Isparta Atabey

Isparta Atabey

Isparta Atabey; Antik çağda, önemli bir yerleşim yeri. Ayrıca: Selçuklular döneminde, yapılışından sonra 700 yıl boyunca eğitim verilen Ertokuş Medresesi, yörenin önemini ortaya koyuyor.

ULAŞIM

Atabey ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 24 km. dir. Eğirdir yolu üzerinde, sola sapılarak 12 km. ilerleyince, İlçeye ulaşılıyor.

TARİH

İlçe, antik çağda: Ağrai veya Agpia olarak isimlendirilmiştir. MÖ. 334 yıllarında, Büyük İskender’in egemenliği, bölgede hissedilir. Ölümünden sonra ise, I. Antiochos Soter tarafından bu bölgede kurulan: “Seleukeia” kenti, ilçenin güney batısındaki Bayat köyü sınırları içindedir.

Seleukeia şehri: bölgenin Roma egemenliğine girmesinden sonra: MÖ.164 yılında, İmparator Claudius döneminde “Claudioseleuceia” adını alır. Daha sonra ise, “demirden” anlamına gelen “Sidera” ön adını alarak: Seleukeia Sidera olarak isimlendirilir.

1224 yılında, Selçuklular bölgede görülür. Antalya Valisi Mubarizüddin Ertokuş, bölgeyi ele geçirir. Konya-Antalya güzergahındaki yerleşimlerden biri olan “Agros (Atabey)” a önem verilir. 1224 yılında, Ertokuş tarafından, burada bir Medrese yaptırılır. Bu medrese, Osmanlı eğitim sistemi içinde, 13.yüzyıl başlarına kadar faaliyetini sürdürür.

16.yüzyıl başlarında, dört mahalleden oluşan merkez, aynı yüzyılın sonlarında büyük bir gelişme göstererek, kasaba olur.

Özellikle: 16.yüzyılda, buranın Pambuklu köyünde yetiştirilen pamuğun işlenmesi sonucu, dokunan ve Osmanlı ülkesinde “donluk”denilen kumaş; oldukça iyi Pazar bulur. 1869 yılında, Agros nahiyesinde, 14 mahalle bulunmaktadır.

Cumhuriyet döneminde, 1926 yılında ise, TBMM kararı ile, İlçe, Atabey ismi ile anılmaya başlanır. 1953 yılında Bucak ve 1960 yılında ise İlçe statüsüne getirilir.

Atabey ismi, Selçukluların kumandanlarına verdikleri bir unvandır.

Isparta Atabey Genel

GENEL

İlçe merkezinde: Çayırlı Mescit adında bir mesirelik ve dinlenme yeri ile, Belediye önünde bir dinlenme parkı var. Ayrıca, 1995 yılında, faaliyete geçen “Okuf Göleti” çevresi: dinlenme ve piknik için ayrılmış, burada ayrıca olta balıkçılığı da yapılabiliyor.

Atabey ilçesinin en büyük özelliklerinden biri de: Süleyman Demirel’in doğum yeri olan “İslamköy” kasabasının buranın sınırları içinde olmasıdır.

İlçe ekonomisi: tarım ve hayvancılık ağırlıklıdır.

GEZİLECEK YERLER

Isparta Atabey Ertokuş Medresesi

ATABEY ERTOKUŞ MEDRESESİ

Medrese: 13.yüzyılda Selçuklu hükümdarlarından Ertokuş Bey tarafından yaptırılmış ve 700 yıl boyunca, ilim ve kültür merkezi olmuştur. Burada: astronomi ve tıp alanında eğitim verilmiştir. Medresenin yapımında kullanılan bazı taşlar: Atabey ve Bayat’taki harabelerden getirilmiştir. Ancak: hiçbir bağnaz düşünceye yer vermeden, bu taşlar üzerinde bulunan Roma ve Bizans simgeleri, işaretleri silinmemiş, kazınmamıştır.

Medrese: dış avlu, iç avlu ile türbe ve medrese odalarından oluşur. Odaların üzeri kubbelidir. İç avluda bir havuz ve üstünde, ortası açık bir kubbe var. Bu kubbe: yarım kemerlerle dört adet sütuna dayanmaktadır. Dinlendirici su sesi eşliğinde, ders ve araştırma yapılması sağlanmıştır. Giriş kapısının karşısında: mescit ve dershane görevini üstlenen, ana bir eyvan bulunmaktadır. Buradaki taş mihrap: Anadolu Selçuklu eserlerinin nadir örneklerindendir.

Mescit ve dershane olarak kullanılan bölümden: sivri kemerli, üç kapı ile türbeye geçilir. Bu kapıların medrese ilk yapıldığında olmadıkları ve yakın zamanda açıldıkları biliniyor.

Birçok fermanda, Agros Medresesinin tasdiki ile, kaydının bulunması, Medresenin ilim bakımından ülke çapında ne derece önem taşıdığını anlatmaktadır. Öğretime başladığından itibaren, Medresede pozitif ilimler okutulmuştur. Bu medresede bulunan ve 629 yıl önce yazıldığı bilinen bir kitapta gösterilen “Ay ve güneş tutulması” şekilleri, bugünkü okullarda okutulan Astronomi kitaplarındaki bilgilerle aynıdır. Tıp alanındaki birçok hastalık ta, bugünkü dille tanımlanmış ve çareleri de belirtilmiştir.

1877 Konya Vilayet Salnamesine göre: Medresede, 51 öğretmen bulunduğu, 344 kız ve 443 erkek öğrencinin eğitim gördüğü yazılıdır.

1993 yılında restore edilmiştir.

AGRAE ANTİK KENTİ

İlçe merkezinde bulunmakta olup, günümüzde ilçe merkezinin altında kalmıştır. İlçe merkezinin kuzeybatısında Kapıcak köyü yakınında Parlais (Barla) ve Prostanna (Eğirdir) şehirlerinin sınırlarını belirleyen bir sınır yazıtı bulunmaktadır. Bundan başka, birkaç mimari parça dışında, anılan kentten günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Agrea; Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olarak kullanılmıştır.

Evet günümüzde bu kentten bir kalıntı yoktur.

Isparta Atabey Seleukeia Sidera

SELEUKEİA SİDERA-CLAUDİOSELEUCEİA-SİDERA

İsparta Atabey ilçesi Bayat köyü sınırları içinde bir tepededir. Atabey ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Bayat köyüne ise 800 m uzaklıktadır.

Aynı şehre tarih boyunca farklı isimler verilmiştir.

 

Seleukeia Sidera:

Demir Seleukeia anlamına gelir. Şehrin çevresindeki zengin demir madenleri nedeniyle bu ismi almıştır.

 

Claudioseleuceia:

Roma İmparatoru Claudius (MS 41-54) döneminde şehir yeniden imar edildiği için, İmparatora atfen bu isim kullanılmıştır.

 

Selef:

Bölgedeki Bayat köyünün eski adı “Selef” tir.

Bu isim doğrudan “Seleukeia” isminin günümüze ulaşmış, bozulmuş bir halidir.

 

Tarihçesi:

MÖ 3 ncü yüzyılda Seleukos Kralı I Nikator veya I Antiokhos tarafından, kuzey Psidia boyunca uzanan askeri yolu korumak amacıyla kurulmuştur. Şehir kendi sikkelerini basmış ve bunların bazıları Antioch ta tapınılan Asyalı Tanrı Men in görüntüsünü taşır.

SELEUKEİA SİDERA-CLAUDİOSELEUCEİA-SİDERA

Günümüze ulaşan kalıntılar:

Günümüzde su duvarları, nekropol alanı ve bir tiyatronun kalıntıları görülebilmektedir. Ayrıca şehre su taşıyan antik su kemerlerine ait izler (Taş Kemer mevkii) hala mevcuttur. Bunun dışında henüz tam olarak turizme açılmadığı için kalıntılar oldukça doğal ve el değmemiş bir şekilde yayılmış durumdadır.

 

Şehir kalesi:

Şehir kalesi, tepe üzerinde iç içe geçmiş 3 kaleden oluşur. En iyi ayakta kalan kısmı, tepenin güneydoğu köşesindedir. Kale, büyük dikdörtgen bloklardan oluşur.

 

Kaya Mezarları:

Kentin en dikkat çekici özelliklerinden biri, çevredeki kireç taşı kayalıklara oyulmuş mezarlardır. Genellikle tek odalı ve önü açık kaya mezarları şeklindedir. Bazılarında Helenistik ve Roma döneminin tipik süslemeleri görülür. Mezarlar genellikle şehrin kurulduğu tepenin yamaçlarına yayılmıştır. Bu mezarlar, kentin o dönemdeki refah seviyesini ve nüfus yoğunluğunu göstermesi açısından önemlidir.

 

Antik Tiyatro ve Akropolis:

Şehrin savunma avantajı sağlayan yüksek bir tepeye Akropolis kurulmuştur.

 

Tiyatro:

Tepenin güney yamacına yaslanmış, doğal eğimden yararlanılarak inşa edilmiş küçük bir tiyatrosu vardır. Helenistik döneme tarihlendirilen yapılardan biridir.

Hisar Tepenin doğu yamacına yaslanarak, yarım daireyi biraz aşan planda inşa edilmiş, tipik Yunan tiyatrosu formundadır.

Tiyatronun sadece skene (sahne) binası, yanlardan girişini sağlayan vomitoriumu (tonozlu giriş kapısı) ve diazomanın (oturma sıralarını ayıran bölüm) bir bölümü korunmuştur.

Tiyatronun cavea (oturma sıraları) kısmı ise oldukça tahrip olmuş durumdadır.

Hellenistik ve Roma İmparatorlukları dönemlerinin metropolis kentlerine oranla oldukça küçük olan tiyatronun oturma basamaklarının tahrip olmasına karşı, ortalama 3-4 bin kişilik olduğu söylenebilir.

Bugün görülen sahne binası, Roma İmparatorluk dönemine MS 2-3 ncü yüzyıllara aittir.

 

Surlar:

Akropolisi çevreleyen devasa sur duvarlarının kalıntıları hala ayaktadır.

Bu taşların bir kısmı daha sonraki dönemlerde çevre köylerdeki yapılarda malzeme olarak kullanılmıştır.

 

Su sistemi-Taş Kemer Mevkii:

Seleukeia Sidera, sadece demiriyle değil, mühendislik harikası su yollarıyla da ünlüdür.

Kente su taşımak için inşa edilen su kemerlerinin kalıntıları, bugün hala bölgedeki bahçelerin arasında görülebilir.

Antik dönemde Eğirdir Gölü veya yakınındaki kaynaklardan şehre su taşındığı düşünülmektedir.

 

Güneybatı Yamaç Yapıları:

Seleukeia Sidera antik kentinin güneybatısında, güneybatı yamacı olarak adlandırılan alanda, farklı dönemlere ait çok sayıda yapılanma vardır.

Bunlar arasında, iki şarap işliği ve bu işliklerin hemen kuzeyinde ise kemik işlikleri vardır.

Alanda ayrıca ana kaya kullanılarak oluşturulmuş ahşap hatıl delikleri bulunan bir yapı yer alır.

Bu alanın işlik kompleksi ile ilişkili olduğu ve depolama amacıyla kullanıldığı düşünülür.

 

Şarap İşlikleri:

Kentin kurulduğu Hisartepe nin çevresinde yapılan araştırmalarda çok sayıda tarımsal üretim donanımı bulunmuştur.

Hisartepe nin güney, batı ve doğu yamaçlarında ve eteklerinde, toplam 25 şarap presine işaret eden arkeolojik buluntulara rastlanmıştır.

Bununla birlikte bu presler ile birlikte kullanılan 5 ağırlık taşı tespit edilmiştir.

Ayrıca fulchrum deliği ve taşları, pres ağırlık taşları ve açık alanda anakayaya oyulmuş preslerde bu donanımlar arasındadır.

Kentte tespit edilen 25 şarap presinin varlığı, bu dönemde kent ekonomisinde tarımsal üretimin tuttuğu yeri gösterir.

Kentin batı ve güney yamacında bu preslerin tespit edilmiş olması önemlidir.

Özellikle baskı kollu preslerin yayılımlarının Hisartepenin Nekropolis alanlarından biri olarak kullanıldığı bilinen Kuzeybatı yamacın dışında kalır.

Kuzeybatı Nekropolisin hemen sınırında bu üretim donanımlarının sonlanmaları, kentte üretim ve nekropolis alanları için kesin bir planlama olduğunu gösterir.

 

Kemik alet işlikleri:

Güneybatı yamacı yapıları olarak alandaki mekanlarda yürütülen çalışmalarda ele geçen buluntular, söz konusu mekanların kemik işliği olduğunu ve MS 5 ile 6 ncı yüzyıllara kadar aktif olarak kullanıldıklarına işaret eder.

 

Seramik işlikleri:

Üretim faaliyetlerinin bir başka kolunu seramik üretimi oluşturmaktadır.

MS 1 ve 7 nci yüzyıl arasında devam eden: hazırlama-servis kabı, pişirme kabı ve Geç Roma İmparatorluk döneminde unguentarium üretimi yapıldığı görülmektedir.

Çatı kiremidi üretimi kentin önemli üretim faaliyetleri arasında yer almaktadır.

Kazılar ve yüzey araştırmalarında bulunan hatalı üretim parçaları, üretimin yoğun bir şeklide yapıldığına işaret etmektedir.

 

Antik Yol:

Antik kentin bulunduğu Hisarlık Tepe nin yaklaşık 2 km kuzeydoğusunda, İncirli sırtlarındaki Sırçalı Tepe de bir bölümü günümüze ulaşmış antik kente ulaşımı sağlayan antik yol vardır.

 

Demir (Sidera) Takısı ve Madencilik:

Şehre neden Sidera (Demir) denildiği konusunda arkeologlar iki varsayım üzerinde dururlar.

1-Gerçek Maden: Bölgedeki demir yataklarının o dönemde aktif olarak işletilmesi.

2-Siyasi Ayrım: Akdeniz deki diğer “Seleukeia” isimli şehirlerden (örneğin: Silifke Seleukeia ad Calycadnum) ayırt edebilmek için bir lakap olarak kullanılması.

Antik yerleşimde, demir cürufları ve cevher zenginleştirilme havan taşları, MS 4 ile 6 ncı yüzyıllar arasında kentte demircilik faaliyetlerinin de yürütüldüğünü düşündürür.

Isparta Atabey İslamköy Demirel Evi ve Demokrasi Müzesi

İSLAMKÖY DEMİREL EVİ VE DEMOKRASİ MÜZESİ

İslamköy’de bulunuyor. Türkiye Cumhuriyetinin 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in doğduğu Ata evi.

İslamköy Demirel’İn doğduğu ev

Müze: bir külliyenin tam ortasında bulunuyor. Külliyenin diğer yapıları ise: Süleyman Demirel’in ninesi Şehriban Hatun adına yapılmış cami, kütüphane, araştırma merkezi, şadırvan, hediyelik eşya satış yeri, lojman, çeşme, Demirel evi, köy evi gibi üniteler bulunuyor. Ancak, bunların bazıları yapım aşamasında. Müze ise tamamlanmış ve kısmen ziyarete açılmış.

Müzenin girişinde duygusal bir yazı var. “Ey ziyaretçi, Süleyman  Demirel Demokrasi Müzesini dikkatli gez. 50 yıllık medeniyet mücadelesini, sende sez. Kafanı kaldır, kerpiç evleri, yeşil ovayı gör. Böylece: Türkiye-Köy-Demirel ve Demokrasi arasındaki ağını ör”

Bunun dışında müzede: Süleyman  Demirel’in 55 yıllık siyasi hayatına ilişkin belgeler, fotoğraflar bulunuyor. Müzenin büyük kubbesi Demirel’in cumhurbaşkanlığını, 7 kubbesi ise, başbakanlıklarını simgeliyor. Bunların dışında: Demirel’in 1949 yılından, 2000 yılına kadar geçen dönemdeki yurt dışı gezileri, bu geziler dolayısıyla ortaya çıkan belgeler, fotoğraflar ve 10 bine yakın hediye sergileniyor.

Müzenin girişinde: Demirel’in heykeli ve önünde de seçim sandığı bulunuyor.

İslamköy Süleyman Demirel Mezar Anıtı

İSLAMKÖY SÜLEYMAN DEMİREL ANIT MEZARI:

Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de, Çataltepe Mevkiindedir. Anıtkabir’den sonra Türkiye’nin ikinci büyük anıt mezarıdır. Anıt mezar, Demirel hayattayken oluşturulmaya başlanmıştır.

Demirel’in dokuzuncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen dokuz adet gölet yapılmıştır. Demirel’in 17 Haziran 2015 tarihinde vefatından sonra anıt mezarın inşasına başlandı.

Anıt mezarda bir de dünya ormanı oluşturuluyor. Bir zamanlar kayalıklar ve kıraç topraktan ibaret olan Çalça tepede şu anda dünyanın dört bir yanından getirilen bölge iklimine uygun farklı türden ağaç ve fidanlar dikilerek orman oluşturuldu.

İslamköy Süleyman Demirel Mezar Anıtı

Yaklaşık 2 yıl süren inşaat sürecinin ardından, 2019 yılında halkın ziyaretine açıldı. Anıt mezar Demirel Külliyesini çaprazdan görüyor. Atabey ve İslamköy ovasına hakim bir tepededir. Tepe, Selçuklu İmparatorluğu döneminden bu yana mezarlık olarak kullanılan ve Demirel’in ataları, eşi Nazmiye Demirel ve diğer hemşerilerinin bulunduğu mezarlığı da görüyor. Evet Nazmiye Demirel’in mezarı 400-500 metre ileride köy mezarlığındadır.

 

ATABEY GÜL BAHÇELERİ:

Atabey gül bahçesi içinde Ertokuş Medresesi bulunur. Çevresi son derece bakımlı ve güzeldir. Medresenin çevresi, güllerle çevrilidir.

 

Atabey Gazi Ertokuş Bey Medresesi

ATABEY GAZİ ERTOKUŞ BEY MEDRESESİ:

Medrese, I Alaaddin Keykubat zamanında, Selçuklu uç kumandanı Mübarizeddin Ertokuş tarafından, 1224 yılında yaptırılmıştır. Medresenin taşları Agrai (Atabey) ve Seleukeia Sidera (Bayat) harabelerinden getirilmiştir. Avluda dört kolon Bizans yapılarından alınmadır. Kapı lentolarının büyük bir kısmı da ya Bizans ya da Geç Roma devirlerine aittir.

Atabey Gazi Ertokuş Bey Medresesi

Medrese “Kapalı Tip Medrese” türüne girer ve dış avlu, iç avlu ile türbe ve medrese odalarından oluşur. Medresenin hücreleri zemin katta olup, üzerleri kubbelidir.

İç avluda bir havuz ve üstünde ortası açık bir kubbe vardır. Bu kubbe yarım kemerlerle, dört mermer direğe dayanır. Medresenin içinde hiçbir dekor bulunmadığından, sadece mimari kuvvete dayalı değişik bir mekan olarak değerlendirilir. Taş mihrabıyla Anadolu Selçuklu eserlerinin nadir örneklerinden biridir.

 

Atabey Ertokuş Kümbeti

ATABEY ERTOKUŞ KÜMBETİ

Atabey’te Mübarezeddin Ertokuş Medresesinin batı yüzüne bitişik, sekizgen gövdeli ve külahlı bir yapıdır.

6.40 x 6.40 metre karelik oturmalığın üstüne kurulu gövdenin kenarları 2.69-2.80 metre arasında değişir. Her yüzde köşelerden 0.32 metre genişlikte tuğla ayakları, oturmalıktan 4.95 metre yukarıda kesilerek, beyaz bir taş sırasıyla gövdenin üst bölümünü oluşturur. Bunu yarım yıldızlardan ve halat örgüden taş silme izler. Bundan sonraki iki sıra tuğla külahın görünen kesimleridir. Kümbete, medresenin baş eyvanlarından girilir. Tuğla döşemeden 2.43 metre yukarıda başlayan ve 3.21 metrede biten güney, batı ve kuzey yöndeki üç pencere kemerlidir.

 

GÖNDÜRLE HÖYÜK;

İlçe merkezine bağlı Harmanören köyünün 1.3 km doğusundadır.

Yapılan yüzey araştırmalarında ve 1993 yılında yürütülen kazı çalışmalarında, buranın son Kalkolitik çağdan MÖ 1000 yılı sonlarına kadar kesintisiz yerleşmelere sahne olduğu anlaşılmıştır. Höyükte yer alan küp mezarların, ilk Tunç Çağı başlarından, Orta Tunç Çağı başlarına kadar kullanıldığı belirlenmiştir.

Evet burada 41 küp mezar çıkarılmıştır.

Atabey Küp Mezarlar

KÜP MEZARLAR:

Harmanören köyü yakınlarındaki Göndürle Höyük mezarlığı 1989 yılından beri süren kazılarla açığa çıkarılan ilk Tunç Çağı mezarlığıdır.

MÖ 1000 sonlarına tarihlenen, Atabey’de bulunan küp mezarların ağzı genellikle doğuya açılmaktadır ve düzenli sıralar halinde yerleştirilmiştir. Küpün ağzı kapak taşı ya da küçük derin bir çömlekle kapatılarak etrafı moloz taşlarla desteklenmiştir. Ölünün yanına mezar hediyesi olarak, kadın ise bronz bir yüzük, küpe, bilezik, ağırşak, gaga ağızlı testi ve benzeri kap-kacak, erkek ise taş balta, obsidiyen (doğal cam), kesici, bronz spatula gibi metal objeler, gaga ağızlı testiler konulmuştur.

Evet mezarlık Erten Tunç Çağı kültürüne ışık tutmaktadır.

Atabey Sinan Camii

ATABEY SİNAN CAMİİ-KURŞUNLU CAMİİ

Defterdar Burhanettin Paşa Camii de denilmektedir. Isparta’daki Ferdevs Bey camii gibi, Mimar Sinan stiliyle 1591 yılında yapılmıştır. Tek kubbeli olan yapının kubbesi kurşun kaplıdır. Caminin minaresi, basamak merdiveni, orta direk ve dış duvarının bir bütün olarak oyulduğu kasnakların üst üste dizilmesiyle meydana gelmiştir.

 

Isparta Şarkikaraağaç

Isparta Şarkikaraağaç
 

Isparta Şarkikaraağaç: İl merkezine 118 km uzaklıktadır. Konya iline ise 145 km uzaklıktadır.

Verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Deniz seviyesinden yükseklik 1180 metredir.

Beyşehir gölünün bir kısmı, ilçe sınırları içindedir.

 

TARİH

Bölge MÖ 188-133 yılları arasında Bergama krallığı hakimiyeti altındadır. MÖ 130 yılında ise Romalılar bölgeye egemen olurlar. Antik dönemde bölgenin ismi “Pitaşşa” dır. Roma döneminde, Karalis (Beyşehir) gölünün kuzeyinde Salur köyü yakınında “Anaboura” antik kenti kurulur.

Bu dönemde Beyşehir gölünün ( o dönemdeki ismi Karalis gölü) kuzeyinde, Salur köyü yakınlarında Anaboura antik kenti kurulur. Günümüzde kentin bulunduğu yerde herhangi bir kalıntı yoktur.

Roma döneminde, Beyşehir gölü kuzeyinde, Antiokheia’dan Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerinde, günümüzdeki Şarkikaraağaç ilçesinin civarında, Neapolis (günümüzdeki Şarkikaraağaç) kentinin bulunduğu bilinmektedir.

1182 yılında bölge Selçuklu egemenliğine girer. Daha sonra Hamitoğulları Beyliği hakimiyeti görülür. 1380 yılında, bölgede egemen olan Karamanoğulları Beyi, Hüseyin Bey, Osmanlı Padişahı I. Murat ile yaptığı anlaşma sonucu 80 bin altın karşılığında, bölgeyi Osmanlı egemenliğine bırakır.

Selçuklu Sultan III. Kılıçarslan döneminde, 1203 yılında Türk yurdu haline getirilen ilçenin o dönemdeki ismi “Karaağaç” tır. Aynı dönemde Denizli yöresindeki Acıpayam ilçesinin ismi “Garbikarağaç” olarak anıldığı için, buranın ismi Hamitoğulları tarafından “Şarkikarağaç” olarak değiştirilmiştir. 1864 yılında ilçe müstakil kaza olur.

Şarkikaraağaç Köpük Helvası

NE YENİR

Tahin helvası, köpük helvası ve susamlı helva, Şarkikaraağaçlı ustalar tarafından özenle yapılır. İçinde: şeker, çöven, limon suyu bulunur. Kış helvası olarak da bilinir. Soğuk havalarda tüketimi artar. Çünkü içerdiği şeker nedeniyle, vücuda enerji verir ve aynı zamanda oldukça hafif bir gıda olmasıdır. Köpük helvasının ana maddelerinden olan çöven, mide dostu olarak bilinmektedir. 

Şarkikaraağaç Kızıldağ Helva Bayamı

KIZILDAĞ HELVA BAYRAMI VE KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ VE SÜNNET ŞÖLENİ

1967 yılından beri her yıl Temmuz ayının 2’nci Pazar günü, Milli Park alanında “Helva Bayramı” Şenlikleri düzenleniyor. Festivalde: uluslararası ve ulusal halk dansları ekipleri, renkli kültürel ve sanatsal etkinlikler, geleneksel helva ikramı, coşku dolu sünnet töreni, unutulmaz konserler bulunmaktadır. 

Şarkikaraağaç Turizm Meslek Yüksek Okulu

ŞARKİKARAAĞAÇ TURİZM MESLEK YÜKSEK OKULU

Asil Kale Mahallesi Konya Caddesindedir. 

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesindeki okul 2013 tarihinde kurulmuştur.  

2018 yılında ise, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi bünyesine dahil edilmiştir. Halen otel, lokanta ve ikram hizmetleri bölümü, aşçılık programı olarak faaliyetini sürdürmektedir.

Şarkikaraağaç Meslek Yüksek Okulu

ŞARKİKARAAĞAÇ MESLEK YÜKSEK OKULU

Zübeyde Hanım Mahallesi Mevlana Bulvarı üzerinde bulunan okul, Çıraklık Meslek Okuludur. 

 

Şarkikaraağaç Sindel Yaylası şenlikleri

SİNDEL YAYLASI YÖRÜK ŞÖLENİ 

Honamlı Yörükleri tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Sindel Yaylasının kutlama etkinlikleri her yıl Mayıs ayında, Gedikli Köyü Sindel Yaylasında kutlanmaktadır. Şenliklerde, çeşitli eğlence ve etkinlikler organize edilmekte, yöresel oyun gösterileri ve yerel sanatçıların konserleri düzenlenmektedir. 

Şenliklerin amacı: Yörük ve yayla kültürünün yaşatılması, bu kültürün genç nesillere aktarılması, Yörük obaları arasında kaynaşma sağlanması, çevre bilinci ile yöresel bilinirliğin oluşturulması ve tanıtılmasıdır. 

 

Şarkikaraağaç

GEZİLECEK YERLER

Şarkikaraağaç Beyşehir Gölü
 

 

BEYŞEHİR GÖLÜ

Beyşehir gölü, tektonik kökenli bir çukurluğun su ile dolması sonucu oluşmuştur.

Türkiye’nin 3’ncü büyük gölüdür.

Türkiye’nin en büyük içme suyu rezervuar alanı ve en büyük tatlı su kaynağıdır.

1986 yılında yapılan bir analize göre, gölün suyu hem sulamada kullanılabilir, hem de içilebilir nitelikte bulunmuştur.

Tuzluluk oranı sıfırdır. Anyon ve katyon değerleri ise sınır değerlerin altındadır.

Uzunluğu 45 km, genişliği 13-25 km arasında değişir. Ortalama derinliği 7 metre olan gölün en derin yeri 9 metredir. Gölün denizden yüksekliği 1126 metredir.

Beyşehir gölü çevresinde: kuş gözlemciliği yapılabilir.

Kızıldağ Milli parkında ise doğa yürüyüşü, kamp ve foto safarisi düzenleniyor.

Göl kıyısındaki 7 köyde bulunan kayıtlı 112 balıkçı teknesiyle balık avcılığı yapılmaktadır.

Gölde ekonomik olarak avlanabilen balık türleri pullu sazan balığı ve sudak balığıdır.

Son bir not: 2021 tarihinde Beyşehir gölü, Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

Şarkikaraağaç Mada Adası

Mada adası;

Ada ile kara arasında yaklaşık 800 metrelik bir yolculuk ile ulaşılabilen Mada Adası, 8220 hektarlık alanıyla Beyşehir gölündeki irili ufaklı 32 adanın en büyüğüdür. Taşıma işlemi basit sandallarla yapılıyor. 

Şarkikaraağaç Mada adası

Türkiye’de yerleşim yeri bulunan tek göl adasıdır. Adada Kumluca Mahallesinde 30 hanede 120 kişi yaşamını sürdürüyor. Şarkikaraağaç ilçesinin Gedikli köyüne bağlıdır. 

Ada üzerinde yerleşim olduğuna dair ilk kayıtlar, 1507 yılına dayanmaktadır. Bu tarihten sonraki en büyük göç harekete, 1866 yılında, 30-40 hanelik bir Kazak gurubunun yerleştirilmesiyle oluşmuş ve sonralarında kullanılacak bir diğer isim olarak Kazak Adası kavramına temel olmuştur. Rus Kazakları, adanın yakınındaki kaçak adaya kendi kiliselerini inşa etmişler ve inançlarını rahatça yaşamışlardır. 

1940 yılına kadar adada yaşayan don kazakları, bu tarihte Akşehir tarafına göç ederek adayı terk etmişlerdir. Günümüzde adada Yörükler yaşamaktadırlar. 

Ada 1993 yılında Kızıldağ Milli Parkı kurulduğunda bütünüyle parkın içinde kalmıştır. 2018 yılında ise Kumluca Mahallesi, park alanı sınırları dışına alınmıştır. 

Adada yaşayan Yörükler, tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla geçimlerini sağlıyorlar. Yaklaşık 200 yıldır adada yaşamını sürdüren konargöçer Yörükler, son yıllarda Beyşehir Gölünün suyunun çekilmesi ve göldeki kirlilikten olumsuz etkilenmişlerdir. 

Son bir not: göl hakkında bir efsane var. Rivayete göre, Alaaddin Keykubat’ın oğlu, Beyşehir gölüne düşmüş ve bir daha bulunamamış. Bunun üzerine hünkar bu gölde artık kimsenin ölmemesi için halktan yapağı ve bir miktar kül istemiştir. Getirilen malzemelerle gölü Akdeniz’e bağlayan yer altı suyunun yolu kapatılmış, gölün seviyesi yükselip, bir tepe olan Mada adasının çevresini sarmıştır. Böylece Mada bir ada olarak ortaya çıkmıştır. 

Son bir not daha: Mada adasıyla ilgili hazırlanan Mada adlı belgesel, 5’nci Uluslararası Kısa Film Festivalinde birinci olmayı başarmıştır. 

 

 

Şarkikaraağaç İnönü İlköğretim Okulu
 

İNÖNÜ İLKÖĞRETİM OKULU

İlçe merkezinde, Aşağıkale Mahallesi İlkokul Sokaktadır. Okul ilçe merkezinde olmasından dolayı ulaşımı kolaydır. 

1929 yılında Erken Cumhuriyet döneminde yapılmıştır.

Okulun planı dönemin Milletvekili Kazım Aydar tarafından çizilmiş ve 25 Eylül 1926 tarihinde temeli atılmıştır. Arsası eski mezarlıktır. 

1930 yılında, Okulda eğitim başlamıştır.

Okulun adı, İnönü zaferine atfen “İnönü İlkokulu” konmuştur.

1960yılında güney batı ucuna, tek katlı bina eklenmiştir. Bu ekleme, binanın görüntüsünü bozmuştur. Bu bina, ortaokul olarak kullanılmıştır.

Bina, dikdörtgen planlı ve bodrum ile beraber 2 katlıdır.

Zemin kat pencereleri basık, üst kat pencereleri ise basık sivri kemerlidir.

Tavan, taban, merdivenler ve kapı-pencere doğramaları ahşaptır.

Kuzeybatı taraftaki giriş kapısı, yöreye has sarı renkli taştan silmeli biçimde yapılarak anıtsal bir şekil kazandırılmıştır.

Okul binası 2001 yılında tescil edilen Hükümet Konağı ile çağdaş olup, plan ve yapı tekniği ile birbirine benzerler.

Halen okul olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Şarkikaraağaç Hükümet Konağı
 

 

HÜKÜMET KONAĞI

İlçe merkezinde Kocaköy Orta Mahallededir.

1929 yılında Neo-klasik üslupla yapılan bina, 2 katlıdır.

Duvar kalınlığı 90 cm ulaşan binanın zemin ve tavanları betondur.

Zemin seviyesinden biraz yüksekte, bodrum katı vardır.

Doğu-batı yönünde enlemesine olan binanın, doğu, batı ve güney cepheleri sade tutulmuş, esas girişin bulunduğu kuzey cephede ise; bina köşeleri ve giriş ana duvardan taşkın yapılarak, üçlü bir düzenlemeye gidilmiştir.

Bina köşelerinde ve taşkın bırakılan giriş köşelerinde, taş işçiliği görülmeye değerdir.

Bütün cephelerde, birinci ve ikinci at pencereleri bulunur.

Alt kat pencereleri basık kemerli, üst kat pencereleri ise düz dikdörtgendir.

Giriş basığa yakın yuvarlak kemerlidir.

Kemer alınlığında “Şarkikaraağaç Hükümet Konağı 1929” ibaresi yazılıdır.

Evet, eski Hükümet Konağı, en son olarak Belediyeye tahsis edilmiştir.

Yapıda, 2020 yılında özgün dokusu korunarak restorasyon çalışmaları yapılmıştır. 

Şarkikaraağaç Çınar Ağacı
 

 

ÇINAR AĞACI-YUKARI ÇINAR

İlçe merkezinde Cumhuriyet Meydanında Atatürk heykelinin arkasında, Eski Hükümet Konağının önünde bulunur.

Ağaç, Belediyenin yaptığı çevre düzenleme çalışmaları sırasında, meydanın tam ortasında bir refüj alanı içinde bırakılmış ve böylece rüfüjün iki tarafından geçen ana caddeden kurtarılarak koruma altına alınmıştır.

Ancak yine Belediye tarafından, ağacın gövdesi üzerine betondan bir hat üzerinde bir şelale oluşturulmuştur.

Pompa yardımıyla yükselen basınçlı su, ağacın batı batı yüzeyinden yine betondan yapılan su havuzuna akmaktadır ve su devir daim ederek işlemin sürmesi sağlanmıştır.

Ayrıca ağacın 2 metre doğusunda inşa edilen çeşme yapısı, halka hizmet vermektedir. 

Tabii bunlar görüntü olarak güzel, öte yandan, bu şelale ve havuz bir süre sonra ağacın çürümesine sebep olacaktır.

Çınar ağacının yüksekliği 13-15 metre ve dalların genişliği ise 15 metredir.

Kurtuluş savaşında cezalandırılanların bu çınar ağacında idam edildiği anlatılıyor.

Son bir not: 27 Ağustos 2025 tarihinde asırlık çınar ağacının dalı koparak seyir halindeki bir otomobilin üzerine düşmüştür. 

Şarkikaraağaç Ağalar Mezarlığı
 

 

AĞALAR MEZARLIĞI

İlçe merkezinde, Cumhuriyet Meydanındadır.

Mezarlık alanı içerisinde, geçmişten günümüze çeşitli dönemlere ait pek çok mezarın yer aldığı, özellikle basit yerel ve büyük boyutta kayrak taşı kullanılarak mezarların oluşturulduğu görülmektedir.

Çok az sayıda da olsa, bazı mezarların üst tarafı sarıklı ve aynasında eski harflerin bulunduğu düzgün kesme taşların uzun dikdörtgen dolu, bazıları ise sivri kemerlidir.

Mezarlık alanı oldukça bakımsızdır.

Şarkikaraağaç Alaca Mescit
 

ALACA MESCİT  

Buraya halk arasında Kürt camisi de deniliyor.

Bu cami, 1876 yılında yapılmıştır.

Cami, dönemin mimari anlayışını yansıtan güzel bir örnektir. 

Dış duvarları taş ve harçla özenle derz edilmiş, bu da yapının sağlamlığını yüzyıllardır korumasını sağlamıştır. 

Dikdörtgen planlıdır. Alt katı dükkandır.

Batı ve doğu cephesinde altta beş büyük, üstte ise beş küçük dikdörtgen pencere bulunur.

Şarkikaraağaç Alaca Mescit
 

Kuzeyde, camekanla kapatılmış son cemaat yerinin tavanında, kırmızıya boyanmış bir tavan göbeği ilgi çeker.

Tavan süslemeleri ahşap çıtalarla yapılmıştır.

Caminin içi ahşap sütunlu ve üç bölümlüdür.

Arka tarafta ahşap ikinci kat vardır.

Caminin kuzeydoğu köşesinde bulunan minare tuğla örgülü olup kaide devşirme taş malzemeden yapılmıştır. 

Cami, 1982 yılında tescillenerek koruma altına alınmış ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan restorasyon çalışması, 1985 yılında bitirilmiş ve cami özgün güzelliğini korumuştur. 

Şarkikaraağaç Sultan Fatih Camii
 

 

SULTAN FATİH CAMİSİ (CAMİ-İ KEBİR)-ULU CAMİ

İlçe merkezinde Cumhuriyet meydanındadır.

1282 yılında, Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat döneminde, Ömer bin Ali tarafından yaptırılmıştır.

1455 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde tamir ettirilmiş olup bu ismi almıştır.

Şarkikaraağaç Sultan Fatih Camii
 

Cami, kare planlı, bağdadi kubbeli, kırma çatılı, çatısı çinko kaplı tek minareli bir camidir.

Mihrap ahşaptır. Mihrap nişini saran bordürlerde, bitkisel ve kıvrık dal motifleri ile spiral bezemeler görülür. Yağlı boya ile boyanmıştır.

Minber ahşaptan yapılmış olup iki yanda kafes bordürü olan korkuluklar vardır.

Vaaz kürsüsü doğu cephede bir konsol üzerinde bulunuyor.

Kapı ahşap yuvarlak kemerli ve iki kanatlıdır.

Minaresi kuzeybatı köşede tek şerefelidir. Çinko külah ile örtülüdür. Bu köşede mermer bir şadırvan vardır.

Şarkikaraağaç Kireli Han

KİRELİ HAN

Şarkikaraağaç-Beyşehir yolunun 12’nci km. de Yassıbel köyünde Fele Pınarı başındadır.

Selçuklu dönemine aittir. Civarda yaşayanlar bu yapıdan “Han” diye söz ederler.

Hanın kuzey doğu kısmının temelleri, 1 metre boyunda ve 20-30 cm eninde, ardıç ağacından yapılan kazıklar üstüne oturtulmuştur.

Binanın diğer kısımlarının bu şekilde olup olmadığı bilinmemektedir.

Binanın duvarlarının dış yüzeyi, büyük blok taşlardan iç kısımları ise daha küçük moloz taşlardan yapılmıştır.

Burada 15 yıl önce çıkartılan bir su havuzu (yalak), bu hanın açık avlulu bir kervansaray olduğunu gösterir.

Hanın taşları sökülerek civardaki yerleşim yerlerinde kullanılmıştır.

Büyük bir tahribat söz konusudur.

Bu yüzden, daha önce temel seviyesine kadar olan duvarları, toprak seviyesinde görülmekte ise de günümüzde herhangi bir kalıntı görülmemektedir.  

Şarkikaraağaç Aslan Doğmuş Hamam ve Biyolojik Havuz
 

 

ASLANDOĞMUŞ HAMAM VE BİYOLOJİK HAVUZ

Aslandoğmuş köyünün güneyindedir.

Roma dönemine ait devşirme malzeme kullanılarak Osmanlı döneminde yapılmıştır.

Yuvarlak kemerli tek bir girişi vardır.

Kubik görünümlü hamam yapısının genişliği 3.95 metre, eni 3.45 metre ve yüksekliği 1.95 metredir.

Üstü sonradan betonarme modern sıvayla sıvanmış yarım küre şeklinde bir kubbesi vardır.

Kubbenin tam ortasında, merkezde havalandırma deliği bulunur.

Hamamın iç kısmında, rozetler halinde duvar bezemeleri görülür.

Hamamın kuzey tarafında, betondan yapılmış sıcak kaynak suyu geliş ve gidiş olukları bulunur.

Bu su oluklarının kenarı ve çevresi, seramik kaplıdır.

Bu termal su oluklarında, küçük boylu balıklar bulunur.

Yöre halkı tarafından bu balıkların şifalı olduğu söyleniyor.

Bu yüzden, hamam, çeşitli hastalıklarına şifa arayanlar tarafından yoğun ziyaret edilir. Özellikle cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. 

 

Şarkikaraağaç Aslandoğmuş Hamamı ve Biyolojik Havuz
 

Balıklar:

Doktor balıklar olarak nitelendirilen bu balıklardan biraz daha söz etmekte yarar var.

Evet, bu balıklar termal su alanlarından gelen ve sıcaklığı 22-23 derece civarında olan sularda yaşıyorlar.

Tabii suyun Ph değeri (7,06) de önemli.

Su kaynağından çıktıktan sonra tarihi hamamda biriken sular, daha sonra köyün altındaki dereye dökülmektedir.

Şarkikaraağaç Aslandoğmuş hamamı biyilojik havuzu

Şifalı balıklar için yapılan tesis: tam bu noktada yapılmıştır.

Tesiste balıkların yaşadığı havuzlar, biyolojik bir gölet gibi tasarlanmıştır.

Havuzlarda temizlik ve bakteri oluşumu, doğal yöntemler kullanılarak sağlanır.

Bu nedenle, biyolojik yaşam korunmaktadır.

Havuzlarda suyun içine dikilen özel su bitkileri suya oksijen verirler ve bu şekilde suyun okside edilerek dezenfekte edilmesi sağlanır.

Evet, balıklar sazangillerden çok yayıngillere benziyor.

Çöpçü balığına benzer özellikler taşıyorlar.

Koyu sarımtırak kurşuni renkteki doku üzerine, sırt bölgelerinde siyaha kaçan koyu kahverengi benekler var.

Alt tarafı, baştan kuyruğa kadar kurşuni renktedir.

Büyüklükleri 3-5 cm dir. Ağız bölgelerinde 4 bıyık görülür.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

 

KIZILDAĞ MİLLİ PARKI

İlçe merkezinin 5 km güneyindedir.

Büyük Sivri tepesinin eteklerinde, deniz seviyesinden 1840 metre yükseklikte, saf mavi sedir ormanlarından oluşan bir milli park alanıdır.

Park alanındaki yükseklik 1840 metre rakımdan başlar ve 1180 metre rakıma kadar iner.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

1969 yılında Milli Park olarak ilan edilmiştir.

Parkın güneyinde Beyşehir gölü vardır.

Gölden esen güney rüzgarları, Bebik vadisi ve Yertutan mevkiinden geçerek milli parka ulaşır.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı

Bu yüzden, parkın bol oksijenli ve temiz havası caziptir.

Astım ve solunum yolu hastalıkları için şifa kaynağıdır.

1986 yılında burada 100 yataklı göğüs hastalıkları hastanesi temeli atılmış ve maalesef aradan geçen 33 yıla rağmen inşaatı hala devam etmekteymiş.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

Milli Park alanı içinde, 201 adet endemik bitki türüne rastlanmıştır.

Sedir ağaçları ile tanınan park alanı içinde, karaçam, ardıç, meşe toplulukları ile bozuk makilik alanlar bulunur.

Park alanında: kurt, tilki, yaban domuzu, sansar, tavşan gibi memeliler de görülebilir.

Park alanında dağ evleri ve kamp sahası bulunur.

Büyük Sivri tepesine tırmanarak dağ yürüyüşü yapılabilir.

3, 6 ve 9 kilometrelik yürüyüş yolları vardır.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

Ayrıca piknik alanları da bulunur.

Bungalov tipi evler, çadır kurma yerleri, günübirlik mesire yerleriyle dinlenme ve piknik imkanı sunar.

Bungalov tipi evlerde konaklamak isterseniz, Kızıldağ Milli Park Müdürlüğünü arayıp rezervasyon yaptırabilirsiniz. (Tel: 05443162211)

 

Pınargözü Mağarası

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır.

Çaydere ormanlarının içindedir. Kızıldağ Milli Parkının en önemli kaynak değerlerinden birisidir.

Dedegöl dağı eteklerinde 1600 metre rakımdadır.

Uzunluk itibarıyla Türkiye’nin en uzun mağarasıdır, mağaranın uzunluğu 15 km dir. Avrupa’nın en uzun mağarası olarak kabul edilmektedir.

Mağaranın içinden çok güçlü su akar.

Ayrıca: mağara içinde birçok sifon ve büyük çağlayan bulunur.

Bu mağaranın 1995 yılında yapılan uzun süreli araştırmalar sonucunda 16 kilometrelik bölümü ölçülmüş, ancak henüz sonuna ulaşılamamıştır.

Belirlenebilen son nokta, ana girişten 660 metre daha yüksektedir.

Mağaranın içinde, değişik büyüklükte gölcükler, şelaleler, damlataş havuzları ve her türden damlataş birikimleri bulunur.

Mağara çevresinde ise, 213 çeşit bitki topluluğu tespit edilmiştir.

Mağaranın içinde saatteki hızı 50-150 km arasında değişen güçlü bir rüzgar eser.

Mağaradan çıkan suyun sıcaklığı ise, oldukça düşüktür, yaz kış 4-5 derece civarındadır.

Şarkikaraağaç Zengibar Kalesi
 

 

ZENGİBAR KALESİ

Kale, Muratbağı köyü sınırları içindedir.

Bu köyün eski ismi “Zengiler” ya da “Zengibar” olarak bilinir.

Kale Tepe’nin adı da köyün eski adıyla “Zengibar Kalesi” olarak söylenir.

Yani köy adını buradan almıştır.

Köy ilçe merkezinin 7 km kuzeyinde, kale ve ören yeri ise, köyün 1.5 km kuzeydoğusundadır.

Şarkikaraağaç Zengibar Kalesi

Erken dönem kalesi dağın zirvesindeyken, Hellenistik ve Erken Roma İmparatorluk dönemlerinde yerleşim dağın batı yamacına inmiştir. Bu dönemde Akropolün yaklaşık 600 m altında dağın doğusunu ve güneyini çevreleyen düz bir teras oluşturmuştur. 

Teras iri bloklarla örülmüş bir surla kuşatılmıştır. 

Terasın içerisinde yerleşim güneybatıda görülürken, doğuda görülmez. Burası Nekropol Alanı olarak kullanılmış olmalıdır. 

Akropoldeki kale, MS 6’ncı yüzyıl ve sonrasında yeniden yerleşim görmüş erken dönem suru moloz taşlarla onarılmıştır. 

Surun içerisinde birbirine bitişik çok sayıda konut yine moloz taşlarla inşa edilmiştir. 

Yerleşimin tam orta noktasında kayaya oyulmuş büyük bir sarnıç vardır. 

Batı yamaçta bulunan Helenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi yerleşimindeki yapılarda yerel taştan düzgün tıraşlanmış iri bloklar kullanılmıştır. 

Teraslandırılarak yapılan yerleşimin en üst terasında tapınak görülmektedir. 

Tapınağın doğu tarafı, yaklaşık 10 metre yüksekliğinde ve 20 metre uzunluğunda düzgün tıraşlanmış bir kaya ile çevrilidir. 

Kayanın üzerinde düzenli açılmış hatıl yuvaları, tapınağın çevresinin bir stoa ile çevrelenmiş olduğunu düşündürür. 

Kayadan oyulmuş bir stoa ile çevrili tapınak, bu yapısıyla Psidia Antiokheia Antik kentinde  bulunan Augustus Tapınağına çok benzemektedir. 

Temel düzeye kadar tahrip edilmiş tapınağın planı çok anlaşılamaz.

Tapınağın hemen alt terasında, etrafı stoa ile çevrili bir meydan, kuzey güney uzantılı yapılmıştır. 

Tapınağa geçişi sağlayan Propylon (Anıtsal Kapı) forumun güney doğu köşesindedir. 

Forumun kuzeydoğu köşesinden itibaren ormanın ağaçlandırma bahanesiyle yaptığı çalışmada bütün yapılar temelinden sökülmüş, kentin büyük bir bölümü tamamen tahrip edilmiştir. 

Tapınaktan dağın batısında akan dereye kadar eğimli giden alanın tamamında teraslar üzerindeki yerleşim kalıntıları izlenebilmektedir. 

Forumdan bir alt terasta, yüzeyi düzleştirilerek hatıl yuvaları açılmış kaya kütlesinin önü, defineciler tarafından 4 metre derinliğinde açılan kaçak kazı çukurundan dolayı, buradaki yapının işlevinin ne olduğu tam olarak belirlenememiştir. 

İşlik olma ihtimali yüksektir. 

Vadi içerisinde harç kullanılmadan düzgün bloklarla yapılmış çok sayıda yapı vardır. 

Tam orta terasta bulunan tholos yapı, kentin tapınaktan sonra en özenli işçiliğe sahip yapılarından biridir. 

Yapıyı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği, bezemeli mermer blokların kullanılmış olmasıdır. 

Kentteki diğer yapılarda mermer görülmez.

Tholos bir tapınak olma ihtimalinin yanı sıra konumundan dolayı Macellum olma ihtimali de güçlüdür. 

Akropoldeki yapılar arasında Doğu Roma İmparatorluğunun geç dönemlerine ait seramikler görülürken, aşağı kentte Geç Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemine ait seramikler oldukça yoğundur. 

Ormanın tahrip ettiği bölümde yoksa, kentin geri kalanında Hıristiyanlığa ait kilise ya da farklı dinsel yapı yoktur. 

Kentte herhangi bir yazıta da rastlanmamıştır. 

Kentin bulunduğu dağın güney eteklerindeki kayalıklarda çok sayıda üzüm presleme işlikleri görülmektedir. 

Günümüzde üzüm bağları azalmış olmasına karşın yamaçlarda eski bağlara ait asma kütükleri zamana direnmektedir. 

Kentin antik ismi bilinmez.

Roma İmparatorluk döneminde, MS 3’ncü yüzyıla ait bir kitabeden bölgede bir Tetrapolis’in olduğu yazmaktadır. 

Tetrapolis’in üyelerinden Altada, Anabura, Neapolis’in isimleri bilinirken, dördüncü şehrin ismi okunmaz.

İsmi bilinen üç kentten, sadece Anabura’nın yer itam olarak tespit edilmiştir, diğer kentlerin henüz lokalizasyonunu bilinmemektedir. 

Zengibar’daki Helenistik Roma İmparatorluk dönemlerine ait kalıntılar burasının Tetrapolis’in üyelerinden olan büyük bir kentin yerleşimi olduğunu belgelemektedir. Ancak hangi kent olduğunu söylemek için arkeolojik araştırmaların ilerlemesinin beklenmesi gerekir. 

 

 

 

BÜYÜKEKİZ TEPESİ MAĞARASI

Çarıksaraylar Kasabasında Büyükekiz Tepesi üzerindedir.

Mağara/sığınak: tepenin güney yamacında, ana kayaya oyulmuş bir merdiven ve ana kayanın uygun boşlukları arasındaki açıklıkların hafifçe düzeltilmesiyle oluşturulmuştur.

Yüzeyde bol miktarda çatı tuğlası ve mahya parçaları bulunmakta olup, az miktarda Geç Roma dönemi mutfak eşyalarına ait seramik parçaları bulunmuştur.

 

ÖRDEKÇİ HÖYÜK VE KALE

Ördekçi köyü, Sivri Dağ üzerindeki yayladadır.

İlçe merkezine 11 km uzaklıktadır.

Ördekçi köyünün 1.1 km kuzeydoğusunda, Anaboura antik kentinin hemen kuzeyindedir.

2001 yılında İstanbul Üniversitesi adına M. Özsait tarafından yapılan yüzey araştırmalarında, MÖ 2 bin, bin ve Roma dönemi çanak çömlek buluntularına rastlanılmıştır.

Köy içinde bir eksedranın merkez kısmına ait yazıtlı blok dışında sunak, mezar anıtına ait parça ve steller ile mimari elemanlar bulunmuştur.

Ebatları 500 x 500 metre olan höyüğün yüksekliği 10-12 metredir.

Yörenin en büyük höyüğü olan bu yükselti üzerinde Tunç devrinden Roma dönemine kadar seramik örnekleri bulunur.

Kırmızı boya astarlı seramiklerle, içi küçük tanecikli gri hamurlu seramikler, bol olarak bulunmaktadır.

Yüzeyde Roma dönemi çanak-çömlek parçalarının bulunması, buranın Roma döneminde iskan edildiğini gösterir.

Kale tahrip olmuştur, sadece kalıntıları görülebilir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.

Şarkikaraağaç Anaboura

ANABOURA  

Yeri:

Salur köyü güneyinde, Belciğiz köyünün batısındadır. İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Şehir kuzeye açılan bir yamaç üzerindedir.

Diğer bilinen adı “Enevre” dir.

Önemi

MÖ 1’nci yüzyılın ilk çeyreğinde, ünlü coğrafyacı Sinoplu Strabon: Geographika isimli eserinde kent halkından “Anabouralılar” diye söz eder.

MS 75 yılları civarında, yine tarihçi yazar Plinius, Naturalis Historia (Doğa Tarihi) isimli eserinde, yöreyi anlatırken sadece Neapolis (Şarkikaraağaç) kentinden söz eder.

Yani: MS 1’nci yüzyılda yeni kurulan Neapolis, bölgedeki Anaboura’nın adının sönükleşmesine, önemsiz bir kent durumuna düşmesine sebep olmuştur.

J. R. Sterrett isimli araştırmacı, Beyşehir Gölünün kuzeybatısında, Enevre denen yerde ortaya çıkan yazıtlarda “Anaboura” ismini bularak kentin yerini kesinleştirmiştir.

Şehir kuzeye alçalan bir yamaç üzerinde kurulmuştur.

Kent üzerinde pek fazla kalıntı yoktur.

Tiyatro ve tapınak kalıntısı ile konut temellerinin izleri görülebilir. 

Antik kent, İstanbul Üniversitesi adına M. Özsait başkanlığındaki ekip tarafından 2001 yılında ve Th.Drew Bear tarafından 2002 yılında araştırılmıştır.

 

Şarkikaraağaç Anaboura

Araştırma Sonuçları:

Bu araştırmalarda ören yerinde, savaşçı kabartmalı, yazıtlı bir zafer anıtı parçası ve alınlıklı bir mezar anıtına ait olabilecek MS 2’nci yüzyıla ait kalıntılar bulunmuştur.

Aynı mezar anıtına ait olabilecek bir parça ise Ördekçi’de kaydedilmiştir.

Köy yakınlarındaki bir tepe üzerinde, kentin odeionuna ait kalıntılar görülmekte ve yakınında da bir kutsal alanın bulunduğu tahmin edilmektedir.

Şarkikaraağaç Anaborua

Günümüz-Kalıntılar:

Gelelim günümüze: Salur köyünün güneybatısında, Kızıltepe üzerindeki Anaboura antik kenti, tepenin zirvesinde, bir vadi içindedir.

Kentin çevresi, bir surla çevrili olup, kale duvarlarının moloz yıkıntıları ve güneydeki kale duvarlarının temelleri kalmıştır.

Yerleşim yeri içinde, vadinin aşağısında bir sırtta tapınak temel kalıntıları vardır.

Ayrıca: bir tiyatro olarak adlandırılan ancak tiyatrodan çok toplantı alanı olabilecek, oturma basamağı sıraları bulunan bir kalıntı görülür.

Vadinin yamaçlarında, çok miktarda temel düzeyde kalıntı bulunur.

Evlerde genellikle lacivert renkli, yerel taş, tapınak ve toplantı alanı olabilecek yapıda ise beyaz kireç taşı kullanılmıştır.

Tapınak, küçük bir tapınak türüdür.

İşçilik taşra işçiliği olup, Roma dönemi özellikleri gösterir.

Çevrede yapılan araştırmada herhangi bir yazıta rastlanmamıştır.

Günümüzde kent üzerinde pek fazla kalıntı yoktur, tiyatro ve tapınak kalıntısı ile konut temellerinin izleri görülebilir.

Şarkikaraağaç Araklı Höyük

ARAKLI HÖYÜK

Araklı köyünün güneyindedir.

Isparta-Konya karayolunun ortasından geçmektedir.

 

Höyükteki rezalet

Evet, yanlış okumadınız, Şarkikaraağaç-Beyşehir karayolu üzerinde yürütülen yol genişletme çalışmaları sırasında 7 bin yıllık tarih yok edildi.

Karayolları Müdürlüğü yol genişletme çalışmalarını, müze müdürlüğünden izin almadan ihale yapıyor, ihaleyi alan firma, nasıl olsa izin alınmıştır diye düşünerek, iş makinalarıyla dalıyor höyüğe, höyüğün içinde ve çevresinde dozerlerle 3-4 metrelik çukurlar açılıyor, höyükten çıkan topraklar kamyonlara yüklenip çevredeki boş arazilere atılıyor.

Ancak bir bakıyorlar bu topraklar içinde insan kemikleri, mezarlar, yazılı taşlar ve seramikler görülüyor, bunun üzerine Isparta Yalvaç Müze müdürü bölgeye çağırılıyor, müze müdürü çalışmaların hemen durdurulmasını ister, ancak incelemelerde toprak altından çıkan bütün eserlerin parçalandığı tespit edilmiş ve içinde kamu görevlilerinin de bulunduğu 19 kişi hakkında, Savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu arada, yapılan incelemelerde bölgenin 1’nci derece arkeolojik Sat alanı olduğuna dair herhangi bir resmi kayıt bulunamamıştır. 

Evet, 24.10.2017 tarihinde konu yargıya intikal ettirilmiş, sonuç, ben bilmiyorum, bilen varsa, buraya yazsın, hep birlikte öğrenelim.

Evet, höyük hakkında yine de biraz bilgi vermek istiyorum.

Höyük hakkında bilgi:

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Araklı yerleşimi, Tunç çağında Şarkikarağaç ovasının en büyük kenti idi. Ticaret yolunun tam üzerinde bulunan kent, büyük bir ihtimalle Neolitik dönemden itibaren yerleşim görmüş olmalıdır. Bu yerleşimin görevini üstlenmiş olan Şarkikaraağaç, ilginç bir kent planına sahiptir.

Evet çok geniş bir alanı kaplayan höyük, 110 x 300 metre boyutlarında, 5-6 metre yüksekliktedir.

Üzerinde tarım yapılması ve ortasından karayolu geçmesi nedeniyle, tahribat çoktur.

İlk Tunç çağı ve kalkolitik çağ seramikleri örnekleri bulunmuştur.

Kırmızı boya astarlı seramiklerin, hamurları taşçıklıdır.

Ayrıca höyük üzerinde geç devir seramik örnekleri de vardır.

Duyduğuma göre: İsparta Yalvaç Müze Müdürlüğü, bu kıyımı önlemeye çalışmış ama önleyememiş, artık kimin suçu, kimin günahı, 7 bin yıllık bir tarihi yok etmek, takdir sizin.

 

ARAK MAĞARASI

İlçe ile Fele pınarı arasında, ilçe merkezine 4.5 km uzaklıktadır.

Konya kara yoluna ise 2.6 km uzaklıkta olup, Kara Tepenin eteklerindedir.

Giriş kapısı oldukça dardır. Mağaraya girildikten sonra, 11 metre kadar dar bir yol devam eder, daha sonra genişleme başlar ve yüzyıllardır oluşan sarkıt ve dikitler göre çarpar.

Mağaranın temiz havası özellikle ziyaretçileri etkiler.

Ancak mağarada çok sayıda yarasa vardır, buna göre içeriye girmenizi öneririm, korkabilirsiniz.

Mağara önü, ilçenin güzel bir piknik alanıdır.

Söğüt ağaçları ve bol sulu bir pınar bulunur.

 

NEAPOLİS  

Yeri:

Beyşehir gölünün kuzeyinde Antiokheia’dan (Yalvaç) Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerindedir.

İlçe merkezinin yaklaşık 12 km güneybatısında Enevre köyü altındadır.

Antik dönem yazarlarının kent hakkındaki yazıları:

Roma İmparatorluk döneminde, Beyşehir Gölü’nün kuzeyinden Antiokheia’dan (Yalvaç) Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerindeki bugünkü Şarkikaraağaç ilçesi civarında kurulduğu bilinen Neopolis kenti hakkında fazla bilgi yoktur. 

Strabon’un saydığı: 13 Psidia kenti arasında yer almaktadır. 

Romalı gezgin Plinius: Kentten ilk olarak “Naturalis Historia” adlı yapıtında bahseder. Plinius antik kentin Galatia’da olduğundan söz eder. 

Ptolomaios: Kenti, Psidia’nın Galatia’ya yakın kısmında gösterir. 

Hierokles ise, Psidia’da olduğunu bildirir. 

Neapolis’in Trakyalı kolonistler tarafından kolonize edildiği anlaşılmaktadır. 

 

Genel hususlar:

Konumu itibarıyla önemli bir noktada yer almakta ve Karalis Gölünden (Beyşehir) güneye açılan yolların güvenliğini sağlamaktadır. 

MS 3’ncü yüzyıla ait bir yazıttan: bölgede bir Tetrapolis (4 kent tarafından kurulan bir birliktir) olduğu bilinmektedir.

Tetrapolis üyelerinden: Altada (yeri bilinmiyor), Anaboura (Enevre) ve Neapolis (Şarkikaraağaç) bilinmekte, ancak dördüncü kentin adı bilinmemektedir. Söz konusu dördüncü kentten, yakın çevrede bir kalıntı görülmez.

Neapolis kenti, Killanian Tetrapolisi kentleri arasında Anabura ve Altada’dan sonra gelmektedir. 

Kentte ayakta duran geç dönem yapıları dışında erken tarihli arkeolojik veriler maalesef araştırmaların eksikliği nedeniyle bilinmemektedir. 

Pisidia Bölgesi sınırları içinde yer alan Neapolis, Şarkikaraağaç’da tespit edilen bir yazıttan hareketle Sleukos kolonisi olarak anılmaktadır. 

Bu yazıttan yola çıkılarak, Apollonia ile aynı tarihlerde, Trakyalı kolonistler tarafından kolonize edilmiş olmalıdır. 

 

Diğer Hususlar:

 

Ancak İlçe Halk Kütüphanesi’nin bahçesinde arşitrav blokları, sütunlar ve mezar stelleri bulunmuş olup bunlar Isparta Müzesine götürülmüştür.

 

 

Isparta tanıtımı.

Konya tanıtımı.

 

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu; Hani belki duymuşsunuzdur, kiraz severler, özellikle Apollon cinsi kirazın güzelliğine doyamazlar, işte kiraz denilince akla Uluborlu geliyor, peki ya Apollon ismi, o da, antik çağda Uluborlu’nun bulunduğu yerde kurulu, büyük bir kent.

ULAŞIM

İlçenin, Isparta merkeze uzaklığı: 65 km. dir. Uluborlu-Antalya arasındaki uzaklık: 180 km. dir. Antalya-Ankara/İstanbul karayolu ise: Tekke Tepe Mevkiine: 20 km. uzaklıktadır. Yani: bu gayet işlek yoldan, 20 km. içeri sapınca, Uluborlu’ya ulaşmak mümkün.

Isparta Uluborlu Tarihi

TARİH

İlçe toprakları, tarih boyunca, çeşitli uygarlıkların etkisinde kalmıştır. Hitit metinlerinde, bu bölge: Pitaşşa olarak geçmektedir. Bölgede daha sonra: Frig, Lidya ve Pers egemenlikleri görülür. MÖ.334-323 yılları arasında Büyük İskender ve ölümünden sonra ise, haleflerinden Seleukos’un hakimiyeti görülüyor. (MÖ.281)

Evet, tarihi süreç içinde bölgenin en önemli dönemi bu dönem. Çünkü: bu dönemde, ilçe sınırları içinde “Apollonia” antik kenti kuruluyor. Kent: Seleukos kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulmuş. Kentin isimleri: Mordiaeum veya Margium olarak geçiyor.

Daha sonra: Roma imparatorluk döneminde, şehir kendini: Likya ve Trakyalıların kolonisi olarak gösteriyor ve bu durum, sikkeler ve yazıtlar üzerinde görülüyor. (MÖ.27.MS.395) Şehir: Romalılar döneminde o derece önemli ki: Roma İmparatoru Augustus, ölümünden önce yazdı vasiyetinin bir kısmı: burada bulunmuş.

MS.395 yılında, imparatorluk parçalanınca, Apollonia şehri, Bizans hakimiyeti altına girer. Ama ismi, geç dönemlerde değişir: Sozopolis olarak anılmaya başlanır.

1074 yılında

Selçuklu komutanlarından Süleyman Şah, bölgeyi ele geçirir. Ancak, bölgede, Türklerin kesin egemenliği, ancak 1182 yılında gerçekleşir. Türk egemenliğindeki: Borgulu, Burgulu, Borulu, Uluborlu isimleriyle anılan bölge, önemli bir merkez haline gelir. 1301 yılında, Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine giren Uluborlu, bu beyliğin başkentliğini yapar.

1361 yılında, bölgede Osmanlı hakimiyeti görülür. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresinde: Uluborlu, 220 yedek subay ile katılmıştır. Ayrıca; Uluborlu, 242 İstiklal Madalyası ile, Türkiye’de en çok İstiklal Madalyasına sahip olan tek kasabadır.

ULUBORLU İSMİNİN OLUŞUMU

Borlu kelimesinin anlamı, bağlık, bahçelik bölge anlamına gelmektedir. Dolayısı ile, Uluborlu kelimesi: büyük bağlık, meyvelik anlamına gelmektedir. Ayrıca: Kıpçak Türk Boylarından, birkaçının “Barlı, Borlu, Borçalı” kolu olarak adlandırılmaktadır. Bu Türk boylarından gelenlerden Uluborlu’ya yerleşenler olmuştur. İlçenin isminin, buradan geldiği de düşünülebilir.

Isparta Uluborlu Genel

GENEL

Akdeniz bölgesinde, Isparta’ya bağlı tek ilçedir. İlçe yerleşimleri: önceleri Kapı Dağının eteklerinde kurulmuş olmasına rağmen, 1950 yılından sonra, bugün bulunulan Uluborlu Ovasına yerleşilmiştir.

İlçenin ortalama rakımı: 1100 metredir.

İlçe, Akdeniz iklimi ile, karasal iklim arasında, yarı karasal iklim karakterine sahiptir. Kış mevsimi ılık geçer. İlkbahar kısa sürer. Yaz mevsimi sıcakları normaldir, ancak yaz ayları kurak geçer. Sonbahar ise, genellikle yağmurlu ve serin geçer. Pupa çayı üzerinde, 1977 yılında, Uluborlu barajı kurulmuştur.

Bitkisel üretim açısından: önce Elma, sonra ise kiraz ve vişne geliyor. Özellikle, elma olarak: Türkiye’nin bir elma deposu olarak düşünülebilir. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının, önemli bir kısmı: yurt dışına ihraç edilmektedir. İlçede, 17 tür kiraz yetiştiriliyor. Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendisine has lezzeti. Haziran ayının son haftasında: kiraz hasadı başlar. Bu dönemde: kent nüfusuna, geçici tarım işçileri ve Uluborlu Kiraz Festivali ile birlikte yapılan, tarihi 500 yılı geçkin yağlı güreşleri izlemeye gelen turistlerde eklenir ve ilçe hareketlenir.

İlçede, Kiraz festivali ve yağlı pehlivan güreşleri, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 2 gün süresince düzenleniyor.

1976 yılında Yağlı Pehlivan Güreşlerine, Kiraz şenliği de eklenerek, ilk defa kutlanmaya başlamıştır. Aksatılmadan, 34 yıldır kutlanan Uluborlu Kiraz Festivali ve Yağlı Pehlivan Güreşleri, ülkemizin en eski festivallerinden biridir.

Isparta Uluborlu

NE YENİR

Uygun bir mevsimde gitti iseniz, elbette bolca kiraz yemelisiniz. Yemek olarak ise: Banak. Banak bir et yemeği. Etin en sağlıklı yöntemle yani haşlanarak pişirilmesinden ibarettir. Tercihan üzerine kara biber ekilir. Pide lokmalık paralara kesilerek, yayvan bir tabağa tek kat olarak dizilir. Yeterli miktarda suyu ile birlikte, etler bunun üzerine dökülüp dağıtılır. İşte, size biraz ağır da olsa, muhteşem bir lezzet. Tatmanızı öneririm.

Isparta Uluborlu

NE SATIN ALINIR

Uluborlu’dan kireç reçeli alabilirsiniz. Ayrıca: gül oyası satın alabilirsiniz. Bu: bölgenin karakteristik gül kültürü ile bütünleşmiş bir el sanatıdır. Her yaşta kadın, her durumda bu gül oyalarını yaparlar. Uluborlu yöresinde, oyalar tığ ile yapılır. Tığ ve merserize iplikle yapılan bu oyaların her rengine rastlamak mümkün. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Uluborlu Altın Kiraz Şenlikleri

ALTIN KİRAZ ŞENLİKLERİ VE YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ:

Önce ilçede yetişen altın kirazdan söz etmek istiyorum. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendine has lezzetidir. İngiltere, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkelere ihracaatı yapılmaktadır. Evet bu kirazın tanıtımını daha iyi yapmak için, 20 yıldır “Altın Kiraz ve Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri” yapılmaktadır. Bu şenlikler, kiraz toplama mevsimi olan Temmuz ayının ilk haftasında 2 gün süreyle yapılır. Şenliklerde çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, en iyi kirazı yetiştirenlere ödül verilmektedir. İlçede güreşlerin ve festivalin yapıldığı 2000 metre karelik çim alan, 6 bin kişilik kapalı tribün ile sosyal tesisler bulunmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Isparta Uluborlu Müzesi

ULUBORLU MÜZESİ

İlçe merkezinde, Güreşyeri Mahallesi, Alaaddin Keykubat Halk Kütüphanesi Binasında bulunuyor. (246-5312499) Müze: Halk Kütüphanesinin, zemin ve birinci katında yerleşmiş. 2007 yılında açılmış.

Birinci Kat: Demircilik Vitrini: Uluborlu demircilik ve bakırcılık ürünleri: sağlamlık ve keskinlikleriyle, iki asırdır, civar yerleşim yerlerinde ün kazanmıştır. Bu vitrinde, bir demirci atölyesi canlandırılmış, pek çok demir ve bakır araç ve gereç sergileniyor.

Mutfak-Hamam ve Abdest Kültürü: Uluborlu mutfağında kullanılan; özellikle kalaylı bakırdan yapılmış sini, tabak, bakraç, tas ve boynuzdan yapılmış kaşıklar, odun kömürü ile ısınan pirinçten çay semaveri ile hamam malzemeleri, su ısıtmada kullanılan güğüm, hamam tasları ve evlerde tezgahlarda dokunan peşkirler, bu vitrinde sergileniyor.

Erkeğe İlişkin Eşyalar: Erkek giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Kadına İlişkin Eşyalar: Kadın giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Alt katta: Seramik Gereçler ve Kahve Kültürü: Çini ve yeşil sırlı kaplar, Çanakkale seramiği olarak bilinen bir sürahi ve porselen tabaklardan oluşan, 19.yüzyıl mutfak ürünleri, bu vitrinde sergileniyor.

Müzik Gereçleri: Eski lambalı radyolar sergileniyor.

Okuma Vitrini: Bu vitrinde, 19.yüzyılın sonlarında, Avrupa etkisinde yapılmış gazlı lambaların yanında, bir buhurdanlık var.

Müzenin girişinde: solda, açık bir podyum üzerinde, Roma dönemi 2-3 yüzyıl mezar stelleri ve sunaklar var. Müze bahçesinde: Roma dönemi taş eserleri sergilenmiş. Sunaklar, lahitler, kapı biçimli ve alınlık biçimli mezar stelleri var.

Isparta Uluborlu Kalesi

ULUBORLU KALESİ

Kapıdağı’nın 1200 metre yüksekliğindeki yamacında yapılmış.

Çevresi kayalıklarla çevrili. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı, net olarak bilinmiyor. Çünkü kitabesi günümüze kadar gelmemiş. MÖ.4.yüzyılda: Phrygler döneminde yapıldığı sanılıyor. İç ve dış kale olmak üzere, iki ayrı bölümden meydana geliyor. Duvarları batı yönünde hafif eğimli yapılmış.

Üç tarafı uçurumlarla çevrili olduğu için şehir çayı olarak adlandırılan dereden Uluborlu ovasına kadar uzanan bir set şeklinde oluşturulmuştur.

Kale duvarının kalındığı yaklaşık olarak 3 metre, yüksekliği ise 6 metredir. Şu anda harap olduğu için görünmeyen ancak daha önceki kaynaklardan edinilen bilgilere göre, surlar üzerinde toplam 3 tane burç bulunmakta ve halen yaşayan halk tarafından bu kısımlara “Buruç” denilmektedir.

Uluborlu Kalesi

Uluborlu kalesinin 200 metrelik bir kısmı ayaktadır. Sağlam kalan bu kısımlar kalenin en önemli bölümlerini teşkil etmekte ve burada iki kale kapısı halen mevcuttur. Bu kapılardan büyük olanı kalenin inşası sırasında yapılmıştır. Diğer kapı ise, Tanzimat Fermanından sonra, kale içinde yaşayan gayrimüslim Türklerin giriş ve çıkışlarını sağlamak için yapılmıştır.

Surların en kuzeyinde kalan burcun yüksekliği 11 metre, kalınlığı ise 7.5metredir. Bu burcun üzerine çıkmak amacıyla kullanılan kapısının yüksekliği 4 metre, eni ise 2.5 metredir. Geometrik olarak 10 metre yüksekliğinde, yamuk şeklindeki ikinci burcun bir yüzeyinin genişliği 4.5 metre, kuzeyinde kalan yüzeyin eni 10 metre, güneyindeki yüzeyin eni ise 5 metredir.

Diğer burç 11 metre yüksekliğinde bir yapı olup, birisi 6 ve diğeri 8 metre genişliğinde yüzeyleri bulunmaktadır.

Kalenin inşası ve tamiri sırasında kullanılan taşların bir kısmı daha önceki tarihi kalıntılardan elde edilmiştir. Bunlar incelendiğinde, Helenistik dönem ve geç Roma dönemlerine ait kalıntılarla birlikte, Karamanlidika olarak kaleme alınmış kitabelere rastlanmaktadır. Bu yapının daha sonradan tamir gördüğü bu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Osmanlı devleti zamanında Ankara Savaşından  sonra Timur Han tarafından tahrip edilen Uluborlu Kalesi, daha sonra tekrar surların kalıntılarından tamir edilmiştir.

Kalenin iç bölgesindeki mahallede, nüfus mübadelesine kadar, Hıristiyan kalmış olan Kuman Kıpçak Türkleri yaşamıştır.

 

APOLLONİA MARDİON

Evet, bu önemli antik şehir, halen kurulu olan ilçenin altında kalmıştır. Antik kent: Seleukos I (MÖ.312-280) döneminde kurulmuştur. Yeri; 1833 yılında, J. Arundell tarafından tespit edilmiştir.

Apollonia; Roma imparatorluk dönemi sikkeleri üzerinde ve yazıtlarda;  Likya ve Trakyalıların bir kolonisi olarak gösterilmektedir. Şehirde: Traklara ait 2 yazıt bulunmuştur. Muhtemelen bu kolonistler: Romalılar tarafından, kente yerleştirilmişlerdir. Bunun sonucu olarak da, şehre farklı bir statü verilmiştir.

Şehir; Geç Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur. İmparatorluk döneminde: İmparator Titus döneminden, İmparator Gallienus zamanına kadar sikke basmıştır. İsmi geç dönemlerde: Sozopolis olarak geçer.

Evet, bu antik şehir, Roma imparatorluğu için çok önemlidir. Bunun belirtisi: İmparator Augustus’un, ölümünden önce yazdığı vasiyetin Grekçe metninin (Res Gestae) parçalarının, burada bulunmasından bellidir. Ancak, antik kentten fazla bir kalıntı kalmamıştır. Yazının başında belirttiğim gibi, günümüz Uluborlu ilçesi, bu antik kentin üzerine kurulmuş. Şehrin kalıntıları eski kasaba mevkiinde Akropol ve ovada bazı bina temelleri ve mimari bloklar olarak karşımıza çıkar.

Isparta Uluborlu Güneş Saati

GÜNEŞ SAATİ

İlçe merkezinde, Cumhuriyet Meydanında sergileniyor. Ülkemizdeki antik döneme ait, sayılı güneş saatlerinden biridir. Yekpare mermerden yapılmıştır. Çapı: 122 cm. dir. Kalınlığı: 22 cm. ve çevresi: 586 cm. dir.

Isparta Uluborlu Alaaddin Camii

ALAADDİN CAMİSİ

Ulucami olarak da biliniyor. Sultan Alaaddin Keykubat zamanında, 1231 yılında, Tuğrul Şahın kızı tarafından yaptırılmış. Bu dönemde: Uluborlu, Hamitoğulları Beyliğinin başkenti idi.

1281 yılında tamir ettirilmiş. Caminin kuzey, doğu ve batıya açılan, üç kapısı ve tek şerefeli olarak tuğladan yapılma bir minaresi var. Dört sütun üzerine oturtulmuş iki kubbesi, 35 penceresi ve 3 kapısı var. Tarihi süreç içinde: 2 yangında çatısı hasar görmüştür. Ancak: ana bina ve minaresi, ilk yapıldığı şekilde orijinalliğini korumaktadır.

Halen, 776 yaşında olan bu tarihi eser, 2006 yılında, iç ve dış mekanlarının onarım ve restorasyonları yapılarak, ibadete açılmış.

Bu arada: caminin hemen yanında, zamanında 40 bin el yazması ve basılı eseri barındıran bir kütüphanenin bulunduğunu belirtmeden geçmemek gerek. Bu kütüphanenin kitapları, Cumhuriyet döneminin başlarında, İstanbul ve Konya kütüphanelerine nakledilerek koruma altına alınmış.

Uluborlu Salih Efendi Camii Minaresi

SALİH EFENDİ CAMİİ MİNARESİ:

Hamidoğulları dönemine ait bir eser olan Salih Efendi Mahallesindeki caminin bugün sadece minaresi ayaktadır. Halk arasında “Sallanan Minare” adıyla da bilinen bu minarenin kitabe yeri bulunmasına rağmen, kitabesi yoktur. Caminin bulunduğu yerde, üzerinde Hamidoğulları dönemini yansıtan kitabenin bulunduğu Şeyh Muhiddin çeşmesini bulunmaktadır.

 

Isparta Uluborlu Cirimbolu Köprüsü ve su kemeri

CİRİMBOLU KÖPRÜSÜ VE SU KEMERİ

Cirimbolu Köprüsü diye adlandırılan bu eser, Osmanlılar dönemine ait, Uluborlu’daki en önemli yapılardandır.

Türk mimarisinin güzel örneklerinden biridir.

Uluborlu’nun Müslüman Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra, Rumlar, bu bölgeyi terk etmişlerdir. Ancak, burada, Hıristiyan Türkler yaşamaya devam etmişlerdir. Bunlar: Uluborlu kalesinin iç kısmında yaşamışlardır. Zaman içinde ise, Rum olarak kabul edilmişlerdir. İşte: bu insanların yaşadığı kale mevkiine su taşımak için “Cirimbolu Su Kemeri” yapılmıştır.

Kale mahallesinde yaşayan Hıristiyan Türkler, su ihtiyaçlarını, evlerinin önünde bulunan sarnıçlarda toplanan yağmur sularından sağlıyorlarmış. Yaz mevsimlerinde ve kurak giden dönemlerde, mahalle halkı, su ihtiyacını Müslüman Türklerin mahallelerindeki çeşmelerden taşıdıkları sular ile karşılıyorlarmış.

Kale mahallesindeki halkın bu çilesine son vermek için: 1869-1872 yılları arasında, halktan toplanan paralarla, kemer yaptırılmıştır. Ancak, mimari kurallara uygun olmadan yapılan bu kemer, kullanıma açılmadan yıkılmıştır. Bunun üzerine, İstanbul’dan getirilen ustalar tarafından, çift kemerli su kemeri inşa edilmiştir. Bu, aynı zamanda bir köprü olarak kullanılmıştır.

Evet, bu su uzun süre kullanılmış. Burada yaşayan insanların, nüfus mübadelesinde, burayı terk etmelerinden sonra, 1927 yılında, kale dışındaki mahallelere nakledilmiş.

Köprünün teknik özelliklerine gelince: uzunluğu; 45 metre, yüksekliği: 21 metre, eni: 2.5 metredir. Günümüzde, sağlam olarak ayakta durmaktadır.

Uluborlu Gargılı Lala Medresesi

GARGILI LALA MEDRESESİ;

Kargılı Lala Medresesi, belli bir dönem I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eğitim aldığı bir medresedir. Halk arasında bu yapıya “Taş Medrese” denir. Yapı, Selçuklu mimarisinin tüm özelliklerini taşır. Osmanlıların son dönemlerine kadar kullanılmıştır. Daha sonra 1965 yılında mesken olarak kullanılmıştır. Medrese içinde 10 oda vardır. Üst örtüsü bugün çökmüş durumdadır.

1970’li yıllarda insanlar tarafından ev olarak kullanılan bu medrese içinde bir türbe bulunmaktadır. Bu türbenin Yunus Emre’ye ait olduğu ileri sürülür.

Uluborlu Karabey Hamamı-Sultan Hamamı

KARABEY HAMAMI-SULTAN HAMAMI:

Selçuklu dönemine ait en eski hamamlardan birisidir. 1932 yılına kadar hizmet vermeye devam etmiştir. Vakıf defterlerinde Sultan Hamamı olarak adlandırılan bu yapı, bölgenin fethi sırasında görevli ve daha sonra Uluborlu topraklarının ikta olarak verildiği bir uç beyi olan Kara Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Kara Bey Hamamı, Selçuklu hamam mimarisinin Anadolu’daki sayılı örneklerinden biri olarak önem kazanır. Selçuklu motifleriyle bezeli yapı, restore edilmeyi beklemektedir.

Uluborlu Balta Bey Hamamı

BALTA BEY HAMAMI-MÜHTESİP HAMAMI

Muhtesip Mahallesindedir. Bu hamamın 1180 yalında yapıldığına dair kayıtlara ulaşılmıştır. Bu tarih değerlendirildiğinde, Selçuklular tarafından şehrin son fethedildiği tarih olduğu görülür. Hamam yapısı 1974 yılına kadar hizmet vermiştir. Kitabesi bulunmamasına rağmen kitabe yeri vardır. Muhtemelen yapının kitabesi yıkıntılar arasında kaybolmuştur. Günümüzde çoğu kısmıı harap olan hamamın kalıntılarının altından, kitabesinin bulunabileceği düşünülür.

 

Uluborlu Aslanlı Çeşme

ASLANLI ÇEŞME:

Çeşmenin üzerinde aslan figürü bulunan bir kabartma vardır. Halk arasında Aslanlı Çeşme olarak isimlendirilen bu yapı, Büyük Çeşme Mahallesindedir. Roma dönemine ait olan bu eserin yapısı henüz sağlam olmakla birlikte, suyu akmadığı için kullanılmamaktadır.

Uluborlu Büyük Köprü

BÜYÜK KÖPRÜ:

Ortaçağdan kalmadır. Köprü Şehir çayı üzerinde Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Tek kemerli taş yapı olan bu köprü, günümüzde de kullanılmaktadır.