
Lübnan’ın güneyinde, Cenub vilayetinin merkezindedir. Beyrut’un 40 km güneyinde, Akdeniz sahilindedir. Sidon, bir burunda kurulmuştu. Fenikece adının anlamı, muhtemelen “balıkçılık” veya “balıkça kasabası” dır.
Kuzey ve güneyinde doğal limanlar vardı.
Kuzeyde bulunan liman: Kıyı açıklarındaki bir ada ve kayalıklarca korunan ana ticari ve askeri limandı.
Güney limanı ise: Göze güzel görünen, kumlu bir koy olmasına rağmen güneybatı rüzgarlarına açık olduğu için kullanımı sınırlıydı.
Güney liman yakınlarında, iskerlet kabuklarından oluşan çok büyük bir yığın bulunması, kayda değer miktarda mor boya üretiminin yapıldığının bir göstergesidir.
ÖNEMİ:
Nuh’un torunu tarafından isimlendirilen ve Yeşu tarafından Büyük Zidon olarak adlandırılan Eski Sidon, belki de dünyanın yaşayan en eski şehridir ve hem Tekvin kitabında hem de Homeros’un şiirlerinde adı geçme onuruna sahiptir.
Evet, Pers dönemindeki en önemli Fenike kenti: Sidon’du.
MÖ 351 yılında Sidonlular isyan etti, böylece Persler Sidon’u kuşattı. Sakinleri şehirlerini ateşe vererek karşılık verdi.Sonuç olarak 40.000 Sidonlu öldü. Şehir daha fazla direnemeyecek kadar zayıftı ve MÖ 332 yılında da Büyük İskender’e kapılarını açtı.
Evet, şehir MÖ 3 bin yılında kurulmuş ve 2. Bin yılda refaha kavuşmuştur.
Yunan şair Homeros eserlerinde ve eski Ahit’te sıkça adı geçen şehir, sırasıyla Asur, Babil, Pers, Büyük İskender, Suriye, Seleukoslar, Mısır’ın Ptolemaios Hanedanı ve Romalılar tarafından yönetilmiştir.
Günümüze kadar oturulduğu için, kentin içinde çok fazla kazı yapılamamıştır. Ancak şehirde tunç çağı öncesinde yerleşim olduğu biliniyor.
Homeros: zanaatkarların cam ve mor boya üretimindeki ustalıklarını ve kadınların nakış sanatındaki hünerlerini övmüştür.
Fenikeli tarihçi Sanchuniathon’a atfedilen bir anlatıya göre, Sidon, Nereus’un oğlu Pontus’un kızıdır. Sesinin tatlılığından yola çıkarak ilk kez orada müzik şarkıları icat ettiği söylenir.

SAYDA ŞEHRİNDE GEZİLECEK YERLER:

SİDON DENİZ KALESİ:
Haçlılar tarafından MS 1228 yılında inşa edilmiştir. Bu adanın eskiden bir Fenike tapınağının bulunduğu yer olduğu söylenir.
Sidon limanını savunmak amacıyla yapılan deniz kalesi şehrin en önemli arkeolojik alanlarından biridir.
Ana karaya, 9 kemer üzerinden inşa edilmiş dar ama güçlendirilmiş 80 metre uzunluğunda bir geçitle bağlanır ve daha sonra Araplar tarafından erişim sağlamak için eklenmiştir.
Denizin kabarmasına karşı koruma sağlamak amacıyla, Sidonlular, doğal kayalık resif boyunca duvarlar inşa ettiler.
Ancak Haçlıların tipik mimarisi çoğunlukla dış duvarlarda yatay olarak güçlendirmek için kullanılan Roma sütunlarıyla temsil ediliyordu.
Deniz kalesi öncelikli iki odadan oluşmaktadır ve bu odalardan biri bugün en iyi korunmuş olan Batı kulesidir.
Ne yazık ki Doğu kulesi pek iyi korunamamıştır.
Alt kısmı Haçlılar, üst kısmı ise Memlükler tarafından iki aşamada inşa edilmiştir.
İki kule bir duvarla birbirine bağlanır.
Sundurmanın sağında, kökeni muhtemelen Osmanlıya dayanan küçük, kubbeli bir cami yer almaktadır.
“Mescid-i Kale’t Ül Bahr” olarak bilinen cami, merkezi bir kubbeyle örtülü, basit bir kübik formdadır.
Ancak kubbenin en önemli unsuru, doğru namaz yönünü gösteren konsol kısmıdır.
Son olarak balıkçı limanının ve şehrin eski kısmının muhteşem manzaralarını sunan çatıya bir merdivenle çıkılır.
Evet ne yazık ki deniz kalesi, 1291 yılında şehri Haçlılardan ele geçiren Memlükler tarafından yıkılmış ve 17’nci yüzyılda Prens Fakhreddine tarafından restore edilmiştir.
Su sakin olduğundan, Roma yapılarından çıkarılan pembe granit sütunların sığ deniz tabanındaki kalıntıları açıkça görülebilir.
Ayrıca, kalenin çevresinde bulunan heykeller, sarnıçlar ve denizin altına gömülmüş duvar, sütun ve merdiven yapıları, Eski Fenike şehrinin izlerini taşımaktadır.
Çürümeye rağmen, Sidon’un imajı bugün hala pitoresk deniz kalesiyle ilişkilendiriliyor, çünkü şehrin ana cazibe merkezi olmaya devam ediyor.
Ancak, özellikle ilgi çekici olan şey, Lübnan kıyısına ait olmasıdır.
Oluşumu, fiziksel bağlamının dönüşümünü zorunlu olarak ima etmeyen, aksine stratigrafik bir arkeolojik plandaymış gibi görünen tarihsel bir katmanlaşmayla, üst üste binme arkeolojisinden kaynaklanmaktadır.
Evet, Haçlılar tarafından inşa edilmiş, birçok savaş ve doğal depreme göğüs germiş ve defalarca yeniden inşa edilmiştir.
DEVLET DİNLENME EVİ:
Kalenin yanındaki sahil kenarında bir devlet dinlenme evi var. Lezzetli yiyecekler ve içecekler sunmaktadır. Restore edilmiş bir Orta çağ binasında yer alan dinlenme evi, peyzajlı bir sahil terasında yer almaktadır. İç mekan tonozlu tavanlara ve Orta çağ dekoruna sahiptir. Ayrıca, çeşmeli güzel bir veranda mevcuttur.
ESKİ ÇARŞILAR-PAZARLAR:
Deniz Kalesi ve Kara Kalesi (St Louis kalesi) arasında, güzel yapılarını ve ticari değerlerini koruyan Eski Çarşılar (Pazarlar) uzanır. Yakınlarda bir onarım süreci ve küçük el sanatları dükkanları görülür. Eski çarşıda 14 km uzunluğunda tonozlu sokaklar bulunur.
Çarşıların kenarlarında erkek müşterilerin nargile içip Türk kahvesi içmek için buluştuğu geleneksel bir kahvehane bulunur. Balıkçılar, çarşının girişinde çok uzak olmayan liman yakınlarındaki pazarda en son avlarını satarlar.
EL-ŞAKİRİYYE PAZARI:
1721 yılında Hammoud Ailesi tarafında inşa edilen bu eski binanın iç avlusuna dar ve çatılı bir merdivenle çıkılan Debbaneh Sarayı bulunmaktadır.
Debbaneh ve Saasty Aileleri binayı, 1800 yılında satın almıştır. Eski Eserler Genel Müdürlüğü, 1968 yılından beri binayı tarihi eser ilan etmiştir. Bina, Osmanlı-Arap mimari özelliklerini korumuştur. Bir kabul salonu, geniş bir oturma odası, bir baş oda, bir su kaynağı ve Divan adı verilen odalar bulunur. Memlük etkisi, dekorasyonda kendini gösterir. Üst basamaklar, çiçek ve yıldız şekilleriyle süslenmiş pençeler, renkli ve oymalı sedir dallarıyla süslenmiş çatılar, ahşap cumbalı pencereler ve demir lamine lambalardır. Batı etkisi, 20’nci yüzyılın başlarında eklenen üst kat dükkanlarında açıkça görülmektedir.
AZİZ NİKOLA KATEDRALİ:
Debbaneh Sarayının sağ tarafındadır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. Mevcut özellikleri, 1690 yılına dayanır. 1819’da duvarı ikiye bölünmüş ve Katolik kısmı şu an kapalıdır. Piskoposluk girişinde Aziz Paul’un dinlendiği ve geleneğe göre Aziz Petrus ile buluştuğu bir oda vardır.
SABUN MÜZESİ
Mutran caddesine veya Şakriyya Pazarına güneye giden yolda, Audi evi ve Sabun Müzesi bulunur. Üç mimari sanatsal aşamadan oluşur. 1980 yılına kadar faaliyet gösteren ahşap tonozlu Sabun Fabrikası, sabun fabrikasının üzerindeki aile evi (20’nci yüzyıl başları) ve binanın büyük bir kısmı 13’ncü yüzyıla kadar uzanır. 1998’de Audi Vakfı, Sabun Fabrikasını zeytinyağı kullanan geleneksel Sabun endüstrisinin farklı ve çeşitli aşamalarını temsil eden modern bir müzeye dönüştürmeye karar verdi.
HAN EL FRANJ KERVARSARAYI:
Deniz Sarayının sağ tarafındadır. 17’nci yüzyıl başlarında Fahreddin II tarafından inşa edilen birçok han veya otelden biridir. Zemin kattaki odalar, depo ve ahır olarak, ikinci kattaki odalar ise tüccarların yaşam alanı olarak hizmet vermiştir. Sayda’daki Fransız konsolosluğunun ve Fransisken Rahiplerinin ikametgahıydı. Daha sonra Epifani St Josep Covent tarafından işletilen bir kız yetimhanesine dönüştürülmüştü. Bugün yenilenmiş olup odaları Showroom olarak kullanılmaktadır. Yani, el sanatları, hediyelik eşyalar ve sokak yemeklerinin satıldığı hareketli bir pazara ev sahipliği yapmaktadır.
BAB EL-SARAY CAMİİ:
Han El Franj’ın arkasında, el-Saray yakınlarında, şehrin en eski camilerinden olan Bab el-Saray camisi yer alır.
1201 yılında Haçlı Seferleri döneminde, Şeyh Ebu el-Yaman tarafından inşa edilmiştir. Tonozları büyük kemerlerle desteklenen büyük bir kubbeye sahiptir. Minaresi 20 metre yüksekliğindedir. Bab el-Saray avlusunun karşısında, eski bir Sufi zaviyesi olan el-Nahleh Camisi yer alır. Fas mimarisi tarzına göre yapılmış küçük bir minaresi vardır.
EL-KHİA CAMİİ
Güneydedir. Osmanlı dönemindeki İslam mimarisinin prototipidir. 1625 yılında Mahmud Kithuda tarafından yaptırılmıştır. Altı kubbesiyle ünlüdür. Minber beyaz ve mavi mermer taştan yapılmıştır ve dört sütunu geometrik desenlerle süslenmiştir. Avlunun ortasında Kur’an okuyucuları için bir ikametgah olarak kullanılan derviş odalarıyla çevrili bir çeşme vardır.
ŞEYH HAMAMI:
El Kikhia camisinin karşısındadır. 17’nci yüzyılda gezgin Abdel Ghani el Naboulsi tarafından yaptırılmıştır. Güzel küvetleriyle dikkat çeker ve kırmızı levhalarla döşenmiştir.
ULU CAMİ;
Deniz kıyısı boyunca, pazarların batı-güneyinde Ulu Cami bulunur. St Louis Kalesine giden yolda, çarşının güneyindedir. Büyük sütunlarla desteklenen devasa dikdörtgen bir yapıdır. 13’ncü yüzyılda Aziz John adını taşıyan bir hastaneydi. Günümüzde Ortaçağ stiline göre modellenmiştir. Bir fırtınada yıkıldıktan sonra 1820 yılında onarılmıştır. Abdest almak için kullanılan çeşmeyi de içeren kuzey kısmı eski yapı elemanlarının kullanıldığını gösterir. Zamanla etkilenmiş ve hasar görmüştür. 1983, 1986 ve 1989 da yenilenmiş ve prestijli Ağa Han mimarlık ödülünü almıştır. Deniz kıyısından bakıldığında hala heybetli bir yapıdır.
AZİZ LOUİS SARAYI VE MÜREX TEPESİ:
Şehrin güney ucunda bulunur. Büyük olasılıkla 7’nci Haçlı Seferi (1248-1254) sırasında Fransız kralı IX Louis tarafından yaptırılmıştır. Burası onun ikametgahıydı. Sayda’nın eski tepesinde yer alır ve şehre bakmaktadır. 10’ncu yüzyılda el-Muizz tarafından inşa ettirilen bir Fatimi kalesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Saray hala Qalaat el Muizz adını taşımaktadır. Kale veya saray bugün bazı Avrupa özellikleri taşıyan sadece kalıntılardır. Emir Fakhr-ed-Din II, 17’nci yüzyılda bazı restorasyon çalışmaları yapmıştır. İç kısmı yarım daire şeklindedir ve kuleyi içerir. Roma sütunları aşağıda dağılmıştır.
Sarayın güneyinde yapay bir tepe olan Murex Tepesini görebilirsiniz. Yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 50 metre yüksekliğindedir. Fenikeliler döneminde mor boya elde etmek için kullanılan Murex kabuklarının atıklarının birikmesiyle oluşmuştur.
Höyüğün tepesinde bulunan mozaik döşemeler, burada Roma yapılarının inşa edildiğini göstermektedir. Günümüzde höyük modern yapıların yanı sıra bir mezarlıkla kaplıdır. Tepenin alt kısmında kırık mürex kabukları hala görülmektedir, ancak yoğun inşaat çalışmaları nedeniyle giderek halkın erişimine kapanmaktadır.
SİDON ANA NEKROPOLÜ:
Antik kentin sınırlarının ötesinde yer almaktadır. Geç Roma dönemine kadar kullanılmaya devam etmiştir. En önemli alanları şunlardır:
Magharat Abloun nekropolü: 1855 yılında Kral Eşmun’nazar’ın lahdinin bulunduğu yer-Bu lahit günümüzde Paris Louvre Müzesindedir). Evet burası MÖ 5’nci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bir mezarlıktır.
Kayya’nın Kraliyet Nekropolü (Helaieh köyünün üstünde) Burada: İskender, Marzuban ve el Naaihat’ın lahitleri vardır. (Bunlar günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir.)
3’ncü Alan: Sidon’un güneydoğusundaki Ayn el Helve’dir. (Beyrut Ulusal Müzesinde sergilenen değerli antropoid lahitleri içerir)
Sidon şehrinin güneyinde Dekerman olarak bilinen antik bir mezarlık yer alır. Bu mezarlıkta lahitler, değerli eşyalar, yazıtlar, heykellerin yanı sıra Kalkolitik (MÖ 4000) yapılar ve kil ve saman karışımından yapılmış oval kulübeler bulunmaktadır.
1887 yılında ise, İstanbul Müze Müdürü Osman Hamdi Bey, kraliyet nekropolünü ve Kral Tabnit’in lahdini ve ayrıca 4 mermer lahit (günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir) ortaya çıkarmıştır.
Bunların en ünlüsü “İskender Lahdi” adı verilendir.

İskender Lahdi:
Bu lahdin üzerinde İskender tasvir edilmiştir, ama çok büyük ihtimalle İskender’in fethinden sonra Sidon kralı olan Abdalonymus’un mezarıdır. Evet lahdin üzerinde savaş ve av sahneleri bulunur.

EŞMUN TAPINAĞI:
Sayda şehrine ulaşmadan hemen önce, Awali nehri üzerindeki köprünün sağındadır.
Fenike şifa tanrısına adanmıştır. Şifa tanrısı Eşmun, Yunan Tıp Tanrısı Asklepios ile özdeştirilmiştir. MÖ 6 ve 5’nci yüzyıllardaki altın çağında Sayda’nın gözde tanrılarından biriydi.
MÖ 7’nci yüzyılda inşa edilen tapınak, Sidon’un kuzeyinde, Awali Nehri yakınında yer almaktadır.
Sidon şehrinin 2 km kuzeydoğusundadır. MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 8’nci yüzyıla kadar yerleşim görmüş olması, yakınlarındaki Sidon şehriyle bütünleşip bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.
Kutsal alan, bir zamanlar Eşmun’un Pers tarzı mermer tapınağının tepesinde bulunan anıtsal bir podyumu destekleyen devasa bir kireçtaşı teras duvarıyla sınırlanan bir gezinti yolu ve büyük bir avludan oluşur.
Kutsal alanda, Asklepios Nehrinden (günümüzdeki Awali) ve kutsal YDLL kaynağından su taşıyan kanallarla beslenen bir dizi ritüel abdest alma havuzu bulunmaktadır.
Bu tesisler, Eşmun kültünü karakterize eden tedavi edici ve arındırıcı amaçlarla kullanılmıştır.






























