Yunanistan Olympia

Olympia Zeus Heykeli

 

Evet önce Olympia hakkında bilgiler vererek başlamak istiyorum;

Altis diye de bilinir.

Ortam, binaları ve hatta kişiliği açısından Delphoi’dekinden çok farklıdır.

Ancak, tıpkı Delphoi gibi Olympia da anaakım Yunan iktidar mücadelelerinin dışında kalır.

Burası da 4 yılda bir düzenlenen atletizm yarışmalarının Yunan dünyasının her köşesine uzanan cazibesiyle tüm Yunanlılar için kutsal bir mekan haline gelmiştir.

Olympia, Peloponnesos’un kuzey batısında, denizden 12 km uzaklıkta, doğusunda Arkadya Dağları bulunan, düz, bereketli, ormanlık bir ovada yer alır.

Bu çekici nokta, kuzeyde konik Kronos Tepesi ile temenos’un güneybatısında birleşen Kladeos ve Alpheios adlı iki ırmak gibi belirgin coğrafi özelliklerle çevrilidir.

Bol miktarda adanan saç ayaklar üzerindeki pahalı, geniş tunç kazanlardan anlaşıldığı kadarıyla, Olympia MÖ 8’nci yüzyılda önem kazanmaya başladı.

Gerçekten de, antik Yunanlılar Olimpiyat Oyunlarının MÖ 776’da başladığına inanıyordu ve bu yıl kayıtlı tarihlerinin başlangıç noktası olarak seçilmişti.

Daha sonraki yüzyıllarda, Olympia Hera ve Zeus’a adanan iki ünlü tapınak da dahil, çeşitli binalarla donatılmıştı.

Romalıların ilgisi sayesinde Olympia’nın zenginliği antikçağların sonuna kadar, MS 393’te Hıristiyan imparator Büyük Theodosius pagan kültlere karşı genel bastırma kampanyasının parçası olarak oyunları sona erdirene kadar devam etti.

Ama bölge zaten MS 4’ncü yüzyılda büyük depremde yıkıldı.

Daha sonra Orta çağda Alpheios ve Kladeos’un taşması sonucu harabeler birkaç metrelik bir silt tabakası altında kalacaktı.

1766 yılında İngiliz eski eser meraklısı Richard Chandler tarafından tekrar keşfedilen Olympia, modern zamanlarda büyük ölçüde Alman Arkeoloji Enstitüsünün 1875’ten bu yana sürdürdüğü kazılarla ortaya çıkarılmıştır.

Tipik şekilde, kutsal bölge alçak bir duvarla belirlenmişti.

Ritüeller iki yende odaklanıyordu.

Olympia’nın efsanevi kralı Pelepos’un mezarı ve adete kültün uzak geçmişine uzanan kadim kökenlerine vurgu yapmak istercesine taş yerine yakılan sunuların küllerinden yapılan ana sunak.

Bunun iki yanında tapınaklar dururdu.

Kronos Tepesinin dibinde, kuzeyde erken arkaik döneme ait Hera Tapınağı ile güneyde, yapay bir platform üzerinde klasik Yunan’ın başlıca binalarından biri olan daha büyük Zeus Tapınağı.

İki büyük tapınak ve büyük sunağa ek olarak temenos’ta ayrıca Kronos Dağının eteklerinde düzgün şekilde sıralanmış bir dizi hazine de vardı.

Çoğu Sicilya ve Güney İtalya’daki Yunan şehir-devletlerince yaptırılmıştı.

Hiçbiri günümüze iyi durumda gelmemiştir ve hiçbiri Delphoi’deki Siphnos Hazinesinin düzeyinde karmaşık süslemelere sahip değildi.

 

OLİMPİA VE OLİMPİYAT OYUNLARI

Evet yukarıda da sözünü ettiğim gibi, burası: Güney Yunanistan’ın batı kısmında; bir tapınma yeriydi.

Hatta: Tanrılar kralı Zeus’un tapınağı ve sunağı oradaydı. İnsanlar, Yunan dünyasının her yerinden, bu kutsal yere hac ziyaretine geliyorlardı. Burada yapılan dinsel törenlerin önemli bir parçası ise, spor yarışmalarıydı.

Haberciler: oyunlara davet etmek için, Yunan uygarlığının en uzak yerlerine kadar giderlerdi. Sicilya-Kyrene-Suriye-Mısır-Makedonya-Asya: bilinen dünyanın her köşesinden gelen sporcular: bu oyunlar için “Olmpia” da toplanırlardı.

Ancak: oyunların kökeninde dinsel törenler bulunduğundan, oyunlara katılanların Yunan soyundan olmaları şarttı. Yunanlı olmayanlar, Zeus tapınağında tapınamazlar ve oyunlara katılamazlardı. Oyunlar süresince: Yunan şehir devletleri arasındaki savaşlara ara verilirdi.

Zeus tapınağının sınırlarının hemen dışındaki Stadium, aşağıda anlatacağım.

PELOPONNESOS-PELOPS ADASI

Yunanistan’ın güneyindeki kara parçası, bu isimle bilinirdi. Olimpiyat oyunlarının ortaya çıkışı: Pelops’a bağlanır. Bölgenin batısındaki “Pisa” isimli küçük krallıkta: söylenenlere göre:
“Kral Oinomaos hüküm sürüyormuş.

Tanrıların kralı Zeus ile Toprak Ana’ya adanmış verimli Olmpia arazisi: onun toprakları içindeymiş. Bu tanrılara tapan birçok kişi: oraya gidip, hasatlarının bereketi için tanrılardan yardım dilerlermiş. Bu sırada: kral Oinomaos: bir kahin tarafından “damadı” tarafından öldürüleceği yolunda uyarılır. Bu yüzden, kral kızının, evlenme çağına gelmiş olması nedeniyle huzursuzdur.

Bunun üzerine, kral kızı için gelen her talipten: Olympia’dan deniz tanrısı Poseidon’un tapınağına kadar kendisiyle araba yarıştırmasını şart koşar. Tapınak: 80 mil kadar kuzeydoğuda, Korinthos yakınında İsthmia’dadır. Yarışı kazandığında Hippodameia ile Pisa tahtını da kazanması; ama yarışı kaybederse yani kral onu geçerse, ölmesi kararlaştırılır. Bu işi kabul eden 13 talibin, hepsi yarışı kaybeder ve öldürülür.

Sonunda: genç Pelops ortaya çıkar. Kimileri: Pelops’un: tanrılaştığını, kimileri ise dingil milini balmumundan bir mille değiştirmesi için seyise rüşvet verdiğini söyler. Sonuçta: kral Oinomaos araba kazasında ölür, Pelops ise Hippodameia ile evlenerek tahta çıkar. “

Evet: pek çok Yunanlı; diğer oyunlarla birlikte Olympia’da başlatılan araba yarışlarının, Pelops’un tahta çıkışına yol açan zaferin anısını kutlamaya yönelik olduğuna inanırlar.

Günümüzde: bu sportif oyunların, çoğunlukla cenaze törenleriyle ilgili olduğu bilinmektedir. Bu oyunlar, yas tutanların kederlerini dağıtırdı. Çünkü: Olympia’daki oyunlar, büyük ihtimalle Pelops’un mezarı civarındaki bölgede yaşayan Yunanlılar tarafından bir anma töreni olarak başlatıldı.

Bu insanlar: böylece tanrılarının gözüne girmiş oldular. Pelops’un mezarı: kutsal yapı gurubunun tam ortasındaydı. Zamanla ise durum değişti, oyunlar Zeus’un onuruna kutlanır olunca Pelops’un payı azaldı.

 

YUNANLILARIN TANRI GÖRÜŞLERİ

Yunanlıların kendilerine özgü bir tanrı görüşleri vardır. Onlara göre, tanrıların insanların işine doğrudan karışması gayet normaldi.

Tanrıların evinin: Olympia’nın 175 mil kuzeyinde, Teselya’daki Olympos Dağı’nın zirvesinde olduğuna inanılırdı. Tanrıların kralı Zeus; sınırsız bir doğa gücü olan, adil ve sevecen bir baba idi. Bir taraftan, elinde yıldırım demetleriyle göklerde gürler, diğer taraftan karşı cinse düşkünlüğüyle kraliçesi Hera’yı çileden çıkarırdı.

Ama, aynı zamanda ziyafetlerde kendisine adaklar sunulan konuksever tanrıydı. Olympia: Zeus’un ikinci eviydi ve oyunlar nedeniyle, bin yılı aşkın bir zamandır, Zeus’un dinsel merkezi olmuştu.

Günümüzde: Alpheios ırmağının Kladeos ırmağı ile birleştiği yerdeki verimli vadi: Zeus Kutsal Alanının korusunu barındırır ve burayı yöre insanı tarafından uğrak yeridir. Buraya günümüzde de akın eden turistler, bu büyük kutsal yerin kalıntılarına hayran kalırlar.

1829 yılından bu yana: arkeologlar; bu bölgedeki bazı yerleri ortaya çıkardılar. Bunlar: dört yılda bir oyunlar için toplanan sporcuların işlevsel gereksinimlerini karşılayan yapılar ve dinsel anıtlardır. Gymnasion ile Stadion: dinsel tapınakların hemen yanındadır. Kazanan sporcuların ve sponsorların minnettarlıklarını belirtmek için sundukları adaklar, kutsal alandadır.

Olympia: bir şehir değildir; tapınmaya ve oyunlara katılmaya gelenlerin gereksinimlerini karşılayan yapılar kümesinin bulunduğu kutsal bir yerdir.

Yunanlılar: oyunların ilk olarak MÖ.776 yılında başladığına inanırlar ve bu tarihi, geçen yüzyılları saymak için temel alırlar. Ancak; arkeologlar, insanları Olympia bölgesinde, çok daha eski tarihlerden itibaren tapındıklarını ortaya çıkarmışlardır.

En eski yapılar: tahta ve kerpiçten yapılmıştır. Uygarlıklar gelişip eski yapılar çökünce: bunların yerini, daha büyük ve taş yapılar ve anıtlar almaya başlamıştır. İçlerindeki en görkemlisi ise “Zeus”a adanan tapınaktır.

Olympia Hera Tapınağı

HERA TAPINAĞI:

Yaklaşık MÖ 600 yılına tarihlenir. Dor köşe sütununa; başka bir çözüm bulunmuştu. Tıpkı Thermo’daki gibi bu tapınak da taş temeller üzerine kerpiç ve ahşaptan yapılmıştı. Thermon’daki tapınağın aksine, burada sütunların durdukları yerler biliniyor, ki cevap da burada yatıyor.

Köşe sütunları içeri çekilmiş, esas köşe konumundan hafifçe içeri doğru yerleştirilmiş, yanındaki sütun ile arasındaki mesafe normalinden biraz daha az bırakılmıştır.

Bunun sonucunda, sondaki metoplar diğerleriyle aynı uzunlukta kalsa da köşe triglifin dış kenarı, altındaki sütunun dış kenarıyla aynı hizada olacaktı.

Yüzyıllar içinde bu tapınağın ahşap sütunlarının yerine, her biri güncel modaya uygun tarzda başlığa sahip olan taş versiyonları yerleştirilmişti. Biraz karma bir görüntü ortaya çıkmış olmalı, bugün bile farklı boy ve tarzlarda sütun başlıklarını görmek mümkündür.

MS 2’nci yüzyılda Yunanlı doktor ve gezi yazarı Pausanias, Olympia’yı ziyaret ettiğinde ahşap sütun hala duruyordu.

Tapınak ayrıca, çatının zirvesine yerleştirilen iki geniş terakota kursla da bezenmişti. Akroter adı verilen bu tür çatı süsleri de son derece popüler hale gelecekti. Soyut desenlerin veya çiçek desenlerinin yanı sıra insan figürleri de barındıracaklardı.

Olympia Zeus Tapınağı

ZEUS TAPINAĞI

Zeus Tapınağı, yaklaşık MÖ 471-457 yılları arasında, yakınlardaki Elis kasabasından mimar Libon tarafından tasarlanarak yapılacaktı.

64 x 28 metre boyutlarındaki tapınak, zamanında Yunanistan’ın ana karasının en büyüğüydü.

Katıksız Dor tasarımı, standart kat planına, kolonada (uçlarda altışar, uzun yanlarda on üçer sütun) ve frizlere sahipti.

İnşaat malzemeleri arasında yalancı mermer ile kaplı yerel bir çakıllı kireçtaşı çakıl kayası ve heykeller ile çeşitli mimari ayrıntılar için kullanılan Paros mermeri vardı.

Ayrıca, yapımda kullanmak için değişik bir yerel taş seçmiştir. Bu yerel taş, fosilleşmiş deniz kabukları içeren konglomera’dır. Bu taş, doğa tanrısı Zeus’un şanına yakışır doğal bir oluşumdur.

Mimarisi etkileyici olmasına rağmen, bina kötü şekilde tasarlandı.

Bu tapınağın modern zamanlardaki ünü, iyi korunmuş durumundaki heykelli dekorasyonuna dayanır.

Alınlık heykelleri ve kolonadın hemen içinde bulunan, pronaos ve apisthodomos girişlerinin üzerinde altışarlı duran, 12 heykelli metope vardır.

Öte yandan, tapınağa antik çağlardaki ününü kazandıran, Zeus’un dev boyutlu altın ve fildişinden yapılmış kült heykeli artık mevcut değildir.

Anlattıkları öykülerin duygusal ve düşünsel olarak çok etkileyici olması açısından iki alınlıktaki heykeller gurubu: antik Yunan sanatının en büyüleyici eserleri arasında sayılır.

Her bir cephe, Yunanlılara Persler karşısındaki zaferleriyle ilgili önemli bir mesaj iletir.

Adaletin zaferine inanç (batı alınlıkta), ama gelecekte pusuda yatan bilinmeyen tehlikeler karşısında endişe (doğu alınlıkta)

Doğu Alınlık:

Tapınağın girişinin üzerindeki doğu alınlıkta: Olympia’nın mitik tarihinden bir öykü tasvir edilmiştir.

Sahne, sakin gibi görünmekle beraber, ardında figürlere trajik bir görkem katan karanlık bir öykü yatar.

Öyle ki, bu öyküyü bilmek bu alınlığı takdir etme açısından önemlidir.

Olypia Kralı Oinomaos, kızı Hippodomeia’nın son talibiyle yarışmak üzeredir.

Sihirli atları ve silahlarıyla yine yarışı kazanacağından ve talibi öldüreceğinden emindir.

Meydan okuyan Pelops ise, kralın arabacısına tekerleklerin metal pimlerinin yerine mumdan pimler koyması için rüşvet verdiğinden kazanacağına inanmaktadır.

Arabacının kendisinin de Hippodameia’ya aşık olması olayı daha da karmaşıklaştırır.

Alınlıkta iki yarışçı; yarış başlamadan önce görülür.

Adaklar sundukları ve karşısında hile yapmayacaklarına yemin ettikleri Zeus’un iki yanında durmaktadırlar.

Oinomaos’un karısı Sterope ile kızı Hippodomeia kral ve Pelops’a eşlik eder.

Onların da arkasında arabalar ile hizmetkarlar yarışı bekler.

Alınlığın köşelerinde yaklaşmakta olan trajediyi önceden ima eden figürler vardır.

Sağda oturan, sarkık göğüslü ve kel bir yaşlı adam, sağ eli yüzünün yanında sıkılmış olarak endişeyle bakmaktadır.

En köşelerde, Olympia’nın iki ırmağı Alpheos ve Kladeos’u temsil eden iki figür sakin bir şekilde olayı izler.

Bazen bir kahin gibi tanımlanan, yaşlı adam korkmakta haklıdır.

Araba yarışı sırasında mumdan pimler erir, araba çöker ve Oinomaos ölür.

İhanet eden arabacı Hippodameai’ya niyetlendiği zaman, Pelops onu denize fırlatır.

Adam ölmeden önce Pelops’a ve soyundan gelenlere bir lanet okur.

Bu; Arreus hanedanı boyunca hissedilen ve çok büyük bir Yunan trajedisi döngüsünü harekete geçiren bir lanettir.

Batı Alınlığı:

Bunun aksine, Batı alınlık konusunun en hareketli yerini tasvir eder.

Teselya’da (Kuzey Yunanistan) geçen bir başka mitolojik sahnede: yarı at, yarı insan olan kentauroslar Teselya’nın ilk insan sakinleri olan Lapithlerin kralı Perithoos’un düğününe davet edilmişlerdir.

Kentauroslar içkiyi fazla kaçırır ve Lapith kadınlarına saldırırlar.

Öfkeye kapılan Lapith erkekleri, Perithoos ve arkadaşı Theseus önderliğinde karşılık verir.

Alınlık kavganın en kızıştığı anı, kentauroslar, Lapithler ve Lapith kadınları birbirlerini ısırıp, çekiştirip mücadele ederken gösterir.

Kentaurosların şekilden şekle giren suratları kavganın heyecan ve çabasını açıkça yansıtırken, Lapithlerin yüzleri pek doğal olmayan bir halde sakindir.

Ama Lipithler ile kentauroslar daha büyük bir meseleyi temsil ediyorlardı.

Tıpkı Siphnos Hazinesindeki tanrılar ve devler gibi, düzen güçlerinin kaos ve barbarlığa karşı mücadelesini simgeleyen Lapithler ile kentauroslar da en çok başvurulan figürlerdendi.

Olay hızla çözüme kavuşacak gibi durmamaktadır.

Alınlığın ortasında duran Apollon, sağ kolunu uzatarak kavganın durmasını emreder.

Apollon’un temsil ettiği akıl, hukuk ve medeniyet sonuçta muzaffer olacaktı.

Batı alınlığının güven verici mesajı buydu.

 

Tapınağın dış cephesindeki diğer mimari heykeller:

Diğer mimari heykeller kümesi olan metoplarda ise, gözler kahraman Herakles üzerine çevrilidir.

On iki metop, Herakles’i Argos kralı Eurystheus’un talep ettiği 12 işi yerine getirirken gösterir.

Metopun biçimi ve konayla kısıtlanan heykeltıraş, kompozisyon ve duygusal ifadeleri ustaca çeşitlendirmiştir.

Burada tekrarlama yoktur.

Herakles önce genç, daha sonra ise olgun ve sakallıdır.

Bazı sahnelerde Herakles eylem hakimiyken, bazılarında işi tamamlamış dinlenir.

Bazı yerlerde Athena cesaretlendirmek veya rahatlatmak için görünürken bazı levhalarda yoktur.

Olympia Zeus Heykeli

ZEUS HEYKELİNİN YAPIMI

Pheidas: Atina şehrindeki Akropolis için, zaten iki tane büyük heykel yapmıştır. Bunlardan birincisi: açık havada duran dev bir tanrıça Athena heykelidir. Yaklaşık 10 metre yüksekliğinde olan bu heykelin altın miğferini, açık denizlerdeki gemicilerin görebildiği söylenir. İkincisi ise: Atina Akropolis’inde Parthenon için altın ve fildişinden yapılmış kült heykeliydi.

Kendisi: Atina şehrinde, altın ve fildişinden çok büyük heykeller yapmaya imkan veren bir teknik geliştirmişti.

Önce heykelin duracağı noktaya, heykelin bitmiş haline tıpatıp uyan ahşap iskelet dikilirdi.

Ten bölümlerine takılacak ince fildişi levhalar yontulur, kumaş kıvrımları ile diğer ayrıntılarda kullanılacak değerli madenler, kalıpta şekillendirilirdi.

Bunlar, sonra iskelet üzerinde birleştirilir, heykelin dış kaplaması ortaya çıkardı. Bitmiş heykelin: yekpare bir görünüm vermesi için, her bir parça dikkatle yanındakine uydurulur, ek yerleri özenle gizlenirdi.

Pheidas: MÖ.438-437 yılları arasında; gözden düştü ve Atina şehrini terk etmek zorunda kaldı ve Olympia şehrine geldi.

Zeus heykelini nasıl tasarladığı sorulduğunda, şöyle anlatır; heykeltıraş; destan şairi Homeros’un bir baş hareketiyle bütün Olympos Dağı’nı sarsan sert bir Zeusu anlatan dizelerini aktarır” Bu dizelerden: Zeus’un bilinen sıfatları sıralanır ki bunlar: baba ve kral, kentlerin koruyucusu, dostluk ve arkadaşlık tanrısı, yakaranların koruyucusu, bolluk veren….”

Evet: Zeus’un bütün bu yönleri heykelde bulunur ve Pheidias’In yaptığı portre seçimiyle, tanrının değişken karakteri vurgulanmaktadır.

 

Evet şimdi Zeus heykelinin genel özelliklerine gelelim;

Kült heykelinde Zeus, tahtında oturur tasvir edilmişti.

Tümü ahşap bir iskelet üzerine altın ve fildişinden yapılış olan heykel o kadar büyüktü ki tanrının başı çatının tepesine geliyordu.

Antik hacıların yarı karanlık cella’da, bu tepeden bakan varlık karşısında hayranlığa gark olduğu hayal edilebilir.

Heykel, tapınak tamamlandıktan çok sonra, 430’larda Atinalı heykeltıraş Pheidias tarafından yapılmıştı.

Hatta Pheidias’ın; Olympia’daki atölyesi keşfedilmiştir.

Bu tarihe gelindiğinde, Pheidas Atina Akropolisindeki büyük tapınaktaki fildişinden Athena Parthenos kült heykelini artık bitirmişti.

Ama tanrıçanın heykeli için verilen altınların bir kısmını zimmetine geçirdiği iddialarıyla namı lekelenmiş ve Atina’yı şaibeli bir şekilde terk etmişti.

Helenistik dönemde dünyanın 7 harikasından biri olarak nitelenen Zeus Heykeli de Constantinus tarafından çekicilik katmak için getirildiği yeni başkent Konstantinopolis’te ömrünü dolduracaktı.

MS 476’da içinde bulunduğu Lauseion binası yandığında heykel de yok olacaktı.

 

HEYKELİN GÖRÜNÜMÜ HAKKINDAKİ VERİLER

Bu heykelin, antik dönemdeki görüntüsü hakkında yapılan araştırmalarda, komşu Elis kentinin sikkeleri üzerindeki resimler yol gösterir.

Strabon

Sinoplu ünlü gezgin: heykel hakkında, MS.1’nci yüzyıl başlarında şunları yazmıştır:
“ Tapınak çok büyüktür, ama fildişinden yapılmış heykel öyle bir iriliktedir ki, oranlamayı doğru yapmadığı için heykeltıraş eleştirilebilirdi. Zeus’u oturur durumda göstermiştir, ama tanrının başı neredeyse tavana değer. Öyle ki, Zeus yerinden kalkacak olsa tapınağın çatısını delip geçer.”

Kallamakhos

Heykelin yapılışından, (MÖ.305-240) 200 yıl sonra, bu şairin bir şiirinde, heykel hakkında şu bilgiler verilmektedir:
“ Heykelin toplam uzunluk ve genişliği: kazılmış tapınağın tabanı üzerinde de ölçülebilir. Kaide 6.65 metre eninde, yaklaşık 10 metre derinlikte ve yüksekliği 1 metrenin üzerindeydi. Heykelin kendisi 13 metreydi ve 3 katlı bir yapı kadar yüksekti. Tapınağın batı yakasını kaplayan ve kutsal alanın her yanında varlığı hissedilen, dev bir heykeldi.”

Pausanias

MS.2’nci yüzyılda yaşamış bu Yunanlı: gördüğü şehirlerdeki anıtlar hakkında ender bulunur bir belge bırakmıştır. Bu şehirler artık yok olduğundan, onun yazdıklarını değerlendirmek gerekir.
“ Başında zeytin dallarından bir çeleng vardır. Sağ elinde fildişi ve altından yapılmış bir “Zafer Tanrıçası” heykeli tutar. Tanrının sol elinde, üzerine türlü türlü madenler kakılı asası vardır. Asanın yanına bir kartal tünemiştir. Tanrının sandaletleri de giysisi gibi altındandır. Giysisine hayvan ve zambak figürleri oyulmuştur. Taht, altın ve değerli taşlarla, abanoz ve fildişiyle süslenmiştir.”

Tapınağın batısında: ana kutsal alanın hemen dışındaki bir yapı: bu dev heykeli yaratan Pheidias’ın atölyesi olarak, MS.174 yılında, Pausanias’a gösterilmiştir. 1958 yılında yapılan kazılarda, bu yapıya ait kalıntılar bulundu. Bu kalıntılar arasında: bu tür bir heykel üzerinde çalışmaya uygun aletler bulundu. Yapı kalıntısının temelinde: MÖ.5’nci yüzyılın özenli harfleriyle “Pheidias’a aitim” yazan kırık bir testi bulunmuştur.

Evet, biz yine, Pausanias’ın anlattıklarına bakalım. Onu en çok taht etkilemişti. Çünkü: sanatçı, tüm yontuculuk yeteneğini, tahtta bol bol kullanmış olmasının yanında, tapınağın iç kısmının loş ortamında, tahtın daha kolay seçilmesinin de kuşkusuz payı vardır. Yapının çatısı, yarı saydam mermerlerle kapatılmış olsa da, Zeus heykelinin üst tarafını ayrıntılarıyla görmek zor olmalıydı.

Tahtın ayaklarını, sırt sırta konmuş kanatlı Zafer Tanrıçası figürleri süslüyor. Öndeki her iki ayağının üst tarafında “Sfenks’in kaptığı Thebai’li çocuklar” konulu sahneler bulunuyor. Kadın başlı, aslan gövdeli ve kartal kanatlı bir canavar olan Sfenks: Orta Yunanistan’daki Thebai’li delikanlıları, bilmecesine yanıt vermezler se öldürürdü. Sorduğu bilmece şuydu: “ iki ayaklı, üç ayaklı ve dört ayaklı olan ve en çok ayağı olduğu zaman en güçsüz durumda bulunan yaratık hangisidir?”

Tahtın diğer destekleri üzerinde: Herakles ile arkadaşlarının, Amazonlarla savaşması gösterilmiştir. Bu desteklerin: heykeltıraşlık süslemelerinin gerçekten etkileyici parçaları olduğunu vurgulamış, orada iki gurup halinde 29 figür bulunduğunu belirtmiştir. Bu figürlerdeki dalgalı hareketler ve savaşanların giysilerindeki kıvrımların dönüşü, Pheidias’ın ince yontu sanatının da özelliğidir.

Zeus heykelini taşıyan büyük kaide: mavi-siyah Eleusis mermerinden yapılmıştır.
Pausanias’ın anlatımı: heykeli gerçek bir Yunan mitolojisi hazinesi olarak gösteren ayrıntılarla doludur.

Heykel hakkındaki son tanımlaması şu şekildedir

“ Heykel: yapıldığı andan başlayarak, klasik heykeltıraşlığın altın çağının başyapıtı olarak hayranlık toplamıştır. Heykelin bakım işleri: Pheidias’ın soyundan gelen “cilacılar”ın elinde bulunuyordu. Heykelin üstüne zeytinyağı dökme adeti; tapınağın nemli ortamında oluşan fildişi çatlakları nedeniyle ortaya çıkmış olabilir.

MÖ.2’nci yüzyıl ortalarında, durum kötüleşince; heykelin onarılması için, güneydeki Mesense şehrinden heykeltıraş Damophon çağırılmıştır. Tahtın altına, üstteki muazzam heykelin ağırlığı ile çökmemesi için dört sütun yerleştirilmiştir.

 

HEYKEL BİTTİKTEN SONRA YAŞANANLAR

Heykel tamamen bittiğinde, Pheidias, yapıtı beğendiyse bir işaret göndermesi için yakarır Zeus’a. Söylenenlere göre: bugün tunç bir sürahinin kapladığı noktaya, hemen bir yıldırım düşer. Heykelin önündeki tüm zemin: siyah mermer döşelidir. Paros mermerlerinden, daire biçimindeki bir çerçeve çekilerek kenarları yükseltilmiştir. Burası, heykelin üzerine dökülen zeytinyağı için, havuz görevi yapmıştır.

 

OLİMPİYAT OYUNLARI-STADİUM

Evet, bu bölümde, Olimpiyat oyunlarının tarihine ait ayrıntılı bilgiler vereceğim, Ayrıca yine Olypia şehrinde düzenlenen oyunların yapıldığı yerleri anlatacağım.

Temenos’un sınırlarının hemen dışında, atletik egzersiz ve yarışmalarda kullanılan yapılar durur. Günümüzde burayı ziyaret ettiğinizde, genellikle bu yapıların gayet mütevazi olduğunu görecek ve şaşıracaksınız. Çünkü, modern Olimpiyat oyunlarının (1896’da başlatılan) görkemli tesisleri insanlarda antikçağlarda da benzer şekilde tesislerle karşılaşma beklentisi yaratır.

Günümüzde görülen Stadium yaklaşık MÖ 350’de inşa edilmiştir. Temenos’un dışında kalır. Daha önceki pist veya yarışların düzenlendiği sade alan, kutsal bölgenin kısmen içindeydi. Bu değişim, bazılarının dediği gibi dini bağlantıların azalan önemini veya sırf daha büyük bir yer ihtiyacını yansıtıyor olabilir.

Stadyumun 192.27 metre ya da 600 Olimpik adım uzunluğu, efsaneye göre ilk olarak Herakles tarafından belirlenmişti. Kumla kaplı, dikdörtgen biçimli kil pistin başında, her iki ucunda ayak parmakları için oyuklar bulunan taştan başlama çizgisi vardır. Tüm yarışlar düz olarak ileri geri koşulur, ama mesafe ne olursa olsun batıda, kutsal bölgeye en yakın noktada sonlanırdı.

Pisti çevreleyen taştan bir su kanalı, bu gölgeliksiz alanda yaz sonu sıcaklarında ve kaybedenlerin su içebilmesi için aralıklarla çanaklar yerleştirilmişti. Pistin çevresine inşa edilmiş eğimli toprak setler, burada oturan veya ayakta duran yaklaşık 40.000 seyirciye görüş kolaylığı sağlıyordu. Daha sonraki stadlarda, doğal tepe yamaçlarıyla veya düz toprak üzerine inşa edilmiş tonozlu odalar (bu Roma mimarisine has bir uygulamaydı) üzerinde duran taş oturma yerleri olacaktı.

Çoğu yarışma stadyumda yapılırdı. Ama araba yarışları hipodrom adı verilen ayrı bir alanda yapılırdı. Pausanias hidopromun temenos’un bayağı dışında, stadyumun güneyinde olduğunu söyler. Ne yazık ki, Alpheios Irmağının taşkınları tüm izleri silmiştir.

Atletik eğitimler gymnasium ve palaestra’da gerçekleşirdi ve normalde Yunan kentlerinde bunların her ikisi de bulunurdu. Bu yapılar aynı zamanda toplumsallaşma ve erkek çocuklar için okul işlevi de görürdü.

Gymnasium sözcüğünün çıplak anlamına gelen gymnos’tan gelmesi, Yunanlıların çıplak egzersiz yapma adetlerini hatırlatır. Palaestra Yunanca güreşmek anlamındaki sözcükten gelmektedir.

Gymnasium ve palaestra’nın ortasında bir açık hava alanın çevresinde kolonadlı revaklar ve bazen de ek odalar bulunurdu.

Gynasium genellikle koşu için özel tesislerle donatılmış kamusal bir kompleksti, ama bunun dışında gymnasium ile palaestra arasındaki ayrım genellikle muğlaktı.

Olympia’da, temenos’un hemen dışında her ikisinden de bir tane bulunur. Her ikisi de Helenistik dönemdendir. MÖ 2’nci yüzyıldan kalma olan gymnasium’un doğu tarafında üstü kapalı, her hava koşulunda kullanılabilecek ve stadyumla aynı uzunlukta bir koşu pisti vardı. Çok daha küçük olan palaestra ise MÖ 3’ncü yüzyıla ait olup, Dor tarzı bir kolonadla çevrili bir avlu ile bunun üç yanındaki odalardan meydana gelir. Güney kolonadın üç sırası (İon) ve giriş sundurması için İon ve Korent tarzı sütunlar kullanılmıştır.

Gymnasium’lar ve palaestralar’da basit yıkanma tesisleri de olabiliyordu. Atletler egzersizden önce bedenleri zeytinyağı ile kaplar ve sonrasında stright adı verilen özel bir tunç aletle yağı ve kiri kazırlardı. Sadece soğuk suyla yıkanan Yunanlılar, klasik dönemde istemeye istemeye sıcak su kullanmaya başladılar. Ama Romalılar utanıp sıkılmadan sıcak su keyfini çıkarır ve halk hamamlarını en önemli kamusal kurumları arasında sayarlardı.

Atletizm yarışları kutsal festivaller olarak başlamıştı ve her zaman dini merkezlerde düzenlenirdi. Oyunlarıyla ünlü olan 4 temenos itibarlı periodos’u yani turneyi meydana getirirdi. Olympia, Delphoi, İshmia ve Ne-meia.

Başka temenoslar’da daha yerel cezibesi olan oyunlar düzenlenebiliyordu. Olympia ve Nemeia’da Zeus’un gözetiminde oyunlar düzenlenir ve atletler ona dua ederdi. Delphoi’de Apollon, İsthmia’ya Poseidon hükmederdi. Zafer ödülleri, Olympia’da kutsal bir zeytin ağacının dallarından yapılmış bir taç örneğinde olduğu gibi basit olsa da itibar çok büyüktü. Yarışmacının kenti ise ek armağanlar ve para sunardı. Atinalılar dört oyundan birini kazananı yaşam boyu bedava yemekle ödüllendirirdi. Altis’in kendisinin de şükranlarını sunan galiplerin adaklarıyla dolu olması şaşırtıcı değildir.

En eğlendiricilerden biri, şimdi Olympia Müzesinde sergilenen 143.5 kg ağırlığındaki bir taştır. Taşta şöyle yazılıydı. “Pholos oğlu Bibon beni tek eliyle başının üzerinden fırlattı.” Taş fırlatma Olympia’daki temel yarışlardan biri değildi, yine de Bibon’un başarısı heyecan yaratmış olmalıydı.

Olimpiyat oyunları, 4 yılda bir, yaz sonunda, orta günü yaz gündönümünden sonraki ikinci veya üçüncü dolunaya denk gelecek şekilde düzenlenirdi. Olympia’nın bağlı olduğu yakınlardaki Elis kentinden haberciler, Yunan dünyası boyunca yol alarak festivalin tarihlerini duyurup, katılımcıları davet eder ve özel Olimpiyat ateşkesini ilan ederlerdi. Daha sonra 3 aya tamamlanacak olan bir aylık dönem boyunca yarışmacı gönderen şehir-devletler silahlarını bırakmayı ve tartışmalarını askıya almayı kabul ederlerdi. Olimpiyat Oyunlarının uzun tarihi boyunca siyasal tartışmaların yarışmayı tehlikeye sokacak kadar kızışmasına nadiren rastlanırdı. Bunun aksine, Nemeia Oyunlarında yakın devletlerin rekabetine daha sık rastlanırdı.

Olimpiyat oyunları başlamadan önce yarışmacıların bir ay boyunca Elis’te antreman yapmaları gerekiyordu. Festivalden hemen önce, görevliler, atletler ve kafileleri Olympia’ya yürürler, 58 km lik yolculuk iki gün sürerdi. Bu sırada da seyirciler ile onlara yemek, kalacak yer, adaklık armağanlar ve hatıra eşyaları sağlayanlar her köşeden Olympia’ya akın ederdi.

Oyunların uzun tarihi boyunca etkinlik programı değişikliklere uğradı. Ancak ilk gün, her zaman dualara, kurbanlara ve yarışmacılar, erkek akrabaları ve antrenörlerine Bouleuterion yani Halk Meclisi Binasındaki Zeus Horkeios (Yeminlerin Zeus’u) heykeli önünde, dürüst yarışma yemini etmelerine ayrılmıştı. Yarışmalar 3 ile 5 gün arasında sürer, bunu kapanış törenleri ile zafer taçlarının kazananlara verilişi izlerdi. Etkinlikler arasında çeşitli mesafelerde koşu yarışları, yarışmacıların zırh giydikleri bir koşu yarışı, boks, güreş, güreş ve boksun her şeyin serbest olduğu bir bileşimi olan pankration, disk fırlatma, uzun atlama, cirit, koşu ve güreş olmak üzere 5 daldan oluşan pentatlon ve 2 ve 4 atlı takımların katıldığı araba yarışları bulunurdu.

Sporcuların çoğu günümüzdekilere benzer olmasına rağmen, kullanılan ekipmanlar ve yapılış tarzları tuhaf görünebilirdi. Örneğin: uzun atlayıcılar kendilerini iki ellerinde tuttukları ağırlıkların yardımıyla öne fırlatırken, boksörler ellerini sadece deri şeritlerle korurdu. Helenistik dönemde hafifçe korumalı eldivenler ortaya çıkacaktı. Günümüzden farklı olarak yarışmacıların hepsi çıplaktı. MÖ 8’nci yüzyıl sonlarında yerleşen bu uygulama, sevimli ama pek tatmin edici olmayan antik halkı çok etkilemesiyle başlamıştı.

Yarışmacılar Yunan şehir-devletlerinin erkek yurttaşlarıydı. Kadınlar, yabancılar ve köleler yarışlara katılamazdı. Bir kadın ancak bir araba takımının sponsoru olarak uzaktan kazanabilirdi. Kyniska adlı Spartalı bir kadın bunu başarmış ve Olympia’da başarısına iki anıt diktirmişti. Anıtlardan daha büyük olanının üzerindeki yazıtta şöyle deniyordu.

“Sparta’nın kralları benim, babalarım ve kardeşlerimdi. Ama arabam ve fırtına gibi atlarımla ben, Kyniska. Kazandığım için ödülü, heykelimi buraya yerleştiriyorum. Ve gururla ilan ediyorum ki, Tüm Yunanlı kadınlar arasında tacı ilk takan bendim.”

Sadece belli kadınların yarışları seyretmesine izin veriliyordu. Varlığı gerekli olan hasat tanrıçası Demeter Chamyne’nin başrahibesi ve rahibeleriyle zaman içinde bakire olmayan bekar kadınlar ve Dio Chrysostom’a göre “namusundan emin olmayan kadınlar”.

Evli kadınların izleyici olması katı şekilde yasaktı. Bu tuhaf kurallar, oyunlar ile bereket ritüelleri arasında eski bir bağlantıya işaret ediyor olabilir. Dört yılda bir Olypia’da tanrıça Hera’nın onuruna Herala adı verilen, kadınların katıldığı oyunlar düzenlenirdi. Tek etkinlik, üç farklı yaş gurubundan kızların katıldığı koşu yarışıydı.

Daha geç klasik dönemde, MÖ 4’ncü yüzyılda, oyunların dini anlamı azalmaya başlamıştı. Olympia’da bu eğilim kendisini kutsal bölge içinde siyasal bir anıtın yapılmasıyla gösterir. MÖ 330’larda yapılan, şık şekilde donatılmış yuvarlak bir bina olan Philippeion, Yunanistan fatihi Makedonyalı II Plilippos’un ve ailesinin altın ve fildişinden heykellerini barındırıyordu. Atletlerin profesyonelliği de artıyordu, öyle ki Roma döneminde atletler geçimlerini halkı eğlendirmeye yönelik çok sayıda festivalden oluşan bir turneyi sürdürerek kazanıyorlardı. Ama Hıristiyanlara göre bu tür yarışmalar pagan tanrılarıyla bağlantıları yüzünden lekelenmişti ve yasaklanmaları gerekiyordu. MS 393’de, I Theodosius’un emriyle Olimpiyat Oyunları da dahil tüm pagan festivalleri yasaklandı.

 

SONUÇ

Heykel: uzun yıllar, Zeus’a inananlara korku ve hayranlık uyandırmayı sürdürdü. Yapılışından 450 yıl sonra: bölgeyi yağmalayan Romalılar arasında, Roma imparatoru Caligula (MS. 37-41) heykeli, Roma şehrine götürmek istedi. Hatta: heykeli taşıyacak araçları kurmak için ustalar gönderdi, ama heykel, ansızın “ öyle bir kahkaha koy verdi ki, yapı iskelesi çöktü, işçiler de kaçtı”
Ancak, heykel, dokunulmazlığını sonsuza kadar sürdüremedi. MS.391 yılında: Hıristiyan kilisesinin rahipleri: İmparator I. Theodosius’u: pagan kültlerini yasaklatmaya ve tapınaklarını kapatmaya razı ettiler. Olympia’daki oyunlar durduruldu, büyük Olympia kutsal alanı terk edildi.

Takip eden süreçte: 800 yaşını geçen kült heykel: sonundan Constantinopolis’teki bir sarayı süslemek üzere tapınağından taşınmıştır. Pheidias’ın atölyesi ise; bir Hıristiyan kilisesine çevrildi. Tapınak: 425 yılı civarında, bir yangında ağır hasar gördü. MS.6’ncı yüzyıla gelindiğinde ise; Alpheios ırmağının yatağı değiştirildi.

Bakımsız kalan Olympia kutsal alanı; toprak kaymaları, depremler ve taşkınlar sonucu yerle-bir oldu ve 1000 yılı aşkın bir süre: kalın bir kum, çamur ve döküntü tabakasıyla kaplı kaldı.

Heykel, biraz önce söylediğim gibi, başka yere götürülmüştü ve bu felaketlerden korunmuştu. Ama, 462 yılında: Constantinopolis şehrinde, büyük bir yangın çıkınca, heykelin bulunduğu saray yıkıldı. Olympia kutsal alanı Peloponnesos’ta bakımsızlıktan toprağa karışırken, klasik heykeltıraşlığın en büyük yapıtı olarak görülen bu olağanüstü heykel de Boğaziçi kıyılarında yok oldu.

Evet: son not: heykelin ayrıntılarını görebilmek için hiçbir kopyası bulunmamaktadır. Heykelin bıraktığı izlenimi: Pausanias gibi yazarların yazıları aracılığıyla paylaşma olanağı bulmak bile büyük şanstır.

Yolu buralara yani Yunanistan ülkesinin güneyinde, Olympia bölgesine düşenler, bu kutsal alanı ziyaret edebilir ve bir zamanlar, antik dünyanın en büyük sanat yapıtı olan heykelin bulunduğu yeri, heykel olmasa da görebilirler.
Bu arada: Olimpiyat oyunları: 1896 yılında yeniden hayata döndürülmüştür.

Rusya Soçi

Rusya Soçi

Şehir: Rusya’nın güneyinde: Karadeniz kıyısındaki bir tatil şehridir. Ancak, aynı zamanda önemli bir ticaret merkezidir. Şehrin turizm yönü o kadar öne çıkıyor ki, Rusya Federasyonu Devlet Başkanının yazlık konutu bile, bu şehirde bulunmaktadır.

Yani: burası, Rus zenginlerin yazlıklarının bulunduğu bir yer olarak önem kazanıyor. Ama, Devlet Başkanının bu şehre karşı olan özel ilgisi sonucu: şehre, yoğun şekilde yatırımlar akıyor ve şehir yakın zamanlardan günümüze kadar olan süreçte, tam bir inşaat alanı haline gelmiştir.

Öte yandan, tatil yanında, şehirdeki spa tesislerinin ve kaynak sularının şifalı olması da, turist çekim alanı olmasını etkiliyor.

Her yıl milyonlarca insan gerek tatil ve gerekse şifalı sulardan yararlanmak üzere, buraya geliyorlar.

1961 yılından sonra deniz kıyı şeridi olan 140 km. lik alanda kurulan spa tesisleri; 1902 yılından sonra büyük gelişme gösteren şehrin gelişimini iyice hızlandırmıştır.

Giriş kısmı için son bir not

Bu şehir, genellikle ve özellikle bizim erkekler tarafından: yoğun tercih edilen bir yer olarak biliniyor ve şehrin birçok eğlence mekanında: Soçili kızlar ve Türk erkekleri görülebilmektedir.

Yani: buranın turistik yerlerinden öte, burayı ziyaret edenler: genellikle gece hayatını yaşamaya gidenlerdir. Zaten: buraya yapılan toplu turların hemen hemen hepsi: acenta ve bayi gezileri, yani erkeklerin kendi başlarına katıldıkları geziler olarak dikkati çekiyor.

Bunun yanında: ben yine de sizlere, şehrin gece hayatı dışındaki gündüzleri yaşanabilecek, gezilebilecek yerleri hakkında bilgi vermek istiyorum ki; gerçekten bu şehir Karadeniz kıyısındaki plajları, ılıman iklimi, spa kaynakları, şifalı içmeleri, çamur banyoları ve kaplıcaları ile de ilgi çekiyor.

Hatta

Bu ılıman iklim bölgesinin hemen yakınlarında, bu kez, tam bir kayak cenneti bulunuyor. Evet: Soçi ve yakın çevresi, gerçekten çok yönlü bir yer ve en büyük özelliği: ülkemizden buraya ulaşmanın kolay olması, öte yandan burada fiyatların da uygun olması, Avrupa’da bir ülkeye gittiğinizde, burada yaşayacağınız hayat için, en azından 4-5 misli paralar ayırmak, ödemek zorunda kalacaksınız.

Öte yandan: Ruslara gelince, tatil yapmak istediklerinde, bunlar Soçi yerine, Antalya’yı tercih etmektedirler.

Çünkü: Soçi’de tatil yapmak onlara pahalı geliyormuş, Soçi’ye gidiş-geliş uçak bileti parasına, Antalya’da bir hafta uçak ve konaklama dahil tatil yapabildiklerini öğrendim.

Rusya Soçi

TARİH

Soçi şehrinin tarihi denilince: ayrıntıya girmeye gerek kalmadan söylenebilecek birkaç cümle vardır. Burada, bir zamanlar yerli halk olarak “Ubıhlar” denilen bir ulus yaşıyormuş.

Bunlar: yörenin diğer bölgelerinde yaşayan Çerkezler gibi: bu topraklardan çıkarılarak daha güneye, gerek dağlara ve gerekse Osmanlı topraklarına zorla sürülmüşlerdir.

Bu insanların bölgeden sürülerek uzaklaştırılmasının ardından ise: 1897 yılından sonra: Ruslar tarafından, burada Soçi şehri kurularak yerleşime açılmıştır.

Evet, tarih konusunda daha ayrıntıya girmek istemiyorum, bilinen tek gerçek, burada bir zamanlar “Ubıhlar” denilen bir ulusun yaşadığı, Rusların bölgeye gelmesiyle bu insanların topraklarından başka yerlere sürgün edildiği veya imha edilerek yok edildikleridir.

Şehrin tarihi geçmişinde en büyük olay budur.

Rusya Soçi

ULAŞIM

Sochi havaalanı, Rusya ülkesinin en işlek 8’nci havaalanı olarak bilinmektedir. Şehir merkezine 30 km. uzaklıkta; Adler kasabasındadır. Burada Adler kasabası önemli çünkü 2014 Kış Olimpiyatları, orada yapılacaktır.

Buraya, 40 civarında havayolu şirketi, charter uçuşları yapmaktadırlar. 2012 yılında, havaalanının saatlik yolcu kapasitesi 2500 yolcu iken, Olimpiyatlar öncesinde bu kapasite, saatlik 3800 yolcuya çıkarılacaktır.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için çeşitli alternatifler bulunmaktadır. Taksi düşünülebilir, taksiler resmi kontrollüdür ve güvenilirdir.

Ayrıca: toplu taşıma araçları da düşünülebilir. Soci ve Adler arasındaki karayolunda, yerel otobüsler çalışmaktadırlar. Özellikle Olimpiyatlar döneminde: olimpiyat katılımcıları ve misafirler için, toplam 1300 otobüsün görev yapacağı belirtiliyor.

Evet: İstanbul-Soçi şehri arasında hava ulaşımı yapılmaktadır. 938 km. lik bu uzaklık: uçakla 1 saat 45 dakika sürmektedir ki, Soçi şehrinin tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden birisi de bu yakınlığıdır. İstanbul-Soçi arasında: İstanbul’dan iki havayolu şirketi haftanın 5 günü sefer düzenlemektedirler.

Trabzon-Soci arasında ise, 12 saat süren bir deniz yolculuğu hattı bulunmaktadır. Ancak, özellikle kış döneminde Karadeniz’in çok dalgalı olması nedeniyle, bu deniz yolculuğunun keyifsiz olduğu söyleniyor.

Hatta, aynı dönemde vapurların çalışıp-çalışmayacakları bile son anda değişen kararlarla etkileniyormuş. Sonuç olarak: Trabzon-Soçi arasında sefer yapan vapurlar, genellikle Mayıs-Ekim ayları arasında sefer düzenliyorlar.

Öte yandan: Trabzon-Soçi şehri arasında haftanın iki günü olan uçak seferlerinin de bulunduğunu öğrendim.

Havayolu mesafesi: 289 km. dir ve uçak yolculuğu 1 saat sürmektedir. Karayolu mesafesi ise, 578 km. dir. Karayolu ile yolculuk tercih edenler, 8 saatten daha uzun süreli bir yolculuğu kabullenmek durumundadırlar.

Soçi-Moskova arasındaki uçak yolculuğunun da 2.5 saat sürdüğünü belirtmek isterim. Moskova-Soçi arasındaki tren yolculuğu ise, yaklaşık 30 saat sürüyormuş. Bilet fiyatları, 150-215 dolar arasında değişiyormuş.

Rusya Soçi Prometheus efsanesi

PROMETHEUS EFSANESİ

Bu yörede sıkça anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Efsaneye göre: “Olymposlular ve Titanlar: kendi aralarında yaptıkları savaşın ardından; Olymposlular savaşı kazanınca: evreni kendi aralarında paylaşırlar.

Daha sonra: ölümsüzlerle ölümlü insanlar “Mekone” denilen yerde toplanırlar. Ölümlüler tarafından kesilen her kurbandaki, tanrıların payı: bu toplantıda saptanmaya çalışılır. Ancak: Prometheus: bu toplantıda ölümlülerden yana olur.

Hatta: kurnazlığını gösterip, büyük öküzü keserek ikiye ayırır bir yana etini koyar, üzerini işkembeyle örter. Diğer yana ise kemiklerini koyar ve üstünü yağla kaplar.

Bu durumda seçici Zeus: kötü tarafı seçerse, aslan payı ölümlü insanların olacaktır.

Aksi olursa, bu kez, üstünlük tanrılarda yani ölümsüzlerde kalacaktır. Seçici Zeus: önüne konan paylardan iştah verici, yağlı olanı seçer ve yağın altındaki kemikleri fark edince Prometheus’a çok öfkelenir ve bir daha etlerini pişirmesinler diye, ölümlülerden ateşi saklar.

Ancak: kurnaz Prometheus bir kez daha Zeus’u kandırır ve Olympos’a çıkar, orada güneşin alev alev yanan tekerleğinden bir kıvılcım çalar ve bunu bir rezene kabı içine koyarak, insanlara götürür verir.

Bunun üzerine, Zeus: Prometheus’u bir dağa zincirler ve ona korkunç bir ceza verir. Her gün, bir kartal gelir ve Prometheus’un karaciğerini yiyormuş.

O gece, yeniden karaciğer oluşuyor ve yeniden oluşan karaciğer, ertesi günü kartalın yeni yemeği oluyormuş.

Bu bitmek tükenmek bilmeyen bir işkence imiş.

Ancak: Prometheus: bu işkenceler karşısında sakinliğini korumuş, çünkü insanlığın bilgi ile ateşi büyütüp, onu kurtaracaklarına inanıyormuş.

Rusya Soçi Olimpiyat Oyunları
Rusya Soçi Olimpiyat Oyunları

OLİMPİYAT OYUNLARI

2014 yılındaki Kış Olimpiyat Oyunları: Eylül 2014 tarihinde, Soçi şehrindeki Adler bölgesinde “Krasnaya Polyana” isimli küçük bir kasabada yapılmıştır.

Bu oyunlar: Rusya’da ilk kez, bu şehirde düzenlenmiş olması nedeniyle önemlidir.

Çünkü: Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in bu şehre karşı büyük bir sevgisinin olduğu, devletin bütün imkanlarının buraya yönlendirildiği ve Rusya’nın populitesinin artması için, bu Olimpiyatları almak için büyük gayret sarf ettiği söyleniyor.

Kasaba: deniz seviyesinden 538 metre yüksekliktedir. Karadeniz kıyısından ise, 39 km içeridedir.

Soçi havaalanı ve Adler bölgesiyle arasında modern karayolu bulunmaktadır. Buranın en büyük özelliği: popüler bir “kayak” ve “snowboard” merkezi olmasıdır. Özellikle: nemli hava olması nedeniyle, kayak alanlarının üstü iyi kar örtüsüyle kaplanmaktadır.

Yani: pist dışında da, arazide kayak yapılabilecek alanlar oluşmaktadır. Oyunların yapıldığı başlıca kayak merkezi ise: “Alpica-Service” denilen ve kasabaya 12 km. uzaklıkta, Esto-Sadok köyüne ise 8 km. uzaklıkta bir yerdedir.

Soçi’de Olimpiyatlar için 11 spor tesisi yapılmıştır. Tesisler: dağ ve kıyı şeridi olmak üzere, iki yerde kümelenmiş bulunuyorlar.

Aralarındaki 48 km. lik uzaklık: iki kümeyi birbirine bağlayan 8500 kişi kapasiteli demiryolu hattı ile sağlanıyor. Bu yolculuk, yaklaşık 1 saat sürüyor.

Ancak: gerek kayak merkezi ve gerekse pistler: Soçi Milli Parkı ve Kafkasya doğal biyosfer rezervine yakın olması nedeniyle: çevreciler tarafından protesto edilmiştir. Yine de; 2014 Kış Olimpiyat Oyunları: burada yapılmıştır.

Evet, Olimpiyat oyunlarının burada yapılacak olmasının bizimle olan yakın ilgisine gelince: spor tesislerinin yapılışında çok miktarda Türk işçisinin çalışmış olmasıdır. Son bir not: sırf kış olimpiyatları değil, 2018 yılında Rusya’da yapılan FIFA Dünya Kupası futbol maçlarının bir kısmı da: Soçi şehrinde yapılmıştır.

Rusya Soçi

İKLİM

Şehirde, subtropikal nemli iklim hüküm sürmektedir. Deniz, bölgenin ikliminde önemli bir yer tutar. Deniz: havayı, yaz aylarında ısıtır, kışın ise serinletir. Dağlar ise: soğuk kuzey rüzgarlarına kalkan görevi yapar ve kıyıyı korur.

Kış mevsiminde, yağışlar, yalnızca yağmur şeklinde görülür. Yazlar: sıcak ve nemlidir. Kışın: nadiren don ve kar görülür. Bu şehri ziyaret etmek isterseniz: özellikle deniz suyunun ısındığı: Temmuz-Ağustos aylarını tercih etmelisiniz.

Deniz önemli değil derseniz: Ocak-Şubat ayları hariç, bu şehri yılın her ayında ziyaret edebilirsiniz.

Evet, şehirde ortalama yaz sıcaklığı 26.5 derece, deniz suyu sıcaklığı 24.5 derecedir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık ise 8 derece civarındadır.

İNSANLAR

Şehirde yaşayan halkın dağılımı şu şekildedir: % 70 Rus, % 20 Ermeni, % 3 Ukraynalı, % 2’si  Gürcü’dür.

PARA

Rus şehri Soçi’de “ruble” kullanılıyor. Madeni para olarak, Rublenin bir küçüğü ise “Kapik” dir. 1 Ruble= 0.095 TL. dir. 100 TL = 1.052 Ruble ( Bu oranların değiştiğini unutmamak gerek.)

Rusya Soçi Maden Suyu Kaynakları ve SPA Tesisleri

MADEN SUYU KAYNAKLARI VE SPA TESİSLERİ

Şehir topraklarında akan nehir vadileri: Macesta, Agoura ve Hotsa bölgelerinde, zengin maden suyu kaynakları bulunmaktadır.

Bunlar: antik dönemden bu yana bir spa merkezi olarak kullanılmışlardır. Buralardaki suyun en büyük özelliği, en iyi “klorür sodyum su” olmasıdır.

Bu su: Matsesty bölgesindedir. Burada: 1902 yılında, ilk banyo tesisi hizmete açılmıştır. İlk SPA otel tesisi ise, Kafkas Rivierası bölgesinde, yani Soçi şehrinde 1909 yılında açılmış olup, ilaveten: laboratuvarlar, bir konser salonu, kumarhane, restoran, kafe, okuma salonu gibi yerler de bulunmaktadır.

Günümüzde, Soçhi bölgesinde: 50’den fazla maden suyu kaynağı ve içmece bulunmaktadır. En yaygın olarak ise “hidrojen sülfit ve bromlu su” kullanılmaktadır. Bunlar: büyük ölçüde birçok hastalık için söylenenlere göre, iyi geliyormuş.

Rusya Soçi

ALIŞVERİŞ

Soçi şehrinde alışveriş denince akla gelen başlıca alışveriş mekanları şunlardır: Central Market: Burası, taze meyve ve sebze pazarıdır. Burada özellikle “nibles churchkhela” yani “taze nar suyu” içmeden ayrılmayın.

Art Salon: Burası gelişmiş bir sanat topluluğuna sahiptir ve burada: tahta oyma objeler, resimler, simgeler ve seramik öğeler satılmaktadır.

Peterson Süpermarket: Şehirde ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi bu süpermarkette bulabilirsiniz. Peki: şehre özgü bir hediyelik var mı derseniz: buraya has özel bir hediyelik obje veya nesne yok.

Rusya Soçi Gece Hayatı
Rusya Soçi Gece Hayatı

GECE HAYATI-EĞLENCE

Soçhi şehrinde: dans ve eğlence dünyasına atılmak için birçok gece kulübü bulunuyor. Bunlar arasında öne çıkanlar hakkında kısaca söz etmek istiyorum. Adler bölgesinde “Voyage” isimli gece kulübü tercih edilebilir. Ayrıca “X-Taz” da iyi bir seçim olacaktır.

Bu bölgedeki bir diğer kulüp: Plazma olacaktır. Şehir merkezinde: “Saint-Tropez” isimli gece kulübü düşünülebilir. Yine şehir merkezindeki “Oskar” güzel yemekleri ve geniş içecek seçenekleriyle öne çıkıyor.

Yazının baş kısımlarında da söylediğim gibi: özellikle Türkler, buraya gece yani eğlence hayatı için gidiyorlar. Çünkü: bu şehirde gerçekten çok canlı bir eğlence hayatı vardır.

Rusya Soçi

TURİZM

Şehirdeki başlıca turizm etkinlikleri: plajlar, sıcak iklim ve maden suyu ile yoğunlaşmıştır. Şehrin hemen batısındaki “Colchis Virgin” ormanları: UNESCO tarafından, Kafkas Devlet Biyosfer Rezervi olarak “Dünya Mirası” ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

Şehir: yaz aylarında, tedavi ve dinlenme için gelenlere hitap eden, 227 farklı ve yaklaşık 70 bin yatak kapasiteli oteller ve turistik merkezlerle doludur.

Bu yüzden, şehre, yıl boyunca yaklaşık 50 bin ziyaretçi gelir. Şehir gerçekten yalnızca seks turizmi için düşünülmemeli, Karadeniz kıyısındaki bu şehirde: deniz kıyısındaki plajlar ve kumsallar yanında, harika bir iklim ve spa yani kaplıca tesisleri bulunuyor ki, bunlar da değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

Rusya Soçi

GEZİLECEK YERLER

MİCHAEL ARCHANGEL ANITI

Bu şahıs: şehrin koruyucu azizidir. Anıt: Esplanade caddesi üzerindedir. 2006 yılında buraya dikilen anıt: 7 metre uzunluğundadır ve bronzdan yapılmıştır. Bulunduğu kaide ise: kırmızı granit ve 24 metre betonarme bir kolon şeklindedir.

ALTIN POST ANITI

Altın post denilince, elbette bunun hikayesini bilen biliyor, bilmeyenler için, kısa bir açıklama yapmak gerekirse: bir bir Yunan efsanesine dayanmaktadır. Yunan mitolojisinde: Teselya kralının ikinci kez evlenince: oğlu Phriksos ve kızı Hele: kendilerinden nefret eden üvey annelerinin hışmından kurtulmak için: öz annelerinin kendilerine hediye ettiği “altın postu” uçan bir koçun sırtına bindirirler ve kendileri de üzerine çıkarak: Teselya’dan kaçarlar.

Ancak: yolculuk sırasında: Helle: Çanakkale boğazı üzerinde; denize düşer ve boğularak ölür. (Helle’nin düştüğü denize, daha sonraki dönemde, Yunanlılar tarafından “Helle denizi” denilmektedir.

Kardeşi Phriksos ise: Karadeniz’in doğu ucundaki Kolkhis ( günümüzdeki Gürcistan) e ulaşarak canını kurtarır. Kolkis kralı: Phriksos’a çok iyi davranır. Kızı Khalkiope ile evlendirir. Phriksos: kendisini ölümden kurtaran yolculuğu yaptıran koçunu: adak olarak tanrılar kralı Zeus için kurban eder.

Postunu ise: Kolkhis’te, bir ejderhanın nöbet tuttuğu bir koruluğa asar. Bu sırada: Teselya kralı ölür, yerine oğlu Aison geçer. Ama bir süre sonra: Pelias: Aison’u devirir ve tahta geçer. Aison’un oğlu İason: büyür ve Pelias’ın karşısına çıkıp, babasının tahtını geri isteyince: Pelias korkar ve genç adamdan kurtulmak için: kendisine bir öneride bulunur.

“ altın postu getirirse, krallığı ona bırakacağına söz verir ve İason bu anlaşmayı kabul eder, kısa süre sonra Yunanistan’ın dört bir yanından topladığı 50 yiğit insan ile, hızlı anlamına gelen “Argo” gemisiyle yola çıkar.

Bu kahramanlar: pek çok macera yaşadıktan sonra Kolkhis’e ulaşırlar ve kraldan altın postu isterler, ancak kral altın postu bunlara vermek istemez. Bunun için, 3 şart öne sürer.

Bunlar: “ İason: ateş püskürten iki korkunç boğayı çifte koşarak bir tarla sürecektir. Bu tarlaya, bir ejderhanın dişlerini ekecek ve sonunda her ektiği diş için topraktan fışkıran zırhlı savaşçıları yenecektir.”

Bu istekler zor olsa da, kralın küçük kızı Medeia, güçlü bir büyücüdür ve İason’a aşık olur. Medeia: büyü ve sihirler ile bu güç görevi başarması için İason’a yardımcı olur ve İason: altın postu ve Medeia’,yı da alarak Argo gemisiyle kaçar.

Bu efsanenin anısına: 2008 yılında, Sanat Müzesi yanında, bu anıt açılmıştır. Anıt: 5 ton ağırlığındadır.

Zarif sütunlar arasında: korkunç bir ejderha tarafından korunan, altın dökümlü-gerilmiş koyun derisi bulunmaktadır. Efsaneyi anlatırken sözünü ettiğim “Medeia” da: bu şehirde önemli bir simgedir.

Rusya Soçi Amfibius su parkı

AMFİBİUS-SU PARKI

Burası, Rusya ülkesindeki en büyük su parklarından birisidir. Aquapark alanı içinde, her yaştan insan için ilginç gelebilecek 15 farklı su kaydırağı bulunmaktadır. Su kaydırakları: en fazla 15 metreden, keskin dönüşler yaparak ve ziyaretçilerine büyük heyecanlar yaşatırlar.

Park alanında ayrıca 4 tane yüzme havuzu bulunmaktadır. Ana havuz, 120 cm derinliğinde ve varil şeklindedir. Tüm havuzlarda, çok iyi temizleme sistemleri bulunduğu söyleniyor.

Rusya Soçi Macesta Anıtı

MACESTA ANITI

Bu heykel: dünyaca ünlü “Macesta” nın kişisel portresidir ve aynı zamanda, şehrin en bilinen ve tanınan sembollerinin başında gelir. Söylenenlere göre: bölgedeki sıcak su kaynaklarının yüzeye çıkmasında yardımı olmuştur.

Anıt: 1967 yılında, Soçhili heykeltıraş Gusleva tarafından yapılmıştır. Heykel: mimar Serdyukov tarafından yapılan yere: uyumlu olarak monte edilmiştir.

Rusya Soçi State Circus
Rusya Soçi State Circus

SOCHİ STATE CİRCUS

Parlamento sokakta bulunan, bu sabit sirk: 19 Mayıs 1971 tarihinde kurulmuştur.

Sirkin bulunduğu yapı ise: SSCB Devlet ödülü sahibi Shvartsbreyna başkanlığındaki bir gurup mimar tarafından yapılmıştır. 1992 yılından bu yana: Soçhi Sirki: uluslar arası sirk yarışmalarında birçok ödül kazanmış ve sirk dünyası yıllıklarına adını yazdırmıştır.

Salon 2000 kişi kapasitelidir. Onarım için: Kasım 2013 tarihine kadar kapalı olan bu sirki: şehri ziyaret ettiğinizde, açık bulunduğunda mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Rusya Soçi Adler Sochi Utrishskiy Dolphinarium
Rusya Soçi Adler Sochi Utrishskiy Dolphinarium

ADLER SOCHİ UTRİSHSKİY DOLPHİNARİUM

Burası: yunuslar üzerine araştırmaların yapıldığı bir enstitü olarak bilinir. 1984 yılında açılmıştır. Eğlence tesisleri ise, 1997 yılında açılmıştır. Burada: 20 metre çapındaki ve 6 metre derinliğindeki havuzda: 1000 seyirci kapasiteli bölümde: balinalar ve yunuslar: 45-50 dakika süren gösteriler yapıyorlar.

13 yıldan bu yana: tesiste yapılan gösteriler 2 milyondan fazla kişi tarafından izlenmiştir. Evet: yaklaşık 1 ton ağırlığındaki bir deniz aslanının su da yaptığı kıvrak hareketler ilgi çekiyor.

Hatta: Karadeniz’e özgü: şişe burunlu yunuslar: büyük sanatçı edasıyla resim çiziyorlar ve bunlar Dolphinarium alışveriş merkezinde, ziyaretçiler tarafından büyük talep görüyor.

OCEANARİUM SOCHİ DİSCOVERY WORLD AQUARİUM

Burası: Rusya’nın en büyük ve dünyanın sayılı büyük akvaryumlarından birisi olarak bilinir. 17 Eylül 2009 tarihinde ziyarete açılmıştır. Her gün, saat: 10.00-18.00 arasında ziyarete açıktır. Lobiden bilet satın alarak girebiliyorsunuz.

Biletler ne kadar derseniz: yetişkinler 500 ovmak, 4-12 yaş arası çocuklar 250 ruble, fotoğraf ve video çekimi: 100 ovmaktır. Akvaryum tasarımı: 6000 metre karelik bir alanda: 5 milyon su kapasitesi bulunan 30 tank ile yapılmıştır.

Bunlarda: 200’den fazla farklı türlerde deniz ve tatlı su canlısı: toplam 4 bin tane bulunmaktadır. Ayrıca: yine burada 24 metre karelik bir akrilik pencere alanı ve 44 metrelik bir akrilik tünel bulunur.

Burada: dalış meraklıları için dalış yapmak mümkündür. 3000 deniz canlısı arasındaki bu dalış, yaklaşık 30 dakika sürüyor ve ücret olarak 3000 ruble ödeniyor.

Evet, şehir ziyaretçilerinin burayı mutlaka görmelerini öneriyorum. Yapıya girdiğinizde, ilk olarak tatlı su balıklarının bulunduğu akvaryumlar görülüyor.

Gölet üzerindeki köprüden ilerleyerek, yağmur ormanlarının içinde akan şelaleyi göreceksiniz. Açık sularda: yine Amazonlar, Avustralya ve Ekvator bölgesinden getirilen 100 farklı tatlı su canlısını görebiliyorsunuz.

Bunlar arasında özellikle: piranhalar, discus, gurami balıkları ilgi çekiyor. Daha sonra: 44 metrelik akrilik tünel var. Bu tünelden geçerken, üç tarafınızın sularla çevrili olması ve bu sularda gezinen deniz canlıları, değişik bir ortam yaratıyor.

Cam arkasında: görünüşte kırılgan (aslında camın kalınlığı 17 cm. dir) olan su yaşamında: güzel bitkiler, resifler ve kayalar, aniden yavaş yavaş yaklaşan köpek balıkları görülüyor. Son olarak: burada “temalı cafe”, “balık besleme” bölümü ve “hediyelik eşya mağazası” da bulunuyor.

SOCHİ SANAT MÜZESİ

Şehir merkezinde, Ave Resort adresinde: bir eğitim ve kültür merkezi olarak bilinmektedir. Müzenin bulunduğu yapı: 1936 yılında, Zholtovsky tarafından tasarlanmıştır ve mimari yapıt olarak, Rusya Federasyonunda, öneme sahiptir.

Müze sergi bölümünde: Rus, Sovyet ve yabancı sanatçılara ait, 3000 civarında: resim, heykel, çizim, dekoratif ve el sanatları ürünleri sergilenmektedir.

Rusya Soçi Loosky Tapınağı
Rusya Soçi Loosky Tapınağı

BİZANS KİLİSESİ KALINTILARI-LOOSKY TAPINAĞI

Burası: Sochi şehrinin Lazarev ilçesinde bulunan bir ortaçağ dönemi kalıntısıdır. Karadeniz kıyısından 1.5 km. uzaklıktadır. 1987-1997 yılları arasında burada yapılan arkeolojik çalışmalara göre: ilk tapınak inşaatı, 10-11’nci yüzyıllardan kalmadır.

15 ve 16’ncı yüzyıllarda ise, burası bir kale haline getirilmiştir. Günümüzde görülen tapınak kalıntısının “Bizans” dönemine ait olduğu düşünülüyor.

MARİNE STATİON-LİMAN

Burası: şehrin limanında bulunan bir istasyon olarak bilinmektedir. Yapı: 1955 yılında inşa edilmiştir. 2 katlıdır ve L şeklindedir. Binanın merkezinde: sivri bir kule bulunmaktadır ki, bu kule paslanmaz çelikten yapılmıştır.

Bu 3 katmanlı kulenin yüksekliği, 71 metredir. Üzerinde: heykeller bulunur. Bunlar: dört mevsimde, dört ana yönü işaret ederler. Hemen limanın önünde ise, Navigasyon tanrıçasına adanmış bir havuz bulunmaktadır.

Rusya Soçi Tren İstasyonu

SOÇİ TREN İSTASYONU

Bu yapı da, şehirdeki diğer bir kısım yapı gibi “Federal anıt” olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bina: 10 Eylül 1952 tarihinde hizmete açılmıştır. 3 katlıdır ve 3 avlu ile 55 metre yüksekliğinde bir katlı kuleye sahiptir.

ST SERGİUS CATHEDRAL

Burası bir “Ermeni” dini yapısıdır. 1993 yılında kutsanmış ve ibadete açılmıştır. Çan kulesi ise, 2004 yılında yapılmıştır.

SOCHİ MİLLİ PARKI

Burası, Bakanlar Kurulu kararı ile, 1983 yılında, milli park olarak ilan edilmiştir. Karadeniz kıyısındaki park alanında: eğlence, eğitim ve bilimsel amaçlı çalışmalar yapılmaktadır. Rusya’nın ilk milli parklarından birisidir.

Park alanı: nehir vadileri ve dağlarla kaplıdır. Karadeniz ise, park alanında dar bir şerit halinde kıyıda uzanır.

Söylenenlere göre: park alanında 40 nehir ve dere bulunuyormuş ve bunların tümü Karadeniz’e akıyor. Park alanı, ilginizi çekerse, 28 farklı yürüyüş yolu barındırıyor.

AKHUN DAĞI VE GÖZLEM KULESİ

Akhun dağının deniz seviyesinden 500 metre yükseklikteki zirvesinde: bir gözlem kulesi bulunuyor. 1932 yılında yapılan bu gözlem yani seyir kulesinde: hediyelik eşya satan yerler ve kafeteryalar bulunuyor.

Buraya çıkarsanız: gerek Adler, gerek Soçi ve gerekse Kafkas sıradağlarının muhteşem panoramasını izleyebilirsiniz.