Augustus sonrası yüzyıllardaki kraliyet beklentileri hakkında, 3 saraydan söz edilebilir.
Bunlar:
1-Neron’un Domus Aurea. (Altın evi)
2-Palatium Tepesindeki Flavius Sarayı
3-Hadrianus’un Roma dışında Tivoli’deki Villası.
Bunların tümü de, Augustus’un evinden daha ihtişamlıydı.
Ayrıca, üçüde bu dönemi ayrı kılan mimari yeniliklere sahipti.
DOMUS AUREA:
Neron MS 54 yılında, 17 yaşında imparator oldu ve kısa sürede kaprisli ve acımasız olarak nam saldı.
İhtişama da meraklıydı ve bu ifadesini en iyi şekilde iddialı yeni saray projesinde buluyordu.
Tiberius’un Palatium Tepesindeki Domus Tiberiana’sıyla tatmin olmayan Nerol, Palatium’dan başlayarak alçak arazi boyunca kuzeydeki Esquilinus Tepesine kadar uzanan Domus Transitoria adında yeni bir konuta başladı.
Bu saray, MS 64 yılında, Circus Maximus’ta başlayan ve kuzeye doğru yayılarak korkunç sonuçlara yol açan büyük yangında yok oldu.
Kent merkezinin yarısı, 14 ayrı bölgeden 3 tanesi tamamen yanmış, ayrıca 7 bölge de hasar görmüştü.
Neron hemen mimar Severus ve mühendis Celer’in yardımıyla yenisini yapmaya koyuldu.
Yeni topraklara el konması sayesinde, Domus Aurea, Altın Ev olarak bilinen yeni saray kentin merkezinde öncülünden de büyük, yaklaşık 50 hektarlık bir alan kaplıyordu.
Parklar, göller ve yapıların bir bileşimi olan Domus Aurea, kentsel ortama yerleştirilmiş bir kır villasıydı.
Geniş girişte, Neron’un heykeltıraşı Zemodorus tarafından yapılan dev bir tunç heykeli dururdu.
Birinci yüzyıl yazarı Suetonius’a göre heykelin boyu 120 Roma adımıydı. (35.48 metre)
Sarayın ardında kalan alçak arazide (daha sonra Collesseum olacak yerde) yapay bir göl oluşturulmuştu.
Esas sarayın yaşama kısmı, Esquilinus Tepesinin güney yamacındaydı.
Göl, bahçeler ve ikametgahtan oluşan bütün kompleks, muhtemelen anısını lanetlemek adına Neron’un ölümünden sonra yıkılarak üzerine yeniden inşaat yapılmıştı.
Ancak, Suetonius ve Plinius’un tasvirleriyle modern dönemde keşfedilen mimari ve duvar resmi kalıntıları, yapının müsrifliğini ortaya koyar.
Evet, duvarlar belirli bir seviyeye kadar kayıp mermer levhalarla, üst kısım ve tavanlar ise mitolojik figürlerin resimleri ve sıvalarıyla süslenmişti. Odalar artık karanlık ve kasvetli, ancak başlangıçta tüm odalar sundurmaya açıldığında, yapay gölü ve çevresindeki bahçelerle vadinin güzel bir manzarasını sunan aydınlık hakimdi.
Sarayda 300’den fazla oda vardı, ancak çok az yatak odası vardı, bu yüzden Nero’nun sarayda uyuduğu kesin değildir. Domus Aurea, esas olarak eğlence amaçlı tasarlanmıştı. Nero’nun ihtişamlı partileri efsaneydi.
Yemek odası:
Orijinal ve etkili bir mimari tasarım örneği olan merkezi yemek odası özellikle önemliydi.
Sekizgen plana sahip odada, girintili nişlerle dönüşümlü düz duvarlardan oluşan, karmaşık ama muntazam bir düzenleme söz konusuydu.
En sıra dışı olarak da, odanın üzerinde, gökleri temsil eden dönem bir tavan (bir tür tente belki?) ve onun üzerinde de bir kubbe vardı.
Tavan uzun zaman önce yok olmuştur, ama kubbe günümüze ulaşmıştır.
Kubbe parçalıydı, yani sürekli bir yarımküre yerine betondan yapılmış, sekiz eğri panelden oluşuyordu.
Yuvarlak veya sekizgen mekanlar, bu zamana dek geleneksel Çin şapkasını andırır düz kenarlı konik çatılarla örtülüyordu.
Alçaldıkça dışa doğru kıvrılan kubbe, çatı yapımında yeni bir anlayışı temsil ediyordu.
Kısa süre sonra, Pantheon’da görülen küresel kubbe, kemer biçiminde tam daire döndürülmüş halinden ibarettir.
Romalılar zaten kemeri mimarilerinin önde gelen parçalarından biri yaptıklarına göre, kubbeyi geliştirmiş olmaları da şaşırtmaz.
Domus Aurae aynı zamanda, doğrusal hatlı kolon ve kiriş yapı ve dış görünüşün baskın olduğu Yunan mimari tasarımının antitezi biçiminde, Romalıların eğrisel hatlı biçimlere ve iç mekana karşı ilgisini de yansıtıyor.
Evet ölümünden sonra (MS 68 yılında intihar etmiştir) Neron’un bu sarayının üst katları yıkıldı ve alt katları toprakla dolduruldu.
Terk edilmiş saray, daha sonra İmparator Trajan tarafından MS 79 yılında inşa ettirilen Titus Hamamlarının temeli oldu.
Saray yapısının merkezine bulunan yapay göl kurutuldu ve on yıl içinde Romalıların heyecan verici gladyatör dövüşlerini izlemek için toplandıkları, devasa bir amfitiyatro’ya yani Kolezyuma dönüştü.
Sadece 40 yıl içinde, yeni yapıların altında kalan Altın Ev, tamamen yok edildi. Ne zamana kadar? Rönesans’a kadar gizli kalmıştır. Efsaneye göre: saray kalıntıları, boyalı mağaralar olarak tanımlandığı bir yere düşen genç bir çocuk tarafından keşfedilmiştir.
Yapı topluluğunun bir kısmı, 2007 yılından bu yana ziyarete açıktır. Colle Oppio parkının içindedir.
FLAVİUS SARAYI-DOMUS AUGUSTİANA:
Flavian Sarayı, Roma şehrindeki Palatine Tepesindeki geniş Domitian Sarayının bir parçasıdır. Kolezyum’a yaklaşık 1 km ve 12 dakika yürüme mesafesindedir.
Evet: Augustus’un oturduğu Livia Evi’nin ve Romulus’a atfedilen dal örgü kulübenin bulunduğu Palatium Tepesi, İmparatorluk yüzyılı boyunca kraliyet konutunun yeri olmaya devam etti.
Öyle ki, tepenin adı çoğunlukla bu konutu ifade eder oldu.
Palatium, İngilizcede “saray” anlamına gelen “palace” sözcüğü de buradan gelir.
Augustus’un ardılı Tiberius, mütevazi Livia Evi’nin yerine tepenin kuzey yanında Forum Romanum’a tepeden bakan, daha büyük bir konut yaptırdı.
Bu, Domus Tiberiana, birinci yüzyıl sonlarında Flavius hanedanı imparatorlarından Domitian tarafından tadil edildi ve buna ek olarak tepenin güney yanında, Domus Augustiana adında, çok daha büyük, çok katlı, etkileyici manzaralar ve mimari sürprizlerle dolu, mimar Rabirius’un tasarladığı bir saray yapıldı.
Flavius Sarayı adını verilen bu yeni yapı, biri kamusal veya resmi diğeri özel iki kısımdan oluşuyordu.
Resmi kısma giriş kuzeydeki mütevazi ve tam ortada durmayan bir girişten, sade ama geniş tonozlu bir odadan yapılıyordu.
Buradan kuzey kanadındaki üç görkemli odaya geçiliyordu.
Güney ucunda bir apsis bulunan dikdörtgen bir hol olan bazilika’nın tepesi, dönemine göre sıra dışı şekilde, bir beşik tonozla örtülüydü.
Orta oda, kraliyet kabul odası olarak kullanılıyor, imparatorluk tahtı güneydeki apsise yerleştiriliyordu.
Bu üç odanın en küçüğü hane tanrılarının tapınağı olan lararium’du.
Bu bloğun güneyinde, iki yanında eğri hatlı küçük odalar dizili bir peristil avlu vardı.
Avlunun ötesinde büyük resmi şölen holü triclinium bulunurdu.
Bu odanın uzun kenarlarından oval çeşmeli bahçelere kapılar açılırdı.
Peristil avludan, bunun yanındaki bir peristil bahçeye geçerek sarayın özel kısmına girişmiş oluyordu.
Bu noktada, tepe Circus’a doğru aşağı eğim kazanıyordu.
Bunu dengelemek adına saray da çok katlılaşıyordu.
Aslında, en alt katta, güneydeki kıvrılan bibr revaktan resmi bir giriş bulunurdu.
Daha sonra buradan çeşmeli bir avluya geçilirdi.
Avlunun kuzeyinde, Domus Aurea’nın sekizgen yemek odasının ardılları olan kubbe çatılı, sekizgen odalar vardı.
Domus Aurea’nın etkisi; sıkça beton sayesinde mümkün olan eğri hatlı mekan kullanımlarıyla kendini gösteriyordu.
Bu özel bloğun doğusunda, stadyum biçiminde, 160 x 50 metre, üç yanı iki katlı bir revakla çevrili büyük bir bahçe vardı.
Bahçenin güney ucundaki imparatorluk locası Circus Maximus’a tepeden bakıyordu.
Saraydan bir seyir noktasına doğrudan erişim, dördüncü yüzyıl başkenti Konstantinopolis’te de tekrarlanacak bir tasarım öğesiydi.
Gelelim günümüze: bugün ziyaretçilerin sarayın gerçek ihtişamını görmek için hayal güçlerini kullanmaları gerekir. Saray şu anda harabe halinde ve bazı restorasyonlar yapılmış durumda. Üç ana bölümden oluşuyor. Kamusal alan, sarayın üçte ikisinden fazlasını kaplayan özel konut alanı ve bahçeler.
Tüm yapı, Gemeline tepesinden Palatine’ye uzanan insan yapımı temeller üzerinde inşa edilmiş ve imparatorun doğayı manipüle etme konusundaki muazzam gücünü sembolize ediyordu. Bugün geride kalanlar, orijinal ihtişam ve lüksle karşılaştırıldığında sönük kalıyor, surların yüksekliği bir zamanlar 30 metreyi aşıyormuş. Saray arazisi çok geniştir, bahçeler, stadyum, misafirhaneler ve havuzlar bulunmaktadır.
HADRİANUS’UN TİVOLİ’DEKİ VİLLASI:
Yapı, 1999 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Roma’nın merkezindeki Palatium Tepesinde yaşamayı seçen imparatorlardan biri de Hadrianus’tu.
Hadrianus başka açılardan da diğerlerinden ayrılıyordu.
Barışçıl veya askeri amaçlarla, durmak bilmeksizin imparatorlukta yolculuk halindeydi.
Yunan kültürünün Augustus ve Neron’dan beri en ateşli savunucusu olan bu imparator, başkentte Yunan sanatı ve mimarisine karşı resmi ilgiyi tekrar canlandırdı.
Roma’nın 25 km doğusundaki Tivoli’de inşa ettirdiği kompleks, Hadrianus’un villası olarak bilinir.
Geniş bir alana yayılmış (yaklaşık 120 hektar) pavyonlar, avlular, sular, bahçeler ve büyük yapılardan oluşan bu eklektik derleme, kent dışındaki konumu sayesinde iyi durumda kalmıştır.
Mimarisi standarttan şaşırtıcıya dek uzanır.
Şaşırtıcı olanlara örnekler arasında: Hadrianus’un yolculuklarında gezdiği yerlerin anısını taşıyanlar da vardı.
Denizcilik Tiyatrosu:
“Ada Pavyonu” (geleneksel olarak yanlış şekilde “Denizcilik Tiyatrosu” diye adlandırılır) adlı dairesel bir adada inşa edilmiş bir yapı Büyük Herodes’in Kudüs’ün 12 km güneyindeki Herodium Sarayını (MÖ 23-15) çağrıştırır. Deniz tiyatrosu olarak adlandırılan yapı, hendekle çevrili dairesel bir ada üzerine inşa edilmiş 35 odalı bir kompleksti. Genellikle Hadrianus’un kişisel kullanımına tahsis edildiği düşünülmektedir. İki yatak odası yaşam alanı sağlarken, Hadrianus muhtemelen bir odayı çalışma ve yemek için kullanmıştır.
Evet, devam edelim. Burası: Mısır’da; villa içinde dağılmış firavun tarzı heykellerle temsil edilmiştir.
Ne var ki, uzun ve ince bir havuzun sonunda bulunan mağaramsı bir şölen holünün geleneksel olarak Nil’i andırması için yapılmış Mısırlılaştırıcı bir kompleks olduğu teşhisi, yakın zamanlarda reddedilmiştir.
Canopus:
MacDonald ve Pinto, uzun yıllardır Serapis Tapınağı ile ünlü Mısır kenti Kanopos’tan dolayı “Canopus” olarak bilinen bu iki öğeyi “Manzaralı Triclinium” ve “Manzaralı Kanal” olarak yeniden adlandırmıştır.
Tıpkı Domus Aurea gibi Hadrianus’un villası da yenilikçi bir mimari tasarıma sahiptir.
Hadrianus mimariyle fiilen ilgilenirdi ve bazı yerleri kendisi tasarlamış olabilir.
Canopus/Manzaralı Triclinium’un yarım kubbesi parçalı bir kubbedir.
Ama bu parçalar dikey olduğu kadar, yatay olarak da kıvrılır.
Bu önemli mimarlardan Damascuslu (Şam’lı) Apollodorus’un yerdiği o “balkabağı” biçimindeki kubbe olabilir.
Canopus/Manzaralı Kanal’ın bittiği yerde tekrar yükselen kolonadın tepesinde, standart Yunan saçaklığının bir Romalı çeşidi görülür.
Yatay öğeler kemerlerle dönüşümlü olarak sıralanır ve böylece kemerler Yunan mimarisinin kolon ve kiriş sisteminin yatay hatlarını kesintiye uğratır.
Bu dönüşümlülük, geç imparatorluk mimarisinde standartlaşmıştır.
Nymphaeum-Çeşme:
Bir diğer çarpıcı kompleks: sekizgen bir girişi, ortasında su kanalı bulunan geniş revaklı bir avlu ve girişin karşısında bir nymphaeum (çeşme) odasından meydana gelen Piazza d’Oro adındaki (Su avlusu) geniş (yaklaşık 59 x 88 metre) bir yapıdır.
Ortada bir çeşme, dört köşenin her birinde birer çeşme ve avlunun karşısında kıvrılan geniş bir altıncı çeşme ile bu oda şaşırtıcıdır.
İnce sütunlarla taşınan arşitrav düzeyinde tekrarlanan, eğrisel kat planı da şaşırtıcıdır.
Bu odanın çatısı olup olmadığı veya nasıl bir çatısı olduğu bilinmiyor.
Roma mimarisinde daha sonra ortaya çıkacak eğilimlere işaret etmekle beraber, oval ve eğrisel biçimler Roma’da 1500 yıl sonraki Barok tasarımları, özellikle de Borromini’nin mimarisini yansıtır.
Gelelim bugün burayı ziyaret etmek isteyenlere önerilere: yaklaşık 40 hektarlık alana yayılan ziyaret, arkeolojik alanın tamamının maketiyle başlıyor ve bu maket, alanın büyüklüğü hakkında bilgi veriyor.
Antinoeion:
Uzun bir merkezi havuzun bulunduğu bahçeyi barındıran geniş revak olan Pecille’den, İmparator Hadrian’ın sevgilisi olan genç Antinous’u onurlandırmak için inşa edilmiş olan tapınak Antinoeion’a geçilir.
Sonra Filozoflar Salonu var. Bir zamanlar antik Yunan’ın 7 bilgesinin heykellerine ev sahipliği yapan 7 nişten oluşur. Birkaç metre ötede, villanın en ünlü ve en önemli anıtlarından biri olan Denizcilik Tiyatrosu bulunur. Bu tiyatro, yapay bir kanalla çevrili, iyonik sütunlu bir ada görünümündedir. Bu büyüleyici mekan, İmparator Hadrianus’un düşünmek için sığındığı yerdi.
Sonra Hadrianus Villasının Kanopusu var. Sütunlar ve heykellerle süslü, tepesi bölgeli bir kubbeyle kaplı bir tapınağa kadar uzanan uzun bir su havuzudur.
Burada iki termal hamamın kalıntılarını görebilirsiniz. Bunlar: Grandi Terme ve Piccole Terme di Villa Adriana.
Hadrianus’un ikametgahının ve sarayının orijinal çekirdeğini oluşturan Palazzo İmperiale’de özellikle görülmesi önerilen bir yerdir. Turun sonunda az sayıda seyirciyi ağırlayabilecek şekilde tasarlanmış bir saray tiyatrosu olan Yunan Tiyatrosuna ve Venüs Tapınağının bulunduğu, etkileyici Nymphaeum’a ulaşılır. Son olarak müzenin de mutlak ziyaret edilmesi önerilir. Müzede, 1950’lerden bu yana villada bulunan birçok eser ve bir zamanlar Villanın kanopos’unu süsleyen Atina’daki Erechtheion’dan gelen Karyatidlerin 4 kopyası yer alıyor.

























