Adana Saimbeyli

Adana Saimbeyli


Saimbeyli: dört bir yana dağlarla çevrili, Adana ilinin diğerlerine göre daha geri kalmış bir ilçesidir. Bunun nedeni: burada, tarihi süreç içinde Ermenilerin yaşamış olmaları, kurtuluş mücadelesi sonucunda ise, yine Ermeniler tarafından tamamen yakılıp yıkılarak harap edilmesidir.

Yani, burada eskiye dönük hiçbir mimari kalmamıştır. Günümüzde, Saimbeyli, yine ulaşımı zor, ama kiraz bahçeleri ve yaylalarıyla önem kazanan bir yöremizdir.

Adana Saimbeyli

ULAŞIM

Bağlı bulunduğu Adana il merkezine, 156 km. uzaklıktadır. Yani: Adana ilinin en uzak ilçesidir ve hatta, buraya uzak yörelerden gelenler, Adana üzerinden değil, Kayseri üzerinden ulaşmayı da düşünürler. Evet, Saimbeyli-Feke arasındaki uzaklık: 34 km. Saimbeyli-Tufanbeyli arasındaki uzaklık: 39 km.

Adana Saimbeyli

 TARİH

Bölgenin eski ismi: “Haçin” dir.

Bu ismin: Kozan-Ceyhan arasında kalan Anavarza Beyliğinden geldiği ve Haçin Beyin, Bey Torya’nın oğlu olduğu düşünülmektedir.

Bir diğer varsayım ise; 1923 yılında, Kurtuluş savaşında büyük kahramanlık gösteren Haçinli Hüseyin Bey’in ismine atfen, yöreye Haçin ismi verilmiştir. Evet, ismin Ermenice olduğu söyleniyor.

Bir zamanlar Kilikya bölgesinden çıkıp gelen Ermeniler buraya yerleşmişler ve yüzyıllarca Türklerle birlikte yaşamışlardır.

Ancak: I. Dünya savaşı başlarında sık sık isyan çıkaran Ermeniler, Osmanlı yönetimi tarafından, Suriye içlerine sürgün edilirler.

Ancak, daha sonraki süreçte gerek otorite boşluğu ve gerekse Fransızların yöreyi işgal etmeleri üzerine, bu Ermeniler yeniden bölgeye gelirler ve bu kez, bölgede dehşet saçarak Türk ve Müslüman kıyımına başlarlar.

Yöre: 18 Ekim 1920 tarihinde, Kaymakam Saim Bey ve Yüzbaşı Doğan tarafından, Fransız işgalinden kurtarılmıştır.

1928 yılına gelindiğinde ise, Haçin olarak isimlendirilen yerleşim, günümüzdeki yerine taşınmıştır.

Çünkü: Kurtuluş savaşının ardından, yerleşim yerinde girilecek ne bir ev, ne bir büro gibi yapı kalmamıştır.

Bunun üzerine, ilçe merkezi, geçici olarak, Gürleşen köyüne alınır.

1 Nisan 1923 tarihinde ise, bu kez Rumlu köyüne yerleşilir. 30 Aralık 1923 tarihinde ise, Haçın adı değiştirilir. İlçenin Ermenilerden temizlenmesi sırasında gösterdiği üstün başarılar nedeniyle Saim Bey’in soyadı verilerek bu tarihten sonra ilçe “Saimbeyli” olarak isimlendirilir.

Rumlu köyünün adı ise, yine milis komutanlarından Doğan Beyin ismine atfen “Doğanbeyli” olarak değiştirilir.

1929 yılına gelindiğinde ise, Saimbeyli, gerçek yerine taşınır. Halen, günümüzde ilçe merkezinde Saimbey’in bir heykeli bulunmaktadır.

Adana Saimbeyli

GENEL

İlçe merkezi Orta Toroslar üzerinde bir vadinin içindedir.
Yörenin denizden yüksekliği: 1050 metredir. Bölgenin en önemli akarsuyu: Göksu ırmağıdır. 

Bölgenin iklimi ise: bölgede Akdeniz ve İç Anadolu bölgesinin karasal iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak: kışları sert ve soğuk, yazları serin ve yağışlı geçer.

Yörede yaşayan insanların başlıca ekonomik etkinlikleri: tarım, hayvancılık ve orman işçiliğidir. Ama, yörede tarım ve sanayi tesisi bulunmamaktadır.

Yörede yetiştirilen başlıca ürünler: buğday, arpa, nohut, üzüm, elma, erik, hurma ve son dönemlerde yoğunluk kazanan “kiraz” üretimidir.

Son olarak, Saimbeyli yöresinde, çok miktarda “alabalık” üretimi yapılıyor, yani buraya yolunuz düşerse, alabalık yemeyi unutmayın.

Adana Saimbeyli Saim Bey

SAİM BEY

Saim Bey: Ankara’dan kurutuluş mücadelesini örgütleyen ve yöneten, hükümet tarafından Kaymakam vekili olarak atandığı ilçenin Ermeni işgalinden kurtarılmasını sağlayan kişidir.

Saim Bey: Dörtyol Mamura caddesinde, 15 Kasım 1920 günü Fransızlarla girdiği çatışmada hayatını kaybetmiştir.

Saimbeyli Saim Bey Anıtı

Bu yüzden İl Genel Meclisinin kararıyla ilçenin Hacin olan ismi “Saimbeyli” olarak değiştirilmiştir.

Kaymakam Hacinli Saim Bey’in ilçede bir heykeli vardır.

Saimbeyli Kiraz Çiçeği Festivali

KİRAZ ÇİÇEĞİ FESTİVALİ

Saimbeyli yöresinde, 27 yıldız kiraz yetiştiriliyor. Bu yüzden, her yıl Nisan ayı içinde, iki gün süreli kiraz çiçeği festivali düzenlenmektedir.

Bu festivalde: yetiştirilen kirazlar tanıtılmakta, kiraz rekabeti arttırılmaktadır.

Ayrıca, yöre halkının birlik ve beraberliğinin canlı tutulması için çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Bunların başında, Kamp Şöleni geliyor. 

Saimbeyli Endemik Bitkiler-Anadolu Glayölü

ENDEMİK BİTKİ ALANLARI:

Saimbeyli, Türkiye’nin en zengin endemik bitki alanlarından birisidir. 

Bu bitkiler: Sarı Çiğdem, Çeşitli orkide türleridir. 

İlkbaharda bölge adeta bir botanik bahçesine dönüşür. 

 

 

Adana Saimbeyli

GEZİLECEK YERLER

 

Adana Saimbeyli Obruk Şelalesi Rekreasyon Alanı

 

OBRUK ŞELALESİ REKREASYON ALANI

İlçe merkezine yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. İslam Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.

Adana il merkezine 157 km uzaklıktadır. 

Ana yoldan sapıldığında, stabilize bir yolda, yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuktan sonra buraya ulaşılır.

Giriş ücretsizdir. 

Saimbeyli deresi, burada oluşturulan obruk gözü kaynağından şelale olarak akar ve Seyhan nehrinin bir kolu olan Göksu ırmağına dökülür.

Büyük şelalenin yanında, birçok küçük şelale de vardır.

En ilginç husus: diğer birçok şelaleden farklı olarak hafif eğimli yatay bir akış sergileyen şelaleyi uzaktan seyretmek yerine hemen üzerinde yapılmış ahşap yürüyüş yollarını da kullanarak şelaleyi dolaşmak mümkündür. 

Çam ve çınar ağaçlarının gölgelediği kayalardan akıp giden şelalenin çevresindeki mesire yeri ilk olarak 1984 yılında düzenlenmiş ve 2007 yılında yeniden elden geçirilmiştir.

Çünkü burası 20 metreden düşen şelalesi, endemik ve nadir kelebek türleri ve jeolojik yapısı nedeniyle önemli bir alan olarak kabul edilmiş ve “Obruk Şelalesi Tabiat Parkı” olarak ilan edilmiştir.

 

Kelebekler:

1995 yılı öncesinde Saimbeyli’de gerçekleştirilen saha ve bilimsel çalışmalarda 121 kelebek türü listelenmiştir. Bu sayı, Türkiye kelebek biyo çeşitliliğinin yaklaşık üçte birine (yüzde 30) karşılık gelmektedir.

Daha sonraki yıllarda, özellikle 2012 yılından itibaren yaz aylarında yapılan gözlemlerle bu tür sayısının çok daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, Mart-Ekim 2016 tarihleri arasında yapılan gözlemlerde Saimbeyli’nin kelebek biyo çeşitliğinin 161 türe ulaştığı ve Türkiye kelebek biyo çeşitliliğinin yaklaşık yüzde 40’ına sahip olduğu ortaya konulmuştur. 

Saimbeyli’de kelebek çeşitliliğinin bu kadar yüksek oluşu, ilçenin Toros dağları zincirinin orta kesiminde ve Anadolu çaprazı üzerinde yer almasıyla yakından ilgilidir. 

Cöbük ormanı dışında, ilçe merkezinin hemen kuzeyinde bulunan Obruk şelalesi civarındaki su kenarları, bahçeler ve yamaçlar da da kelebekler görülür. 

Saimbeyli’de kelebeklerin en rahat gözlemlenebileceği yerlerden birisi de aynı zamanda kelebek üreme alanı olarak belirlenen Obruk Şelalesi bölgesidir. 

Saimbeyli Mavisi
Saimbeyli Mavisi-Teresya Mavisi:

Özellikle Saimbeyli Mavisi (teresya mavisi) kelebek türü oldukça önemlidir.

Bu iri mavi kelebek, Saimbeyli’nin sahip olduğu onlarca mavi kelebek türünden sadece bir tanesidir.

Dünyada sadece Saimbeyli’de yaşamaktadır.  

Saimbeyli Mavisi adlı endemik kelebeğe de ismini veren ilçede kelebek meraklıları ve fotoğrafçılar, özellikle Mayıs-Ağustos ayları arasında Obruk Şelalesini ziyaret ederler. 

Alanda, genellikle erkekler ıslak zeminlerde mineral alırken ve bu noktaların yakınında nadiren beslenirken görülür. Dişiler, orman altı ve çayırlarda fazlaca kamufle olduğundan, pek görülmezler. 

 

Mesire Alanı:

Bölge: doğa yürüyüşü ve mesire yeri olarak kullanılır. Şelalede piknik için masalar, mangal alanları, otopark ve tuvalet mevcuttur. Son zamanlarda kampçılar tarafından da yoğun tercih edilmektedir. 

Özellikle yaz aylarında, yurt dışından gelenler burayı hareketlendirir. Ancak yaz aylarında şelalenin suyunun azaldığını unutmayın, şelale en canlı şekilde bahar aylarında akar.

Son bir not: alana giderken eşyalarınızı alıp masaları kullanabilirsiniz Alanda işletme yoktur. 

 

SÜTTEPESİ YANGIN KULESİ

İlçe merkezine bağlı Yeniköy Mahallesindedir. 

Kule deniz seviyesinden 2000 metre yüksekliktedir. Obruk şelalesi ve Yangın kulesi arasında, doğa yürüyüşleri yapılıyor.

 

Adana Saimbeyli Çatak Yaylası

ÇATAK YAYLASI-KOCA YAYLA

İlçe merkezine bağlı Çatak Mahallesindedir. Mahalle 1928 yılından beri aynı isimle anılmaktadır. 

Saimbeyli-Tufanbeyli kara yolunun 2’nci kilometresinden sola dönülerek bağ ve bahçeler arasından geçen 3 kilometrelik stabilize yol ile ulaşılır.

Adana il merkezine 159 km ve Saimbeyli ilçe merkezine 40 km uzaklıktadır.

Saimbeyli ilçe merkezinden buraya belediye otobüsü çalışıyor. “Çatak” kelimesi “yol kavşağı” demektir.

Saimbeyli Çatak Yaylası

Rakım yaklaşık 1080 metredir.

Yazlar serin, kışlar ise karlı geçer. Adana sıcaklarından bunalanlar, yaz aylarında burayı ziyaret ederler.

Bu yayla bölgesinde, dağ yamacından akan küçük şelalelerin beslediği, anıt çınar ağaçlarının gövde ve dallarının altında kurulmuş çardaklarda, günübirlik piknik yapmak mümkündür.

Bunun dışında, burada Orman İşletmelerine ait küçük bir dinlenme tesisi bulunuyor.

Su kaynaklarının bolluğu nedeniyle, Saimbeyli ilçesinin suyu buradan sağlanıyor.

 

Saimbeyli Kalesi

SAİMBEYLİ KALESİ

Obruk çayı ile Kirkot çapının kesiştiği vadide bulunan ve kilise tepe ismiyle anılan tepe üzerinde inşa edilmiştir. 

İlçe merkezine bağlı Bahçe köyünün güneyindedir. 

İlçenin en önemli tarihi yapısıdır. 

Kalenin: Hitit, Asur ve Roma döneminde kullanıldığı düşünülmektedir.

Ancak: Haçlı seferleri sırasında kalenin önemli roller üstlendiği bilinmektedir.

Ayrıca, kale ortaçağ döneminde kervan yolunun korunması işlevini görmüş ve “Badimon” kalesi olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra Haçin kalesi adını almıştır. 

Dik bir kalker kaya kütlesinin en üst noktasının düzeltilmesi sonucu oluşan platform üzerine inşa edilen kalenin güney, batı ve doğu duvarlarının hemen hemen tamamına yakın bölümü bakımsızlıktan yıkılmıştır. 

Giriş kapısının da yer aldığı ve sağlam durumda olan kuzey duvarları, düzgün kesme taş örgülü moloz dolgu olup, tutucu madde olarak Horasan harcı kullanılmıştır.

Bu cephede giriş kapısının iki yanında, birer tane yarım kubbeli burç bulunur. 

Kalenin ortasında kaya oyularak yazılmış, üstü moloz örgü kemerle kapatılmış sarnıç ve sarnıcın önünde 3 tane kaya oygu mezar bulunur. 

Evet, şehir, günümüzdeki Badimon kalesi çevresindeki düzlüklerde ve kalenin doğusunda vadi yamaçlarında gelişimini sürdürmüştür.

Saimbeyli’de asırlar boyunca Müslüman ve Hıristiyanlar birlik ve huzur içinde yaşarken, Müslüman nüfus kale etrafında yoğunlaşmıştır. I. Dünya savaşı sonrasında yaşayan Fransız işgali sırasında çok acı olaylar yaşanan ilçede, kale de büyük zarar görmüştür. Kale ve hemen önündeki marsahane adlı yapı büyük zarar görmüştür. 

Evet, sonuç olarak, kale yukarıda da belirttiğim nedenlerle oldukça fazla hasar görmüş olup, günümüze sadece iki burç gelmiştir. 

Saimbeyli Mansıhane

Mansıhane:

Evet, Saimbeyli kalesini anlatırken, hemen önünde dikkat çeken ve yukarıda resmini verdiğim 4 katlı bir duvardan ibaret yapıdan bahsetmemek olmaz. 

Marsıhane adıyla bilinen bu bina, Amerika’dan gelen Ermeni kökenli bir mimar tarafından çizimi yapılan ve bir bakıma New York’taki gökdelenlerin örnek alındığı bir yapıdır. 

7 katlı taş bina içerisinde; okul, tiyatro salonu, yatakhane, banka, kilise ve işyerleri bulunmaktaydı. 

O dönemde Adana merkezde en yüksek bina 3 katlıyken, Saimbeyli’de inşa edilen 7 katlı bir bina, gökdelen statüsünde nitelendirilebilecek bir yapıydı.

Bölgedeki halk arasında buranın kalenin içinde yer alan bir gözetleme kulesi olduğu da söylenir. 

Kurtuluş savaşı esnasında zarar gören yapıdan günümüze 4 katlı bir duvar kalıntısı ulaşmıştır. 

Kalenin hemen batısındaki bu duvar ve pencerelerin arasındaki ilçenin görüntüsü, anı fotoğrafı çekmek isteyenler için çok güzel manzaralar sunmaktadır. Daha da önemli bir not: kalenin kapısı kilitlidir. Yani arkeolojik kalıntılar genel anlamda korumasızdır. 

 

Adana Saimbeyli Kara kilise

 

KARA KİLİSE

İlçe merkezine bağlı Cumhurlu Köyündedir. llçe merkezine uzaklığı 25 km dir. 

Ermenilerden kalma bu kiliseye “Kara Kilise” denmektedir.

Çünkü, Kurtuluş Mücadelesi sırasında, Fransız işgal döneminde, yörede yaşayan Türkler için bu kilise, tam bir felaket yeri haline gelmiş ve Ermenilerin bölgeyi terk etmelerinin ardından, yaşanan sıkıntıların kötü anılarına istinaden kilise yıkılmıştır.

Ermeniler buranın ismini “Hacın Surp Hagop Manastırı” olarak veriyorlar.

Manastır ile ilgili ilk yazılı kayıtlar 1554 yılında yapılan bir onarıma aittir.

Evet köyün güneyinde yer alan yapı, oldukça büyüktür. 

Yapının duvarları büyük ölçüde yıkılmıştır. 

Sadece batı kısmında bulunan 3 açıklı girişi ayaktadır. 

Bu girişten birisinin lentosunda bir rozet ile bir haç kabartması görülür. 

Kilisenin çevresinde bu yapıya ait çok sayıda mimari blok taşlar, sütün ve sütun tamburları ile bir adet yazıtlı blok taş tespit edilmiştir. 

Kilise, 1990 yılında bilim dünyasına Hild-Hellen-Kemper duyurmuş ve kireç taşı bloklar üzerindeki yazıtlarda Petros, Georgeos Pauklos ve Gerontios Aziz isimleri okunmuştur. 

Yapının güneydoğunda açılmış yığma bir mezar ile bu yapının güneyinde ise İsli-Küçük Mağara adıyla bilinen çıkışta bir mezar, yine yapının yakınında kesilmek üzere hazırlanmış bir blok taş da görülür. 

Evet, günümüzde kiliseden geriye kalanlar: sadece apsis ve kuzey ile batı duvarından birkaç parçadır.

Kilisenin etrafında 2 mezar yapısı bulunmaktadır. 

 

Adana Saimbeyli Şehitliği
Adana Saimbeyli Şehitliği
Adana Saimbeyli Şehitliği

 

SAİMBEYLİ ŞEHİTLİĞİ

İlçenin güney bölümünde, ilçe merkezine hakim bir tepe üzerindedir.

1920 Sevr anlaşmasından sonra meydana gelen Türk-Ermeni çatışmalarında şehit olan askerlerimiz için yapılmıştır.

9 ay süren çatışmalar sonucunda 17.10.1920 tarihinde Haçin yani günümüzdeki ismiyle Saimbeyli, Ermenilerden temizlenmiştir.

Yörenin Ermenilerden geri alınması sırasında şehit düşen 80 Saimbeyli’nin gömülü olduğu yerdir.

1951 yılında buraya bir anıt dikilmiş ve anıt 1968 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından onarılmıştır. (Elbette, Ermeniler tarafından katledilen sivil halkın sayısı ve nereye gömülü oldukları bilinmiyor.)

 

Saimbeyli Hançer Kanyonu

HANÇER KANYONU-AYVAZHACI KANYONU

Saimbeyli ilçesinden başlayıp Kahramanmaraş ilinin Göksun ilçesine kadar uzanan, 18 km uzunluğundaki Hançer Kanyonu’nun 13 km uzunluğundaki bölümü Saimbeyli ilçesine aittir. 

Kanyonun derinliği 350 metredir. 

Dağcılık, trekking ve fotoğrafçılık için mükemmel bir doğal alandır. 

Kanyonun içinde çeşitli şelaleler ve kaya oluşumları yer alır. 

 

 

 

 

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Sultandağı

Afyonkarahisar Sultandağı
 

Afyonkarahisar Sultandağı: Sırtını Sultandağı’na vermiş, önünde Akşehir gölü olan, Afyonkarahisar il sınırlarında olmasına rağmen Konya iline daha yakın ve bereketli toprakları olan bir ilçedir. Burada ülkemizin en lezzetli kirazları yetiştirilir.

ULAŞIM

Sultandağı’nın diğer yörelere uzaklıkları şöyledir. Afyonkarahisar 68 km, Konya 20 km. Beyşehir 135 km. Isparta 163 km, Konya 158 km, Ankara 273 km. dir.

GENEL

İlçe, Ege bölgesi ve İç Anadolu bölgesinin kesişim noktasındadır. Göller bölgesi olarak adlandırılan alanın kuzeyinde, Eber-Akşehir gölleri ve Batı Torosların İç Anadolu’daki uzantısı olan Sultandağı’nın eteklerinde kuruluştur.

Denizden yükseklik 1020 metredir. İklim, kışlar soğuk ve karlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer. Sanayi ve el sanatları gelişmemiştir. Sulanabilir alanlarda meyvecilik yapılmaktadır.

Kiraz, vişne ve elma üretimi yapılır. Dört deresi Asmalı mevkiinde, orman sahasında geyik üretim merkezi bulunur.

Buradaki geyikler koruma altındadır. Akşehir ve Eber göllerinin bir kısmı Sultandağı sınırları içindedir ve bu göllerde turna ve sazan balığı avcılığı yapılır, kamış ve hasır otu biçilir.

İlçenin bulunduğu alan, depremler bakımından oldukça aktif bir alandır. Çevresindeki diğer merkezlerden kaynaklanan depremlerden etkilenmekle birlikte, 3 Şubat 2002 tarihinde Sultandağı merkezli 6.1 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir.

Bu deprem hem ilçeyi hem de çevredeki diğer yerleşimleri ciddi şekilde etkilemiştir. Kuzeyde alüvyal zemin üzerinde yer alan yerleşimlerde çok ciddi can ve mal kayıpları yaşanmıştır.

 

TARİHİ

Yörenin tarihi çok eskilere kadar gider. Ancak özellikle Bizans ve Selçuklu dönemlerinde doğu ile batı yolları arasında ulaşım noktası olmasıyla önem kazanmıştır.

Anadolu-Bağdat ipek yolunun, Sultandağı’ndan geçmesiyle ticari önem kazanmıştır.

Eski adı İshaklıdır. Çünkü Selçuklu döneminde uç beylerinden İshak bey tarafından kurulmuştur. İshak beyin mezarı çarşı camisinin güneyindedir ve 1989 yılında Belediye tarafından onarılmıştır.

Selçuklular ile Bizanslılar arasında Bolvadin savaşı sırasında, Selçuklu hükümdarı Melikşah, ordusu ile Sultandağı eteklerine çekilmiş ve buraya Sultandağı ismi verilmiştir.

Yöre 1958 yılına kadar Bolvadin’e bağlı iken, çevresindeki köylerle birlikte Sultandağı ilçesi olarak yeniden teşkilatlanmış ve ismi İshaklı değil Sultandağı olarak değişmiştir.

2002 yılında burada büyük bir deprem olur ve 15 kişi hayatını kaybeder.

 

NE SATIN ALINIR

Sultandağı’ndan mevsimi uygunsa kiraz alın, yoksa katmer ve bükme gibi hamur işlerinden satın alabilirsiniz.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buralara yolunuz düşerse, özellikle haşhaş ezmesi ve tahin kullanılarak yapılan hamur işlerini (lokul, yağlıkuş, bükme, börek) yemeniz önerilir.

Bunlar geleneksel usullerle pişiriliyor. Ayrıca yine etli, peynirli ve tahinli pide önerebilirim. Özellikle tahinli pide.

Sultandağı Kirazı
 

 

SULTANDAĞI KİRAZI

Burada bir tür kiraz yetiştiriliyor ve “gılli” ile “karaballı” olarak isimlendirilen bu tür kirazlar: yenmesinin yanında genellikle kozmetik ve ilaç sanayiinde kullanılıyor.

Çünkü bu kirazlar, aroma, renk ve tat olarak diğer kiraz türlerine benzemiyor.

Kozmetik, kiraz nasıl kozmetikte kullanılır, özellikle bayanların kullandıkları rujların renklerinin elde edilmesinde Sultandağı’nın gilli isimli ufak tefek ama kullanışlı kiraz kullanılıyor.

İlaç sanayiinde ise, kirazın sapı ve çekirdeği kullanılıyor.

Bu kirazlara “Tadiki” ismiyle lisans alınmış ve büyük bölümü yurt dışına ihraç ediliyor. Hatta, bu kirazların İngiltere kraliçesine gittiği biliniyor.

Dünyaca ünlü bu kirazın geldiği yer, kıraç bir bölgenin ortasında kalan küçük bir alandır.

Çin ve Şili kirazlarının en güçlü rakibi Türk kirazı kirazların kraliçesi olarak biliniyor.

Sultandağı Meslek Yüksek Okulu
 

SULTANDAĞI MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlı okul, 1994-1995 yılında eğitim ve öğretime başlamıştır. 3 programla eğitime devam etmektedir. 

Bankacılık ve sigortacılık, otobüs kaptanlığı ve gıda teknolojisi programları vardır.

Gerek teknik ve gerekse sosyal programlarla, kamu ve özel kuruluşların ihtiyaç duyduğu ara eleman yetiştirilmektedir.

Son yıllarda yapılan inşaat ve iyileştirme çalışmalarıyla okul küçük bir kampüs haline gelmiştir. 3 blokta faaliyet gösteren okulda, 11 derslik, 1 konferans salonu, 1 bilgisayar laboratuvarı, 1 gıda laboratuvarı ve 1 kütüphane bulunmaktadır. 

Sultandağı
 

 

GEZİLECEK YERLER

Sultandağı ilçesinde gezilip görülmesi önerilen yerler şunlardır: İlçe merkezinde bulunan Kervansaray ve Taş hamam, Yeşilçiftlik beldesinde bulunan Deliklikaya ve Dereçine beldesinde bulunan Buzluk mağarası, Taş köprü ve Lale çeşmesidir.  

Sultandağı Çarşı Camii
 

ÇARŞI CAMİSİ

Günümüzde görülen cami 1912 yılında Hacı İsmail oğullarından Muzaffer Bey tarafından Akşehirli Agop kalfa ve arkadaşlarına yaptırılır.  

Daha önce yapılan eski camiden günümüze sadece minaresi kalmıştır.

Doğu kapısı üstündeki kitabeden, ilk caminin 1458 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey hükümdarlığı zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sultandağı Çarşı Camii

Bu camide, kutsal emanetlerden “Sakal-ı Şerif” saklanmaktadır. 

Caminin orijinal minaresi, kesme taştan, üstü ise tuğladan yapılmıştır.

Şerefe altlarında tuğladan süsler bulunur.

Minare üstündeki kitabede, minarenin tamirinin 1814 yılında yapıldığı yazılırdır.

İkinci tamir ise, 1938 yılında Bolvadinli Seydi usta tarafından yapılmıştır.

Sultandağı Laleli Çeşme

LALELİ ÇEŞME

Çeşme kuzeye dönük, kesme taştan yapılmış ve mermerle kaplanmıştır.

Eni 3 metre, derinliği 2 metredir. 14 mermerle örtülmüştür.

İki su olukludur.

Tas yerinin her iki tarafında birer lale ve karanfil kabartmaları vardır.

Bu kale kabartmalarından dolayı, Laleli çeşme ismini almıştır.

Kitabe taşının yeri olmasına rağmen, taş yoktur, bu yüzden kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

Kitabe yerindeki süs ve yazı bu çeşmeye ait değildir.

Ancak Osmanlı mimarisi özellikleri görülür. Çeşmenin arkasına sonradan abdest almak için musluklar yapılmıştır.

Çünkü hemen yan tarafta bulunan camiye gelenler, buradan abdest alırlar. 1585 yılına ait bir yazılı belgede, bu bölgede Kervansaray, mektep ve Laleli çeşme gösterilmiştir.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

SAHİP ATA (İSHAKLI) KERVANSARAYI

İlçe merkezinde Çavuş Mahallesi Zübeyde Hanım Bulvarında Çarşı camisinin yanındadır.

Taç kapıların üzerindeki kitabelerden anlaşıldığına göre: 1249 yılında Selçuklu döneminde, II. İzzeddin Keykavus’un saltanatının ilk yıllarında, Vezir Sahib Ata adıyla tanınan Fahreddin Ali Bin El Hüseyin (Sahipata) tarafından yaptırılmıştır.

Sahip Ata, Selçuklu döneminde çok sayıda eser yaptırdığından dolayı “Ebül-hayrat” diye anılır.

Kervansaray, 1885 yılında Keskinzade Sadettin Efendi tarafından tamir ettirilmiş ve daha sonra 1925 yılına kadar ambar olarak kullanılmıştır.

Son olarak 1964 ile 1975 yılları arasında aralıklarla Vakıflar, binayı restore ettirmiştir.

Buranın en önemli özelliği, Afyonkarahisar’daki en büyük kervansaray olmasıdır. Çünkü ana yolun ana duraklarından biridir.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

 

Mimari planı

Yapı: kapalı bir kışlık bölüm ve onun önünde köşk mescitli avlusu bulunan, Sultan hanları tipinin önemli bir örneğidir.

Yapıyı kuşatan kalın duvarları ve bunların üstündeki dayanak kuleleriyle bir kale gibi görünür.

Kareye yakın ( 36 x 34 metre) planlı avlu kısmına, doğu yönündeki abidevi taç kapıdan girilir.

Ancak mukarnaslı taç kapının tepesi yıkık durumdadır.

Kapının nişinin köşe dolguları bir sıra rozetle süslenmiştir.

Portalın yani kapının yüksekliği 5.10 metredir. Genişliği ise 7.27 metredir.

Üç satırlık süslü kitabe, geniş kapı kemerinin arasına yerleştirilmiştir.

Avlunun zemini taşla kaplıdır. Üst örtüye çıkmak için, bazı hanlarda yer alan merdiven düzeni, burada yoktur.

Üst örtüye ulaşmak için taşınabilir merdiven kullanıldığı düşünülmektedir.

Kervansarayın kışlık kısmına, doğu cephesinde bulunan taç kapıdan girilir.

Kapı cepheden dışa taşkın ve oldukça sadedir.

Dışa doğru eğimli, yarım tonoz şeklindeki geniş kemer üzerinde altı satırlık kitabe bulunur.

Kapalı kısım, uzunlamasına tonozlarla örtülü 24 x 24 metre ölçülerindedir.

İçerisi oldukça loş olan bina, aydınlık kubbesi ve batı duvarlarında bulunan mazgal şeklindeki pencerelerden ışık alır.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

Köşk Mescit

Avlunun tam ortasında, küçük bir köşk mescit vardır.

Oldukça harap durumdaki köşk mescidin duvarları kesme taştan yapılmış olup, batı duvarının bazı bölümlerinde Roma-Bizans dönemi lahit parçaları kullanılmıştır.

Kemer ayarlar arasında kalan alanda, kesme taştan oluşan birinci kat zemin döşemesi, kısmen çökmüştür.

Bunun sebebinin, bölgede 2002 yılında olan deprem olduğu düşünülmektedir.

Ölçüleri dıştan dışa 7.06 x 7.06 metre, kare planlıdır. İçten ise 4.37 x 4.41 metre boyutlarındadır.

Kıbleye uyum sağlamak için, ana eksene çarpık konumda yerleştirilmiş, kıble yönüne doğru 20 derece kaydırılmıştır.

Bu özelliği yani avlu içinde ana eksene göre farklı konumlanan başka örnek yoktur.

İbadet mekanı, zeminden yükseltilmiştir.

Mescide, kuzey yöndeki merdivenle çıkılır. Mescidin dört köşesinde ve kemerlerinde, basit taş süslemeler vardır.

Sultandağı Sahip Ata Kervansarayı
 

Kervansaray günümüzde restoran ve kafeterya olarak turizme açılmıştır.

Sultandağı Çifte Hamam-Taş Ambar
 

 

ÇİFTE HAMAM-TAŞ AMBAR

İlçe merkezinde, Selçuklu Mahallesinde Çakırağa caddesinde Sahip Ata kervansarayının arkasındadır.

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir.

Bir ara depo olarak kullanıldığı için halk arasında Taş Ambar olarak da bilinmektedir.

16’ncı yüzyılda Osmanlı döneminde yaptırılmıştır.

Ancak kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

Yapının temel inşa malzemesi, kaba yontu moloz taştır.

Beden duvarlarında, kesme taş da kullanılmıştır.

Kapı ve pencere sövelerinde mermer malzemeye rastlanır.

Hamam doğu-batı doğrultusunda çifte hamam olarak inşa edilmiştir.

Kuzeydoğu tarafından erkekler bölümü girişi, güneydoğusunda ise kadınlar bölümü girişi vardır.

Erkekler bölümü soyunmalık mekanının giriş taç kapısı, kuzeydoğudaki pencere ile dışarıya doğru çıkıntı oluşturur.

Taş kapı iki kısımlıdır.

Sivri kemerli taç kapının alt kısmı girintili olarak yapılan kitabe kısmı bulunur.

Kitabenin altında, kemerli giriş açıklığı bulunur.

Erkekler bölümünün aydınlatılması için taç kapının iki yanına, dikdörtgen planlı sivri kemerle geçilen, demi parmaklıklı pencereler bulunur.

Güneydoğu kadınlar bölümü giriş kapısı, sivri kemerden geçilen üst kısmı ile kemerli alt kısmı bulunur.

Batı cephesindeki külhan bölümü, yol seviyesinin yükselmesine bağlı olarak oldukça alçak seviyede kalmıştır.

Erkekler bölümündeki soyunmalık mekanı, kubbe örtülüdür.

Doğu ve batı kısmında ahşap malzemeden yapılmış soyunmalıklar bulunur.

Su deposu sıcaklık bölümünün batısındadır.

Kuzey güney doğrultulu üzeri beşik tonoz örtülüdür.

Erkekler bölümü soyunmalık kapısında kitabe yeri olmasına rağmen, kitabesi yoktur.

 

DELİKLİ KAYA

Yeşil Çiftlik kasabasındadır.

Burada bir kaya var.

Kaya hakkında anlatılan efsaneye göre, Yunanlılar Kurtuluş savaşında buraya geldiklerinde, bir anne ve bebeği bir kayanın içine saklanırlar.

Kaya, anne, bebek ve bebeğin beşiğini alabilecek büyüklüktedir ve anne ile bebeği, bu kayaya saklanarak Yunanlılardan kurtulurlar.

Bu kaya ziyaret edilebiliyor, ama ziyaret edenler, kayadan hala sallanan beşik ve bebek sesi geldiğini söylerler, siz de ziyaret ederseniz, dinleyin bakalım.

Sultandağı Buzluk Mağarası
 

BUZLUK MAĞARASI

1300’lü yıllarda, Bursa, Osmanlı devletinin başkenti olur.

Padişahın kızı hastalanır.

Hekimler, hastalığın tek çaresinin buz olduğunu söylerler.

Yazın ortasında buz bulmak sorundur.

O sırada, sarayla muhafız olarak bulunan Dereçineli yani Sultandağı’na bağlı bir kasabadan olan asker huzura çıkar ve buz bulabileceğini söyler.

Askerin emrine develer verilir ve asker yola çıkar.

Sultandağı’ndaki buz mağarasına gelir, istediği kadar buzu alır, samanların içine yerleştirir ve yaz sıcağında Bursa’ya götürür.

Padişah çok memnun olur ve askere “Dile benden ne dilersen” diye sorar.

Asker köyünde kendisine bir ev yaptırılmasını diler ve Padişahın emri ile askerin köyünde bir ev yapımına başlanır.

3 katlı olarak planlanan ev, 2 kat olunca durur, çünkü evin yapıldığı yer rüzgara açık olduğundan sadece 2 katı tamamlanabilir.

Evin kalıntıları, günümüzde de hala durmaktadır.

Sultandağı Buzluk Mağarası
 

Evet bu efsaneden sonra gelelim Buzluk Mağarasını anlatmaya:

Buzluk mağarası, Dereçine kasabasının güneyindedir.

Buraya ulaşmak için Afyon-Konya karayolu kullanılır.

Küçük Kirazlı Yaylasına gelmeniz gerekiyor.

Kalan yolu ise yürüyerek gideceksiniz ki, yaklaşık 4 saat yürümeniz gerekiyor.

Yani biraz zahmetli bir yolculuk ve özellikle oldukça yüksek, soğuk ve karlı bir bölgede bulunan mağaraya çıkmak için yaz dönemini tercih ediniz.

Sultandağı Buzluk Mağarası
 

Mağara girişi, sadece 1 kişinin sığabileceği büyüklüktedir.

Girişten 5 metre sonra buzlanma başlıyor ve aşağı inildikçe hava daha da soğumaya başlar ve bazı yerlerde görülen buzlanmalar ve buz sarkıtları, sıra dışı manzaralar sunuyor.  

Sultandağı Taş Köprü
 

 

TAŞ KÖPRÜ

Köprü Karapınar ile Sultandağı ilçelerini birbirine bağlayan yol üstündedir. Yani tarihi ipek yolu üzerindedir.

Köprü, Akşehir ve Eber gölü arasındaki su akıntısının üzerine yapılmıştır.

Bir zamanlar Eber gölü, bu köprüye kadar uzanıyormuş ve Eber gölü taştığında köprü de gölün suları altında kalıyormuş.

Bunun önlenmesi için 1968 yılında buraya beton borular ilave edilmiştir.

Ancak 1995 yılından bu yana gölün sularının çekilmesi ve derenin kuruması nedeniyle, köprü nehir yatağı üzerinde kalmıştır.

Köprü Kurtuluş savaşında Türk kuvvetleri tarafından yıkılmış, düşman gittikten sonra yeniden onarılmıştır. Şimdi yanına geçit için yeni köprü yapılmıştır.

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Eskişehir Mihalıççık

Eskişehir Mihalıççık


İlçenin ambleminde: kiraz ve Yunus Emre var. 2001 yılından bu yana, ilçe genelinde kiraz ağacı dikimi yaygınlaşıyormuş. Özellikle: bu büyük ozanın “Sevelim Sevilelim” özdeyişi, muhteşem anlamlar ifade ediyor. Evet, yörenin insanı arasında “Maalıç” olarak bilinen yöreyi gezmek için bir gün ayırmalısınız. Özellikle, Yunus Emre külliyesi, mutlaka ziyaret edilmelidir.

Eskişehir Mihalıççık

ULAŞIM

Mihalıççık ilçesinin, il merkezi olan Eskişehir’e olan uzaklığı: 92 km. dir. Mihalıççık-Alpu arasındaki uzaklık: 52 km. Mihalıççık-Sivrihisar arasındaki uzaklık; 67 km. Mihalıççık-Nallıhan arasındaki uzaklık: 63 km.
Sivrihisar-Polatlı arasındaki yoldan ilerlerken, ana yoldan ayrılıp, Yunus Emre köyü üzerinden, yaklaşık 48 km. sonra Mihalççık ilçesine varılıyor.

Eskişehir Mihalıççık

TARİH

Yöre, ikincil derece yollar üzerinde bulunması nedeniyle, antik dönemlerde pek önem kazanmamış, ancak Osmanlı döneminde hareketlenmiştir.
1289 yıllarında, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey: Şeyh Edebali’yi ziyarete giderken, Eskişehir Beyi ve onun müttefiki Harmankaya Tekfuru Köse Mihal tarafından sarılır ve çıkan çatışmada: Osman bey galip gelir ve Köse Mihal, teslim alınır. Ancak, zamanla Köse Mihal ve Osman Bey dost olurlar, Mihal, Müslümanlığı kabul eder.

Harmankaya ve çevresi, Köse Mihal’e dirlik olarak verilir. Evet: yörenin isminin, Köse Mihal veya oğlu Gazi Mihal’den geldiği söylenmektedir. Çünkü: Köse Mihal: Mihalgazi nahiyesi yakınlarında, Harmankaya Tekfuru olarak görev yapmıştır. Köse Mihal’in kabri: günümüzde, Ermenek (Çalkaya köyü) köyünün 4 km. uzağındadır ve Emre sultan tarafındadır.

Tarihsel süreç incelendiğinde, Anadolu’nun en önemli ozanlarından olan Yunus Emre’nin de, ilçe merkezine bağlı Sarıköy ( günümüzdeki adı: Yunus Emre köyü) bölgesinde doğduğu görülmektedir.

Yöre, 1925 yılında, Eskişehir iline bağlanmıştır.

Eskişehir Mihalıççık

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 1325 metredir. Yörenin güneydoğu ve güneybatı kesimleri, ovalıktır. Bu ovalar, Porsuk çayı tarafından sulanır. Kuzeyde ise, Sakarya vadisi bulunur. Orta kesimde bulunan Sündiken dağları ise, ormanlarla kaplıdır.

İlçe halkının temel ekonomik etkinliklerinin başında, tarım ve hayvancılık gelmektedir. Bunun dışında, ilçe merkezine 12 km. uzaklıktaki, Sorkun köyünde, köy halkının büyük çoğunluğu “çömlek” üretimiyle uğraşmaktadırlar. Çömlek üretimi, bu köyde, yüzyıllar öncesinden kalan tekniklerle yürütülmektedir ve bu durum ilgi çekmektedir.

İklim: ilçede karasal iklim hüküm sürmekte olup, özellikle kışlar, çok sert geçmektedir. Ancak, yazlar da çok sıcak geçmektedir. Sündiken dağlarının üzeri, yılın büyük bölümü karlarla kaplıdır. Yörenin kuzeyinde, Sakarya vadisinde ise ılıman iklim özellikleri görülür.

YUNUS EMRE

Yunus Emre: sevgiyi, felsefe haline getirmiş olması ile önem kazanmaktadır. Ayrıca: bu ünlü Anadolu halk şairi: Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliklerini, şiirlerinde kullanmış olmasıyla bilinir. Şiirleri: yüzyıllardır, dilden dile aktarılarak günümüze ulaşmıştır.
Batı Anadolu bölgesinde, birkaç yerde, Yunus Emre’nin makamı olarak adlandırılan mezarının bulunduğu bilinmektedir ki, burası da bunlardan biridir. Ancak: 1970’li yılların başında, Sarıköy’deki bu mezarın Yunus Emre’ye ait olduğu konusunda bazı kanıtların bulunduğu bildirildi ve bu köye “Yunus Emre” ismi verildi, bahçe içine anıtı dikildi.

YUNUS EMRE KÜLTÜR VE SANAT HAFTASI

Yörede, her yıl, 6-10 Mayıs tarihlerinde, Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası kutlanmaktadır.

Eskişehir Mihalıççık

SORKUN ÇÖMLEKÇİLİĞİ

Buraya yolunuz düşerse, ilçe merkezine bağlı Sorkun köyünde, atalarından kalma el sanatı mirasını sürdüren köylülerden, çömlek satın almalısınız.
Sorkun köyü: ilçe merkezinden Nallıhan istikametine giderken, Sündiken ormanlarının çam ağaçlarının arasından geçtikten sonra, zirveden inip biraz daha ilerlediğinizde karşınıza çıkıyor. Yani, sonuçta köy ilçe merkezine 12 km. uzaklıktadır.
Burada: toprak, sanata dönüştürülüyor. Kızıl ve ak topraklardan oluşturulan çamuru, şekillendirerek ve açıkta pişirerek: güveç, çömlek ve ekmek saçlarına dönüştürülüyor.
Köydeki tüm evler yani bir anlamda atölyelerde, çömlek üretimi sürdürülüyor. Yani, köyün asıl geçim kaynağı: çömlekçiliktir. Yalnız, bu çömleklerin bir diğer en önemli özelliği: köyün kadınları tarafından yapılmasıdır.
Özellikle, yaz aylarında yapılmaktadır. Buraya yolunuz düşerse, çömlek almanızı öneririm. Burada, 3 takımdan oluşan bir çömlek takımı: 25 TL. dir.

MİHALIÇCIK KİLİ

Burada, “kil” çıkarılıyor. Tabii: bunu bilmeyen okurlar, ilk anda herhangi bir anlam veremiyorlar. Ama, gerçekten, buradan çıkarılan bu “kil” değişik özellikler taşıyor ve bilenler tarafından yoğun olarak kullanılıyor. Kil: özellikle çamaşır deterjanları çıkmadan önce, çamaşır yıkamada yoğun olarak kullanılırmış. Kirli çamaşırlar üzerine, hafif eritilen killer serpilir ve sıcak su ile ovarak çamaşırların kirleri arındırılırmış. Ancak, teknolojik gelişmeler sonucu çamaşır deterjanları çıkınca, çamaşır yıkamada kil kullanımı gittikçe azalır.
Günümüzde ise, kil, özellikle kozmetik alanında kullanılmaktadır. Özellikle: saçlarda ve maske yapılarak ciltte kullanılmaktadır. Saçlarda yumuşaklık ve cild de ise nemlilik, canlılık ve doğal güzellik yaratmaktadır. Saç dökülmesini önler, saçı besler, kepek yazmaz. Yüzde, sivilceleri giderir. Selülit, pişik ve çeşitli yaralara da iyi geldiği söyleniyor.
Ayrıca: seramik sektöründe de, ham madde olarak kullanılmaktadır.

KONAKLAMA

Mihalıçcık Öğretmenevi 222-6312337

NE YENİR

Eğer döneminde giderseniz, Mihalıççık yöresinde, ünü uluslar arası düzeye ulaşan “kiraz” tatmalısınız. Yıllık 1000 top civarındaki üretim, özellikle yurt dışına gönderilmektedir.

Eskişehir Mihalıççık

GEZİLECEK YERLER

Eskişehir Mihalıççık Yunus Emre Külliyesi
Eskişehir Mihalıççık Yunus Emre Külliyesi
Eskişehir Mihalıççık Yunus Emre Külliyesi

         

YUNUS EMRE KÜLLİYESİ

İlçe merkezine bağlı, Yunus Emre (diğer ismi Sarıköy) beldesindedir.

Burada, 13’ncü yüzyıldan kalma ve Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen mezar bulunmaktadır. Bu mezar, hemen demiryolu (Eskişehir-Ankara) bitişiğinde, dikdörtgen planlı taşlardan yapılmış, 2 metre yüksekliğindeki bir avlu içindedir. Ancak, bu mezar, Yunan işgalinde, Yunanlılar tarafından yıkılmış ve Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen naaş; 1949 yılında, buradan alınarak, ikinci mezarına ve 1970 yılında ise, üçüncü yani günümüzdeki mezarına taşınmıştır.

Günümüzdeki mezar yeri: 13’ncü yüzyıl Selçuklu mimarisini andıran yapısı, sütunları, kemerleri ile dikkat çekmektedir. Mezar taşının ön yüzünde, Yunus Emre’nin şu ünlü sözleri yazılıdır.” Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim-sevilelim, dünya kimseye kalmaz”

Burada, türbe yani mezar dışında: müze, çeşme, minareli bir cami, şadırvan, kültür evi ve Yunus Emre heykeli görülüyor. Çeşme: Türk mimari tarzında yapılmıştır. Türbe: yayvan kubbeli, 8 sütunlu ve sütunlar arasında kemerlerle bağlantı bulunan, sekizgendir ve hemen altındaki mermer lahit, üzerinde motif işlenmiş olarak görülmektedir.

Bunların yanında, burada, bir de müze var. Müze: türbenin mimari stiline uygun olarak yapılmış ve 1971 yılında ziyarete açılmıştır. Müze içinde görebilecekleriniz: çeşitli fotoğraflar, Yunus Emre’yi tanıtıcı kitaplar, şiirlerini içeren levhalar, çeşitli beratlar, Selçuklu dönemine ait mermer mimari parçalar (Yunus Emre’nin Yunanlılar tarafından yıkılan ilk mezarına ait) ve çeşitli Etnografik önemi olan parçalar bulunmaktadır.

YARIKÇI KAPLICASI

İlçe merkezinin güneydoğusunda, Yarıkçı köyünde, Hamamdağı eteğinde, Hamamdağı deresinin kıyısındadır.
Yörenin denizden yüksekliği, 900 metredir ve sıcak ve soğuk hamamlar bulunmaktadır. Yöredeki birçok kaynaktan, 2 kaynağın üzeri kubbe ile örtülerek, kaplıca haline getirilmiştir. Bu kaplıca bölümlerinde, dört köşe havuzlar bulunmaktadır.
Kaplıca sularında, kalsiyum karbonat birikmekte ve bunun örnekleri, vadide taşlaşmış şekilde görülebilmektedir.
Sular: 39 derece ısıda çıkar ve kükürt kokuludur. Yani, suyun içinde kükürt bulunmaktadır. Ayrıca, karbondioksit bakımından da zengindir. Kaplıca sularının iyi geldiği söylenen rahatsızlıklar şunlardır: yara ve felçler, romatizmal hastalıklar.

KOÇAKKIRAN MAĞARASI

İlçe merkezine bağlı, Otluk köyünün Açtım mahallesi yakınındaki Koçakkıran tepesinde, Sakarya nehrinin sol yamacındadır.
Buraya ulaşmak için: Alpu-Karacaören-Otluk yolunu kullanmalısınız. Veya, Alpu-Bozan-Buğdüz-Kandamlamış-Otluk yolunu da kullanabilirsiniz.

Açtım mahallesinden sonra, yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş yapmanız gerekiyor.
Mağaranın fiziki özellikleri gayet güzel ve çekicidir. Mağara içinde, damlataşları, sarkıt, dikitler, sütunlar, Damlataş havuzları ve çok değişik biçimli damlataşları görebilirsiniz. Mağaranın hemen önünden ise: Sakarya nehri, Gökçekaya baraj gölü ve çevrenin doğal güzelliğini seyredebilirsiniz.

KARAKAYA MAĞARASI

İlçe merkezinin kuzeyinde, Yalımkaya köyünün 1 km. doğusunda, Sakarya nehrinin kolu olan Domya deresinin hemen yanındadır.
Buraya ulaşmak için. Eskişehir-Mihalıçcık yolundan ayrılan, Büydüz-Sasa-Yalımkaya yolunu kullanmanız ve Yalımkaya köyünden yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş yapmanız gerekiyor.
Kayabaşı tepesinin dik yamacında bulunan mağaraya, ip kullanılarak iniliyor. Mağaranın içinde: akma damlataşları, sulu damlataş havuzları, makarnalar, sütun duvarlar ve birçok değişik şekilli damlataşları bulunmaktadır. Ancak, burada özellik arz eden durum: kahverengi, siyah, gri, kurşuni ve beyaz renkli olan bu damlataşların üstlerinin; gri, beyaz, siyah renkli yeni oluşumlar ile sıvanması yani kaplanmasıdır.

ÇATACIK ORMAN İÇİ DİNLENME YERİ

İlçe merkezine 40 km. uzaklıktaki bu dinlenme alanı: 1967 yılında yapılmıştır. Burada, günübirlik piknik yapmak mümkündür. Sarıçam ormanlık alanın hemen yanında, geyik üretim istasyonu bulunmaktadır. Burada, geyikleri izleyebilirsiniz.

ÖMERKÖY GÖLETİ

İlçe merkezine 4 km. uzaklıktaki, Ömerköyü’ndedir.
Göletin çevresi ormanlarla kaplıdır ve günübirlik piknik için yoğun olarak tercih edilmektedir.

Eskişehir Mihalıççık Hasan Polatkan Baraj Göleti-Sarıyar Baraj Göleti

HASAN POLATKAN BARAJ GÖLETİ-SARIYAR BARAJ GÖLETİ

İlçe merkezinin kuzeyindedir.
1956 yılında yapılan baraj; beton doldu tipidir ve temelden yükseklik 108 metredir. Üst uzunluğu 250 metredir ve göl uzunluğu: 60 km. dir.
Baraj gölü kıyısında: balıkçılık yapan köyler bulunmaktadır.

ÇALCI KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı, 15 km. uzaklıkta, şirin bir orman köyü olan Çalçı köyü; tarihi süreçte, eski bir yerleşim yeri olarak görülmekte ve özellikle Osmanlı arşivlerinde ismi geçmektedir. Ancak: eski ismi, bir Ermenice kelime olan “Taçla” dır. Köyde: Roma d önemine ait yazılı bir taş bulunmaktadır. Ayrıca: yine bu köyde, Selçuklular döneminden kalma bir cami ve çeşme görülmektedir. Bu eserler: Türk-İslam mimarisinin güzel örnekleridir.
Cami: Selçukluların son dönemlerinden kalmadır. Ayrıca, yine Osmanlı arşiv belgelerinde, buradaki bir yatırın ismi geçmektedir. Kevid baba olarak isimlendirilen bu yatırın hemen yanında, kırklar ormanı var. Bu ormanda, “kırk tane kızın şehit düştüğü” söylenmektedir. Bu kızların, Kevid babanın askerleri olduğu da rivayet edilmektedir.
Bu köyün, bu eserler yanında, başka önemli bir özelliği daha var. Bu köyden, bugüne kadar 100 civarında öğretmen yetişmiş ve bu sayı ile, köy, ülkemizde en çok öğretmen yetişen köylerin başında gelmektedir.

Alpu tanıtımı.

Sivrihisar tanıtımı.

Nallıhan tanıtımı.

Eskişehir tanıtımı.