Sri Lanka Adam’s Peak

Sri Lanka Adam’s Peak

 

Yazının hemen başında “Konfüçyüs” ün ünlü bir sözünden bahsetmek istiyorum “Eğer bir bin mil seyahat bile, sadece bir adım olabilir”.

Adem Tepesinde bulunan ayak izini irdelerken: bu sözden de yararlanılıyor.

Aynen: Buda’nın ki 35 metre boyunda olduğuna inanılır, burayı ziyaret ettikten sonra, bir ayağı ile buraya bastığı, diğer ayağı ile Tayland’da bir yere bastığına inanılır. (Ülkemizde Ayvalık yöresine gidenler, orada da “şeytan ayak izi” diye bir ayak izinin bulunduğunu bilirler.

Burada anlatılan efsaneye göre: Şeytan cennetten kovulunca (cennet: Ayvalık olarak düşünülmektedir), önce buraya basmış ve sonra denize doğru bulunan adaların üzerine basarak, cennetten yani Ayvalık’tan uzaklaşmıştır)

Sri Lanka ülkesinde: 2243 metre yükseklikteki dağların bulunduğu yerde: antik dönemden kaldığı düşünülen bir ayak izi bulunmaktadır.

İz: Seylan’ın en ünlü fiziksel özelliği olan “Ratnapura” bölgesinde, 2243 metre yükseklikteki: uzun konik “Adem Tepesi” üzerinde, zirveye yakın bir kaya oluşumu üzerinde, 1.8 metre büyüklüğündedir. Tepenin bulunduğu dağda ise, Budistler tarafından tanrı Samanın evinin bulunduğu değerlendirilmektedir.

Ulaşım

Adem Tepesi: Ratnapura bölgesinin kuzeyindedir. Colombo veya Carney şehirlerinden gelen yol: 8 km. sonra buraya ulaşılır.

Tarihi Süreç

Kutsal ayak izini keşfeden ilk kişinin kral Valagambahu (104-MS.76) olduğu tahmin edilmektedir.

Bundan sonra, hacılar, eski çağlardan beri, buraya saygılarını sunmaktadırlar. Sinhala kralları: tek başına, her yıl, bağlılıklarını sunmak için tepeye çıkmışlardır. Yani, dağ yaklaşık 1000 yıldır tırmanılmaktadır.

Kral Vijayabahu (1250-1284) döneminde, orman temizlenir ve dağ üzerine bir yol ve köprüler ve barınaklar inşa edilir.

Kral Nissankamalla (1198-1206) döneminde ise: kendisi ordusu ile birlikte dağın zirvesini ziyaret etmiş ve büyük bir özveriyle ibadetini tamamlamıştır. O, ayak izini korumak için “beton döşeme” yaptırmıştır.

13’ncü yüzyılda: Vedeha adındaki bir Budist keşiş tarafından yazılan bir şiir: ayak izinin Sinhala-Budistler tarafından nasıl önemli ele alındığının kanıtıdır.

Kral Raparkamabahu II (1250-1284) da ayak izini saygıyla ziyaret etmiştir. Onun döneminde: dağa giden Devaprathiraja yolu yapılmış, çıkışı kolaylaştırmak için yol üzerine demir zincirler eklenmiş ve büyük festivaller düzenlenmiştir.

Kral Narendrasinhe (1705-1737) de, kendi döneminde: yine diğer krallar gibi, ayak izini saygıyla ziyaret etmiştir.

Kral Vimaladharmasuriya: ayak izi üzerine, gümüş bir şemsiye yaptırmıştır.

Ayak izi: tarihi süreç içinde: Arap gezgin İbn-i Batuta ve seyyah Marco Polo gibi birçok kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Hatta, Büyük İskender’in bile burayı ziyaret ettiği söyleniyor.

Sri Lanka Adam’s Peak
Sri Lanka Adam’s Peak

Önemi

Bu ayak izi: Budistler tarafından “Budha” nın ve Müslümanlar tarafından ise “Adem” in ayak izi olduğuna inanılmaktadır.

Shiva, Hıristiyan geleneğinde ise, ayak izinin “St Thomas” a ait olduğu iddia edilir. Portekizliler, 16’ncı yüzyılda Seylan adasına geldiklerinde, buradaki ayak izinin: efsaneye göre: Sri Lanka’ya ilk Hıristiyanlığı getiren St Thomas’ın ayak izi olduğunu iddia ettiler.

Ayak izi: Portekizli Thomas Mahawamsa tarafından incelenmiş ve ayak izinin: bu bölgeyi üç kez ziyaret eden “Buda”ya ait olduğunu söylemiştir.

Ancak, yine de bu durum şüphelidir. Çünkü: bölge, Budist hacılar tarafından düzenli ziyaret edilen bir yer olarak kabul edilmemektedir. 1201 yılında, kral Nissankamalla: bu bölgede, kendisi için bir dinlenme eve yaptırmıştır.

Gelelim, Müslümanların inanışlarına:

bu ayak izi ilk insan olan “Adem” e aittir. Çünkü: efsaneye göre: Tanrı, itaatsizliği nedeniyle, Adem’i cennetten atmış ve “Adem Tepesi” üzerinde, bin yıl, tek ayak üstünde durmaya mahkum etmiştir. O da, daha sonra “Havva” ile bir araya gelmiştir.

Evet; bu anlatılanlar nedeniyle, bu ayak izinin bulunduğu bölge, dünyanın en kutsal yerlerinden biri haline gelmiştir. Sri Pada Budistler, Hindular, Müslümanlar ve Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen bir yerdir. Ama özellikle: Hindular ve Budistler için önemli bir hac yeridir.

Sri Lanka Adam’s Peak
Sri Lanka Adam’s Peak

Zirveye Çıkış

Hacılar: binlerce adım atarak, dağ yollarında yürüyerek, birkaç saatlik yolculuk sonunda buraya ulaşırlar. Tepeye 4000 adımlık metal bir tür merdivenle çıkılır ama bu çıkış güvenlidir. Tırmanış: yaklaşık 12-16 saat arasında sürmektedir.

Özellikle: hac sezonu olan “Nisan” ayında, burası yoğun ziyaretçi akımına uğrar. Özellikle: güneş doğarken dağın tepesinde bulunmak gerektiğine inanılır. Bu nedenle, hacı gurupları, gece karanlığında, dağa çıkmaya ve güneş doğarken zirvede olmaya çalışırlar.

Eskiden yollar fenerler le aydınlatılırken, günümüzde elektrik ile aydınlatılmaktadır. Ayrıca: hacılar, zirveye ulaşmadan bir köprü den geçerler ama bu köprüden geçmeden önce temiz giysiler giyilir ve bu nehirde törensel banyo yapılır.

Ancak, öte yandan: zaten dağa çıkmak için en uygun dönem Aralık-Mayıs ayları arasındaki süreçtir, çünkü diğer dönemlerde şiddetli yağmur, aşırı rüzgar ve kalın sis tabakası çıkışları engeller. Bunun dışında, uygun zamanda çıkmayı düşünürseniz yol boyunda birçok dinlenme yeri olduğunu da bilmelisiniz.

Dağ zirvesine çıkmak için en elverişli yürüyüş yolu rotası: Nallathanni-Palabaddala yollarıdır. Kuruwita-Erathna yolu da tercih edilebilir. Bu yolun eğitim diğer yollara nazaran çok daha büyük olmasına rağmen, yürüyerek yolculuk, diğer yollara nazaran 5 km. daha azdır.

Hac için buraya gelenlerin çoğu ise “Hatton” yolunu kullanırlar. Çıkış sırasında hacı gurupları ile karşılaşırsanız, bunların, tırmanırken adanmış şarkılarını duyabilirsiniz.

Zirve ve Ayak İzi

Öncelikle bilmelisiniz ki ayak izini fotoğraflamak yasaktır.

Evet: ayak izinin bulunduğu tepe bir kuleye benzemektedir ve zirvedeki küçük plato şeklinde: 164 metrekarelik bir alan bulunmaktadır. Buranın yüksekliği ise, 1776 metredir.

Zirveye çıkan ilk Avrupalı ise, 1816 yılında çıkan Malcolm isimli bir İngiliz subayıdır. 1817 yılında ise, Dr. John Davy tarafından, kutsal ayak izi görülmüştür. Onun anlatımlarına göre: ayak izi prinç tek bir marj ile süslü ve birkaç taşla doludur. Ancak, bunlar günümüzde görülmemektedir. Ayak izi boşluğu: kesinlikle kaba bir insan ayak figürüne benzerlik göstermektedir. Ama çok büyük boyutlardadır.

Ayak izinin: uzunluğu 156 cm. dir. Dev boyuttaki bu ayak izinin yüzeysel içi boştur. Genişlik ise önce 76 cm dir ve daha sonra topuğa doğru 71 cm. olur.

Gerçek ayak izi: sembolik olarak büyütülerek sunulmaktadır. Gerçek ayak izinin: büyük bir kaya altında, mavi safir üzerinde bulunduğuna inanılır. Bu gerçek ayak izinin korunmasının: tanrı Visvakarma tarafından yapıldığına inanılır.

Ancak: Budistler, Buda hakkında fikirler öne sürerken, Buda’nın yaklaşık 35 metre boyunda olduğunu öne sürerler ki, bu durumda: iki ayak uzunluğunun normalde 5 metre olması gerekir ki, görüntü zaten kaya üzerinde 5 metredir.

Öte yandan: ayak izinin bulunduğu kayanın altında ise, birçok mücevher bulunduğuna inanılıyor. Bu mücevher: Sri Lankalı eski bir kral tarafından, ayak izinin korunması için yapılmış ve altına konulmuş büyük bir safirdir diye söyleniyor.

Evet: Müslümanlar, ayak izinin Adem peygambere ait olduğuna inanıyorlar. Zaten bu yüzden, tepeye “Adem Tepesi” deniliyor. Kayanın hemen yanında: bir küçük ibadethane bulunuyor. Burada, bir Brahman rahip ve tanrı Saman’ın görüntüleri görülüyor. İbadethane önünde ise, yanan mumlar yerleştirilen bir yer bulunuyor.

 

İbn-i Batuta Ziyareti

Ünlü Arap gezgin İbn-i Batuta: Seylan adasına varışının ardından, kral Battala’dan, Adem Tepesini ziyaret için izin alır ve ziyaretini yazıya dökerek, ayak izinin bulunduğu bölge hakkında ayrıntılı bilgileri, günümüze kadar ulaştırır.

 

İslam inanışına göre Ayak İzi

İslam inanışına göre: ayak izi: tek ayak üzerinde, bir yıl durma cezası alan Hz. Adem’e aittir.

Hz. Adem: cennetten kovulduğu zaman, Tanrı, onu cezalandırmak için bir tepe üzerine koyar ve burası gerek gökyüzünde cennete ve gerekse yeryüzünde cennete (Seylan güzellikleri) yakın olması ile bilinir.

Aynı zamanda: dağ hem karadan ve hem de denizden kolayca görülebilmektedir ve bu nedenle daha etkileyicidir. Piramidal tepe: erken dönem Arap denizcileri tarafından “dünyanın en yüksek dağ” ı olarak, kayıtlarına yazılmıştır.

Sonuç

Evet, gezimizi tamamladık, yaklaşık 12-16 saat süresince, demir merdivenlerden, zincirlere tutunarak, gece karanlığında, ışıkların aydınlattığı bu sarp yamaca tırmandık ve zirveye ulaştığımızda, güneşin ilk ışıkları ile birlikte, ayak izinin bulunduğu yeri gördük.

Daha önce de söylediğim gibi: burası, tüm dinler tarafından kutsal kabul edilmektedir.
Ancak: tek gerçek şudur ki, bu soruların cevapları verilememektedir?

1. Gerçekten bu bir ayak izi midir?
2. Yoksa dev boyutlu, kaya üzerine bir baskı mıdır?
3. Neden: bu olay, yani ayak izi, dünyanın çeşitli yerlerinde aynı boyuttaki örneklerle devam ettirilir?
4. Bu izi veya baskıyı kim yapmıştır, insanlar mı, doğa mı?
5. Tepenin piramit şeklinin bir önemi var mıdır?
6. Ayak izinin bulunduğu tepe, neden, üçgen gibi görünecek şekilde seçilmiştir?
Bu soruların cevaplarını, gerçek anlamda verebildiğimiz veya bir kısmını cevaplayabildiğimiz gün, sanırım ayak izinin gerçek durumunu ortaya çıkarabileceğiz.

Colombo

Kandy

Suudi Arabistan Taif

Suudi Arabistan Taif

 

Şehir: Mekke bölgesinin, Cidde ve Mekke şehirlerinden sonraki üçüncü büyük şehridir.

Şehir: Suudi Arabistan ülkesinin Batısında, Cidde şehrinin ise güneydoğusundadır.

En büyük özelliği, Mekke ve Medine şehirlerinin aksine, buraya yabancıların yani Müslüman olmayanların da girmelerine izin veriliyor, temiz ve nizami hali hemen dikkati çekiyor.

Şehrin denizden yüksekliği 1800 metredir. Al-Sarawat dağlarının doğu yamacında bulunur ki, dağların yüksekliği 5600 metredir.

Yüksek irtifa ve düşük nem: bölgenin en önemli özelliğidir. Ancak: bu yükseklikte, oksijen azaldığından şehre gelenler, ilk anlarda biraz nefes sıkıntısı yaşamaktadırlar.

Dağlık konumu nedeniyle, Taif, yer altı su rezervleri bakımından zengindir. Şehir ve çevresinde, çok sayıda kuyu bulunur.

Riyad şehri: yaz aylarında çok sıcak olduğundan, Kraliyet ailesi tarafından, şehir yazlık başkent olarak seçilmiştir. Çünkü: yaz aylarında, şehir diğer Suudi şehirlerinden daha serin olmaktadır.

Öte yandan: yalnız kraliyet ailesinin değil, Cidde ve Riyad şehirlerinde yaşayan birçok ailenin de Taif şehrinde yazlık konutları bulunmaktadır. Yani, şehir tam bir yazlık tatil kentidir. Lüks otellerinde bulunduğu şehir, zenginlerin ve soylular ağırlıyor.

Şehir:

İklimi nedeniyle, tarım yapılabilir bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak: elbette tarım için sulama da gerekli. Bünyesinde irili-ufaklı birçok baraj barındıran şehrin suları da, ülke genelinin aksine serin ve berraktır.

Sağanak yağışlarla beslenen baraj suları sayesinde: üzüm, buğday, nar ve diğer meyveler bolca yetiştiriliyor. Meyve bahçelerinin bolluğu nedeniyle Taif, her daim Hicaz Bahçesi ünvanına sahiptir. Hicaz bahçesinde en meşhur meyve ise üzüm tanesi büyüklüğündeki incirlerdir. Bu soyulmaya gelmeyen küçük incirlerin tadı ise, boyutlarının aksine çok muhteşemdir.

Evet, şehrin çevresinde 3 bin civarında bahçe bulunuyor. Bu bahçelerde biraz önce sözünü ettiğim gibi, meyve ve gül yetiştiriliyor. Ayrıca, bal üretimi de yoğundur. Çünkü: gül başta olmak üzere güzel kokulu çiçekler birçok arıyı çekiyorlar ve burada altın sarısı, muhteşem lezzetli ve aromalı bal üretimi yapılıyor.

Burada üretilen gül: bir çok lüks parfüm üretiminde kullanılmaktadır.

Suudi Arabistan Taif

Taif şehrinde, dağ eteklerinde, sıklıkla Habeş maymunlarına yani babunlara rastlanıyor. İnsanlar: bunları besliyor ve fotoğraflarını çekiyorlar.

Giriş kısmı için son bir not: Taif, yıl boyunca güneşin görüldüğü bir şehir olduğundan, güneş yanığına karşı tedbirli olmanızı öneririm.

TARİH

İslam tarihinin en acıklı olaylarından biri olarak kabul edilen Muhammed bin Abdullah’ın taşlanması olayı, bu şehirde yaşanmıştır.

Osmanlı döneminde önemli bir komuta merkezi olan Taif de çok miktarda sahabe yaşamış. Özellikle yürüyen Kur an lakaplı ve Hz. Muhammed in kuzeni Abdullah bin Abbas’ın adını taşıyan cami kentin önemli merkezlerindendir.

Yolunuz Mekke civarına d üşerse Mekke’nin sıcak havasından uzaklaşmak ve Hicaz Bahçelerinin kendisine has lezzetli meyvelerinden tatmak için bu mütevazi tavırlı, ihtişamlı şehri görmeden geçmeyin. Üstelik teleferik ile sadece 12 dakika.
Osmanlı döneminde, Mithat Paşa: Sultan II Abdülhamit tarafından, idam kararı değiştirilerek, bu şehre sürgüne gönderilmiştir.

 

ULAŞIM

Taif ile Mekke şehirleri arasındaki uzaklık: 150 kilometredir. Burada doğrudan ulaşmak da mümkündür çünkü Taif şehrinde havaalanı var. Ama: buraya turizm amacı ile gelenlerin birçoğu Cidde havaalanı üzerinden buraya ulaşıyorlar.

 

İKLİM

Taif şehrinde, sıcak çöl iklimi egemendir ve yazları sıcak, kışları ise ılık geçer. Ancak, sıcaklar, ülkenin diğer yerlerinde olduğu üzere aşırı değildir. Yağış düşük, ama ilkbahar ve sonbaharda yine ülkenin diğer yerlerine nazaran daha yoğundur.

Suudi Arabistan Taif

NE YENİR-NE İÇİLİR

Şehirde, Suudi ülkesinin yerel lezzetlerinin bulup tatmak mümkündür. Bunların başında: pirinç ve bulgur ile yapılan yemekler gelmektedir. Mercimek, humus ve tavuk eti: her türlü yemekte yoğun olarak kullanılır.

Bütün yemeklerin yanında ise, geleneksel “pide” yenilir. Bunların dışında, buraya yolunuz düşerse: şeftali, nar ve üzüm tatmalısınız.
Bunun dışında önerebileceklerim: künefe olacaktır. İçecek bir şeyler düşünürseniz, gayet sert olan “kahve” düşünülebilir.

 

ALIŞVERİŞ

Taif şehrinde, birçok yöresel ürünün satıldığı çarşılar bulunmaktadır. Özellikle Terziler Çarşısına gitmelisiniz. Bu çarşının: kumtaşından örülmüş duvarları ve iç içe dükkanları, şehrin modern binaları ile bir karşıtlık oluşturmaktadır.

Şehrin tam merkezinde bulunan Okaz Çarşısı ise, geleneksel mimarinin özelliklerini taşır ve buradaki dükkanlarda: baharat, altın ve gümüş satılır.

Suudi Arabistan Taif

DEVE YARIŞLARI

Her yıl; Ağustos-Eylül aylarında, hafta sonlarında, şehirde deve yarışları düzenlenmektedir. Sıcak havada (genellikle öğleden sonra yapılıyor) fazlaca gürültülü ve tozlu ortamdaki bu yarışları izlemenizi öneririm. Gerçekten değişik bir atmosfer.

TELEFERİK

Suudi Arabistan ve Orta doğunun en büyük teleferik hattı: Ramada Otel yanında bulunmaktadır. Bu teleferik ile yolculuk yaparsanız, Taif dağlarının son derece muhteşem manzaralarını görebilirsiniz.

Teleferik ücretleri çocuklar için 15 ve yetişkinler için 30 riyaldir.
Teleferikle ulaşılan ilk durak “El Hada”. El Hada: Arapçada “huzur” demektir. Etrafının ağaçlık oluşuyla isminin hakkını veren bir yer.

Suudi Arabistan Taif
Suudi Arabistan Taif

 

GEZİLECEK YERLER

 

TÜRK KALESİ

Taif şehir merkezine 40 km. uzaklıktadır. Burası: Arabistanlı İngiliz casusu Lawrence’nin örgütlediği Arapların, ayaklanma sonucunda saldırdıkları mekanlardan birisidir.

1917 yılında yaşanan çatışmaların ardından, enkaz haline gelen kale: gezilebiliyor. Ayrıca: kalenin yan bölümünde bulunan “kaya yontuları” da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Bu kayalar: İslam öncesi dönemden kalma ve üzerleri yazılar ve resimlerle-çizgilerle süslenmiştir.

 

OKAZ ÇARŞISI

Burası: Arap şairlerin atışma ve tartışma alanı olarak kullanılmıştır ve köklü bir edebi geleneğin izlerini taşımaktadır. Burada: alışveriş yapmak ta mümkündür.

El sanatları ve başkaca bir çok ıvır zıvır bulup satın alabilirsiniz. Yani, burada hediyelik eşya satılan birçok mağaza bulunuyor. Bunlardan özellikle: parfüm, baharat, altın ve gümüş objeler satılıyor.

Suudi Arabistan Taif

SUHBRA PLACE-TAİF ŞEHİR MÜZESİ

Osmanlı döneminde inşa edilen burası: geleneksel bir Suudi evidir ve konaklamak üzere, 1930 yılında yapılmıştır.

Aslında özel olarak yenilenmiş bu yapı, aynı zamanda şehir müzesi olarak da kullanılıyor. Ancak: bir zamanlar, Suudi kralları tarafından, konaklama amacıyla kullanılmıştır.

Bir bahçe içinde bulunan beyaz bina: günümüzde Suudi Savunma Bakanlığına tahsis edilmiştir ve müze: yalnızca Perşembe günleri ziyarete açıktır. Müze, şehrin en eski müzesidir ve 4000 civarında eser sergilenmektedir.

Suudi Arabistan Taif

EL HADA

Burası: Taif şehrinin en güzel tepelerinden birisidir ve gül üretimi ile önem kazanmıştır. Yaz aylarında, burada gül festivali düzenlenmektedir.

Suudi Arabistan Taif

KRAL FAHD BAHÇESİ

Burası: 170 bin m. Karelik bir alana yapılmaktadır ve Taif şehrinin en büyük bahçesidir. Bu büyük alanda: suni göl, fıskiyeler, cami ve şelale yanında, çocuk oyun alanları da bulunmaktadır.

 

MİTNA VADİSİ

Hz. Muhammed: 662 yılında, buradaki kabileleri İslam’a davet için geldi, konakladığı yere, bunun anısına, konakladığı yere bir cami yapılmıştır.

 

ŞAFA KASABASI

Saravat dağları üzerindedir ve doğa meraklılarının ilgisini çekmektedir.

 

AL RUDAF PARKI

Şehrin güneyinde bulunan park: tamamen doğal bir ortam arayanlar için idealdir. Burada: küçük bir hayvanat bahçesi de bulunuyor.

 

KAYA OYMA SİTESİ-OKAZ SOUK

Şehir merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Burası: İslam öncesinden başlayarak, takip eden dönemde de olmak üzere, sosyal, siyasi ve ticari toplantılara sahne olmuştur.

 

AL SHAFA

Burası, deniz seviyesinden 2200-2500 metre yükseklikte, tarım ürünleri bakımından zengin küçük bir köydür. Burada: özellikle meyve bahçeleri önem kazanır. Burada: deve yolculuğu denemelisiniz.

 

TERZİ SOUK

Burası: yani “Terziler Çarşısı”, şehrin modern binaları arasına sıkışmış, kumtaşından yapılmış eski dükkanların bulunduğu bir yer olarak dikkat çekmektedir.

Meidan Salih

Mekke

Medine

Fas Casablanca

Fas Casablanca

MERRAKECH-CASABLANCA ŞEHİRLERİ ARASINDAKİ ULAŞIM:

Fas Casablanca: Otoyol var. Yaklaşık 3 saat sürüyor. Yalnız, yol üzerinde, tek bir tesis var.

O da, Merrakech çıkışında yani daha sonra yol üzerindeki 2.5 saatlik sürede, herhangi bir tesis yok. Yol boyunca, tarım arazileri görebilirsiniz, pek keyifli bir yolculuk değil, sıkıcı.

Fas Casablanca

ŞEHİR HAKKINDA GENEL BİLGİ:

Casablanca Arap kökenli bir isim değil. İspanyolca. Şehre adını veren beyaz evler, Merrakech’deki gibi günümüzde maalesef tek bir renk olarak kalmamış.

Şehirdeki yerleşim birimlerinin rengi, çoğunlukla beyaz. Ama, değişik bir beyaz, kirli beyaz. Okyanus rüzgarı ve şehrin kumlarının kirlettiği bir beyaz.

Fas’ın en büyük liman kenti. Fas ekonomisinin merkezi konumunda. Ülkenin diğer şehirlerine nazaran, daha modern.

Binalar, Avrupa mimarisini andırır tarzda yapılmış, modern görünümlü. Caddeler geniş ve düzenli. İki tarafı da ağaçlar süslüyor. Ağaçsız ve yarı çıplak bir çöl kenti beklerken, karşınızda, yemyeşil bir kent buluyorsunuz. Şehrin büyük bölümünü palmiye ağaçları süslüyor.

Casablanca’da, ilk bakışta, ülkenin tüm şehirlerinde olduğu gibi, iki ayrı şehir göreceksiniz.

Birincisi, Medina olarak isimlendirilen yer.

Yalnız, Fas’ın diğer şehirlerinden farklılık, burada göçmen nüfusun bulunması. Göçler nedeniyle, buradaki insan yapısı biraz farklılaşmış.

Yani yaşayan insanlar daha fevri, stresli, kavgacı gibi. Yankesicilik yaygın, özellikle otel kapı önlerinde ve kalabalık yerlerde, mutlaka: çanta, cep telefonu, cüzdan, fotoğraf makinası, video kamerası gibi eşyalarınıza daha çok sahip çıkmanız gerekiyor.

Şehrin diğer bir özelliği de; Paris’ten küçük olmasına rağmen, Paris’tekilerden iki kat daha fazla kafe bulunması. Her yerde kafe var. Bunların bir çoğu; bulundukları mekandan taşmış, cadde ve sokaklara masa ve sandalye atılmış.

Buralarda oturmak gerçekten keyifli, oturun ve çevrenize bakının, en çok ne içiliyor, ona göre sipariş verin. Tavsiyem; kahve veya nane çayı.

Fas Casablanca

ŞEHİR GEZİ PLANI:

Otoyoldan çıkıp, şehre girdiğinizde, yoğun bir trafik ile karşılaşacaksınız. Bu trafik ve insan kalabalığı, yalnızca cuma günleri, cuma namazı saatlerinde ve sonrasında sakinleşiyor. Çünkü: cuma namazı saatlerinde ve bir zaman sonraki saatlerde, şehirdeki bütün hayat duruyor. Bu sürede, restoranlarda yemek dahi bulabilmeniz mümkün değil.

Evet, girişte; yolun her iki yakasında sağlı sollu villalar göreceksiniz. Devam ettiğinizde, sağ yanınızda Casablanca şehrindeki teknoloji ile uğraşan tüm firmaların bir arada bulunduğu yapıları göreceksiniz. Teknoloji geliştirmeye odaklanmış bir yer. Ayrıca, banka merkezleri de var. Yazılım firmaları da. İyi derecede Fransızca konuşuluyor olması ve ucuz işçilik. Özellikle, Fransız firmalarının buralara gelmesine neden oluyor.

Yola devam edildiğinde, bir mahalleye geliniyor.

Burası, şehrin en önemli ve en pahalı, zenginlerin ikamet ettikleri bir mahalle. Bunun nedeni ise, bir zamanlar, burada, berberi kabileleri ikamet ediyormuş.

Faslı, bir zamanlar dedelerinin ikamet ettikleri, hayvan otlattıkları, at koşturdukları bu topraklarda, bugün yaşayabilmenin karşılığı olarak, burada ev-villa sahibi olabilmek için büyük fedakarlıklar yapmak zorunda imiş.

Şehirde yaşayan bütün köklü ailelerin, burada villaları varmış. Villalar alınıyor, yapılıyor ama asla satılmıyormuş. Oturdukları bu araziye asla terk etmiyorlarmış.

İlerlerken, sağınızda “Megala” denilen bir yer görünecek. Burası, dünyanın en büyük sinema ekranı (571 metre kare) bulunan sineması. Yalnız, açık alan değil, kapalı alanda, bu ölçüde büyük ekran bulunması ilginç.

Yürüyüş yolu nedeniyle, yenileme çalışmaları var. İlerlemek pek mümkün değil. Yine de, ilk durak olan okyanus kıyısına ulaşıyorsunuz.

Fas Casablanca Kral II Hasan Camii

Unutmamak gereken konu, gezi güzergahı yalnızca merkezde yürüyerek yapılabilir. Yani, yürüyerek sur içindeki çarşı, yeni şehir, meydanlar gezilebilir.

Diğer yerlere (okyanus kıyısı, II. Hasan Camii gibi) gidiş için sanırım taksi kullanmanız şart.

Fas Casablanca Okyanus kıyısı

OKYANUS KIYISI:

Fas Casablanca denince, akla hemen okyanus kıyısı geliyor. Zaten, bu kıyıda göreceğiniz güzellikler, gerçekten sizi şaşırtacak düzeyde. Önce okyanus kıyısına gidin. Okyanus kıyısında sahil uzunluğu, yaklaşık 3000 metre.

Kıyının güney ucuna gittiğinizde, bir ada göreceksiniz. Ama, tam olarak denizin içinde kalan bir ada değil. Kıyıya bitişik. Sular çekildiğinde yarımada, geri geldiğinde ise ada oluyormuş. İsmi orijinal: büyücüler adası.

Ama aynı zamanda, kurşun adası da deniliyor. Bunun nedeni ise, bu adada, kurşun dökülmesi imiş. Adanın üzerinde, bir miktar baraka tipi ev var. Uzaktan bakıldığında, insanlar da seçilebiliyor. Nazara karşı kurşun dökülmesi ile ünlenen adada, bugün 3-5 ton kurşun bulunduğu söyleniyor.

Bu değişik adayı uzaktan izledikten sonra, kıyıda ilerlemeye devam ediyoruz.

Kıyıda, çok sayıda kafeterya ve peş peşe beach clubler var.

Mc.Donalt burada. Caferlerden birine oturup, kıyının sessizliğini ve beyaz köpükler çıkararak, bir çizgi halinde kıyıya paralel gelen dalgaları izleyin. Kesinlikle, büyük keyif alacaksınız.

Bu uzun kıyı parçasının, büyük bölümü hala bakir. Faslılar ve kendini faslı gibi görenler, bu uzun kıyının güzelliği ile gurur duyuyorlar, ama bizim ülkemizde de aynı tür bir çok kıyının bulunduğu kesin.

Ayrıca, bu güzel görünümün diğer yanı, yanı deniz yanının tam anlamı ile güzel olduğunu söylemek mümkün değil.

Malum, okyanus hani girmek kolayda, çıkmak zor, zor bir deniz, zor olduğu kadar da tehlikeli. Dolayısı ile, kıyı ne ölçüde güzel olursa olsun, girilecek deniz olmadıktan sonra anlamlı olduğunu kabul etmiyorum.

Yalnız; inanın seyri mükemmel. Oturun bir kafeye ve seyredin, sonuçta seyrettiğiniz okyanus ve dünyanın birçok yerinde okyanus görme şansınız yok.

Belki, bu açıdan da seyir keyifli oluyor, okyanus seyrettiğinizi düşünerek, yoksa sonuçta, görünen büyük bir su tabakası, yani deniz. Gidin Antalya’ya, oturun yat limanında kayaların üzerinde, aynı görüntüyü yani denizi, deniz mavisini, gökyüzü mavisini görmeniz mümkün.

Ama burada biliyorsunuz ki, karşınızda okyanus, ilginç olan sanırım bu, yani isim.
Evet, bulunduğum dönemde, kıyıda ve şehrin büyük bölümünde, yol ve inşaat faaliyetleri nedeniyle gerek araç trafiği ve gerekse yaya trafiği olumsuz etkilenmiş durumda. her yer kazılmış, kaldırım ve orta refüj yapılıyor.

Sanırsınız ki, şehirde seçim var, seçim yatırımı için muhteşem bir inşaat faaliyetlerine girişilmiş, hayır. Şunu duydum ki, kral, yavaş giden çalışmalar nedeniyle, mevcut valiyi görevden almış ve yerine yeni bir vali atamış.

Yine de, buranın insanı, kıyıda, belirli bir bölümde, yürüyüş, koşu ve köpek gezdirme gibi faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor.

Okyanus kıyısında araç ile ilerlemeye devam ediyorsunuz. Solunuzda film platoları kalıyor.

FİLM PLATOLARI:

Buralarda, daha önce söylediğim gibi, Fas’a güneş ışınlarının dik gelmesi nedeniyle, birçok filim çekilmiş. Özellikle: Truva filminin burada çekilmiş olması ilginç.

Filmi ilk kez gördüğümde, bizim ülkemizdeki geçmişi anlatan bu filmin, neden bizim ülkemizde çekilmediğini uzun uzun düşünmüş ve üzülmüştüm.

Ama, gerçekten, Fas’ta gerek bu filmin ve gerekse diğer birçok filmin çekilmesi için mantıklı ve geçerli bir sebep, bu ışık olayı.

Çünkü: açık havada, güneş ışınları yere dik geldiği için, hiçbir objede, gölgeleme yapmıyor, bu büyük bir avantaj, çünkü gölgeleme olsa, filmi çekenler bu gölgelemeleri önlemek için ilave ışık kaynakları kullanmak zorunda kalacaklar.

Halbuki, burada öyle bir zorunluluk yok, doğal ışık. Ve, doğal ışığın dünya üzerinde, bu şekilde başkaca bir ülkede bulunması mümkün değil.

Evet, devam ettiğinizde, uzaktan, muhteşem minaresinin boyutu ile, Kral II. Hasan Camii görünmeye başlıyor. Caminin yanına gitmeden önce, resim alabilmek için mutlaka mola verin. Çünkü, caminin yanına gittiğinizde, tek kare fotoğrafta, bu muhteşem büyük yapıyı sığdırmanız pek mümkün olmayacak.

Fas Casablanca Kral II Hasan Camii

KRAL II.HASAN CAMİİ:

Evet, araç park yerleri müsait, caminin yakınına kadar gidebiliyorsunuz.

1986-1993 yılları arasında yapılmış ve halen bir kısım bölümde inşaat faaliyetleri devam etmekte. Caminin inşaatında, 2500 işçi, günde çift vardiya çalışmış. Tüm inşaatın, 800 milyon dolara mal olduğu söyleniyor.

Mekke ve Medine’dekiler dışında, dünyanın en büyük camii. Atlantik okyanusu kıyısında, denizin doldurulması ile elde edilen alan üzerinde, deniz kenarındaki kayalık bloklar üzerine kurulmuş.

Bunun nedeni; hani daha önce anlatmıştım, hatırlarsanız, Arap akıncıları, her yeri Müslümanlaştırarak kuzey Afrika’da ilerlerken, bu denizle karşılaşırlar ve dururlar ” bu deniz olmasaydı, biz bu dini bütün dünyaya yayardık ” şeklinde bir söz söylenir.

İşte; Afrika kıtasının en batı ucuna, akınların denizde son bulduğu noktaya bu caminin yapılması, bu nedenle anlamlı.

Denize bakan batı bölümü, tehlike arz ettiği için kullanıma kapalı.

Cami, toplam: 20 bin metre karelik bir alanı kapsıyor. Dünyanın en büyük inşaat firmasına yaptırılmış (Fransız), mimarı da Fransız.

Fas kralı II. Hasan, aslında bu camiyi, ihtiyaca binaen yaptırmamış. 1986 yılında, Fildişi Sahilleri Ülkesinde, dünyanın en büyük katedrali yapılır.

Bunun üzerine, kral ” benim temsil ettiğim dinin bulunduğu bu kıtada, dünyanın en büyük yapısı, katedral olamaz, cami olmalı ” Bu düşüncenin sonucu olarak, bu büyük cami yapılır.

Minaresi 210 metre yükseklikte. Dünyanın en uzun cami minaresi. Ama, ülkedeki cami yapıları, daha öncede söylediğim gibi değişik. Bir kere kubbe yok, çatılar düz. Ayrıca, minareler, bizdeki gibi silindirik değil, dik dörtkendir.

Bu durumda, uzunluğu bir hayli fazla olan minare yapmak mümkün. Yapının tepesindeki çatı bölümü, hareket edebiliyormuş. Özellikle, kadir gecesi, ibadet edenlerin gökyüzünü görebilmeleri için, caminin tepesindeki çatı bölümü açılıyormuş.

Aynı anda, içeride 25 ve dışarıda ise 85 bin kişinin ibadet etmesi mümkün imiş.

Müslüman olmayanların camiye girmesine izin verilmiyor. Bunu nasıl anlıyorlar. Cami girişinde görevliler var. Yanlarına yaklaştığınızda, yabancıları gayet güzel anlıyorlar. Ve bir sınava sokuluyorsunuz, ” Kelime-i Şahadet ” getirmeniz isteniyor, söyleyince, birkaç dua ( örneğin Fatiha) söylemeniz daha isteniyor, bu sınavı geçerseniz camiye girmenize izin veriliyor.

Bir de şu var, elbette, burası bir ibadet yeri, elinizde veya boynunuzda fotoğraf makinası, video kamerası ile girmenizi hoş karşılamıyorlar ve de özellikle çekim yapmanızı kesinlikle hoş karşılamıyorlar, sıkıntı yaşamamak için dikkat.

Caminin içi de, dışı gibi pırıl pırıl. Çok bakımlı tutuluyor. İçeri girerken, ayakkabılarınızı koymanız için size torba veriliyor. Girişin solunda, merdivenlerden aşağıya indiğinizde abdest alma yerleri ve tuvaletler var.

Yalnız, tuvalet ve abdest alma yerlerinin birlikte olması bence saçma olmuş. Abdest alma olayı, mistik bir olay, aynı anda, tuvaletlerden gelen kötü kokuların, ortamın mistikliğini olumsuz etkilemesi mümkün değil.

Buradaki cuma namazları, normalden daha uzun sürüyormuş.

Ayrıca, o kadar muhteşem bir kalabalık giriyor ki, sanırsınız tüm şehir camiye akın ediyor. Elbette çıkışta büyük bir izdiham, sakın kalabalığın arasında kalıp, sıkıntı yaşamayın. Dikkatli olmakta yarar var.

Evet, caminin bahçesinde oturmak için mutlaka zaman ayırın. Caminin bahçesinde, duvarlar üzerine oturun ve bir süre okyanusu seyredin, ilerdeki deniz fenerini izleyin. Caminin minaresinin, muhteşem işlemelerini, oya gibi yapılmış, rengareng boyanmış, tüm minare tam bir sanat eseri gibi işlenmiş.

Bir süre, bu muhteşem minareyi ve üzerindeki işlemeleri mutlaka izleyin. Yapının, kapıları tamamen gümüşten, kesin tonlarca gümüş kullanılmış olmalı.

Evet, gezimize devam ediyoruz. Şimdiki rota, halen günümüz Fas Kralının ikamet olarak kullandığı sarayın da bulunduğu, Habous Semti.

HABOUS SEMTİ VE ÇARŞISI:

Halen kralın yaşam yeri olan saray burada. Saraya hizmet eden çeşitli meslek guruplarına ait kişilerin saraya giriş çıkışı için kapılar var. Balıkçılar kapısı, sepetçiler kapısı, demirciler kapısı gibi.

Neden? Çünkü, sarayın muhtelif ihtiyaçlarını gören ve her gün başvurulan bu kişiler, saray dışında konuşlanıyorlar. Göreceğiniz çarşı, bu kişilerin konuşlandıkları bir bölüm.

Evet, Fransızlar, işgal bitip, bölgeden ayrıldıktan sonra, onlarca boşaltılan gayrimenkuller, Fas’da Habous Bakanlığına geçer.

Bakanlık, burada kurulu. Semtin adı da, otomatikman, Habous olarak anılmaya başlanır. Bu bakanlığın meşkuliyeti ise, Fransızların terk ettikleri gayrimenkullere, yörenin insanlarının yerleştirilmesi.

Çünkü; birileri yani Fransızlar yurtdışına göçerken, yurt içinde hareketlilik olur. Zaten; alışkanlıklar gereği, berberi aileleri çocuklarını, büyük şehirlerdeki yakınlarının yanına, okusun, meslek öğrensin gibi nedenlerle, sık sık gönderirler.

Dolayısı ile, şehirde zamanla muhteşem bir nüfus artışı olur. Şehrin 70-80 bin kişilik nüfusu, bugün 6 milyona ulaşmıştır. Habous Bakanlığı, bu nüfus artışını dengeleyecek şekilde, Fransızlardan kalan gayrimenkulleri, yerel halka, dar gelirlilere küçük bedeller karşılığı kiralar.

Evet, çarşı orijinal. Yine; küçük küçük dükkanlar, dar ara sokaklar. Ama, burada satıcılar, kolunuzdan çekiştirmiyor, daha sakinler. Fazla, dilenci yok. Ama, cuma günü buraya gelmiş olmanın verdiği hüznü yaşıyoruz.

Çünkü, tüm dükkanlar kapalı. Cuma namazından sonra açılacağı söylense de, hayır, açılmıyor, çoğunluğu yani yüzde doksanı kapalı. Böyle bir durumu bile bile buraya getirilmiş olmak, gerçekten saçma.

Özellikle, bunu bile bile, bir saat mola verilmesi, sizlerin boş sokaklarda, kapalı dükkanların kapıları önünde boş boş dolaşmanıza neden oluyor. Veya, çarşı girişindeki kafeye gidip oturabilirsiniz, ama tabii içinizden şunu söylememek elde değil, ” kafeye oturmak için mi, buralara kadar geldiniz? ”

Tek orijinallik, hemen çarşının girişinde, sol yandaki ilk sokaktaki pastane.

Buraya, mutlaka uğrayın. Arap kültürüne ait, birçok farklı tür ve lezzette kurabiye ve tatlı var. Tatabilme şansınız da mevcut. Tadın ve beğendiklerinizden, kendinize veya ülkedeki yakınlarınıza bir hediye tatlı paketi yaptırabilirsiniz.

Mutlaka düşünün, fiyatlar da uygun. Daha önce dediğim gibi, benim bu bildiğimi her kez biliyor. Ama sizde bilin. Cuma namazına giden bu insanlar, namazdan sonra geleneksel olarak mutlaka evlerine gidip kuskus yiyorlar ve daha sonra bir süre uyku alışkanlıkları var.

Yani; cuma namazı ve sonrasında, bir müddet, tüm şehirde hayat duruyor. Bunu bile bile, çarşı dolaşmaya çıkmamalı.

Evet, bu çoğu kapalı dükkandan oluşan çarşıdan ayrılıyoruz. Yol üzerinde, Birleşmiş Milletler Meydanı ve Kral 5.Hasan Meydanı var.

MEYDANLAR:

Evet, Fas Casablanca’da, gezilebilecek iki meydan var. Bunlar; pek orijinalliği olmayan meydanlar. Yani görseniz de olur, görmeseniz de olur cinsinden. Birleşmiş Milletler Meydanı, bir yanında Adalet Bakanlığı binası, diğer yanında büyücek bir havuz ve havuzun çevresinde, yerlerde satış yapan birkaç satıcı, yörenin insan kalabalığı.

Burada, ilginçtir, bir turizm ofisi göreceksiniz. Ofise girip harita isterseniz, hayır bulamayacaksınız, peki ne var, bol miktarda, Fransızca broşür. Peki, Fransızca bilmeyenler için, hiç. Zaten görevli bile, doğru dürüst İngilizce bilmiyor, yalnızca Fransızca.

Evet, meydandan batıya doğru yürümeye devam edin.

Sağınızda büyük caddeler kalacak. Bu caddelere girin, özellikle giysi üzerine alışveriş mağazaları görmeniz mümkün. Güzel mağazalar var. Seyyar satıcılar ve bol miktarda dilenci de göreceksiniz. Kendinizi bir kafeye atıp, güzel ve buraya has bir kahve içebilirsiniz ve yoldan geçenleri izleyerek, bir miktar zamanınızı değerlendirebilirsiniz.

Yine de, buraya gelmiş olmak, kafede oturmak olmamalı bence, gezmeye, yürümeye devam edin. Ancak; daha önce söylediğim gibi, buranın güvenlik durumu biraz problemli. Yolda yürürken bir bakıyorsunuz, caddenin kenarında, ölü gibi boylu boyunca yatan, üstü başı perişan insanlar göreceksiniz.

Dilenciler o kadar bol ki, tek güzel yanı, pek rahatsız edici değiller. Dilencilerin büyük bölümü, hareketli değil, yerlere, köşe başlarına oturmuş sabit duruyorlar.

Evet, yeni çarşıdan, doğuya ve güneye doğru yürümeye devam ettiğinizde, surları göreceksiniz. Sur içinde, malum eski çarşı yani Medina.

MEDİNA-ÇARŞI:

Burası, Fas Casablanca da şehrin tam merkezinde. Sarımtırak renkli surlarla çevrili. Hemen girişte, büyük bir saat kulesi ilgi çekiyor. Tarihi dokusu, labirent gibi düzenlenmiş sokakları olan bir yer. Diğer şehirlerdeki Medina’lardan farklı olarak, burada yüksek volümlü Arap müziği çalınması.

Bol miktarda, kopya müzik ve film cd. si satan tahta ve tekerlekli tezgahlar var. Bunlardan yükselen yüksek volümlü Arap müziği bir nebze sizi şaşırtıyor. Neyse, devam ettiğinizde; ara ve dar sokakların ilerlediğini görüyorsunuz, ama güvenlik problemi yaşanması nedeniyle, sakın ola, bu ara sokaklara tam olarak dalıp kaybolmayı düşünmeyin, burada halk gerçekten çok fakir bir görüntü sunuyor. Burada; halk yoksul.

Her elli metrede bir, dilenci görmek mümkün.

Ama, bu dilenciler, bazı internet sitelerinde yazıldığı gibi, sakin duran dilenciler değil. Peşinizden geliyor, önünüze atılıyor ve yolunuza dikiliyor, dikkat etmekte fayda var. Dilenciler, burada, rahatsız edecek düzeyde.

Sanırım, yapmanız gereken, asla kalabalık yerlerden ayrılmayın ve ara sokaklara dalmayın. Sabahın erken saatlerinde buraya gelirseniz, sokaklarda çöp yığınları göreceksiniz. Çünkü; halk çöplerini sokaklara ve açığa bırakıyor.

Bir süre sonra, öğleye doğru çöpçüler el arabaları ile gelip çöpleri topluyorlar. Tabii bu aradaki zaman zarfında, çöpler, gerek insanlar ve gerekse kedi, köpekler tarafından kurcalanıyor. İnsanlar dahi, çöpten buldukları ile beslenmeye çalışıyorlar, böyle görüntüler, işte buranın insanını yoksulluğu hakkında sanırım size yeteri kadar bilgi verecektir.

Evet, Medina, ülkenin diğer şehirlerinde olduğu gibi, sur içinde toplanmış dükkanlardan oluşuyor. Satıcılar biraz daha fevri, yani stresli gibi, yani burası pek alışverişe uygun değil gibi. Tercih sizin.

Yalnızca görme babından gezip çıkmakta yarar var diye düşünüyor ve tavsiye ediyorum. Yoksa, almayı son ana bıraktığınız bazı şeyleri burada bulsanız dahi, fiyatı nedeniyle almakta zorlanacaksınız çünkü pek pazarlık etme şansı olacağını sanmıyorum.

Evet, işte Casablanca, ismi filmlere konu olmuş meşhur Casablanca bu.

Bu arada, Casablanca filminin burada çekilmiş olmadığını hatırlatmadan geçmemek gerek. Evet, şehri mümkün olduğunca gezmeye çalıştık. Önemli olan zaman. Eyer, bir günden fazla zamanınız varsa bu şehirde, mutlaka okyanus kıyısındaki kafelere gitmeyi tercih edin. Bunun dışında, şehirde yapabileceğiniz başkaca bir şey olduğunu sanmıyorum.

Yoksa, gidip Birleşmiş Milletler Meydanında dolaşmak, bir kafeye oturup gelip geçeni seyretmek, pek orijinal değil. En azından, bulunduğunuz yerden kalkıp, binlerce kilometre öteye gidiyorsunuz, insan orijinal bir şeyler arıyor değil mi, ama yok işte. Bu kadar.

Son olarak; şehir ile havaalanı arasındaki mesafe bayağı uzun.

Özellikle, trafiğe takılma sıkıntısını da değerlendirerek, uçak kalkış saatinden çok önce, havaalanı yönünde hareket etmenizde yarar var.

Bir de havaalanındaki sürekli kontrol mekanizmalarından geçerken zaman kaybedeceğinizi hatırlayın, dönüş için form doldurmayı unutmayın, yanınızda dirhem kalmamasına dikkat edin, yoksa hatıra kalır, free shop mağazalarında gezebilmek için birazcık da olsa zaman ayırın. Evet, hoşça kalın, iyi yolculuklar.

 Fas Essaouıra şehri tanıtım ve gezi yazısı için. 

Merrakech şehri tanıtım ve gezi yazısı için.