Roma Anıtlar

Roma

Titus Kemeri: Roma şehrinde : Roma’nın ana tören caddesi olarak hizmet veren Via Sacra (Kutsal Yol) üzerinde, en yüksek noktası olan Summa Sacra Via’da, Roma Forumunun hemen güneydoğusundadır.

Bir general, büyük bir zafer kazandığında, Roma’da bir geçit töreni yapma hakkı kazanırdı. General, tüm ihtişamıyla ve askerleri eşliğinde kente girerdi. Tutsaklar zorla yürütülür ve ganimetler herkesin görmesi için sergilenirdi. Triumphus adı verilen bu zafer töreni anısına, çoğunlukla anıtsal bir kemer yapılırdı.

Kemerlerin ilki, MÖ 196’da yapılmıştı, ama günümüze ulaşmamıştır. Geriye kalanlardan ikisi özellikle ilgi çekicidir. Bunlar: Titus Takı ve Constantinus Kemeri.

Roma Titus Takı

TİTUS TAKI

Titus takı, taştan, tek bir müstakil anıtsal kemer olup, eğri kemer düz hatlı bir biçimin içine yerleştirilmiştir.

Kemerin ölçüleri: yüksekliği 15.4 metre, genişliği 13.5 metre ve derinliği 4.75 metredir. İç kemer yüksekliği 8.3 metre ve genişliği 5.36 metredir.

MS 81’den sonra İmparator Domitianus tarafından, ölen ağabeyi Titus’u onurlandırmak için yaptırılan kemer, MS 70 yılında Filistin’deki bir Yahudi isyanın Vespasianus ve oğlu Titus tarafından bastırılmasını anar.

Roma Titus Takı Çatı katı yazıtı

Çatı katı yazıtı

Günümüze ulaşan antik çatı katı yazıtı (yukarıda), anıtın Titus’a ithaf edildiğini belirtir. Titus’un tanrılaştırıldığı belirtildiğine göre, anıtın tamamlanmasının ancak Titus öldükten sonra yani MS 81 yılının Eylül ayından sonra gerçekleştiği varsayılır.

Çatı katındaki yazıt şöyledir: (Türkçesi)

Senato ve Roma halkı bunu tanrılaştırmış Vespasian’ın oğlu, tanrılaştırılmış Titus Vespasian Augustus’a ithaf ediyor.

Bu adanma, İmparator Domitianus’un kurnazca güç siyasetinin bir örneğidir. Babası ve kardeşinin sahip olduğu askeri zaferlerden pay almak için çok gençti. Belki de kendisi iktidara geçerken, onların sahip olduğu genel kamuoyunun olumlu görüşlerinden yararlanmak istemişti.

Roma Titus Takı Kubbenin ortası

Kubbenin ortasında

Burada Titus’un tanrılaştırılması kabartması da görülür.

Epotheosis tasvir edilmiştir. Titus, imparatorun ihtişamını sonsuza dek ölümsüzleştirerek tanrılar diyarına bir kartal üzerinde girerken görülür.

Bu imge, Dominus et Deus, yani Efendi ve tanrı unvanını alan Domitian’ın kamuoyundaki algısı açısından çok önemliydi.

Bir imparatoru böylesine ilahi bir şekilde tasvir etmek, yeni unvanının meşruiyetini daha da sağlamlaştırdı.

 

Bezemeler arasında öne çıkanlar:

Kemerli geçidin içinde: göz hizasının hemen üzerine yerleştirilmiş iki rölyef heykelli paneldir. Bu panellerin yüksekliği 2.04 metre ve uzunluğu 3.85 metredir.

Bu iki sahne, savaş yerine zaferden sonra Roma’da yapılan törenlerden iki anı gösterir.

İki sahnede de: figürler batıya, Roma dininin yüce merkezi Capitolium’daki Jüpiter Tapınağına doğru yürüyüştedir.

Roma Titus Takı Rölyef Paneli
1’nci rölyef panel:

Bir yandan bu geçidin önemli noktalarından birini, muzaffer generali dört atın çektiği arabasında, çevresinde mızraklı askerlerle görürüz.

Bu kurgusal eserde, Titus bir quadriga veya dört atlı savaş arabası sürerken tasvir edilmiştir. Ona, Roma halkının ve senatosunun kişileştirilmiş hali olan cinlerle birlikte tanrıça Victoria ve Roma eşlik etmektedir. Ölümlülerin ve ilahı olanın bu şekilde tasvir edilmesi Roma sanatında eşi benzeri görülmemiş bir şeydi.

Roma Titus Takı

Titus’un arabasının Roma kentinin dişi kişileştirilmesi olan Roma tarafından yönlendirilmesi ve kanatlı tanrıça Venüs’ün Titus’a zafer tacı giydirmesiyle ilahi olan ölümüyle bir araya gelir.

Figürlerin hepsi, ayakta duran veya belli belirsiz yürüyenler de dahil, farklı bir hareket içindedirler.

Panelin üst yarısı, çizgileri çarpıcı desenler meydana getiren mızraklar haricinde boştur.

Sahnenin görsel gücü, rölyefin güçlü gölgelere imkan tanıyan derin yontmalarıyla da vurgulanmıştır.

Roma Titus Takı
2’nci rölyef Panel

Soldaki panelde, Romalı askerler tarafından zafer alayında taşınan savaş ganimetleri tasvir edilmiştir. Bu ganimetler arasında MS 70’de Celile’de yağmalanan ve yok edilen Kudüs Tapınağının menorasının yanı sıra Yahudi halkına kutsal olan birçok değerli eser de vardır.

MS 70’de Yahudi isyanını acımasızca bastırmak olarak anılan bu çatışma, milyonlarca Yahudi’nin hayatına mal olmuş ve Yahudi tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak Kudüs’teki İkinci Tapınak’ın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Roma Titus Takı

Bunlar Menora adı verilen yedi kollu dev şamdan; ritüel eşyalarıyla altın masa (Ahit sandığının masası) ve uzun ince tören borularıdır. (gümüş trompetler)

Bu ganimetler muhtemelen altın rengindeydi ve arka plan maviydi. Çünkü 2012 yılında yapılan araştırmada, menorah kabartmasında sarı aşı boyası kalıntıları tespit edilmiştir.

Roma Yahudileri bu kemerin altından geçmeyi her zaman reddederlerdi. Ancak İsrail Devletinin kuruluşundan sonra bu kemeri geçtiler, ancak bu sefer zafer alayının yönünün tersine geçtiler.

Bu Menora, İsrail devletinin amblemi olarak kullanılan memora için bir model kabul edildi.

Bu iki kapsayıcı sahnede, imparatorluk zafer töreni ve çok sayıdaki tabi halktan birinin ezici şekilde yenilgiye uğratılışının özünü buluruz.

Roma Titus Takı

1821 yılında Giuseppe Valadier, alanın kapsamlı bir restorasyonunu üstlendi. Bu süreçte kemer tamamen sökülüp mevcut haline getirildi, restore edilen kısımları belirtmek için orijinal mermer yerine, traverten kullanıldı ve yeni bir yazıt eklendi.

 

Roma Tirauanus Sütunu

TRAİANUS SÜTUNU-COLONNA Dİ TRAİANO

Via dei fori İmperiali caddesindedir.

Sütun günümüze kadar bozulmadan kalmış bir tarihtir. Hiçbir anıt, zamanın tahribatına Trajan sütunu kadar dayanıklı olmamıştır.

Trianus sütunu, bir mesajı iletmek için uzun ve sürekli bir sarmal halinde dizilmiş resimlerden yararlanmıştır.

Roma ve Konstantinopolis’te dikilen ve şerit halinde öykülerin anlatıldığı sütunlardan ilki olan bu anıt, Traianus’u hem MS 113’de Dacia’daki (bugünkü Romanya) muzaffer seferlerinin heykel tasvirleriyle, hem de tepede imparatorun tunç heykeliyle anar.

Sütunun kaidesi imparator ve eşi Plotina’nın küllerini barındırmak için tasarlanmıştı.

İmparatorun külleri kaidenin içindeki bir altın vazoda saklanıyordu. (imparator 8 Ağustos 117’de ölmüştür.)

Roma Tirauanus Sütunu

Carrara ocaklarından gelen Luna mermerlerinden yapılan sütunun yüksekliği 29 metre, dibinde çapı 4 metre, tepede çapı 3.66 metredir.

5.37 metre yüksekliğinde, dikdörtgen bir blok üzerinde durur.

17 aşamasının içinde 185 basamaklı bir merdiven vardır.

Merdiven kaidenin içinde, düz kısımlar halinde yükselirken esas sütunun içinde sarmallaşır.

Sütun gövdesinde açılmış 43 yarık pencere, merdivenlere ışık ve hava sağlar.

Bugün Traianus Forumunun diğer öğeleri olan iki yandaki kütüphaneler, Ulpia Bazilikası ve yakınlarındaki ilahi Traianus Tapınağının sadece temelleri kalmış ve Trianus’un yaldızlı bronz heykeli, 1588 yılında Papa Sixtus V tarafından Aziz Petrus heykeliyle değiştirilmiştir.

Ama Roma sanatının başlıca anıtlarından biri olan rölyef sahneler hala yerlerindedir.

Roma Tiraianus Sütunu

Rölyefler:

Rölyeflerde: Traianus’un 101-102 ve 105-106’daki iki Dacia seferi gösterilir.

Anlatı, en alttan başlayan ve bir sarmal halinde tepeye kadar çıkan, toplam 200 metrelik bir sürekli şerit biçiminde düzenlenmiştir.

Savaşlar, hazırlıklar, yürüyüş, nakliye, ırmaklar, tepeler, kamplar gibi 155 sahnede 2.500’den fazla figürle heykeller bir askeri seferin antik sanatta benzeri olmayan bir görsel kaydını sunar. Bu figürlerden 59 tanesi İmparator Trajan’a aittir.

 

Kaynak olarak, antik yazarların dediği gibi seferlere katılan ressamlar tarafından paneller ve rulolar üzerine yapılan resimler kullanılmış olabilir.

Heykellerin görülmesi için bazı tavizler verilmiştir.

Örneğin: şerit sütun yükseldikçe genişleyerek altta 0.89 metre iken tepede 1.25 metreye ulaşır olmasına rağmen, bu resimlerin iki kütüphaneye tırmanmaktan yüksünmeyen ve göz sağlıkları mükemmel seyirciler tarafından bile seçilmesi zor olmalı.

Anıt muhtemelen, yanından geçenleri bilgilendirmek kabiliyetinden daha çok sanatsal tasarımı açısından saygı uyandırmıştı.

Roma Tiarianus Forumu

TRAİANUS FORUMU–FORUM TRAİANİ:

Traianus’un gözdesi olan mimar ve mühendis Şamlı Apollodorus tarafından tasarlanmış ve 113’te adanmıştı.

Hükümet işleri, özellikle de bazı hukuk mahkemeleri ve arşivlere ev sahipliği yapıyordu.

Birkaç kısımdan meydana geliyordu.

Augustus Forumuna bilinçli gönderme olarak güney ve kuzeyinde ekoylumlar bulunan, revaklı bir meydan, bir bazilika, ortalarında Traianus Sütunu olan iki kütüphane ve arkada tanrılaştırılmış Traianus’a adanmış bir tapınak.

Kuzeydeki Traianus çarşısı, Quirinalis Tepesinin kısmen düzlenmesiyle forumun bir parçası gibi inşa edilmiştir.

Roma Tiraianus Forumu

Meydana, bir zafer kemerini andıran üç açıklığı bulunan bir kapıdan girilirdi.

İlk halinde kapının tepesinde İmparatoru Dacia’daki başarılı seferlerinden sonra, 6 atın çektiği bir arabada gösteren bir heykel gurubu vardı.

Meydanın ortasında Traianus’un at üzerindeki bir heykeli duruyordu.

Meydanın ardında, tipik bazilika planının aksine, girişleri kısa yerine uzun yanlarda olacak şekilde enine yerleştirilmiş Ulpia Bazilikası vardı.

Bu bazilikanın içinde, beklendiği gibi, nef ile iki yan koridor bulunuyordu.

Ancak, her iki kısa uçta apsislerin kullanımı sıra dışıydı.

Kuzey apsiste bir özgürlük heykeli dururdu.

Köleler burada azat edilirdi.

Güney apsis imparatorluk kültüne adanmış olabilir.

Bunun ötesinde biri Latince, diğeri Yunanca eserlere adanmış iki kütüphane vardı.

Bunların ortasındaysa olağanüstü Traianus Sütunu ve onun ötesinde de İlahi Traianus Tapınağı bulunuyordu.

Roma Tiraianus Çarşısı

TRİANUS ÇARŞISI-MERCATİ TRAİANİ:

Kaidesindeki yazıta göre: “Traianus Sütununun yüksekliği, Forum ile yanındaki Trianus çarşısı için Quirinalis Tepesinden çıkarılan toprağın derinliğine eşitmiş.”

En azından 6 katlı olan bu büyük ticaret kompleksi, tepenin oyulan bölgesinin en derin kısmında, forum meydanındaki kuzey ekoylumun hemen kuzeyinde ve ondan fiziksel olarak ayrı konumdaydı.

170’ten fazla odası ve holünün, geleneksel olarak gıda ticareti ve hükümet faaliyetlerine ayrılmış dükkan ve ofisler olduğu kabul edilmiştir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Satılan gıdalar arasında biber (üçüncü kat boyunca dolanan sokağın adı da buradan gelir, Via Biberatica) ve balık (balık tankları bulunmuştur) da vardır.

Via Biberatica’dan girilen geniş bazilika tipi hol, Roma mimari devriminin önemli eserlerinden biri kabul edilir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Betondan yapılmış bu bina, asma pencereleri uzun nef ile bunu kesen ve sütunlar üzerinde duran 7 tonoz (çapraz tonoz) gibi imparatorluğun ileri dönemlerindeki dev hamam yapılarında tekrar ortaya çıkacak öğelere sahiptir.

Roma Tiarianus Çarşısı

Nefin her iki yanında iki kat dükkan vardı.

Karmaşık, asimetrik, çok katlı planıyla çarşı holü, hatta bütün kompleks Traianus Forumunun çağdaş ama tutucu şekilde Augustusçu tasarımıyla tezat oluşturur.

Her iki yaklaşım da başkentteki imparatorluk mimarisinde kendi değerine sahipti.

Roma Tiarianus Hamamı

TRAİANUS HAMAMI-THERMA TRAİANİ:

Halk hamamları bir Roma kentinin vazgeçilmez unsurlarındandı.

Büyük nüfusa sahip başkentte hamamlara sıkça rastlanırdı.

Betonun özellikleri sayesinde tonozlarla dev alanların kaplanması yoluyla çok büyük olabiliyorlardı.

 

Roma Tiarianus Hamamı

Cömertliklerini kanıtlamak isteyen geç imparatorluk dönemi imparatorları, genellikle hem bir kamusal hizmet sunmak, hem de imparatorluğun ihtişamını sergilemek için hamam komplekslerini tercih etmişlerdir.

Traianus hamamı, hamam komplekslerinin anıtsallaşması yönünde önemli bir adımdır.

Halk hamamlarının farklı ısıda odalar ve bir soğuk su havuzu gibi ilkeleri zaten Cumhuriyet’te belirlenmişti.

İmparatorluk başkentlerindeki daha eski hamamların, özellikle de Titus’unkilerin tasarımına uymakla beraber, Trianus’un hamam binası Titus’unkinin 3 katı boyutlarındaydı ve yıkanma tesislerine ek olarak ders odaları, kütüphaneler, toplantı odaları ve bahçeler gibi çeşitli toplumsal ve dinlence amaçlı odalar içeriyordu.

Bu plan daha iyi korunmuş durumda olan Caracalla (211-216) ve Diocletianus (298-306) hamamları gibi bundan sonraki birkaç yüzyıl boyunca yapılan hamam komplekslerine örnek oluşturacaktı.

Oppius Tepesinde, Domus Aurea’nın kalıntılarının üzerine yapılan bir terasta inşa edilen hamamlar, Damascuslu Apollodorus’un eseriydi.

Hamam binası 250 x 210 metrelik geniş bir platformun ortasında yer alır.

Platformun doğu ve batı yanlarında küçük odalar dizilidir.

Aralarında ana binayı üç yandan kuşatan bahçeler vardır.

Kuzeyden girilen ana odalar bir kuzey-güney ekseninde, ikincil odalar da her iki yanda simetrik olarak dizilidir.

Girişten sonra, önce üç yanı kolonadlarla çevrili yüzme havuzuna ulaşılır.

Güneyinde iki ekoylum vardır.

Havuzun her iki yanında aynı boyda küçük odalar ve bir ihtimal frigidariumlar olabilecek nişli iki rotond bulunur.

Havuzu geçerek devam edildiğinde, bir merkezi hole (doğu ve batıda palaestralar yani spor yapılan dikdörtgen ve buna ekli bir yarım daireden oluşan avlular) daha sonra yıkanma odalarına ve son olarak da güneşten yararlanmak için en güneye yerleştirilmiş olan, dikdörtgen nişleri ve yarım daire apsisleri olan 3 tonozlu odadan oluşan caldarium’a ulaşılır.

Roma Constantinus Takı

KONSTANTİNUS KEMERİ-CONSTANTİNUS ZAFER TAKI-ARCH OF CONSTANTİNE

Roma şehrinde Collesseum ile Palatino Tepesi arasında, Via Triumphalis (zafer yürüyüş yolu) üzerinde yer alır.

Ortaçağ tarzının önemli bir imparatorluk anıtı üzerindeki en eski örneklerinden olan frizi nedeniyle, Constantinus Kemerine modern sanat tarihçilerince “ortaçağlara açılan kapı” nitelemesi yapılmıştır.

312-315 arasında Constantinus’un Maxentius karşısındaki zaferini ve Licinius ile ortak yönetimini kutlamak için yapılan kemerde, ortadaki en büyükleri olmak üzere üç kemerli açıklık vardır.

Roma Senatosu tarafından armağan olarak inşa edilmiş olup, zafer geçidi niteliğini taşır.

Yüksekliği 21 metre, genişliği 25.9 metre ve derinlik 7.4 metredir.

Kemer, heykelli süslemelerinin eklektik karışımıyla öne çıkar.

Panaller ikinci yüzyıl anıtlarından, diskler Hadrianus döneminden, dikdörtgen levhalar Marcus Aurelius döneminden alınarak, kemerin saçaklığına iliştirilmiştir.

Taş heykellerin ve mimari öğelerin böyle tekrar kullanımına spolia adı verilir.

Ortaçağlarda, harap veya bakımsız Yunan ve Roma yapıları yeni inşaatlar için mükemmel yapıl malzemesi kaynaklarıydı.

Spolia bazen süsleme amaçlı olarak kullanılırdı.

Ancak yan kemerlerin hemen üzerindeki frizler, Constantinus Kemeri ile çağdaştır.

Roma Constantinus Kemeri

Frizde, anıtın dört yanındaki iki panelde, Constantinus’un seferi, Milano’dan ayrılışından Verona kuşatmasına Milvius köprüsü savaşına ve Forum Romanum’da Roma halkına seslenişi ve para dağıtışına kadar anlatılmıştır.

İkinci yüzyıl heykelleri, hareket halindeki insan bedeninin görsel açıdan gerçekçi tasvirleriyle katıksız klasik tarzda iken, ortaya imparatoru yerleştiren friz, katı ve resmi bir düzene sahiptir.

Ayrıca, tıknaz beden tipleri kullanılmış ve insanlar bireyler yerine tipler olarak gösterilmiştir.

Rönesans’tan bu yana gözlemcilere, bir imparatorun (Batı Avrupa’da Rönesans’tan beri el üzerinde tutulan) klasik tarzı reddetmesi ve yerine daha geri bir ortaçağ tarzını tercih etmesi şaşırtıcı gelmiştir.

Çünkü gerçekten de bu ortaçağ tarzıdır ve yukarının onayı olmadan yapılmadığına da kuşku yoktur.

Neden?

Klasik tarzın çöküşü ve ortaçağ tarzının benimsenmesi Avrupa sanat tarihinde önemli bir andır.

Açıklama bariz değildir, ama dev imparatorluk içinde işlemekte olan pek çok etmene bağlı olmalıdır.

Bu değişim ani değildi, tam tersine Yunan-Roma sanatı ortaçağlar boyunca değişen derecelerde nüfuslu olmaya devam etmişti.

Anlaşıldığı kadarıyla sanat, imparatorun sağlam şekilde tepede olduğu, diğerlerinin kendi rütbe ve mesleklerinde sahip oldukları yeni bir hiyerarşik toplum görüşünü yansıtacak şekilde değiştiriyordu.

Bu frizler toplumsal gurupların statülerini görsel olarak açıklama görevini yerine getirir, görsel gerçekçilik artık aranan bir özellik değildir.

Evet devam eden süreçten söz etmek istiyorum. Orta çağda bu yapı, Frangipane ailesinin kalesine dahil edilmiştir. 1597 yılında Papa VIII Klement, tak üzerindeki mermer sütunlardan birini St John Lateran kilisesi için almıştır. 2024 yılında şiddetli bir fırtına sonucu, tak yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüştür, yapıdan bazı taş parçaları kopmuş, müdahale edilmiştir.

 

Roma İmparator Sarayları

Augustus sonrası yüzyıllardaki kraliyet beklentileri hakkında, 3 saraydan söz edilebilir.

Bunlar:

1-Neron’un Domus Aurea. (Altın evi)

2-Palatium Tepesindeki Flavius Sarayı

3-Hadrianus’un Roma dışında Tivoli’deki Villası.

Bunların tümü de, Augustus’un evinden daha ihtişamlıydı.

Ayrıca, üçüde bu dönemi ayrı kılan mimari yeniliklere sahipti.

DOMUS AUREA:

Neron MS 54 yılında, 17 yaşında imparator oldu ve kısa sürede kaprisli ve acımasız olarak nam saldı.

İhtişama da meraklıydı ve bu ifadesini en iyi şekilde iddialı yeni saray projesinde buluyordu.

Tiberius’un Palatium Tepesindeki Domus Tiberiana’sıyla tatmin olmayan Nerol, Palatium’dan başlayarak alçak arazi boyunca kuzeydeki Esquilinus Tepesine kadar uzanan Domus Transitoria adında yeni bir konuta başladı.

Bu saray, MS 64 yılında, Circus Maximus’ta başlayan ve kuzeye doğru yayılarak korkunç sonuçlara yol açan büyük yangında yok oldu.

Kent merkezinin yarısı, 14 ayrı bölgeden 3 tanesi tamamen yanmış, ayrıca 7 bölge de hasar görmüştü.

 

Neron hemen mimar Severus ve mühendis Celer’in yardımıyla yenisini yapmaya koyuldu.

Yeni topraklara el konması sayesinde, Domus Aurea, Altın Ev olarak bilinen yeni saray kentin merkezinde öncülünden de büyük, yaklaşık 50 hektarlık bir alan kaplıyordu.

Parklar, göller ve yapıların bir bileşimi olan Domus Aurea, kentsel ortama yerleştirilmiş bir kır villasıydı.

Geniş girişte, Neron’un heykeltıraşı Zemodorus tarafından yapılan dev bir tunç heykeli dururdu.

Birinci yüzyıl yazarı Suetonius’a göre heykelin boyu 120 Roma adımıydı. (35.48 metre)

Sarayın ardında kalan alçak arazide (daha sonra Collesseum olacak yerde) yapay bir göl oluşturulmuştu.

Esas sarayın yaşama kısmı, Esquilinus Tepesinin güney yamacındaydı.

Göl, bahçeler ve ikametgahtan oluşan bütün kompleks, muhtemelen anısını lanetlemek adına Neron’un ölümünden sonra yıkılarak üzerine yeniden inşaat yapılmıştı.

Ancak, Suetonius ve Plinius’un tasvirleriyle modern dönemde keşfedilen mimari ve duvar resmi kalıntıları, yapının müsrifliğini ortaya koyar.

Evet, duvarlar belirli bir seviyeye kadar kayıp mermer levhalarla, üst kısım ve tavanlar ise mitolojik figürlerin resimleri ve sıvalarıyla süslenmişti. Odalar artık karanlık ve kasvetli, ancak başlangıçta tüm odalar sundurmaya açıldığında, yapay gölü ve çevresindeki bahçelerle vadinin güzel bir manzarasını sunan aydınlık hakimdi.

Sarayda 300’den fazla oda vardı, ancak çok az yatak odası vardı, bu yüzden Nero’nun sarayda uyuduğu kesin değildir. Domus Aurea, esas olarak eğlence amaçlı tasarlanmıştı. Nero’nun ihtişamlı partileri efsaneydi.

Yemek odası:

Orijinal ve etkili bir mimari tasarım örneği olan merkezi yemek odası özellikle önemliydi.

Sekizgen plana sahip odada, girintili nişlerle dönüşümlü düz duvarlardan oluşan, karmaşık ama muntazam bir düzenleme söz konusuydu.

En sıra dışı olarak da, odanın üzerinde, gökleri temsil eden dönem bir tavan (bir tür tente belki?) ve onun üzerinde de bir kubbe vardı.

Tavan uzun zaman önce yok olmuştur, ama kubbe günümüze ulaşmıştır.

Kubbe parçalıydı, yani sürekli bir yarımküre yerine betondan yapılmış, sekiz eğri panelden oluşuyordu.

Yuvarlak veya sekizgen mekanlar, bu zamana dek geleneksel Çin şapkasını andırır düz kenarlı konik çatılarla örtülüyordu.

Alçaldıkça dışa doğru kıvrılan kubbe, çatı yapımında yeni bir anlayışı temsil ediyordu.

Kısa süre sonra, Pantheon’da görülen küresel kubbe, kemer biçiminde tam daire döndürülmüş halinden ibarettir.

Romalılar zaten kemeri mimarilerinin önde gelen parçalarından biri yaptıklarına göre, kubbeyi geliştirmiş olmaları da şaşırtmaz.

Domus Aurae aynı zamanda, doğrusal hatlı kolon ve kiriş yapı ve dış görünüşün baskın olduğu Yunan mimari tasarımının antitezi biçiminde, Romalıların eğrisel hatlı biçimlere ve iç mekana karşı ilgisini de yansıtıyor.

Evet ölümünden sonra (MS 68 yılında intihar etmiştir) Neron’un bu sarayının üst katları yıkıldı ve alt katları toprakla dolduruldu.

Terk edilmiş saray, daha sonra İmparator Trajan tarafından MS 79 yılında inşa ettirilen Titus Hamamlarının temeli oldu.

Saray yapısının merkezine bulunan yapay göl kurutuldu ve on yıl içinde Romalıların heyecan verici gladyatör dövüşlerini izlemek için toplandıkları, devasa bir amfitiyatro’ya yani Kolezyuma dönüştü.

Sadece 40 yıl içinde, yeni yapıların altında kalan Altın Ev, tamamen yok edildi. Ne zamana kadar? Rönesans’a kadar gizli kalmıştır. Efsaneye göre: saray kalıntıları, boyalı mağaralar olarak tanımlandığı bir yere düşen genç bir çocuk tarafından keşfedilmiştir.

Yapı topluluğunun bir kısmı, 2007 yılından bu yana ziyarete açıktır. Colle Oppio parkının içindedir.

 

FLAVİUS SARAYI-DOMUS AUGUSTİANA:

Flavian Sarayı, Roma şehrindeki Palatine Tepesindeki geniş Domitian Sarayının bir parçasıdır. Kolezyum’a yaklaşık 1 km ve 12 dakika yürüme mesafesindedir.

Evet: Augustus’un oturduğu Livia Evi’nin ve Romulus’a atfedilen dal örgü kulübenin bulunduğu Palatium Tepesi, İmparatorluk yüzyılı boyunca kraliyet konutunun yeri olmaya devam etti.

Öyle ki, tepenin adı çoğunlukla bu konutu ifade eder oldu.

Palatium, İngilizcede “saray” anlamına gelen “palace” sözcüğü de buradan gelir.

Augustus’un ardılı Tiberius, mütevazi Livia Evi’nin yerine tepenin kuzey yanında Forum Romanum’a tepeden bakan, daha büyük bir konut yaptırdı.

Bu, Domus Tiberiana, birinci yüzyıl sonlarında Flavius hanedanı imparatorlarından Domitian tarafından tadil edildi ve buna ek olarak tepenin güney yanında, Domus Augustiana adında, çok daha büyük, çok katlı, etkileyici manzaralar ve mimari sürprizlerle dolu, mimar Rabirius’un tasarladığı bir saray yapıldı.

Flavius Sarayı adını verilen bu yeni yapı, biri kamusal veya resmi diğeri özel iki kısımdan oluşuyordu.

Resmi kısma giriş kuzeydeki mütevazi ve tam ortada durmayan bir girişten, sade ama geniş tonozlu bir odadan yapılıyordu.

Buradan kuzey kanadındaki üç görkemli odaya geçiliyordu.

Güney ucunda bir apsis bulunan dikdörtgen bir hol olan bazilika’nın tepesi, dönemine göre sıra dışı şekilde, bir beşik tonozla örtülüydü.

Orta oda, kraliyet kabul odası olarak kullanılıyor, imparatorluk tahtı güneydeki apsise yerleştiriliyordu.

Bu üç odanın en küçüğü hane tanrılarının tapınağı olan lararium’du.

Bu bloğun güneyinde, iki yanında eğri hatlı küçük odalar dizili bir peristil avlu vardı.

Avlunun ötesinde büyük resmi şölen holü triclinium bulunurdu.

Bu odanın uzun kenarlarından oval çeşmeli bahçelere kapılar açılırdı.

Peristil avludan, bunun yanındaki bir peristil bahçeye geçerek sarayın özel kısmına girişmiş oluyordu.

Bu noktada, tepe Circus’a doğru aşağı eğim kazanıyordu.

Bunu dengelemek adına saray da çok katlılaşıyordu.

Aslında, en alt katta, güneydeki kıvrılan bibr revaktan resmi bir giriş bulunurdu.

Daha sonra buradan çeşmeli bir avluya geçilirdi.

Avlunun kuzeyinde, Domus Aurea’nın sekizgen yemek odasının ardılları olan kubbe çatılı, sekizgen odalar vardı.

Domus Aurea’nın etkisi; sıkça beton sayesinde mümkün olan eğri hatlı mekan kullanımlarıyla kendini gösteriyordu.

Bu özel bloğun doğusunda, stadyum biçiminde, 160 x 50 metre, üç yanı iki katlı bir revakla çevrili büyük bir bahçe vardı.

Bahçenin güney ucundaki imparatorluk locası Circus Maximus’a tepeden bakıyordu.

Saraydan bir seyir noktasına doğrudan erişim, dördüncü yüzyıl başkenti Konstantinopolis’te de tekrarlanacak bir tasarım öğesiydi.

Gelelim günümüze: bugün ziyaretçilerin sarayın gerçek ihtişamını görmek için hayal güçlerini kullanmaları gerekir. Saray şu anda harabe halinde ve bazı restorasyonlar yapılmış durumda. Üç ana bölümden oluşuyor. Kamusal alan, sarayın üçte ikisinden fazlasını kaplayan özel konut alanı ve bahçeler.

Tüm yapı, Gemeline tepesinden Palatine’ye uzanan insan yapımı temeller üzerinde inşa edilmiş ve imparatorun doğayı manipüle etme konusundaki muazzam gücünü sembolize ediyordu. Bugün geride kalanlar, orijinal ihtişam ve lüksle karşılaştırıldığında sönük kalıyor, surların yüksekliği bir zamanlar 30 metreyi aşıyormuş. Saray arazisi çok geniştir, bahçeler, stadyum, misafirhaneler ve havuzlar bulunmaktadır.

HADRİANUS’UN TİVOLİ’DEKİ VİLLASI:

Yapı, 1999 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Roma’nın merkezindeki Palatium Tepesinde yaşamayı seçen imparatorlardan biri de Hadrianus’tu.

Hadrianus başka açılardan da diğerlerinden ayrılıyordu.

Barışçıl veya askeri amaçlarla, durmak bilmeksizin imparatorlukta yolculuk halindeydi.

Yunan kültürünün Augustus ve Neron’dan beri en ateşli savunucusu olan bu imparator, başkentte Yunan sanatı ve mimarisine karşı resmi ilgiyi tekrar canlandırdı.

Roma’nın 25 km doğusundaki Tivoli’de inşa ettirdiği kompleks, Hadrianus’un villası olarak bilinir.

Geniş bir alana yayılmış (yaklaşık 120 hektar) pavyonlar, avlular, sular, bahçeler ve büyük yapılardan oluşan bu eklektik derleme, kent dışındaki konumu sayesinde iyi durumda kalmıştır.

Mimarisi standarttan şaşırtıcıya dek uzanır.

Şaşırtıcı olanlara örnekler arasında: Hadrianus’un yolculuklarında gezdiği yerlerin anısını taşıyanlar da vardı.

Denizcilik Tiyatrosu:

“Ada Pavyonu” (geleneksel olarak yanlış şekilde “Denizcilik Tiyatrosu” diye adlandırılır) adlı dairesel bir adada inşa edilmiş bir yapı Büyük Herodes’in Kudüs’ün 12 km güneyindeki Herodium Sarayını (MÖ 23-15) çağrıştırır. Deniz tiyatrosu olarak adlandırılan yapı, hendekle çevrili dairesel bir ada üzerine inşa edilmiş 35 odalı bir kompleksti. Genellikle Hadrianus’un kişisel kullanımına tahsis edildiği düşünülmektedir. İki yatak odası yaşam alanı sağlarken, Hadrianus muhtemelen bir odayı çalışma ve yemek için kullanmıştır.

Evet, devam edelim. Burası: Mısır’da; villa içinde dağılmış firavun tarzı heykellerle temsil edilmiştir.

Ne var ki, uzun ve ince bir havuzun sonunda bulunan mağaramsı bir şölen holünün geleneksel olarak Nil’i andırması için yapılmış Mısırlılaştırıcı bir kompleks olduğu teşhisi, yakın zamanlarda reddedilmiştir.

Canopus:

MacDonald ve Pinto, uzun yıllardır Serapis Tapınağı ile ünlü Mısır kenti Kanopos’tan dolayı “Canopus” olarak bilinen bu iki öğeyi “Manzaralı Triclinium” ve “Manzaralı Kanal” olarak yeniden adlandırmıştır.

Tıpkı Domus Aurea gibi Hadrianus’un villası da yenilikçi bir mimari tasarıma sahiptir.

Hadrianus mimariyle fiilen ilgilenirdi ve bazı yerleri kendisi tasarlamış olabilir.

Canopus/Manzaralı Triclinium’un yarım kubbesi parçalı bir kubbedir.

Ama bu parçalar dikey olduğu kadar, yatay olarak da kıvrılır.

Bu önemli mimarlardan Damascuslu (Şam’lı) Apollodorus’un yerdiği o “balkabağı” biçimindeki kubbe olabilir.

Canopus/Manzaralı Kanal’ın bittiği yerde tekrar yükselen kolonadın tepesinde, standart Yunan saçaklığının bir Romalı çeşidi görülür.

Yatay öğeler kemerlerle dönüşümlü olarak sıralanır ve böylece kemerler Yunan mimarisinin kolon ve kiriş sisteminin yatay hatlarını kesintiye uğratır.

Bu dönüşümlülük, geç imparatorluk mimarisinde standartlaşmıştır.

Nymphaeum-Çeşme:

Bir diğer çarpıcı kompleks: sekizgen bir girişi, ortasında su kanalı bulunan geniş revaklı bir avlu ve girişin karşısında bir nymphaeum (çeşme) odasından meydana gelen Piazza d’Oro adındaki (Su avlusu) geniş (yaklaşık 59 x 88 metre) bir yapıdır.

Ortada bir çeşme, dört köşenin her birinde birer çeşme ve avlunun karşısında kıvrılan geniş bir altıncı çeşme ile bu oda şaşırtıcıdır.

İnce sütunlarla taşınan arşitrav düzeyinde tekrarlanan, eğrisel kat planı da şaşırtıcıdır.

Bu odanın çatısı olup olmadığı veya nasıl bir çatısı olduğu bilinmiyor.

Roma mimarisinde daha sonra ortaya çıkacak eğilimlere işaret etmekle beraber, oval ve eğrisel biçimler Roma’da 1500 yıl sonraki Barok tasarımları, özellikle de Borromini’nin mimarisini yansıtır.

Gelelim bugün burayı ziyaret etmek isteyenlere önerilere: yaklaşık 40 hektarlık alana yayılan ziyaret, arkeolojik alanın tamamının maketiyle başlıyor ve bu maket, alanın büyüklüğü hakkında bilgi veriyor.

 

Antinoeion:

Uzun bir merkezi havuzun bulunduğu bahçeyi barındıran geniş revak olan Pecille’den, İmparator Hadrian’ın sevgilisi olan genç Antinous’u onurlandırmak için inşa edilmiş olan tapınak Antinoeion’a geçilir.

Sonra Filozoflar Salonu var. Bir zamanlar antik Yunan’ın 7 bilgesinin heykellerine ev sahipliği yapan 7 nişten oluşur. Birkaç metre ötede, villanın en ünlü ve en önemli anıtlarından biri olan Denizcilik Tiyatrosu bulunur. Bu tiyatro, yapay bir kanalla çevrili, iyonik sütunlu bir ada görünümündedir. Bu büyüleyici mekan, İmparator Hadrianus’un düşünmek için sığındığı yerdi.

Sonra Hadrianus Villasının Kanopusu var. Sütunlar ve heykellerle süslü, tepesi bölgeli bir kubbeyle kaplı bir tapınağa kadar uzanan uzun bir su havuzudur.

Burada iki termal hamamın kalıntılarını görebilirsiniz. Bunlar: Grandi Terme ve Piccole Terme di Villa Adriana.

Hadrianus’un ikametgahının ve sarayının orijinal çekirdeğini oluşturan Palazzo İmperiale’de özellikle görülmesi önerilen bir yerdir. Turun sonunda az sayıda seyirciyi ağırlayabilecek şekilde tasarlanmış bir saray tiyatrosu olan Yunan Tiyatrosuna ve Venüs Tapınağının bulunduğu, etkileyici Nymphaeum’a ulaşılır. Son olarak müzenin de mutlak ziyaret edilmesi önerilir. Müzede, 1950’lerden bu yana villada bulunan birçok eser ve bir zamanlar Villanın kanopos’unu süsleyen Atina’daki Erechtheion’dan gelen Karyatidlerin 4 kopyası yer alıyor.