Afyonkarahisar Çay

Afyonkarahisar Çay


Çay ilçesi; bulunduğu konum itibarıyla, Konya ilimiz ile, Afyonkarahisar ve batıdaki birçok ilin bağlandığı karayolu üzerinde bulunması nedeniyle, önem kazanıyor. Yani, gerçekten merkezi bir konumdadır. Buranın bir diğer özelliği ise, Eber gölüdür.

ULAŞIM

Çay ilçesi, bağlı bulunduğu Afyonkarahisar il merkezine, 48 km. uzaklıktadır. Çay-Sultandağı arasındaki uzaklık: 22 km. Çay-Bolvadin arasındaki uzaklık: 16 km. Çay-Akşehir arasındaki uzaklık: 47 km. Buradan geçen yol oldukça işlek ve yoğundur.

TARİHİ

Yörenin tarihi incelendiğinde, en önemli olay olarak görülen bir savaş söz konusudur. Bu savaş: Trakya-Mısır-Suriye askeri güçlerinden oluşan birleşik bir ordunun, Gelene kralı Antigon’un askeri güçleri arasında, MÖ. 301 yılında yapılan “İpsos” savaşıdır.

Haçlı seferleri sırasında Haçlı ordularının tahrip ettiği şehir, 1155 yılında Selçuklular tarafından alınır ve şehre Oğuz Türkleri yerleştirilir, şehrin ismi “Çay Değirmeni” olur. Daha sonra bölgede Germiyanoğulları Beyliğinin egemenliği görülür ve takip eden süreçte ise, bu kez, vasiyet yolu ile, Osmanlılara verildiği anlaşılıyor.

İlçe 2 Nisan 1921 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve 3 Nisan 1921 tarihinde ordumuz tarafından geri alınmıştır. Daha sonra 21 Ağustos 1921 günü yine işgal edilmiş ve 35 gün sonra 24 Eylül 1921 günü geri alınmıştır. Ardından Kurtuluş Savaşında önemli bir karargah olarak gündeme gelmiştir.

Çay, Bolvadin ilçesine bağlı bir nahiye iken 1958 yılında ilçe olmuştur.

Afyonkarahisar Çay

GENEL

Çay ilçesi, Afyon-Konya karayolunun 48’nci kilometresinde, Eber gölü Karamık sazlığı arasında, Sultan dağına yaslanmış, yeşillikler içinde bir yerdir. Sultan dağının kuzey eteklerinde kurulmuştur.

Sultan dağının en yüksek yeri 2610 metre rakımlı Gelincik Ana tepesidir. Bölge: geniş ve düz alanlar ile, bir ova görünümündedir. Denizden yükseklik: 1010 metredir.

Arazinin, yüzde 20’lik bölümü: göl ve bataklıklardan oluşmaktadır. Yörenin kuzey bölümündeki “Eber gölü” ise, bölgenin en önemli doğal göletidir.

İklim değerlendirilirse, yörede, kara iklimi hüküm sürdüğü görülür ve buna bağlı olarak, yazları sıcak ve kışları sert ve soğuk geçmektedir. Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında, tarım gelmektedir. Özellikle: şeker pancarı, haşhaş, fasulye, ayçiçeği, vişne, kiraz ve elma yetiştirilmektedir.

Afyonkarahisar Çay

ATATÜRK VE ÇAY

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 20 Mart 1922 günü, Kurtuluş Savaşı hazırlıklarını gözden geçirmek için burada Sovyet Rusya Elçisi Semion İvanoviç Aralof ve Azerbaycan Elçisi İbrahim Abilof ile bir ziyaret gerçekleştirmiştir.

Çünkü Ali İhsan Paşa (Sabis) komutasındaki 1’nci Ordunun karargahı buradadır ve ayrıca burası 2’nci Ordu 4’ncü Kolordu bölgesidir.

Atatürk burada askeri törenle karşılanmıştır. Teftiş sonrası askerin durumundan memnun olan Atatürk, yanındakilerle birlikte Akşehir’e geri dönmüştür.

 

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse ve yöresel bir şeyler tatmak isterseniz, katmer ve haşkeşli yani haşhaşlı lokum denemelisiniz. Ama mutlaka “tepsi bükmesi” tatmalısınız. Son bir not, seyyar satıcılarda simit gibi satılan “mercimekli börek”

Afyonkarahisar Çay

NE SATIN ALINIR

Çay’dan katmer, haşhaş ezmesi (beyaz ve sarı haşhaş) , vişne ve kiraz satın alınabilir. Bir de unutmadan bayatlamayan patatesli ekmek alınız.

Afyonkarahisar Çay
Afyonkarahisar Çay

 

ÇAY MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1994-1995 yılında İnşaat ve Makine Resim programı ile başlamış ve daha sonraki yıllarda Elektrik ve Otomotiv programı açılmıştır.

2002 yılında Elbiz mevkiindeki hizmet binasına taşınmıştır.

Halen okulda 6 program vardır. Elbiz mevkiindeki hizmet binası 3 katlıdır ve ayrıca bir de atölye binası vardır. Barınma konusunda ise, Şirinevler Mahallesinde Çay KYK Öğrenci yurdu vardır. 

Afyonkarahisar Çay

VİŞNE FESTİVALİ

Çay ilçesinde her yıl Temmuz ayının 2’nci haftasında “(13-15 Temmuz tarihlerinde) Vişne Festivali” düzenleniyor. Festivalde, özellikle vişne üreticileri ödüllendirilmektedir.

Başlıca amaç ise, yörede yetiştirilen vişnenin, yurt içi ve yurt dışı pazarlarında tanıtılmasıdır. Festival süresinde: spor yarışmaları, halk müziği konserleri, nikah ve sünnet şölenleri, konserler ve sergiler düzenlenmektedir.

Afyonkarahisar Çay
Afyonkarahisar Çay
Afyonkarahisar Çay

 

GEZİLECEK YERLER

 

Çay Taşmedrese Cami
Çay Taşmedrese Cami

 

TAŞ MEDRESE-CAMİ

Mayıs 1277 tarihinde Bolvadin’den Çay Değirmenine gelen Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin III Keyhüsrev (1264-1283) ve dönemin önemli devlet adamlarından Ebül-Mücahid Yusuf bin Yakub tarafından, mimar Oğulbek bin Mehmet’e yaptırılmıştır.

Külliyenin inşa tarihi 1278-1279 yılları arasıdır.

Bu külliye, Anadolu Selçuklularının son külliyelerinden biridir ve Ebül-Mücahid Yusuf Külliyesi olarak isimlendirilir.

Külliyede: medrese, türbe, çeşme, han ve bugün izi kalmayan hamam yapılmıştır. 

Külliye, plan ve süslemeler açısından Anadolu Selçuklularının klasik eserlerinden olup, Selçuklu sanatının birçok özelliğini tek örnek olarak barındırmaktadır.

Yapı topluluğu: Anadolu Selçuklularının önemli kervan yollarından biri olan Afyon-Konya güzergahında bulunmaktadır.

 

Medrese:

Afyon-Konya karayolu üzerinde, ön yüzü tamamen kesme mermer kaplıdır.

Yapıda: büyük bir kubbe çevresinde bulunan tonoz kemerli odalar, sofalar, küçük kubbeli bir müderris odası, simetriğinde çeşme, mescit ve dershane kubbeleri bulunur.

İç mekanda kubbenin iç yüzeyindeki renkli sırlı tuğlarla farklı baklava motifleri görülür. Çini mozaik iç mekanda kubbe eteğinde, pandantif yüzeyinde, mihrapta, ana eyvan kemerinin iç ve dış yüzeyinde, pencerelerin sivri kemerinde ve pencere alınlıklarında kullanılmıştır. Mozaik çinilerin renkleri, kullanılan motifler birçok yapıda karşımıza çıkarken, farklı olarak medresenin çeşmesinde ayna taşı olarak kullanılan Bizans korkuluk levhasında görülen, bir şeritle baklava motifinin sarıldığı motif, mozaik içini olarak mihrabın bordürlerinde kullanılmıştır. Bu detay anlamlı olduğu kadar düşündürücüdür. 

Kubbe kuşaklarındaki süslemeler, Selçuklu sanatını yansıtır güzelliktedir. Mozaik ve çok ince çini süslemeler görülür. Restorasyonda yapılan kötü işçilik sonucu, iç mekandaki çinilerin dökülmesi ve yerlerinin badanalanmıştır. Restorasyondan sonra kubbedeki aydınlık açıklık kapatılmış ve kubbenin altında var olduğu bilinen havuz da kaldırılmıştır.  

Cümle kapısı üstünde, Selçuk sülüsü ile yazılmış kitabesi bulunur.

Kapı kemerlerinin üzerinde, sarkıtların altında ise bir para arması ve iki tarafında yazı vardır.

Binanın doğu köşesinde çeşmesi ve batı köşesinde müderris odası vardır. Müderris odasının pencereleri kesme mermerden ve nakışlıdır.

 

Medresenin TAÇ kapısı:

Düzgün ve iyi cins beyaz taştan örülmüş cephesinin ortasında yer alan taç kapısı ile dikkati çeker. Yapıya giriş sağlayan taç kapının bulunduğu kuzey cephe, giriş cephesi olması nedeniyle diğer cephelerden kullanılan malzemeler ile ayrılmaktadır. Diğer üç cephede moloz taş örgü görülürken, kuzey cephe mermer ve kesme taşla kaplanmıştır. Kuzey cephenin ekseninde yer alan taç kapı, medresenin beden duvarlarından biraz daha yüksek tutulmuştur. 

Hafif dışı taşkın taç kapıda farklı süsleme unsurları bir araya getirilmiştir. Taç kapının en dışta çevreleyen derin ve dar bordürlü lotus ve palmet motiflerine yer verilmiştir. Sonrasında yüksek kabartma olarak zencerek motifi ile yapılan şerit taç kapıyı çevrelemektedir. 

Giriş kapısı üzerindeki kitabeden başka mukarnas altındaki iki bölümde, mimarın adı iki ayrı kartuş içinde tekrar yazılmıştır. 

Tepede de bir “pars” kabartması vardır ve bu kabartmanın mimarın işareti olduğuna inanılır. Pars figürünün bir tarafında “Amele Oğulbey” diğer tarafında ise “Bin Mehmet Bey” yazılıdır. Yapının ve külliyenin mimarı kabul edilen Oğulbey bin Mehmet Bey’in hakkında bilgi yoktur. 

 

Çeşme:

Batı kenarından medreseye bitişik bir sokak çeşmesidir. Halihazırda suyu akmamaktadır ve muslukları da yoktur. Tarihi olması açısından görülmesi gerekir. 

 

Türbe

Batıda, çeşmeyle simetrik kare planlı bölümün alt katı, yıldız tonozludur.

Buranın türbe olma ihtimali yüksek olsa da içinde herhangi bir mezar veya lahit izi yoktur.

 

Hamam:

Medresenin karşısında bulunan hamam, uzun zaman bakımsız kalmış ve yıkılmıştır.

Ancak bu yıkılan hamamda: iki adet halvet odası ve üç yanda sofa ve ortada büyük göbek sofası ve dışında soyunmalık yeri ve külhan olarak kullanılan bölümleri bulunduğu bilinmektedir.

Son zamanlarda yapılan düzenlemeler ile, hamamın bulunduğu yer geniş bir cadde haline getirilerek hamam hepten yok edilmiştir.

 

Bugün:

Medrese binası bugün cami olarak kullanılmaktadır ve yöre insanı, burayı Taş Cami olarak isimlendirir.

Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı

 

SULTAN ALAADDİN KERVANSARAYI-TAŞHAN-ÇAY KERVANSARAY

Aşağı Mahallede, İnönü caddesi üzerinde, Medresenin doğusundadır.

Anadolu Selçuklu Sultanı III Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış ve 1279 yılında tamamlanmıştır. 

Selçuklu dönemine ait yapılmış külliyenin bir parçasıdır.

Dış cephesi destek çıkıntılarıyla kale görünümünde olup, gösterişli bir taç kapıya sahiptir. 

Avlulu ve kapalı kervansaray tipindedir.

Yapının avlusu ve yazlık kısmı yıkılmış, kışlık kısmı ise restore edilerek günümüze ulaşmıştır.

Kare planlı kagir bir yapıdır. Kare planıyla Anadolu Selçuklu mimarisinin tek örneği olarak kabul edilir. 

Merkezde üzeri ışıklı, dört fil ayağı üzerine oturmuş, tonoz örtülü, dıştan destek çıkıntılı, kale görünümlü bir yapıdır.

Çay Taşhan Pars işareti

Taş cami ve Han’da bulunan “Pars arması”, her iki yapının mimarının da Oğulbey olduğunu ifade eder.

Ancak Osmanlı döneminde uzun yıllar bakımsız kaldığı için yıkılmaya yüz tutan bu hanın tamir ve bakımı için 1844 yılında keşif yapılmış ve ardından tamir işine başlanılmıştır.

Kervansarayın taç kapısı Anadolu Selçuklu sanatında özel bir yere sahiptir.

İki renkli taş bezeme ile yapılan herhangi bir bezemeye ve sultan hanlarındaki zengin süslemelere yer verilmemiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2000 yılında başlatılan büyük onarımlar sayesinde 2016 yılında Kervansarayın restorasyonu bitirildi.

Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Çay Sultan Alaaddin Kervansarayı

 

Yapının bugünü;

Kervansaray bugün kervansaray olarak değil, ziyaretçilerin dinlenebileceği ve çay içebilecekleri bir mekan olarak kullanılıyor.

Yani, burada Külliye çay evi var. Adı da “Taşhan Aile Çay Bahçesi” dir. 

Çay evi olarak düzenlenen mekan, İmaret camii manzaralı, özellikle akşamları ışıklar yakıldığında güzel bir ortam oluyor.

Yalnız buranın Belediye tarafından özel bir firmaya kiralandığı ve bu firmanın işletme şartlarının pek iyi olmadığı söyleniyor.

Belediyenin burayı ara sıra denetlediğini umuyorum.

Çay Esirüddin Ebheri Türbesi

ESİRÜDDİN EBHERİ TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı Eber (eski ismi Doğanlı) köyünde mezarlık içinde bulunan bir anıt mezardır.

Bolvadin-İshaklı karayolu üzerindedir. Eber Dede künbeti olarak da bilinir.

Esirüddin Ebheri, 13’ncü yüzyılda yaşamış ve Taş Medrese müderrislerindendir.

Semerkant’lı bir aileye mensup ve Türk’tür. Ebheri, ilk öğrenimini Musul’da yaptı, sonrasında ise Horasan ve Bağdat’a giderek öğrenimini tamamladı.

O dönemin ünlü bilginlerinden ders aldı. Bir süre Musul sarayında kaldı.

1228 yılında Musul’dan Erbil’e geçti ve oraya yerleşti.

Ancak Anadolu’ya sürekli seyahatler yaptı, felsefe ve müspet bilimler alanında dersler verdi.

Türk Astroloğu ve filozofdur.

Eserleri felsefe ve mantık üzerinedir.

Felsefede Farabi ve İbn Sina geleneğinin 13’ncü yüzyıldaki en başarılı temsilcisidir.

Özellikle Hidayetül hikme ve İsagüci isimli eserleriyle, İslam dünyasında büyük bir üne kavuştu.

Bu iki eserin ortak özelliği, uzun yıllar boyunca yani medreseler yasaklanıp kapatılıncaya kadar, ders kitabı olarak okutulması ve üzerlerine birçok şerh yazılmış olmasıdır.

İsagüci, mantığın bütün konularını kapsamakla birlikte son derece muhtasar bir eser olup, medreselerde mantık alanında okutulan ilk kitap olması bakımından önemlidir.

Esere Batı dünyasında da ilgi duyulmuş, Latince başta olmak üzere bazı Batı dillerine çevrilmiştir.

Evet, Ebheri, Astronomi konusunda da Astronominin temel problemlerini ihtiva eden ve 22 bölümden oluşan bir eser yazmıştır.

Yapı kare biçimli taş duvar üstüne, 8 köşeli kümbet tipindedir.

Sekizgen piramidal külahın tepesi yıkılmış durumdadır.

Halen görülen sıva parçalarından külahın tamamen sıvalı olduğu anlaşılır.

Ancak gövde üzerinde sıva izlerine rastlanmamıştır.

Çünkü külahta, küçük boyutlu moloz taşlarla yapılmış onarım izleri görülür.

Sekizgen piramidal gövdenin kenarları arasında, önemli sayılabilecek uzunluk farkları vardır.

Dıştan kenar uzunlukları 280 cm ile 298 cm arasında değişmektedir.

Gövdenin alt kesiminde, giriş kapısı dışında hiçbir açıklık yoktur.

Girişi doğudandır.

Kapı söve taşları Bizans dönemi yapı taşlarıdır ve devşirme olarak kullanılmıştır.

Bu devşirme parçalar üzerindeki bir iki basit süsleme dışında yapıda herhangi bir süsleme yoktur.

Kapı boşluğu altında, ölü gömme yeri vardır.

Buradan kaideye geçişi sağlayan küçük bir kapı bulunur.

Kaide içinde 2 sanduka vardır.

Türbenin 1264-1265 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.

Çay Tur Ali Bey Türbesi

TUR ALİ TÜRBESİ

Yöre insanı, burayı “Ali Baba” diye bilir.

Türbe, Afyon’dan gelen şosenin ikiye ayırdığı yerde, aralık sokak içinde, ahşap ve toprak damlı bir odadadır.

Yani, herhangi bir mimari değeri yoktur.

Ortasında, Selçuklu tarzı mermer sanduka üzerinde iki satırlık Arapça kitabe vardır.

Bu kitabeden anlaşıldığı kadarıyla, Mart 1275 tarihinde Yusuf oğlu Tur Ali, bu türbeye gömülmüştür.

Yusuf Bey, buradaki külliyeyi yaptıran kişidir. Yusuf Bey oğlu Tur Ali Bey: yine bu bölgede Alaybeyi seviyesinde bir subaşı olduğu düşünülmektedir.

Tur Ali,  bu türbede gömülmüştür. 

 

KARAMIK GÖLÜ-BATAKLIĞI

Çay-İsparta karayoluna yakındır.

Karamık gölü, Sultandağları ve Kükürt dağı arasında, kuzey güney doğrultulu olarak uzanan tektonik temelli bir havzadır.

Bu havza, faylanma sonucu meydana gelmiştir.

Gölün yüzölçümü 40 km karedir.

Rakımı ise 1000 metredir.

En derin yeri 3 metredir.

Kamık bataklığı olarak da bilinir.

Gölün yüzeyi kamışlarla kaplıdır. Ayrıca gölün güneyi nilüfer çiçekleriyle kaplıdır.

Karamık gölü, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1993 yılında 1’nci Derece Doğal Sit Alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Zaten, bu gölde yaşanan çevre kirliliğinin en büyük sebebi olan Çay Seka Fabrikası, 2004 yılında kapatılmış ve atık bırakılmayan göldeki balık miktarı ve çeşitliliğinde önemli artış olmuştur.

Seka kağıt fabrikası, 1979 yılından 2003 yılına kadar hammadde olarak sazlıkları kullanmıştır.

Bu durum, Karamık gölü çevresinde yaşamlarını sürdüren insanlara hammadde satış imkanı sağlamış ve Karamık gölünde sazcılık faaliyetleri artmıştır.

Ancak gölün taşıma kapasitesi düşünülmeden yapılan bu uygulamalar, göldeki eko sistemi bozmuş, özellikle de yerli ve göçmen kuşlar olumsuz etkilenmiştir.

Saz kesim zamanları, alandaki kuşların ve balıkların üreme dönemlerine rastladığında, türler zarar görmüştür.

Ayrıca yine fabrika tarafından gölden su çekimi ve kirli atıkların göle bırakılması da gölü olumsuz etkileyen en büyük faktörlerdendir.

Çünkü su dengesi bozulmuş, göldeki su miktarı önemli ölçüde azalmıştır.

Hatta Karamık gölünün Eğirdir gölü ile mevcut bağlantısı, Seka kağıt fabrikası faal olduğu zamanlar, Karamık gölünün kirli sularının Eğirdir gölünü de kirlettiği bahisle aradaki bağlantı kapatılmıştır.

Daha sonraki yıllarda Karamık gölü nispeten temizlenince, Eğirdir gölüne bağlantı tekrar açılmıştır.

Kirlilikle ilgili bir not daha, fabrikanın kapanması sonucu kesilmeyen sazlıklar, bu sefer gölde tabana yığılmış, gölün doğal kirlilik unsuru olmuşlar ve kirlilik düzeyi artmıştır.

Aynı zamanda Seka kağıt fabrikası varken sazlar sürekli kesildiği için sürekli yenilenmişler ve bu taze sazlar, yöre halkı için hayvan yemi olarak da kullanılmıştır.

Daha ötesi, sazlıklar kesilmeyince, sulak alanda yangınlar çıkmaya başlamıştır.

Sonuç olarak, keşke doğanın dengesini bozucu yatırımlar olmasa, doğanın dengesi asla bozulmamalı.

Doğanın olduğu kadar bu yörede yaşayan insanların da dengesi bozulmuş, fabrikada çalışan 1200 kişi, bir anda işsiz kalmış ve hatta yöreden başka yerlere göçler olmuş.

Evet, her olumsuzluğa rağmen, günümüzde burada 20-30 kilo ağırlığında sazan balıklarının avlandığını söylüyorlar.

Bu gölde tutulan dişli Turna balığı, göl çevresindeki lokantalarda ve pazarlarda müşterilere sunulur.

Yine bu göl kıyısında kuş avı yapılmaktadır.

Çünkü karabatak, çulluk, yaban ördeği gibi kuş türleri bulunur.

Göl çevresinde kamp yapmak mümkündür.

Ayrıca gölün göçmen kuşların rotası üzerinde bulunduğu ve göle 150’nin üzerinde kuş türünün geldiği belirtiliyor.

Ayrıca yine gölde çevre köylüleri tarafından sülük ve kurbağa toplanıyor.

Toplanan sülükler genel olarak tedavi amaçlı kullanılmakta ve Çay ilçe merkezinde pazarlarda satılmaktadır.

Kurbağalar ise, gölün kuzey kısmında bulunan sazlık kıyı alanlarından toplanmakta ve yurt dışına, gıda sanayiinde kullanılmak üzere gönderilmektedir.

Çay Çağlayan Park

ÇAĞLAYAN PARKI

İl merkezinde, Sultan dağlarının eteğinde, Çay deresinin vasisinin başlangıcındaki bu park, Afyon yöresinin en eski parklarındandır.

Ancak eskiden bu parkta, parkın sembolü olan bir havuz varken, sonra yıkılmış.

Parkın sembolü olan havuz yıkılınca yerine siyah kayalardan oluşan ve kapalı devre su ile işletilen bir platform oluşturularak şelale görüntüsü verilmiştir.

İlçe halkı, özellikle yaz döneminde bu park alanına gidiyor.

Park “Çağlayan Parkı” ismini, park içinde bulunan ve 28 metreden düşen yapay düzenlenmiş çağlayandan alır.

Çay Kanlıyer Kavaklığı

KANLIYER KAVAKLIĞI

Sultandağları eteklerindedir.

1982 yılında Belediye tarafından yapılan düzenleme ile, burada çocuk parkı, spor sahası ve gölgelikler oluşturulmuştur.

Bölge Kavaklığı ifadesinden de anlaşılacağı üzere geniş kavak ağaçlarıyla kaplıdır, gölgelik, doğal dinlenme amaçlı bir alandır. 

Piknik yeridir. Ayrıca yürüyüş yolları, doğal ortam, spor ve çocuk oyun alanları gibi sosyal tesisler bulunmaktadır. 

Ancak buraya niye “Kanlıyer” gibi ilginç bir isim verildiğinin sebebine dair bir ayrıntı bulamadım, bilen varsa yorum yazarsa sevinirim.

Çay Eber Gölü
Çay Eber Gölü
Çay Eber Gölü

 

EBER GÖLÜ

İlçe merkezinin kuzeydoğusundadır.

Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları ile beslenir.

Ülkemizin 12’nci büyük tatlı su kaynağıdır.

Denizden yüksekliği 967 metredir.

Gölün derinliği 21 metreye kadar gider.

Ancak günümüzdeki derinliği 4 metreye kadar düşüyor.

Hatta gölün kuruma tehlikesinden söz ediliyor.

Eber gölü, bir zamanlar tertemiz suyu ile kuş cenneti ve su çiçekleri olan bir yer iken, zaman içinde kirlenmiştir.

Çünkü Afyonkarahisar şehrinin atık suları buraya veriliyor.

Ayrıca, Şeker ve Alkoloid fabrikalarının atıkları da buraya veriliyor.  

Gölde, günümüzde kamış üretimi ve balık avcılığı (turna ve sazan balığı vardır) yapılmaktadır.

Bir de “Beyşehir kurbağası” denen bir endemik kurbağa türü yaşıyor.

Çay Eber Gölü
Çay Eber Gölü

 

Ayrıca, dünya genelinde sadece Eber gölü havzasında yetişen ve baklagillerin kraliçesi olarak bilinen “Eber Sarısı” bitkisi de bu bölgeye ayrı bir renk ve güzellik katıyor.

Göl, 1992 yılında 1’nci Derece Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Özellikle Mayıs ayında yani göçmen kuşların geldiğinde burayı ziyaret etmenizi öneririm. Gölde nilüfer tarlaları, bu tarihte açılıyor.

Çay Eber Gölü

Kuş gözlem evine çıkıp, hem çevrenin güzel manzarasını, hem de göçmen kuşları izleyip fotoğraflayabilirsiniz.

Gölde sandal kiralayıp gezmeyi unutmayın.

Ancak yoğun sazlıkların arasında kaybolma riski var, gurup halinde ve rehber alarak sandal kiralamanızı öneririm.

Gurup ziyaretlerinde, önde motorlu bir tekne, arkada ziyaretçilerin oturdukları bir veya birden fazla sandal, bu şekilde geziliyor.

Çünkü köylüler, kamışla kaplı göl yüzeyinde, kamışları keserek bir su yolu açmışlar ve bu su yolu üzerinde gezinti yapılıyor.

Çünkü göl çok büyük olmasına rağmen, üzerinde bulunan kamışlar nedeniyle büyük kısmı göl değil, çayırlık gibi görünüyor.

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Bolvadin

Afyonkarahisar Bolvadin

 

Bolvadin, camileri, hayatı kaynağı olan suların aktığı çeşmeleri, Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan’ın izlerini taşıyan Kırkgöz köprüsü, Kurtuluş savaşı yıllarındaki acı ve keder günlerini gözler önüne seren Yanık Kışlası ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı planlarını hazırladığı Çakmaklı Konağı, burası gerçekten zengin bir tarihe sahiptir. Ayrıca elbette Eber gölü.

ULAŞIM

Ulaşım açısından İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerini birbirine bağlayan kilit noktadadır. İlçe E-28 karayolu Konya-Ankara ve İstanbul güzergahı üzerindedir. Bu konum, kentin gelişimini olumlu etkileyen faktörlerdendir. İl merkezine 60 km uzaklıktadır. Eskişehir’e 150 km ve Konya’ya 190 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 7 km uzaklıkta, Çay’da demiryolu istasyonu bulunmaktadır.

Bolvadin

GENEL

Derin ve uzun bir alüvyon ova üzerinde kurulmuştur. Ege bölgesinin iç Batı Anadolu kesimindedir. Deniz seviyesinden yükseklik 1016 metredir.

İklim bakımından İç Anadolu Bölgesi ile Ege bölgesi arasında yer aldığından zaman zaman karasal, zaman zaman da ılıman iklim görülür.

Genel olarak yazlar kurak ve sıcak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Bisiklet kullanımı açısından, Amsterdam ile yarışan bir ilçedir. Sokaklarında, caddelerinde arabadan çok bisiklet vardır.

Afyonkarahisar Bolvadin

TARİHİ

İlçe Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Aynı zamanda kral yolu ve Hicaz-Sultan yolu üzerindedir.

Antik Paroreos Phrygia (Yanık Frigya) vadisinde kurulmuştur. Bu vadide, MÖ 8000’lerde yerleşim olduğu biliniyor. İlk haşhaş ekimi, MÖ 2’nci yüzyılda yapılmış ve ismi “Afion” imiş.

MÖ 295 yılında bölgede meydana gelen deprem sonunda, yer kabuğu kırılmış ve sıcak sular fışkırmıştır. Heybeli kaplıcası bu dönemde meydana gelir.

Yöre, Romalılar zamanında Polybotum isminde il merkezidir. Polybotos/polybotion kelime anlamı bereketli, çok bitki örtüsü yani geniş otlaklı ova demektir. Çünkü, bir zamanlar burası Anadolu’nun en yeşil yerlerindenmiş.

Hatta Evliya Çelebi “Seyahatnamesinde”; birçok yer gezdiğini, ancak bu denli yeşili görmediğini yazar. Ancak Cumhuriyetin ilk yıllarında kerestecilik sektörü, Bolvadin isminin kökünü oluşturan bitki örtüsünü tamamen yok etmiş, günümüzde “kel Bolvadin” deyimi kullanılmaktadır.

Evet, Polybotum şehri geniş otlaklara sahip olduğu için, Romalılar burada haralar kurarak ordunun ihtiyacı olan atları yetiştirmişlerdir. Böylece Roma döneminde hızla gelişen Polybotos şehri, 133 yılında Roma imparatoru Hadrianus’un ziyaretiyle hızla imar edilmeye başlanır.

İmparatorun ziyareti hatırına şehirde 3 çeşit para bastırılmıştır. Ayrıca İmparator Hadrian kendi adına heykel diktirmiştir. Paraların bir yüzünde şehrin koruyucusu Zeus Alsanos, diğer yüzünde İmparator Hadrianus portresi bulunur.

222 ve 235 yıllarında burası yine depremlerle sarsılır. Polybotum şehri yıkılır, tüm ova sıcak sularla kaplanır. Bu sıcak sular uzun yıllar kullanılır ve hamamlar yapılır. Bu yüzden, antik devirde termal tesislerin sıralandığı bu vadiye “Phrygia Salutaris” yani “Şifalı Frigya” denir.

Üç höyükler mevkiinde kalabalık bir şehir, Kayster Pedion şehri vardır.

Ancak bu şehir, MÖ 401 yılında Persler tarafından yakılıp yok edilince, Polybotum şehri önem kazanır. Şehir Bizans döneminde, Polybotos ismiyle anılmıştır.

Bizans döneminde Bolvadin çok gelişmiştir. Tarihçi yazarların anlattıklarına göre, Bizans döneminde Kudüs’e giden Bizans hacıları burayı uğrak yeri olarak kullanırlar ve doğuya yapılan seferlerde burası yine önemli bir uğrak yeridir. Ayrıca İznik ve Efes konsüllerine, buradan temsilci gönderilir.

Bizans imparatorları, burayı askeri bir merkez olarak kullanırlar. Şehre saraylar ve büyük yapılar yapılır. Ayrıca Polybotum şehri Roma döneminde büyük surlarla çevriliyken bu surlar büyük bir depremle yıkılır.

Bizans imparatoru Alexi Comneus, Hisar mahallesinin bulunduğu yere bir kale yaptırarak burayı bir askeri üs haline getirir. Yıkık şehir halkının bir kısmı ise Sivrihisar ve diğer kısmı Seyitgazi’ye taşınır.

Bizans’ın son zamanlarında ise, Türk ve Arap akınlarının etkisiyle nüfusu dağılmış ve küçülmüştür. Malazgirt zaferinin ardından, 1107 yılında Bolvadin savaşı olur, Emir Mengüç Bey Bizanslı komutan Aleksios’u ve ordusunu yenerek bölgeyi ele geçirir.

Ardından Orta Asya’dan gelen Kargın Avşar, Yazır Türkmenleri ve daha sonra Honamlı, Tekeli ve Karakeçili Yörük aşiretleri yerleştirilerek Bolvadin kurulmuştur.

İlçe Selçuklular zamanında “Karahisar-ı Devle” ismiyle bilinir. Sultan I. Murat zamanında yöre, Osmanlı hakimiyetine girer.

Kurtuluş savaşında, stratejik yönden önemli bir merkez olmuştur. Birinci ve İkinci Ordu burada konuşlanmıştır. Ancak burada ilginç bir durum var, Bolvadin merkezi Yunan işgaline uğramamıştır.

Anadolu’yu istila eden Yunanlılar, 27 Mart 1921 tarihinde Afyon’u işgal ederler. 14 Nisan 1921 tarihinde ise burada Üç höyükler mevkiine kadar ilerlerler.

Bir süvari birliği Bolvadin-Büyükkarabağ yolunu kontrol altına alır. Başka bir Yunan birliği ise, Bolvadin-Çay arasındaki demiryolu istasyonunu ele geçirir. Yani Bolvadin sınırına gelmişlerdir.

26 Temmuz 1921 günü, Yunan uçakları Bolvadin merkezini bombalar, bu saldırıda şehit düşenler olur. Bolvadin sınırında fazla kalamayan Yunanlılar, işçe merkezine giremeden geri çekilirler ve Türk Ordusuna bağlı birlikte, Bolvadin’e gelirler.

Ancak Yunan birlikleri, 19 Ağustos 1921 günü tekrar Bolvadin’e gelir ve Üç höyükler mevkiine karargah kurarlar. Ancak ilçe merkezi yine fiili işgalden kurtulur.

Yunanlılar 23/24 Eylül 1921 gecesi Bolvadin’i terk ederler. Terk ederken 1894 yılında yapılan devrin en güzel ve en teşkilatlı Askeri Kışlası (5 binadan oluşur) ve Postaneyi yakarlar. Türk ordusu birliklerinin Bolvadin’e girdikleri caddeye “Zafer caddesi” ismi verilir.

4 Ekim 1914 tarihinde 7 şiddetinde bir deprem olur, depremde 300 kişi hayatını kaybeder. Yani, Bolvadin sık deprem olan bir yer olarak bilinmektedir. 1944 ve 2000 yıllarında yine depremler olur.

3.2.2002 tarihinde meydana gelen Çay depreminde, burada kent merkezinde 333 konut, 330 bina ve 12 işyeri ağır hasar görmüştür.

18 Kasım 1921 tarihinde, Bolvadin’de 2’ci Ordu kurulmuştur. Ordu karargahı, 1923 yılında Konya ve 1987 yılında Malatya’ya taşınmıştır.

Harf inkılabından sonra, ülkemizde yeni harflerle öğrenim gören ilk bayan, Bolvadinli Naime Göker’dir.

Afyonkarahisar Bolvadin

SANAYİ

Bolvadin’de Türkiye’nin tek Alkoloid fabrikası vardır. Toprak Mahsulleri Ofisi bünyesinde hizmet veren fabrika 1981 yılında açılmıştır.

Yıllık 20 bin ton haşhaş kapsülü işleme kapasitesi vardır ve ürünlerinin yüzde 95’i yurt dışına ihraç edilmektedir. Çizilmemiş haşhaş kapsülünden morfin ve türevlerini üretmek amacıyla yapılmıştır.

Fabrika, yılda yaklaşık 80 ton baz morfin hidrat üreterek, ilaç sektöründe kullanılmak üzere uluslararası piyasa ihtiyacının % 30’luk bölümünü karşılamaktadır.

Fabrika, Birleşmiş Milletler tarafından, çok sıkı gözetim altında tutulmakta ve büyük güvenlik ekibi tarafından elektronik sistemlerle korunmaktadır.

Bolvadin’de kurulu bulunan bir diğer fabrika Avşar Emaye Fabrikasıdır. 1983 yılında kurulan fabrikada, yaklaşık 60 çeşit ürün üretilmektedir.

Bunlar arasında: elektrikli fırın gövdesi, çamaşır makinası kazanı, termosifon gövdesi ve her çeşit mutfak malzemesi vardır.

Yurt içi yanında başta Amerika olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihracat yapılmaktadır.

Afyonkarahisar Bolvadin

KAYMAK

Afyon kaymağının aslında Bolvadin kaymağı olduğu söyleniyor. Yani, yörenin en güzel kaymağı Bolvadin’de üretiliyormuş.

Çünkü Bolvadin kaymağı, Afyon ilinde üretilen kaymaklara göre daha fazla kaynatılarak elde ediliyormuş ve daha kalınmış.

1 tabak kaymak, ortalama 5 kilo sütten elde ediliyor.

Gıda beyazlatıcısı kullanılmadığından, kaymağın rengi hafif sarıya kaçar. Ayrıca Bolvadin kaymağı, Bolvadin dilinde “Camız” denen manda sütünden yapılıyor ve manda sütünün kendine has kıvamı, kokusu, yağ oranı varmış.

Yani kaymağın ham maddesi çok önemlidir. Ancak son yıllarda yörede camız sayısındaki azalmaya bağlı olarak, kaymağın kalitesinin de düştüğü söyleniyor, gerçek kaymak bulmak zor.

Bolvadin

GURBETÇİLİK

Bolvadin denilince, diğer akla gelen özellik: halkının yüzde 45’nin, yani yarısının gurbetçi olmasıdır.

Başta: Belçika olmak üzere, Hollanda, Fransa ve Almanya da ve son olarak İsviçre’de bir hayli çok Bolvadin topluluğu yaşamaktadır.

NE YENİR

Bolvadin yöresine yolunuz düşerse: özellikle Bolvadin Fırın Kebabı öneririm.

Dana ve kuzu etlerinden, toprak tavada yapılır. Fırında kısık ateşte 5 saat pişirilir. Bir diğer seçenek, bamya çorbası olabilir.

Kaygana ve manda kaymağı da meşhurdur. Bir Bolvadin atasözü var “Kaymağı  seven, mandayı yanında taşır” Ayaküstü bir şeyler atıştırmak isterseniz bükme ve ayran olabilir.

NE SATIN ALINIR

Bolvadin’den sucuk, kaymak, patatesli ekmek, haşhaş ve ezmesi satın alabilirsiniz.

Bolvadin Meslek Yüksek Okulu Kırkgöz Kampüsü

BOLVADİN MESLEK YÜKSEK OKULU KIRKGÖZ KAMPÜSÜ

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlı olarak 1977-1978 öğretim yılında açılmıştır.

1992 yılında ise Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlanmıştır. Şehir içindeki eski lise binasından, Konya yolu üzerindeki kampüse geçmiştir. Burada: 4 eğitim binası, 3 atölye, 1 idari bina ve Olimpik Spor salonu, futbol sahası, basketbol ve hentbol sahaları, parklar ve yeşil alanlar ile kantin ve yemekhane bulunmaktadır.

Okulda 16 program ile eğitim verilmektedir. Öğrenciler, Bolvadin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli katkı sağlarlar. Okulda 1800 öğrenci ve 33 öğretim görevlisi vardır.

Bolvadin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu

BOLVADİN SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU

Kırkgöz Kampüsü Develi Mevkii E Blok 3’ncü Kattadır. 

Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğünün, Üniversite bünyesinde Bolvadin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, 2018 yılında kurulmuştur. 

Okulda, iki bölümde eğitim ve öğretim sürdürülmektedir. Okulun amacı: sağlık ile ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışacak nitelikli sağlık elemanı yetiştirmektir. Teorik eğitim uygulama ile desteklenmektedir. 

 

BOLVADİN KAYMAK VE EBER GÖLÜ FESTİVALİ

1984 yılından bu yana, her yıl Ağustos ayının son haftasında 6 gün süreli yapılır. Bolvadin Belediyesi Sosyal Tesisleri Akcan Parkında yöresel ürünlerin satıldığı stantlar kurulur.  

Festivalde: çarşı meydanında sergiler, mehteran gösterileri ve kaymak yarışması yapılır. 

Geceleri Horan parkında konser ve çeşitli etkinlikler düzenlenir.

 

Bolvadin

GEZİLECEK YERLER

Bolvadin Anıt Çınarlar

ANIT ÇINARLAR

İlçe merkezinde İmaret camisi bahçesinde 265 ve Çarşı camii bahçesinde 295 yaşlarında olduğu tahmin edilen çınar ağaçları bulunmaktadır. Çarşı merkezindeki çınar ağacı, Bolvadin’in simgelerinden biridir. Bu ağaç, 1936 yılında Galip Bülbül ve Eczacı Raci Bey tarafından dikilmiştir. 

Ziyaretçiler, bu muazzam ağacın gölgesinde dinlenirken, tarihin ve doğanın büyüleyici atmosferini hissedebilirler. 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Hamidiye Kışlası-Yanık Kışla (Kent Müzesi)
Afyonkarahisar Bolvadin Hamidiye Kışlası-Yanık Kışla (Kent Müzesi)
Afyonkarahisar Bolvadin Hamidiye Kışlası-Yanık Kışla (Kent Müzesi)

 

HAMİDİYE KIŞLASI-YANIK KIŞLA (KENT MÜZESİ)

Redif Kışları, Bolvadin ilçe merkezinin kuzeyinde Erkmen Mahallesi Kışla Meydanındadır. 

Kitabesine göre: 1310 tarihinde yapılmıştır. Yani 1892 yılında temeli atılmış ve 1894 yılında açılmıştır. 

Sultan II Mahmut tarafından yaptırılmıştır. 

Yapıldığı tarihte yeni kurulan 2. Ordu 25. Redif Alayına bağlı 4 Bolvadin Taburuna tahsis edilmiştir. 

Ancak, Sakarya bozgunundan sonra 23-24 Eylül 1921 gecesi ilçeyi terk eden Yunan kuvvetleri tarafından yakılmış ve bu yüzden Yanık Kışla adıyla anılmıştır. 

Koğuş, hamam, idari bina, silahhane, askeri depo ve mutfak olmak üzere oluşturulan kışladan, günümüze sadece koğuş olarak kullanıldığı belirtilen bina kalmıştır. 

Hamam ve mutfak bölümlerinde ise sadece duvar kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir. 

Mevcut bina dikdörtgen planlıdır. 11.20 x 22.90 metre boyutlarındadır. 

Yangın nedeniyle yapının sadece beden duvarları ayakta kalabilmiştir. 

İki katlı binada giriş: iki taş sütunla tanımlanmaktadır.

Üst katta bulunan girişi de tanımlayan balkon yıkılmış durumdadır. 

Güney cephesinin ortasında bulunan basık kemerli giriş kapısı üzerinde, binanın kitabesi bulunmaktadır. 

Binanın giriş yönünde zemin katta ve birinci katta, girişin iki yanında üçer adet kemerli pencere bulunur.

Yan ve arka cephelerde yer alan pencere düzeni aynı özellikleri taşır.

Zemin kat pencereleri beşik kemerli, birinci kat pencereleri ise basık kemerli olarak inşa edilmiştir. 

Bodrum katı havalandıran dairesel boşluklar bu yapıda da mevcuttur. 

Kagir yapım tekniğinin kullanıldığı binada, duvar yüzeyinin köşelerinde taş plastırlar, birbirine taş hatıllarla bağlanmaktadır. 

Bina Kültür Bakanlığı tarafından 1980 tarihinde tescil edilerek koruma altına alınmıştır. 

2004 yılında restorasyon projesi hazırlanarak, aynı yıl yapım işlerine başlanmıştır. 

Karargah olarak kullanılan hasarlı bina ise, 1951 yılında yıkılmış, yerine Askerlik Şubesi binası yapılmıştır.

 

Yanık Kışla Binası-Kent Müzesi:

Afyonkarahisar Müzesi denetiminde, Bolvadin Lise Müdürü Muharrem Bayer tarafından lise bahçesinde toplanan arkeolojik eserler ile birlikte 15 Kasım 1987 tarihinde Belediye Sineması (Işık Sineması bir süre sonra Belediye tarafından Kültür Merkezi olarak kullanılmıştır) açılmıştır. 

Müze: Bolvadin Yanık Kışla binası restore edildikten sonra 2008 yılında burada Belediye tarafından kurulan “Kent Müzesi” ne taşınmıştır. 

Ayrıca, Afyonkarahisar Müzesinden de bir kısım obje buraya gönderilmiştir.

Müzede, bahçe ve bina teşhirinde bulunan eserler: Eski Tunç çağı, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait Etnografik malzemeler sergilenmektedir. Bolvadin Gelin odası ve Bolvadin oturma odası olarak düzenlenmiş iki teşhir salonu yapılmıştır. 

Ayrıca: Bolvadin ilçesine özgün haşhaş üretimi ve kullanımı, Eber gölü yöresinde kamıştan yapılan hasır işçiliği, fotoğraf malzemeleriyle birlikte müzede sergileniyor.

Afyonkarahisar Bolvadin Horan Parkı
Afyonkarahisar Bolvadin Horan Parkı
Afyonkarahisar Bolvadin Horan Parkı

 

HORAN PARKI

Erkmen Mahallesi Şehitler Caddesindedir. Bolvadin ilçe merkezine 2 km ve Afyonkarahisar il merkezine 50 km uzaklıktadır. Bolvadin merkezden yürüyerek gidilebilir. 

1900’lü yılların başında, Emirdağ’ın Horan köyünde yaşayan Hacı Hüseyin Efendi, Bolvadin’e taşınmaya karar verir, günümüzdeki Horan Parkı’nın bulunduğu yer, ağaçlık olmayan düz bir arazidir. Burayı satın alır ve tarlanın kenarına evini yapar. Orayı yeşillendirmek için tarlanın kenarından bir de su çıkarır. Çıkan sudan, Bolvadin merkezde oturanlar da faydalansın diye, fazla gelen suyu Bolvadin’e doğru yönlendirir. Devamlı akan su, Cirit Meydanının oradaki bahçeleri suladıktan sonra, göle kadar gider. Horan köyünden geldikleri için bu suya da “Horan Suyu” adını verir. 

1954 yılında Afyon Ziraat Müdürü Alaattin Gümüş, Bolvadin Ziraat Teknisyeni Abdurrahim Gümüş’tür. Bunlar, zamanın Belediye reisi Süleyman Kabadayı ile bir proje hazırlarlar. Şimdiki parkın bulunduğu yere, park yapıp yeşillendirmek isterler. Horansuyu ailesinin tarlası, bahçesi kamulaştırılır. Orada bulunan belediyeye ait araziyi de içine alarak büyük bir park yapılır. Dinlenme ve piknik yerlerine çam ağacı  dikilir. Diğer yerlere de meyve ağaçları dikilir. Sonuçta parka isim vermeye gelince, buraya yerleşen ve su çıkaran sülalenin adının verilmesi kararlaştırılır ve “Horan Parkı” ismi verilir. 

Evet, günümüzde bu güzel park alanında: Kaymak Şenliği ve tiyatro alanı, restoran ve Otağ tipi mescit, kır düğün alanı, Lunapark, spor ve yürüyüş yolları ve Masal ile Çizgi kahramanları ile şelale ve kafeterya bulunmaktadır.

Amfi tiyatro Mimar Selim Karasekreter, restoren ve Kore tipi mescit Ahmet Helvacıoğlu tarafından yapılmıştır.

Lunapark, yürüyüş yolları ve Masal ve Çizgi kahramanlar, Fatih Kayacan tarafından yapılmıştır.

Bugün Horan Parkı, sadece Bolvadinliler değil çevre ilçelerden de ziyaretçi çekmektedir. Özellikle çocuklu ailelerin vazgeçilmez aktivite alanlarından biri haline gelmiştir. 

Afyonkarahisar Bolvadin Alaca (Hacı Halife) Camii
Afyonkarahisar Bolvadin Alaca (Hacı Halife) Camii

 

ALACA (HACI HALİFE) CAMİİ

Burada ilk olarak bulunan mescidin yerine yaptırılan bu cami: 1275 yılında, Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keykubat tarafından Konyalı Mimar Emiriddin Mikail’e yaptırılmıştır.

Camiden önce burada bulunan mescidin kitabesi, bugün bir çeşme üzerindedir. Kitabede 1262 yılı yazılıdır.

Mahalleye Alaca Aşireti yerleşmesiyle cami bu ismi almıştır.

Tavan işçiliği Selçuklu motifleriyle süslenmiştir.

Minaresi: tek şerefelidir. Gövde tuğladır, ceviz minare kapısı görülmelidir, çünkü üzerine namaz vakitleri çizelgesi çizilmiş, Selçuklu kartalı ve çiçek motifleriyle süslenmiştir.

Cami: 1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Ridaniye seferinde Mimar Sinan ve kalfası Bolvadinli Mimar Hacı Halife tarafından yenilenmiş ve camiye dönüştürülmüştür.  

Caminin yanındaki medresesi (Hılmiye veya Yörükzade Medresesi olarak bilinir) : 1911 yılında Yörük Zade tarafından yapılmıştır.

Medrese günümüzde özel müze olarak kullanılmaktadır.

Yapı: 2 katlı, 3 odalıdır. Girişte sağ odada, misafir ağırlanır.

Üst katta istirahat odasında kişisel elbiseler, kitaplar, asa, şemsiye, rahle, levhalar ve mutfak eşyaları, ocak ve kahve takımları sergileniyor.

 

LALA SİNAN PAŞA (İMARET) CAMİİ

 

Yeri:

Cami: Lala Sinan Paşa caddesinde, şehir halinin doğusundadır.

Caminin bulunduğu küçük yerleşim yerinin ismi, önceleri Sıçanlı iken sonra Sincanlı olmuş ve son olarak Sinanpaşa’ya çevrilmiştir.

Kim tarafından, ne zaman yapılmıştır:

Sinan Paşa camisi, cümle kapısı üstündeki kitabesinden ve vakfiyesinden anlaşıldığına göre, 1524-1525 yılları arasında yapılmıştır.

Camiyi yaptıran Lala Sinan Paşa, 1440 yılında doğmuştur. Sivrihisarlı Hızır Bey’in oğludur. Gençliğinde Fatih Sultan Mehmet’in hocalığını yapmıştır. 1470 yılında Vezir olup Hoca Paşa ünvanını almıştır. 1476 yılında Gedik Ahmet Paşa’nın yerine büyük vezir olur. Daha sonraki padişah tarafından azledilir. Sivrihisar’a sürülür. Hoca Sinan Paşa, Fatih’in ölümüne kadar Sivrihisar’da kalır. 1480 yılında Bolvadin Kadığılığına atanır. Bolvadin’deki külliyesini bu sürgün yıllarında  yaptırmıştır. 

 Külliyenin mimari, Mimar Bahaddin ustadır. 

 

Külliye:

Burada, mevcut caminin bir külliyenin parçası olduğu düşünülmektedir.

Bazı eski yayınlarda, caminin yanında bir kütüphane veya medrese ile imaret bulunduğu ancak bunların daha sonra yıkıldığı yazılıdır.

Ancak bugün caminin yanında bir kütüphane veya imaret binaları bulunduğunu ispatlayacak bir kalıntı yoktur.

Ancak bu külliyeye ait olduğu iddia edilen İmaret Hamamı, 1970’li yıllarda yıktırılmıştır.

 

Caminin mimari özellikleri:

Cami, Akpınar çayı sahanlığına yapılmıştır.

15’nci yüzyıl Osmanlı mimarisi özelliklerini gösterir.

Dıştan sade ve düz bir yüzey işçiliğine sahiptir.

Cami: yığma taş, kalın duvarlı inşa edilmiştir. Kare planlıdır.

Ancak harimde ve önceleri son cemaat yerinde, kalem işi süslemeler, mihrap, minber ve portalde taş işçiliği dikkati çeker.

Caminin minber ve mihrabının siyah kesme taş işçiliği görülmelidir.

Çay kuruduğunda, dolgu yapılarak ana pencereler yol seviyesi hizasına çıkarılmıştır.

 

Kubbe:

Cami tek kubbelidir. 

Cami, kubbesi 1884 yılındaki depremde hasar görmüş ve Hasan Ağa tarafından yenilenmiştir.

 

Girişi:

Tek girişli, kırma ahşap ana taç kapı üstünde “Besmele” yazılıdır.

 

Minare:

Sekizgen kaideli, silindirik gövdeli minare, caminin kuzeybatı köşesine bitişik olarak inşa edilmiştir. Fazla yüksek değildir. Düz bir işçilik gösteren silindirik gövde, kirpi saçaklı bir geçişle şerefeye bağlanır. Gövdeden daha ince tutulmuş silindirik peteğin üzeri madeni külahla kapatılmıştır. 

Caminin duvarlarında taş, minarede tuğla, son cemaat yerinde ahşap ana malzemeyi teşkil eder. 

 

Şadırvan:

Caminin kuzeyinde bulunan şadırvanı: üzerindeki kitabeye göre 1874 yılında yapılmıştır. Sekiz köşeli, mermer havuzludur. Şadırvanın doğu köşesinde, kuş sebili ve altında “ters lale” motifi görülür.

 

Onarım ve Restorasyonlar:

Cami, yapılışından bu yana birkaç defa elden geçmiştir. 1884 yılında çöken kubbesi Halakzade Hasan Ağa tarafından aslına uygun şekilde tamir edilmiştir. Camiye sonradan eklenen son cemaat yeri zamanla yıkıldığı için Abdülmecid devrinde (1839-1861) ahşap malzemeyle yeniden yapılmıştır. 1954 ve 1969 yıllarındaki onarımlarda son cemaat yerindeki kalem işi süslemelerin üzeri sıvanmıştır. 

Cami, 1982 yılında VGM izniyle halk tarafından yeniden tamir edilmiştir. 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Abdülkadir Geylani Sani Türbesi

ABDÜLKADİR GEYLANİ SANİ TÜRBESİ

İlçe merkezinde Ağılönü semti, Şıhlar Mahallesi, 1642 yılı yapımı Şıhlar camisinin bitişiğindedir.

Türbede: Abdülkadir Geylani Sani ve toplam 17 sanduka vardır.

Bu sandukalarda: eşi, oğulları ve torunları bulunmaktadır.

Abdülkadir Geylani kimdir?

Sultan IV. Murat döneminde Bolvadin kadısı ve Alaca camii yanındaki Gıyasettin Medresesi hocası olarak 1610-1651 yılları arasında görev yapmıştır.

Aynı zamanda, Abdülkadir Geylani’nin 12’nci kuşaktan torunudur.

Türbe 1651 yılında yapılmıştır.

1930 yılında türbe ve ağaç sanduka onarılır.

1989 yılında sandukalar kaldırılıp mezarlar mermer ile kaplanmıştır.

Türbe karşısındaki çeşme, Lale devrine aittir ve 1747 yılında Kıbrıs Valisi Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Çarşı (Rüstem Paşa) Camisi-Ulu Cami
Afyonkarahisar Bolvadin Çarşı (Rüstem Paşa) Camisi-Ulu Cami

 

ÇARŞI (RÜSTEM PAŞA) CAMİSİ-ULU CAMİ

Yeri;

İlçe merkezinde, çarşı içinde, Hisar Mahallesi Emirdağ Caddesi ile Zafer Caddesinin kesiştiği kavşakta bulunmaktadır. 

Kutlu Mescidi:

Bugün caminin bulunduğu yerde 1107 yılında Emir Mengüç Bey tarafından “Kutlu Mescidi” yapılmıştır.

Mescit 1116 yılında yeniden inşa edilmiş ve daha sonra yıkılmıştır.

 

Cami ve Külliye;

Cami kitabesinden anlaşıldığına göre, Eşrefoğlu Beyliği döneminde, Mübariziddin Mehmet Bey tarafından 1320 yılında burada “Eşrefoğlu Cami ve Külliyesi” adı ile bir külliye yapılmıştır.

Medresesi:

Bugün caminin yanında ticarethanelerin bulunduğu yerdeydi. 17’nci yüzyıla ait kayıtlarda bu medresede İshak hoca ders okutmuştur. 

ÇEŞMESİ:

Bedesten girişinde Rüstem Paşa hamamının erkek girişinin sol tarafında Yılmaz Uşaklının dükkanının önündeydi. 1553 yılında Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mihraplı, aynasında kitabesi olan bir anıt çeşmeydi. 1936 yılında yıkıldı. Kitabesi çarşı camisinin kuzey duvarına konuldu. 1985 yılında kanal harfiyatı sırasında meydana çıkan sütunları müzeye konulmuştur. 

 

HAN:

Tahıl pazarı ve çevresindeki dükkanların olduğu yerdeydi. Sadrazam Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a 1559 yılında yaptırılmıştır. Uzun süre Sukku Sultani olarak kullanıldı. Selçuklular zamanında yapılan Kurşunlu Han’a gelenlerin Pazaryeri oldu. Han-bedesten Sukku Sultanı, bir ticarethane külliyesiydi. 1803 yılında büyük Bolvadin yangınından etkilendi ve bir süre metruk kaldı. Sonra Afyonlu Dikranyan tarafından satın alınarak tamir edildi, meyhane olarak kullanıldı. 1916 yılında Ermeniler yurt dışına gönderilince bir süre boş kaldı. Bir ara sığır pazarı olarak kullanıldı, daha sonra Belediye tarafından yıktırılarak 1933 yılında şimdiki Tahıl Pazarı yaptırıldı. 

 

Misafirhane:

Caminin kuzey tarafındaydı. 1553 yılında yıkıldı. Yerine Sadrazam Rüstem Paşa tarafından dükkan yaptırılarak kurduğu vakfa dahil edilmiştir. 

 

Mevlevihanesi:

Caminin doğu tarafındaki avludaydı. Tahmini cami ile aynı yıllarda açılmıştır. 1930’da yıkılmıştır. 

Haziresi:

Caminin doğusunda ve güneyindeydi. Burada Bolvadin Mevlevihanesinin ünlü şeyhlerinin mezarları vardır. 1912 yılında Kaymakam Ahmet Maruf Bey tarafından ortadan kaldırılıp, yerine yeni yapılan dükkanlar, gerilerine Numuna mektebi açılır. (Akçeşme İlköğretim okulu) Bu  dükkanlarda 1959 yılında yıkılır, arsaları yol olur. 

Rüstem Paşa Camii:

1553 yılında Padişah Kanuni Sultan Süleyman Bolvadin’e gelir. Ramazan Bayramının başında Bolvadin’de bulunan padişahın elini öpmek için eşi Hürrem Sultanın oğlu Kütahya Valisi Şehzade Selim, Manisa Valisi Şehzade Beyazid ve Sadrazam Rüstem Paşa Bolvadin’e gelirler. Heyeti devrin Bolvadin Kadısı Vecdettin efendi karşılar. 

Sadrazam Rüstem Paşa, Mimar Sinan’ı yanına çağırarak Bolvadin’e büyük bir külliye yaptırır. 

Evet, Eşrefoğullarının yaptırdığı cami yıktırılır. 1553 yılında yeni cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa tarafından yaptırılır. 

Külliyeyi (cami, medrese, hamam, bedesten, han) eşi Mihrimah Sultan’ın isteği üzerine yaptırmıştır.

Bu yeni cami, kayıtlarda “Kubbeli cami” olarak isimlendirilir.

Bu camide 1893 yılındaki depremde hasar görünce, yıktırılır.

Evliya Çelebi, 18 Eylül 1643 yılında Bolvadin’i ziyaret eder. Bu camide namaz kılar, eserinde bu cami hakkında şunları söyler: “Camilerden Rüstem Paşa Camisi, Süleyman Han’ın vezirinin camisidir. Mimar Sinan yapısıdır. Aydınlık mabettir. “

Çarşı Camisi-Ulu Cami-Döner Taşlı Cami;

Evet tarihi geçmişe devam edelim.

Özburun Kasabasından çıkan Büğdüz, Akpınar, Karapınar, Kaynaşık, Soğukpınar’ın suları: Dişli kasabasından gelen sular Paşa dağından çıkan pınarlar Bolvadin ortasından geçerdi.

1882 yılına ait mahkeme ilanına göre, bu suların haftada 4 gün Bolvadin, 1 gün Dişli ve 2 gün Özburun tarafından kullanılmasına karar verilir. 

Bu sular, yıllarca Bolvadin merkeze alüvyonlar getirdi. Pek çok yapı kumlara gömüldü. 100 yıl önce İmaret Camisinin pencerelerine, at üstünde zor erişildiği söylenirken, Mimar Sinan eseri olan Kubbeli cami çevresi, alüvyonlarla dolar, pencereleri yer seviyesine kadar düşer. 

1904 yılında, Bolvadin Müftüğünden Osman Hulusi Efendi tarafından kurulan cami yaptırma cemiyeti tarafından eskinin yerine,  Afyonlu mimar Georgios Parmakyan’a yeniden yaptırılmıştır. 

Cami, yeni cami, mihrabındaki döner terazi sütunlarından dolayı Döner Sütunlu cami ve Ulu Cami ismiyle anılmıştır. Ancak çarşı merkezinde olduğu için halk arasında Çarşı camii olarak da  bilinmektedir. 

Cami mimarisinde, Osmanlı ve Ermeni mimari tarzı görülür.

Evet caminin tarihi geçmişine devam edelim.

İbadete açıldıktan birkaç gün sonra, Ekim 1904 tarihinde saat 12.00 sıralarında depremde caminin minaresi, kaideye kadar çöker. Aynı yıl minaresi yeniden yapılır. 

3 Şubat 2002 tarihinde meydana gelen depremle büyük hasar gören caminin minaresi, şerefeye kadar yıkılmış, 5 Ağustos 2012 tarihinde saat: 04.00’de çıkan yangınla da cami büyük hasar görmüştür. 

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait caminin tadilat ve tamiratı yapılarak 30 Eylül 2015 tarihinde tekrar ibadete açılmıştır. 

 

Mimari Özellikleri VE SÜSLEMELER:

960 metrekare kapladığı alanla, en büyük camidir. 

Cami, kaba beyaz kesme taştan yapılmıştır.

Camiye sonraki yıllarda son cemaat yeri eklenmiştir.

Çarşı camisinin süslemelerini yapan Hamza Turan, dünyanın en uzun yaşayan ikinci kişisi olarak tanınır. (148 yaşında ölmüştür.)

Çarşı camii İmam Hatibi Gönbezade Hüseyin Efendi, 45 yıl imamlık yapmıştır. (1850-1895)

 

Minare:

Minare: yığma kiremit gövdeli, tek şerefeli ve 99 basamaklı, kesme taştan yapılmıştır.

 

Kapı:

Kırma ahşap kapı üzerinde “Ey açan bu kapıyı Hayırla aç” yazılıdır.

 

Mihrap:

Mermer mihrap: lale, başak ve su molekülü motiflerle süslenmiştir.

Bolvadin Çarşı Camii çeşmesi
Çeşme:

Külliyenin bir parçası olan çeşmenin kitabesinde, yapının 1553 yılında Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. 16 kurna bulunmaktadır, en çok çeşmeli camidir. 

 

Deprem:

Cami 2002 yılındaki depremde büyük hasar görür, minaresi şerefeye kadar yıkılır, daha sonra yine 2002 yılında bilinmeyen bir sebeple yangın çıkan cami, büyük zarar görür.

Cami, 2005 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek ibadete açılmıştır.

Afyonkarahisar Bolvadin Şehitliği

BOLVADİN ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezinde Bolvadin Anadolu İmam Hatip Lisesi yanındadır.

Şehitlik 1980 yılında kurulmuştur.

Terörle mücadelede şehit olan asker ve polisler yatmaktadır.

İstiklal şehitleri abidesinde: 3 duvar kaide önünde, 6 mermer tablette şehit olan askerlerin isimleri yazılıdır.

Mermerden yapılmış dikili taş şeklindeki abide 10 metre yüksekliktedir.

Abidenin ön kaidesinde: Kurtuluş savaşında şehit düşenler için yaptırıldığını belirten bir plaket ve üst kısmında ay-yıldız arması vardır.

Şehitliğin sağ girişinde: ziyaret evi ve Ahi Evran Mehmet Efendi türbesi vardır.

Bolvadin Kestemel Şehetliği

KESTEMEL ŞEHİTLİĞİ;

1921 yılında: Sakarya Meydan Muharebesinde şimdiki Akçeşme İlkokulunun olduğu yerde kurulan 500 kişilik Sahra Hastanesinde tedavileri devam ederken hayatını kaybederek şehit olan 278 asker buraya defin edilmiştir. 

Bolvadin Kestemel Şehitliği

Evet, son olarak Kestemel Şehitliğinde, yeni anıt yapılmıştır.  

 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Çakmaklı Konağı-2’nci Ordu Karargahı
Afyonkarahisar Bolvadin Çakmaklı Konağı-2’nci Ordu Karargahı

 

ÇAKMAKLI KONAĞI-2’NCİ ORDU KARARGAHI-İBRAHİM AĞA EVİ

Yeri:

Çakmaklı konağı Zafer Mahallesi Kestemet Mahallesindedir.

 

Kim ne zaman yaptırmıştır:

1907-1910 yılları arasında Bolvadin Belediye Başkanlığı yapmış Kılıçoğlu İbrahim Ağa tarafından yaptırılmıştır. 

Mimarı: Bolvadinli mimar Hamza Usta’dır.

Kitabesi olmayan ev, mimari ve süsleme özellikleri açısından da değerlendirildiğinde, ev sahibinin verdiği 1903 yılına tarihlendirilmektedir. 

 

Mimari Özellikleri:

Ev, üç katlı, iç sofalı ve günümüzde iki farklı eve ayrıldığından dolayı, dört odalıdır. 

Güneydoğusunda avlusu bulunur. 

Kuzey ve batı cephelerde yer alan kapılardan girilir. 

Bina girişlerine taş merdivenle ulaşılır.

Alt kata zemin seviyesinden, ikinci kata merdivenlerle çıkılan aynı hizada iki farklı kapıdan giriş sağlanmaktadır. 

Batı cephesindeki kapılar, sahibine ulaşılmadığından içine girilemeyen, sonradan bir duvarla ayrılmış diğer eve açılmaktadır. 

Dış cephede alt katta az sayıda olan pencereler, ikinci katta çoğalmakta, üçüncü katta ise dışa taşıntı yapan cumbaların iki yanına da yerleştirilen pencerelerle, konak görünümüne kavuşmuştur. 

 
BİRİNCİ KAT

Bodrumda taş malzeme, üst katlarda ahşap ve kerpiç kullanılmıştır.

Bodrum katta: mutfak, mahzen, kiler, depo ve odunluk ile çamaşırlık gibi mekanlar bulunur.

Kazanlarla yemeklerin pişirildiği ve bu katı aşevi gibi kullanıldığı da öğrenilmiştir. 

Kuzeyde taş merdivenlerle ikinci kata, evin içindeki ahşap merdivenlerden de üçüncü kata çıkılır. 

 

İKİNCİ kat:

Sofanın iki yanında odalar bulunur. 

Batı duvarında güneye kaydırılmış merdivenler üçüncü katta sofaya çıkışı sağlamaktadır. 

 

ÜÇÜNCÜ kat:

Üçüncü katta kuzey-güney doğrultusunda uzanan sofanın güney duvarında çiçeklik, kuzey duvarında beş pencere yer almaktadır. 

Sofa dış cephede cumba şeklinde dışa taşırıldığı için de birer dar pencere doğu ve batıya, üç pencerede kuzeye açılmaktadır. 

Sofanın doğusunda iki oda, batısında merdiven boşluğunun üzerindeki küçük oda ile birlikte üç oda bulunmaktadır. 

Tüm odalar dikdörtgen formlu olup, kuzeydeki iki oda daha büyük tutulmuştur. 

Başoda:

Sofanın kuzeybatısındaki oda başoda olarak düzenlenmiştir. 

Odanın kuzey ve batı duvarlarında, üçer pencere bulunmaktadır. 

Doğu duvarında çiçeklik yer alır, güney duvarını yeni ahşap dolaplar kaplamaktadır. 

Odanın süslemeli ahşap tavanı, evin eski halini koruyabilen tek tavanıdır.

Alçıdan yapılan diğer tüm oda ve sofa tavanları yenidir. 

Tavan göbeğinin zemini koyu yeşil boyalıdır. 

Üzerinde kıvrık dallarla oluşturulmuş ajur yapıştırma tekniğindeki süslemeler ise gri renklidir. 

Göbeği dördüncü kuşaktan kırmızı ve koyu kahve renkli iki ince çıta ayırmaktadır. 

 

Kullanım durumu-Önemi:

Konak: 18 Eylül 1921-5 Ağustos 1922 tarihleri arasında, 2’nci Ordu Karargahı olarak kullanılmıştır.

9 Aralık 1921 Perşembe gecesi, Yarbay Arif Bey, Halide Edip Adıvar, I. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Subaşı, 4. Kafkas Kolordu Komutanı Kemalettin Bey ve Sami Paşa’nın yanında Atatürk’ün de katıldığı toplantı, bu evde yapılmıtır. 

Kurtuluş Savaşında, 1. Ordu ve 2. Ordu Karargahı olarak kullanılmıştır. 1. Ordunun Çay ilçesine taşınması sonucunda burası 18 Ekim 1922 tarihine kadar 2. Ordu Karargahı olarak kullanılmıştır. 

Mart 1922 tarihinde Bolvadin’e gelen Atatürk’ün, Yakup Şevki Paşa ile Büyük Taarruzun tarihini bu evde kararlaştırdıkları tespit edilmiştir. 

 

 

Günümüz:

Ünlü sinema yönetmeni Yücel Çakmaklı, bir zamanlar burada yaşamıştır ve bu yüzden, buranın “Yücel Çakmaklı Müzesi” şeklinde düzenlenmesi için girişimlerde bulunulduğu söyleniyor. Kendisi Türk sinemasında Milli Sinema akımının öncüsüdür.  

Konak, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından eski eser olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Gemiciler Evi

 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Bedesteni ve Rüstem Paşa Hamamı

BOLVADİN BEDESTENİ VE RÜSTEM PAŞA HAMAMI

1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman: doğu seferi sırasında, Bolvadin’de 17 gün kalmıştır.

Bu süreçte, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Yapı, uzun süre  kullanıldıktan sonra 1833 yılındaki büyük Bolvadin yangınında çok hasar görmüştür. Sonrasında, Afyonlu Ermenilerden Artin Tütünciyan tarafından satın alınmıştır. 1922 yılı tehcirine kadar kullanılmıştır. Tehcirde hazine tarafından satın alınmış, oradan İl Özel İdaresine geçmiştir. 1922 yılından 1944 yılına kadar metruk kalmıştır. 1944 yılında Bolvadin Belediyesi satın almıştır. 

1986 yılında yapı çıkan yangın sonucu yanmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Halen kullanılmaktadır. Günümüze ulaşan ilçedeki Mimar Sinan’a ait tek eserdir. 

 

Bedesten:

Mimar Sinan tarafından 1553 yılında yapılmıştır. Şehrin en işlek yeri burasıdır. Burada Ziraat Bankası, Osmanlı Bankası, Bolvadin Bankasının idare binaları vardı. Bu ünlü Bedesten’in bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. 

Bedestende: 40 dükkan, Arasta, Borsa bölümleri vardır.

Localar: tiftik yapağı, afyon sakızı, haşhaş, arpa ve buğday borsasıdır.

 

Hamam:

Bedesten girişinin sol tarafında ve hasır pazarı sağ tarafında olmak üzere, iki girişli 1554 yılı yapımı hamam vardır.

Hamam, bedesten içindeki yapılar arasına sıkışmış durumdadır. Sokakta dar bir girişi vardır.

Batı tarafından erkekler, doğu tarafından kadınlar girer. Kubbenin üzerinde cam ışıklar vardır.

Hamamın suyu dağdan borularla gelirken, son zamanlarda terkos suyu kullanılmaya başlanmıştır.

Kullanılan sıcak su, bir kanal vasıtasıyla dükkanların altından geçerek Sellikbaşı’da dökülmekte, kışlık kalorifer vazifesi görmektedir.

Hamama, zamanında merdivenle çıkılıp girilirken, zamanla yolun doldurulmasından dolayı 4 metre aşağıda kalmıştır.

Hamama girildiğinde soğukluk kısmında, sekizgen bir havuz vardır.

Kışın havuzun yanına, büyük varilden bozma bir soba kurulurmuş.

Soba soyunma odalarının bulunduğu bölgeyi ısıtırken, etrafına da havlular, peştemaller konularak kurutulurmuş.

Girişte ortada mermer havuz, çevresinde beş soyunma odası vardır.

Yıkanma mahfilleri ortası tek kubbelidir, bir adet özel yıkanma halveti ve külhanı vardır.

Hamam halen kullanımdadır.

 

 

BOLVADİN İLÇE MERKEZİ YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Bolvadin Abdülvahab Gazi Türbesi
Afyonkarahisar Bolvadin Abdülvahab Gazi Türbesi

 

ABDÜLVAHAB GAZİ TÜRBESİ

İlçe merkezinin 3 km güneydoğusunda Ağılönüne 1 km uzaklıkta Yeni Tekke denen mevkide

 

Tarihi:

732 yılında Emevi Komutanı Mesleme’nin büyük bir ordu ile Afyonkarahisar kalesini kuşattığı, bu kuşatmada Seyyid Battal Gazi ve Peygamberimizin sahabesi Abdül Vahap Gazi’nin yaralandığı, askerleri tarafından bir göl kenarına getirildiği ve orada vefat ettiği bilinmektedir. 

Kendisi aynı zamanda Peygamberimizin sancaktarıdır. 

Bu gölün Eber gölü olduğu ve gölün yakınlarında bulunan tepede de türbesinin bulunduğu bilinmektedir. 

Evet, bu olayların hatırası olan Sahabe Abdül Vahip Gazi’nin türbesi Eber Gölü yolu üzerindedir. 

Abdülvahap Gazi adına Anadolu’da yaptırılmış pek çok türbe ve makam vardır. (Sivas, Elazığ, Bayburt)

Ancak sadece Akşehir’deki türbede kitabe vardır.

Diyanet parkının uç kısmında, küçük tepe üstünde, üstü açık, 4 metre uzunluğunda, mermer bir lahit türbedir.

Üzeri açık olan türbenin ortasında mermerden yapılmış uzun bir sanduka vardır. 

2002 yılında yeniden restore edilerek, sanduka üzerindeki mermerlere Abdülvahip Gazi ile ilgili bilgiler yazılmıştır. 

Abdülvahap Gazi Türbesi, en çok çocuğu olup ta yaşamayanlar, hasta çocuklar, geçimsiz, parasız ve içki içen kimselerin anneleri ve eşleri tarafından ziyaret edilmektedir. 

 

Afyonkarahisar Bolvadin  Kırık Minare
Afyonkarahisar Bolvadin Kırık Minare
Afyonkarahisar Bolvadin Kırık Minare

 

KIRIK MİNARE

İlçe merkezinin 4 km kuzeyinde Erkmen köyündedir.

Bu köy, 1321 yılında Hazar Türkmenleri tarafından kurulmuştur.

Selçuklu ve Osmanlı kayıtlarında köy, Türkmen köyü olarak geçer.

Tarihi İpek yolu ve Kral yolu üzerinde bulunan köyün, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde kalabalık nüfusu ile önemli bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.

Köy, 1740 yılında depremde ağır hasar görür, sonra yeniden inşa edilir.

Osmanlı döneminde de Türkmen köyü olarak kayıtlara geçen köy, 1801 yılında Mayıs ayında çıkan büyük bir yangın sonucunda tamamen yok olmuştur. 

Üst üste gelen felaketler nedeniyle 1801 yılında köy boşaltılır.

Boşaltılan köyden günümüze gelen tek eser, kırık minaredir.

Minarenin ait olduğu mescit te yok olmuştur. Tarlaların ortasında ilginç bir görüntü veriyor.

Kırık minare, 1801 yılında büyük bir yangın sonucu yok olan Erkmenhisarı köyünün günümüze ulaşan tek mimari yapısıdır. Günümüzde tarlaların ortasında ilginç bir görüntü vermektedir. 

 

Kırık Minare:

Kırık minare, Akmescit camisinin minaresidir.

Tarihi minare, Selçuklu mimarisi özelliklerini taşır.

Kesme siyah taş ve mermer kesme taşlı, silindirik gövdeli, tek şerefeli, 70 basamaklıdır.

Depremde şerefe üstü yıkıldığından, kırık minare olarak adlandırılır.

Minarenin yapımında antik taşlar kullanılmıştır. 

Minarenin dikdörtgen bölümünde, Polybotum antik kentinden getirilen yazılı taşlar kullanılmıştır.

Bu yazılı taşlarda, Polybotum antik kentinin büyük bir şehir olduğu yazmaktadır.

Silindir kısmında ise ayrı güzellik görülür.

 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü
Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü
Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü

 

KIRKGÖZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinin 5 km güneyinde, Afyon dolaylarından gelip Eber gölüne akan Akarçay üzerindedir.

Daha sonraki dönemlerde, Bolvadin-Çay arasındaki yolun yapılmasıyla zaman içinde Akarçay’ın yönü değişmiştir.

Karayollarının daha aktif olması için, köprünün baş kısmına doğru yaklaşık 15-20 metrelik bir kanal açılmış ve su o tarafa yönlendirilmiştir.

Köprünün altı kuru kalmıştır.

Evet, burası Anadolu’nun en eski ve en uzun köprüsüdür.

Hatta “40 göze hakim olan Anadolu’ya hakim olur” diye bir söz de bulunmaktadır.

Çünkü köprü; Anadolu ana kervan yolunun bir bölümü olan Eskişehir-Seyitgazi-Hüsrevpaşa hanı-Bayat-Bolvadin-Akşehir-Ilgın-Konya güzergahındadır.

Köprünün uzunluğu 400 metredir. 

Köprü üç bölümden oluşur.

Ortada yuvarlak kemerli Roma ya da Bizans dönemi köprülerine benzeyen ilk bölüm: köprünün en eski tarihli kısmıdır.

Köprünün batısındaki sivri kemerli bölüm, Selçuklu devri köprülerinin genel özelliklerini taşır.

Bu yüzden burasının Osmanlı öncesi bir dönemde yaptırıldığı düşünülür.

Sivri kemerli bölümde, taşların üzerindeki taşçı işaretleri de bu durumu doğrular.

Bu bölümün doğu tarafındaki Bolvadin’e yakın olan bölümü siyah ve beyaz taşların sıralı örülmesiyle oluşturulmuş olup Osmanlı dönemine aittir ve Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1550 yılında Bağdat seferi hazırlıkları sırasında, köprü Mimar Sinan tarafından onarılıp yenilenmiş ve bazı bölümler ilave edilmiştir.

Köprünün bu dönemle ilgili bir kitabesi vardır ve kitabe Afyonkarahisar Müzesindedir.

Köprünün orta kısmının doğu yanında bir de namazgah bulunuyordu.

Köprünün tabliye kısmında da bir merdivenle bu namazgaha iniliyordu.

Köprünün Akarçay üzerinde bulunan bu orta kısmındaki birkaç gözü ile namazgah, Kurtuluş Savaşı sırasında bölgeyi işgal eden Yunanlılar tarafından geri çekilme esnasında tahrip edilmiştir.

Bu sırada, köprünün halen Afyon Müzesinde bulunan kitabesi, Akarçaya düşmüş ve kitabe daha sonra bulunarak müzeye götürülmüştür.

Köprünün bu bölümünün Yunan işgali sonrasında Türk ordusu tarafından onarıldığına dair mermer üzerine Osmanlıca yazılmış bir kitabe daha bulunmaktadır.

Roma dönemi

Bu bölüm, kuzeyden itibaren 23’ncü kemer aralığından başlar, toplam 15 yuvarlak kemere sahip olup, 37’nci kemer açıklığında biter.

Bu bölümün kemer açıklığı ile duvar tekniği değişir.

Kemerler büyük bazalt taşlardan ve yuvarlak formludur.

Bu form kemerli köprülere, özellikle Roma imparatorluğu döneminde erken safhada rastlanır.

Bu köprülerdeki genel özellik, yuvarlak ve köprü alın duvarlarında hafif çıkıntıyla ayrılan kemer uygulamasıdır.

Köprüde tarihi sürece göre değişik yapı malzemesi ve teknikleri kullanılmıştır.

Ortada, iki farklı renkte, düzgün tüf taşı kullanılmıştır.

Genellikle siyah renkli tüf taşının arasında kısmen bazalt ve beyaz renkli mermer bulunur.

 

Selçuklu dönemi

Köprünün batısındaki bölümdür. 38’nci kemer açıklığından itibaren başlar ve toplam 19 adet kemer gözü bulunur.

Buradaki kemer gözlerinin büyüklükleri farklıdır.

Genellikle iki merkezli sivri teğet kesmeler kullanılmıştır ve köprünün orta kesimine doğru yaklaştıkça kemer açıklığı büyür ve yükselir.

Kuzeyden itibaren 41’nci sıradaki kemer, bu bölümün en yüksek ve geniş kemer açıklığına sahiptir.

Bu bölümde genelde siyah ve beyaz renkli malzeme kullanılmıştır.

Kemer ayaklarında suya karşı daha dayanıklı olan mermer spolien malzemeler vardır.

Kullanılan spolien malzemeler arasında Orta Bizans dönemine ait parçaların bulunması nedeniyle, bu bölümün Orta Bizans sonrası bir dönemde yani 13’ncü yüzyıl başlarında inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir.

Bu bölünde köprünün suyla birleştiği yerde, birkaç ayakta mahmuz izi görülür.

Ancak zeminin dolması nedeniyle mahmuzların büyük kısmı toprak altında kalmıştır.

Taşların üzerinde bazı taşçı işaretleri vardır.

Bunlar genelde Selçuklu yapılarında karşılaşılan taşçı işaretleriyle aynıdır.

Bu işaretlere bakılarak, köprünün bu bölümünün Selçuklu dönemine ait olduğu anlaşılır.

Selçuklu dönemine ait bu bölümde: düzensiz olarak siyah ve beyaz renkli tüf taşları kullanılmıştır.

Bu bölünde, Roma dönemi köprüsünden farklı olarak bolca spolien malzeme bulunur.

Özellikle köprünün su ile temas ettiği ayakların yakın kısımlarda mermerden spolien malzeme kullanılmıştır.

Ayrıca köprü korkuluklarıyla köprü tabliyesinde de bu tarzda taşlar görülür.

Selçuklu dönemi harç ve yapı malzemeleri, Roma döneminden farklılık gösterir.

Bu döneme ait bölümlerde kullanılan farklı renklerdeki malzemenin sıralı kullanıldığı ve kireci bol olan bir harcın birleştirici olarak kullanıldığı görülür.

Osmanlı dönemi

Köprünün kuzeyinde Bolvadin tarafına yakın kısımda bulunan bölümdür.

Burası Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat seferi sırasında, Mimar Sinan’a inşa ettirilmiştir.

Çünkü Akarçay’ın suları yükselmiş, mevcut köprü sular altında kalmıştır.

Osmanlı döneminde köprüye 22 kemer gözü ilave edilmiştir.

Ancak bunu tam olarak doğrulayacak belge yoktur.

Kuzeydeki bu bölümün Osmanlı döneminde inşa edilmiş olduğu kesindir.

Bu 22 göz gerek teknik ve gerekse form bakımında köprünün diğer bölümlerinden ayrılır.

Kemerler, iki merkezli sivri teğet kemer tarzındadır. İnşa malzemesi olarak düzgün yontu taş kullanılmış olmakla birlikte, yer yer spolien malzeme de görülür.

Bu bölümde, köprü tabliyesinin hemen kenarından başlayan korkuluklar bulunur.

Korkuluk taşları, yaklaşık olarak köprü döşemesinden 30 cm yüksekliktedir.

Bu taş sırası köprünün dış tarafına doğru 3 cm, kadar taşmıştır.

Böylece korkuluk sırası, köprünün cephesindeki diğer taş sıralardan belirgin olarak ayrılmıştır.

Köprünün Akarçay’ın eski yatağına yakın bölümde dışarı doğru yönlenen ve izlenen merdiven olduğu anlaşılan bölüm bulunmaktadır.

Burası daha önceki yıllarda olduğu bilinen ve sonraları tahrip olan namazgaha inen merdiven yeridir.

Bu merdiven yeri köprüye doksan derece olacak şekilde, ırmağın köprü ile birleştiği noktada düzgün bir duvar örgüsü olarak görülür.

Burada içerisi moloz taş ile doldurulmuş ve dıştan kaplama halindeki merdivenlik bulunur. Bu merdiven sıraları kaybolmuştur.

Osmanlı dönemine ait bölümün Akarçay’ın eski dere yatağı üzerine gelen 7, 8 ve 9 numaralı kemer gözlerinin bulunduğu kısım Yunan işgali sırasında tahrip edilmiş olan bölümdür.

Burası daha sonra 1920’li yılarda onarılmış ve bu onarım sırasında köprünün kemer formlarından farklı olarak yuvarlak kemerli tarzda inşa edilmiştir.

10’ncu kemer gözünden sonraki bölüm yine sivri kemerlidir. 11 ve 12 kemer gözlerinin arasında beton sıva ile yapılmış basit onarım izleri görülür.

Osmanlı döneminde Mimar Sinan’ın ilave ettiği bölüm, 22 kemer gözünden itibaren biter, buradan sonra ise köprü Roma-Bizans dönemi köprüsü ile birleştirilmiştir.

Osmanlı dönemine ait olan kuzeydeki bölümde ise, daha itinalı bir işçilik görülür.

Bu bölümde zemine yani suya yakın yerlerde, aşınmaya karşı dayanıklı bazalt mermer malzeme kullanılmıştır.

Üst kesimlerde gözenekli tüf taşına yer verilmiştir.

Yunanlıların tahrip ettiği ve 1920 yılında onarılan bölüm de ise daha niteliksiz taş malzeme vardır.

Burada kullanılan taş malzeme çevreden toplanarak getirilmiş, genellikle daha küçük boyutlu tüf taşıdır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü
Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü

 

Günümüzdeki durum

Günümüzde 57 gözü olan köprü, daha öncesinde 64 adet gözü bulunduğu bilinmektedir.

Köprü gözlerinin 8 tanesi, Cumhuriyet döneminde Devlet Su İşleri tarafından Akarçay’ın yatağının değiştirilerek kuzeye yeni dere yatağının oluşturulması sırasında yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

Gözlerin bir kısmı bugün toprak altındadır.

Ayrıca köprünün bazı yerlerinde defineciler tarafından yapılmış kaçak kazılar görülür.

Bu kazılarda köprünün bazı yerlerinde taşların çıkarıldığı veya spolien malzemenin tahrip edildiği görülür.

Ayrıca civardaki yerleşmeler tarafından köprü üzerinden yapı malzemesi alındığı da anlaşılmıştır.

Köprünün uzunluğu 400 metre, eni 4 metredir.

Bu uzunluğun 175 metresi Mimar Sinan tarafından eklenmiştir.

Köprünün kitabesi, Afyonkarahisar Müzesindedir.

2010 yılında köprünün günümüze kadar ulaşan 57 gözü yeniden restore edilmiştir.

Köprü ayaklarında kesme taşlarla birlikte, Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari parçalar, hatta mezar taşları gibi devşirme malzemelere de rastlanılır.

Bence buralara yakın geçerseniz, mutlaka bu köprüyü görün.

Bolvadin Kızlar Evciiği Mağarası

 

KIZLAR EVCİĞİ MAĞARASI

İlçe merkezinin 5 km batısındadır. Kurtbaba tepesine çıkılan yamaç üzerinde, yoldan 60 metre yüksektedir.

Mağara: Polybotum şehrinin kuzeyindeki tepededir.

Kayaya oyulmuş Frigya mezarıdır. Oyulmuş yapısı ve işçilik detayları, Friglerin dini ritülellerine ışık tutmaktadır. 

Arkeologlar, mağaranın antik dönemlerde çeşitli ibadetler ve cenaze törenler için kullanıldığını belirtiyorlar. 

 

Mezarın tabanına oyulmuş üç tane sanduka kalıntısı vardır.

Burası hakkında anlatılan bir efsane var.

İlyas köyünden, Erkmen köyüne giden bir düğün alayı, şiddetli bir yağmura yakalanır. 

Kadınlar bu mağaraya sığınırken, erkekler at arabalarının altına gizlenirler. 

Yağmur dindikten sonra erkekler, mağaradaki kadınları çağırır. Ancak kimse cevap vermez.

Mağaraya girdiklerinde kadınların kaybolduğunu görürler. 

Bu olay, yöre halkı arasında “kadınların kırklara karıştığı” şeklinde yorumlanır ve zamanla efsaneleşir. 

Günümüz;

Günümüzde, akşam hava karardıktan sonra, oyuğa girildiğinde gözle görünmeyen ama seslerin geldiği düşün kızlarının def çalarak oynadıklarının duyulduğu söylenir.

Ziyaretçiler tarafından mağara içinde kayalara kulak dayandığında, tef sesine benzer bir ses duyulduğu ifade edilmektedir. 

Kızların, düğünü saklandıkları dehlizde yaptıklarına inanılır.

Bu efsane, Dede Korkut’un “40 Kız Efsanesi” dir.

Buraya şifa arayanlar da gelirler, bu oyuğa: bunalım geçiren, sinir nöbetine tutulan, uzun süre hastalığı geçmeyen yetişkin hastalar ile havale geçiren, bayılan, ateşli hastalığı tutulan küçük çocuklar getirilir.

Bolvadin Eber Gölü

EBER GÖLÜ

İlçenin güneydoğusunda 6 km uzaklıktadır.

Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerine kıyısı vardır.

Ancak gölün büyük kısmı Bolvadin’dedir.

Türkiye’nin en büyük 12’nci gölüdür.

Göl alanının hemen hemen dörtte biri su yüzeyi, geri kalanı ise sazlık ve kamışlıktır.

Eber gölünde yetişen kamış ve hasır otunun işlenmesi ile çevresindeki köylüler geçimlerini sağlamaktadır.

Denizden yüksekliği 967 km dir.

Derinliği 2 ile 18 metre arasında değişir.

Akarçay ve Sultandağlarından gelen sel suları ile beslenir.

Bolvadin Eber Gölü

Ancak bir zamanlar bol balık barındıran ve avlanan Akarçay, günümüzde yerleşim merkezleri ve başta Alkaloit fabrikası olmak üzere sanayi atıkları ile kirlenmiştir ve tabii bu kirlilik Eber gölüne de ulaşıyor.

Özellikle Alkoloit fabrikasının zifte benzer ağır kokulu atıkları tam bir felaket.

Göl kıyısındaki köylülerin geçim kaynağı, gölde yetişen kamış, hasırotu ile gölde bulunan sazan ve turna balıklarıdır.

Eber gölüne has, endemik bir bitki olan “Eber Sarısı çiçeği” yani “Piyan” yetişir.

Göl içinde “Adaköy adası” dinlenme ve konak yeridir.

Ayrıca “Kopak” denen yer değiştiren adacıklar vardır.

Eber gölünün suları, Devlet Su İşlerinin yaptığı bir kanalla, Taşköprü köyü yakınlarında, Akşehir gölüne boşaltılmaktadır.

Bolvadin Yedi Kapı Yerleşimi

YEDİ KAPI MANASTIRI VE YERALTI ŞEHRİ

İlçeye 25 km uzaklıkta, Kemerkaya’nın kuzeyinde, Kral yolunu İpek yoluna bağlayan kavşaktadır.

Burası dağın yamacında Frigler tarafından oyulmuş bir manastıra, 7 kapıdan girilir. 

Roma döneminde Garnizon olarak kullanılmış, sağ tarafında Cenaze işlerinin, ayinlerin yapıldığı mekan, sol tarafında din görevlilerinin inziva odaları, ortadaki odalarda ibadet yapılan alanlar vardır. Sağ alt tarafında 500 metre aşağıda Yeraltı Şehrinin gizli girişi vardır. 

Günümüzde Yapraklı köyü civarında bulunan Yeraltı Şehrinin girişinin, Amerium Antik Kentinin güneyinde olduğu  tahmin edilmektedir. 

 

Yeraltı şehri

Manastırın sağ alt bölümünde, 300 metre aşağıda, bölgenin en büyük yeraltı şehri vardır.

Savaş dönemlerinde Frig ve Roma halkının saklanarak yaşadığı şehirdir. 

Yeraltı şehrinin uzunluğunun 1 km olduğu belirtiliyor. Girişi tehlikelidir. İçerisinde gizli geçitler ve 100 metrelik havalandırma bacaları vardır.

Yeraltı şehri, iki bölümlü ve üç katlıdır.

Nöbetçi bölümü ve giriş ana dehlizdendir.

Yapıda: 7 adet havalandırma bacası, su kuyuları, mahzenler ve odalar vardır.

Orta bölüm 1 km uzunluğundadır.

Şehrin doğu tarafında, Kırkkapı girişi vardır. 

Sorkun köyü içerisinde Frig kaya evleri, köy halkı tarafından ahır ve samanlık olarak kullanılmaktadır. 

Şapeller mevcuttur.

Yapraklı köyünün 3 km doğusunda “Yorgo İncil Mağarası” mevcuttur. 

Karşı dağda: Mahmurlu Mazı ve Derbent kaleleri ve kaya mezarları vardır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Heybeli (Kızılkirse) Kaplıcası

HEYBELİ (KIZILKİRSE) KAPLICASI

İlçe merkezinin 37 km uzaklıkta, Afyon-Konya karayolunun 25’nci kilometresindedir.

Bizans döneminden beri kullanılan bir kaplıca olup, o dönemde “Kızılkilise” veya “Kızılkirse” adıyla bilinmektedir.

Selçuklu ve Osmanlı kaynaklarında da burası “Kızıl kilise” diye geçer.

Ancak günümüzde kilise kaybolmuş, höyüğün çevresindeki kayalara oyulmuş haç işaretleri kalmıştır.

1944 yılında kaplıca tesisi, Bolvadin Belediyesi tarafından satın alınarak yeniden inşa edilmiştir.

Heybeli kaplıcaları, Turizm Bakanlığı tarafından “Termal Turizm Merkezi” ilan edilmiştir.

46-52 derece arasında değişen sıcaklıktaki kaplıca suyu, bölgenin maden yönünden zengin sudur.

Sindirim, safra, idrar yolu, kas, romatizmal, siyatik, cilt ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.

Soğuk suyu maden suyu özelliği taşır ve gerek yurt içinden ve gerekse yurt dışından gelen turistler tarafından yoğun tercih edilir.

Tesiste: 6 tane yüzme havuzu vardır.

Ayrıca: cami, park, market ve spor sahaları bulunur.

Kaplıcada 90 tane banyolu oda ve 150 yatak vardır.

Ayrıca bir de turistik otel vardır, otelin 25 odası ve 50 yatak kapasitesi vardır.

Son bir not, Kızıl kilise efsanesi “burası antik dönemde Kral yolu üzerinde kurulmuş bir yerleşim merkezidir.

Hamamın batısındaki höyükte bulunur. Roma devri kaynaklarında bu yerleşimin ismi “Leontes Come” dir.

Antik dönemde Anadolu’nun tanrıçası Kybele, Frigyalılar zamanında Angdissis ismi ile tanınır.

Frigyalıların dini merkezi olan Pessinus’e büyük bir mabet yaptırmıştır.

Tanrıça Angdissi, çok güzel ve yakışıklı bir çobana aşık olur.

Onu Pessinüs’deki büyük mabede bekçi yapar ve hiçbir kadınla evlenmesine izin vermez.

Kral Midas’ın güzeller güzeli kızı varmış, kızın güzelliği dillere destanmış.

Güzel kız, tanrıçaya dua için gittiği Pessinüs mabedinde, çoban kızı görünce aşık olur.

Zamanla bu aşk kara sevdaya dönüşür, ancak çoban bir türlü kıza aşkını açıklayamaz.

Çünkü Tanrıça Angdissis’in hışmından korkar.

Sonunda aşk her şeyden üstün gelir, çoban güzel prensese aşkını açıklar.

İki sevgilinin aşkları dilden dile dolaşır.

Bunu duyan Tanrıça ise çok kızar ve Pessinüs şehrine gelir.

Bir bakışta çobanın aklını başından alır.

Çıldıran çoban dağlara kaçar, çılgınca dağlarda dolaşır.

Nihayet eline geçirdiği bir çakmak taşı ile vücudunu keser ve ölür.

Bu olaya üzülen Tanrıça Angdissis, çobanı bir çam ağacına dönüştürerek sürekli yeşil kalan ölümsüz kutlu bir ağaç yapar.

Bu olay üzerine, bütün Angdissi mabetlerindeki kahinler, mabetlerin çevresine Fallus adı verilen, küçük mantarımsı mermer sütuncuklar dikerler.

Kral Midas, bütün yalvarmalarına rağmen dünya güzeli kızını Tanrıça Angdissis’in gazabından kurtaramaz ve kız çaresiz bir derde yakalanır.

Bütün vücudunu siyah irinli, ağrılı, sızılı çıbanlar kaplar, herkes ondan kaçar, bütün Anadolu seferber olur, hekimler, büyücüler, kahinler kızı iyileştiremez.

Günlerden bir gün Kral Midas, rüyasında bir ihtiyar görür ve bu ihtiyar kendisine “Ey Midas, kızının şifası yazılı kayadaki büyük Kybele Mabedindedir, oraya git, orada bir süre kal, sonra bir gün boyu güneye yürü, kutlu sıcak sularla karşılaşacaksın, kızını o sular iyileştirecektir”.

Kral Midas, uyanır, hazırlanır, kızını da yanına alarak Yazılıkaya’daki Kybele Mabedine gelir, burayı tamir ettirir.

Ancak zavallı kız acıları dinmeyince bir gece mabetten kaçar.

Olimpus dağlarındaki (Paşa dağı) ormanda koşmaya başlar, devamlı koşar, nihayet kaynayan suların bulunduğu bataklığa gelir, kendini sulara atar, çığlıkları Phiriqia (Bolvadin) ovasında yankılanır.

Sıcak şifalı sular, kızın vücuduna değdiğinde, ağrıları azalır, yorgunluğu gider, kız ölümü beklerden hayata yeniden dönmenin sevinci ile saatlerce sıcak sulara dalar, sıcak sulardan içer.

Aylarca sonra rahatlar, sudan çıkar, kenardaki çimenlere uzanır, uykuya dalar.

Uyandığında bütün sıkıntıları bitmiştir, bir zaman buralardan ayrılmaz, bu şifalı sularda her gün yıkanır ve ağrıları tamamen diner.

Midas kızına şifalar veren bu suların bulunduğu yere hamamlar yaptırır.

Bolvadin Peribacaları

PERİ BACALARI:

Özellikle Özburun kasabası ve Minareli Deresi bölgesinde volkanik arazi yapısıyla oluşmuş şapkalı ve şapkasız peri bacaları bulunmaktadır. 

Jeolojik olarak ilgi çekici, fotoğraf açısından da güzel kareler sunan doğal bir oluşumdur. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.