İtalya Roma Pantheon Kilisesi

Roma Pantheon Kilisesi

 

Roma şehrinde birçok kilise-manastır gibi dini yapılar bulunmasına rağmen, özellikle burayı görmenizi şiddetle öneriyorum.

Çünkü: burası gerçekten tarihi süreç içinde önem kazanan bir yer.

Önem kazanmasının temel sebebi: kilisenin MS 27’de, İmparator Augustus’un yakın dostlarından Marcu Agrippa tarafından, “Venüs ve Mars Tapınağı” olarak inşa edilmiş olmasından kaynaklanır. 

MS 80’de yangında hasar gören tapınak, Domitianus tarafından restore ettirilir. 

Tapınak, Roma imparatoru Hadrianus döneminde ise, MS 2’nci yüzyıl başlarında yeniden inşa ettirilmiş ve tüm tanrılara adanmıştır. 

Ancak, Hadrianus versiyonu, tamamen baştan inşa edilmiştir. Bu benzersiz tasarımın mimarı bilinmiyor. Ama Hadrianus’un kendisinin bu inşaatta büyük bir ilgi gösterdiği kesindir. Eski planın tüm izleri silinmiş, ama ilginç bir şekilde, Agrippa’nın adama yazısı korunmuştur. 

Hadrianıs’un binasında birkaç uyarlama ile bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülen yapı, son derece iyi korunmuştur. 

Ancak günümüzde ortam farklıdır. Çevredeki toprak zemin, antik çağlardakinden çok daha yüksektir ve orijinal olarak tapınağın önünde bulunan ve  dikkati tapınağın girişine yönlendiren revaklı, dikdörtgen avlunun yerini, günümüzde her yöne sokakların uzandığı bir meydan almıştır. 

Hadrianus’un Pantheonun yapımı yaklaşık MS 117’de başladı ve tuğlalarındaki damgalara göre: 126-128’de tamamlandı. Tuğla damgaları, imparatorluk Roma’sının arkeolojik kayıtlarının kendine özgü bir öğesini meydana getirir. Augustus zamanından başlayarak, pişmiş tuğla; yapım malzemesi olarak kullanılmış, Neron’dan Hadrianus’a kadarki dönemde, çok popüler olmuştur.

Roma ve civarında yapılan tuğlalar, Augustus’tan Caracalla döneminin sonuna kadar ve daha sonra yine Diocletianus (284-306) döneminden başlayarak farklı tür bilgilerle damgalanırdı.

Bu bilgiler arasında, ürünün türü, kilin kaynağı veya tuğla imalathanesinin adı, k il kaynağının sahibi, tuğlayı yapanın veya tuğlanın yapıldığı dönemde görev başında olan consul’lerin adları bulunurdu. Bu sonuncu bilgi: MS 110-164 arasında consul’lerin damgalarda belirtildiği dönemdeki tarihlendirme çalışmaları açısından özellikle yararlıdır. Çünkü edebi kaynaklardan gayet iyi bir şekilde bilindiği üzere, görev süreleri bir yıldı.

 

TASARIM:

Pantheon’un sıra dışı tasarımı, geleneksel Etrüks (Toskana) ve Yunan mimari öğeleri yeniliklerle birleştiriyordu.

Tapınak iki kısımdan oluşur.

Kolonadlı geniş bir avludan, yaklaşılan bir Toskana-Yunan tarzı sundurma ve onun ardında yarım küre biçiminde bir kubbe ile örtülü dairesel bir cella.

Bu ikisi; nişli bir geçiş bölgesiyle eğreti olarak birbirine iliştirilmiş gibidir.

Tümü de Toskana tarzı olan sadece önünde geniş basamaklar bulunan ve bir podyum üzerinde yükseltilmiş derin sundurmanın üstü, Mısır granitinden ve Korent başlıklı yekpare taştan sütunlarla taşınan bir alınlık ve beşik çatı ile örtülmüştür.

Yaygın olarak kullanılan mermer şık bir hava vermiştir.

Bunun tersine, cella büyük oranda betondan yapılmış olup, arada tuğla ve taş barındırır.

Yapıya inşa edenler, yenilikçi yapım teknikleri geliştirmiştir.

Ancak bunun büyük kısmı ziyaretçinin görebileceği yerlerde değildir.

Duvarların içi dolu değildir, birbiri üzerine bindirilmiş tonozlu boşluklardan meydana gelir.

Tuğladan tonozlar, aşağı doğru baskıyı dairedeki 8 iri sütuna yöneltir ve yapıya çeşitlilik ile dayanıklılık kazandırır.

 

KUBBE:

Kubbe; dev bir ahşap iskeletin üzerine dökülmüş betondan yapılmıştır. Betonun ağırlığı, aşağı duvarlarda kullanılan agregalar yerine, ponza kullanımı ile hafifletilmiştir.

Yarım küre kubbe, kubbenin yarıçapına eşit bir yükseklikte iç duvardan başlamasına rağmen, dış duvar bu başlangıç noktasından daha yükselir ve kubbenin aşağı kısımlarına fazladan payanda görevi görür.

Bu düzenleme yüzünden, dışarıdan kubbenin tüm biçimi görülemez. Bunun yerine, kubbe sığ ve sadece hafifçe eğri görünür.

İçeriden tüm yarım küre görünür. Kubbe kutularla, iç içe karelerle dekore edilmiştir. Orijinal olarak, her bir kutunun ortasında, tunç varaklı bir rozet vardı. Işık yansıdığı zaman rozetler yıldızlara benziyor olmalı.

Tepede göğe açılan bir oculus (dairesel boşluk)  vardır. İbadet edenler, göğe bakabilirler. Güneş, yağmur, hatta kar tapınağa girebilir. Gökte yol alan güneş, her dakika ayrı bir noktayı aydınlatırdı. Yerdeki giderler, su birikmesine izin vermezdi.

Pantheon’un kubbesi, antikçağ sonrası mimari üzerinde çok etkili olmuştur. Buna göre, 1632’de Papa VIII Urbanus’un Pantheon’un sundurmasının arka tarafına yerleştirdiği yazıtın ilk üç satırı şöyledir. “Pantheon, tüm dünyanın en ünlü yapısı”

Roma Pantheon Kilisesi
Gelelim günümüze:

Evet tapınağın ilk  dikkati çeken özelliği, devasa sütunlarıdır. Ayrıca, bronz kapısı 20 ton ağırlığındadır. Duvarların kalınlığı ise inanılmaz 6-8 metre arasında değişir. Tüm bunlar nedeniyle yapı, kasvetli bir görünüm verir. 

Ayrıca yukarıda ayrıntılı olarak anlattığı kubbe de ilgi çeker. Yukarıda belirtmedim ama kubbenin üst bölümündeki daire şeklindeki boşluk “tanrının gözü” olarak adlandırılıyor. Yağışlı havalarda buradan yapının içine akan yağmur suları, binanın zemininde sağlanan mükemmel ve aynı zamanda hissedilmeyen bir eğim sonucunda, asla bir ıslaklık görüntüsü vermeden akıp gidiyor, kayboluyor. 

Kubbenin bu üst boşluğunda, bir zamanlar dönemin ünlü astronomi bilgini Galile’nin çalışmalar yaptığı söyleniyor. Galile: dünyanın yuvarlak olduğunu tespit eden ve daha sonra engizisyon tarafından dayanılmaz işkenceler sonucu ölümle cezalandırılan gökbilimi araştırmacısı olarak tarihe geçmiştir. 

Pagan tapınağı olarak inşa edilen yapı, MS 7’nci yüzyılda Hıristiyanlığın kabulü ile kiliseye çevrilir. Ancak Hadrian dönemi özelliklerini korumaktadır. 

Kilisenin içinde: büyük sanatçı Raphaello’nun mezarı bulunuyor.