Lübnan Sidon Sayda

Sidon

Lübnan’ın güneyinde, Cenub vilayetinin merkezindedir. Beyrut’un 40 km güneyinde, Akdeniz sahilindedir. Sidon, bir burunda kurulmuştu. Fenikece adının anlamı, muhtemelen “balıkçılık” veya “balıkça kasabası” dır.

Kuzey ve güneyinde doğal limanlar vardı.

Kuzeyde bulunan liman: Kıyı açıklarındaki bir ada ve kayalıklarca korunan ana ticari ve askeri limandı.

Güney limanı ise: Göze güzel görünen, kumlu bir koy olmasına rağmen güneybatı rüzgarlarına açık olduğu için kullanımı sınırlıydı.

Güney liman yakınlarında, iskerlet kabuklarından oluşan çok büyük bir yığın bulunması, kayda değer miktarda mor boya üretiminin yapıldığının bir göstergesidir.

 

ÖNEMİ:

Nuh’un torunu tarafından isimlendirilen ve Yeşu tarafından Büyük Zidon olarak adlandırılan Eski Sidon, belki de dünyanın yaşayan en eski şehridir ve hem Tekvin kitabında hem de Homeros’un şiirlerinde adı geçme onuruna sahiptir.

Evet, Pers dönemindeki en önemli Fenike kenti: Sidon’du.

MÖ 351 yılında Sidonlular isyan etti, böylece Persler Sidon’u kuşattı. Sakinleri şehirlerini ateşe vererek karşılık verdi.Sonuç olarak 40.000 Sidonlu öldü. Şehir daha fazla direnemeyecek kadar zayıftı ve MÖ 332 yılında da Büyük İskender’e kapılarını açtı.

Evet, şehir MÖ 3 bin yılında kurulmuş ve 2. Bin yılda refaha kavuşmuştur.

Yunan şair Homeros eserlerinde ve eski Ahit’te sıkça adı geçen şehir, sırasıyla Asur, Babil, Pers, Büyük İskender, Suriye, Seleukoslar, Mısır’ın Ptolemaios Hanedanı ve Romalılar tarafından yönetilmiştir.

Günümüze kadar oturulduğu için, kentin içinde çok fazla kazı yapılamamıştır. Ancak şehirde tunç çağı öncesinde yerleşim olduğu biliniyor.

Homeros: zanaatkarların cam ve mor boya üretimindeki ustalıklarını ve kadınların nakış sanatındaki hünerlerini övmüştür.

Fenikeli tarihçi Sanchuniathon’a atfedilen bir anlatıya göre, Sidon, Nereus’un oğlu Pontus’un kızıdır. Sesinin tatlılığından yola çıkarak ilk kez orada müzik şarkıları icat ettiği söylenir.

Sidon

SAYDA ŞEHRİNDE GEZİLECEK YERLER:

Sidon deniz kalesi

SİDON DENİZ KALESİ:

Haçlılar tarafından MS 1228 yılında inşa edilmiştir. Bu adanın eskiden bir Fenike tapınağının bulunduğu yer olduğu söylenir.

Sidon limanını savunmak amacıyla yapılan deniz kalesi şehrin en önemli arkeolojik alanlarından biridir.

Ana karaya, 9 kemer üzerinden inşa edilmiş dar ama güçlendirilmiş 80 metre uzunluğunda bir geçitle bağlanır ve daha sonra Araplar tarafından erişim sağlamak için eklenmiştir.

Denizin kabarmasına karşı koruma sağlamak amacıyla, Sidonlular, doğal kayalık resif boyunca duvarlar inşa ettiler.

Ancak Haçlıların tipik mimarisi çoğunlukla dış duvarlarda yatay olarak güçlendirmek için kullanılan Roma sütunlarıyla temsil ediliyordu.

Deniz kalesi öncelikli iki odadan oluşmaktadır ve bu odalardan biri bugün en iyi korunmuş olan Batı kulesidir.

Ne yazık ki Doğu kulesi pek iyi korunamamıştır.

Alt kısmı Haçlılar, üst kısmı ise Memlükler tarafından iki aşamada inşa edilmiştir.

İki kule bir duvarla birbirine bağlanır.

Sundurmanın sağında, kökeni muhtemelen Osmanlıya dayanan küçük, kubbeli bir cami yer almaktadır.

“Mescid-i Kale’t Ül Bahr” olarak bilinen cami, merkezi bir kubbeyle örtülü, basit bir kübik formdadır.

Ancak kubbenin en önemli unsuru, doğru namaz yönünü gösteren konsol kısmıdır.

Son olarak balıkçı limanının ve şehrin eski kısmının muhteşem manzaralarını sunan çatıya bir merdivenle çıkılır.

Evet ne yazık ki deniz kalesi, 1291 yılında şehri Haçlılardan ele geçiren Memlükler tarafından yıkılmış ve 17’nci yüzyılda Prens Fakhreddine tarafından restore edilmiştir.

Su sakin olduğundan, Roma yapılarından çıkarılan pembe granit sütunların sığ deniz tabanındaki kalıntıları açıkça görülebilir.

Ayrıca, kalenin çevresinde bulunan heykeller, sarnıçlar ve denizin altına gömülmüş duvar, sütun ve merdiven yapıları, Eski Fenike şehrinin izlerini taşımaktadır.

Çürümeye rağmen, Sidon’un imajı bugün hala pitoresk deniz kalesiyle ilişkilendiriliyor, çünkü şehrin ana cazibe merkezi olmaya devam ediyor.

Ancak, özellikle ilgi çekici olan şey, Lübnan kıyısına ait olmasıdır.

Oluşumu, fiziksel bağlamının dönüşümünü zorunlu olarak ima etmeyen, aksine stratigrafik bir arkeolojik plandaymış gibi görünen tarihsel bir katmanlaşmayla, üst üste binme arkeolojisinden kaynaklanmaktadır.

Evet, Haçlılar tarafından inşa edilmiş, birçok savaş ve doğal depreme göğüs germiş ve defalarca yeniden inşa edilmiştir.

 

DEVLET DİNLENME EVİ:

Kalenin yanındaki sahil kenarında bir devlet dinlenme evi var. Lezzetli yiyecekler ve içecekler sunmaktadır. Restore edilmiş bir Orta çağ binasında yer alan dinlenme evi, peyzajlı bir sahil terasında yer almaktadır. İç mekan tonozlu tavanlara ve Orta çağ dekoruna sahiptir. Ayrıca, çeşmeli güzel bir veranda mevcuttur.

 

ESKİ ÇARŞILAR-PAZARLAR:

Deniz Kalesi ve Kara Kalesi (St Louis kalesi) arasında, güzel yapılarını ve ticari değerlerini koruyan Eski Çarşılar (Pazarlar) uzanır. Yakınlarda bir onarım süreci ve küçük el sanatları dükkanları görülür. Eski çarşıda 14 km uzunluğunda tonozlu sokaklar bulunur.

Çarşıların kenarlarında erkek müşterilerin nargile içip Türk kahvesi içmek için buluştuğu geleneksel bir kahvehane bulunur. Balıkçılar, çarşının girişinde çok uzak olmayan liman yakınlarındaki pazarda en son avlarını satarlar.

 

 

EL-ŞAKİRİYYE PAZARI:

1721 yılında Hammoud Ailesi tarafında inşa edilen bu eski binanın iç avlusuna dar ve çatılı bir merdivenle çıkılan Debbaneh Sarayı bulunmaktadır.

Debbaneh ve Saasty Aileleri binayı, 1800 yılında satın almıştır. Eski Eserler Genel Müdürlüğü, 1968 yılından beri binayı tarihi eser ilan etmiştir. Bina, Osmanlı-Arap mimari özelliklerini korumuştur. Bir kabul salonu, geniş bir oturma odası, bir baş oda, bir su kaynağı ve Divan adı verilen odalar bulunur. Memlük etkisi, dekorasyonda kendini gösterir. Üst basamaklar, çiçek ve yıldız şekilleriyle süslenmiş pençeler, renkli ve oymalı sedir dallarıyla süslenmiş çatılar, ahşap cumbalı pencereler ve demir lamine lambalardır. Batı etkisi, 20’nci yüzyılın başlarında eklenen üst kat dükkanlarında açıkça görülmektedir.

 

AZİZ NİKOLA KATEDRALİ:

Debbaneh Sarayının sağ tarafındadır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. Mevcut özellikleri, 1690 yılına dayanır. 1819’da duvarı ikiye bölünmüş ve Katolik kısmı şu an kapalıdır. Piskoposluk girişinde Aziz Paul’un dinlendiği ve geleneğe göre Aziz Petrus ile buluştuğu bir oda vardır.

 

SABUN MÜZESİ

Mutran caddesine veya Şakriyya Pazarına güneye giden yolda, Audi evi ve Sabun Müzesi bulunur. Üç mimari sanatsal aşamadan oluşur. 1980 yılına kadar faaliyet gösteren ahşap tonozlu Sabun Fabrikası, sabun fabrikasının üzerindeki aile evi (20’nci yüzyıl başları) ve binanın büyük bir kısmı 13’ncü yüzyıla kadar uzanır. 1998’de Audi Vakfı, Sabun Fabrikasını zeytinyağı kullanan geleneksel Sabun endüstrisinin farklı ve çeşitli aşamalarını temsil eden modern bir müzeye dönüştürmeye karar verdi.

 

HAN EL FRANJ KERVARSARAYI:

Deniz Sarayının sağ tarafındadır. 17’nci yüzyıl başlarında Fahreddin II tarafından inşa edilen birçok han veya otelden biridir. Zemin kattaki odalar, depo ve ahır olarak, ikinci kattaki odalar ise tüccarların yaşam alanı olarak hizmet vermiştir. Sayda’daki Fransız konsolosluğunun ve Fransisken Rahiplerinin ikametgahıydı. Daha sonra Epifani St Josep Covent tarafından işletilen bir kız yetimhanesine dönüştürülmüştü. Bugün yenilenmiş olup odaları Showroom olarak kullanılmaktadır. Yani, el sanatları, hediyelik eşyalar ve sokak yemeklerinin satıldığı hareketli bir pazara ev sahipliği yapmaktadır.

 

BAB EL-SARAY CAMİİ:

Han El Franj’ın arkasında, el-Saray yakınlarında, şehrin en eski camilerinden olan Bab el-Saray camisi yer alır.

1201 yılında Haçlı Seferleri döneminde, Şeyh Ebu el-Yaman tarafından inşa edilmiştir. Tonozları büyük kemerlerle desteklenen büyük bir kubbeye sahiptir. Minaresi 20 metre yüksekliğindedir. Bab el-Saray avlusunun karşısında, eski bir Sufi zaviyesi olan el-Nahleh Camisi yer alır. Fas mimarisi tarzına göre yapılmış küçük bir minaresi vardır.

 

EL-KHİA CAMİİ

Güneydedir. Osmanlı dönemindeki İslam mimarisinin prototipidir. 1625 yılında Mahmud Kithuda tarafından yaptırılmıştır. Altı kubbesiyle ünlüdür. Minber beyaz ve mavi mermer taştan yapılmıştır ve dört sütunu geometrik desenlerle süslenmiştir. Avlunun ortasında Kur’an okuyucuları için bir ikametgah olarak kullanılan derviş odalarıyla çevrili bir çeşme vardır.

 

ŞEYH HAMAMI:

El Kikhia camisinin karşısındadır. 17’nci yüzyılda gezgin Abdel Ghani el Naboulsi tarafından yaptırılmıştır. Güzel küvetleriyle dikkat çeker ve kırmızı levhalarla döşenmiştir.

 

ULU CAMİ;

Deniz kıyısı boyunca, pazarların batı-güneyinde Ulu Cami bulunur. St Louis Kalesine giden yolda, çarşının güneyindedir. Büyük sütunlarla desteklenen devasa dikdörtgen bir yapıdır. 13’ncü yüzyılda Aziz John adını taşıyan bir hastaneydi. Günümüzde Ortaçağ stiline göre modellenmiştir. Bir fırtınada yıkıldıktan sonra 1820 yılında onarılmıştır. Abdest almak için kullanılan çeşmeyi de içeren kuzey kısmı eski yapı elemanlarının kullanıldığını gösterir. Zamanla etkilenmiş ve hasar görmüştür. 1983, 1986 ve 1989 da yenilenmiş ve prestijli Ağa Han mimarlık ödülünü almıştır. Deniz kıyısından bakıldığında hala heybetli bir yapıdır.

 

AZİZ LOUİS SARAYI VE MÜREX TEPESİ:

Şehrin güney ucunda bulunur. Büyük olasılıkla 7’nci Haçlı Seferi (1248-1254) sırasında Fransız kralı IX Louis tarafından yaptırılmıştır. Burası onun ikametgahıydı. Sayda’nın eski tepesinde yer alır ve şehre bakmaktadır. 10’ncu yüzyılda el-Muizz tarafından inşa ettirilen bir Fatimi kalesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Saray hala Qalaat el Muizz adını taşımaktadır. Kale veya saray bugün bazı Avrupa özellikleri taşıyan sadece kalıntılardır. Emir Fakhr-ed-Din II, 17’nci yüzyılda bazı restorasyon çalışmaları yapmıştır. İç kısmı yarım daire şeklindedir ve kuleyi içerir. Roma sütunları aşağıda dağılmıştır.

Sarayın güneyinde yapay bir tepe olan Murex Tepesini görebilirsiniz. Yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 50 metre yüksekliğindedir. Fenikeliler döneminde mor boya elde etmek için kullanılan Murex kabuklarının atıklarının birikmesiyle oluşmuştur.

Höyüğün tepesinde bulunan mozaik döşemeler, burada Roma yapılarının inşa edildiğini göstermektedir. Günümüzde höyük modern yapıların yanı sıra bir mezarlıkla kaplıdır. Tepenin alt kısmında kırık mürex kabukları hala görülmektedir, ancak yoğun inşaat çalışmaları nedeniyle giderek halkın erişimine kapanmaktadır.

 

SİDON ANA NEKROPOLÜ:

Antik kentin sınırlarının ötesinde yer almaktadır. Geç Roma dönemine kadar kullanılmaya devam etmiştir. En önemli alanları şunlardır:

Magharat Abloun nekropolü: 1855 yılında Kral Eşmun’nazar’ın lahdinin bulunduğu yer-Bu lahit günümüzde Paris Louvre Müzesindedir). Evet burası MÖ 5’nci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bir mezarlıktır.

Kayya’nın Kraliyet Nekropolü (Helaieh köyünün üstünde) Burada: İskender, Marzuban ve el Naaihat’ın lahitleri vardır. (Bunlar günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir.)

3’ncü Alan: Sidon’un güneydoğusundaki Ayn el Helve’dir. (Beyrut Ulusal Müzesinde sergilenen değerli antropoid lahitleri içerir)

Sidon şehrinin güneyinde Dekerman olarak bilinen antik bir mezarlık yer alır. Bu mezarlıkta lahitler, değerli eşyalar, yazıtlar, heykellerin yanı sıra Kalkolitik (MÖ 4000) yapılar ve kil ve saman karışımından yapılmış oval kulübeler bulunmaktadır.

1887 yılında ise, İstanbul Müze Müdürü Osman Hamdi Bey, kraliyet nekropolünü ve Kral Tabnit’in lahdini ve ayrıca 4 mermer lahit (günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir) ortaya çıkarmıştır.

Bunların en ünlüsü “İskender Lahdi” adı verilendir.

İskender Lahdi

İskender Lahdi:

Bu lahdin üzerinde İskender tasvir edilmiştir, ama çok büyük ihtimalle İskender’in fethinden sonra Sidon kralı olan Abdalonymus’un mezarıdır. Evet lahdin üzerinde savaş ve av sahneleri bulunur.

Sayda Eşkun Tapınağı

EŞMUN TAPINAĞI:

Sayda şehrine ulaşmadan hemen önce, Awali nehri üzerindeki köprünün sağındadır.

Fenike şifa tanrısına adanmıştır. Şifa tanrısı Eşmun, Yunan Tıp Tanrısı Asklepios ile özdeştirilmiştir. MÖ 6 ve 5’nci yüzyıllardaki altın çağında Sayda’nın gözde tanrılarından biriydi.

MÖ 7’nci yüzyılda inşa edilen tapınak, Sidon’un kuzeyinde, Awali Nehri yakınında yer almaktadır.

Sidon şehrinin 2 km kuzeydoğusundadır. MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 8’nci yüzyıla kadar yerleşim görmüş olması, yakınlarındaki Sidon şehriyle bütünleşip bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.

Kutsal alan, bir zamanlar Eşmun’un Pers tarzı mermer tapınağının tepesinde bulunan anıtsal bir podyumu destekleyen devasa bir kireçtaşı teras duvarıyla sınırlanan bir gezinti yolu ve büyük bir avludan oluşur.

Kutsal alanda, Asklepios Nehrinden (günümüzdeki Awali) ve kutsal YDLL kaynağından su taşıyan kanallarla beslenen bir dizi ritüel abdest alma havuzu bulunmaktadır.

Bu tesisler, Eşmun kültünü karakterize eden tedavi edici ve arındırıcı amaçlarla kullanılmıştır.

Lübnan Tyros-Sur

Sur

Lübnan’ın güney kıyısında, Beyrut şehrinin 83 km güneyindedir. İsrail’in sınırından ise 19 km kuzeyindedir.

MİTOLOJİ:

Şehir: efsanevi Europa’nın kardeşleri Cadmus ve Phoenix ve Kartaca’nın kurucusu Dido’nun (Elisa) doğum yeridir.

Bugün Sur şehri

ÖNEMİ:

Denizlere hükmeden Kadiz ve Kartaca gibi güçlü koloniler kuran büyük Fenike kendiydi ve efsaneye göre “mor boyanın” keşfedildiği yerdi.

MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından, 6’ncı yüzyıl ortalarına kadar, ticaret ve denizcilikte en önemli Fenike Kenti Tyros’tur.

MÖ 5’nci yüzyılda, Halikarnaslı Herodot’un Sur ziyaretinden bu yana, şehrin büyük kısmı, dünyanın en eski metropollerinden biri olarak kabul edilen, zaptedilemez olduğu söylenen bir adada inşa edilmişti.

Geleneğe göre, MÖ 2750 yılında kurulan Sur, boğazı bir setle kapatan Makedonyalı İskender’in saldırısına yenik düştü.

Önce bir Yunan şehri, ardından da günümüzde bir burun olan bir alana bir Roma şehri kuruldu.

Evet, Sur, insanlık tarihinin birçok aşamasıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.

Bunlar arasında: kraliyet ailesi ve soylular için ayrılmış mor pigmentin üretimi, Sur kralı Hiram’ın gönderdiği malzeme ve mimarlar sayesinde Kudüs şehrinde Süleyman Tapınağının inşası ve Batı Akdeniz gibi uzak diyarlarda müreffeh ticaret merkezleri kuran cesur denizcilerin denizleri keşfetmesi ve sonunda Fenike şehrinin önemli deniz ticaretinin neredeyse tekeline almasını sağlaması yer alır.

Tyros’un ilk büyük kralı, I Hiram, MÖ 969-936 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Sur

Tarihi Süreç:

Bu alanda, Tunç çağından beri yerleşim olduğu bilinmektedir.

MÖ 8 ve 7’nci yüzyılların büyük bölümünde şehir Asur egemenliğinde kalmıştır.

Kent, MÖ 9 ve 6’ncı yüzyıllar arasında, önemli bir Fenike şehir devleti haline gelmiştir.

Kartaca ve Letis Magna gibi Akdeniz çevresinde prestijli koloniler kurmuşlardır.

Mö 586’dan 573’e kadar süren 13 yıllık kuşatmadan sonra Sur kralı, Babil kralı Nebukadnezar ile barış yaptı, sürgüne gitti ve şehrini sağlam bıraktı.

MÖ 572 yılında Pers egemenliği görülür.

Ardından MÖ 332’DE Büyük İskender şehri ele geçirir.

Daha sonra, Seleukos krallığının bir parçası oldu.

Murex

MÖ 64 yılında Roma egemenliğine girdi ve Roma döneminde tekstil ürünleri ve deniz salyangozu cinsinden elde edilen mor boyasıyla ünlüydü.

Murex denilen deniz canlısının: boyasının ağırlığından daha değerli olduğu ve mor kumaşın zenginliği ve kraliyet sembolü haline geldiği söylenirdi.

MS 2’nci yüzyılda şehirde önemli Hıristiyan topluluğu vardı ve Hıristiyan Bilgin Origen’in MS 254 yılında buraya gömüldüğü söylenir.

Şehir, MS 638-1124 yılları arasında Müslüman yönetimi altında kaldı.

Sonra haçlıların eline geçti ve 13’ncü yüzyıla kadar Kudüs krallığının başlıca şehirlerinden biriydi.

3’ncü Haçlı seferinde ölen Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich, 12’nci yüzyıldan kalma katedrale gömüldü.

Sonraki: Helenistik, Roma, Bizans ve Ortaçağ dönemlerindeki anıtsal kalıntılar, UNESCO tarafından şehrin 1984 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesini sağlamıştır.

 

EVET ŞİMDİ ŞEHİR HAKKINDA BİLGİLER:

Orijinal olarak kent, kıyının hemen açığında, Levant kıyıları boyunca uzanan kum taşından bir kayalık ve sırt şebekesinin parçası olarak, yan yana duran iki adada yer alıyordu.

Kıyıdan sadece 500-700 metre açıkta, bir adada bulunmaktadır.

Aslında şehir önce tek bir adada kurulmuştu.

Ama, Kral Hiram, tarafından şehir geliştirildi. Aradaki boşluk doldurularak kuzeye uzanan adalardan biri daha şehre eklendi. Kral Hiram’ın oluşturduğu yapay zemin, kendisini oluşturan gevşek molozlardan hala izlenebilmekdedir.

Şehrin ana karada kalan kısmına Palae-Tyrus veya Eski Tyre deniliyordu. Yani, buna bakarak, ana karadaki bölüm, adadaki şehirden daha önce vardı. Bu durum Babil kralı Nebukadnezar’ın Tyre kuşatmasıyla ilgili bölümde de anlaşılmaktadır çünkü bu kuşatmanın ayrıntıları bir ada şehri için uygun değildir.

Şehrin ismi Fenike dilinde “kaya” anlamına gelir. Çünkü yeni şehrin inşa edildiği ada, kıyı şeridinin bu kısmı boyunca uzanan bir kuşağın en büyük kayasıydı. Antik dönem yazarları, adanın yaklaşık 40 dönüm olduğunu tahmin etmiştir. Şehir, anakaraya bakan kısmında yüksekliği yaklaşık 45 metrelik bir surla çevriliydi. Bu surun temelleri, günümüzde de ayırt edilebiliyor ancak doğru şekilde izlenemiyor.

 

Adanın nüfusu:

Antik dönem yazarlarının tahminlerine göre, adanın nüfusu 22.000 ile 23.000 kişi arasındaydı. Ancak Büyük İskender’in şehri ele geçirdiğindeki ada nüfusu bunun iki katına ulaşıyordu. Yani ada nüfusu muhtemelen 30.000 olarak tahmin ediliyordu. Bu da yüksek bir nüfus yoğunluğuna karşılık geliyordu. Bu kadar yüksek nüfus yoğunluğuna göz önünde bulundurulduğunda, ada kentin çok düzenli bir plana sahip olmadığını ve boş alanların çok değerli olması yüzünden sokakların dar ara sokaklardan ibaret olduğu düşünülür.

 

Limanlar:

Fenikelilerin uluslararası ticaret ağı, antik yazarlarca (Arrian, Nabasis, Strabon) tarafından sözü edilen iki limana dayanıyordu.

Şehirde 2 büyük liman vardı. Kuzey ve güney limanları, gemilerin birbirinden diğerine geçebilmesi için bir kanal aracılığıyla birbirine bağlıydı.

 

Sidon Limanı:

Kuzeydedir ve günümüzde kısmen varlığını sürdürmektedir.

Güneybatı rüzgarlarından iki korunaklı, belki de kentin tahkimat sistemiyle çevrili doğal bir limandı.

Liman Fenike şehri Sidon’a açılıyordu ve bu nedenle 19 ve 20’nci yüzyıl araştırmacıları tarafından Sidon Limanı olarak anılmıştır.

Ana Pazar alanı, kuzeydoğuda Sidon limanını yakındır, kraliyet sarayı ise güneyde olabilir.

Günümüzde hala kullanılmaktadır.

 

Mısır Limanı:

Güneydedir ve çok yakın zaman önce keşfedilmiştir.

Bu liman da Mısır’a doğru açılıyordu ve bu yüzden Mısır limanı olarak anılıyordu. Helenistik dönem ve Roma dönemlerindeki doldurmalarla, eski topoğrafyanın ortadan kalkması nedeniyle, kesin olmayan bir yapay limandır.

Evet, iki liman, birbirine bir kanalla bağlıydı. Ancak, her iki limanın konumu da tartışmalara sebep olmuştur. Şehrin kuzeyinde, MÖ 4-6’ncı yüzyıllardan kalma dalgakıranın denizaltı kazısında, bu dalgakıranın arkasında MÖ 250 ile MS 500 yılları arasında liman tortuları keşfedilmiştir. Yani, bu durum, antik Sur modern limanının altında, sürekli olmasa da zaman içinde tekrar tekrar limanların varlığını göstermektedir.

Güney limanın yeri daha belirsizdir. Bazı araştırmacılar, bu limanı eski adanın güneyinde, kıyıdan uzakta bulunan geniş bir yapı olarak öne sürmüşlerdir. Ancak daha sonraki su altı dalış araştırmaları, eski adanın 150 m uzağında, deniz tabanında su altında kalmış insan yapımı yapılar tespit etmiştir ve bu yapılarda, iki girişi olan bir limanı çevreleyen eski dalgakıran görülmüştür.

 

USHU BÖLGESİ:

Anakarada’ki Ushu bölgesi, ada merkezine, su, tarım ürünleri, odun ve diğer maddeler sağlardı.

Mezarlıklar da anakarada, yerleşim bölgesinin ötesindeydi.

Bu topoğrafya, Büyük İskender’in MÖ 332’de Tyros kuşatmasıyla değişti.

 

TAHKİMATLAR:

Fenike ülkesinin ortasındaki tahkimatlar hakkındaki en iyi kanıtlar, Beyrut’tadır.

1975-90 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, ülkeyi alt üst ederken, Beyrut kent merkezi önemli hasarlar gördü.

Savaştan sonraki inşaat çalışmaları sırasında, bu bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan, kentin uzun geçmişi hakkında çok değerli bilgiler elde edildi.

Orta tunç çağından sonrası için, dik rampalı taş duvar, MÖ 8’nci yüzyıla kadar kullanım gördü.

MÖ 7’nci yüzyılda kesme kireçtaşından bir kazamat duvar inşa edildi.

Pers döneminde, dev boyutlarda ve ön cephesi molozlarla kaplı bir duvar daha yapılmıştı.

Pers ve daha sonraki Helenistik dönemlerde başvurulan duvar yapım teknikleri arasında kesme taştan, dik payandalar arasında moloz dolgu ve yine içi moloz doldurulmuş, paralel kesme taştan bloklar sayılabilir.

Arrihionos: Tyros’un kent surları bloklarının ekstra güç sağlamak için, birbirlerine çimentoyla yapıştırıldığını söyler.

 

 

Sur kralı Hiram I:

İncil’de Sur kralı olarak bilinen Hiram I (MÖ 969-936) ;  Davut ve Süleyman ile ittifak kurdu, Hiram, Kudüs’teki kraliyet sarayının yanı sıra Tapınağın inşası için mimarlar, işçiler, sedir ağacı ve altın sağladı.

Kral I Hiram’ın: kentin 3 ana tanrısı Melkart (kentin efendisi), Astarte ve Baal Şamen’in tapınaklarını tekrar inşa ettirdiği söylenir.

Gelelim Hiram ve Süleyman arasındaki ilişkiye:

Tyroslular zanaatkar Süleyman’ın Kudüs’teki ilk İbrani Tapınağını inşa etmesine, teknoloji, yapım malzemeleri, uzmanlık hizmetleri ve lüks mallar sağlayarak katkıda bulundular.

Bunun karşılığında İsrail, Tyros’a gümüş, tarım ürünleri, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan’a doğru ticaret yollarına erişim sağladı.

Hiram ile Süleyman, Kızıl Deniz’e ticari bir sefer planladılar.

Fenike gemileri, her yıl modern Elat yakınlarındaki Etsyongeber’den, Kızıldeniz kıyısındaki Ofir’e (belki günümüzde Sudan veya Somoli olabilir) giderek, altın, gümüş, fildişi ve değerli taşlar getirecekti.

 

Heredot:

Halikarnas (günümüz Bodrum) şehrinde doğan ünlü tarihçi Herodot (MÖ 484-425 civarı), Pers savaşlarının sonunda, MÖ 450 civarında Sur şehrini ziyaret etmiş ve Tarihler adlı eserinde, oradaki rahiplere göre, şehrin 2300 yıl önce, MÖ 2750 civarında kurulduğunu ve günümüzde Eski Sur olarak bilinen anakara üzerinde, surlarla çevrili bir yer olarak kurulduğunu yazmıştır.

Sur şehri

Şehrin Büyük İskender tarafından ele geçirilmesi:

MÖ 332’de Büyük İskender, şehri ele geçirmek için, ana karadan aldığı molozları kullanarak, bir geçit inşa ettirmiştir.

750 m uzunluğunda ve 60 m genişliğindeki bu geçit, 5.4 m derinliğindeki bir denizin altında bir sığlığın üzerine inşa edilmiştir.

Bu sığlık, adanın etrafındaki dalgaların kırılması için ve adanın rüzgar altı tarafından kum birikmesiyle oluşan bir kum sığlığıdır.

Geçit, kıyı şeridi boyunca kum taşınmasını kesintiye uğratarak, kumun geçit boyunca birikmesine neden olmuş ve bunun sonucunda hızla oluşan kumlu bir kıstak, adayı anakaraya bağlamıştır.

Bu kumlu kıstak, geçidin inşasından sonraki yüzyılda hızla genişledi ve Roma döneminde yüzeyinin büyük bir kısmına anıtsal yapılar inşa edildi.

Sonuçta, geçit, sonraki yüzyıllar içinde Sur adasının doğu kıyılarını tamamen yeniden şekillendirdi ve şehirde köklü dönüşümlere yol açtı.

Antik dönem yazarlarından Arrhionos’a göre “İskender’in kuşatması sırasında 8000 Tyroslu ölmüştü. Tyroslulardan ve yabancı sakinlerden oluşan geriye kalan 30.000 kişi ise köle olarak satılmıştı.”

Evet Büyük İskender 7 aylık kuşatmanın ardından, şehri ele geçirdikten sonra, şehri acımasızca yağmaladı, sakinlerin çoğu ki 10.000 kişi olduğu söylenir ya savaşta öldürüldü ya da köle olarak satıldı (30.000 kişi).

Hızlı bir şekilde sömürgeciler ve kaçan vatandaşlar tarafından şehir yeniden dolduruldu ve daha sonra bağımsızlığını yeniden kazandı.

Sur

Arkeolojik Kazılar;

Bölgedeki ilk arkeolojik araştırmalar, 1860-61 yıllarında Ernest Renan tarafından yapılmıştır.

Büyük çaplı kazılar ise, modern Lübnan arkeolojisinin babası olarak bilinen ve Lübnan’daki Eski Eserler Daire Başkanlığı yapan Emir Maurice Cnehab tarafından 1946 yılında başlamıştır.

Sur

GÜNÜMÜZDE ŞEHİRDEKİ KALINTILAR:

İç savaş döneminde (1975-1991) Sur’un kentsel gelişimi yetkililerin kontrolsüz bir şekilde ilerlemiş ve bunun sonucunda mülkün yakın çevresinde çok sayıda gökdelen inşa edilmiştir. Mülkün bütünlüğü, kentsel yayılma ve yapı spekülasyonları nedeniyle hala tehdit altındadır.

2016 yılında şehirde yaklaşık 200.000 kişi yaşıyordu ve bunların arasında çok sayıda mülteci de vardı. Çünkü şehir Lübnan’daki 12 Filistin mülteci kampından 3 tanesine ev sahipliği yapmaktadır.

Arkeolojik kazılarda Roma, Haçlı, Arap ve Bizans medeniyetlerine ait kalıntılar ortaya çıkarılmış olsa da Fenike dönemine ait kalıntıların çoğu mevcut yerleşim yerinin altında bulunmaktadır.

 

Gelelim günümüzdeki Modern Sur kasabasında mülk, iki ayrı alandan oluşmaktadır.

Biri: Burundaki kasaba,

Diğeri: Kıtada El Bass Nekropolüdür.

Kasabanın bulunduğu alan, büyük bir kısmı sular altında kalmış, önemli arkeolojik kalıntılar içermektedir.

Sur şehri Elbaas Nekropolü

EL BAAS NEKROPOLÜ:

El-Baas arkeolojik alanı, geniş bir nekropol, üç bölmeli anıtsal bir kemer ve şimdiye kadar keşfedilmiş en büyük Roma hipodromlarından birinden oluşmaktadır. Tüm yapılar MS 2 ile 6’ncı yüzyıllara tarihlenmektedir.

Sur şehri Bizans yolu

Bizans Yolu:

Anıtsal kemerin eteğine kadar 300 metreden fazla bir mesafe boyunca açığa çıkarılmıştır. İyi korunmuş, kireçtaşı levhalarla döşeli olan bu yolun her iki tarafı Nekropol ile sınırlandırılmıştır.

Sur şehri Nekropol

Nekropol:

Roma dönemine ait çok sayıda lahit ve mezardan oluşmaktadır. Bu lahit ve mezarlar, Bizans döneminde de o tarihten sonra birçok kez yeniden kullanılmıştır.

Nekropol, her biri genellikle aynı aileye ait olan çeşitli mezar komplekslerine ayrılmıştır. Her komplekste çeşitli mezar alanları, kolumbaryum olarak bilinen 16 mezar odasını barındıran küçük binalar ve ayrıca tekil mezarlar, mezar odaları ve lahitler bulunur.

Mozaik mezar, MS 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Bu yapının zemini Hıristiyan sembollerini temsil ede mozaiklerle kaplıdır.

Sur Nekropolü

3 Katlı Kolumbaryum:

Her biri dört mezar hücresine sahip üç katlı bu kolumbaryum, MS 2’nci yüzyılın ortalarına tarihlenmekte olup, MS 4’ncü yüzyıla kadar kullanılmıştır. Bizans döneminde cepheler, kırmızımsı kahverengi boya ile boyanmış kireç sıva ile kaplanmıştır. Yazıtta şehrin MÖ 126’da bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan edilmesiyle başlayan Sur takviminin 280 yılı tarihi yer almaktadır.

Aşil lahdi ön kapak

Aşil’in hayatını konu alan lahit:

MS 2’nci yüzyıla ait, El-Baas nekropolünden, Aşil’in hayatından sahneler yer alan bu lahit, bugün Beyrut Ulusal Müzesindedir. Ön kapak: Aşil, Hektor’un cesedini sürükler ve Priam, Aşil’den oğlunun cesedini kendisine vermesini ister.

Aşil lahdi yan bölüm

Lahdin ön kapağında: Ulyses’in Skyros’ta bulduğu Aşil, Truva savaşında diğer Yunan liderlerine katılmak için zırhını giymiştir.

Sur Hadrian Kemeri

Hadrian Kemeri:

Bizans yolu, MS 2’nci yüzyılda Hadrianus döneminde inşa edilen Anıtsal Kemerin eteğine kadar uzanır. Kapının arkasından geçen yol ise Roma döneminden kalmadır.

Anıtsal kemer, MS 2’nci yüzyılda, büyük olasılıkla MS 130 veya 131’de şehri ziyaret eden Hadrianus zamanında inşa edilmiştir. Kemerin yüksekliği 21 metre olup, her iki tarafında iki yan kapı bulunmaktadır.

Anıtsal kemer kumtaşından inşa edilmiştir ve kısmen beyaz sıvayla kaplanmıştır. Kemerin iki yanındaki iki sütun, lotus yapraklarıyla süslenmiş Korint başlıklarına sahiptir.

 

Zafer Takı:

Tek bir açıklığa sahip ve 2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen, oldukça sade bir mimariye sahip devasa Zafer Takı, kısmen restore edilmiştir. Bu anıt, bugüne kadar kurtarılan en görünür anıttır.

Sur şehri Sütunlu yol

Roma Yolu:

Şimdiye kadar ortaya çıkarılan ana kentsel unsur, iki limanı birbirine bağlamak için başlangıçta adanın uzunluğu boyunca uzanan, sütunlu bir caddedir. Kısmen kazılmıştır.

Anıtsal Kemerin batısından Roma yolu geçmektedir. Bizans yolunun üst katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkarılmıştır.

Sur şehri Mozaikli yol

Üzerinde hala savaş arabası tekerleklerinin izlerinin görülebildiği büyük kireçtaşı bloklarla döşenmiştir.

Sütunlu yol sütun başlıkları

Her iki tarafında Dor üslumunda bir sütun dizisi bulunur. Çift sütunlar, en azından kısmen geometrik desenlerden oluşan mozaiklerle döşenmiş, yaklaşık 10.5 mtere genişliğinde bir caddeyi çevreliyordu. Daha sonraki bir tarihte, kabaca kesilmiş taş bloklarla onarılmıştır.

Dışbükey bir şekle sahip olan yolun her iki yanında yağmur suyu toplamak için iki küçük kanal bulunmaktadır.

Sur şehri Bizans yaya yolu

Bizans dönemi yaya yolu:

Bizans dönemi döşemeli yaya yolu, Roma yolunun güney tarafındadır. Bu yaya yolu güney kısmındaki çeşitli dükkanlara erişim sağlıyordu. Bu dükkanların kalıntıları su kemerinin altında bulunmuştur.

Hipodrom seyircilerin oturma koltukları

Hipodrom:

Sur hipodromu, dünyanın en iyi korunmuş hipodromlarından birisidir.

MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Hipodrom seyircilerin oturma koltukları

U şeklinde inşa edilmiş, 480 metreye 160 metre boyutlarında olan hipodrom, yaklaşık 20.000 seyirci kapasitesine sahipti ve antik dünyanın en büyük ikinci hipodromu olarak kabul edilir.

Hipodrom palaestra dikili sütun

Hipodromun spina kaidesi ortasında kırmızı granit dikilitaş bulunmaktadır.

Her dört yılda bir Sur Hipodromunda çeşitli Yunan oyunları ve araba yarışları düzenlenirdi.

Sur şehri Almina Bölgesi

AL MİNA SİTESİ:

Aslen Fenike adası şehri olan bu alanda, sivil binaların, sütunlu yapıların, hamamların, mozaiklerin, sokakların ve dikdörtgen bir arenanın kalıntıları bulunmaktadır.

 

Mozaikli Yol:

Mozaikli yol ( ya da Grande Allee) olarak adlandırılan yol 170 metreden uzun olup, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllara tarihlenen yeşil damarlı mermer ve mozaiklerle döşenmiştir.

 

Arena:

Basamaklı oturma sıralarına sahip dikdörtgen arena, 2.000 seyirci kapasitesine sahipti. Büyük olasılıkla başka bir kamu binasının tapınağına bağlı bir buluşma ve toplanma yeriydi.

Sur şehri Palaestra

Palaestra:

Granit sütunlu bir yapının içinde yer alan 30 metre genişliğindeki kare bir alandan oluşmaktadır.

Sur şehri Roma hamamları

Roma Hamamları:

Roma Hamamları, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir.

Roma hamamları simetrik iki bölüme ayrılmıştı. Alt kısım, tüm yapıya önemli bir sağlamlık kazandıran kemerli tonozlardan oluşuyordu. Üst kısım ise, mermer döşemeyle kaplı büyük hipokost tuğlalardan oluşuyordu. Üst üste bindirilmiş bu pişmiş kil diskler arasında dolaşan sıcak hava, ısıyı hamamın farklı bölümlerine dağıtıyordu.

Sur şehri mozaikli kilise

BİZANS BAZİLİKASI ALANI-VENEDİK KATEDRALİ:

Bu yapı 13’ncü yüzyılda Kudüs Krallarının taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan 12’nci yüzyıldan kalma bir katedralin kalıntılarından oluşmaktadır.

Şehir, MS 2’nci yüzyıl gibi erken bir tarihte, bir piskoposluk makamıydı. Origenes, MS 3’ncü yüzyılın ortalarında burada ölmüştür.

Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın cesedinin burada gömülü olduğu söylenir, ancak kazılar sırasında cesede ulaşılamamıştır.

Sur şehri Kral Hiram Mezarı

KRAL HİRAM’IN MEZARI:

Sur’un yaklaşık 9.6 km güneydoğusunda Hiram’ın mezarı bulunur. Eğer bu mezar ona ait olsaydı, MÖ 10’ncu yüzyıldan kalma olurdu.

 

 

 

Lübnan Beyrut Anjar

Lübnan Beyrut Anjar

Şehir, Lübnan ülkesinde Bekaa vadisinde bulunmakta, Beyrut şehrine 58 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 950 metre yüksekliktedir. Litani nehri ise, şehrin yakınından geçmektedir.

Toplam olarak 8 kilometre karelik bir alana yayılan şehirde, tamamen Ermeniler yaşamaktadırlar. Özellikle, yaz aylarında dünyanın çeşitli yerlerindeki Ermenilerin ziyareti nedeniyle, şehrin nüfusu hızla artmaktadır.

Anjar şehrinin isminin kelime anlamı “çalışan nehir” demektir.

Lübnan Beyrut Anjar
Lübnan Beyrut Anjar

 

Şehir: MS.8’nci yüzyılın başında, Emevi halifesi Velid ben (705-715) tarafından kurulmuştur. Şehir kurulduğunda, Emevi medeniyetinin en gelişmiş dönemine tanıklık etmiştir. Aynı zamanda: iki önemli ticaret yolunun kavşak noktasında bulunması nedeniyle de, bir ticaret merkezi haline gelmiştir.

Daha sonraki süreçte terk edilen şehir, 1939 yılında bölgeye gelen Ermenilerin yerleşmesi sonucu yeniden kurulmuştur. Aynı yıl: 5000 Ermeni, Türk ve Fransız donanmasının yardımı ile, Anjar şehrine taşınmıştır. Sonraki süreçte, buradaki mülteciler için, Fransızlar tarafından evler inşa edilmiştir.

1940’lara gelindiğinde ise, şehir, arkeologlar tarafından keşfedilmiştir. 385 x 350 metre boyutlarındaki dikdörtgen alanda yapılan kazılarda: surlarla çevrili kuleler ve ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı ve kuzey-güney istikametindeki yollar, şehri dörde böler.

Kamu ve özel binalar: gayet güzel bir planlama ile yerleştirilmiştir. Küçük saraylar (harem) ve hamam, güneydoğudaki cami, büyük saray ve kuzey-doğu istikametindeki atık suların tahliyesini sağlayan kanalizasyon sistemi ortaya çıkarılmıştır.

744 yılına gelindiğinde: Halife Valid oğlu İbrahim yenildi ve kısmen tahrip edilen şehir, terk edildi. Bu nedenle, Anjar şehri, 8’nci yüzyıl şehir planı için muhteşem bir örnektir.

Günümüzde buranın en büyük turistik değeri: Emevi saray kalıntıları ve Emevi halifesi Velid bin Abdel Malek tarafından, MS.8’nci yüzyılda yapılan kale kalıntılarıdır. Yani: burası, bugün: ziyaretçilere; bir Emevi şehir planlamasının en güzel örneğini sunmaktadır.

Şehrin batısında: doğudan-kuzeye doğru 370 metre ve 310 metre uzanan duvarlar var. Bu duvarlar: 2 metre kalınlığında ve yapısal olarak gayet sağlam, çamur ve harç ile yapılmış, büyük taşlarla desteklenmiştir. Bu duvarlar boyunca Emevi yazıtları görülebilir. Ayrıca 40 kule ve her cephenin merkezinde bir kapı bulunur. Ayrıca, 20 metre genişliğinde caddeler görülür. Çarşı bölümünde ise 4.5 metrelik sütunların bulunduğu ana caddeler üzerinde 600 dükkan bulunur.
Bunun dışında: 2 saray ve cami ve hamam bulunuyor.

Lübnan Beyrut Anjar
Lübnan Beyrut Anjar

Ana saray

Cardo Maximus denilen ana saray, şehrin doğu kenarında ve dükkanlar sırasının arkasındadır. Sarayın ana girişleri: batı ve doğu cephelerindedir. Saray odaları, 40 metre karelik bir avlu çevresinde sıralanır. En belirgin özellik: üst cephedir.

Cami

Cami, sarayın kuzeyindedir. İki bina arasında, yalnızca 3 metre genişliğinde bir sokak bulunur. Halifenin camiye girişi buradan yapılır. Diğer iki giriş ise, halk için kullanılır. Yapının temel boyutları ise: 47 x 30 metredir.

Lübnan Beyrut Anjar

Küçük Saray

Decumanus Maximus karşısında, Velid camisinin kuzeyinde, halifenin eşleri için yaptırdığı küçük saray bulunur. Buraya, bir sokaktan ulaşılır. Bu saray: bir kare avlu çevresinde sıralanan 5 odadan oluşmaktadır. Bu küçük saray: çeşitli kuşlar, kabuklu deniz canlıları, yaprak gravürleri ile süslenmiştir.

Lübnan Beyrut Anjar

Hamam

Hamam, sitenin kuzeydoğu bölümündedir. Geleneksel Roma dönemi mimari etkilerine göre yapılmıştır. Hamam: 3 kemerli, her biri ayrı soğukluk odaları, sıcaklık odaları ve sıcak su banyolarından oluşan ve ayrıca eğlence iki salon bulunan bir yapıdır.

Son bir not: Anjar bölgesine yolunuz düşerse: özellikle “alabalık” yemenizi öneririm. Günümüzde, burada: elma da çok ünlüdür.

Şehirde, 500 civarında elma bahçesi ve birçok üzüm bağı bulunmaktadır. Ayrıca, şehirde, hükümet tarafından desteklenen büyük bir alabalık üretim çiftliği bulunmaktadır.

Evet, yazıyı bitirmeden önce şunu da belirtmekte yarar var. Yukarıda söz ettiğim gibi, burası daha sonra ülkemiz topraklarından göç eden Ermenilerin yerleştiği bir yer olarak biliniyor.

Dolayısı ile, burayı ziyaret ederseniz, dikkatli bulunmanızda yarar var. Çünkü: özellikle genç Ermenilerin Türklere bakışı, pek iyimser değil.