Konya

Konya


Konya: İnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük’ü bağrında barındıran Konya, tarihi akışı içinde, birçok medeniyetin izlerini taşımaktadır.

Konya

ULAŞIM

Ankara-Konya arası uzaklık: 258 km. İstanbul-Konya arası uzaklık: 668 km. İzmir-Konya arası uzaklık: 550 km. Antalya-Konya arası uzaklık: 323 km. Adana-Konya arası uzaklık: 356 km. Mersin-Konya arası uzaklık: 348 km. dir.

23 Ağustos 2011 tarihinde, Konya-Ankara arasında, hızlı tren seferleri başladı. Bu yüzden, sanırım Konya ilinin turizm potansiyeli zamanla artacak. Özellikle: Ankara insanının, Konya’yı tanıması, sık sık Konya şehrine gitmesi sağlanacak.  Bence, gerek ulaşım ve gerekse turizm açısından, büyük bir hamle. Mutlaka 1 gün zaman ayırın ve Konya’ya gidin, Konya gerçekten turizm açısından, yani gezilip-görülmesi gereken yerler açısından çok zengin.

Şehir merkezinden 15 km. uzaklıktaki otogardan şehir merkezine: dolmuş, otobüs, tramvay ve taksi ile ulaşmak mümkündür. Ama özellikle, tramvay kullanmanızı öneriyorum.

Konya’ya hava yolu ile de ulaşmak mümkün. Her gün karşılıklı olarak: İstanbul-Konya-İstanbul seferleri yapılmaktadır. Şehir merkezinden hava alanına, THY servisleri ve taksi ile ulaşabilirsiniz.

GENEL

İlin topraklarının büyük bölümü, İç Anadolu’nun yüksek düzlükleri üzerine rastlar. Güney ve güneybatı bölümleri, Akdeniz bölgesine dahildir. Nüfus yoğunluğu bakımından: Türkiye’nin beşinci büyük ilidir. Yüzölçümü bakımından değerlendirildiğinde ise: Türkiye’nin en büyük yüzölçümüne sahip olan ilidir. İl sınırları içinde: Türkiye’nin en büyük: aliminyum (boksit) ve magnezit yatakları bulunmaktadır. Rakım ortalama: 1011 metredir.

Konya, tarihi İpek Yolu’nun en önemli ticaret ve konaklama merkezlerinden biri olmuştur.

Konya Selçuk Üniversitesi

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

Selçuk Üniversitesinin tarihini yazarken 12 Şubat 1907 tarihine kadar geriye gitmek mümkündür. Bu tarihte açılan Konya Hukuk Mektebi, Konya’da Üniversite tarihi için ilk önemli adım sayılabilir. Dönemin Anadolu’sundaki tek hukuk mektebi olan bu okul, 15 Mart 1919 tarihinde kapanmıştır. 

Selçuk Üniversitesi, 1962’de açılan Selçuk Eğitim Enstitüsü ve Yüksek İslam Enstitüsü ile üniversite olma yolunda ilk adımı atmış, 1975 yılında yürürlüğe giden 1873 sayılı kanun ile resmen kurulmuştur. 

İlk olarak Fen ve Edebiyat Fakülteleri olmak üzere 2 fakülte, 7 bölüm, 327 öğrenci ve 2 öğretim üyesi ile eğitim-öğretim hayatına başlayan üniversite, bugün dev bir eğitim kurumuna dönüşmüştür. 

Bugün üniversite bünyesinde 23 fakülte, 7 Enstitü, 5 yüksekokul, 1 devlet konservatuvarı, 23 meslek yüksek okulu ve 53 araştırma merkezi bulunmaktadır. Öğrenci sayısı 70 binin, personel sayısı ise 7 binin üzerindedir. 

Keykubat Kampüsü:

Konya şehir merkezindedir. 14.5 milyon metrekare büyüklüğündedir. Bu haliyle Türkiye’nin en büyük kampüslerinden biri olma özelliği taşımaktadır. Kütüphane 1977 yılında kurulmuş olup akademisyen Hamdi Ragıp Atademir’in 26 bin ciltlik kişisel kitap koleksiyonunu Selçuk Üniversitesine bağışlamasıyla oluşturulmuştur. 

Öğrenci Yaşam:

Her yıl Mayıs ayında, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını da içine alacak şekilde 6 gün süren Selçuk Üniversitesi Bahar Şenliği düzenlenmektedir. 

 

KONAKLAMA

Konya’da, iki adet beş yıldızlı otel, beş adet dört yıldızlı otel, altı adet üç yıldızlı otel ve ayrıca, çeşitli otel ve moteller, pansiyonlar bulunmaktadır.

 

TURİZM

Konya’ya: 2015 yılında, 1.500.000 ve 2016 yılında, 1.400.000 civarında turist gelmiştir. Gelen turistlerin büyük bölümü yerli turist olup, yabancı turistlerin oranı: yüzde 25 civarındadır. Özellikle: Japonlar, Koreliler ve Almanlar geliyorlar.

Konya

TARİHİ

Konya tarihi süreç içinde: Hitit, Frig, Lidyalılar ve daha sonra İskender’in istilasına uğramıştır. Daha sonraları ise, Anadolu’da Roma hakimiyeti sağlanınca, Konya İkonium olarak varlığını sürdürmüştür. Antalya’dan Anadolu’ya çıkan Hıristiyan azizlerden St. Paul ; önce Antiochia (Yalvaç) ve daha sonra İkonium (Konya)a gelmiş. Çünkü, bu dönemde: bölgede: Lystra-Derbe (Hatunsaray), Laodika (Ladik) ve Sille, önemli Bizans yerleşim yerleridir.

İslamiyet’in Anadolu’da yayılması ile Bizans’a Arap akınları başlar. Emeviler ve Abbasiler, bu akınları, Konya üzerinden yaparlar.

Roma döneminde: kent, Romalı Valiler tarafından yönetilir. Yerli halk, Roma egemenliği altında, yüzyıllar boyunca yaşar. Siyasal hakimiyet kurulduktan sonra, kent biraz büyür ve ek işlev kazanmaya başlar. Roma imparatorluğunun parçalanması ve Doğu Romanın Bizans ismiyle siyasal alanda boy göstermeye başlamasıyla, Konya garnizon olarak yıllarca idare edilir.

MS. 1077 yılında, Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından, Bizans’ın elinden alınır. Daha sonra, 1097 yılında, I. Haçlı seferi sırasında İznik kaybedilince, başkent, Konya’ya taşınır. Böylece: İslam-Türk Medeniyeti Tarihi başlamış olur. Bunun sonucunda, şehirde, büyük bayındırlık etkinlikleri başlar, medreseler, camiler, kütüphaneler yapılır.

1190 yılında, 3.Haçlı seferinde, Alman imparatoru Friedrik Barbarossa, Konya’yı kuşatırsa da şehri ele geçiremez. Konya, Selçuklular tarafından ele geçirildiğinde, şehir, Alaaddin Tepesi ve civarındaki dar bir alanda bulunuyordu. Pazar yerleri, hanlar, ham madde satan dükkanlar ile bunları işleten sanatkarlar, işlevlerini bu dar alanda yürütüyorlardı. Şehir kısa zamanda gelişince, oturum alanları batıya doğru uzar ve şehrin savunması zorlaşır.

Takip eden tarihi süreçte: Konya, bir süre Karamanoğlu egemenliği altında kalır. Ancak: burayı ele geçirmek için mücadele eden; Karamanoğlu-Osmanlı çekişmeleri, burada, yüzyıllarca sürecek olan karanlık günlerin başlangıcı olur.

1387 yılında, Osmanlı Padişahı I. Murad, şehrin önlerine gelir. 1398 yılında oğlu Yıldırım Beyazıt, şehre girip, Karaman Devletine son verir. Ancak, 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra, Karamanoğlulları Beyliği, yeniden kurulur. Konya, Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğulları Beyliğini ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmanlı-Karaman mücadeleleri devam eder.

Fatih, 1470 tarihinde, imparatorluğun 4’ncü eyaleti olarak, Karaman Eyaletini, merkezi Konya şehri olmak üzere kurar. Eyalete, ilk zamanlarda, Osmanlı şehzadeleri, vali olarak atanır. 17’nci yüzyılda, eyalet, 11 sancaklı ve 80 metre kare büyüklüğe ulaşır. Tanziman döneminde, eyalet için Karaman adı yerine “Konya” kullanılmaya başlar.

Anadolu-Bağdat demir yolu: 1895-1896 yıllarında Konya’ya ulaşır ve 1901 yılında, Avlonya’lı Ferit Paşanın Konya’ya vali olarak tayin edilmesiyle hız kazanır. Şehrin fiziki dokusu değişir. 1912 yılında, başlamak üzere, mimari tarzında çatılı ve kagir binalar inşa edilir. Ulaşıma atlı tramvay dahil edilir ve 1924 yılında, ilk elektrik fabrikası açılır.

1950 yılından itibaren şehirde yenilik hareketleri başlar. Şehrin sanayileşmesi ile bugünkü modern Konya’nın hazırlanmasına yardımcı olmuştur.

Bugün, Türkiye’nin sayılı büyük şehirlerinden olan Konya, milyonluk nüfusu, fabrikaları, köprüleri, yolları ile modern bir şehirdir.

 

KONYA HAKKINDA EFSANE: ŞEHRİN İSMİ

Bir zamanlar, bu şehre “Medüz” denilen bir canavar musallat olur. Tanrı Zeus’un oğlu Perse; Medüz’un başını keserek, şehri kurtarır. Şehir halkı da: Perse’nin bir heykelini, şehrin meydanına dikerler. Bundan sonra: şehrin ismi, “heykel şehri” demek olan “İkonium” olur. Konya ilinin Latincede adı: Iconium’dur.

NE YENİR

Konya’nın dışarı yemekleri olarak üç yiyecek dikkati çeker. Bunlar: Fırın kebabı, etli ekmek, peynirli pide. Bu üç yiyecek, Konyalıların olduğu kadar, yabancıların da ilgisini çeken yiyeceklerdir.

Fırın kebabı: kilo ile satılıyor. Arzunuza göre: 100 gr. İsteyerek, tadına bakabilirsiniz, yanında kuru soğan ile servis ediliyor. Etli ekmek ise: üç türü var. Bunlar: içindeki malzemeye göre değişen: Bıçakarası, Mevlana, peynirli.

Bunun dışında yöreye has yemekler şunlardır: Bamya çorbası, Çebiç (kuzu etinden yapılır), su böreği, Sac arası (bir tür tatlı)

Hiçbir yiyecek, Konya’da etli ekmekle rekabet edemez. Her ne kadar ülkemizin çoğu yerinde, etli ekmek yapan bir kısım restoran açılsa da, Konya’da yapılanı inanın bir başka.

Eğer kırmızı ete karşı sıkıntınız yoksa, Fırın Kebabı deneyin, aksi halde, etli ekmek. Ama; etli ekmek demelisiniz, etli pide derseniz, size ters ters bakarlar.

Konya

KONYA ŞEHİR İÇİ GEZİ PLANI

1.GÜN

Şehir gezimize: bulunduğunuz yerden, herhangi bir araç ile ulaşacağınız: Zafer Meydanından başlamalısınız. Zafer Meydanı: Konya’daki Selçuklu dönemi izlerinin en yoğun görülebileceği bir yer. Meydan: tamamen 12’nci yüzyıl eserleriyle dolu.

Bunlar

1. Alaaddin Camii.
2. Karatay Medresesi.
3. İnce Minare,
4. Selçuklu Köşk kalıntısı.

Meydanın tam ortasında: Alaaddin Camii var. Alaaddin Tepesinden şehre bakan caminin hemen alt tarafında, Selçuklu köşkü bulunuyor.

Konya Alaeddin Tepesi

ALAEDDİN TEPESİ

Konya ovasının batı kenarındaki dağların son yamaçlarına yakın bir mevkide yer alan, 450 x 350 m boyunda, 20 m yüksekliğinde oval planlı bir höyüktür. Şehrin tarihi boyunca gelişimi bu  tepenin çevresinde şekillenmiştir. 

Bizanslılar zamanında iç kale bu tepede idi ve surları tepenin eteklerini kuşatıyordu. 

Gelelim Selçuklu dönemine:

Konya, Selçukluların başkenti olunca, Sultan Alaeddin bir cami yaptırmak ister. Bunun için; şehir meclisi, şehrin ortasında bir tepe oluşturulmasını ve bu tepenin üzerine, cami yapılmasını kararlaştırır. Bu tepenin oluşturulması için: bir toprak vergisi konur.

Şehirde oturan herkes, hissesine düşen toprağı: çuval ve torbalarla getirir ve Alaeddin Tepesi ortaya çıkar. Caminin inşaatına başlanır. Bir gün, Sultan Alaeddin, tepeye çıkar ve şehre bakar. Şehir halkının evlerinin damlarında, yarı çıplak yattıklarını görür. Bunun üzerine: tepeye yalnız caminin yapılmasını, Sarayının ise, tepenin eteklerine yapılmasını ister.

Şehrin en merkezi yeridir. Dümdüz ovanın içinde, yapay bir tepedir. Eski kalenin ve Sarayın bulunduğu yer, kaleden kalma birkaç taş hala ayaktadır. İçerisinde, harika çay bahçeleri vardır.

Konya Alaeddin Camii

ALAEDDİN CAMİİ

Alaeddin Tepesinde ve şehrin iç kalesini oluşturan höyüğün kuzey-doğu yamacında yer alan eser, avlusundaki iki türbeyle beraber bir külliyeden ibarettir. Konya’daki Selçuklu yapılarının en büyük ve anıtsal örneğini teşkil eden yapı, aynı zamanda Selçuklu başkentinin de en eski camii olup vakfıye ve vesikalarla “Cami-i Atik”, “Cami-i Sultan” gibi isimlerle de anılmaktadır. 

Yapımı iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşama: I Mesud döneminde başlayıp onun ölümünden sonra yerine geçen II Kılıçarslan’ın caminin avlusuna bir kümbet inşa etmesiyle son bulmuştur. Yaklaşık 26 yıl sonra I İzzeddin Keykavus yapıyı genişletmeye başlamış, ölümü üzerine yarım kalan inşaat I Alaeddin Keykubad’ın saltanatının ilk yıllarında tamamlanmıştır. Caminin esas cümle kapısı üstündeki 3 satırlık Arapça kitabede de eserin Sultan Alaeddin Keykubad zamanında 617 (1220) yılında Atabeg Ayaz’ın nezaretinde tamamlandığı bildirilmektedir. 

Mimarı:

Caminin mimarı Suriye’den Anadolu’ya gelen ve bazı Selçuklu devlet adamlarının yaptırdığı mimari eserlerde de çalışmış bir mimar olan Muhammed Havlan ed-Dımaşki’dir. Mimarın adına biri Alaeddin Camii, diğeri Konya-Aksaray yolu üzerindeki Sultan Han kitabelerinde olmak üzere iki kitabede rastlanmaktadır. 

Konya Alaeddin Camii
Mimari özellikleri:

Alaeddin Camii, günümüzde düzgün olmayan avlulu, doğu-batı doğrultusunda uzanan bir dikdörtgen plana sahiptir. Yapıya daha sonra eklenen bölümler, tepenin topoğrafik özelliklerinden ötürü asimetrik plana dönüşmüştür. Yapıya giriş dört yönden  sağlanır, kapılardan biri harimin doğu cephesinde, diğer üç kapı kuzey avlu duvarındadır. 

İki farklı dönemde inşa edilen yapıda 3 farklı iç mekan düzenlemesi görülür. I Mesud döneminde başlayıp II Kılıçarslan’ın saltanat döneminde tamamlanan mekan kubbe ile örtülüdür. Batıda ve doğudaki bölümlerin yapısını ise I İzzeddin Keykavus döneminde başlanmıştır. I Alaeddin Keykubad döneminde tamamlanmıştır. Bu bölümlerdeki düz toprak dam örtüyü taşıyan tuğla kemerler, farklı dönemlere ait çeşitli sütun ve sütun başlıkları ile taşınmaktadır. 

Konya Alaeddin Camii
Minber:

Caminin içinde çok değerli ahşap bir minber vardır. Bu minber abanoz ağacından Ahlatlı Usta Hacı Mengüberti tarafından yapılmıştır. Minberin küfi yazılı kitabelerinde Sultan I Mesud ile oğlu II Kılıçarslan’ın adları ile sanatkar ustanın ismi yer almakta, ayrıca burada 550 (1155) tarihi de tespit edilmektedir. 

 

Mihrap ve süslemeler:

Mihrap payandalarla desteklenmiş olup dışa taşkın olarak inşa edilmiştir. Yapının portalı renkli taşlar ve mermer kullanımıyla zenginleştirilmiş, geometrik geçmelerle hareketlendirilmiştir. Mimari süslemeler bakımından yapının en önemli yeri kubbeli mekandır. Kıble duvarındaki mihrabın orta bölümünde, Osmanlı çağının sonlarına doğru ve Sultan II Abdülhamid zamanında Konya valisi Sururi Paşa tarafından 1889 yılında mermer bir mihrap kütlesi ilave edilmiş, mihrabı çevreleyen bordür ve silmelerdeki dökülmüş çini mozaik kaplamanın yerine de alçı üzerine kalem işi boyalamalar yapılmıştır. 

 

Avlu ve Türbeler:

Avlu, caminin kuzeyinde olup kesme taştan yapılmış duvarla çevrilmiştir. Avlu içerisinde II Kılıçarslan ile I İzzeddin Keykavus’un inşa ettirdiği iki kümbet bulunmaktadır. Kümbetler, harimin genişletilmesi sırasında kısmen cami içerisinde kalmıştır. Doğudaki ongen kümbet, II Kılıçaslan’a aittir. 

II Kılıçarslan’ın caminin avlusuna inşa ettirdiği kümbet, Selçuklu hanedanının büyük kısmının mezarı olmuştur. İçinde günümüzde sekiz sanduka vardır. Sandukalardan birinin II Kılıçarslan’a ait olduğu bilinir. 

Osmanlı dönemi ve restorasyon:

Alaeddin Camii, II Abdülhamid tarafından yaptırılan tamir ve bazı değişikliklerden sonra, savaş yıllarında askeri işlere tahsis edilerek kapatılmıştır. En son 1980 yılında başlayan uzun ve köklü bir restorasyon çalışmasıyla ibadete kapanan cami, 1996 yılında tamamlanarak hizmete açılmış olup halen ibadete açıktır. 

 

Konya Selçuklu Köşkü

SELÇUKLU KÖŞKÜ-II KILIÇARSLAN KÖŞKÜ:

Selçuklu köşkü, Alaeddin Tepesi diye de bilinen höyük alanını çevreleyen Selçuklu surlarının bir kulesi üzerine yerleştirilmiştir. Bu köşk aynı zamanda sarayın da cihannüması (seyir yeri) şeklindedir. Malzeme olarak kesme taş ve tuğladan yapılmış olan köşkün çevresi balkon ile çevrilidir. 

İç kalenin kuzey eteğinde bulunan Sultan Kılıçarslan Köşkü, muhtemelen II Kılıçarslan’a aittir. Köşk, Alaeddin Keykubat I zamanında genişletilerek tamir edilmiş, kare bir plan üzerine harç ve tuğlalarla 2 kat olarak yapılmış, altı kat kerpiç ve molozlarla takviye edilmiştir. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre: bir deprem görmüş, aldığı hasar sonucu da Alaeddin Keykubat döneminde hem onarılmış hem de genişletilmiştir. Bu nedenle Alaeddin Köşkü olarak da adlandırılmaktadır. 

Mimari Özellikleri:

İki katlı olanak inşa edilen yapının alt katında hizmet odaları ve depo bölümleri bulunurken, üst kat daha çok dinlenme ve sosyal amaçlar için kullanılmıştır. Köşkün planı oldukça düzenli ve simetrik bir yapıya sahiptir. Odalar arasında geniş bir salon bulunur. Bu salon Sultan ve misafirler için bir araya gelme yeri olarak tasarlanmıştır. 

Sultan II Kılıçarslan tarafından, İç kale kısmındaki sur kuleleri içinden bir tanesi genişletilip yaklaşık 10 m uzunluğunda bir köşk yaptırılmıştır. Ancak bu köşke ait doğu duvarının bir kısmı dışında günümüze gelebilen başka bir kısmı olmamıştır. 

 

Eşsiz Çini süslemeleri:

Anadolu’da 12 yüzyıl ortaları gibi erken tarihlerden itibaren izlenebilen çinilerin en önemlileri saray kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Bu kapsamda en erken örnekler, Konya II Kılıçraslan köşkü kalıntılarında ele geçmiştir. Burada bulunan “minai tekniğindeki” çini kaplamalar, İslam sanatında nadir görülür. 

Sır üzerinde kullanılan mine boyalar dolayısıyla “Ninai” olarak adlandırılan bu teknik, çok renkliliğinden dolayı “heft renk (yedi renk)” tekniği olarak bilinir. Sekiz köşeli yıldız, altı köşeli yıldız, haçvari ve kare formlu levha çiniler üzerindeki bitkisel süslemeler ve sarayla ilgili sahneler tasvir edilmiştir. Tahtında oturan hükümdarlar, atlı avcılar, kadın figürleri ve fantastik yaratıklar gibi devrin zengin ve renkli dünyası yansıtılmıştır. 

Geometrik çerçeveler ise süslenmiş süvari figürü ile büyük kare çiniler minai tekniğinde yapılmıştır. Bazılarında insan tasvirleri olup oturup çalgı çalan insanlar ile kanatlı aslan figürleri de gene çinilerde kullanılmıştır. 

 

Günümüzdeki Durumu:

Köşk bugün harap olmuş bir duvar parçasından ibarettir. Son olarak 1961 yılında bu tek duvarın beton bir şemsiye ile muhafazası yoluna gidilmiştir. Yapıda bulunan çinilerin günümüze kadar gelebilen bazı kısımları koruma altına alınarak Konya Müzesine taşınmış ve o alanlarda sergilenmektedir. 

Konya Karatay Medresesi

KARATAY MEDRESESİ/MÜZESİ

Alaeddin Tepesi eteğinde Kemaliye Medresesi karşısında yer alan yapı, merkezi avlusunu örten kubbesi ve çini dekorasyonundaki zenginlik ve incelik bakımından diğer medreselerden ayrılır. 

Merkezi kubbeli medreselerden biri olan Karatay Medresesi, mimarisi ve iç yüzeylerindeki çini kaplamaları ile Anadolu Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak Konya’da yaklaşık 40 yıl devlet hizmetinde bulunan Celaleddin Karatay bin Abdullah tarafından inşa ettirilmiştir. 

Medreseyi inşa ettiren Celaleddin Karatay’ın Selçuklu hükümdarları tarafından azat edilerek Konya’ya yerleşen ailenin çocuğu olduğu iddia edilmiştir. Vakfıyede isminin yanında geçen “eş-şehri” ifadesinden Konyalı olduğu anlaşılmaktadır. 1254 yılında Kayseri’de hastalanarak öldükten sonra Konya’ya getirilmiş ve medrese içinde kendisi için hazırlanan türbeye defnedilmiştir. 

Medresenin Selçuklu devrinde Konya’nın kültür hayatında önemli bir yer tuttuğu, Mevlana Celaleddin-i Rumi çağı derviş ve fakihlerinin bir buluşma ve toplantı yeri olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır.

İnşa Tarihi:

Çini Eserler Müzesi olarak kullanılan Karatay Medresesi, Selçuklu Sultanı II İzzeddin Keykavus zamanında Emir Celaleddin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır. Mimarının Muhammed bin Havlan olduğu tahmin edilmektedir. 

Konya Karatay Medresesi
Mimari Yapısı:

Medrese, Selçuklular devrinde hadis ve tefsir ilimleri okutmak üzere “Kapalı avlulu medrese” gurubunda beden duvarları taştan, kubbe ve tonozlar tuğladan inşa edilmiştir. Sille taşından inşa edilmiştir. Tek katlıdır. 

Kapalı avlulu ve tek eyvanlı medreseler gurubundandır. Medresenin doğu cephesinin güney ucunda bulunan taç kapı, beyaz ve gri mermerlerle kaplanmıştır. Gerek mimari kuruluşu, gerekse malzeme ve kompozisyonu ile Türkiye Selçuklu portal geleneğinden ayrılarak farklı bir karakter ortaya koymaktadır. 

Medresenin sanat literatüründe en iyi tanınan eserlerin başında yer almasının başlıca sebeplerinden birisi de bu taç kapının estetiği, süslemedeki sadelik ve olgunluğu, taşçılık sanatının bütün güzellik ve inceliğini ihtiva etmesidir. 19 yüzyıldan beri seyyah ve araştırmacıların eserlerini süslemiş, bazen gravür, bazen suluboya, çoğunlukla da fotoğraflarla tanıtılmıştır. 

Konya Karatay Medresesi
Eşsiz Kubbe ve Çini süslemeler:

Medrese avlusunun üzeri, merkezinde aydınlık feneri bulunan ve mozaik çinilerle kaplı kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üzerindeki panolarda ayetler yazılıdır.

En alttan başlayarak tepe açıklığına kadar büyük bir düzen içinde istiflenen 24 kollu yıldızlar farklı düğümlerle birbirine bağlanarak sistemi tamamlamaktadır. Karatay Medresesinin kubbesi grafik düzeni ve renk seçimi bakımından son derece anlamlıdır. Parıldayan yıldızlarla gökyüzü izlenimi, bir yandan kozmogonik bir anlamı vurgularken öte yandan mozaik çini tekniğinin ulaşabileceği sınırları göstermektedir. Çinilerde kullanılan renkler turkuaz (firuze), lacivert ile siyahtır. 

 

Türbe:

Eyvanın güneyindeki kubbeli hücre Celaleddin Karatay’ın türbesidir. Eyvanın kuzeyindeki kubbeli hücre daha önce yakılmış olup 2006 yılında yapılan kurtarma kazısı ve restore çalışmalarından sonra tamamlanmıştır. 

Konya Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi
Çini Eserler Müzesi

Karatay Medresesinin Konya’nın merkezinde bulunan, Kubadabat Sarayı kazılarından çıkarılan ve çevre illerden derlenen çini eserlerin sergilenmesi amacıyla kurulmuş ve 17 Aralık 1955 tarihinde ziyarete açılmıştır. 

Konya Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi

Müzenin Karaya Medresesinde kurulmasının başlıca sebebi, bu Selçuklu binasının özellikle çok zengin çini süslemeleri yönünden başlı başına bir müze niteliğinde olması, böylece sergilenen eserlerle sergilendikleri mekan arasında tam bir uyum sağlanmasıdır. Müzede 5000 dolayında çini, seramik ve stuko (alçı kabartma) bulunmakta, ancak bunların yarıdan fazlası sergilenmektedir. 

Konya Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi
Müzede sergilenen eserler:

Müzede: Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemine ait çini ve seramikler, özellikle Kubat-Abad Sarayı çinileri, alçı süsleri, dolaplar, çini tabaklar ve kandiller teşhir edilmektedir. 

Ayrıca Orta Asya hayvan üslübunun İslami devirde de devam ettiğini gösteren av köpeği, panter, tavşan, antilop, dağ keçisi, eşek, ayı, at, sincap, ördek ve avcı kuşlar gibi hayvanlar da bolca resmedilmiştir. Çoğu Kabadabad’dan gelen çini kaplar genellikle derin kaseler ve yayvan tabaklar şeklinde olup daha çok sır altı tekniğinde yapılmıştır. 

Müzede ayrıca Büyük Saray’da bulunan geniş cam tabağın ortasında bitkisel bir rozet, kenarda ise yazı sıraları dolaşmakta, altın yaldıza da bolca yer verildiği dikkati çeken cam eserler de sergilenmektedir. 

 

İNCE MİNARE MEDRESESİ-TAŞ VE AHŞAP ESERLER MÜZESİ

İnce Minareli Medrese, Selçuklu ilçesinde, Alaeddin Tepesinin batısındadır. Beyhekim Mahallesindedir. 

Anadolu medreseleri içindeki bilimsel işlevinin yanında mimarisiyle de ayrı bir öneme sahip olan bu medrese, estetik açıdan özellikle taç kapısı ve minaresiyle dikkat çeker. 

Selçuklu Sultanı II İzzeddin Keykavus döneminde Vezir Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından hadis ilmi öğretilmek üzere, 1264 yılında inşa ettirilmiştir. Yapının mimarı Keluk bin Abdullah’tır.

 

 

Konya İnce Minare Medresesi-Taş ve Ahşap Eserler Müzesi

 

Mimari Yapısı:

Darü-l Hadis olarak bilinen medrese, Selçuklu Devrinin kapalı avlulu medreseleri gurubundandır. Fazla abartılı şekilde öne doğru 5.5 m çıkıntı yapan portal kütlesi, adeta bir eyvan gibi düzenlenmiş sıra dışı özelliğe sahip giriş koridoru ve iç kapısıyla değişiklik gösterirken, girişin karşısındaki ana eyvan ve bitişiğindeki kubbeli hacimler, havuzlu iç avlunun üstündeki aydınlık fenerli kubbesi ve yanlarda karşılıklı sıralanan öğrenci odalarıyla geleneklere bağlı bir plan şeması ortaya koymaktadır. 

Kubbe alanına geçişte pandantifler kullanılmıştır ve kubbe kasnağında “El-Mülkü-Lillah” ile “Ayet’el Kürsi” yazısı görülmektedir. 

Konya İnce Minare Medresesi-Taş ve Ahşap Eserler Müzesi

 

Eşsiz Taç Kapısı:

Eni 6, boyu 10 m yi aşan taç kapının cephesindeki geometrik ve bitkisel bezemenin nefis bir sülüs yazıyla tamamlanarak mükemmel bütünlüğe ulaştığı bir başka benzerine rastlamak mümkün değildir. 

Üst tarafta yuvarlak iki madalyon içinde, medresenin mimarı Kelük bin Abdullah’ın ismi vardır.

Selçuklu taş işçiliği şaheserlerinden olan taç kapı üzerindeki kabartmalı geometrik ve bitkisel bezemelerle birlikte Selçuklu sülüsüyle yazılmış “Yasin ve Fetih” sureleri vardır.

“Selçuklu taç kapılarının Türklerin göçebe devrindeki konutlarını oluşturan süslü çadır kapılarının taşa uyarlanmış şekli olduğu” düşüncesiyle İnce Minareli Medrese’nin taç kapısıyla çok daha yakın bir örtüşme göstermekte, gerek buradaki tasarım gerekse arkasındaki aydınlık fenerli kubbesiyle Orta Asya çadır çeşidi olan “topak ev” i çağrıştırmaktadır. 

 

Minare:

Medrese binasına adını vermiş olan minare bölümünde alt kısımdaki kaide kesme taş kaplamalıdır. Minarenin gövdesi tamamen tuğla ile örülmüş olup turkuaz renkli beyaz hamurlu tuğlalarla örtülmüştür. Minarenin binanın yapıldığı dönemde iki şerefeli inşa edildiği bilinmekle birlikte, 1901 senesinde binaya düşen yıldırım nedeniyle şerefenin biri zarar görmüştür. 

Yıldırım isabetiyle minaresi ile birlikte yıkılmış olan mescidi, son cemaat mahfeli ile bir hücresi aslına uygun olarak restore edilmiştir. 

 

Tarihsel Süreç ve Restorasyonlar:

18 yüzyıl başlarında Konya’da yaşanan depremde zarar gören medrese, 1714 yılı ve sonrasında çeşitli onarımlar geçirmiştir. 20 yüzyılın başlarına kadar zor şartlar altında olsa da eğitim-öğretim görevini sürdürmüştür. 1924 yılında Kanunla kapatılınca kaderine terk edilerek hızla yıpranmaya başlamıştır. 1954’de başlayan 2 yıllık onarımla tekrar kullanılır hale getirilen medrese, 1956 yılında “Taş ve Ahşap Eserler Müzesi” olarak hizmete açılmıştır. 

Konya İnce Minare Medresesi-Taş ve Ahşap Eserler Müzesi

Müzede sergilenen eserler:

Medresenin güneyinde özel bir sundurma altında tutulan eserlerin büyük bölümü, Konya ve çevresinden derlenen Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait mezar taşları ile yıkılmış türbelerden getirilen lahitlerdir. Bunların çoğu I Alaeddin Keykubat’ın yaptırdığı Konya dış surlarından ve şehir merkezindeki Akıncı Mescidi, Şekerfüruş Mescidi gibi Selçuklu yapılarından gelmiştir. 

Müzede Selçuklu ve Karamanoğlu devrine ait taş ve mermer üzerine oyma tekniğiyle yazılmış inşa ve tamir kitabeleriyle Konya Kalesine ait yüksek kabartma rölyefler sergilenmektedir.

 

Çift Başlı Kartal ve Kanatlı Melek

Başkenti Konya olan Selçukluların sembolü çift başlı kartal ve kanatlı melek figürlerinin en güzel örnekleri de müzede sergilenmektedir. 

 

Ahşap Eserler:

Bu koleksiyon son restorasyon sırasında taç kapı ile minare arasında ortaya çıkarılan bir odada sergilenmektedir. Eserler Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı yapılarından alınan kapı-pencere kanatları ile Osmanlı dönemi evlerinin tavan göbeklerinden oluşmaktadır. Ahşap oyma mimari parçalar Beyhekim Mescidi, Eşrefoğlu Camii ve Mevlana Dergahı gibi çeşitli yapılardan getirilmiştir. 

 

Müzenin önemi:

Artık tamamıyla yok olarak günümüze ulaşmayan Konya Kalesinin figürlü taş kabartmaları ile kitabeli parçaları müzeye ayrı bir zenginlik katmış, farklı bir değer kazandırmıştır. Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait 200 civarında taş ve ahşap eser sergilenmektedir. 

 

Konya Mevlana Müzesi

Evet, buradan “Mevlana Müzesi” bölgesine geçiyoruz. Sırada: Mevlana Müzesi gezisi var. (Mevlana Müzesi, sitede başka bir sayfada ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Oradan inceleyebilirsiniz)

Mevlana Müzesi ayrıntılı tanıtımı yazıma ulaşmak için.

 

Konya Arkeoloji  Müzesi

2.GÜN

Evet, bugün sabah: Arkeoloji Müzesini gezin. Müzede: ünlü Herakles Lahdi ve Konya ve çevresinden çıkarılan birçok antik dönem eseri görebilirsiniz.

Tek katlı bir yapı olan müze binası, küçük olduğu için, bahçesinde de eserler var.

Zafer tanrıçası Nike, Doğanhisar-Lystra-İconium yazıtları, Muzur tanrı Pan kabartması, Müze Bahçesinde görebileceğiniz eserler. Ayrıca, müze bahçesinde, Roma dönemi lahitleri mermer işçiliğini görecek ve tek kelimeyle büyüleneceksiniz.

Özellikle: MS.250-260’lı yıllara ait Herakles Lahdi, sidamara tipinde. Yine lahidin kapağında, Herakles’in figürü bulunuyor. Ayrıca lahit çevresi, Herakles’in tanrılar tarafından verilen görevleri yerine getirişini gösteren figürlerle donatılmış. Muhteşem bir sanat ve işçilik örneği olarak orada duruyor. Gidin görün.

Konya Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Anadolu’da kurulan ilk arkeoloji müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesinden sonra Türkiye’de açılan ikinci arkeoloji müzesidir. Özellikle Roma dönemine ait mermer lahitler açısından dünyaca ünlü bir müzedir. Müzede 12.284 arkeolojik, 539 adet mühür baskısı olmak üzere 12.823 adet eser sergilenmekte ve 12.013 adet eser de depolarda muhafaza edilmektedir. 

 

 
Konya Arkeoloji Müzesi

 

Sergi Salonları:
1-Prehistorik Eserler Salonu- Neolitik çağ eserleri (MÖ 6500-5300) :

Erbaa, Süberde ve Çatalhöyük kazılarında bulunan eserlerle birlikte, elde yapılmış pişmiş toprak kaplar, obsidyen ve çakmak taşından yapılmış ok ve mızrak uçları vardır. Eski Tunç Çağı eserleri (MÖ 3000-1950) çoğunlukla Sızma ve Karahöyük kazılarından çıkarılan eserlerdir. 

Konya Arkeoloji Müzesi
2-Demir çağı salonu:

Konya’nın merkezindeki Alaeddin Tepesinde bulunan üzeri figürlü Frig devri kaplar, Konya’nın Karapınar ilçesinin 20 km kuzeydoğusundaki Kıcıkışla’da çıkarılan yine Frig devri boyalı kaplar, Urartulara ait bronz fibulalar ve üzeri figürlü plakalar bulunur. 

Konya Arkeoloji Müzesi
3-Roma çağı ve Bizans Salonu:

Beyşehir ilçesi Yunuslar köyünde bulunan Sidemara tarzı sütunlu mermer Herakles Lahdi (MS 250-260) ile Konya’daki İocnium nekropolünde bulunan Sidemara tarzı sütunlu ve Pamphylia tipi girlandlı mermer lahit (MS 2-3 yüzyıl) burada göze çarpan eserlerdir. Ayrıca bir tane Poseidon heykeli ve pişmiş toprak lahitler bulunur.

Roma Teşhir Salonunda ayrıca Poseidon heykeli, Afrodite heykelciği, sağlık tanrısı Asklepios erkek ve kadın büstleri, pişmiş toprak lahitler, kandiller, koku şişeleri, camdan yapılmış parfüm şişeleri, bilezikler, altın yüzükler ve küpeler ile fildişinden tarak sergilenmektedir. 

Bizans Dönemi Salonu: Bizans devrine ait bronz kapı tokmakları, kazan kulpları, haçlar, markalar, rölikerler (azizlere ait eşyaların saklandığı kutu) ve ok uçları sergilenmektedir. 

Tatköy Manastır Kazısı ile Alibeyhöyük Kilise kazılarında bulunan MS 6 yüzyıla tarihlenen Bizans çağına ait taban mozaikleri kazı yerinden kaldırılarak Arkeoloji Müzesine taşınmış restorasyonu yapılıp Roma teşhir salonunda sergilenmektedir. 

 

Müze Bahçesi:

Müze bahçesinde, Roma ve Bizans dönemlerine ait taş ve mermerden yapılmış sütunlar, heykeller, lahitler, mezar sandukaları, steller, sunaklar, amforalar ve yazıtlar da sergilenmektedir. Bu yazıtlardan St Paul’ün ziyaret ettiği şehirler olan Iconium, Derbe ve Lystra yazıtları çok önemlidir. 

Konya Arkeoloji Müzesi Harakles Lahdi
En önemli eser-Herakles Lahdi:

Konya Arkeoloji Müzesinde görülmeye değer başlıca eserleri Roma lahitleridir. Burada sergilenen lahitlerin en muhteşeme Beyşehir Yunuslar köyünde bulunan Sidemara tipi 8 ton ağırlığındaki ince işçiliği ve kusursuz kompozisyonuyla muhteşem olan mermer Herakles Lahdidir. 

Roma Lahitleri konusunda Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesinden sonra 3 sırada gelmektedir. 

 

Çatalhöyük Buluntuları:

Müzede MÖ 7000’lere tarihlenen Çatalhöyük’ten çıkarılan kase, tuzluk, çömlek gibi buluntular, mızraklar, ok uçları gibi savaş malzemeleriyle kolyeler, yüzükler ve duvar resimleri  görülebilir. Buradaki en ilgi çekici buluntu ise dizleri karınlarına kadar çekik bir biçimde gömülmüş, kolundaki bilezik ve ayak bileğindeki halhalkan bir kız çocuğuna ait olduğu anlaşılan iskelettir. 

 

Yazıtlar Koleksiyonu:

Konya şehir merkezinden ve çevre bölgelerden toplanan yazıtların sergilenmesine de ev sahipliği yapmaktadır. Bunların 91 tanesi Konya’dan olmakla birlikte, geri kalanı çevredeki diğer yerlerden gelen 231 yazıttan oluşmaktadır. 

Konya Meram

MERAM

Meram, kelime olarak “istek, amaç, gaye, maksat” gibi anlamları içerir. 

Merak, Takkeli dağın güney-doğu eteklerindeki vadide kurulmuştur. Eski Meram Bağları şehrin 5-6 km batısından başlayıp Dereye ulaşan yeşil vadiye kadar uzanır. 

Konya Meram
Tarihçe:

Meram, 1987 yılında Konya ilinin büyükşehir statüsüne kavuşturulmasıyla 08.08.1988 tarihinde resmen kurulmuşutr. 

Konya Meram
Meram Bağları:

Meram Bağları, Konya şehir merkezine 8 km uzaklıkta Meram Çayının bulunduğu türkülere konu olmuş eşsiz bir mesire yeridir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde gezip gördüğü yerler arasında bağ bahçe, bostanlardan söz ederken bağlık-bahçelik yerlere her defasında “Bağ-ı Meram” ifadesini kullanmaktadır. Meram çayının her iki yanını çay bahçeleri ve lokantalar süslüyor. Çayın içinde gezindi tekneleri bulunuyor. Aydın Çavuş Tepesine çıkarak tüm Konya şehrini kuşbakışı görmek mümkündür. 

 

Su Kaynakları:

Mukbil ve Beypınarı, Meram’a Halik’ın ayrı bir lütfudur. İki temiz ve tatlı su kaynağı Meram ile Dere köyü arasındadır. Yüzyıllar boyunca sahipsiz olarak akıp Meram Çayına karışmışlardır. 

Altınapa Barajından gelerek şehre su veren Meram Çayı da üzerindeki tarihi köprü ile ayrı bir ilgi kaynağıdır. 

Konya Meram Tavus Baba Türbesi
TAVUSBABA TÜRBESİ:

Meram’ın en çok ziyaret edilen yerlerinden birisidir. Türbenin üzerindeki kitabe Tavus Mehmet El-Hindi adını işaret etse de türbede yatanın kadın mı yoksa erkek mi olduğu bilinmiyor. Bazı kaynaklara göre, kabirde yatan asıl memleketi Hindistan olan bir şeyh, bazılarına göre de Alaeddin Keykubat döneminde yaşamış bir evliya. Konya’nın Sufizm felsefesinin bir yansıması olan türbe her yıl mistik havasıyla yerli yabancı turistleri ağırlıyor. 

Konya Meram Ateşbazlı Veli Türbesi
ATEŞBAZLI VELİ TÜRBESİ;

Ateşbazlı Veli Şemsettin Yusuf 1285 yılında Hakk’a yürür. Türbesi, Selçuklu asırlarının Meram yolu üzerindedir. Semtin adı “Aşıkan” yani “Aşıklar” dır. Burası bir huzur köşesidir. Sade ve mütevazi türbesi gördüğü tamirlere rağmen Selçuklu özelliklerini korumaktadır. Yanında bir de zaviyesi var. Uzaktan yakından gelenlerin kalması, dinlenmesi ve istifade etmesi için. 

Konya Meram Aziz Pavlus Kilisesi
AZİZ PAVLUS KİLİSESİ:

Tarihi bir roma Katolik Kilisesi olan Aziz Pavlus Kilisesi buradadır. Fransız gotik mimari özellikleri gösteren kilise, 1910 yılında inşa edilmiştir. 1963 yılında bakım ve onarım çalışmaları yapılan kilise, bugün de görevine devam ediyor. 

Konya Meram Altınapa Barajı
ALTINAPA BARAJI

İlçenin kuzey ve batısı dağlar ve tepelerle çevriliyken güney kısmı açık ve ovalıktır. Sulama ihtiyacı büyük ölçüde ilçe sınırları içinde bulunan Altınapa barajından karşılanmaktadır. 

Konya Meram Kozağaç Parkı
KOZAĞAÇ PARKI:

Meram ilçesinde ziyaretçilerini ağırlayan park, oldukça geniş ve ağaçlarla dolu bir alana sahiptir. Parkın tertemiz havası eşliğinde güzel bir yürüyüş yapabilir, çocuk oyun alanlarında ailece keyifle vakit geçirebilir ve belirlenmiş yerlerde mangal yakabilirsiniz. 

Konya Meram Aydın Çavuş Tepesi

AYDIN ÇAVUŞ TEPESİ

Buraya çıkarak, tüm Konya’yı kuşbakışı görebilirsiniz. Aslında, Konya güzelliklerini gösterme konusunda, Aydın Çavuş’a oldukça cömert davranıyor. Meram’a geldiğiniz takdirde, Konya’nın yöresel yemeklerini de, doğa eşliğinde tadabilirsiniz.

Konya Selçuklu Kulesi ve İş merkezi

SELÇUKLU KULESİ VE İŞ MERKEZİ

Konya’nın Kulesite Ticaret Merkezi içinde yer alan 42 katlı bir gökdelendir. 2006 yılında tamamlanan, döneminde Türkiye’nin en yüksek 11’nci gökdeleni ve Konya ile İç Anadolu Bölgesinin en yüksek binası unvanını taşıyordu. Kulenin resmi yüksekliği 163 m olup zemin üstünde 42 kat bulunmaktadır.

Evet kule bilinçli olarak Konya’nın araç plakası numarası nedeniyle 42 katlı olarak inşa edilmiştir. 

Kulenin en üst 2 katı, saatte bir tam tur atan ve böylece günde 24 tur dönen bir restorana ev sahipliği yapmaktadır. Bu restoran şehrin panoramik manzarasını 360 derece sunmaktadır. 

Konya Selçuklu Kulesi ve İş merkezi

Konya Büyükşehir Belediyesinin Eski Otogar dönüşüm projesi kapsamında yaptırılan kule, 50 bin metre karelik arsa üzerinde, 42 katlı ana blok ve alışveriş merkezi binasından oluşmakta olup toplam 110 bin metre kare inşaat alanına sahiptir. 

Türkiye’nin önde gelen alışveriş ve eğlence merkezlerinden biri olan Kulesite, Konya’nın modern yüzünün en görkemli yapısı olarak dikkat çekmekte olup 2004 yılında hizmete girmiştir. Yapıda: 2 kat mağaza girişleri, 1 sanal eğlence katı, 1 seyir katı ve 1700 araçlık otopark bulunmaktadır. 

 

Konya Sırçalı Medrese

SIRÇALI MEDRESE-MEZAR ANITLARI MÜZESİ

Taç Kapısındaki kitabeye göre 1242 yılında Selçuklu Emiri Bedreddin Muslih tarafından yaptırılmıştır. Ana eyvandaki çini kitabede ustasının mimar Muhammed et-Tusi olduğu belirtilmiştir. 

Taç kapısının basık kemerli kapı açıklığının üzerindeki sülüs hatla yazılmış 7 satırlık Arapça kitabesindeki bilgilere göre “Selçuklu Sultanı II Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Bedreddin Muslih tarafından 1242/1243 yılında Hanefi mezhebine göre hareket eden fıkıh alimleri ve talebeleri için inşa ettirilmiştir. 

İçindeki sırlı tuğla ve çini süslemelerden dolayı Sırçalı Medrese olarak tanınan yapı, kurucusundan dolayı Muslihiyye Medresesi adıyla da anılmaktadır. 

Sırçalı Medrese, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde medrese olarak kullanılmıştır. 17 yüzyılda terk edilmiş olan medresenin talebe odaları yıkılmıştır. 19 yüzyılda ise kerpiçle yapılan bu odalarda eğitime devam edilmiştir. 1943-1954 yılları arasında tekrar onarıma alınmıştır. 1960 yılında Konya Müzesine bağlı Mezar Anıtları Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin bahçesinde toprak altında olan Bizans devrine ait katakomp da onarılarak ziyarete açılmıştır. 

Mimari Özellikleri:

İsmini çini süslemelerinden alan Sırçalı Medrese, plan düzeni, taş işçiliği ve tezyinat özellikleriyle Anadolu Selçuklu sanatının en gösterişli yapılarından biridir. Dengeli plan düzeni ve taş işçiliğinin yanında geometrik süslemeler, bitki ve yazı örneklerini abidevi ölçüde bir araya getiren çinileriyle Anadolu Selçuklu sanatının en gösterişli yapılarından biridir. 

Medrese, kesme taştan 2 katlı açık avlulu, eyvanlı, simetrik ve dengeli planı ile Selçuklu medreselerinin ilk örnekleri arasındadır. Duvarların çoğu moloz taştandır. Aralarına yer  yer ahşap kuşak ve hatıllar yerleştirilmiştir. İç kısımlardaki bazı duvarlarla kemerler, tonoz ve kubbeler tuğladan yapılmıştır. 

Konya Sırçalı Medrese Taç Kapı
Taç Kapı:

Silmelerle yanlardan ve üstten kuşatılan sivri kemer gözü halinde cepheye açılan bir eyvan şeklinde tasarlanmıştır. Taç kapının basık kemerli kapı açıklığını örten kemer örgüsünde, geçme tekniğinde birbirine kenetlenmiş çift renkli taşlar bulunur. 

Konya Sırçalı Medrese ana eyvan
Ana Eyvan;

Yapının en süslü ve gösterişli yeri olan ana eyvan bugün oldukça sağlam durumdadır. Eyvan bir basamakla avludan ayrılır. Cephesi çeşitli şekillerde ve görünüşlerde çinilerler ve yazılarla bezelidir. Bu yazılar Kuran’dan alınmış surelerdir. Kemer içinde yer alan altıgenin ortasında binanın mimarının kitabesi bulunmaktadır. Medreseyi Tuslu Mehmet Ustanın yaptığı yazılıdır. 

 

Türbe ve Hücreler;

Giriş kapısından sonra beşik tonozlu eyvan gelir. Sağ tarafta türbe, solda ise medrese odası vardır. Türbe kubbemsi tonoz örtülü olup, bir penceresi cepheye, diğeri avluya açılmaktadır. Duvarları ve örtüsü, sırlı tuğlalarla balık sırtı şeklinde örülmüştür. 

Konya Sırçalı Medrese Mezar Taşları Koleksiyonu
Mezar taşları koleksiyonu:

Anadolu Selçuklu Devleti dönemi, Beylikler dönemi ve Osmanlı İmparatorluğu dönemine göre düzenlenen mezar taşları, şekil, motif ve yazı karakterleri dikkate alınarak sıralanmış ve ziyarete açılmıştır. 

Müzenin en büyük mezar anıtı Konya’nın eski valilerinden Süleyman Paşa’ya aittir. Gri mermerden olan 1775 tarihli bu anıtın dikdörtgen gövdesinin iki ucunda baş ve ayak şahideleri yükselmekte, daha yüksek tutulan baştaki şahidede 15 satırlık sülüs yazı yer almaktadır. Rozetin içi iç içe gülbezeklerle bezelidir. 

Muhtemelen Karamanloğulları Beyliğine ait 750/1349 tarihli bir mezar taşı ile 15 yüzyıla ait diğer birkaç örnek aynı üslup özelliği gösterir. Küçük ölçekli bu şahidelerin sade ve düz gövdeleri yanlardan  burmalı birer sütunce ile sınırlanmış, tepeleri de dilimli birer kemer ve palmetle tamamlanmıştır. 

Bizans Dönemi Katakomp:

1988-1990 yılları arasında restorasyon sırasında, bahçe kısmında Bizans dönemine ait katakomp (Hıristiyanların kayaları oyarak ya da yerin altına dehliz kazarak yaptıkları mezarlık-tapınak) bulunmuş ve onarılarak ziyarete açılmıştır. Bu katakomp müzeyi çok katmanlı bir kültürel miras alanına dönüştürmüştür. 

Konya Etnografya Müzesi

KONYA ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Müzedeki koleksiyonların çekirdeği 1899 yılında kurulan Müze-i Hümayun Konya Şubesi ile Mevlana Müzesinden devralınan etnografik eşyalar teşkil etmektedir. 1975 yılında Konya Etnografya Müzesi adıyla ziyarete açılan müze, zaman zaman Konya Türk-İslam Sanatları Müzesi diye de anılmaktadır. 

Başlangıçta eğitim amaçlı olarak inşa edilen bina, zamanla Konya ve çevresinin geleneksel yaşamını, el sanatlarını, gündelik hayat nesnelerini ve kıyafet kültürünü tanıtan kapsamlı bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır. 

Üç katlı müze binasında satın alma, bağış, hediye veya başka müzelerden devir yolu ile elde edilen Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait başta halı-kilim ve savaş malzemeleriyle yöresel el sanatları ürünlerinden oluşan 6000 den fazla etnografik eser bulunmaktadır. 

Konya Etnografya Müzesi
Bina ve Kat Planı:

1975 yılında açılan Konya Etnografya Müzesi bodrum ve zemin katlarıyla birinci kattan oluşmaktadır. Zemin katta girişin solu Müze Teşhir Salon, sağı Dr Mehmet Önder Konferans Salonu, bodrum katı halı bölümü olup birinci katta ise idari hizmet büroları ile eser depoları yer almaktadır. 

Konya Etnografya Müzesi
Geleneksel Kıyafetler ve Tekstil:

Etnografik eserler arasında kadın kıyafetlerini oluşturan bindallı, salta, cepken, kaftan, işlik ve şalvarlar başta gelir. Onları bohçalar, peşkirler, yağlık ve mendiller, uçkurlar, yazmalar, yemeniler, çoraplar, keseler ve eldivenler takip eder. Teşhirde kadın giysilerinden kadife, seten, atlar üzerine sim sırma, kordon tutturma ve kasnak işlemeli bindallı cepken, kaftan, yelek ve entarilerin tamamlayıcısı olarak pafın ve gümüş ziynet eşyaları, bilezik, küpe, tepelik, yüzük gibi takılar, kemer tokaları ile sim sırma, tel kırma, sarma işlemeli bohçalar, peşkirler, uçkurlar, yastık ve yatak takımları yer alır. 

Kadın Süs eşyaları ve takılar:

Bu bölümde sergilenen kadın süs eşyalarından oyalar, gümüş gerdanlık, hamail, bilezik, kaşbastı, tepelik gibi eserler Osmanlı dönemindin en güzel örneklerindendir. 

Konya Etnografya Müzesi
Kenan Özbel Koleksiyonu-193 Parça

Toplam 193 parçadan meydana gelen eserlerin büyük bir bölümü hercai, sümbül, küpe ve karanfil çiçeklerini örnek alan çeşitli iğne oyaları oluşturmaktadır. Genellikle 19 yüzyıldan kalma sevai, serenk, seraser, kutnu, kemha, çatma gibi kumaş parçaları çeşitli boyutlardadır ve çerçeveli olarak sergilenmektedir. Para, tütün, saat ve mühür keselerinin de renk ve motif bakımından çok değişik örnekleri bulunmaktadır. 

 

Refet Yardımcı Koleksiyonu-90 Parça

90 parçadan oluşan Refet Yardımcı Koleksiyonunda 19 yüzyıl kadın ve erkek kıyafetleri ile takılar başta olmak üzere çok çeşitli etnografik eşyalar yer almaktadır. 

 

Günlük hayat eşyaları:

Salonda günlük hayatta kullanılan birçok eşya tipolojik sırayla düzenlenmiştir. Kahve takımları, kahve soğutucuları, tesbihler, tütün tabakaları, ağızlıklar, sofra takımları, nakışlı ve yazılı kaşıklar, ağaç ve tunç havanlar, bakır kazanlar, tencere ve tabaklar, porselen mutfak kapları, ibrikler, buhurdanlık ve gülabdanlar, aydınlatma araçları bunlardan bazılarıdır. 

 

Silah Koleksiyonu:

Etnografya Müzesinin en ilgi çeken bölümlerinden biri Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait ateşli ve ateşsiz silahlar, ok, yay, sadak, hançer, kılıç örnekleri ile çakmaklı, kapsüllü tabancalar ve tüfeklerin sergilendiği alandır. 

Konya Etnografya Müzesi
Halı Kilim bölümü-Bodrum Kat.

Müzenin en özgün bölümlerinden biri alt katında bulunan Halı-Kilim bölümüdür. Burada Konya çevresindeki kadim eserlerden intikal eden ve özellikle Selçuklu dönemine tarihlendirilen nadir halı parçaları görülebilir. Bunların arasında Konya Alaeddin Camii, Mevlana Dergahı, Selimiye Camii ve Beyşehir Eşrefoğlu Camiinde bulunan karakteristik Türk halıları en önemli örneklerdir. 

Beyşehir Eşrefoğlu Camiinden gelen 13 yüzyıl yıldızlı halı parçası, yine aynı camiden gelen bir 15 yüzyıl halısı ile bazı Kula, Ladik, Karapınak ve Gördes halıları bunların başlıcalarıdır. 

Konya’nın meşhur Derbent, Karapınar, Kavak, Küçükmuhsine, Ladik ve Sille halıları ile Bergama, Gördes, Kula, Mucur ve Uşak gibi önemli halı örnekleri de müzede yer almaktadır. 

Konya Atatürk Müzesi

KONYA ATATÜRK MÜZESİ

Mimari açıdan oldukça ilgi çekici olan 2 katlı bu bina, 20 yüzyıl başlarında Konya’da yaşayan Murunilerden Yusuf Şar isimli bir tüccar tarafından 1912 yılında konut olarak inşa ettirilmiştir. Muntazam kesme taş ve tuğladan inşa edilen yapı, 1923 yılında hazine adına tescil edilerek bu tarihten itibaren Vali Konağı olarak kullanıldı ve Gazi Mustafa Kemal’in Konya’ya yaptığı ziyaretlerde ona tahsis edildi. 

Atatürk Evi, Zafer Alanından Anıt Alanına çıkan Atatürk Caddesinin kuzey tarafında yer almaktadır. Zemin katı ile birlikte 3 katlı olan evin dış duvarlarında kesme ve moloz taş kullanılmıştır. Üst örtüsü çatılı ve kiremitle kaplanmış olan evin her katında 4 oda ile mutfak bulunmaktadır. 

 

Atatürk’ün Konya Ziyaretleri:

Atatürk, Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Anadolu’ya geçtikten ve Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisini açtıktan sonra 3 Ağustos 1920 tarihinde Konya’ya gelerek bir gece kalmış, Konyalılarla görüşmeler yapmıştır. Bu tarihten ölümüne kadar Konya’ya 12 kez gelen Atatürk, çoğu gelişlerinde Konyalıların kendisine hediye ettiği bu 2 katlı köşkte kalmıştır. 

Gazi Mustafa Kemal, 20 Mart 1923 tarihinden itibaren eşi Latife Hanım ile birlikte Konya’ya yaptıkları ziyarette 4 gün, 3 Ocak 1925’te başlayan ziyaretlerinde ise 11 gün bu köşkte konakladı. Müzede kayıtlara göre Gazi Mustafa Kemal, burada toplam 53 gün konakladı.

Konyalıların Hediyesi:

Konya Belediyesi tarafından 1927 yılında satın alınan bina, 19 Temmuz 1928 tarihinde Konyalıların bir şükran ifadesi olarak tescil edilerek tapusuna Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya Konyalıların  hediyesidir kaydı konulmuştur. 

 

Müzeye dönüşüm süreci:

1963 yılına kadar Vali Konağı olarak kullanılan ev, aynı yıl Konya Müze Müdürlüğüne devredilerek onarılmış ve bir yıl sonra 17 Aralık 1964 tarihinde “Atatürk Evi-Kültür Müzesi” adıyla ziyarete açılmıştır. Atatürk Müzesi, Atatürk’ün doğumunun 100 yılında İl Kutlama Komitesi Başkanlığının talepleri üzerine, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilerek 17 Nisan 1982 tarihinde “Atatürk Müzesi” adıyla yeniden ziyarete açılmıştır. 

Konya Atatürk Müzesi
Zemin Kat-Sergi Salonu:

Müzenin giriş katında yer alan vitrinlerde Atatürk’ün kullandığı palto, yağmurluk, spor kıyafeti, hasır şapka ile sütlük ve çatal-bıçak takımları sergilenmektedir. Panolarda ise Cumhuriyet öncesine ait belge ve fotoğraflarla, Atatürk’ün Konya ziyaretleri ve Birinci Meclis’te milletvekili olarak görev yapan Konyalılar tanıtılmıştır. 

Zemin kat, Cumhuriyet öncesi döneme ait belgeler ve Atatürk’ün Konya ziyaretlerini aktaran fotoğraflar ile çeşitli belgeler, fotoğraflar, gazete küpürleri ve bu evde tuttuğu günlük notlarını gösteren panoları barındırmaktadır. 

Konya Atatürk Müzesi
Üst Kat-Yaşam alanları ve kişisel eşyaları:

Müzenin ikinci katında yer alan vitrinlerde Atatürk’e ait samur kürk, sabahlık, daktilo, oyun masası ile Anıtkabir Müzesinden alınan ipek paravan ile mutfak eşyaları sergilenmektedir. Panolarda, Atatürk’ün Konya’ya gelişlerinin ve şehirde ziyaret ettiği yerlerin fotoğrafları, hastalığında Dolmabahçe Sarayında kullandığı koltuk ve yatağı ile ölümü üzerine dünyanın değişik ülkelerinden önemli kişilerin Atatürk için söyledikleri yer almaktadır. 

 

Pul koleksiyonu ve özlü sözler:

Vitrinlerde Atatürk’ün kullandığı kişisel kıyafetleri, giyimleri ve eşyaları sergilenmektedir. Müzede ayrıca vitrinlerde Atatürk pulları koleksiyonu bulunmakta ve panolarda onun bazı özlü sözlerine yer verilmektedir. 

Konya Atatürk Anıtı
Atatürk Anıtı:

Atatürk’ün İstanbul Sarayburnu’nda Gülhane Parkına yerleştirilen heykelinden sonra ikincisi Konya’da yapılmıştır. Anıt: 65. m yüksekliğinde mermer kaide ve 2.80 m yüksekliğinde bronz Atatürk figüründen oluşmaktadır. Atatürk mareşal üniformasıyla ayakta, sol eliyle kılıcının kabzasını tutar, hafifçe öne uzanmış sağ eliyle ayaklarının dibinde yükselmekte olan bir demet buğday başağına dokunur biçimde betimlenmiştir. 

Konya İplikçi Camii

İPLİKÇİ CAMİİ

Konya kent merkezinde Alaeddin Tepesinin doğusunda, Kürkçük Mahallesinde Alaeddin Caddesi üzerinde İplikçiler Çarşısı yakınlarındadır. 

1202 yılında Selçuklu döneminden bu yana tarihi iz taşıyan Konya’nın ilk medresesi olan İplikçi Camiinin inşa tarihi 13 yüzyıl olarak bilinmektedir. Pek çok kez farklı isimlerle anılan cami, yapı önceleri ilk inşa eden Ebülfazi, daha sonrasında Ahmet Bey Camii olarak anıldı. Eskiden bitişiğinde yer alan Altun-aba Medresesinin 1202 tarihli vakfıyesinde belirtilen İplikçi Necibüddin Ayaz’ın medresesinin mütevellisi olması ve yakınında da İplikçiler Çarşısının bulunması neticesinde her iki yapı da önce İplikçiler, ardından İplikçi adıyla meşhur olmuştur. 

Konya İplikçi Camii

Kapı üzerindeki kitabeye göre yapıyı 733 yılında Recep ayı ortasında (1333 Nisan başı) Kişçi (Somuncu) Mesudzade Hacı Ebubekir genişleterek yenilemiştir. Yapı 1945 yılında Müzeler Müdürlüğü tarafından yapılan restorasyonla son şeklini almıştır. 1951 yılında Konya Müzesi Klasik Eserler Bölümü olarak hizmete sokulan bina 1960 yılının Şubat ayında tekrar cami olarak açılmıştır. 

Alaeddin-Adliye arasında uzayıp giden tramvay hattının geçtiği bu caddenin zamanla dolması sebebiyle yapı, yol seviyesinden 1.5 m kadar çukurda kalmıştır. Bu nedenle günümüzde camiye giriş, 10 basamaklı bir merdivenden inilerek sağlanmaktadır. Bu durum camiye adeta bir “gömülü hazine” havası katmakta, ziyaretçilerin merdivenle aşağı inerek asırlık bir mekana adım atmasını sağlamaktadır. 

Konya İplikçi Camii gizli Selçuklu Mihrabı
Caminin en önemli özelliği-Gizli Selçuklu Mihrabı

Tamamen sıvayla örtülen iç mekanda 19 yüzyıla ait barok karakterli bir mihrap görülmekle birlikte asıl mihrabın kalıntısı bunun ve döşemenin altında Selçuklu üslubu ile kendini belli etmektedir. Alttaki mihrap, Anadolu Selçuklu sanatına ait en eski örnek olarak tanımlanmaktadır. Firuze ve mor çinilerle geometrik kompozisyonlu çerçeve, yine bunun yanında firuze ve lacivert çinilerle rumi kompozisyonlu ikinci bir çerçeve görülür. Mihrabın çini işçiliği, renk ve desen zevki, 13 yüzyıl başlarına tarihlendirilebilecek bir anlayış ve üslubu yansıtmaktadır. 

Nitekim caminin 1945-1947 yıllarındaki onarımında bugünkü mermer mihrabın altında ve 1.10 m aşağısında caminin eski mihrabı bulunmuştur. Çini mozaik tekniğindeki mihrap kalıntısında geometrik kompozisyonlar geniş bir bordür oluşturan firuze ve mor renkli çinilerin yarım sekizgen ve zikzaklarla ortadaki karelere halkalandığı, daha dar olan diğer bitkisel bordürlerde ise firuze ve lacivert çinilerden kesilmiş kıvrık dal ve rumilerin girift bir kompozisyon oluşturduğu görülmektedir. 

Konya İplikçi Camii
Şadırvanın Sırlı Akustiği

Üzerinde kubbesi ve 8 sütunu bulunan şadırvanın birbirine karşıt aynı hizadaki sütunlar arası konuşmalarda oluşan akustik nedeniyle ses sanki yukarıdan aşağıya doğru çok yakından, hoperlörden geliyormuş gibi bir his uyandırıyor. Sütuna yaslanıldığında sanki elinde ahize almışçasına karşı sütundaki başka birinin sesini net bir şekilde işitme imkanı veren bu şadırvanın kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Yapılan araştırmalarda akustik ses olayının nasıl gerçekleştiği dair de bir tespitte bulunulamıyor. Bu olağanüstü akustik özellik, Konyalıların ve şehre gelen misafirlerin en çok ilgisini çeken konulardan biridir. Siz de Konya’yı ziyaret ederseniz, bu camiye gidip bu akustiğe şahit olabilirsiniz. 

 

Konya Selimiye Camii

 

SELİMİYE CAMİİ

Cami, Karatay semtindedir. Aziziye Camiinin  batısında, şehrin ticaret merkezinde yer almaktadır. Mevlana Müzesinin y anındadır. 

Cami, 16 yüzyılda tamamlanmış olup Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin türbesinin (bugünkü Mevlana Müzesi) yanına inşa edilmiştir. Cami, 1558 yılında, II Selim tarafından sancak beyi olarak görev yapan Şehzade iken yaptırılmıştır. Sultan Selim’in Konya Valiliği sırasında başlanan caminin yapımı, yaklaşık 9 yıl sürmüş ve 1567 yılında tamamlanmıştır. 

Cami, Mimar Sinan’ın baş mimarlık görevinde bulunduğu sırada yapılmış olmasına rağmen, hiçbir biyografisinde yer almaz. Yapı, Selim’in padişah olmasından sonra 1570 yılında tamamlandı. 

Kuzeyinde: altı sütuna istinat ettirilmiş, yedi kubbeli son cemaat yeri ve basık kemerli cümle kapısı var. Ahşap kapı kanatlarından, sağdakinde “Mesciti Mümin, suda balık gibidir.” İbaresi yazılıdır.

Mimari Özellikleri:

Klasik Osmanlı cami mimarisinin Konya’daki en önemli örneği olan Selimiye Camii, merkezi kubbeli bir plan şemasına sahiptir. Kareye yakın dikdörtgen harimi ve kuzeyindeki son cemaat revakları, bunların uçlarında yükselen iki minaresi ile dikkat çeker. Harim mihrap tarafına yakın haçvari planlı iki kalın ayakla, aynı eksende iki sütunçe ve kuzey duvarına bitişik daha kalın ayakların taşıdığı ortadaki merkezi kubbe ile kapatılmış kıble tarafına da bir yarım kubbe eklenmiştir.

Konya Selimiye Camii
İç Mekan Süslemeleri:

Caminin iç mekanı özellikle kalem işi ile tezyin edilmiştir. Bu tezyinatlar caminin duvarlarına yapılmış ve  dini motiflerle süslenmiştir. Bu süslemeler caminin dini atmosferini ve estetik değerini arttırmaktadır. Mimarına dair herhangi bir kayda rastlanmayan eser bazı araştırmacılarca Mimar Sinan’a isnat edilmektedir. 

Konya Aziziye Camii

AZİZİYE CAMİİ

İlk kez Osmanlı Padişahı VI Sultan Mehmet’in muhasibi olan Damat Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapımına 1671 yılında başlanan ve 5 yılda tamamlanan cami, 1867 yılında çıkan büyük Konya yangınında ağır hasar görmüş ve altındaki dükkanlarla birlikte kullanılmaz hale gelmiştir. 1867 yılındaki yangının ardından Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevnihal Hatun’un 28 bin liralık yardımı ile vakıf gelirleri de kullanılarak inşaata 1872 yılında yeniden başlanmış ve 1874 yılında tamamlanarak Aziziye ismi verilmiştir. 

Konya Aziziye Camii
Mimari özellikleri:

Aziziye Camiine değişik bir görünüm veren kubbe kasnağının etrafında sıralanan sivri külahlı ağırlık kulecikleri ile dört köşede yükselen değişik biçimli ve başlı başına bir mimariye sahip olan dört büyük ağırlık kulesi dikkat çekmektedir. Yivli gövdeli çifte minare de nisbetleri ve şerefe biçimleri bakımından klasik Türk minarelerinden farklıdır. 

Cami tek katlıdır. Tamamen Gödene taşından inşa edilmiş olup yüksek bir binadır. Temellerinde ve duvarlarında bütün cephelerde düzgün yontu taşı uygulanmıştır. 

Caminin en önemli özelliklerindin biri, pencerelerinin kapısından dana büyük ve gösterişli olmasıdır. Bu sayede kış aylarında da cami içerisinde oldukça aydınlık bir atmosfer hakimdir. 

Caminin iki yan duvarında beşer adet giriş kapısı bulunmaktadır. Bu, Türk mimarisinde örneğine rastlanmayan bir özelliktir. 

 

İç Mekan Süslemeleri:

Kıble duvarının ortasında yer alan mihrap, yöresel bir malzeme olan gök mermerden yapılmıştır. Süsleme kompozisyonunda ampir üslup özelliği gösteren altın yaldız renginde boya kullanılmıştır. 

Dönemin zevkine uygun zengin süslemeleri ve kusursuz mermer işçiliğiyle minber, camiye ayrı bir ahenk katmaktadır. 

Konya Aziziye Camii minareleri
Minareler.

Caminin en özgün yanı minarelerin şerefelerinin sütunlarla ayakta tutulmuş dairesel balkonlar şeklinde inşa edilmesidir. Bu tasarım klasik Osmanlı minarelerinden tamamen ayrılarak Avrupai bir görünüm ortaya koymaktadır.

 

Sultan Abdülaziz’in Tuğrası Meselesi

Caminin batı kapısının üzerinde yer alan Sultan Abdülaziz’in tuğrası zamanla silinmeye çalışılmıştır. Bu tarihi iz, Osmanlının siyasi tarihine dair önemli bir tanıklık sunmaktadır. 

Konya Şerafeddin Camii

ŞERAFETTİN CAMİİ

Konya’nın en hareketli noktasında, Konya Valilik binasının güney cephesinde konumlanmıştır.

İlk olarak 1214 tarihli Devlet Hatun’un vakfiyesinde adı Şerafeddin mescidi olarak geçmektedir. Selçuklu devrinde 13 yüzyılın başlarında Çeşnigir Şerafeddin Osman tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. 

12 yüzyılda Şeyh Şerafeddin tarafından yaptırılan cami, 1444 yılında II Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından tamir ettirilmiştir. Zamanla harap olan cami, 1636 yılında Mehmet Çavuşoğlu Nemi Bey tarafından yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. 

Konya Şerafeddin Camii
Mimari özellikleri:

Caminin gövdesinde kesme taşlar kullanılmış olup üst kısım büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Güney kısım hariç, diğer yönlerde ikinci kat mahfelleri bulunmaktadır. İkinci kattaki ahşap tavanlar ve kalem işi süslemeli küçük kemerli sütun sistemi, gerçekten görülmeye değer bir işçilik ortaya koymaktadır. 

Minare:

Tek şerefelidir ve yan giriş kapısının güneyindedir. Önceleri iki şerefeli olan minare defalarca yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. 

Minarenin alemindeki 5 okun sırrı:

Şerafeddin Camii minaresinin alemindeki okların anlamını öğrenmek amacıyla Karatay İlçe Müftülüğü tarafından araştırma yapılmıştır. Bu araştırma sonucuna göre, cami minaresinin 1876 yılında yıkıldığı, mevcut minarenin II Meşrutiyetten önce yapıldığı ve söz konusu 5 oklu alemin de o tarihlerde minareye yerleştirildiği belirtilmiştir. Minare alemindeki metallerin siyasi bir partiyle ilgisi olmadığı gibi korumu kurulu onaylı projesinde minare alemi mevcut haliyle korunmaktadır. 

Şeyhin Türbesi:

Caminin güneyinde ilk caminin banisi Şeyh Şerafeddin’in medfun olduğu bir türbenin olduğu bilinmektedir. Bu türbe 1925 yılında belediye tarafından istimlak edilerek yıktırılmıştır. 2003 yılında buradaki türbede kazı çalışması yapılmış, daha sonra özgün planına bağlı kalınarak yeniden bir türbe inşa edilmiştir. Günümüzde türbenin tarihi ve sanatsal bir değeri yoktur. 

Konya Şerafeddin Camii
Eski çiniler ve Selçuklu izleri:

İlk yapının çinilerle süslü olduğu ve eski yapının çinilerinin günümüzdeki caminin dış yüzünde kullanıldığı ifade edilmektedir. Bu detay, Şerafeddin camiinin Selçuklu döneminden Osmanlı dönemine uzanan kesintisiz tarihsel katmanlarını somut biçimde gözler önüne sermektedir. 

Konya Kapu Camii

 

KAPU CAMİİ-İHYAİYYE CAMİİ

Konya’da Hükümet Konağının güneyindedir ve asıl adı İhyaiyye camiidir. Konya kalesinin Arpazarı ile Telli Kapıları arasında kaldığı için Kapu Camii adıyla anılar olmuştur. 

Kapu Camii, Konya’nın sembol camilerinden biridir. Bir asrı aşan bir süredir hatimle teravih kılınan ve kıldırılan tek camidir. 

Konya’nın en büyük camilerinden biridir. 1658 yılında dönemin Konya Mevlevi Dergahı postnişi Şeyh Hüseyin Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. İhyaiyye ve banisine nispetle Çelebi Hüseyin Efendi Camii olarak da adlandırılmaktadır. 

İlk kez 1658 yılında Mevlana’nın torunlarından Konya Mevlevi Dergahı Postnişi Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmıştır. 1811 yılında harap olan ilk cami, Eşenlerli Köse Müftü adıyla bilinen Abdurrahman Efendi tarafından yenilenmiştir. Ancak bu yapı, 1867 Konya Çarşısı yangınında tamamen yanmış, bu tarihten sonra yaklaşık 2 yıllık bir süreçte Konya Kalesinden sökülen taşlarla bugünkü cami inşa edilmiştir. 

Konya Kapu Camii
Mimari özellikleri:

Ticari alan içerisinde bir platform üzerine taş malzemeden, avlusuz olarak inşa edilen ve kuzey cephesinde alt katında 8 adet dükkan yapılarak ticari doku ile bütünleşmesi sağlanan Kapu Camii, hem ticari faaliyete katkı sağlamakta hem de çarşı esnafının ibadetgahı olarak büyük bir önem taşımaktadır. 

Konya Kapu Camii
Üç kapı-Merdiven sistemi:

Konya’da platform üzerinde inşa edilmiş birkaç yapıdan biri olan Kapu Camiinin merdivenlerle ulaşılan üç girişi bulunmaktadır. Kuzeyde yer alan ana giriş, dükkanların oluşturduğu alana bakmakta olup, burada 10 adet mermer sütunla taşınan son cemaat yeri bulunmaktadır. Batı girişi dükkanların arasında kalan ufak bir meydana açılırken, doğu girişi ise caminin hemen yanından geçmekte olan Sarraflar Caddesine açılmaktadır. 

1997-1998 Restorasyonu:

1997-1998 yıllarındaki restorasyon sırasında kubbe içleri ve pencere alınlıklarındaki kalem işleri ve hat yazıları yenilenmiş, sütunlar niteliksiz ahşap malzeme ile kaplanmış ve taş mihrap çini mihrap ile yenilenmiştir. Bu müdahale mimari kamuoyunda tartışmalara yol açmış, orijinal taş mihrabın çiniyle kaplanması tarihi değer açısından bir kayıp olarak değerlendirilmektedir. 

 

Konya Kapu Camii

SADRETTİN KONEVİ CAMİİ VE TÜRBESİ

Sadrettin Konevi, 13 yüzyılda Mevlana Celaleddin-i Rumi ile aynı dönemde ve mekanda yaşamış, Türk-İslam düşüncesini, Anadolu İslam anlayışını ve özellikle Osmanlı toplumunun ilim ve kültür hayatını derinden etkileyen fikirleri üreten tarihi bir şahsiyettir. 

Giriş kapısındaki kitabede adı geçen Sadrettin Konevi aslen Malatyalı olup, Konya’ya yerleşmiş, zamanının tanınmış bilginlerindendir. Muhyiddin İbni Arabi’den tahsil ve terbiye görmüş, Konya’daki hanekahında hadis ilimleri okutmuştur. Mevlana’ya derin bir sevgi ile bağlanmıştır. 

1274 yılında vefat ettikten sonra, vasiyeti üzerine bugünkü türbesi yaptırılmıştır. 

Konya Kapu Camii
Kitabenin Sırrı:

Caminin güneyindeki giriş kapısı üzerinde 2 kitabe bulunmaktadır. Bunlardan alttaki dikdörtgen biçimli kitabe inşa kitabesi olup Selçuklu sülüsüyle kabartma tekniğinde Arapça olarak yazılmıştır. Üç satırlık kitabe maelen şöyledir.” Burası, Muhakkık ve Rabbani alim Muhammed oğlu İshak’ın oğlu Şeyh, İmam Muhammed Sadreddin’in türbesi ve onun mübarek imaretidir.”

Konya Kapu Camii
Caminin mimari özellikleri:

Konya’nın Meram ilçesinde bulunan Şeyh Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi, günümüzde yolun zemin kotunun yükselmesi sebebiyle çevresine göre çukurda kalmıştır. Cami düz bir arsa üzerinde kuzey-güney doğrultusunda kagir olarak inşa edilmiştir. 

Torunlara ait Sandukalar:

Mahfile çıkan merdivenin altında, etrafı ahşap kafesle çevrilmiş olan 3 sanduka dikkat çeker. Sandukaların Sadreddin Konevi’nin torunlarına ait olduğu bilinmektedir. 

Çilehane Nişi:

Caminin içinde doğu duvarının kuzeye yakın kısmında 150 x 90 x 60 cm ölçülerinde bir niş vardır. Araştırmacılar bu nişten çilehane olarak söz ederler. 

Konya Kapu Camii Mihrap

 

En önemli unsur-Çini Mozaik Mihrap:

Caminin doğu kanadındaki ibaret mekanının kıble duvarında mihrap, Selçuklu çağının en dikkat çekici çini mozaik örneklerinden biridir. Kıble duvarından taşan mihrap, farklı genişlik ve profellerdeki silme ve bordürlerle yanlardan ve üstten çevrelenen dikdörtgen prizmal bir kütledir. Turkuaz ve patlıcan moru sırlı çini mozaiklerden oluşan geometrik ve bitkisel bezemelerle kuşatılmış mihrap nişi, zar başlıklı silindirik köşe sütunceleriyle donatılmıştır. 13 yüzyılın karakteristik özelliklerini taşıyan çini mihrabı mavi ve siyah renkli çinilerle süslenmiştir.

Konya Sadreddin Konevi Cami ve Türbesi
Türbe:

Türbe caminin doğu duvarına bitişiktir. Kare planlı açık türbeye içinde havuzu besleyen kapalı bir avlu üzerinden ulaşılarak açık bir avludan girilmektedir. Türbe, açık türbeler tipinin ayakta kalan tek örneğidir. Türbenin şekli, Selçuklu kümbetlerine benzer. Gövde açık, kaidesi mermer işleme olan türbenin üzerinde köşeli bir tambura oturan kafes şeklinde ahşap bir külah vardır. 

Sadreddin Konevi’nin vasiyetnamesinde “Kabrimin üstünde hiçbir mamure ve dam yapmayınız” demiştir ve isteğine uygun türbe yapılmıştır. 

Konya Şems-i Tebrizi Camisi

ŞEMS-İ TEBRİZİ CAMİİ VE TÜRBESİ

Şems-i Tebrizi (1185-1247), İranlı mütasavvıf olup Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlana tarafından yazılan ilahi aşk şiirlerinden oluşan “Divan-ı Şems-i Tebrizi” adındaki eserin ilham kaynağı olan sohbet şeyhidir. 

Şems’in Gizemli Kayboluşu;

Şems, Hicri 645, Miladı 1247 tarihinde Mevlana’da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir. 

1247 yılından sonra bir daha kendisine rastlanılmamıştır. Türbe içinde bulunan sandukanın boş mu yoksa Şems’in gerçekten sandukada medfun olup olmadığı bilinmemektedir. 

Bu zaviyede bulunan türbeden başka Niğde’de Kesikbaş Türbesi, İran’ın Hoy şehrinde Şems Minaresi yanında, Tebriz’de Geçil denilen mezarlıkta ve Pakistan’da Mültan şehrindeki Pir Şah Şemseddin-i Tebrizi Türbesi gibi Şems-i Tebrizi’ye izafet edilen başka türbeler de mevcuttur. 

Konya Şems-i Tebrizi Camisi
Caminin tarihçesi:

Şems Makanı olarak da adlandırılan cami ve külliyenin 13 yüzyılda yapıldığı düşünülmekte ancak kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. 1510 yılında Abdürrezzakoğlu Emir İshak Bey tarafından restore edilmiş ve batı kanadına iki oda eklenerek ihtiyaç sahiplerinin konaklamasına sunulmuştur. 

Şehrin merkezinde yer alan Şems-i Tebrizi türbe-semahanesi eskiden pir evi, Konya Mevlana Dergahına bağlı beş Mevlevi zaviyesinin en önemlisidir. Mevlelikte Konya Şems-i Tebrizi Zaviyesi “Makam-ı Şems” diye adlandırılmış ve önemli bir ziyaretgah kabul edilmiştir. 

 

Caminin mimari özellikleri:

Birbirine bitişik durumdaki cami ve külliyede içten ahşap tavanlı olup, direkler üzerinde gerilen sütun kasnağıyla taşıyıcı sütunların üst kısmı sekizgen tambur şeklini almıştır. Yapı, 1997 yılında yeniden restore edilmiştir. 

Konya Şems-i Tebrizi Türbesi
Türbe:

Konya Alaeddin Tepesinin doğusunda, geniş bir park içinde bulunan Şems-i Tebrizi Türbe ve Mescidi birbirine bitişiktir. Türbe, klasik Selçuklu kümbetleri tipindedir. Üstü sonradan örtülen kurşun bir çatı ile kaplıdır ve kubbenin altında büyük bir sanduka mevcut olup burada Şems-i Tebrizi’nin naaşının olduğu kabul edilmektedir. 

Kubbenin altında bulunan sandukanın altında önceleri kuyu olduğu düşünülse de, bugün kuyu yerine Şems-i Tebrizi’nin naaşının olduğu düşünülmektedir. 

Konya Tahir ile Zühre Mescidi ve Türbesi

TAHİR İLE ZÜHRE TÜRBE VE MESCİDİ

Yapının inşa kitabesi olmadığı için banisi, yapım tarihi ve mimarına ilişkin kesin bilgiler yoktur. Ancak alanın uzmanlarınca Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 13 yüzyılın ikinci yarısında yaptırıldığı kabul edilir. Bu nedenle Sahip Ata Mescidi diye de anılan yapı, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1982 yılında kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. 

Ayrıca Arzu ile Kamber ve Dön Baba Mescidi olarak da bilinir. Yapı, Konya kalesinin kapılarından çeşme kapısının önünde, bugün Zafer Meydanı çevresinde bulunan Beyhekim Mahallesindedir.

 

Mimari özellikleri:

Yapı: mescit, türbe ve medhal olmak üzere 3 bölümden meydana gelir. Mescit ve türbe kubbe ile, dikdörtgen planlı medhal kısmı ise basık tonoz ile örtülüdür. Mescit bölümünde büyük oranda tahrip olmuş çini mozaik bordürlerle çevrili sivri kemerli bir kapı ile medhal kısmına girilir. 

En önemli unsur-Kubbe merkezindeki çini madalyon

Kubbenin merkezindeki dairesel çinili bir madalyon vardır. Madalyonun dışta patlıcan moru dairesel bir bordür sınırlamaktadır. Madalyonun ortasında ise beyaz zemin üzerine turkuaz renkli çini mozaik parçalarla oluşturulmuş kufi hatlı bir yazı vardır. Merkezde bir beşgen oluşturacak şekilde düzenlenen bu yazı kompozisyonunda “Allah ve dört halifenin” isimleri yer almaktadır. 

Konya Tahir ile Zühre Mescidi ve Türbesi
Türbe:

İçinde iki sandukası bulunan mekanın kriptası yoktur. Sandukaların geç tarihte buraya konulduğu ileri sürülür. Bu mekanın asıl haliyle türbe fonksiyonuna sahip olduğunu gösteren herhangi bir delil yoktur. İki sandukanın Tahir ile Zühre’ye ait olduğuna inanılmaktadır. Günümüzde biri Konya’da, diğeri Malazgirt’e bağlı Banu köyünde bulunan iki mezar, bu aşıkların türbesi olduğu inancıyla ziyaret edilmektedir. 

 

 

Konya Akşehir

Konya Akşehir Nasreddin Hoca


Nasrettin Hoca ve yurdumuzun kurtuluşuna vesile olan Büyük Taarruzun planlandığı ve başlatıldığı karargah evinin burada olmasıyla öne çıkan bir yer.

Konya Akşehir

ULAŞIM

Akşehir, Konya-Afyon kara yolu üzerindedir. Akşehir-Konya arası uzaklık: 135 km. ve Akşehir-Afyon arası uzaklık: 90 km. dir. Akşehir-Ankara arası uzaklık: 260 km., Akşehir-İstanbul arası uzaklık: 523 km. Akşehir-İzmir arası uzaklık: 430 km. Akşehir-Antalya arası uzaklık: 400 km. dir.

Yalnız: Akşehir’den Yalvaç-Gelendost-Eğirdir yolu üzerinden, herhangi bir yere ulaşımı düşünmenizi önermiyorum, kullandığımda, özellikle yağmurlu bir günde, çok zor bir yol.

Konya Akşehir

TARİHİ

Akşehir, tarih boyunca sürekli olarak önemli bir yerleşim, ticaret, kültür merkezi olmuştur. Hititler zamanında, Akşehir’in ismi: “Thymbrio” olarak geçer. Ünlü: “Krallar Yolu” Akşehir’den geçer. Şehir: Helenistik dönemde: “Prrygi tiranı Philomelos “ tarafından kurulur. İlk yerleşim yeri: bugünkü kentin kuzeybatısında, Sultan dağının kuzey yamaçlarındadır. Kent, Roma döneminde: “Philomelium (bal sevenler) adını alır.

Kent: Müslüman Araplar tarafından birçok kez yağmalanır. Onlar tarafından; kente: “Belde-i Beyza (beyaz şehir) denilir. Malazgirt Savaşından sonra başlayan Anadolu’nun Türkleşmesi sonucu, Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından alınan kentin, bundan sonra adı ve kaderi değişir. Buraya gelmiş hükümdarlardan birinin, çiçek açmış ağaçlardan esinlenerek “Akşehir” dediği rivayet edilmektedir.

Akşehir’in günümüzde sahip olduğu eserlerin çoğu, Selçuklular döneminde yapılmıştır. Bu dönemde, kent zenginleşir ve gelişir.

Şehir: 1381 yılında, Murat Hüdavendigar’a satılır. Yıldırım Beyazıt, 1402 yılında Timur’a yenilince, Ferruhşah Mescidinin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Timur’un zulmünden bunulan halk, Nasreddin Hoca’yı dirilterek, doymak bilmeyen fillerden kurtulmanın çaresini arar. Şehir: 1467 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilir ve Cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı dönemi başlar.

Sevr antlaşmasından sonra, İtalyanlar tarafından işgal edilir. Ancak, işgal uzun sürmez. Çınaraltı Mescidi avlusundaki çınarın üstünde yuvalanan leyleğe ateş eden İtalyanların silah seslerini duyan halk sokağa fırlar. Bunun bir ayaklanma olduğunu sanan işgal kuvvetleri, kaçarak şehri terk ederler. Büyük Önder Atatürk kumandasındaki ordu, Kurtuluş Savaşını, halkla birlikte büyük sıkıntılar içinde sürdürürken, Sakarya Meydan Muharebelerinde sonra, Garp Cephesi Karargahı, 1921 yılında, Akşehir’e nakledilir.

9 ay 10 gün süren taarruz hazırlıkları, burada yapılır. Akşehir ve köylerine birlikler yerleştirilir. Yani: Akşehir, bir anlamda sinesinde, Büyük Taarruzu, doğuma hazırlar. Tarihi süreci belki hatırlayanlarınız olabilir. Atatürk, Akşehir’de bir futbol turnuvasını bahane ederek, düşmanı yanıltır ve tüm ordu komutanlarını, 1922 yılında, Akşehir de toplar.

Son hazırlıklar gözden geçirilir ve kısa süre sonra, Büyük Taarruz başlatılır. Gerçekten: Akşehir, kurtuluş mücadelesindeki bu rolü ile öne çıkmaya ve her türlü övgüyü almaya layık, ülkemizin cennet bir köşesi.

Konya Akşehir

 

Her yıl 24 Ağustos günü, Akşehir’in onur günü olarak kutlanıyor. Çünkü: Akşehir bu onura, fazlasıyla layık.

Konya Akşehir

GENEL

KONUMU

Şehir merkezinin yakın çevresi yerleşim alanı olarak gelişirken, dış kısımları tarımsal karakterli olup, sulu ve kuru tarım yapılmaktadır. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup, tarih ürünleri, pancar, hububat, baklagiller, sanayi bitkileri ve hayvan yemleri de önemli yer tutmaktadır.

İKLİM

Akşehir ve çevresi, İç Anadolu bölgesinin en çok yağış alan bölgelerinden biridir. Bir günde, dört mevsimi yaşamak mümkün olmaktadır.

AKŞEHİR KİRAZI

Dünyada “Napolyon Kirazı” adıyla bilinen ve Akşehir-Eber Gölleri arasında oluşan mikro klima etkisiyle aromasını kazanan kiraz, çok meşhur. Bu kiraz: 2004 yılında, Akşehir Kirazı adıyla tescil ettirilmiş.

Gerçekten: Akşehir Gölü çevresindeki yollarda ilerlerseniz, bu kiraz bahçelerini görmeniz mümkün. Muhteşem büyüklükte ve güzel tadı olan bir kiraz. Mutlaka küçük bir mola verip, sahiplerinin izini ile bu kirazı bir şekilde denemelisiniz. Karahüyük Kasabası yolunda.

DÜNYANIN ORTASI

2007 yılında, Nasreddin Hoca Derneği: Türk Patent Enstitüsünden Markaların Korunması Hakkında 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre, “Dünyanın Ortası Akşehir” şeklindeki tescil belgesini almış. Şaşırdınız.

Ama, tek bir gerçek var. Nasreddin Hoca türbesinin bulunduğu alanda, türbenin hemen yanı başında yerde bir bir metal daire var. Bunun üzerinde, burası dünyanın merkezidir yazılı.

Hani, derler ya, ispat et. Bunu söylediğinizde, size verilen yanıt şu. ”Sen aksini ispat et, hadi buranın dünyanın merkezi olmadığını sen ispat et.” Ne denir? Nasreddin Hoca felsefesi, inanmaktan başka çaremiz yok. Hocanın, şimdiki nesilleri, bunu tescillemiş.

NASREDDİN HOCA FESTİVALİ

Her yıl: Temmuz ayının 5-10 günleri arasında, festival düzenleniyor. Etkinliklere, dünyada, farklı alanlarda çalışmaları olan sanatçılar, yazarlar, bilim adamları ve basın mensupları katılıyorlar.

4 Temmuz günü, Nasreddin Hocanın türbeden şenliğe davet edilmesiyle şenlik başlıyor, ardından Akşehir Gölüne maya çalmaya gidiliyor ve 10 Temmuz akşamına kadar, kutlamalar sürüyor.

Konya Akşehir

Her yıl, ülkemizin sevdiği, mizahi karakteri bulunan bir sanatçı, temsili Nasreddin Hoca olma şerefine sahip oluyor.

NASRETTİN HOCA KAHKAHA YILI

UNESCO, 1996 yılını, Dünya Nasreddin Hoca Kahkaha Yılı olarak kabul etmiştir. Bu nedenle, Türkiye’de ve Türkiye dışında, birçok etkinlikle, Nasreddin Hoca anılmıştır.

NE YENİR

Akşehir’de, tıpkı Konya’da olduğu gibi: fırın kebabı ve etli ekmek yemenizi önereceğim. Bu fırın kebabını en iyi yiyebileceğiniz yer, Arasta’da bulunan Lale Kebap.

NASRETTİN HOCA

Nasrettin Hoca; 1208 yılında, Sivrihisar’ın Horto köyünde doğar. Öğrenimini sürdürmek için Konya’ya gelir. Sonra Akşehir’e yerleşir ve burada müderris olur. 1284 yılında, Akşehir’de vefat eder.

Türk halk bilgesidir. Halk dilinde: duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur. Medresede ders okutur, kadılık görevinde bulunur. Bu görevlerinden dolayı: kendisine “Nasuriddin Hace” adı verilir.

Sonradan bu ad: “Nasreddin Hoca” biçimini alır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler: halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilere karışmış ve yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır.

Nasrettin Hoca: yüzyıllardan bu yana, tüm Türk dünyasının güldüren ve düşündüren hikaye ve fıkralarıyla bilinir. Tüm hayatını: insanlara doğru yolu göstermeye ve insanların zaaflarını nükteli bir dille vurgulayarak onları kötülüklerden korumaya harcamıştır.

Onun hikayeleri: hikmet ve ibret dolu olup, zamanla atasözü haline gelmiştir. Her biri keskin bir zeka ve doğru işleyen aklın ürünüdür.

GEZİLECER YERLER

Konya Akşehir Batı Cephesi Karargah Müzesi

 

BATI CEPHESİ KARARGAH MÜZESİ

Sakarya Meydan Savaşının zaferle sonuçlanmasından sonra, düşmanın Afyon-Eskişehir hattının doğusunda mevzilenmesi üzerine, Batı Cephesi Karargahı, Akşehir’e taşınır.

24 Ağustos 1922 gününden, Büyük Taarruz için cepheye hareket edinceye kadar, bu binada çalışılır. Yani: 9 aylık bir süre, Büyük Taarruz hazırlıkları burada sürdürülür. Bu arada: Atatürk, birçok kez gelerek çalışmaları denetler ve hazırlıkları yönlendirir.

Bina: 1904-1905 yıllarında, Belediye Başkanı Bostan Bey zamanında, Belediye Binası olarak inşa edilir. 1965 yılında, Belediyenin başka bir binaya taşınması üzerine, Müze olması kaydıyla Bakanlığa bağışlanır. Büyük bir onarım sonrasında, 5 Temmuz 1966 günü “Atatürk ve Etnografya Müzesi” olarak ziyarete açılır. 1981 yılında yapılan onarım ve düzenleme sonrasında, esas işlevi nedeniyle, bugünkü adını alır.

2 katlı olan bina, taş temelli, tuğladan yapılmıştır. Binanın zemin katında: doğu ve güney kısmında, Büyük Taarruz hazırlıklarını ve Büyük Taarruzu canlandıran, birer pano bulunmaktadır. Bu katta, idari bölüm bulunuyor.

Üst katta: karargah zamanından günümüze kadar orijinal malzemesiyle kalabilen, güney köşedeki büyük oda, Atatürk’ün çalışma ve Büyük Taarruz karanının alındığı odadır. Bu odanın her iki yanında yer alan odalar ise, Karargah Komutanı İsmet İnönü ile Kurmay Başkanı Asım Gündüz’ün çalışma odalarıdır.

İsmet Paşa’nın bal mumu heykeli, çalışma masasına oturtulmuştur. Kuzey köşede bulunan odanın içindeki vitrinlerde, Büyük Önder’e hediye edilen ve kendisi tarafından kullanılan eşyalar ve silahlar sergileniyor.

Diğer dört oda, Karargahta çalışan subayların biyografileri, Nutuk’tan alıntılar, levhalar, fotoğraflar, haritalar, belge ve silahlar sergileniyor.

Burayı mutlaka gezin. Tam merkezde. Burada: ülkenin kurtuluşu için verilen mücadelenin planlandığı bir yer, o büyük kararların alındığı mekanlar olarak düşünün ve burayı mutlaka gezin. Özellikle: balmumu heykeller, ortama canlı bir görüntü sağlamış.

Konya Akşehir Arkeoloji Müzesi (Taş Medrese)

ARKEOLOJİ MÜZESİ (TAŞ MEDRESE)

İlçenin tek medresesidir.
Yapılan restorasyon ve düzenlemelerden sonra, 1965 yılında, müze hizmete açılır. Müzenin bulunduğu Taş Medrese: mescit, türbe, imaret ve çeşmeden oluşan bir külliye şeklindedir.

Medrese: Anadolu Selçuklu Sultanlarından Keykubat II. Zamanında, 1250 yılında yaptırılmıştır. Külliyeden günümüze, yalnızca mescit ve türbe ile medrese gelebilmiştir.

Medrese: plan olarak, açık avlulu ve dört eyvanlıdır. Taç kapısı ile baş eyvan: güney-kuzey yönünde, iki eyvanı ise dikey olarak yapılmış ve değişik tarihlerde onarım görmüş. Taç kapının sağ yanında, 5 oda göreceksiniz. Türbe ise, giriş kapısının solunda bulunuyor. Çini-mozaik süsleme kuşağı var. Kubbesinin ortasında da çiniler bulunuyor.

Konya Akşehir Arkeoloji Müzesi (Taş Medrese)

 

Evet, müzede neler var? Neolitik dönemden, 19’ncu yüzyılın sonuna kadar, insan yaşamına ait eserler bulunuyor. Bu eserler arasında: en zengin koleksiyon: Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait mezar taşlarıdır. Selçuklu dönemi, figürlü mezar taşları, müzede önemli bir yer tutuyor.

Bu eserler: Akşehir ve çevresinden toparlanmış. Türkiye’de sayıları çok az olan: renkli mezar taşlarına özellikle dikkatinizi çekerim. Bu renkli mezar taşlarında, Türkiye’de yalnızca 3-4 tane bulunuyor.

Konya Akşehir Arasta

ARASTA

Kentin merkezinde, esnaf ve sanatkarların yıllardır, birlikte icra-i sanat ettikleri bir alışveriş merkezi. Modern iş hanlarına inat, yaşamaya devam ediyorlar. Kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin son temsilcileri burada. Mutlaka gidip görün.

Konya Akşehir Gülmece Parkı

GÜLMECE PARKI

Konya Akşehir Gülmece Parkı

Nasreddin Hoca Türbesinin yanındaki park. Havuz, çocuk bahçesi ve kafeterya var.

Parkın orta yerinde: kocaman bir de kazan var. 4 metre yüksekliğinde ve 6 metre çapında bakır bir kazan. Bu kazan: Ankara’da bakırcı ustalarına yaptırılmış. Ankara’dan Akşehir’e gelişi: medyatik olay olmuş. Bu dev kazan: önce, kendine Guiness rekorlar kitabında yer aramış. Sonra da gidip, Akşehir’in en merkezi meydanına konmuş.

Konya Akşehir Gülmece Parkı

 

Evet: gelelim parka. Parkta: heykeller göreceksiniz. Bu heykeller: heykeltıraş Cemil Güntepe’nin elinden çıkma. Bu heykellerde: Nasrettin hocanın fıkraları anlatılıyor. Ayrıca: Türk gülmece sanatına etkisi olan sanatçıların büstleri var. Bu nedenle: sanırım parka, Gülmece Parkı ismi verilmiş.

Konya Akşehir Nasreddin Hoca Mezarlığı ve Türbesi

NASREDDİN HOCA MEZARLIĞI VE TÜRBESİ

Nasreddin Hoca: 1284 yılında, 76 yaşında iken öldü. Akşehir’in en eski Selçuklu mezarlığına gömüldü. Daha sonra mezarın üzerine, 6 sütuna oturan, kubbeli bir türbe yapıldı.

Hoca’nın türbesi: İbrahim Hakkı Konyalının söylediğine göre: 1476 yılına kadar harap durumda iken, 1878 yılında, Akşehir ileri gelenleri tarafından onarılır. Şimdiki türbenin ise: II. Abdülhamit zamanında, 1905 yılında, Konya Valisi olan Faik Bey ile Akşehir Kaymakamı Mustafa Şükrü Bey tarafından onarımı yaptırılır. Üstüne: 4 satırlık, Türkçe bir kitabe konularak, bugünkü haline getirilir.

Evet, türbe, Nasreddin Hoca Mahallesinde, 80 dönümlük şehir mezarlığının ortasındadır. Mezar taşında: hocanın ölüm tarihi olarak: 1284 yazılıdır. Eski sütunlar üzerinde, Yıldırım Beyazıt’ın komutanlarından Mehmet’in, 1393 yılında, türbeyi ziyaret ettiğine dair bilgiler bulunmaktadır. Türbenin, mimari olarak çok fazla bir değeri yoktur. Ancak, hocanın nüktedanlığını temsil etmesi açısından önemlidir.

Konya Akşehir Nasreddin Hoca Mezarlığı ve Türbesi

 

Giriş kapısı: özel olarak düzenlenmiştir. Bakımlı, özenle şekillendirilmiş bir yol, sizi türbeye götürür. Türbenin bilinen ilk yapısı: 6 sütun üzerine oturtulmuş bir kubbeden oluşur. Bu sütunların ikisi arasında, bir kapı var. Bu kapı üzerinde ise: kocaman bir kilit asılı duruyor.

Düşünebiliyor musunuz? Her tarafı açık bir türbede, kocaman bir kilit asılmış.

Konya Akşehir Nasreddin Hoca Mezarlığı ve Türbesi

 

Diğer yanları tamamen açık olan bu türbe yapısı: 1905 yılında dışına yaptırılan, ikinci bir yapı ile koruma altına alınmış. Mezar, iç bölümün ortasındadır.

Bugün, dışarıdan baktığınızda, 12 sütun üzerine oturtulmuş, sivri külahlı yapı, işte bu tarihten kalan yapıdır. Külah: metal levhalarla kaplıdır. Türbede: bir mezar taşı daha göreceksiniz.

Mehmet Çelebinin kızı Habibe’nin mezar taşı. (Niye, burada, herhangi bir bilgiye ulaşamadım?) Türbenin restorasyonu, en son olarak, Padişah II. Abdülhamit zamanında yaptırılmış. Bu onarımda: daha önce ahşap yapılmış olan türbeye, mermer sütunlar ve mermer sanduka yapılmıştır.

Mermer sandukanın baş tarafındaki kitabede, Hoca’nın ölüm tarihi olan 638 Hicri yılı, tuhaflık olsun diye ters yazılmıştır. Hocanın iki kızından: Fatma Hatun ve Dürrrü Melek’in mezar taşları, son yıllarda bulunmuş ve Akşehir Müzesine kaldırılmış.

Malum: Hoca’nın memleketi konusunda: Sivrihisar ve Akşehir arasında bir rekabet söz konusu. Bu tür buluntular, bu rekabetin yönünü belirleme açısından önem kazanıyor.

Konya Akşehir Nasreddin Hoca Mezarlığı ve Türbesi

 

Türbenin hemen kıyısında: yerde, bir metal daire şeklinde plaket var. Bunun üzerinde: bulunduğunuz yerin, dünyanın merkezi olduğu yazılı. Yukarıda anlattığım gibi, bunun doğruluğunu ispat etmek şansımız yok.

Peki, ya bunun aksini ispat etme, yani buranın dünyanın merkezi olmadığını ispat etme şansımız var mı? O da yok.

O zaman, burasını dünyanın merkezi olarak kabul edebiliriz. Sizde, o dairenin üstüne basın ve bir resim çektirin. Altına yazılacak not hazır: “İşte, ben dünyanın merkezinde iken”

Evet: türbenin bulunduğu yer, her yıl birçok turist tarafından geziliyor. Türbenin girişinde: hatıra ve hediyelik eşya satılan küçük bir de mağaza bulunuyor.

Konya Akşehir İmaret Camii

İMARET CAMİİ

Akşehir’ deki tek Osmanlı camidir. Nasreddin Hoca Türbesinin güneyindedir. 1510 yılında, II. Beyazıt devrinde, Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bir zamanlar, çevresinde: yoksullara yemek dağıtan bir aş evi bulunması nedeniyle, bu ismi almıştır.

Bu sosyal ve kültürel merkez, uzun yıllar işlevini sürdürmüşse de, günümüze Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği olan cami kalmıştır. Caminin önünde, 12 adet sütunu bulunan bir şadırvan var.

Akşehir’e uğrayanların yazıları ile, bir hatıra defteri gibi doldurulmuş. Evliya Çelebinin el yazısı ile yazılmış hatıra bulunuyor.
Bu camide, dünyanın en büyük tek parça halısı var. Fırsat bulursanız, bu halıyı mutlaka görün.

Konya Akşehir Hıdırlık

HIDIRLIK

Akşehir ilçesinin: temiz havası ve suyu ile, öne çıkan bir dinlenme yeri. Merkezden, yalnızca 4 km. uzaklıktadır. Akarsu ve çevresindeki çamlığı ile, yöre halkının dinlenme ve piknik alanı olarak kullanılan bir yer. Zamanınız varsa, gitmeyi düşünün.

Konya Akşehir Gölü

AKŞEHİR GÖLÜ

Sultan Dağları ile Emir Dağı arasındaki çöküntü alanındadır. Kapalı bir havzada bulunduğundan, dışarıya akıntısı yoktur. Buna karşın, suları çok az tuzludur. Kıyılardan göle karışan tatlı su kaynaklarının bolluğu, kıyılarda suyun tatlılaşmasını sağlar. Tuzluluk, orta kesimlerde ve kuzeydoğuda daha belirgindir.

Göl: sığdır. Derinlik: 2-4 metre arasında değişir. Gölün güneydoğusundaki yaklaşık 10 km. lik kıyı şeridi dışında kalan tüm kıyıları, seyrek fakat geniş sazlıklarla kaplıdır. Akarsu deltalarında da, söğüt toplulukları mevcuttur. Sazan ve turna gibi ticari önemi olan balıkların yanı sıra beş balık türü daha bulunmaktadır.

Gölde: sonbahar ve kış başlarında, başta yaban kazları ve yaban ördekleri olmak üzere, pelikanlar, dalgıçlar, balıkçıllar, yağmurcunlar ve martı türlerinden oluşan, 60-80 bin civarında kuş görülür. Özellikle: yaban kazları, kış mevsiminde geceyi çok kalabalık guruplar halinde, gölde geçirirler.

Konya Akşehir Gölü

 

Evet, bu göl: Nasreddin Hoca’nın maya çaldığı göl. Harita üzerinde, yüz ölçümü olarak, Türkiye’nin beşinci büyük gölü. Ama: bilinçsiz sulama ve küresel ısınmanın etkisiyle, her yıl yok olmaya bir adım daha yaklaşıyor.

Yalvaç tanıtımı.

Gelendost tanıtımı.

Eğirdir tanıtımı.

 

Konya Ereğli

Konya Ereğli


Gerçekten büyük bir yerleşim yeri, öyle büyük ki, Türkiye’deki çoğu ilden daha büyük bir ilçe. Şehir merkezi, bina dolu. Bir de, Ereğli denilince karıştırmamak gerek. Ülkemizde, üç tane Ereğli var.

Konya Ereğli

ULAŞIM

Ereğli-Konya arası uzaklık: 180 km. Ereğli-Karapınar arası uzaklık: 47 km. Ereğli-Karaman arası uzaklık: 121 km. Ereğli-Ulukışla arası uzaklık: 25 km. Bölge ve çevresi düzlük olduğu için, bu ulaşım yolları rahat yollar.

Konya Ereğli

TARİHİ

Bizans imparatoru Herakliyüs’ün adı, Yunan mitolojisinde yarı tanrılaşmış bir kahraman olan Herakles’ten gelmektedir. Herakliyüs kelimesi, zaman içinde Türkçe’nin ses yapısına uygun olarak: Ereğli şeklini almıştır.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde: Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad’ın, bir sefer dönüşü, Ereğli’den geçerken, Peygamber Pınarı denilen ( günümüzde: Akhüyük köyünde bulunmaktadır) çamurun, yaralı askerlerin yaralarına şifa olduğundan, buraya ERKİLİ (Ereğli) dediğini ve yörenin ismini buradan aldığını yazar.

Evet: Ereğli: tarih boyunca: Hitit, Asur, Kimmer, Frig, Lidya, Pers, İskender, Roma ve Bizans idaresinde kalmıştır. Anadolu Selçukluları zamanında, Türk idaresine girer. 1250-1256 yılları arasında, Karamanoğlu Beyliğine başkentlik yapar. Fatih Sultan Mehmet döneminde, Osmanlı topraklarına katılır. 20’nci yüzyılda, Bağdat demir yolunun buradan geçmesi, Ereğli’nin önemini daha da arttırır.

Konya Ereğli

GENEL

KONUMU

Ereğli: deniz seviyesinden 1054 metre yüksektedir. İlçe halkı, geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlar. İlçenin en önemli akarsuyu olan İvriz Çayı üzerinde kurulu, İvriz Barajı, Ereğli’de hem takım alanlarının sulanmasında ve hem de içme suyu olarak kullanılır.

Ereğli’de, Selçuk Üniversitesine bağlı Ereğli Meslek Yüksekokulu, 1987 yılından beri eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir.

KİRAZ

Ereğli’de, beyaz kiraz üretimi, dünya çapındadır.

İKLİM

Ereğli’de karasal iklim şartları hakimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve sert geçer.

NE YENİR

Ereğli’de Konya yöresine has, etli ekmek yemenizi önereceğim. Lokantalara girdiğinizde, sakın etli pide demeyin, kızıyorlar, etli ekmek deneniz gerekiyor.

ŞALGAM

Ereğli, şalgamın hammaddesi olan siyah havucun, dünyada en çok ve en kaliteli yetiştirildiği yerdir.

TAŞ EVLER

I. Dünya Savaşı sırasında, Almanlar tarafından yapılmış dubleks lojmanlardır.

GÖÇ

Türkiye’nin en güzel parklarına sahip ilçe, son yıllarda Adana ve civar şehirlerden, fazlasıyla göç almıştır.

GEZİLECEK YERLER

Konya Ereğli Ulu Cami

 

ULU CAMİ

Cami Kebir mahallesinde bulunuyor. Karamanoğlu İbrahim Bey’in oğlu Mehmet Bey tarafından, 1426 yılında yaptırılmıştır. Payeler üzerinde, düz toprak damla örtülü, dikdörtgen bir yapıdır. Ulu cami minaresi: hem de gözetleme kulesi olarak, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesut döneminde, 1116 yılında yaptırılmıştır. Sekiz köşeli tabanı, hafif sivri kemerle çevrilmiş olup, minarenin yüksekliği 40 metredir.

Ulu caminin kuzeydoğu köşesinde bulunan minare, kırmızıya yakın renkte, kesme taştan yapılmıştır. Kaide ile küp arasına, sülüs yazı ile Ayetel Kürsi yazılmıştır.

Şerefe altındaki geniş kuşakta ise, mavi zemin üzerine siyah renkte kufi bir yazının izleri görülür. Külahın altında, pencereyi andıran açıklıklardaki çiniler ise, yer yer dökülmüştür. Şerefe altı, 1994 yılında çökmüş ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış sa da, bu onarım minarenin orijinal görünümünü bozmuştur.

Ulu caminin ibadet mekanı, dikdörtgen planlıdır. Kuzeydoğu yönünde uzanmaktadır. İçinde 32 sütun tavanı desteklemekte olup, bu sütunlar üç dizi halindedir. Kemerlerle birbirine bağlı olan bu sütunlar, sekizi yığma, diğerleri de devşirme malzemeden meydana gelmiştir. Sütun başlıklarından bazıları, Roma ve Bizans dönemine aittirler.

Dikdörtgen planlı caminin duvarları moloz taştan örülmüştür. Üst örtüsü düz bir çatı ile kapatılmıştır. Cami çeşitli dönemlerde onarım geçirmiştir. Bunu belirten bir kitabe, giriş kısmında olup, bunlardan birine göre: Abdülcabbarzade Cemaleddin Paşa tarafından, 1819 yılında, Ereğli eşrafından Emin Bey tarafından da 1889 yılında onarılmıştır. Son olarak, 1940 yılında yapılan onarım, caminin mimari ve sanat tarihi yönünden bazı özelliklerini yitirmesine neden olmuştur.

Konya Ereğli Rüstem Paşa Kervansarayı

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Damat Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Tarihi belli olmamakla beraber, 1552 yılında, Akhüyük’te Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasından sonra, Ereğlilere bir cemile olmak üzere yaptırıldığı söylenir.

Kervansaray oldukça büyük ve değerli bir tarihi eserdir. Boyu 54 metre, eni 29 metredir. Biri ortada, diğeri de yanlarda olmak üzere, beş bölümden meydana gelmektedir.

ROMA HAMAMI KALINTILARI

Hamamın düzgün kesme taş ve arası hatılla örülü duvarı var. Ama yalnızca beşte biri ortaya çıkarılmıştır. Diğer kısım: Kervansaraya doğru ilerlemektedir. Yan tarafında su koymak için, pitosla bir mekan tespit edilmiştir.

Selçuklu döneminde mezarlık olarak kullanılmıştır. Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazı çalışmasında, bol miktarda Frig, Roma, Bizans ve Selçuklu dönemi seramiğine rastlanmıştır.

BÜYÜK GÖZTEPE TÜMÜLÜSÜ

Roma dönemine aittir. Şehir merkezi ve Hacımemiş Köyü hudutları üzerinde bulunmuştur. 1974 yılında yapılan kazı sonucunda bulunan dönemin kralına ait mezar ve buluntuları müzede sergileniyor.

Konya Ereğli Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

1968 yılında ziyarete açılan müze binası, 2005 yılında yenilenmiştir. Binada: 2 teşhir salonu bulunmaktadır. Müzede: 8367 eser sergilenmektedir. Yıllık ortalama ziyaretçi sayısı: 11 bin civarındadır. Müze: geniş bir açık teşhire sahip olmasına karşılık, bir salonda kapalı teşhir yapılmaktadır.

Müze: MÖ. 7000 yılından başlayarak, neolitik dönemden itibaren, kesintisiz tüm medeniyetlerin sentezi durumundadır. Herakleia antik kenti ve çevrede bulunan kültür varlıkları, Ereğli Müzesinde sergileniyor.

Neolotik döneme ait: Can Hasan’dan çıkan el baltaları, duvar freskleri, el değirmenleri, kazıcı aletler ve pişmiş toprak kaplar, Kalkolitik döneme ait polikrom pişmiş toprak kaplar, ağırsaklar, eski tunç çağına ait hayvan ve insan figürleri, ok uçları, damga mühürleri, el baltaları, Asur ticaret koloni çağına ait: bulleli testiler, idoller, Hitit çağına ait: pişmiş toprak meyvelikler, pişmiş toprak tuzluklar, silindir ve damga mühürler, karabeuslar, hiyeroglif ve çivi yazılı heykel kaideleri, Frig çağına ait: fibulalar, gaga ağızlı testiler, phileler, Helenistik döneme ait lekythoslar, Herakleia definesi diye adlandırılan: gümüş Athena sikkeleri, altın varaklar, Roma dönemine ait: mimari parçalar, mezar stelleri, insan ve hayvan figürleri, Bizans dönemine ait: mimari parçalar, altın kristogramlar, Selçuklu ve Karamanoğlu dönemlerine ait: sırlı kaseler, alçı süslemeler, Osmanlı dönemine ait: çavdar sapından yapılmış çeyiz sandığı, el yazması altın tespihli Kur-an ı Kerimler, silahlar, el dokuması halı ve kilimler sergileniyor.

Ayrıca, geç Hitit dönemine ait: İvriz Kaya Anıtı, Göztepe Tümülüs’ünde bulunan Helenistik döneme ait altın kaplamalı ahşap lahit parçaları ve altın Efes sikkesi, Müzede sergilenen: dünyanın en nadide eserlerindendir.

Konya Ereğli İvriz Kaya Anıtı

İVRİZ KAYA ANITI

Bu anıt ile ilgili ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede, ayrı bir sayfada bulabilirsiniz.

İvriz kaya anıtı hakkındaki ayrıntılı yazıma ulaşmak için. 

İSMİL KAPLICA VE TERMAL TESİSLERİ

Ereğli-Karapınar kara yolu üzerinde, 50’nci km. de, İsmil Kasabasının yanındadır. Tesis, dizaynı ile: tatil ve dinlenme merkezi durumundadır. Ayrıca: sağlık istasyonlarındaki kaplıca kür merkezlerinde: açık ve kapalı termal havuzlar ile, şifa dağıtmaktadır.

Belirli noktalarında, kuş barınakları oluşturulmuştur. Tesislerde: termal basınçlı sular, çamur terapi masajı, su oyunlarının yapılabileceği termal havuzlar, yürüyüş parkurları, güneşlenme, eğlence mekanları, marketi, otoparkı, botanik bahçesi, teniz ve golf sahaları, seracılık ve tıbbı bitki üretim merkezlerini içeriyor.

Konya Ereğli

SONUÇ

Konya Ereğli, gerçekten ülkemizdeki çoğu şehirden daha büyük ve gelişmiş potansiyeliyle dikkati çeken bir yerleşim birimi. Buraya gittiğimde, en çok dikkatimi çeken güller idi. Tüm şehir parkları, evlerin bahçeleri, hepsinde güller vardı. Bir de, İvriz kaya anıtı.

Özellikle, İvriz Kaya anıtını mutlaka görün, anıtın çevresindeki restoranlarda mutlaka balık yemelisiniz. Başka derseniz, hayır, hepsi bu kadar. Ereğli ve Ereğlililer, kendilerini Konya ve Konyalılardan soyutlamışlar. İvriz kaya anıtı dışında turistik anlamı olan bir yer değil. Ama, İvriz kaya anıtını mutlaka görmelisiniz.

Karapınar tanıtımı.

Karaman tanıtımı.

Ulukışla tanıtımı.