Osmaniye Toprakkale

Osmaniye Toprakkale

Adı üstünde, antik döneme ait, bölgede öne çıkan “Topkakkale” ile tanınıyor.

Buralardan geçerken, çok uzaklardan bile görünebilen bu kale, tarihi yer meraklılarının mutlaka ilgisini çekecektir.

Osmaniye Toprakkale

ULAŞIM

Toprakkale: Adana-Osmani-Gaziantep Otoyolu ve karayolu üzerindedir. Osmaniye iline 8 km. uzaklıktadır. Akdeniz sahiline 23 km. uzaklıktadır.

Osmaniye Toprakkale

TARİH

İlçenin tarihi gelişimi, Çukurova tarihiyle paralellik gösterir.

Çukurova’ya ilk gelen kavim: Luviler. MÖ.17-16.yüzyıllarda: Çukurovalılar, güneydoğudan gelen göç dalgalarından korunmak için, bir krallık kurarlar.

Kizvatno isimli bu krallık, MÖ.12.yüzyılın sonlarında, Hitit devleti ve denizci kavimler tarafından çökertilir. Ancak, MÖ. 612 yılında, Kilikyalılar olarak, yeniden eski krallıklarını diriltmişlerdir.

Kilikya ismi: Finike hükümdarı “Kilik”in adından gelmektedir. MÖ. 6.yüzyılda, bölge, Persler’in işgaline uğrar. MÖ. 333 yılında, Büyük İskender bölgeye hakim olur.

Orta çağın ilk yarısında, bölge etnik yönden büyük değişikliklere uğrar. Çünkü, şiddetli depremler sonucu, bölgedeki köy ve şehirlerin büyük bölümü yıkılır ve buraların halkı, çevreye dağılır.

7.yüzyılda, İslam orduları, bölgede görülmeye başlanır. 11.yüzyılda ise, Türkler, bölgeye yerleşmeye başlarlar. 14.yüzyıldan itibaren, Mısır Memlukları ve Ramazanoğulları bölgede üstünlüğü ele geçirirler.

1608 yılında ise, Osmanlılar egemen olurlar. Bu dönemde, Toprakkale ilçesi, Osmanlı idaresi altındaki “Cebel-i Bereket” vilayetinin içinde yer alır.

I. Dünya Savaşından sonra, bölge İngiliz ve Fransız askerleri tarafından işgal edilir. 1920 yılında, ilçe, işgalden kurtulur.

Daha önce Adana’ya bağlı olan Osmaniye ilçesinin bir kasabası olan Toprakkale, 1996 yılında, Osmaniye’nin il haline getirilmesiyle, Osmaniye iline bağlanır.

Osmaniye Toprakkale

GENEL

Toprakkale, adını: sınırları içinde bulunan bir kaleden alır.

İlçenin, güneybatısı dağlarla çevrilidir. Bunun dışında, kuzey ve doğu yönleri, büyük ovalardır. Çeşitli meyve ağaçları ve tabii bitki örtüsüyle, şirin bir ilçedir.

İlçenin rakımı: 123 metredir.

Yörede, tipik Akdeniz iklimi görülür. Yazları: sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçer. Yağışlar sonbaharda başlar ve ilkbahara kadar sürer.

Amanos dağlarının denize bakan yamaçları, gür ormanlarla kaplıdır. Karaçay, ilçenin en önemli akar suyudur. Sulamada kullanılır ve Akdeniz’e dökülmektedir. Ancak, taşıdığı su miktarı genelde yetersiz.

Tarım ürünleri olarak ise: en çok, buğday, mısır, soya ve yer fıstığı yetiştirilir. Hayvancılık ise, tarımdan sonra, bölge insanının en büyük geçim kaynağıdır.

GEZİLECEK YERLER

Osmaniye Toprakkale

TOPRAKKALE

İlçe sınırları içinde, D-400 ve D-817 karayollarının kavşağında, 65 rakımda, bir Tunç çağı höyüğü yani yığma bir toprak üstünde konumludur.

Kale, Osmaniye il merkezine 7 km asfalt yolla bağlıdır. Osmaniye yolu üzerinden 3 km içeride olan orman içindeki bir kaledir. Anayol üzerinde bulunması ve Suriye’ye yakınlığı nedeniyle önemli bir konuma sahiptir.

1966 yılında restorasyon yapılmış ve çevre ağaçlandırılmıştır.

Kale: ilk çağlarda, Çukurova’yı, Suriye’ye bağlayan yolu kontrol altında tutmak için yapılmıştır.

Kale, MÖ 312-64 yılları arasında Selevkoslar tarafından 75 metre yükseklikteki yığma bir tepe üzerine kurulmuştur.

Abbasiler döneminde Harun Reşit’in Çukurova’yı fethinde (786) siyah taş kullanılarak yeniden yapılmıştır.

İskenderun-Osmaniye yol kavşağında bulunan kaleye, Abbasiler “Al-Kenisat-Tüs Savda” (Kara Kilise), Hamdaniler 10’ncu yüzyılda Tel-Hamdün adını vermişlerdir.

Sonrasında: Bizans ve Memlüklar zamanında esaslı değişikliklere maruz kaldığı düşünülmektedir. 1337 yılında Memlükler kalenin kalıcı sahibi olmuşlardır.

Kalede beyaz taş dekorasyon ve yuvarlak formlu mazgal delikleri, Memluk dönemi mimari üslubundadır.

Kale dikdörtgen planlıdır. Dış ve iç kaleden oluşmaktadır. Sur ve iç kalede kulelere yer verilmiştir.

İç kaleye kuzeybatı köşeden giriş sağlanmaktadır. Örtü sistemi olarak giriş kısmında çapraz tonoza, diğer mekanlarda ise, beşik  tonoz örtü sistemine yer verilmiştir.

Toprakkale kalesi, iki sura sahiptir. Dış sur, kalenin batısında arazinin etkisiyle geniş bir alanı kapsarken, doğuda eğimin artmasından dolayı iç sura daha yakın bir şekilde planlanmıştır.

Surlar üzerinde çok sayıda burç bulunmaktadır. Bu burçların planları farklılık gösterir. Güneydeki yol batıdaki surun alt kısmından geçer. Aşağı surda Y kulesini çevreleyen kiriş delikleri vardır. Bu durum, yapının içinde ahşabın kullanıldığını gösterir.

Kuzeydoğuda üst çevre duvarında iç kaleye girişten sonra ön giriş formunda bir avlu bulunur. T noktasındaki bazı kapı kalıntıları, dış suru ön avlu ile ilişkilendirir fakat ön avlu içerisinde günümüze gelen herhangi bir iz yoktur.

Batı cepheyi koruyan surun özelliklerinden birisi 12 kulenin konumu ve şeklidir. Kulenin üç tanesi kare, beş tanesi beşgen, üç tanesi yarım dairevi olup güney uçtaki kulenin formu belirsizdir. Batı surunun güney tarafında belirli aralıklarla beşgen kulelere yer verilmiştir.

Bir kaç kule doğal tahribata maruz kalmıştır. Meyilli kısma düşen taşlar siyah değildir, kalenin üzerindeki kuleler ve duvardaki taşlarla birlikte bazalttan yapılmış ve Kilikya’daki gibi gri kireç taşıdır. Bu, Ermeni Kilikya sınırları içindeki sadece büyük kaya parçaları birikintileridir. E ve I kuleleri arasına güçlendirilmiş yer altı sığınağı yapılmıştır. Bu sığınaklara mazgal pencereler açılmış ve kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Üzeri tonoz örtülü olup günümüzde kısmen yıkılmıştır.

Toprakkale

Kulelerin cephelerindeki beyaz renkli düzgün kesme taştan oluşan şeritler ya Hamdanilere ya da Bizanslılara özgü veya Franklara atıfta bulunacak derecede önemlidir. Yapının ilk inşasında Bizans izlerini göstermektedir.

Evet, Toprakkale kalesi: yaklaşık 105 x 66 metre boyutlarındaki bir iç kale ve onu çevreleyen bir dış kaleden oluşur.

Yuvarlak kalın surlarla birbirine bağlanmıştır.

Duvarları bazalt blok taşlarla örülü kalenin, iç kale ve dış kale olarak düzenlenmiş olması, dış kale surlarında beşgen burçların varlığı, bir Bizans yapısına işaret etmekteyse de kalenin ilk yapıldığı tarih kesin değildir.

Toprakkale

Kale, 1517’den sonra Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında ele geçirilen kale, Osmanlı döneminde bir süre Kışla olarak kullanılmış ve terk edilmiştir. Evliya Çelebi, o dönemde Toprakkale kalesinde yaşanan bazı huzursuzluklar nedeniyle 1670 yılı civarında kalenin boşaltıldığını bildirmiştir.

Osmanlıların “Kınık Kalesi” olarak isimlendirdikleri Toprakkale, Çardak, Bodrum Kalesi, Hemite, Anavarsa ve Tumlu kalelerinin görüş ve kontrol alanı içindeydi. İstanbul-Bağdat demiryolunun yapıldığı yıllarda Kınık Kale’sinin adı değiştirilerek Toprakkale ismiyle anılmaya başlanmıştır.

Toprakkale kalesinin kuzeyinde, Adana yolu üzerinde eski Kınık Şehri (Örenşehir) bulunmaktadır.

Osmaniye Toprakkale

Son olarak: kalenin restorasyonu yapılmış ve kazı çalışmaları devam etmektedir. Kalenin gece ışıklandırması ve çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Evet ilçe merkezindeki kaleyi gezebilirsiniz. Giriş ücretsizdir. Otopark var. Kale, tarih, mimari ve manzara açısından zengindir. Kaleye çıkan tepe ve çevresi, fotoğraf çekimi için oldukça uygundur. Özellikle gün batımı manzaraları önerilir.

Toprakkale Tren İstasyonu

DEMİRYOLU TREN İSTASYONU:

İlçedeki demiryolu istasyonu 100 yıllık bir tarihe sahiptir. Gar binası iki katlıdır, kırma çatılı, geniş saçaklı, kapı ve pencereleri sivri kemerlidir. Bu stil, erken 20’nci yüzyıl Osmanlı/Alman demiryolu mimarisini yansıtır.

Gar binası ve yardımcı yapılar, düz bir sahaya kurulu kampüs şeklindedir. Bağlı lojmanlar, servis binaları ve bakım alanlarını içerir.

İstasyon binası, Osmanlı Bağdat Demiryolları Şirketi izniyle Alman imtiyazı çerçevesinde inşa edilmiştir. İnşaat ve açılış yılı olarak 1913 yılı verilmektedir. I. Dünya Savaşının ardından bölgeye yönelik işgal süreci başlamış ve istasyon stratejik bir nokta haline gelmiştir.

Evet istasyonda günümüzde: Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep hızlı tren hattı için modernizasyon çalışmaları yürütülmektedir.

 

Diyarbakır Ergani

Diyarbakır Ergani


Diyarbakır-Elazığ karayolu üzerindedir ve bu nedenle, genellikle birçok kişi tarafından bilinen bir yerdir. Ergani’nin diğer bir özelliği de, burada bulunan sanayi tesisleridir ki, bunların başında, Çimento Fabrikası gelmektedir. Bu çimento fabrikası, ilçenin üzerinde sürekli bir bulut, daha doğrusu toz bulutu bulunmasına neden olur.

Amerika’da, betonarme yapı çok az görülür, çünkü beton ana maddesi olan çimento çok pahalıdır. Çünkü: Amerika’da çimento fabrikası bulunmaz, çimentoyu yurt dışından alırlar. Çünkü: çimento fabrikaları, bulundukları mahalde, en büyük çevre kirliliği yaratan sanayi tesisleridir.

Ayrıca, Ergani denilince “Bakır” madeni de bilinir. Murgul ve Küre ile birlikte, ülkemizde en çok “bakır” madeni çıkarılan yerdir. Ancak: bakır madenleri, Ergani ilçesine 25 km. uzaklıktaki Elazığ şehrinin Maden ilçesindedir, ama bu bakır madenlerinin ismi, gariptir ki Ergani Bakır İşletmeleridir.

Bunun yanında, ülkemiz sınırları içinde en kaliteli petrolün buradan çıktığı söyleniyor. İlçe merkezinde, 5-6 metrelik derinlikten su ve 50-60 metre derinlikten ise, kaliteli petrol çıktığı söyleniyor.
Giriş için son bir not: Ergani gerçekten büyük bir yerleşim yeridir ve 100 bin nüfuslu bu ilçenin il yapılması için, TBMM ne, kanun teklifi verilmiştir.

ULAŞIM

Ergani ilçe merkezinin Diyarbakır il merkezine olan uzaklığı, 55 km. dir. Ergani-Elazığ arasındaki uzaklık: 100 km. Ergani: Ankara arasındaki uzaklık: 885 km. Ergani-İstanbul arasındaki uzaklık: 1323 km. dir.
İlçeye ulaşım, demir yolu ile de yapılabilmektedir.
Dicle, Çermik ve Çüngüş gibi ilçelerin, çevre il ve ilçeleriyle olan bağlantıları, yalnızca Ergani üzerinden sağlanabilmektedir. Bu durum, ilçenin, çevrede stratejik önemini arttırmıştır.

TARİHİ

Burası, tarihte insanlığın yerleşik yaşama geçtiği ilk yerlerden birisidir. Özellikle, Çayönü ören yerindeki arkeolojik kazılar, uzun yıllardır sürdürülmekte ve burada, çok eski tarihlere dayanan medeniyetlerin izlerine rastlanmaktadır. Burada, insanın yerleşik düzene geçişinin izleri görülmektedir.

Neolitik çağa ait, örme yuvarlak evler, basit kulübe kalıntıları bulunmuştur. Özellikle, yine burada bulunan “Saltaşlı yapı” olarak isimlendirilen, 10 metre genişliğinde, yüzeyleri düzleştirilerek parlatılmış, iri kalker bloklarından oluşan anıtsal yapı ilgi çekmektedir.

Malazgirt savaşından sonra ise, 1240 yılında, Selçuklular, yörede egemenliği ele geçirirler. Takip eden dönemde, bir süre, Akkoyunlulara başkentlik yapan ilçe, daha sonra, 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

İlçenin tarihi süreç içindeki: Akranya, Erkenin, Erkanikana, Yanari, Zülkarneyn, Urhana, Aşat olan isimleri, Cumhuriyet döneminden sonra “Osmani” olarak ve daha sonra ise “Ergani” olarak değiştirilmiştir.

19’ncu yüzyıl sonlarında, burada, günümüzdeki yerleşim yerinin bulunduğu yerde “Osmaniye” isimli bir yerleşim kurulmuş, ancak buranın isminin çeşitli karışıklıklara neden olması nedeniyle, Cumhuriyetin ilanından sonra, yeniden “Ergani” ismi kullanılmaya başlamıştır.

GENEL

Diyarbakır ilinin en büyük ilçesidir.
İlçe merkezi, Ergani ovası kenarında, Zültüfil dağının eteklerinde: derin bir sel yatağına bakan güneydoğu yamacında kurulmuştur. İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 955 metredir.
Dicle ırmağı, ilçe merkezinin 10 km. kuzeyinden geçer.
İlçenin ekonomisi: tarım, hayvancılık, madencilik ve ticaret ağırlıklıdır. Özellikle: şaraplık üzüm yetiştiriciliği önem kazanmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Ergani denilince, benim ilk aklıma gelenler: şehir merkezindeki “Elif Lokantası” ve şehir merkezinin biraz uzağında, Elazığ yolu üzerindeki “Cuma’nın yeri” düşünülebilir. Özellikle, Cumanın yerinde, ciğer yemeniz önerilir.

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Ergani Çayönü Ören Yeri
Diyarbakır Ergani Çayönü Ören Yeri

 

ÇAYÖNÜ ÖREN YERİ

Çayönü: Güneydoğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır’ın 60 k m kuzeyinde, Dicle ırmağının Toros Dağlarının etekleri boyunca akan bir kolu üzerinde yer alır. Yani ilçe merkezinin 7 km güneyindedir. 

Buradaki kazılar, 1964-1991 yılları arasında yapılmıştır. Kazı alanı, Yakındoğu’daki neolitik kazı alanlarının en büyüğüdür. (8000 metre kare) 

Burada görülen, farklı materyallere sahip evler, kamusal binalar ve farklı biçimlerde düzenlenmiş açık alanlardır.

Çayönü, neolitik dönemde muhtemel kasaba planlarının geniş bir yelpazesini sunmaktadır. 

Yaklaşık 9000 yıl öncesine kadar giden bir geçmiş söz konusudur. Bir anlamda, cilalı taş devri söz konusudur. İlk yerleşim, günümüzden 9500 yıl önce, yani MÖ 7500 yıllarında kurulmuş ve aralıksız olarak MÖ 5000 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, aralıklı olarak iskan görmüştür. 

Bölgede MÖ 2000’li yıllarda, Mitanni halkına, Hitit-Hurri ilişkilerine rastlanır. Özellikle, Anadolu’nun en eski halklarından oldukları kabul edilen “Hurriler” in bu yörede Subartu denilen yerde, yani bu yörede yerleştikleri görülmektedir. 

Evet gelelim ayrıntılara:
Evre-1:

Her biri tipik mimari tarza göre adlandırılmış, 6 alt evreden meydana gelir. En çarpıcı olanlar, alt evre 2,5 ve 6 dır. 

Alt evre-1:

yuvarlak yapı alt evresinde köyde çamur, saman veya ot ve belki de tezekle kaplanmış dallardan oluşan sağlam bir dal örgüden yapılmış yuvarlak veya oval evler bulunuyordu. Zeminler, yer yüzeyinin altındaydı.

 

Alt Evre-2:

Izgara plan alt evresinde, paralel taş duvarlardan oluşan ızgarayı andıran biçimde temellere sahip dikdörtgen evler vardı. Bu temellerin üzerine kaplanan zemin kireç ve kille kaplı dallardan meydana geliyordu. Üst yapı, dal örgüden yapılmaya devam etti. Bu planda evlerin üç kısmı vardı. Bir yaşam alanı (temellerin üzerinde), kapalı bir avlu ve küçük bir depolama alanıdır. Boy, plan ve yön olarak birbirine benzeyen evler bir dama tahtası biçiminde dizilmiştir. Bu düzenlilik herkesin uyduğu, açıkça tanımlanmış mimari kuralların varlığını akla getiriyor. 

 

Alt Evre-3:

Ev temelleri büyük ölçüde doldurularak yalnızca su akış kanallarına yer bırakılmıştır. Köy, alan olarak genişlemişti, ama evler daha büyük aralıklarda dağıtılmıştı. Yerleşim doğu ucunda kazıcılarca “Plaza” adı verilen, özenle açık bırakılmış bir kült alanı kurulmuştu. Bu alt evrede, kil zeminin üzerine iki sıra halinde, geniş dikili taşlar yerleştirilmişti. 

 

Alt Evre-4:

Kaldırım taşı döşeli yapı alt evresinde, evler yeraltı sularından kanallar yerine çakıl dolgu ile korunmuştu. Plaza önceki haliyle devam etti.

 

Alt Evre-5:

Hücre yapı alt evresinde, evler eskisinden çok daha genişti. Tüm alt evrelerde olduğu gibi, daha eski binalar bilinçli şekilde terk edilmiş ve yeni türden binalar bunların üstüne örgütlü bir yenileme projesi kapsamında inşa edilerek doldurulmuştu. Taş temellerin, belki de depo odaları olarak kullanılan hücre benzeri bölgelere bölünmesi, bu dönemdeki mimarinin tipik özelliğiydi. Üst yapılar, dal örgü yerine kerpiçte yapılmıştı. Evlerin plan ve boyları çeşitlilik gösteriyor ve bazen geniş avlular da içeriyordu. Plaza’nın artık yerleşim yerindeki en büyük evlerce çevrelenmesi bu alanın önemini gösteriyordu. Dahası, evlerin içindeki buluntular da çeşitlilik gösteriyordu. Alt evre-2’nin aksine ev planları ve içeriklerindeki böylesi farklar, işleyişte toplumsal ayrımları akla getiriyor. 

Alt Evreler 1-5:

Dört çarpıcı topluluk yapısı vardı. Son üçü ayırıcı mimari özellikleri ve içerikleri nedeniyle kült merkezi olarak belirlenmiştir. Mimari alt evrelerdeki kesin konumları belli değildir, çünkü kazı alanının kenarlarında kendi terasları üzerine inşa edilmiş ve çeşitli inşa hareketleri boyunca var olmuşlardı. Yine de inşaat sıralaması şöyle gibi görünüyor: ilki geniş yuvarlak bir yapıydı. Bir sonraki geniş saltaşlı yapı, 2 m uzunluğunda cilalanmış kireçtaşından bir zemine sahipti. Zemine büyük taşlar dikilmişti.

Skull Building-Kafatası Binası:

Üçüncüsü, en az altı kere tekrar inşa edilmiş olan Kafataslı Yapı, her zaman insan iskeletleri veya parçalarını barındırmıştı. Bina ilk kazıldığında, 70 insan kafatası bulunmuştur. Kemikler, 450’den fazla bireyin kalıntılarını içeriyordu. Bu yapı muhtemelen ikinci derece cenazeler için bir kemik eviydi. Belki de, atalara ibadetin bir başka çeşidi olan, ölülerin anılması için de bir odak işlevi görüyordu. 

Bir  zamanlar buraya yolculuk yapan Polonyalı gezgin Simcon, buradan mucize yaratan bir mabet olarak söz eder. 

Dördüncü ve sonuncusuna ise “Terazzo Yapı” adı verilmiştir. Çok sert, 40 cm kalınlığında cilalanmış çakıl taşları ve kireçtaşını yakarak yapılmış pembemsi kireçten meydana gelen, çok özenle hazırlanmış bir zemini bulunan büyük tek bir odadan oluşuyordu. Yere yerleştirilmiş beyaz taşlarla doğrusal desenler çizilmişti. Böyle “terrazo” zeminler başka yerlerde de bulunmuştur, ama bu dönemden sonra 5 bin yıl boyunca, demir çağına kadar bu teknik unutulmuştu. 

Alt evre- 6: 

Büyük Odalı Yapı alt evresinde, köyün karakteri dramatik şekilde değişiyordu. Yerleşim küçüldü. Topluluk yapıları yoktu ve Plaza bir çöp atık yeri olarak kullanılıyordu. Evler sadece bir veya iki geniş odadan oluşuyordu. Çayönün’de önemli bir toplumsal değişim olduğu açıktı. Ekonomik veriler de değişim yönünde kanıtlar getirmişti.

Çömlekli Neolitik (Evre II):

Yaklaşık MÖ 6000-5000, çömlekçiliğin ani ortaya çıkışıyla tanımlanır. Arada başlangıç, deneysel evreler belirlenmemiş olduğundan bu tekniğin dışarıdan geldiği varsayılır. Yerleşim dramatik bir boşluk olmadan önceki halinden devam eder, ama artık Izgara Plan alt evresinde (Alt evre-2) yerleştirilen düzgün yapı düzeninin yerini dar sokaklar boyunca düzensiz biçimli ev öbekleri almıştır. Topluluk yapıları hala yoktur. 

Ekonomi;

Kazılar, köy ekonomisinin yerleşimin aralıksız devam ettiği bu 3.000 yıllık dönemde, besin toplayıcılığından besin üretimine doğru evrimini belgelemiştir. 

Alt evreler 1-5 süresince, köylüler yabani bitkilerin toplanması ve yabani hayvanların avlanmasına bağlıydılar. Beslenme: baklagiller, mercimek, fiğ yetiştiriciliği ve daha sonraları bunlara eklenen Einkorn buğdayı ile destekleniyordu. Alt evre-5’de bu kalıp değişmeye başladı. Çok sayıda evcilleştirilmiş koyun ve keçi ortala çıkarak beslenmenin düzenli bir parçası oldu. Yabani hayvanların avlanması kayda değer derecede azaldı. 

 

Erken Metalurji:

Yakınlarda bulunan bakır ve bakırtaşı Alt evre-2’de işlenmiştir. Alt evre-3 ve 4’te metal işçiliği artarken bundan sonra düşüşe geçmiştir. İğne, kanca ve matkap uçları gibi aletler yapmak için cevher ısıtılmadan dövülüyordu. Bu daha sonraları çok önem kazanacak bir teknolojiye basit bir başlangıçtı. Daha kolay biçimlendirmek için bakır öbeklerinin eritilmeden ısıtılması, yani tavlama da yapılıyordu. Çayönündeki buluntular, Yakındoğu da bilinen ilk metal kullanımları arasındadır. 

 

Boncuk yapımı ve dokuma:

Boncuk yapımı ve dokuma gibi başka zanaatlar da icra ediliyordu. Ev yapımı bir keten kumaş izi Yakındoğu da dokuma zanaatının ilk kanıtlarından biridir. Alet ve süslemelerde kullanılan obsidiyen ve deniz kabuklarının varlığı, uzun mesafeli ticaretin göstergesidir. Çayönündeki zanaatkarların bunları tam zamanlı olarak icra edip etmedikleri bilinmiyor.

 

Ölü gömme:

Yörede ölü gömme biçimleri, anne karnındaki gibi ölünün katlanıp, sağa yatırılarak, yüzleri toprağa dönük olarak gömülmeleri şeklindedir. MÖ 6500 yılına kadar, ev içine gömme teknikleri kullanılmıştır. Daha sonra ise, ölülerin gömülmesi için yerleşim yerlerinden farklı mekanlar yapılmıştır. 

 

Sonuç olarak:

Çayönündeki kazılar göstermiştir ki, neolitik dönem boyunca toplumsal yaşamın nihayetinde MÖ 4’ncü bin yıl sonları ile 3’ncü bin yılın kentlerine dönüşecek olan belli özelliklerinin yavaş yavaş ortaya çıktığıdır. Buradan çıkarılan çakmak  taşı, öğütme taşları, kemikler, bakır gibi madenlerden yapılan çeşitli aletler, günümüzde Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. 

 

GRİKİHACİYAN TEPESİ

Burada, MÖ.5000 yıllarının başında, gelişkin köy yerleşim evresi görülmektedir ve bu nedenle önemlidir. Buranın bir diğer özelliği ise: Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görülen “yuvarlak planlı ve kubbeli” evler ve zengin boya süslemeli “çanak-çömlek” tir.

Diyarbakır Ergani Zülkifil Dağı-Makamı

ZÜLKİFİL DAĞI-MAKAMI

İlçe merkezine 5 km. uzaklıktadır.
Burada, Zülkifil Peygamberin mezarının bulunduğu söylenmektedir. Bu nedenle, buraya, yöre halkı tarafından “makam” ismi de verilmektedir. Dağın en üst yamacında, yani zirvesinde, Zülkilif Peygambere ait olduğu söylenen bir türbe bulunmaktadır ve türbe, yılın büyük bölümünde, çevreden gelen insanlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Özellikle, Cuma günleri: çocuğu olmayan kadınlar ve kısmetinin açılmasını isteyen kızlar, işleri kötüye gidenler, burayı ziyaret etmektedirler.

Buranın bir diğer özelliği ise, yalnızca burada yetişen makam çiçeğidir. Söylentiye göre: “Zülkilif Peygamberin gözyaşının düştüğü her yerde, bu çiçek açmış ve açmaktadır” Başka bir söylentiye göre: Hz. Ali’nin atının ter damlattığı yerlerde, bu çiçeklerin açtığı ve o günden sonra, buranın “Ali dağı” ve “Zülküf dağı” olarak isimlendirildiğidir.

Diyarbakır Ergani Hilar Mağaraları

HİLAR MAĞARALARI

İlçe merkezine, 7 km. uzaklıkta; güneybatıda, Sesverenpınar köyündeki, çağlarönü höyüğüne komşudur ve Anadolu bölgesindeki en eski mağara yerleşimi burada kurulmuştur.

Mağaranın bulunduğu kayalıklarda, bir kısım kalıntılar bulunmaktadır. Kayalığın çevresinde, çok sayıda mezar odası görülüyor. Mezar odalarının dış cephelerinde: Roma dönemini anımsatan kabartmalar, Sami yazıları, İran üslubunu yansıtan figürler görülüyor.

Kayalığın güneydoğu bölümünde, en yüksek tepede: Akropol var.
Günümüzdeki Hilar köyünün güneyindeki dik kayalık bölümde ise: kale var.
Kayalığın doğu bölümünde: bir kervansaray görülüyor. Kervansaray yapısının girişinde, eski bir mezar odası ve ayrıca mescit olarak kullanılan bir oda görülüyor. Kaya mezarları, dikdörtgen plana sahiptir.

Mezar odaları içinde, yarım ay formda sedirler-kanepeler bulunmaktadır. Bu sedirlerin yanı sıra, bazı mezar odalarında, tekne mezar ve bazılarında ise kemik çukurları görülmektedir. Bazı mezarlarda ise, Süryanice yazıtlar bulunmaktadır.

Evet, gelelim mağaraların özelliklerine: Bu mağaraların, hemen kuzeyinde, Neolitik dönemde, insanların: göçebe-avcılıktan, yerleşik düzene geçtikleri anlaşılmıştır. Çünkü, burada tarihteki ilk tarımsal üretim gerçekleştirilmiş ve I. Derece Arkeolojik Sit alanı” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Her ne kadar ayrıntılı arkeolojik araştırmalar yapılmamış olsa da, bölgede bu güne kadar yapılan yüzey araştırmalarında: Roma, Bizans, Artuklu dönemlerine ait: sikkeler, lahitler ve insan kemikleri bulunmuştur.

HZ. MERYEM KİLİSESİ

Günümüze kadar sağlam olarak gelebilen tarihi eserlerden birisidir. Zülküf dağının zirvesinin doğusunda, Dicle ırmağına bakan büyük bir kayalık üzerindedir.
1960’lı yıllara kadar, Ermeniler, burada, baharın başlangıcında büyük şenlikler düzenlerler ve kilisede ibadet ederlermiş, hatta bir gece kilisede kalındığı da söylenir.

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Osmaniye Kadirli

Osmaniye Kadirli

Kadirli-Adana arası uzaklık: 105 km. ve Kadirli-Osmaniye arası uzaklık: 46 km. dir. Denize uzaklık: 60 km. dir.

Osmaniye Kadirli

TARİH

İlçe sınırları içinde: Aslantaş Baraj gölü kıyısında bulunan Domuztepe’de: Neolitik çağ ve son kalkolitik çağ ve ilk tunç çağında yerleşim bulunduğu anlaşılmıştır. Ayrıca: Kadirli-Kozan arasındaki “Tırmıl Höyüğü” üzerinde de, bu dönemlerde yerleşim bulunduğu öğrenilmiştir.

İlçenin bulunduğu coğrafi alanda: tarih boyunca: Hititler, Asurlar, Klikyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Büyük Selçuklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır. Adana ovası hükümdarı, Asativatas MÖ.800 yıllarında, ilçeye bağlı Karatepe-Aslantaş bölgesinde, bir uç kale kurmuştur.

Romalılar döneminde, Flaviopolis adı ile görkemli bir kent haline gelen Kadirli, bu döneme ait mimari eserleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu eserler: İmparator Hadrianus’un anıtsal tunç heykeli, 6-7 dönümlük alana yerleşik ama şehrin altında kalmış olan roma hamamı, MS.5.yüzyıla ait bir roma bazilikası ve Ala camii öne çıkıyor.

7.yüzyılda, bölgeye ilk Müslüman orduları, Abbasiler ve Selçuklular döneminde Türkler girerler. 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim: bölgeyi Osmanlı topraklarına katar. 1865 yılında, İlçe haline gelir ve 1872 yılında Belediye kurulur. Şehre, Osmanlı döneminde “Kars-ak-eli”, Pazaryeri ve Kars Pazarı gibi isimler verilir. Ancak: 1928 tarihinde “Kadirli” adını alır.

Yöre: I. Dünya Savaşı sonunda, 1919 yılında Fransızlar ve Ermeniler tarafından işgal edilir. 1920 yılında ise, işgal sona erdirilir.

Osmaniye Kadirli

GENEL

Osmaniye ilinin en büyük ilçesidir. Çukurova’nın kuzeydoğusunda ve orta Torosların güneyindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 95 metredir.

İlçede arazi yapısına bakıldığında: arazinin üçte biri dağlık, üçte ikisi ise ovalıktır. Ceyhan ırmağı, Savrun, Sumbaş ve Keşiş çayları, ilçe sınırlarından geçmektedir.

İlçede: Akdeniz iklimi hakimdir. Yazları: sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Bitki örtüsü bakımından ise, zengin bir bölgedir. Ormanlar, ilçe arazisinin % 40’ını kapsar.

İlçe, son yıllarda, hem göç almakta, hem de göç vermektedir. Bunun sonucunda ise, sosyal yapıda önemli değişiklikler olmaktadır.

Günümüzde ilçe halkının en büyük ekonomik kaynakları: tarımsal üretim, tarım işçiliği ve sınırlı ticarettir. Sanayi ise gelişmemiştir. Tarım ürünleri değerlendirildiğinde, en fazla üretilen ürünler: buğday, mısır, yer fıstığı, turp ve karpuz. Kış aylarında: turp üretimi yapılmaktadır.

Osmaniye Kadirli Karatepe Kilimleri

KARATEPE KİLİMLERİ

Karatepe kilimleri, Kadirli ilçe merkezine 20 km. uzaklıktaki, Kızyusuflu köyünde yapılmaktadır. Bu kilimler, dünyaca ün kazanmıştır. Tamamen doğal yün ve doğal kök boyalarından yapılırlar. Motif olarak ise: özgün motif, renk ve desenler kullanılır. Bu kilimlerin büyük bölümü, yurt dışına ihraç ediliyor.

NE YENİR NE İÇİLİR

Türkiye’nin turp üretiminin % 70’lik bölümü burada yapılıyor. Burada, mutlaka turp yemelisiniz. Nehrin içine atıp yıkıyorlar.

NE SATIN ALINIR

Bu yöreden, özellikle biraz önce sözünü ettiğim Karatepe kilimlerinden satın alabilirsiniz.

Osmaniye Kadirli

GEZİLECEK YERLER

Osmaniye Kadirli Kent Müzesi

Osmaniye Kadirli Kent Müzesi

Osmaniye Kadirli Kent Müzesi

KADİRLİ KENT MÜZESİ

Burası eski bir hapishanedir ve 60 yıl hapishane olarak kullanılır ve müzeye çevrilmiş ve 2016 yılında ziyarete açılmıştır.

Müzede: Kadirli’ye ait kentsel ve kültürel öğeler sergileniyor. Özellikle Çukurova doğumlu ünlü sanatçıların balmumu heykelleri, özel eşyaları ve eserleri ilgi çekiyor. Ayrıca: kalaycılık, semercilik, demircilik, nalbantlık gibi unutulmaya yüz tutmuş meslekler de sergileniyor.

SÜLEMİŞ ÇAMLIĞI

İlçenin merkezinde, hakim bir tepe üzerindedir. Selçuklu komutanlarından Sülemiş Bey zamanında, 16.yüzyılda, otağ merkezi olarak kullanılmıştır. Burası: 1973 yılına kadar bozkır görünümündeyken, 1976 yılında, Belediye tarafından istimlak edilmiş ve ağaçlandırılmıştır. 1987 yılında, burada, turistik tesis açılır. Tesiste: 40 oda, 80 yatak kapasitesi, futbol antreman sahası, çay bahçesi ve salon bulunmaktadır.

Osmaniye Kadirli Ala Camii

Osmaniye Kadirli Ala Camii

 

ALA CAMİİ

Yapı: 2.yüzyılda, Romalılar tarafından yaptırılmış bir manastırdır. Manastır yapısı: sert  taşlarla yapılmış ve doğu cephesinde, 5.yüzyılda, bir kilise ilave edilmiştir. Kilisenin altı bodrum. Bodruma inen kapı: manastırın batı yönündedir. Bodrum bölümünde yapılan araştırmalarda, burada bol miktarda insan kemiği çıkmıştır.

Takip eden tarihi süreçte: 1480-1490 yılları arasında: Dulkadiroğlu Kasım Bey; bu kiliseyi, babası adına camiye çevirmiş ve “Alaüddevle Mescidi” adını vermiştir. Bu dönemde: yapının üstü kurşunla kaplanır.

Ancak: daha sonraki yıllarda, buradaki kaza merkezinde yaşam durur ve cami harabeye döner. 1865 yılında ise, cami restore ettirilir ve minaresi onarttırılır. Caminin üzerindeki kurşun kaplamalar, daha önce söküldüğü için çatı, oluklu kiremitle kaplanır ve cami-medrese yeniden hizmete açılır. Bu dönemde, caminin ismi “Ala camii” olarak anılmaya başlanır.

1924 yılında: medrese-cami cemaatinin daha çok öğrencilerden oluşması ve o yıllarda, ilçe merkezindeki Hamidiye camiinin ihtiyaca cevap vermesi nedeniyle, cami, kendiliğinden kapanır. 1924-1960 yılları arasında kaderine terk edilen cami: 1961 yılında, Kaymakamlık tarafından koruma altına alınır.

Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilir ve bu kurum tarafından, 1996 yılından bu yana restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Restorasyon çalışmaları tamamlandığında, caminin hizmete açılacağı söyleniyor.

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

 

KARATEPE-ASLANTAŞ AÇIK HAVA MÜZESİ

İlçenin güneydoğusunda, Kızyusuflu köyü sınırları içinde ve ilçe merkezine 22 km. uzaklıktadır.

Karatepe: MÖ.8.yüzyılda, Adana ovası hükümdarı Hitit kralı Asativatas tarafından, Krallığını kuzeydeki vahşi kavimlere karşı korumak üzere bir  hudut kalesi olarak yaptırılmıştır. Kurucusundan dolayı, burası: Asativada olarak anılmaktadır.

Kral Asativatas tarafından kurulan bu kale: büyük olasılıkla, MÖ.720 yılları sıralarında, Asurlular tarafından yakılıp yıkılmış ve terk edilmiştir.

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

Kale sur duvarlarının kalındığı: 2-4 metre genişliğindedir. İç ve dış duvarlarının yüksekliğiyse: 4-6 metre arasındadır. Kuru-harçsız olarak yapılan iki duvar arasındaki boşluk ise: taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur. Burçlarına gelince: 34 adet dikdörtgen burçla tahkim edildiği görülmektedir.

Tepenin zirvesinde: saray olduğu tahmin edilen, iki tane yanmış bina harabesi ve zahire kuyuları bulunmaktadır. Kalenin 2 kapısı var. Güneybatıdaki giriş kapısında: 2 aslan heykeli var. Sağ ve sol yan odacıklarda: taş kabartmalar var.

Ayrıca: Finike ve Hitit hiyeroglif yazıları bulunuyor. Kapı içinde ise: yaklaşık 3 metre boyunda: Fırtına Tanrısının heykeli bulunuyor.

Kuzeydoğu kapısında: insan başlı, aslan gövdeli, karşılıklı iki sfenks var. Sağ ve sol odacıklarda: Güneş Tanrısı rölyefi ve çeşitli rölyefler var.

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

Bu kalede bulunan yazıtların en önemli özelliği

Anadolu’da, MÖ.2000 yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin ve Fenike metinlerinin çözülmesi: burada elde edilen anahtar yazılar sayesinde olmuş. Çünkü: Fenike ve Hiyeroglif yazı sistemlerindeki, en uzun, çift dilli metin burada, kutsal bir heykel üzerinde bulunmaktadır. Dünya üzerindeki Hitit yazıları, ilk defa burada okunmuştur.

Bölgedeki kazı çalışmaları: 1946 yılında başlamıştır ve halen yürütülmektedir. Ancak; bu bölgedeki eserler, mimari bir bütünün parçaları oldukları için, yerlerinden sökülüp kapalı bir müzeye taşınamamıştır.

Açık hava müzesi kurularak, eserlerin burada sergilenmesi yoluna gidilmiştir. Yerli halk, aslan heykellerinden dolayı, buraya “Aslantaş” demektedir. Ancak, diğer yerlerdeki aynı isimlerden farklılık yaratması için, “Karatepe-Aslantaş” ismi verilmiştir.

KARATEPE KALESİ

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Ceyhan ırmağının kıyısındaki Milli Park alanındadır. Buraya: Adana-Kadirli ve Adana-Osmaniye karayolundan ulaşılır.

Kale: MÖ.8.yüzyılda, Kilikya bölgesine hakim olan Kral Asitowada tarafından, Karatepe-Aslantaş yöresinde bir Hitit krallığı kurulur. Bu krallığın bir sınır kalesi olarak, burası görülüyor. Burada: özellikle kuzey-güney kapıları ve kapı aslanları, kalıntıların en ilgi çekenleridir.

Asurlular tarafından yıkılan kalenin sur duvarları: 2-4 metre genişliğindedir. Yükseklikleri ise: 4-6 metredir. İç ve  dış kalenin sur duvarları arasındaki boşluk: taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur. Kalede: 34 tane, dikdörtgen burç bulunmaktadır. Kalede çok sayıdaki bazalt taş üzerindeki yazıtlardan bir örnek: “Adanava kralı ben Asitivadas’ım.

Güneş ilahının adamı, Fırtına tanrısının kulu, Avarikos’un büyük yaptığı Adanava memleketini, doğusuna, batısına genişlettim. Komşu krallarla, iyi geçindim. Karşı gelenleri, ayağımın altında ezdim. Bolluk ettim.

Açları doyurdum. Huzur ve güveni sağladım. Silahlı erkeklerin gezemediği bu yerlerde, genç ve güzel kadınların, yalnız başlarına huzur ve güven içinde gezmelerini sağladım. Kim, benim yaptığım bu kaleyi ve kapıyı yıkar ve nizamı bozarsa, tanrı belasını versin. Yalnız, benim adım ölümsüzdür, güneş ve ay gibi”

Ortaya çıkarılan eserler: modern müzecilik anlayışına göre onarılarak, açık hava müzesi haline getirilmiştir. Türkiye’nin ilk açık hava müzesi ve biraz önce sözünü ettiğim gibi, bu büyük kralın yaşadığı mekanı, kalesini mutlaka gidin ve görün.

Osmaniye Kadirli Kalealtı Kalesi

KALEALTI KALESİ

Kadirli-Andırın karayolu üzerinde, Paşaoğluğu yaylasından dönülerek, 4 km. ilerlendikten sonra, yol ayrımına geliniyor. Buradan, 1200 metre sonra, Kalealtı kalesine ulaşılıyor.

Kale kapısı: tamamen sağlam olarak günümüze ulaşmış. Çevresi, dik kaya üzerine, yöresel malzeme kullanılarak yapılmıştır. Doğu yönünde, iki burç var. Burçlardan biri 8 metre, diğeri 3 metre yüksekliktedir.

Yapım zamanı olarak, Ortaçağ kalesidir. Duvar içinde: ahşap hatır veya su yolu olabilecek boşluklar bulunuyor. İki tane, yan yana olan bu su yolları; ısınma ve pis su tahliye su boruları olmalıdır. Tahliye veya ısınma amaçlı olan bu su boruları, dikdörtgen şekildedir.

Doğu odasının sağında, ayrı bir mimari öğe var. Oda mezar veya malzeme saklama yeri olarak kullanılmıştır. Alt katlar: sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Üst katlarda ise, tonozun başladığı yere kadar, sıvalar durmaktadır.

KOKAR KAPLICALARI

İlçenin kuzeyinde olup, merkeze 15 km. uzaklıktadır. Kaplıca sularının, çeşitli cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir.

Burada çıkan su, yaz-kış daima 25 derecededir. Kokulu isminin verilmesinin sebebi: buranın her iki yamacında bulunan ağaçlardır. Bu ağaçlar: çam ağaçları, adaçayı ve buna benzer kokulu ağaçlar, yoğun olarak bulunmaktadır. Su ise: barut ve yumurta gibi kokmaktadır.

Dolayısıyla, buraya ilk gelindiğinde: tüm bu kokular birbirine karışıyor. Çeşmenin başına gittiğinizde: suyun tadı ve kokusu karşısında şaşıracaksınız. Sanki: yeraltında bir fabrikadan, bu kimyasal suyun gönderildiğine inanmamak mümkün değil.

Kaplıca suyunun iyi geldiğine inanılan hastalıklar şunlar: kanser, siroz, sedef hastalığı, egzama, mantar, kapanmayan yaralar, vitiligo, kellik, mide ülseri, kolit, hemoroit, şeker hastalığı, alerjik astım, böbrek yetmezliği, böbrek ve safra kesesi taşları, prostat, sarılık ve karaciğer hastalıkları, aşırı kilolar, kireçlenmeler, romatizmal hastalıklar.

Burada: konaklama tesisi yok. Geceyi Kadirli ilçe merkezinde geçirmek gerekiyor.

Osmaniye Kadirli Maksutoğlu Yaylası

MAKSUTOĞLU YAYLASI

İlçe merkezine 45 km uzaklıktadır. Bu yolun 33 km bölümü stabilizedir.

Burası, Adana ilinin şehirleşmiş birçok yaylasının yanında, hala klasik yayla kültürünün korunduğu ender bir yayla olarak önem kazanıyor. Yaylanın alt yapısı tamamlanmıştır.

Kır kahveleri, bakkallar, kasaplar, et yemekleri sunan küçük lokantalar ve özel doktorlar hizmet vermektedir. Burada sedir ağaçlarının ve mis gibi çam havasında, muhteşem ekmeği ve kuru tavasını mutlaka tadın.