ULAŞIM
Kastamonu il merkezine yakın ve gayet düzgün bir yol ile bağlanıyor. Bu yolun uzunluğu: 42 km. İlçenin devamında ise, Hanönü, Boyabat üzerinden, Sinop yani Karadeniz kıyısına ulaşmak mümkün. Hanönü-Taşköprü arasındaki uzaklık: 27 km.
Kastamonu Taşköprü
TARİHİ
İlçenin bulunduğu: Gökırmak (Amnias) Vadisinde, tarih boyunca, sürekli olarak yerleşimler görülür. Özellikle: Zımbıllı Tepesi olarak anılan, antik Pompeipolis şehri, bu yerleşimlerin merkezini oluşturmaktadır. İlçe merkezine: yalnızca 300 metre uzaklıkta olan Pompeipolis şehri: Kastamonu-Sinop kara yolunun da yanında kalmaktadır.
MÖ. 1000 yılından itibaren, takip eden dönemde: bölgede: Frigya, Kimmer, Lidya, Pers, Helen, Pontus ve Roma imparatorluğu egemenlikleri görülür. Ancak, bölge genellikle, yerel krallar tarafından idare edilmiştir. Bölge halkının ise: Balkanlardan gelmiş, bir Thrak boyu olduğu düşünülmektedir.
Romalılar döneminde: Pompeiopolis, eyalet merkezi durumunda idi. Zımbıllı Tepesi ise, Akropol olarak kullanılıyordu. Eyalet valisinin sarayı, mabet ve ileri gelenlerin evleri burada idi.
Türklerin bölgeye ilk girişleri: 1213 yılında, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın komutanlarından Hüsamettin Çoban tarafından sağlanır. Daha sonraki dönemde: Danişmendliler, Çobanoğulları ve Osmanlılar görülür.
Kastamonu Taşköprü
GENEL
İlçe ismini: Roma döneminde yapılan ve Çobanoğulları döneminde geliştirilen, ilçe girişindeki taş köprüden alıyor.
İlçe: tarih bölümünde anlattığım gibi, tarih boyunca sürekli olarak çeşitli uygarlıkların yerleşimlerine tanıklık ettiğinden: bol miktarda tarihi kalıntı bulunmaktadır. İlçenin 13 değişik yerinde, 70 civarında Tümülüs tespit edilmiştir. Bu Tümülüsler içinde, eski dönemlere ait, tarihi kalıntılar bulunmakta ve kazı çalışmaları ile gün ışığına çıkarılmayı beklemektedirler.
Kastamonu Taşköprü Sarımsağı
SARIMSAK
Dünyanın en kaliteli sarımsağı, burada yetiştiriliyor. Çiftçiler, dünyaca ünlü bu sarımsağa “Beyaz altın” ismini vermişler. Taşköprü sarımsağı: pembe beyaz kabuklu, acı, kışa dayanıklı ve ihracata elverişlidir. Dişler: orta irilikte ve muntazam sıralanır. Saklamaya ve depolamaya dayanıklı bir çeşittir. İç ve dış piyasalarda en çok aranan türdür.
Yiyeceklerimize çeşni veren sarımsakta: su, karbonhidrat, protein, yağ, seliloz bulunur. Ayrıca: A, B1, B2, Niasin ve C vitaminleri bulunur. Tıbbı açıdan: damarları genişletme, tansiyonu düşürme ve kandaki pıhtılaşmayı önleme gibi özellikleri vardır.
Ayrıca: kandaki yağ oranını dengeleyerek kolesterolü düşürdüğü, damarlardaki kireçlenmeyi ve beyin kanamalarını engellediğini bilinmektedir. Ayrıca: mide ve bağırsak enfeksiyonlarını önleyip, mide, bağırsak ve safra kesesisin harekete geçirerek, sindirime yardımcı olur.
Evet: sarımsak, baharı ılık ve rutubetli geçen bölgeleri sever. Bu açıdan bakıldığında Taşköprü iklimi, sarımsak tarımı için uygundur. Yıllık üretim: 18.000 ton civarındadır.
Kastamonu Taşköprü
ULUSLAR ARASI TAŞKÖPRÜ SARIMSAK VE KÜLTÜR FESTİVALİ
Her yıl, Eylül ayı başında, Taşköprü Belediyesi tarafından: “Uluslar arası Taşköprü Sarımsak ve Kültür Festivali” düzenleniyor.
Kastamonu Taşköprü Kuyu Kebabı
NE YENİR
ÇEVİRME (SIRIK) KEBABI
Bu ismin verilmesinin sebebi, kebap yapılacak hayvanın sırığa geçirilmesidir. Bu nedenle: birçok yörede yapılan çevirmeden farklıdır. Kuzu, koyun, keçi gibi hayvanlar kullanılır.
ALAN TARAMASI (KUYU KEBABI)
İlçenin zengin mutfağının başlıca sebebi: ormanları, bitki örtüsündeki çeşitlilik ve buna bağlı olarak yetiştirilen hayvan varlığıdır. Bu bitki örtüsüne bağlı olarak yetiştirilen hayvanların içinde: kuzular ön plana çıkar. Kuyu kebabı da; kuzu etinden yapılır.
ETLİ EKMEK
İlçenin en tanınan yemeklerinden biridir. Un ve kıyma ana malzemesidir.
Kastamonu Taşköprü
GEZİLECEK YERLER
Kastamonu Taşköprü
TAŞKÖPRÜ
İlçeye adını veren Taşköprü, Gökırmak üzerinde ve ilçe girişindedir. Uzunluğu: 68 metre olan köprünün, 7 gözü bulunmaktadır. Günümüzde: bu gözlerden, yalnızca 6 tanesi açıktır. İlk olarak Roma döneminde yapıldığı sanılmakta ise de; 1366 yılında, Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Celalettin Beyazıt adına yaptırılmıştır.
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)
POMPEİPOLİS
Kastamonu ili Taşköprü ilçesi sınırları içindedir. Kastamonu il merkezine 45 km uzaklıktadır.
Polpeipolis kent merkezi, bugünkü Taşköprü ilçe merkezinde ve Boyabat çıkışı otoyolunun sol tarafındadır. Zımbıllı Tepesi olarak anılan ve en yüksek noktasında denizden 594 metre yüksekliği bulunan bir tepe ile bunun kuzeyindeki daha alçak bir tepe üzerinde yer almaktadır.
Yani: Zımbıllı tepesi, iki tepeden daha yüksek olanı Akropol olarak kullanılmış ve iki tepenin çevresindeki düz alan Pompeipolis’in yerleşim alanını oluşturmaktadır.
Pompeipolis’in sınırları: kuzeyde Küre dağlarının güney yamaçlarına, güneyde: Ilgaz dağının kuzey tarafına, doğuda: Hlys ırmağına ve Osmancık civarına ve son olarak batıda: aynı zamanda Amosttris’in de sınırı olan Pınarbaşı vadisine kadar uzanmaktadır.
Antik kentin kurulmuş olduğu Zımbıllı Tepesi Höyüğü olarak anılan alan ve kuzeydoğusu 1980 yılı itibarıyla Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
TARİHİ
Paflagonya bölgesinin önemli yerleşimlerinden biridir.
MÖ 64 yılında Roma dönemindedir.
Kentin kurucusu Romalı komutan Pompeius Magnus’tur.
MÖ 66-63 yılları arasında Romalı general Pompeius Magnus, Pontus Kralı VI Mithridates’e karşı yürüttüğü seferler sonucunda Paflagonya bölgesini Roma’ya katmıştır.
Bölgedeki birçok küçük yerleşimi birleştirerek, MÖ 64 yılında Amnias vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde, Pompeipolis adıyla yeni bir şehir kurmuş ve bölgeye başkentlik yapmıştır. Kent 100-150 yıllık bir süre için Paflagonya’nın başkentliğini yapmıştır.
Aslında arkeolojik araştırmalara göre, kentin MÖ 10 bine kadar geri gittiğini gösteriyor. Bu kent daha önce de burada vardı ama Pompeus burayı aldıktan sonra adını değiştirdi.
Şehrin en önemli özelliği, ticaret yolları üzerinde bulunmasıdır. Özellikle kuzey-güney doğrultusunda Karadeniz kıyılarına ulaşan yolların kesişiminde yer alması, kenti önemli bir idari ve ekonomik merkez haline getirmiştir.
Ayrıca antik kent, bir zamanlar panayır ve festival kenti olarak da biliniyor. Kentte iki bin yıl öncesinde dansçı ve sporcuların katılımıyla gerçekleşen festivaller düzenlendiği tespit edildi.
Panagiris adı altında panayır düzenleniyormuş. Pompeipolis’te çıkan bir taş üzerine yazılan yazıdan bu anlaşılmıştır.
MS 7’nci yüzyıl başlarında Sasaniler tarafından işgal edildiğine veya MS 8’nci yüzyıl başlarında Arap akınları esnasında, kent sakinlerinin düzlükte ve korumasız bir durumda olan Gökırmak kıyısındaki eski kentlerini terk ederek, 6 km kuzeydoğuda yer alan bir kaleye göç etmiş oldukları düşünülmektedir.
Kız kalesi olarak anılan bu kalenin temellerinde, Roma ve erken Bizans dönemlerine ait devşirme malzemeler kullanılmıştır. Bu tip malzemelerin gelebileceği tek yer ise Pompeipolis kentidir ki bu da ahalinin bu kaleye taşınmış olduğu görüşünü desteklemektedir.
Muhtemelen bu evrede kentteki yapılar sökülerek yeni kale için yapı malzemeleri çıkarılmıştır.
MS 1391 yılına ait bir mektupta, bu kalenin yapı malzemelerinin hemen tamamıyla eski gösterişli bir kentten ve özellikle de kolonadlarla süslenmiş bir köprüden alınmış olduğu aktarılmaktadır.
Bu köprü de, büyük ihtimalle bugün Taşköprü olarak anılan eski Roma köprüsüdür.
Strabon tarafından Pompeipolis antik kentiyle ilgili olarak aktarılan bilgiler de oldukça önemli ipuçları vermektedir.
“Bundan başka Pontos eyaletinin Halys nehrinin dışındaki kısmı kaldı, yani Sinopis yakınındaki Olgassy dağı etrafındaki ülkeyi kasdediyorum. Olgassy dağı olağanüstü yüksek ve tırmanması zordur. Bu dağın her yerinde kurulmuş olan tapınaklar Paflagonyalıların elindedir. Etrafındaki Blaene ve Domenitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinde Amnias nehri geçer. Ve burada yapılmış olan bir iskan olan Pimolisa’dan çok uzak değildir ve şimdi harabe halindeki bu krali kaleden ötürü nehrin her iki yanındaki ülkeye Pimolisene denmektedir. Sandarakurgion dağının, yapılan madencilikten dolayı içi boşaltılmıştır. “
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR
Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinde, ilgili mercilerden alınmış ruhsatlar yardımıyla Zımbıllı Tepesinde taş ocağı olarak işletme açılmış olduğu ve yüzey kalıntılarının yerlerinden sökülerek Taşköprü ve çevresinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olduğu anlaşılmıştır.
Sit alanı olarak tescil edilmiş alanın doğusundaki sanayi sitesindeki binaların inşaatı sırasında çok sayıda sütun ve sütun başlığı ile çeşitli yapı taşlarının çıkarılmış olduğu, Taşköprü sakinleri tarafından anlatılmaktadır.
Sonuçta, buradaki kazılar burada 17 yıldır sürdürülmektedir. Son yıllardaki hızlı çalışmalar sayesinde burada bir turizm destinasyon bölgesi kurulacağı belirtiliyor.
Buranın Türkiye’nin adeta ikinci Efes’i olacağı iddia ediliyor.
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)
ROMA VİLLASI VE MOZAİKLER:
1984 yılında, MS 400 yıllarında kiliseye dönüştürülmüş bir Roma villası olduğu anlaşılan yapı açığa çıkarılmıştır.
Yapının orta mekanının taban mozaikleri sağlam bir zemin üzerinde 0.06 m kalınlığında su geçirmeyen kırmızı bir haç üzerine, renkli cam, fırınlanmış renkli kırma taş ile üçgen ve kübik mermerlerden yapılmıştır.
Mekanda farklı zamanlara ait iki ayrı mozaik tespit edilmiştir.
Bunlardan orta mekanın güneyinde yer alan mozaik: daha geç devirde ve diğerine göre daha özensiz bir biçimde yapılmıştır.
Mavi ve beyaz renklerin hakim olduğu, dalga süslemesine sahip olan mozaiğin çevresi ince kırmızı-beyaz bir bantla çevrilmiştir.
Sağlam kalan küçük bir parçada, dikdörtgen bir pano içinde büyükçe bir eşkenar üçgen ve köşelerde küçük üçgen motifleri görülür. Bu eşkenar dörtgenin içinde, kenarlarında küçük damlalar şeklinde süslemeler bulunan bir dikdörtgen daha yer alır.
Orta mekandaki diğer mozaik ise, 1971 yılında Pancar deposu inşası sırasında açığa çıkmıştır ve bilinen Pompeipolis mozaiklerinin en dikkat çekicisidir.
Figürsel süslemeye sahip olan amblemata kısmını, değişik süsleme ve ölçülerde 6 tane bant çevrelemektedir.
Bunların arasında meander, dalga, örgü, asılı kanca, balık pulu ve eşkenar dörtgen içindeki stilize göz motifleri dikkat çekicidir.
Ortadaki amblemata kısmında ise deniz üzerinde geri planda bir yelkenli gemi ve önde giysisiz bir kadın ve Triton bezemesi yer alır.
Deniz mavi, dalgalar siyah, ufuk ise beyaz renklidir.
Mozaiğin dikdörtgen çerçevesi içinde kullanılmış olan kübik taş parçaları amblemataya doğru gelindiğinde daha küçülür.
Figürlerden kadının ayak, kol ve gözleri ile Triton’un saç, göz ve karnındaki helezoni kısımlar renkli camlardan yapılmıştır.
Hellen mitolojisinde Triton, bir deniz tanrısı olarak görünür ve nadiren de göllerle ilişkilendirilir.
Bu nedenle mozaiğin amblemata kısmında yer almış olan betimi bilinen bir mitolojik öykü ile bağdaştırmak çok daha uygun gözükmektedir.
Bu öyküde: gölde yıkanan kadınları kaçırmaya çalışan Triton, tanrı Dionysos tarafından engellenmiştir.
Betimde herhangi bir mücadele izi görülmemekle birlikte Triton, dizinden ve kolundan yakalamış olduğu kadını sırtında taşımakta ve kafasını çevirmiş bir halde adeta onu kontrol etmektedir. Böylece daha evvelden hafirlerince Nereid-Triton mozaiği olarak tanımlanmış bu mozaikte gölde yıkanan kadınlardan birisinin Triton tarafından kaçırılmasının konu edildiği bir mitolojik öykünün betimlenmiş olması akla daha yakın gelmektedir.
Edinilen bilgiye göre, bu mozaik 1971 yılında açığa çıkarılıp temizlenmiş ve fotoğrafları çekildikten sonra akşam olduğu için ertesi gün kapatılmak üzere olduğu için bırakılmıştır.
Ancak ertesi sabah gelindiğinde gece boyunca bu mozaiğin amblemata kısmında kaçak kazı yapılmış olduğu görülür, elbette cahilce yapılmış bu kazı mozaiğin özellikle amblemata kısmının bir daha bir araya getirilemeyecek şekilde tahrip olmasıyla sonuçlanmıştır.
1984 yılında, 2 Numaralı kazı alanında, diğerinin hemen batısında, yüzeyde mozaik izlerine rastlanmasıyla açılmış ve bu alanda çok bölümlü bir yapı kompleksi açığa çıkarılmıştır.
Yapıdaki mozaik döşeli iki mekandan, kuzeybatıda yer alanı oldukça kötü durumda koruna gelmiştir.
Çeşitli düz bantlar, örgü bantları ile geometriksel süslemeler bulunan mozaik kaplamada, dörde bölünmüş eşkenar dörkgenler, daire içinde eşkenar dörtgenler ve dikdörtgen içinde eşkenar dörtgen ve yine içte daire içinde eşkenar dörtgenden teşkil edilmiş stilize göz betimleri bulunmaktadır.
Bu mozaiğin kuzeybatı kenarında “iyilik için iyilikle gir” anlamına gelen Hellence bir yazı bulunmaktadır.
Yapıdaki ikinci mozaik ise diğerine nazaran çok daha kötü korunmuştur.
Buradaki hafirleri tarafından helezoni kıvrımlar olarak tanımlanmış süslemeler kırmızı, beyaz ve mavi renklerden oluşturulmuştur.
Bunların dışında, 1955 yılında ortaya çıkarılıp fotoğraflandıktan sonra tekrar kapatılmış diğer mozaik de oldukça ilgi çekicidir.
Burçlar mozaiği olarak adlandırılmış mozaik kaplamanın amblemata kısmında gökyüzü ve güneş sistemi ile ilgili bir betim yer almaktadır.
Ortadaki sakallı erkek başının çevresinde çift çizgili daire dikey çizgilerle 12 eşit kısmı ayrılmıştır.
Bunların içinde 12 ayı temsil eden, 12 burç yer almaktadır.
Bunlar sırasıyla: kova, balık, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akrep, yay ve oğlak bezemeleridir.
Dairenin dışındaki köşelerde; ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerini sembolize eden kadın figürleri bulunmaktadır.
Ambelemata örgü motifi ile çevrelenmiştir ve dış kısmında, daire ve elipslerin kesişmesinden oluşan üçgen, baklava ve dikdörtgen motifleri içeren ve iç içe geçmiş panolardan oluşan bir bezeme bulunmaktadır.
Tüm bunlar değerlendirildiğinde: güçlü bir Roma iskanı bulunan antik kentte, çok sayıda ve güzel mozaik kaplamalar ile bezenmiş villaların ulunmakta olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yüzden, antik kentte yapılacak uzun süreli ve kapsamlı çalışmaların Antakya ve Zeugma gibi kentlerde açığa çıkarılmış mozaikler ile kıyaslanabilecek zengin bir koleksiyon oluşturacağı büyük bir olasılık olarak ortaya çıkmaktadır.
Evet, mozaikler bir çatı yapılarak koruma altına alınmıştır.
Evet, Roma villasından söz etmeye devam edeceğim:
Villanın kapsadığı alan yaklaşık 1600 metre karedir.
Bu büyüklük, Anadolu’daki Roma villaları arasında en büyük 3-4 villa arasında olmasını sağlamaktadır.
Yapıda, farklı odalar, özel mekanlar ve ortak kullanıma açık bölümler vardır.
Alt yapı sistemi mevcuttur, su kanalları, çeşmeler gibi suya dair sistemler tespit edilmiştir.
Villanın sadece temelleri ve alt katmanları günümüze ulaşmış olup, üst yapılar büyük oranda tahrip olmuştur.
AGORA:
Ticaretin yapıldığı kamusal alanın kalıntılarına ulaşılmıştır. Ancak ayrıntılı bilgi yoktur.
SÜTUNLU CADDE:
Roma şehir planlamasına uygun olarak yapılmış, geniş bir ana cadde ve yan yollar vardır.
Pompeipolis kentinde merkezi bir yapıdır.
Hem ticari hem de kamusal işlevi olan, şehir içi ulaşımı, sosyal etkileşimi, mimari düzeni belirleyen önemli bir aks olmuştur.
Kent kapılarından limana uzanan ana yol fonksiyonu görür.
Cadde yaklaşık 350 metre uzunluğundadır. Genişliği ise 14.5 metredir.
Günümüzde ayakta kalan sütun sayısı 33 dür.
Bunlardan 4 tanesi, batı sütun sırasına, 29 tanesi doğu dizisine aittir.
Sütun başlıkları korint düzenindedir.
Bazılarında figürlü süslemeler vardır.
Sütunların üzerindeki konsolların imparator ya da üst düzey yöneticilerin büstlerini taşıdığı yazıtlardan anlaşılmıştır.
NEKROPOL:
Nekropol, sütunlu caddenin doğusunda, antik kent surlarına ve yerleşim alanına nispeten yakın bir bölgededir.
Bu mezarlık alanı, Roma dönemine ait mezarların bulunduğu bir bölgedir.
Nekropol alanında yapılan kazılarda yaklaşık 50 mezar açığa çıkarılmıştır.
Mezarların büyük çoğunluğu, Roma dönemine ait, özellikle 1-2’nci yüzyıllar arası döneme tarihlenir.
Bazı mezarlar kayaya oyma mezar tipidir.
Mezarların bazıları mezar hediyesi içermiş, bu tip hediyeler arasında cam, yağdanlık, figürün parçaları vardır.
HAMAM VE SU SİSTEMİ:
Roma dönemine ait su kemerleri ve hamam kalıntıları vardır.
Pompeipolis antik kentinin suyunun bugünkü Taşköprü’nün 5-6 km kuzeybatısındaki Aygır dağındaki temiz su kaynaklarından sağlanmış olduğu ve bu suyun, üstü kapak taşlarıyla veya tuğlalarla örülü 0.80 metre yüksekliğinde ve 0.50-0.60 metre genişliğinde su kanalları yardımıyla getirilmiş olduğu, bu yüzyılın ilk yarısında görülebilir durumda olan kalıntılar sayesinde tespit edilmiştir.
Ayrıca 1984 yılı kazılarında ortaya çıkarılmış olan yer atındaki basit taşlarla ve tuğlayla kapatılmış su tesisatının Aygır dağından kente su taşımak için kullanılmış kanallarla bağlantılı olduğu düşünülmektedir.
TİYATRO:
2024 yılında tiyatronun kazıları bitirilmiştir.
Ancak tiyatronun onda dokuzluk bölümü tahrip olmuştur.
Tiyatronun seyirci kapasitesi 2.000 kişiliktir.
Tiyatronun yanında yer alan Odeon (müzik dinleme yapısı) çok önemlidir.
Bölgede hem tiyatro hem de Odeon olan bir antik kent yok, hatta bölgede bir tiyatrosu bulunan antik kent bile tespit edilmemiştir.
Odeon’da iki Afrodit heykeli bulunmuştur. Bölgede ilk defa Afrodit heykellerine rastlanmıştır.
Afrodit heykelinin bir tanesinin başı, aynı zamanda başka bir küçük şekilde yapılmış Afrodite tespit edilmiştir.
Daha da ilginç olanı: Odeon’da 2 metre kalınlığında kül tabakası kazılmıştır. Bu da ne yazık ki antik kentte mermer yakılarak kireç elde edildiğini kanıtlamaktadır.
Odeon ve tiyatroda oturma sıralarının hepsinde neredeyse yakıldığı ve kireç haline dönüştürüldüğü anlaşılmıştır.
Oturma sıralarından günümüze ulaşan herhangi bir kalıntı çıkmamıştır. Sadece birkaç parça bulunmuştur. Oturma sıralarından sadece 3 sırası var. Geri kalan oturma sıralarının tamamının, bloklarının sökülmüş olduğu görülmüştür. Sadece alt yapısı duruyor.
Yapı: tuğla ağırlıklı ana kayaya oturtulmuş bir yapıdır.
Yapı: MS 2’nci yüzyıla ya da ilk yarısının 150-160 tarihlerine verilmektedir.
Yapının tuğla duvarlarının üzerinin ise mermerle kaplandığı anlaşılmaktadır.
Birkaç yerinde de duvar resimleri olduğu görülmüştür.
Evet, araştırmalara göre: tiyatro 4’ncü yüzyılın sonundan itibaren terk edilmiştir.
Kastamonu Taşköprü Kalekapı Kaya Mezarı
KALEKAPI KAYA MEZARI
İlçe merkezine 17 km. uzaklıkta, Donalar köyündedir. Yüksek bir kaya üzerine oyulmuştur.
Mezar yerden 8 metre yükseklikte oyulmuştur. Mezarın girişi: 4.5 metre uzunluğunda, 2 metre eninde ve 3.10 metre yüksekliğindedir. Girişte: 2 sütun var ve bu sütunların birbirleri ile ve duvarlarla açıklıkları: birbirine eşittir.
Bu sütunlar: dört köşe bir kaide üzerinde, yuvarlak silmelidir. Sütun gövdesi: yuvarlaktır. Bunlardan: soldakinin üzerine bir haç motifi ile Grekçe tanrı yazısı yazılıdır.
Sütun başlıkları: kare şeklindeki tabyalar üzerine çökmüş boğalardan meydana gelmiştir. Buradaki boğaların ön yüzleri: dışarıya, arkaları ise mezara doğru çevrilmiştir. Giriş yerinin duvarları ve tavanı, son derece muntazam oyulmuştur. Bu girişten, sol taraftaki mezar odasına geçilmektedir.
Bu oda: 4.60 x 2.30 metre ölçülerindedir. Yüksekliği ise: 1.80 metredir. Oda içinde: ölü sediri bulunmaktadır. Bu odada: 1.20 x 0.45 metre ölçülerindeki bir kapıdan, sağ taraftaki odaya geçilir. Bu oda da: 3.80 x 2.70 metre ölçülerindedir. Yüksekliği, yine: 1.80 metredir. Odanın duvarları ve tavanı düzdür. Girişe bakan duvarda, bir de pencere bulunmaktadır.
Bu kaya mezarının en önemli bölümü: alınlığının tepesinde bulunan kartal ve bunun altında iki aslan, onların altında da karşılıklı iki aslan figürüdür. Ayrıca: köşelere de griffonlar (mitolojik aslan vücutlu, kuş başlı, kanatlı yaratıklar) yerleştirilmiştir. Burada: bir de, hörgüçlü öküz kabartması var.
Bu kaya mezarındaki hayvan guruplarının, değişik zamanlarda, buraya konulduğu düşünülmektedir. Kaya mezarının, MÖ. 7’nci yüzyılda yapıldığı ve kabartmaların ise, MÖ. 4’ncü yüzyılın başlarında, buraya yerleştirildiği düşünülmektedir.
Kastamonu Taşköprü Urgancı Kaya Mezarı
URGANCI KAYA MEZARI
Urgancı köyü yukarısındadır. Kayalık alanda bulunan bir kaya mezarıdır. Bu mezarında, Paphlagonialılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze gelmemekle birlikte, mezar girişinde, iki sütun bulunduğu: kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Sütunların üzerindeki alınlık, zamanla aşınmış olup, burada herhangi bir kalıntı olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Girişin arkasındaki mezar odasında: 3 tane ölü sediri var.
Kastamonu Taşköprü Aygır Kalesi Kaya Mezarı
AYGIR KALESİ KAYA MEZARI
Ağcıkişi Mahallesinin batı kısmında, Aygır kayası denilen kayalara oyulmuş bir kaya mezardır. MÖ. 6’ncı yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kaya mezarın giriş kısmının sağ tarafı, yıkılmıştır. Sütunların bir kısmı aşağıya devrilmiştir.
Sütunların taşıdığı, cephedeki üçgen alınlık da zamanla yok olmuştur. Ancak, buradaki silmelerde, bütün mezar cephesinin çerçeve içerisine alındığı izlerden anlaşılmaktadır. Giriş kısmının tavan ve duvarları düz olup, burada yer yer yuvarlak silmelerin izleri görülüyor. Mezar odasında, ölü sediri yok.
DİREKLİ KAYA MEZARI
Alasökü köyünün, Eşek Deresi mevkiinde, eni ve yüksekliği 8 metre olan bir kayaya oyulmuştur. Önünde, tek sütunlu bir giriş yeri vardır. MS.1’nci yüzyıl da: Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Dört köşe kaide üzerindeki bu sütun, yukarıya doğru genişlemektedir. Mezar odası, kare şeklinde olup, üzeri tonozludur. Mezar odasının girişinin sağında bir ölü sediri var.
BADEMCİ KAYA MEZARI
Bademci köyünün üst tarafında uzanan kayalara, yerden 30 metre yükseklikte oyulmuştur. Roma döneminde yapıldığı sanılan bu mezarda, girişten sonra, 1.5 x 1.5 metre ölçüsünde, bir mezar odası bulunmaktadır.
KIZLAR KALESİ
İlçenin doğusunda, tabii bir kayanın üzerindedir. Sur ve burçları: moloz taş, tuğla ve harç ile yapılmıştır. Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Kitabesi yoktur. MS. 1-2. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Kale üzerinde: 100 x 40 metre ölçülerinde bir düzlük bulunmaktadır. Kale içindeki yapılanmadan, günümüze herhangi bir kalıntı gelmemiştir.
MAZHAR OLUĞU KALESİ
Alisaray köyü yakınında, tabii bir tepe üzerine yapılmıştır. Şu an yıkık vaziyettedir. Güneyinde, yerin altına doğru ilerleyen bir yol olduğu söylense de, günümüzde bu yol kapanmış durumdadır.
Kalenin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Moloz taştan yapılan kale, günümüze yıkık olarak gelmiştir. Kalıntılarından da herhangi bir bilgi edinilememektedir. Yalnızca, kalenin tepesinde, 25 x 3 metre ölçüsünde bir düzlük olduğu görülmektedir.
DONALAR KÖYÜ KAYA TÜNELİ
Donalar köyündeki kale kapı kayalarına oyulmuştur. Bu kayanın tam tepesinde bulunan tünelin girişi: at nalı şeklindedir. Tünelin eni 2.2 metre, boyu 2 metredir. 50 derecelik bir eğimle, kayanın içene doğru gitmektedir. İkinci tünel, bu kayanın doğusunda olup içi doldurulmuştur. Üçüncü tünelde, bu büyük kayanın karşısındaki kayalara oyulmuştur.
KILIÇ KAYA TÜNELİ
Kornapa Köyünün kuzeyinde bulunan dağın üzerindedir. Ağız tarafı, at nalı şeklindedir. Tünel, 45 derecelik meyille, kıvrımlar yaparak, yerin altına doğru gitmektedir.
Kastamonu Taşköprü Abdal Hasan Türbesi
ABDAL HASAN TÜRBESİ
Abdalhasan köyünde bulunmaktadır. Bina: moloz taş ve harç ile yapılmıştır. Bu kişinin: kim olduğu ve ne zaman buraya gömüldüğü hakkında açık bilgi bulunmamaktadır.
Sultan Beyazıt döneminde, burada bir zaviye yapıldığı bilinmektedir. Ancak bu padişahın Yıldırım Beyazıt mı, yoksa Sultan II. Beyazıt mı olduğuna açıklık getirilememiştir.
Türbe: 5 x5 metre ölçülerinde, kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Basit bir girişi olan türbe kapısının solunda, bir onarım kitabesi bulunmaktadır.
Her yıl Mayıs ayı Evliyalar Haftasında, bu türbe ziyaret edilmektedir.
SEYMENLİ MESİRE YERİ
İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Taşköprü-Çiftlik köyü yolu üzerindedir. Burası: ormanla kaplı, soğuk suyu, eğlence ve yemek yerleri bulunan bir dinlenme yeridir.
KABALAR, KÜÇÜKSU VE SAKIZ GÖLETLERİ
Sulama amaçlı yapılan göletler: çevrelerindeki orman ve yeşilliklerle, mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. Bu göletlerde: sazan, aynalı sazan ve yayın balıklarının olta avcılığı yapılmaktadır.