Datça Knidos

Datça Knidos
 

Datça Knidos, Datça merkeze 33 km uzaklıkta, yarımadanın en uç noktasında Tekir Burnundadır.

Tekir Burnu: Akdeniz ile Ege denizinin birleştiği bir yerdir. Buraya: Palamütbükü yöresinden, kara veya deniz yolu ile gidebilirsiniz.

Ancak karayolu ile giderken oldukça fazla dikkatli olmanız gerekiyor, çünkü karayolu biraz tehlikeli, genelde tek şerit ve bir taraf uçurum, uçurum kenarında bariyer yok. Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Datça Knidos antik kentinin, Datça merkeze uzaklığı ise yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuk gerektirir.

Datça Knidos
 

Şehrin Tarihi Geçmişi

Şehrin ilk kuruluşu

Antik dönemde Karia bölgesi sınırları içinde kalan yarımadadaki en eski yerleşim “Knidos” şehridir. Knidos şehri, Pelopohneus’tan gelen Dor’lar tarafından kurulmuştur.

Bunlar, MÖ 1000 yıllarında, Trakya’dan güneye inerek Yunanistan üzerinden buraya gelirler ve MÖ 4’nci yüzyılda günümüzdeki Datça ilçe merkezinin 2 km kuzeydoğusundaki Dalacak burnundaki “Burgaz” denen yerde “Knidos” şehrini kurarlar.

Şehrin bugünkü yerine taşınması ve yeniden kurulması

MÖ 4’ncü yüzyılda şehir; o dönemde çok gelişen deniz ticareti için yarımadanın uç noktasına yani mevcut şehirden 35 km öteye bugünkü kalıntıların bulunduğu “Tekir Burnuna” taşınır.

Şehir, ilk olarak: kıyı ile kıyıya yakın ada (Kap Krio adası) üzerinde kurulmuştur.

Daha sonra ada ile kıyı arasındaki deniz doldurulmuştur. Daha doğrusu yüzyılların getirdiği çamur ve kum nedeniyle ada ve yarımada birleşmiştir. Ana kara ve Kap Krio’nun birleşmesiyle, kıstağın doğusunda ve batısında iki koy ortaya çıkar. Ağız kısımlarında düzenleme yapılarak koylar koruma altına alınmış ve birer liman oluşturulmuştur.

Çünkü: o dönemdeki gemiler için Knidos, gerek erzak temin etmek ve gerekse dinlenmek için önemli bir merkez olur. Bölgeden geçen gemiler Knidos şehrine uğramadan buradan geçmezlerdi.

Ayrıca, şehirde bulunan iki liman, kötü havalarda gemiler tarafından sert hava koşullarından ve denizden korunmak için tercih ediliyordu.

 

KNİDOS ŞEHRİNİN MİMARİ DÜZENİ-IZGARA PLANI

Tarih ve coğrafyacı Strabon’a göre: şehirde önce surlar yapılmış, daha sonra sokaklar ve evler, ızgara planına göre ve teraslama yapılarak kurulmuştur.

Şehir yatay ve dikey caddelerden oluşmaktadır. Bu caddelerin bir kısmı merdivenlidir.

Doğu-batı yönünde 4 geniş cadde birbirine paralel uzanır. Bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Doğu-Batı yönündeki bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Çünkü bu caddeler üzerinde: stoa, meclis binası, oldukça güzel tapınaklar, şehrin önemli kişilerin konutları bulunmaktadır.

Kuzey-güney yönünde ise bir cadde bulunur.

Bu caddeler ve aralarındaki sokaklar: araziye uygun olarak birbirlerini dik açılı olarak keserler.

Ancak bu planlama ile Knidos şehrinde sıra dışı bir uygulama yapılarak, Liman merkezli bir yerleşim düzeni kurulmuştur. Çünkü: şehir etrafını saran adalar gurubunun bir üyesi gibi denize bağımlı bir kenttir.

Datça Knidos
 

KNİDOS’LU ÜNLÜ KİŞİLER

Eudoksos

MÖ 409-355 yılları arasında yaşamış olan ünlü: astronom, filozof ve matematikçidir. Fizik alanında da çalışmalar yapmıştır. Mısır’a giderek astronomik gözlemler yapmıştır. 

Aynı zamanda “yasa koyucu” olarak da tanınır. Knidos için bir yasa kodeksi hazırlamıştır. Knidos şehri için hazırladığı yasa “Demokrasiye” geçişte etkin bir rol oynamıştır. Aristoteles’in “Politika” sında, Knidos Demokrasisi ve Senatosu hakkında önemli bilgiler aktarılmaktadır.

Eudoksos: gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulmuştur. Çünkü o dönemde en önemli gözlemevi, Knidos şehrinde bulunmaktaydı. Zaten yarımadanın nemsiz oluşu ve gökyüzünün parlaklığa sayesinde, yıldızlar çok güzel gözlemlenmektedir. MÖ 355 yılında ölmüştür.

Sostratos

Mısır’daki ünlü ve Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen İskenderiye Fenerinin mimarı olduğu ileri sürülür. 

 

Polygnotos

Ünlü ressam: MÖ 450 yılında oldukça güzel duvar resimleri yapmıştır. Kendisi sadece bir ressam değil aynı zamanda görsel hikaye anlatıcılığını dönüştüren bir dehadır. 

Sanat üslubu ve yeniliklere gelince: Yunan vazo ve duvar resimlerinde figürleri tek bir yer çizgisi üzerine dizmek yerine, onları farklı yüksekliklere yerleştirerek, manzara içinde derinlik algısı yaratmıştır. Bu, batı sanatında perspektife giden yolun ilk adımlarından biri sayılır. 

Savaş sahnelerini aksiyonun en tepesinde değil, genellikle savaştan hemen sonraki hüzünlü ve durgun anlarda betimlemeyi tercih etmiştir. Figürlerin dişlerini gösteren, ağızlarını hafifçe açık çizen ve geleneksel sert yüz hatlarını yumuşatan ilk kişidir. 

Knidoslular tarafından Delfi’de yaptırılan Knidoslular Salonu binasının duvarlarını iki devasa tabloyla süslemiştir. Birinde: Truva savaşının bitişini ve kendin düşününü konu alır. Diğerinde ölüler diyarını ve oradaki mitolojik karakterleri tasvir eder. 

Plinus

MS 23 ile 79 yılları arasında yaşamıştır. 

İnsanlık tarihinin ilk ansiklopedisini yazan kişidir. Romalı yazar Plinius yazdığı devasa eseri Naturalis Historia (Doğa Tarihi) içinde Knidos antik kentine ve oradaki sanat eserlerine çok geniş yer ayırmıştır. 37 ciltten oluşan Doğa Tarihi ansiklopedisi, antik çağın bilim, coğrafya, botanik ve sanat tarihi konusundaki en önemli kaynağıdır. 

Ünlü Knidos Afroditi heykeli hakkında bilinen pek çok teknik detayı bize ulaştıran kişidir. Praxiteles’in yaptığı bu heykelin dünyanın en güzel heykeli olduğunu ve insanların sadece onu görmek için Knidos’a yelken açtığını yazar. 

Ölümü de ilginçtir. Vezüv yanardağının patlaması sırasında (Pempei felaketi) hem merakından hem de insanları kurtarmaya çalışırken zehirli gazlardan boğularak ölmüştür. 

 

Euryhon

Knidoslu Euryphon: ünlü bir doktor olarak tarihte yerini almıştır. MÖ 5 yüzyılda yaşamış, tıp tarihinin şekillendirilmesinde Hipokrat ile birlikte en kritik rollerden birini oynamış bir hekimdir. 

Knidos (bugünkü Datça Yarımadası) tıp okulunun en parlak döneminin temsilcisidir. 

 

KNİDOS TIP OKULU

Euryphon, o dönemde Kos (İstanköy) tıp okuluyla rekabet halinde olan Knidos Tıp Okulunun en önemli ismidir. Bu iki okul arasındaki temel fark, Euryphon’un yaklaşımını anlamak için çok önemlidir. 

Knidos Yaklaşımı: Hastalığın kendisine odaklanır. Vücudun hangi organının hasta olduğunu belirlemeye çalışır ve hastaları çok detaylı alt sınıflara ayırırdı. (Örneğin: yedi farklı türde safra hastalığı veya 12 farklı mesane hastalığı tanımlamıştır.)

Kos Yaklaşımı: Hastanın bütününe odaklanır, genel vücut dengesini ve prognozu (hastalığın gidişatını) öncelerdi. 

Euryphon: insan fizyolojisi üzerine özgün teoriler geliştirmiştir. 

Hastalıkların temel nedeninin “yetersiz sindirim” olduğuna inanırdı. Ona göre sindirilmeyen besin artıkları vücutta yükselerek kafaya ulaşır ve hastalıklara yol açardı. Bu yüzden tedavi yöntemi olarak genellikle diyet ve tahliye (kusma veya müshil) yöntemlerini kullanırdı.

Kan damarları ile sinirler arasındaki farkı, ilk fark edenlerden biri olduğu söylenir. Ayrıca, insan vücudundaki damar yapısını haritalandırmaya çalışmıştır. 

Kadın hastalıkları ve  doğum üzerine ciddi çalışmalar yapmış, bu alandaki gözlemleri daha sonra Hipokrat külliyatına dahil edilmiştir. 

Evet, Euryphon, Hipokrat’dan yaşça daha büyüktür ve onunla çağdaştır. Bazı antik kaynaklar, ikisinin zaman zaman tıbbi vakalar üzerinde tartıştığını belirtir. Hatta Hipokrat külliyatındaki bazı metinlerin, aslında Euryphon tarafından yazıldığını veya onun Knidos okulundaki öğrencilerinin notları olduğu düşünülmektedir. 

Evet, Knidos Tıp Okulunun yetiştirdiği ünlü hekimler şunlardır. 

Yukarıda sözünü ettiğim Euryphon, Pers sarayında kralların özel hekimliğini yapacak kadar yüksek bir tıbbi itibara sahip Ktesias ve Diyet ve önleyici tıp konularında uzmanlaşmış, ilaç kullanımından ziyade yaşam tarzı değişikliklerine önem vermiş Chrysippos tur.

 

Datça Knidos
 

KNİDOS BÖLGESİNDE GEZİLECEK YERLER

NEKROPOL-MEZARLIK ALANI

Knidos Nekropolü, antik dünyanın en geniş ve en iyi korunmuş ölü yerleşimlerinden biri olarak kabul edilir. 

Kentin girişinde sizi karşılayan bu devasa alan, sadece bir mezarlık değil, Knidos’un sosyal yapısı, zenginliği ve sanatı hakkında ipuçları veren bir açık hava müzesi gibidir. 

Nekropol alanı, Knidos kentine giden karayolu boyunca yaklaşık 7 km boyunca uzanır. Kentin surlarının hemen  dışında başlar ve anakara içlerine doğru geniş bir alana yayılır.

 

ASLANLI MEZAR

Knidos Nekropolü denince akla gelen en önemli eserlerden biri, kentin yaklaşık 3 km doğusunda, denize hakim bir noktada bulunan “Aslanlı Mezar” dır. 

MÖ 4 yüzyıla tarihlenen bu devasa anıtın tepesinde oturan büyük bir aslan heykeli bulunuyordu. En alt kısmında devasa taş bloklardan oluşan kare planlı bir podyum bulunur. Bu podyumun üzerinde, çevresinde sütunlarla çevrelenmiş bir gövde yükselir. Yapının üstü, basamaklı bir piramit şeklinde daralarak yükseliyordu. Piramidin en tepesinde, bugün Londra British Museum’da bulunan meşhur Knidos aslanı oturuyordu. 

Kim için yapılmıştır.

Knidoslu Amiral Konon’un MÖ 394 yılında Spartalıları yendiği “Knidos Deniz Savaşı” anısına dikilmiş bir zafer anıtı olduğu düşünülür. Şehrin çok zengin ve güçlü bir yöneticisi veya kahramanlaştırılmış bir askeri için yapılmış bir aile mezarı (Heroon) olma ihtimali de yüksektir. 

Bugün:

Bugün Knidos antik kentini ziyaret ettiğinizde, heykelin orijinali yerinde sadece anıtın devasa temel bloklarını ve etrafa dağılmış mimari parçaları görebilirsiniz. Ancak anıtın büyüklüğünü anlamak için bu kalıntılar bile oldukça etkileyicidir. Ancak bu mezarın bulunduğu yer oldukça zorlu bir tırmanış gerektirir, gitmek isteyenler için duyurulur.

Knidos Aslanı (Londra Brıtish Museum)
KNİDOS ASLANI:

Knidos aslanı, bugün Londra Brıtish Museum’un ana giriş kapısının açıldığı büyük avlunun hemen başında, müzenin Kraliçe II Elizabeth Büyük Mahkemesi adlı kısmında, bir kaide üzerinde sergilenmektedir. Müzeye gelen ziyaretçileri adeta karşılar pozisyondadır. 

Knidos Aslanı, Knidos’un nekropol alanında, 1858 yılında Brıtish Museum adına kazılar yapan konsolos yardımcısı Charles Thomas Newton tarafından bulunmuştur. Newton’un İngiliz kraliyeti tarafından emrine verilen bir harp gemisi ve 7 mürettebat ile Knidos’a geldiği bilinmektedir.

Knidos Aslanı heykelinin, hangi döneme dayandığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, MÖ 2 yüzyılda yapıldığı düşünülür. 

Uzanan bir aslan biçimindeki heykelin mermeri, daha önce Parthenon’un inşasında da kullanılan Penteli Dağından çıkarılmıştır. Aslanın vücudunun büyük kısmı bulunmuştur, sadece alt çene ve ön bacaklar eksiktir. Gözleri muhtemelen bir zamanlar camla kaplanmıştı. 

Anatomik açıdan son derece başarılı bir işçilik sergileyen heykelde, yele hareket halinde değil, kümülatif biçimde taranmış gibi tertipli ve yoğun biçimde işlenmiştir. 

Baş kısmındaki yoğun yele, kürek kemiği hizasında doğru azalarak ters üçgen formunda sonlanmaktadır. 

Ayrıca Atlas kemiği çevresindeki deri ve kaburga kemiklerinin hafif çıkıntısı gibi ince anatomik detaylara büyük özen gösterilmiştir. 

Heykel tasarlanırken altı oyularak ağırlığının azaltılması düşünülmüştür. 

Heykel gerçek bir aslandan daha büyüktür. 6 ton ağırlığında, 2.89 m uzunluğunda ve 1.82 m yüksekliğindedir. 

Oldukça görkemli olan aslan, sadece boyut ve ağırlığıyla değil, yüksek sanat değeriyle de önemli özelliklere sahiptir. Sakin, vakur bir aslan olup, derisinin görümünden ve yelesinden yaşı ilerlemiş bir aslan olduğu anlaşılmaktadır. 

Aslan heykeli neredeydi:

Knidoslular, MÖ 394 Knidos deniz savaşında kahramanca hayatını kaybedenler anısına limanda bir anıt mezar yaptırdı. Bu anıt 18 metre yüksekliğindeydi ve üzerinde dev aslan heykeli bulunuyordu. 

Hem Akdeniz’den hem de Ege’den Knidos’a yaklaşan gemiler yüzlerce metre öteden, önce onu görüyorlardı. Heykel denize nazır bir konumdaydı ve bir zamanlar denizciler için navigasyon işareti görmüş olabilecek bu 18 m yüksekliğindeki mezar anıtının tam tepesinde yer alıyordu. Heykel sonraki süreçte, anıttan biraz uzakta bulunduğundan, anıtın daha önce bir depremle yıkılmış olabileceği düşünülmektedir. 

 

Bulunuş Hikayesi:

Charles Newton’un aslında ilk zamanlar Knidos’ta araştırma yapma niyeti yoktu. Asıl amacı Halikarnas’taki Mouseleum’u kazmak ve Afrodit heykelini bulmaktı. Kaderin cilvesi olarak, 2 Temmuz 1858 tarihinde Nicholas Galloni adlı bir Rumla tanıştı. Galloni, Knidos’un güneyindeki bir burunda çok daha büyük bir aslan heykeli gördüğünden söz etti. Charles Newton, Knidos aslanından o kadar etkilendi ki, günlüğüne şunları yazdı “Onu kaidesine oturttuğumuzda, yüzündeki sakin ve görkemli ifadeyi ilk kez gördük. Sanki çağlar boyu süren uykusundan uyandırılmış gibi bir hali vardı.”

Taşınma Hikayesi:

Aslanın taşınması için Türklerden oluşan yüzlerce işçi görevlendirildi. Heykel, makaralar ve kızaklar yardımıyla uçurumun kenarına kadar indirildi. Aslanla birlikte kasanın ağırlığı 15 ton olmuştu. Ardından bir İngiliz savaş gemisine yüklenerek Londra’ya götürüldü. Heykelin savaş gemisine götürülmesi için 100 işçi, 3 gün çalışmış, buradan sahile özel yol yapılmıştır. Bindirildiği saldan gemiye yüklenmesi ise, bir ay sürmüştür. 

Heykelin taşınma süreci dönemin İngiliz basınında manşetlere taşındı ve Newton, bu çalışmalarından dolayı İngiltere’de “Sir” unvanı aldı. Heykel, HMS Supply adlı gemiye yüklenerek Londra’ya götürüldü. 

Bugün Datça Limanında İskele Mahallesinde bu aslanın bir kopyası bulunmaktadır. 

 

OTOPARK VE GİRİŞ GİŞESİ

Daha sonra aracınızı otoparka bırakarak, gişeden giriş biletinizi satın alabilirsiniz.

Buraya sıcak yaz günlerinde özellikle öğleden sonra gitmenizi ve buradan mutlaka akşam güneşinin batışını izlemenizi öneririm. Bir önemli not daha, cep telefonları Yunanistan kanallarına bağlanıyor, yani aşırı bir ücret ödemek istemiyorsanız, burayı gezerken cep telefonlarınız ile konuşmamanızı öneririm.

Kalıntıların bulunduğu ören yerine giriş ücretlidir, ancak müze kart geçiyor.  

Datça Knidos Kent Surları
 

 KENT SURLARI

Datça Knidos şehrinde, MÖ 5’nci yüzyılda kent suru yoktur.

MÖ 4’ncü yüzyılda, kent yeniden planlanırken: Akropolis, ana kara ve Kap Krio adasına kent suru inşa edilmiştir.

Surlar: arazinin yapısına bağlı olarak yerel kireç taşı bloklardan örülmüştür. Yer yer blokların kullanıldığı bölümler de bulunmaktadır.

Surların en sağlam bölümü Akropolis surlarıdır.

Burada bulunan kuleler, küçük boyuttaki dört giriş ve kuleler arasında farklı örgü tekniklerine sahip, sur bedenlerinden oluşur.

Bunlar, zamanın ve doğanın tahribatına rağmen günümüzde tüm görkemiyle görülebilmektedir.

Akropolis bulunan yerde, sadece sarnıçlar bulunmakta, başka bir yapı kalıntısı bulunmamaktadır. Bu yüzden, burası büyük olasılıkla, Knidos halkı tarafından, tehlike anında sığınılan bir “Sığınak Kalesi” olarak kullanılmış olmalıdır.

Ana karadaki surlar

Bunlar: Askeri limandan başlar, teraslar üzerinden doğal kayalık takip edilerek Akropolis’e kadar uzanır. Ancak: Yuvarlak Tapınak Terasından sonra sur bedenleri görülmez. Ancak Akropolis’e kadar olan sur duvarlarının temelleri görülmektedir. Surların toplamı 4 kilometre uzunluktadır.

Doğudaki surlar

Kentin ana karadaki doğu bölümü; karadan gelecek saldırılara karşı en açık ve savunmasız bölümdür. Bu yüzden, buradaki surların yapımında büyük bloklar kullanılmıştır. Kent surlarının en kalın bölümü (5 metreye yakındır) burada bulunur. Ancak günümüzde bu surların hiçbir bölümünde, üst bitim noktası görülmez.

Evet, kentin doğusundaki surlar: Demeter Kutsal Alanının doğusundaki, doğu-batı doğrultulu fay dikliğinden kıyıya iner. Buradan kıyı hattını takip eder, Ticaret Limanının kuzey dalgakıranı üzerinde bulunan kuleye ulaşır. Bu surların Demeter kutsal alanı doğusundaki bölümü tamamen yok olmuştur. Güney yönü, denize çok dik bir yar olarak indiği için, buraya sur yapılmamıştır.

Kap Krio bölümündeki surlar

Burası: kuzeyden güneye doğru yükselen bir tepe görünümündedir. Yani, adanın topoğrafik durumu buraya doğal bir tahkimat sağlamıştır. Sadece eksik bölümler sur ve kulelerle takviye edilmiştir. Adanın batısı ve doğusu birbirinden bağımsız savunma hatlarına sahiptir.

Güneyde ise arazi çok sarptır ve dik bir uçurumla sonlanır. Bu yüzden, güneyde herhangi bir savunma hattı yoktur. Adadaki surlar, yer yer temel seviyesine kadar korunarak günümüze ulaşmıştır.

Datça Knidos Dionysos Terası ve Tapınağı
 

DİONYSOS TERASI VE TAPINAĞI

Datça Knidos şehrinin batı bölümünde en alt kısımdadır.

Doğusunda Küçük Tiyatro, batısında Liman Caddesi ve kuzeyinde Stoa bulunmaktadır. Güneyinde ise kentin iki limanı bulunmaktadır. Deniz yolu ile Knidos şehrine gelenleri, muhteşem görüntüsü ile Dionysos Tapınağı karşılıyordu.

Teras, ismini burada bulunan Dionysos Tapınağından alır. Tapınak: İon düzenindedir. Tapınağın alt kısımları beyaz renkli yöresel mermerden oluşur. Üst kısımları ise mavi-beyaz renkli ve Rodos’tan getirilen mermerlerden yapılmıştır.

Tapınakta bulunan Dionysos konulu frizlerden bazıları günümüze ulaşmıştır.

Dionysos: “Şarap ve Bağbozumu Tanrısı” olarak tanınır. Knidos şehri asıl olarak şarap ticaretinden zengin olmuştur. Bu yüzden Dionysos onuruna her yıl bağ bozumu törenleri yapılmaktaydı.

Roma dönemde tapınak kiliseye çevrilmiştir. Tapınağa ait mermerler ve diğer objeler, kilisenin yapımı sırasında kullanılmıştır.

Günümüze sadece temel kısmı ve üzerine geç antik dönemde yapılmış olan apsisli bir kiliseye de hizmet etmiş olan stylobanın bir kısmı ulaşmıştır. Erken Hıristiyanlık döneminde eklenmiş olan kilise inşaası sırasında tapınağın ve hemen yanındaki stoanın gerek duvar ve gerekse stylobat blokları kullanılmış ve kilisenin zemininde, tapınağın stylobatının da yer yer korunduğu anlaşılmıştır.

DİONYSOS STOASI

Stoalar: antik dönemde kentlerde bir sokak veya agora yanında bulunan, üstü kapalı sütunlu galeridir.

Dionysos Stoası, Dionysos Terasının kuzeyindedir. 130 metre uzunluğundaki Stoa; Dionysos Tapınağı ile Küçük Tiyatro arasındaki terasta bulunmaktadır.

Burada, yan yana dizilmiş 4 x 5 metre boyutlarında 25 ayrı mekan bulunmaktadır. Bu mekanlar, dükkan ve depo olarak kullanılmıştır. Dükkanların dış cepheleri, renkli mermer levhalarla kaplıydı.

Bu mekanların arkasında ise bir duvar bulunur. Bu mekanların batısında ise kült odaları vardır.

Stoa: Helenistik dönemde yapılmıştır. Knidoslu ünlü mimar Sostratos tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. MS 2’nci yüzyılda ise yenilenmiştir.

Knidos şehrindeki Aristokleidas’ın oğlu tarafından finanse edilerek yapı, oldukça görkemli bir şekilde, sütunlu galeri ve mermer kaplamalar ile bezenmiştir. Bu yenileme aşamasında, ön tarafına sütunlu bir galeri yapılmıştır.

Dükkanların önünde, Korint başlık taşıyan, 5 metre yükseklikteki, yivsiz sütun dizisi vardır.

MS 3’ncü yüzyılda Stoa bir yangın sonucunda yıkılır ve bu alan bir daha kullanılmaz.

Kazılar sırasında, Dionysos Stoasında güçlü bir tahribat ve yangın tabakası görülür, buna bağlı olarak MS 3’ncü yüzyıl ortalarında, Knidos şehrinin hem ana kara bölümlerinde hem de Kap Krio adasında bir felaket olmuştur. Yukarıda söz ettiğim gibi, Stoa, bu felaketten sonra onarılmamıştır ve buranın üzerine bir süre sonra basit ölçekli yapılar inşa edilmiştir.

Samsatlı Lukianos’un Erotika kitabı

Samsatlı Lukianos;  MS 2’nci yüzyılda yazdığı “Erotika” adlı kitabında: isimleri Kharikles ve Kallikradites olan iki arkadaşın Knidos şehri ve Afrodit heykelini ziyaretini anlatır.

“Kutsal bahçenin yanına geldik. Güzel kokular bizi sarhoş etti. Defne, mersin, selvi ağaçları. Tapınağa girdik, ortada heykel duruyordu. Dudaklarında çekingen, utangaç bir tebessüm. Güzelliğini, sol elinin hafif bir eğimle kapattığı yer dışında, hiçbir şey örtmemişti. Güzelliğine çarpıldık, Tanrıçanın her tarafını inceleyip öptük”

Öncesinde ise “Afrodit’i görmeye gitmeden önce, Sostratos’un revakları içinde gezinmişler ve burada satılan erotik tasvirli hatıra eşyalarına gülmüşlerdi. “Stao kazılarında, güldükleri tasvirlerden bol miktarda bulunmuştur.

Yine aynı kitaptan bir alıntı daha “İki arkadaş, kutsal alandaki mis kokulu güzel bahçelerden geçtikten sonra tapınağa girerler. Heykelin güzelliği karşısında büyülenirler. Heykelin arkasını da görmek için tapınağın arkasına dolanırlar.

Onlara yaşlı bir kadın, kilitli kapıyı açar ve içeriye girerler. Heykelin arkası önü kadar güzeldir. Ancak Tanrıçanın kalçasının iç tarafında bir leke vardır. Aralarında konuşurlar “Heykeltıraş mermerin lekesini ne dahice gizlemiş” derler.

Yaşlı kadın ise “hayır, düşündüğünüz gibi değil” der ve lekenin hikayesini anlatır. “Bir zamanlar Tanrıçaya aşık bir genç yaşardı. Her gününü, akşama kadar tapınakta geçirirdi. Bir gün tapınakta saklanıp, kapılar kapanınca içerde kalmayı başardı.

Sabah olduğunda anlaşılmış ki, genç Tanrıçayla sevişmişti. İşte bu leke, o sevişmenin izidir.”

Datça Knidos Limanlar
 

LİMANLAR

Güney Limanı-Askeri Liman

Akdeniz tarafında, askeri limandır. Yarımadanın güney kıyısında, Akdeniz tarafındadır. Daha dar girişli ve kapalı bir yapıya sahiptir. Bu özellik savunma açısından büyük avantaj sağlıyordu. Limanın girişi zincir ya da halat sistemiyle gerektiğinde kapatılabiliyordu. 

Triera ve diğer savaş gemilerini barındırmak için kapalı gemi hangarları inşa edilmişti. Donanma gemileri burada hem korunuyor hem de bakın ve onarım görüyordu. Stratejik açıdan, Ege ve Akdeniz arasındaki geçişi denetleyen konumuyla bölgenin en önemli deniz üslerinden biriydi. 

 

 

Datça Knidos Deniz Feneri
 

Deniz Feneri

Datça Knidos askeri limanının girişinde bulunan yuvarlak kule, konum itibarı ile bir deniz fenerine benzetilmektedir.

Askeri limanın girişinde, mendireğin güneybatısında bulunan yuvarlak kule deniz feneri olarak kullanılmış olması olasılığı yüksektir.

Antik çağda deniz fenerleri, hep limanların girişine inşa edilmiştir.

Dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Fenerinin mimarı olan Sostratos, Knidosludur. Kendi şehrinden edindiği denizcilik ve mimari tecrübeyi İskenderiye’deki o devasa yapıyı inşa etmek için kullanmıştır. 

Ancak Knidos deniz fenerlerinin muhtemel yeri ile ilgili olarak ilk akla gelecek yer, dalgakıranların uç kısımlarıdır ki, her iki dalgakıranın uç kısımları, günümüzde sualtındadır.

Su altında yapılan arkeolojik araştırmalarda ise, dalgakıranların uç kısımlarında bir yapı kalıntısı görülmemiştir.

Sonuç olarak, Knidos deniz feneri için en uygun yer: Kap Krio adasının doğu ucudur.

 

 

Datça Knidos Ticaret Limanı-Batı Limanı
 

Kuzey Limanı-Ticaret Limanı-Büyük Liman

Ege tarafındadır. Yarımadanın kuzey kıyısında, Ege denizine bakar. Daha geniş ve sığ bir yapıya sahiptir. Yük gemilerinin yanaşmasına uygundur. 

Liman dalgakıranlarla korunuyordu. Bu dalgakıranların kalıntıları bugün hala su altında görülebilmektedir. 

Antik dönemde liman çevresinde depolar, dükkanlar ve Agora yer alıyordu. Knidos’un ekonomik kalbi burada atıyordu. Başta: şarap, zeytinyağı, balık sosu ve seramik olmak üzere pek çok ürün buradan ihraç ediliyordu. 

Knidos amphorası, antik dünyada çok tanınan bir ticaret markasıydı. Bu amphoraların yüzlercesi Akdeniz’in dört bir yanında batıklarda bulunmuştur. Mısır, Rodos, Atina ve Doğu Akdeniz limanlarıyla yoğun ticaret yapılıyordu. 

Neden şarap? Çünkü Knidos şarabının o dönemde “hazmı kolaylaştırıcı etkisi” olduğuna inanılıyordu ve bu şarabın ünü, Doğu Akdeniz’den, Atina’ya kadar gider. Bu şarabın ihracı ile ilgili olarak bölgede çok sayıda amfora bulunmuştur.

Ticaret Limanının kıyı hattı yaklaşık 900 metre uzunluğundadır ve bu hattın büyük bir bölümü, liman duvarı ile çevrilerek liman havzası koruma altına alınmıştır. Günümüzde, Knidos’a gelen ziyaretçilerin bir kısmı, burada bulunan sahilden denize giriyorlar.

 

Batı Limanı Şapel Kompleksi

Batı Liman mendireği üzerindedir. Şapel ve kuzeyindeki yapı kompleksi: 16 x 13 metre boyutlarındadır. Knidos’taki diğer kiliselerde olduğu gibi doğu-batı yönünde yerleştirilmiştir.

Şapel: naos ve apsis bölümlerinden oluşur. Yapının zemini: traverten, mermer ve pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.

 

İki limanı birbirine bağlayan yapı:

İki liman arasında, kentin bulunduğu yarımadayı ana karaya bağlayan yapay bir dolgu/set vardı. Bu yapı: kenti adaya benzer biçimde neredeyse çepeçevre su ile kuşatıyordu. Savunma açısından büyük kolaylık sağlıyordu. Gerektiğinde iki liman arasında gemi transferine imkan sağlıyordu. 

 

Limanların günümüzdeki durumu

Gelelim günümüzde bu iki limanın durumuna: kuzeyde askeri amaçla kullanılan liman toprakla dolduğu için sadece balıkçı gemileri tarafından kullanılıyor.

Burada özel bir durum var, bu liman niye toprakla dolmuş derseniz, Amerikalı Irıs Love tarafından 1967-1977 yılları arasında yapılan kazılarda çıkarılan topraklar bu liman bölgesini doldurulmuş, liman bataklığa dönüştürülmüş, sabotaj gibi bir durum, bile bile toprakla doldurulan ve yok edilen bir liman.

Askeri liman günümüzde sadece 1 metre derinliğe sahiptir. Günümüzde buraya sadece küçük motorlar girebilmektedir.

Peki öbür büyük liman: günümüzde halen kullanılıyor, yatlar ve gezi teknelerinin demirlemesi için kullanılıyor. Koy içinde, Datça Kaymakamlığı tarafından işletilen 10 tekne kapasiteli bir iskele bulunmaktadır. Kıyıda ise bir lokanta bulunmaktadır. Koyda bir de Jandarma Karakolu vardır.

Başka hassas bir konu, elbette Knidos derinliklerinde azgın dalgalara yenilmiş birçok tekne batığı bulunmaktadır, ancak burada “Dalış Yasaktır”

Knidos Kap Krio

KAP KRİO ÖREN YERİ

Buranın çevresi tellerle çevrilidir, buraya girmek için kapıda, tekrar biletinizi göstermenizi istiyorlar. Kapının hemen yanındaki büfeden, Knidos hakkındaki yayınlar ve hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

 

KNİDOS (DEVEBOYNU) FENERİ

Önce fenere nasıl gidebileceğinizi anlatmak gerek. Knidos antik şehri kalıntılarında, iki limanı birbirine bağlayan, dar kara parçasını geçip, yol boyunca siyah kabloları takip ederek, fenere ulaşabilirsiniz. Bu yürüyüş yolu gidiş-dönüş yaklaşık 2.2 km uzunluğundadır.

Kap Kario adası ve antik kent arasındaki denizin doldurulmasıyla elde edilen Kap Krio yarımadasının batısında, kayalıklar üzerindeki tepededir. Denizden 104 metre yüksektedir. Fenerin kendi boyu 9 metredir. 

Akdeniz ve Ege denizi sularının birleştiği yerde bulunması nedeniyle büyük öneme sahiptir.

Fener, 1931 yılında inşa edilmiştir. Anadolu’nun Akdeniz’e uzanan en uç noktasındadır. Fenerin görüş mesafesi, 12 mildir. Fenerin bulunduğu yerde, günümüzde Helenistik dönemden kalma antik fener ve sur kalıntıları görülmektedir. Bir zamanlar, burada bulunan antik dönem fenerinde yakılan ateş, gemilere yol gösterirmiş.

Günümüzdeki fener ise, güneş enerjisiyle çalışan elektrik lambalarına sahiptir. Kıyı Emniyet Müdürlüğü tarafından restore edilen fener, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Burayı gezdikten sonra yine anakara bölümüne geçiyoruz
Datça Knidos Liman Caddesi
 

LİMAN CADDESİ

Kuzey-güney aksındaki cadde Limanlar Caddesi olarak adlandırılır. Liman caddesi, küçük limandan başlayarak üst teraslara doğru devam etmekte, propylona kadar rampa yapacak şekilde uzanmaktadır. İlk 75 metrelik bölümü, 2000-2006 yılları arasında açığa çıkarılmşıtır. 

Datça Knidos şehrinin en batısındadır. Caddeni genişliği yaklaşık 5 metredir. Eğime bağlı olarak kademeli yükselen basamaklara sahiptir.

Caddenin başlangıcı askeri limandır. Askeri limandan yukarıya doğru çıkan merdivenlerle bu caddeye ulaşılır. Bu merdivenlerin yanında, iki gümrük odası ve ileride ise anıtsal çeşme bulunmaktadır.

Liman caddesi boyunca: oyalanmak için yapılan oyun taşları görülür. Sağ altta: “mankala” denen bir zeka oyunu tablası var. Bu oyun antik dönemde yaygın olarak oynanırdı.

Liman caddesi askeri limandan başlayınca, Propylona kadar gider. Caddenin hemen batısında “D” kilisesi vardır. Güney kısmında ise anıtsal çeşme bulunur.

 

D KİLİSESİ

Askeri Limanın doğusunda Limanlar caddesinin batısındadır. Stoa’dan askeri limana doğru yürürken görülür.

Kilise ilk olarak 1960’lı yıllarda Amerikalı arkeolog Iris Love tarafından tespit edilmiştir.

Kilise yapısının uzunluğu 36 metre ve genişliği 15 metredir. Muhtemelen, antik bir tapınak veya bazilika üstüne inşa edilmiştir. Çünkü kilise yapılırken çakın çevresindeki eski yapılara ait malzemeler devşirme olarak kullanılmıştır.

Özellikle: kilisenin orta aksisinde: Knidoslu zengin tüccar Theopompos ve ailesini onurlandırmak için yapılmış, yuvarlak formlu bir anıta ait, gri-mavi renkli mermer bloklar dikkat çeker.

Kilisenin: ilk olarak MS 5’nci yüzyıl sonu ile MS 6’ncı yüzyıl başlarında inşa edildiği düşünülür. Üç nefli, bazilika planına sahiptir. Ana nefte bulunan altar odasının önü: gri, beyaz ve kırmızı renkli, yıldız motifli mermer mozaiklerle süslenmiştir.

Nartekse, batıda bulunan 8 basamaklı bir merdivenle ve iki ayrı kapıdan girilir.

Girişin bu derece yüksek olmasının sebebi, yapının yükseltilmiş bir yerde inşa edilmiş olmasına bağlanmaktadır.

Datça Knidos Anıtsal Çeşme
 

BOULAKRATES ÇEŞMESİ

Çeşme, Knidos’un ızgara planlı yapısında stratejik bir noktada, Trikeme (askeri) Limanı ile Liman caddesinin kesiştiği güney uçtadır. Liman caddesinin doğu sınırındaki teras duvarına yaslanmış durumdadır. MÖ 1 yüzyılda inşa edildiği tahmin edilir. Çeşme, adını üzerinde bulunan 3 satırlık yazıttan alır. 

Bu yazıta göre, yapı, kentin su işlerinden sorumlu denetim memuru olan Boulakrates tarafından Knidos halkına adanmıştır. 

 

Mimari yapısı:

Yaklaşık 3×3 metre boyutlarında ve 0.7 metre yüksekliğinde, kare bir podyum üzerinde yükselir. Bu podyumun üzerinde ise silindirik (yuvarlak) gövdeli bir ana yapı bulunur. Tamamlandığında yaklaşık 7 metre yüksekliğe sahip olduğu değerlendirilmektedir. En tepede bir akroter yani süsleme olmak üzere 9 parçadan oluşur. 

Çeşmenin çevresinde küçük aslan başı şeklinde çörtenlerin (su oluklarının) bulunduğu anlaşılmıştır. Çeşme bloklarının iç kısımları, o dönemde su taşımak için kullanılan amfhoraların ağzının rahatça yerleştirileceği ve su doldurulacağı şekilde özel oyuklarla işlenmiştir. 

Restorasyon ve Günümüzdeki Durumu:

2000’li yılların başında gün ışığına çıkarılan çeşme, yakın zamanda titiz bir restorasyon süreci geçirmiştir. Orijinal parçaların modern tekniklerle birleştirilmesiyle ayağa kaldırılan yapı, bugün Knidos’u ziyaret edenlerin en çok ilgisini çeken noktalardan biridir. 

 

 

Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası-Dor Tapınağı
 

KORİNT TAPINAĞI TERASI

Küçük tiyatronun üzerindedir. Bulunduğu yer, tüm şehre hakim bir tepenin üstüdür. Buraya 7 basamaklı bir merdivenle çıkılırdı.

MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Tapınak ünlü mimar Stratos eseridir.

Tamamı beyaz mermerden, Korint düzeninde yapılmıştır. Ölçüleri 15 x 9.20 metredir. Yüksek podyum üstünde yerleştirilmiştir. Ön alınlıkta “kalkan figürü” kabartması görülür. Yapı, ilginç mimarisi ve görkemli mermer mimarlık unsurlarıyla önem kazanmaktadır.

Evet tapınağın hangi tanrıya adandığı bilinmemektedir. Ancak bir görüşe göre, burası Afrodit Tapınağıdır.

Knidos Afrodit Tapınağı-Yuvarlak Tapınak


APHRODİTE TAPINAĞI-YUVARLAK TAPINAK

Aphrodite Euploia Tapınağı, denizcilerin tanrıçasına adanmış kutsal bir alandı. Dik bir yamaca inşa edilen tapınağa çıkıldığında, şehrin her iki limanını da görülebilir. Bu noktanın denizciler için özellikle seçilmiş olduğu açıktır. 

Yuvarlak planlı tapınağın çapı 17 metredir. Alışılagelmiş yapıdan farklı olarak sütunlu dizilerle çevrili dairesel bir tapınaktır. Bu mimari biçim Knidos’ta özellikle seçilmiştir. Çünkü içindeki ünlü heykel, her yönden izlenebilsin diye iki kapısı bulunuyordu. 

Knidos’un merdivenli liman caddesinden sonra teraslara doğru çıkılırken, en üstte Yuvarlak Tapınak yer alır. 

Evet Yuvarlak tapınak olarak da bilinen tapınak, Aşk ve Güzellik Tanrıçası Afrodit’e aittir. Ancak bu kanıtlanamamıştır. 

Tapınağın işlevi ve dini önemi:

Tapınağın heykelin görülebilmesi için iki yönde kapısı vardı. Böylece heykel hem önden hem de arkadan görülebiliyordu. Tapınak bu nedenle kısa zamanda bir hac noktası haline geldi ve Roma İmparatorluğu döneminde de bu özelliğini korudu. Antik yazar Lukianos’un Erotika (Aşk Öyküleri) adlı kitabı, Knidos’a yapılan bir gezinin hikayesini anlatır.

“Kutsal alandaki mis kokulu güzel bahçelerden geçtikten sonra tapınağa girerler. “

 

 

Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası
 


 

Datça Knidos Afrodit Heykeli
 

Praksiteles’in MÖ 360 yılında yaptığı Afrodit Heykeli Hikayesi:

Heykelin yapılışı:

1 nci Öykü:

MÖ 350’li yıllarda, Elausis kutsal gün yortusunda, şehirden ve çevreden gelen 20 bin kişi sahilde toplanır. Afrodite Tapınağının rahibesi Phryne, denizde ağır ağır dalgalara doğru yürürken, tüm giysilerini çıkarır ve kumsala atar. Saçlarını açıp omuzlarına dağıtır ve ağır adımlarla denize girer. Seyredenler arasında ünlü heykeltıraş Praksiteles, bu olağanüstü güzellik karşısında büyülenir ve rahibeyi “Afrodite” benzetir. Bu doyumsuz güzelliği ölümsüz kılmak için heykelini yapmaya karar verir. 

 

2 nci Öykü:

Atinalı heykeltıraş Praksiteles, İstanköy (Kos) Adası sakinlerinin sipariş ettiği iki Afrodit heykeli yapar. Bunlardan birinde tanrıça figürü örtülüyken, diğerinde ise çırılçıplaktır. O zamana kadar tanrı heykelleri çıplak yapılır, ancak tanrıça heykellerinin sadece gerdan ve bir göğsü açık olurdu. Heykelleri ilk gördüklerinde şaşkına dönen Koslular, bir tanrıçayı ölümlüler gibi resmetmek, hem de çıplak olarak görülmüş şey değil diye düşündüler. Sadece giysili heykeli kabul ettiler, diğerini teslim almayı ve parasını ödemeyi ret ettiler. Bunun üzerine heykeli Knidos’lular satın aldı. 

Heykelin Sanatsal Özellikleri:

Heykelde, tanrıça Afrodit, sol elinde kıyafetini tutarken, sağ eliyle de cinsel bölgesini kapar biçimde betimlenmiştir. Banyodan yeni çıkmış gibi çırıpçıplak bir tasvirdir. Knidos Heykelinin ilk anıtsal “nü” olmasının yanısıra başka bir özelliği daha vardır. Kasık bölgesini kapatan ilk “nü” idi. Bu duruş, izleyicide hem arzu hem de mahrem bir anı yakalama hissi uyandırır.  

 

Model:

Heykelde konu olan ve hatlarını bu heykelde ölümsüzleştiren model, Praksiteles’in ilişkide olduğu ünlü rahibe Phryne’dir. 

Tapınak rahibesi Phryne ile ilgili bir söylenti daha var. Phryne birini öldürür. Mahkemede rahibeyi avukat Heperides savunuyordu. Avukat savunmasının bir yerinde, Phryne’nin gerdanını ve göğsünü örten giysisini yırttı ve “Bu güzelliği nasıl ölüme mahkum edebilirsiniz” dedi.

 

Heykelin önemi

Afrodit heykeli, dönemin oldukça önemli bir sanat yapısı olarak bilinir.

Heykel hakkında da, heykelin nasıl olduğu hakkında da hiçbir bilgi yok, sadece çeşitli varsayımlar yürütülüyor, ancak bölgede bulunan bazı paraların yüzlerinde Afrodit heykeli portresi kabartması bulunuyor.

Buna göre, heykel hakkında fikirler yürütülmektedir.

Heykel, tarihte yapılmış ilk anıtsal “nü” heykelidir. Dünyada çıplak olarak tasarlanmış ilk tanrıça heykelidir. O tarihe kadar sadece erkek heykelleri çıplak yapılıyormuş, tanrıça heykellerinin ise sadece gerdan ve göğsü açık olurmuş.

Özellikle Paros mermerinin saf beyazlığı ile göz kamaştırır.

Bu çıplak heykelin en büyük özelliği, ilk defa bir kadın vücudunun böyle cesurca işlenmiş olmasıdır.

Bir saç bandı ve kolundaki bilezik dışında, tamamen çıplak olarak görülür. Knidos Afroditi’nin bir eli cinsel organını kapatırken, diğer eli havlu tutmakta, yani çıplak, sudan yeni çıkmış olarak yapılmıştır.

Çıplak bedeninin güzelliği dilden dile dolaşır ve çevreye yayılır.

O dönemde birçok insan, bu heykeli görmek için uzaklardan Knidos şehrine gelirler.

Hatta: Btinya Kralı Nikomedes, heykeli satın almak ister, heykel karşılığında Knidosluların bütün borçlarını silmeyi teklif eder, ancak Knidoslular bunu kabul etmezler. Yapılan halk oylamasında büyük çoğunluk “Hayır” demiş ve Knidoslular Afrodit’i vermekten se yoksulluğa katlanmayı seçmişlerdir. 

İon şehirleri tarafından düzenlenen dini festivallerde, Afrodit her zaman önde tutulmuştur.

Denizciler, Afrodit’in kendilerine şans getireceğine inanırlardı. Evlenecek olanlar, Tanrıçaya bir çift kumru hediye ederlerdi. Ancak: “Afrodit Heykeli” günümüze kadar bulunamamıştır.

 

Heykelin Akıbeti:

Heykel bugüne kadar bulunamamıştır. Ancak kaidesi yerinde durmaktadır. Kimi görüşlere göre heykelin Bizans İmparatoru Theodosius döneminde İstanbul’daki Lausus Sarayına götürüldüğü ve orada kaybolduğu, bir yangın sonucu yandığı ya da antik kentten çalındığı söylentileri vardır. 

1967-1977 yılları arasında Amerikalılar, heykeli bulmak için sondaj kazıları yaptılar, ancak sonradan bu sondaj kazıları Türkiye tarafından yasaklandı. 1969 yılında Afrodit Tapınağını bulup ortaya çıkaran Amerikalı arkeolog Iris Loıve, heykelin başının British Museum’da bulunduğunu öne sürdü, ancak bunu ispatlayamadı. Tapınağın yakınında, heykelin gri mermerden kaidesi bulunmaktadır. Yine bu alanda, doğal boydan daha uzun, başsız bir kadın heykeli bulunmuştur. O heykel, bugün ören yeri müzesinde sergileniyor. 

 

 Günümüz:

Heykel bulunamayınca bugün dünyada heykelin Roma döneminde yapılan 53 kopyası vardır ve bunlar değişik müzelerde sergilenmektedir. En önemli ve güzel kopyalar: Vatikan Müzesi, Paris Louvre Müzesi ve Münih Müzesinde sergilenmektedir.

Evet, günümüzde orijinal heykel yok, bulunamadı ve nerede olduğu bilinmiyor.

Tapınakta günümüzde Afrodit heykeli yok ama heykelin; Amerikalı Irıs Love tarafından bulunan gri mermerden kaidesi duruyor.

Yine tapınak alanında, çok sayıda pişmiş figürün ele geçirilmiştir. Yüzlercesinin üzerinde, erotik ve pornografik tasvirler yer almaktadır. Lucian yazılarında, bu figürinlerden söz etmektedir.

 

APOLLON KARNEİOS KUTSAL ALANI VE PROPYLON

Apollon Kimdir:

Apollon, antik Yunan mitolojisinin en önemli tanrılarından biridir. Müziği, sanatları, güneşin, şiirin ve kehanetin tanrısı olarak bilinir. Özellikle Dor kökeni taşıyan Knidos için Apollon ayrıca özel bir öneme sahiptir. Çünkü Dor medeniyetinin koruyucu tanrısı olarak kabul edilir.

Evet Knidos’un merdivenli Liman caddesini geçtikten sonra, teraslara doğru tırmanmaya başlanır. Dor Tapınağı, Apollon Tapınağı ve en üstte Yuvarlak Tapınak (Afrodit Tapınağı) yer almaktadır. Bu tapınaklar teraslar üzerinde konumlandığında kentin her yerinden görülüyordu. Hemen aşağısında ise Apollon Terası yer almaktadır. Apollon Karneios şenlikleri bu alanda yapılmaktaydı. 

Mimari Özellikleri:

Şehrin en önemli dini yapılarından biri olan Apollon Tapınağı, Helenistik döneme ait büyük bir tapınaktır. Tapınak, gri ve pembe mermerden yapılmış olup bu nedenle “Pembe Tapınak” olarak da anılmaktadır. Tapınağın temelleri kireçtaşı, üst kısımları ise beyaz mermerdir. Yumuşak poros taşlardan inşa edildiği için zaman içinde çabuk yıpranmıştır. 

Tapınağın temeli günümüze kadar korunabilmiştir. Burada, tanrı Apollona adanmış yazıtlı bir mermer altar (sunak) da mevcuttur. 

 

Propylon-Kutsal alan giriş kapısı:

Kentin ana caddesi olan doğu-batı caddesi ve Liman caddesinin kesişim noktasında 10×7 m ölçülerinde, bir platform bulunmaktadır. Bu platformun üzerinde, ön cephesi 4 sütunlu, 11×8 metre ölçülerinde, revak görünümlü İon düzeninde bir propylon yer almaktadır. Propylon büyük ve gösterişli bir kapıydı. Bir kapıyla kapatılırdı. Eşik taşında kapı milinin izleri hala görülebilir. 

Proyplon, hemen batıdaki Apollon Tapınağı ve altarının bulunduğu kutsal alana bağlantıyı sağlamaktadır. Yapı, mimari bezeme stili özellikleri nedeniyle erken Helenistik döneme tarihlendirilir. Burada arınıldıktan sonra, tapınağa girilirdi. 

 

Sunak-Altar ve Yazıtlar:

Tapınakta kutsal tanrı heykelinin bulunduğu ve çeşitli ilahiler eşliğinde tütsüler yakılarak kutsal törenler düzenlendiği bilinmektedir. Sunak daha çok kesilen kurbanlar ve tanrılara sunulan hediyeler için yapılmıştır. 

Terasın doğusunda, yaklaşık 11.20×6.70 m ölçülerinde bir altar vardır. Dikdörtgen planlıdır. Ön taraftaki merdivenlerden altar masasına ulaşılır. 

Evet, altar tapınaktan daha iyi durumda korunarak günümüze ulaşmıştır. MÖ 2 yüzyıla tarihlenir.  Beyaz mermerden yapılmış ve friz bloklarıyla sarılmıştır.

Kazılar sırasında, bugün Marmaris Müzesinde sergilenen frizler bulunmuştur. Üzerlerinde su perileri olması gereken dans eden kızlar işlenmiştir. Ayrıca Irmak Tanrısı tasvir edilmiştir. 

Bu blokta “nympai” yazısı ve frizi yapan ustaların adları yer alır. Antakyalı Theon ve Knidoslu Zenodototos. Bu heykeltıraşların MÖ erken 2 yüzyılda faaliyet gösterdikleri bilinmektedir.

Ayrıca altar üzerinde iki yazıt daha vardır ki, bunların üzerinde “Apollon Karneios” yazmaktadır. Sunağın kuzeyinde, bir mağara ve su kaynağı bulunmaktadır. 

 

Apollon Karneios Şenlikleri:

Tanrı Apollon için düzenlenen “Apollon Karneios Şenlikleri” bu alanda yapılıyordu. Halk, terasın kuzeyindeki sıralara oturarak şenlikleri izleyebiliyordu. 

Karneia Bayramı, Dor kökenli yerleşim yerlerinde görülen önemli bir festivaldi. Dor Heksapolisi ve diğer yerleşim yerlerinden bu 9 günlük festivale yoğun ziyaretçi akını olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde festival çadırlarında festival yemeği verilirdi.

Terasın kuzeyinde bulunan duvarın üst kısmındaki oturma sıralarının da festivale katılan izleyiciler için tasarlandığı anlaşılmaktadır. Bu şenlik sadece dini bir ritüel değil aynı zamanda Knidos’un Dor Birliği içindeki ağırlığını her yıl yeniden pekiştirdiği büyük bir politik ve kültürel buluşmaydı. 

 

Çevre yapılar-Tapınağın Bağlamı:

Apollon  Tapınağı tek başına değil, bir kutsal alan ekosistemi içinde var olmuştur. Apollon terasının güneyinde, yapımında kullanılan yerel taşların pembe renginden dolayı “Pembe Tapınak” olarak adlandırılan bir tapınağa ait sadece temel kalıntıları mevcuttur. Bu yapı sonradan kilise olarak kullanılmıştır. Caddeden, Apollon Tapınağına geçişte yer alan büyük ve gösterişli kapı olan Propylon’dan günümüze sadece sütun kaideleri ulaşmıştır. 

 

Bizans dönemindeki dönüşüm:

Apollon Tapınağının üzerine Bizans döneminde bir kilise inşa edilmiştir. Bu durum, Anadolu’daki pek çok antik tapınakta görülen tipik bir dönüşüm sürecidir. Tapınak taşları ve mimari unsurlar, kilise yapılında yeniden kullanılmış, böylece antik yapı hem fiziksel hem de sembolik olarak Hıristiyanlığa devşirilmiştir. 

 

Günümüzdeki Durum:

Tapınaktan geriye sadece temeller ve istinat duvarları kalmıştır. Propylon’dan geriye devrik vaziyette birkaç sütun tamburu ve temel kısmı kalmıştır. Kazılar sırasında bulunan frizler, bugün Marmaris Müzesinde sergilenmektedir. 

 

 

Datça Knidos Güneş Saati
 

GÜNEŞ SAATİ

Eudoksos’un tasarladığı söylenir. 

Eudoksos Kimdir;

Dönemin en önemli matematikçilerinden olan Eudoksos, Platon’un öğrencisidir. Atina’dan Knidos’a gelerek büyük saygınlık görmüş ve yaşamını burada devam ettirmiştir. Eudoksos integral hesapları üzerinde önemli çalışmalar yaptı. İlk defa daire alanlarının çaplarının karesiyle orantılı olduğunu gösterdi.  Astronomi ile ilgilenin Eudoksos, gezegenlerin yörüngelerinin saptanmasının yanı sıra, bazı gök cisimlerinin konumlarını ilk kez açıklamıştır. 

Eudoksos (MÖ 408-355) “Eş Merkezli Küreler Sistemi” adlı modeliyle de tanınır. Bu modelde yıldızların, güneşin, ayın ve gezegenlerin hareketlerine ilişkin teoriler, çok sayıda dönen küreler üzerinde açıklanmıştır. 

Eudoksos’un astronomik çalışmaları arasında Güneşin kaybolması (tutulmalar), Oktaeteris (8 yıllık ay-güneş-venüs döngüsü) ve küresel astronomi üzerine yazdığı Phaenomena adlı eser bulunmaktadır. Bu çalışmaların muhtemelen Mısır ve Knidos’ta yapılan gözlemlere dayandığı düşünülmektedir. 

 

Güneş saatini konumu ve genel özellikleri:

Knidos antik kentinde Korint tapınağı yakınlarındaki bu güneş saati konik kadranlıdır. Helenistik döneme ait olan saatin yan taraflarında aslan ayakları görülür. Zamanı belirlemek için gölgelerin hareketlerinin izlenmesi mantığına dayanarak yapılan Knidos güneş saati, her iki tarafında yer alan aslan ayağı kabartmaları ile de Knidos’un sembolik eserleri arasında yer almaktadır. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan güneş saati, antik kentin en önemli buluntularından biri olup bugün de antik kentteki yerinde durmaktadır. 

 

Nasıl çalışır-Teknik açıklama:

Antik çağda zaman kavramı, gök cisimlerinin hareketlerine ve özellikle mevsimlerin oluşmasındaki düzene bağlı olarak güneşin doğuşu ile batışı arasındaki süreci belirlemekten oluşur. Zamanı belirlemek için gölgelerin hareketleri gözlenmiş, dikilen bir çubuğun gölgesinin uzaması sabah ve akşamı, kısalması öğle vaktini ifade etmiştir. Bu güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir milin gölgesinin, güneşin hareketine uygun olarak özel hazırlanmış mermer kadran üzerinde hareket etmesiyle işlevini yerine getiriyordu. Konik kadranlı güneş saatleri, Batı Anadolu’da sık görülen tiptir. Saat yüzünün şekline bağlı olarak saatler konik, küresel, silindir ve düz olmak üzere dört ayrı tipte yapılmıştır. Knidos ve Klaros’daki saatler konik tip grubuna girerler. 

 

Tarihi bağlamı ve önemi:

İlk grononlar Anaksimandros tarafından yapılmıştır. MÖ 6 yüzyılda Sparta’da kullanılmaya başlanmıştır. Knidos güneş saatinin önemi sadece teknik bir buluş olmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda Eudoksos’un Knidos’u bir bilim merkezi olarak konumlandırılmasının en somut simgesi olma özelliği taşıyor. 

 

Eudoksos’un Mısır yolculuğu ve güneş saatiyle bağlantısı:

Eudoksos, güneş saatini geliştirmeden önce Mısır’a gitmiş ve orada rahip astronomlardan gözcülük eğitimi almıştır. Mısır’da  edindiği bilgileri Knidos’a taşıyarak hem rasathanesini kurmuş hem de bu konik güneş saatini tasarlamıştır. Böylece, Knidos doğunun kadim bilgeliğini batının geometrik düşüncesiyle buluşturan nadir merkezlerden biri olmuştur. 

 

 

BOULEUTERİON-MECLİS BİNASI

Antik kentin siyasi ve yönetimsel yaşamının merkezini oluşturan önemli bir kamu yapısıdır. Şehirde, Roma dönemine ait bir Bouleterion mevcuttur ve kent içinde yer alan önemli kamu yapıları arasında sayılmaktadır. Kaynaklarda yapı özellikle Roma dönemi Bouleterionu olarak anılmaktadır. 

Knidos’un ilk kurulduğu yıllarda oligarşik bir yönetim olduğu, daha sonra bir kral tarafından yönetildiği yazılıdır. MÖ 300’lü yıllarda ise demokrasiye geçildiği belirtilmektedir. Matematikçi ve Felsefeci Eudoksos’a kent için bir yasa hazırlatıldığı bilinmektedir ve bu yasanın demokrasiyle yakın ilgisi olabileceği  düşünülür. 

 

Mimari özellikleri:

 Antik dönem meclis binaları genellikle büyükçe bir salon ve çevresindeki yan mekanlardan oluşur. İçi bir tiyatronun gibi basamaklıdır ve sahne yerine başkan kürsüsü ya da sunak bulunur. Helenistik dönemde Bouleterion, bir propylondan (bir çeşit kapı) geçilerek girilen bir avlu ve bunun gerisinde yarım daire veya U planlı amfi biçimindeki oturma sıralarından oluşur. Knidos Bouleterionun oturma basamaklarının altında harçla yapılmış, bir uçtan diğer uca çıkan bir tünel yer almaktadır. Bu tünel, antik dünyada bu türde yapılar için oldukça özgün bir ayrıntıdır. Knidos Bouleterion’da giriş merdiveni ve yan taraflardaki oturma basamakları bugün zor seçilebilmektedir. 

 

Güncel kazı ve Restorasyon çalışmaları:

Kazı ekibinin planları arasında kent için önemli yapılardan biri olan Bouleterion’da çalışmaların ilerletilmesi ve planlanan zamanda restorasyon projesine başlanması vardır. Knidos Meclis Binasında, bir meclis oturumu yapılması hayalinin gerçekleşmesi ve yapının antik dönemde üstlendiği bu değerli görevi bir kez daha yerine getirebilmesi için bu projeyi oldukça özel kılmaktadır.

 

 

 

Datça Knidos Küçük Tiyatro
 

TİYATRO

Knidos, antik dünyanın kültürel açıdan en zengin kentlerinden biriydi ve bu zenginliğinin en somut göstergesi, iki ayrı  tiyatrosunun bulunmasıydı. Knidos, iki tiyatrosu ve bir Odeon binası ile antik dönemde kültür ve sanata hak ettiği değeri veren kentlerden biriydi.

 

KÜÇÜK TİYATRO:

Kentin güneyinde, büyük liman olarak da adlandırılan ticaret limanının kuzey kıyısında yer alan küçük tiyatro, Knidos’daki en görkemli anıtlardan biridir. Küçük tiyatro; hemen batısında, burada bulunan Dionysos tapınağından dolayı, “Dionysos Terası” olarak adlandırılan alanda bulunmaktadır. 

Ana kara bölümüne, yamacın güneyinde ve ticaret limanına hakim konumda inşa edilen küçük tiyatro, Greko-Romen tarzında olup yaklaşık 5000 seyirci kapasitelidir. Orkestra at nalı formundadır. Seyirci sıralarının uç noktalarında, doğu ve batıya yerleştirilmiş tonozlu iki giriş bulunmaktadır. 

Analemma duvarları yani cavea basamakları, iki yandan sınırlayan büyük ve düzgün taşlarla yapılmış duvarlar vardır. Küçük tiyatro, 35 oturma sıralı ve iki diazomalıdır. Oditoryum bir yamaca yaslanmıştır, orkestra alanı daire planlı, tonozlu girişlere sahip antik dünyanın en erken tiyatrolarından biri olma özelliği taşımaktadır. 

Tarihi ve İşlevi:

Küçük tiyatro, MÖ 4 yüzyıla tarihlenmektedir. Son buluntular ışığında antik dünyanın en eski tiyatrosu olma özelliğine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Roma döneminde ise su oyunları, deniz savaşları ve gladyatör gösterileri yapılabilecek şekilde büyük bir tadilat geçirmiştir.

Apollon Karneios şenlikleri bu alanda yapılıyordu. Her yıl 6 Dor kenti (Dor Heksapolisi) burada toplanır, basamaklara oturur, Tanrı Apollon adına düzenlenen şenlikleri izlerlerdi. 

Tiyatrolar hem eğlence amaçlı hem de buluşma yeri olarak kullanılmıştır. Kentin demokratik yönetim konseyinin toplandığı yer olarak da işlev görmüştür. 

 

Günümüzdeki durumu:

Küçük tiyatro, Knidos’un en iyi korunmuş yapısıdır. Halen tiyatronun kültürel ve sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapabilecek hale getirilmesine çalışılıyor.

 

BÜYÜK TİYATRO:

Akropol Tepesine giden yol üzerinde yer alan Knidos Büyük Tiyatrosu, 20.000 kişi kapasiteyle şehrin en büyük tiyatrosudur. Akustiği ve mimari detayları son derece etkileyici olan büyük tiyatro, antik dönemde önemli tiyatro gösterilerine ve etkinliklere ev sahipliği yapmıştır. 

Günümüzde formu anlaşılamayacak derecede tahrip olmuş olup sadece bir  duvarı görünür vaziyettedir. Tiyatronun mimari parçalarının: Afrodit Tapınağının sütunlarıyla birlikte Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kahire’deki Sarayında ve İstanbul Dolmabahçe Sarayının iç merdivenlerinin yapımında kullanıldığı söylenmektedir. Mermerlerin gemilerle Mısır’a götürüldüğü bilinmektedir. 

Büyük tiyatrodan geriye analemna duvarından çok az bir kısım kalmıştır. 

 

ODEON-KÜÇÜK KAPALI TİYATRO:

Müzik performansları ve toplantılar için kullanılan bu kapalı yapı, kentin kültür yaşamının bir parçasıdır. Odeon, akustik açıdan mükemmel bir yapıya sahiptir. 

 

 

Datça Knidos Küçük Tiyatro
 

 

Datça Knidos Agora
 

AGORA-KENT MEYDANI

Knidos agorasını ve kent meydanını doğru anlayabilmek için önce kentin nasıl kurulduğunu bilmek gerekir. Knidos antik kenti, Miletli şehir planlamacısı Hippodamos’un  dikdörtgen planlı sokak sistemine (ızgara plan sistemi) göre kurulmuştur. Bu yüzden birbirine paralel olarak uzanan doğu-batı ekseninde 4 geniş cadde, kuzey-güney yönünde ise dik bir cadde ile kesişmektedir. Arazinin durumuna uygun biçimde cadde ve sokaklar bazen merdiven şeklinde, bazen de  dik olacak şekilde birbirini kesmişlerdir. 

Knidos, coğrafi konumu ve yerleşim planından dolayı anakara ve Kap Krio (deve boynu burnu) adını taşıyan ada bölümünden meydana gelen çift kent görünümündedir. 

Topoğrafyasının engebeli ve dik oluşundan dolayı, basamaklı şekilde yükselen teraslama sistemi uygulanmıştır. Bu ızgara sistemi, agoranın konumunu belirleyen temel unsurdur. Antik dünyada agora, her zaman caddelerin kesiştiği merkezi noktaya yerleştirilirdi.

Knidos Agorası:

Knidos’un merkezi pazar yeri olan Agora, antik dönemde ticaretin ve sosyal hayatın kalbi olarak hizmet vermiştir. Agorada çeşitli dükkanlar, tapınaklar ve resmi binalar yer almaktadır. Burada yapılan kazılarda, ticaretin ve günlük yaşamın izlerini taşıyan birçok eser ortaya çıkarılmıştır. Agora kalıntıları, antik dönemin ekonomik yaşamına dair önemli ipuçları sunmaktadır. 

Knidos Agora

AGORA ÇEVRESİNDEKİ YAPILAR:

Stoa-Sütunlu Galeri:

Stoa, kentin güneyinde, Dionysos Tapınağı ve Küçük Tiyatronun da yer aldığı en alt terasta inşa edilmiş olup 1996-2006 yılları arasındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Knidos’ta 2 ayrı stoa yapısından söz edilmektedir. 

 

Helenistik (Dorik) Stoa:

Dorik Stoanın mimari elemanlarından Dor başlıkları, blokların düzenlenişi ve kulakların biçimi ilgi çeker. Yazıtlardan elde edilen veriler ve mimari blokların stil özellikleri, yapının MÖ 290-270 yılları arasında inşa edilmiş olabileceğini gösterir. Dorik Stoanın, Knidos’lu ünlü mimar Sosratos ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Sostratos, MÖ 323-270 yılları arasında kariyerinde aktif rol oynamıştır. Ünlü İskenderiye Fenerinin mimari olarak tarihe geçmiştir. 

 

Liman Caddesi Stoası:

İlk kez Helenistik dönemde inşa edilen yapıya, MS 2 yüzyılda sütunla galeri eklenmiştir. 

Yapının yüksekliği 7.5 metredir. Alt kısmı dikdörtgen gri-mavi sert kireç taşından oluşmuş olup bunun üzerine hafif kumtaşı bloklar konulmuştur. İonik yivli sütun tamburları, arşitrav bloklarındaki işlemeler, MÖ 3 yüzyıl yapılarıyla bağdaştırılır. 

Stoanın kuzey sınırını; doğu-batı yönünde devam eden teras duvarı oluşturmaktadır. Stoa duvarlarını birbirinden ayıran duvarlar kısmen korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır. 

Evet, Knido agorasında ticari merkez olarak kullanılan alanlarda dükkanlar, hamamlar ve stoalar yer almaktaydı. Stoanın bazı mekanlarının dinsel ayinler için kilise olarak değerlendirildiği düşünülmektedir. 

Stoa, günümüzde önemli bir yere sahip olmakla birlikte restore edilmeyi bekleyen bir anıt olarak ayakta durmaktadır. Knidos Stoası, hem mimari üslubu hem de olası mimarı Sostratos ile olan bağlantısı nedeniyle oldukça değerli bir yapıdır. 1996 yılından ber ikazısı yapılan Stoa’da bulunan Helenistik ve Roma dönemine ait bronz ve seramik kandiller, sikkeler, çok sayıda seramik mutfak eşyaları ile bronz ve mermer heykellere ait parçalar Stoanın önemli buluntuları arasındadır. Buluntular ışığında, MÖ 3 yüzyılda yapıldığı, özellikle batı uç kısmının ise MS 6 yüzyılda dahi kullanıldığı anlaşılmıştır. 

 

KAP KRİO’DAKİ TİCARET ALANI:

Kentin Kap Krio (Deve boynu burnu) adı verilen ada kısmında ka kazı ve araştırmalar sürdürülmektedir. Bunların sonucunda, bu kısımda da teraslama yöntemiyle konumlandırılmış dükkan sıraları, işlikler ve yerleşimler olduğu anlaşılmıştır. Buluntuların tarihlendirilmesi sonucu bu kısmın en son MÖ 4 yüzyıl ile MS 5 yüzyıl arasında iskan gördüğü saptanmıştır. 

 

 

MUSALAR KUTSAL ALANI

Datça Knidos şehrinde tiyatronun doğusunda, konut alanının kuzeyindedir.

Burası, Charles Newton tarafından kısmen kazılmıştır. Bu kazılarda bulunan bir yazıtta “Musalara Adak” yazılı olduğu için buraya “Musalar Kutsal Alanı” ismi verilmiştir. Newton burada, çok sayıda yarı çıplak (Hymphe) heykeli bulmuştur.

 

KANALİZASYON VE ALT YAPI

Liman caddesinin altında, ana kanalizasyon hatları kollektörleri bulunmuştur. Daha dar olan ara sokaklardan gelen atık su ve yağmur suları, bu ana hatlara bağlanarak limanlara veya denize tahliye edilirdi. Şehrin teraslar üzerine kurulu yapısı, şiddetli yağmurlarda; erozyon ve su baskını riskini arttırıyordu. Mühendisler bunu engellemek için şu çözümleri geliştirdiler.

Her terasın arkasında ve istinat duvarlarının dibinde suyun birikmesini önleyen tahliye delikleri ve kanalları bulunur. Kutsal alanların zeminleri, altlarındaki drenaj kanalları sayesinde kuru tutulurdu. Ana kanallar genellikle büyük taş blokların oyulması veya örülmesiyle oluşturulmuştur. Bu kanalların üstü, caddenin zemini oluşturan düzgün mermer veya kireçtaşı plakalarla kaplanmıştır. Evlerden ve küçük işletmelerden gelen atık sular, künk adı verilen pişmiş toprak borularla sokaktaki ana kanallara iletilirdi. 

Knidos’un doğal eğimi, suyu kendiliğinden akmasını sağlayacak şekilde ustaca kullanılmıştır. 

Bugün Knidos’u ziyaret ettiğinizde, özellikle Liman Caddesi ve Stoa çevresinde açıkta kalan kanal kesitlerini görebilirsiniz. Bazı noktalarda kanalizasyon kapakları olarak işlev gören delikli taş plakalar hala yerindedir.

 

 

KONUTLAR BÖLGESİ-HELENİSTİK EV

Datça Knidos şehrinin konut bölgesinde, Amerikan kazıları sırasında 1970-1972 yıllarında bir villa kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Helenistik döneme ait olduğu düşünülen villa, muhtemelen MÖ 3 veya 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Villa, oldukça güzel fresklerle bezenmiştir. Bu durum, Knidos şehrinin zenginliğini ifade eder.

Anakara ve Kap Krio adasında bulunan, Helenistik dönem konut alanı, Roma döneminde de kullanılmayı sürdürdü.

Ancak Hıristiyanlığın kabulünün ardından, konut alanları, fonksiyonlarını kaybeden kutsal alanlara doğru yapılmaya başladı.

Burada bulunan konutlar: mozaik ve zengin fresklerle bezeliydi. Bu konutlar, şehrin ileri gelenleri ve varlıklı kişilerin konut alanlarıydı.

 

 

ÖREN YERİNDEKİ DİĞER KALINTILAR

DEMETER KUTSAL ALANI VE TAPINAĞI

Demeter: Tarım ve Bereket Tanrıçasıdır. Demeter kült alanları genellikle şehir merkezlerinin dışındadır.

Demeter kutsal alanı: Akropol altında, insan eliyle düzeltilmiş gibi görünen kayadan yapılmış bir teras üstündedir.

Üç tarafı polygonal teknikle örülmüş Temenos duvarıyla çevrilidir. Alanın ortasında bulunan tapınaktan günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.

Bu ana kayanın, düz bir hat şeklinde yükseldiği bazı kısımlarında nişler bulunmaktadır. Newton, bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek bunların çevresinde araştırmalar yapar. Bu araştırmaları sonucunda ise, niş oyuklarının altında, en büyük oyukta, oturur durumdaki “Tanrıça Demeter” heykelini bulur.

 

Demeter Heykeli:

Bu heykel, antik dünyadaki en etkileyici Demeter tasvirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Knidos’taki Demeter Kutsal Alanından çıkarılmış olup Helenistik dönemin mermer işçiliğini yansıtmaktadır.

Heykel, mermerden yapılmış olup 150 cm yüksekliğindedir. Gerçek bir insan ölçüsünden tasarlanmıştır. MÖ 350 yılından kalmadır. 

Tanrıça Demeteri oturmuş bir halde tasvir eden bu eser, Helenistik dönem heykellerinin etkileyici bir örneği olarak kabul edilmektedir. Heykelin tahtın üzerinde oturtulmuş Tanrıça kısmı ve diğer kısımları mükemmel durumdayken, tahtın sırt kısmının yanı sıra tanrıçanın ayrı olarak oyulmuş alt kolları, elleri ve diz kısımları eksiktir. Baş, ayrıca vücuttan bağımsız olarak oyulmuş ve boyuna sabitlenmiştir. 

Oldukça güzel olan bu heykelde: yüz hatları mağrur, koruyucu ve takip eden dönemlerde yapılacak olan azize heykellerine örnek olacak şekilde “masumdur”.  Heykelde, Tanrıçanın giysisinin işlenişindeki incelik te olağanüstü güzelliktedir.

Demeter sakin ve huzurlu bir yüz şekliyle, 12 Olimposludan biri olarak görevine uygun vaziyette bekler biçimde tasvir edilmiştir. 

Yine kaya üzerindeki küçük bir oyukta ise, Demeter’in kızı Persephone’ye ait bir heykel bulunur. Demeter kutsal alanında ayrıca Bryaksis’in yaptığı Dionysos heykeli ve rahibe Nikokleia heykeli de bulunuyordu. (Bunlar da günümüzde British Museum’da sergileniyor.)

Evet, olağanüstü güzellikteki Demeter Heykeli, günümüzde Londra Brisith Museum’da sergileniyor.

Heykelin bir kopyası ise, yine günümüzde Datça İskelesinde görülebilir.

Evet, buradaki asıl kutsal alan: altta bulunan, 75 x 40 metre boyutlarındaki büyük terastadır.

 

Sanatsal Değeri:

Ünlü heykeltıraşlardan Skopas ve Bryaxis, Knidos için görkemli eserler yapmışlardır. Brıtish Museum’da sergilenen oturan Demeter yontusu da bu dönemin önemli sanat eserlerinden biridir. Heykel, Geç klasik dönemin en başarılı kadın portrelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. 

Yüzünde; derin hüzün ve sütüneti bir arada taşıması, heykeltıraşın ustalığının en açık göstergesidir. Birçok sanat tarihçisi bu yüz ifadesini kızı Persephone’yi kaybeden Demeterin acısının yansıması olarak yorumlamaktadır. 

 

Demeter Heykelinin bulunuşu hikayesi:

Charles Newton, bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek kısa bir araştırma sonucunda oyuklar altında bugün Brıtish Museum’da sergilenen ünlü Demeter Heykelini buldu. 

Heykel, 1857-58’de bulundu ve vakit kaybetmeden British Museum’a Eski Yunan ve Roma koleksiyonunun bir parçası olması için götürüldü. 

Newton’un kazıları, eserlerin çıkarılması ve çalınanların 212 sandıkla gemiye yüklenmesi toplam 384 gün sürmüştür. 

 

 

 

 

Demeter Heykeli, bulundu ve kaçırıldı, bu yüzden biraz Newton’dan söz etmek gerekir.

İngiliz Arkeolog Charles Newton: 1857-1858 yılları arasında burada kazılar yapmıştır.

Bu kazılarda bulduğu “Knidoslu Demeter” heykelini, bulduğu diğer muhteşem eserlerle birlikte savaş gemilerine yükletip ülkemizden kaçırmıştır. Halen bu heykel, Londra Brisith Museum’da sergilenmektedir.

Sırf Demeter heykeli mi, elbette değil. Newton Demeter heykeliyle birlikte, Dionysos heykeli (Bryaksis tarafından yapılmıştır) ve Rahibe Nikokleia Heykeli’ni de yine savaş gemileriyle Londra’ya gönderir.

Tüm bu başarıları nedeniyle, İngilizler tarafından kendisine “Sir” ünvanı verilir. Ancak, her ne kadar bu kişinin yaptığı bir hırsızlık gibi düşünülse de, o dönemde, Padişahın izni ile bu araştırmaları yaptığını unutmamak gerekiyor.

Bugün, hala bu bölgede, Newton tarafından kazdırılmış çukurlar görülebilmektedir.

Tehesmophoria Şenlikleri

Demeter, bereket tanrıçasıydı. Burada her yıl Ekim ayında 3 gün, o yılın bereketli geçmesi için Thesmophoria Şenlikleri yapılırdı. Bu şenliklere sadece evli kadınlar katılabiliyordu. İlk gün, tanrıçaya adaklar kurban edilir, külleri gübre niyetine toprağa karıştırılırdı. 2 ve 3’ncü günlerde, kadınlar çayırlarda sere serpe otururlar, eğlenirler, birbirlerine yaptıkları kaba saba şakalarla deşarj olurlardı.

 

 

 

LİDYA VE PERS SALDIRILARI

MÖ 550’li yıllarda, Persler, Karya satrabı Harpagos komutasındaki ordu ile Datça Yarımadası yakınlarına gelirler. Bunu haber alan Knidoslular, bir savunma hattı olarak yarımadanın en dar yerini kazarak açmak ve Gökova Körfeziyle Hisarönü körfezini birleştirmek isterler.

Böylece iki deniz birleşecek ve yarımada ada olacak, karadan yapılacak saldırılara karşı korunma sağlanacaktır.

Ancak: bu zorlu çalışma sırasında, kazılmaya çalışılan yerlerin sert kayalık olması, ölümcül kazalar, salgın hastalıklar ve özellikle çalışanların gözlerindeki yaralar nedeniyle bu düşüncelerini gerçekleştiremezler.

Bunun üzerine, Knidoslular, Delphoi Tapınağındaki bir kahin rahibeye başvururlar.

Kahin Pitya şöyle cevap verir “Kıstak ne kale ister ne de kazılmak, Zeus isteseydi kayayı da yapmaz mıydı sanki, Eğer Zeus gerek görseydi, burayı ada yapardı”. Bu cevap üzerine, çalışmadan vazgeçilir.

MÖ 545 yılında ise, Knidos, Persler tarafından ele geçirilir. Ancak Knidoslular yapılan anlaşma gereği savaşmadan şehri Perslere verirler ve bunun üzerine Persler şehri yakıp yıkmazlar. Ardından Knidos şehri giderek gelişir ve zenginleşir.

MÖ 333 yılında ise, şehir Büyük İskender tarafından ele geçirilir.

ROMA DÖNEMİ

MS 167 yılında, şehir Roma imparatorluğu egemenliğine girer. Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasının ardından ise, Bizans hakimiyetine girer.

Bizans döneminde, eski önemini yitirmiş, bir süre Piskoposluk merkezi olarak gündeme gelmiştir. Çünkü MS 4’ncü yüzyılda ve erken Bizans döneminde, şehrin merkezi alanlarına ve bazı eski kutsal alanların üzerine, bazilikal tipte 5 farklı kilise inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, şiddetli depremler ve korsan saldırılarından olumsuz etkilenen şehir, MS 7’nci yüzyılda terk edilmiştir.

Çünkü MS 7’nci yüzyılda, Anadolu’nun Akdeniz kıyılarındaki önemli liman kentlerine Arapların deniz yolu ile akınlar yaptıklarını ve böylece bu kentlerin büyük ölçüde tahrip edildiği bilinmektedir ki, Knidos’da bu saldırılardan etkilenmiştir.

Önce Kap Krio bölümü terk edilmiştir. Çünkü Kap Krio bölümünde, MS 6’ncı yüzyıl ortalarından sonra herhangi bir buluntu yoktur.

Daha sonra 1261 yılında, bir dönem Menteşeoğulları hakimiyeti görülür.

1424 yılında ise Osmanlı topraklarına katılan şehir “Datça” ismini almıştır.

KAZILAR VE YAĞMALAR

Datça Knidos bölgesindeki ilk arkeolojik araştırmalar bir İngiliz tarafından yapılır.

1812 yılında bir gurup İngiliz tarafından, Knidos’ta ilk büyük ve kapsamlı araştırma yapılır.

İngiliz Charles Newton, 1857 yılında, kraliyet tarafından kendisine tahsis edilen bir savaş gemisi, 250 tayfa ve bir miktar para ile Knidos’a gelir ve kazılara başlar.

Bu sırada bulunan birçok tarihi kalıntı (heykel, sikkeler ve kandiller gibi) 212 sandıkla 384 günde savaş gemisine yüklenir ve kaçırılmış ve İngiltere Britihs Museum’a götürülmüştür.

Bir söylentiye göre, Newton “Bu taşlar size lazım değilse alıyoruz” demiş ve bunun karşılığında ise o dönemin mantığı ile “onlardan bizde çok var” denmiş ve bunun üzerine gemiye yükselip götürülmüştür.

Kaçırılanlar arasında: meşhur “Aslanlı Mezar”ın aslanı ve Demeter Heykeli de bulunmaktadır.

Ancak bu kaçırma işlemlerini, sadece bir yıl içinde yapmak için oldukça hızlı hareket etmiş ve bu sırada kalıntılara büyük zarar vermiştir.

Bir söylentiye göre, yörenin köylüleri ona “Toprakta delikler açan deli İngiliz” diyorlarmış. Ancak Newton, bu çalışmaları veya bu kaçırdıkları nedeniyle, Londra Üniversitesi tarafından “Arkeoloji Doktoru” ünvanına layık görülmüştür. İngiltere Kraliyeti ise, kendisine “Sir” ünvanı vermiştir.

Büyük tiyatronun mermer taşları ise, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından, Kahire şehrindeki sarayında kullanılmak üzere yağmalanmıştır.

Datça Knidos Irıs Cornelia Love Knidos katili bir kadın
 

IRIS CORNELİA LOVE

Daha sonra, 1967-1977 yılları arasında Amerikan Long Island Üniversitesinden Profesör Irıs Cornelia Love bölgeye gelir. Kazı iznini “Ankara” dan alır. Arkeolog olduğunu söyler.

Her yıl, 200 işçi çalıştırarak bölgeyi bir köstebek gibi kazar.

Ama özellikle çok ünlü Afrodit Heykelini bulmak istemiş ve hatta heykeli bulmak için dinamit patlatmış, taş taş üstünde kalmadığı görülmüştür. Ayrıca kazılardan çıkan tarihi eserleri de yurt dışına kaçırmıştır.

Yapılan kazılarda, ortaya çıkan harfiyat, küçük limana dökülerek adeta bataklığa dönüştürülmüştür. Bu yüzden ne yazık ki küçük liman kullanılamayacak hale gelmiştir. Deniz seviyesi düşmüş ve içeriye teknelerin bile girmesi imkansız hale gelmiştir.

Tarihi limanın bir arkeolog tarafından bu hale getirilmesi rezalettir. Hatta yuvarlak yani Afrodit tapınağı kazılarında ortaya çıkan harfiyat ta, aynı şekilde para ve zaman tasarrufu sağlamak için metrelerce yükseklikten denize dökülmüştür. Bir de Iris Lowe’un arkeolog değil sanat tarihçisi olduğu ortaya çıkar.

Bunun üzerine, 1977 yılında kazı iptal edilir ve ülkesine geri döner.

Ancak kendisinden geriye, Knidos antik kentinde, mezar gibi çukurlar kalmıştır. Bir bilim insanı olmasına rağmen, hırs ve şöhret uğruna, bugünkü rezalet görüntüyü arkasında bırakmıştır. Heykeli değil ama kaidesini bulur.

Kendisi 17 Nisan 2020 tarihinde 86 yaşında Amerika’da Covid-19 nedeniyle ölmüştür.

Datça Knidos şehrinde 1987-2006 yılları arasında ise, Prof. Dr. R. Özgan başkanlığında kazılar sürdürülmüştür.

Sonuç: Knidos antik kenti, ülkemiz için, ülkemiz arkeolojik değerleri için çok önemli bir kalıntıdır. Bu yüzden, buraya mutlaka gidip görmenizi öneririm.

Datça gezilecek yerler.

Datça genel bilgiler, tarihi.