Irak Babil

Babil Asma Bahçeleri

 

Yazının hemen başında belirtmeliyim ki: “Babil’in Asma Bahçeleri” olarak, Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen yeri; gören, bilen yoktur. Hatta: dönemin sikkelerinde ve yine o dönemde, o yörede bolca bulunan çivi yazılı tabletlerde bile, buranın herhangi bir resmi veya resmi bilgi bulunmamaktadır.

Burası hakkındaki bilgilerimiz: antik dönem yazarlarının aktardıklarından ibarettir ve elbette kesinliği tartışmalı, kanıtlanmamış bilgilerdir. Ama: Dünyanın 7 harikası seçilirken, burası da o harikalar listesine dahil edilmiş ve kabul edilmiştir.

Evet: öncelikle “Babil” şehrinden ve şehirde ve çevresinde kurulan uygarlıktan söz etmek istiyorum. Söylediğim gibi, bu doğruluğu kanıtlanmamış bilgiler, antik dönem yazarlarından ve daha sonra bu bölgede kazı yapan bilim adamlarının buluntular eşliğindeki yorumlarından kaynaklanmaktadır.

Yine en başta belirtmekte yarar var. Babil şehri UNESCO tarafından 2019 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Babil

BABİL:  

Babil şehri, Basra körfezinin kuzeybatısında ve Akdeniz’in doğusunda, günümüzde Irak ülkesi sınırları içinde, Fırat ırmağının üzerinde yer almıştır. Bağdat şehrinin 85 km güneyindedir. Modern El-Hillah şehrinin yakınındadır.

Babil veya Tanrıların Kapısı, antik Yakındoğu’daki en ünlü kentlerden biridir.

Pek çok Mezopotamya kenti gibi uzun bir geçmişe sahiptir.

Hammurabi

İlk olarak Erken Hanedanlar döneminde yerleşilen Babil, MÖ 18’nci yüzyılda Hammurabi’nin saltanatı sırasında önem kazandı. Kendisi: Hammurabi ismini sonsuza dek yaşatacak ve günümüzde Paris Louvre müzesinde sergilenen ünlü “Hammurabi Kanunları” ile gündeme gelmiştir.

Hammurabi döneminden sonra ise, şehirde inişli çıkışlı bir gelişme görülür.

Babil
TARİHÇE:

Demir çağı boyunca Babil Krallığının kuzeydeki Asurlarla çalkantılı bir ilişkisi oldu.

Kent Semharib tarafından MÖ 689 yılında yıkıldı, ama oğlu Asurahiddina (saltanatı MÖ 680-669) tarafından büyük oranda tekrar inşa edildi.

MÖ 612’de, Asur devleti yıkıldığında, muzaffer Medler ve İskitler, gözlerini kuzeye çevirerek Babil’i Orta ve Güney Mezopotamya’nın hakimi durumunda bıraktı.

Nabopolassar ve Nabukadnezar (saltanatı: MÖ 604-562) adlı krallar yönetiminde Yeni Babilliler, kentlerini tekrar inşa ederken tapınaklara özel bir ağırlık verdi, ticaret şebekelerini tekrar canlandırdı ve refahlarını tehdit eden komşu devletlerle savaştılar. Suriye, Filistin ve Mısır üzerine seferler düzenlediler.

Bu seferler sırasında, MÖ 597 yılında İncil’de sözü edilen “Yahuda kralı Yehoyakin ve pek çok esirin Babil’e sürülmesi, daha sonra ise Kudüs şehrinde bulunan tapınağın yıkılması ve Yahudilerin son olarak MÖ 586’da toptan Babil şehrine sürülmesi eylemleri, onun zamanında olmuştur.

Nabukadnezar, bu seferler dışında ülkesinde iken, yorulmak bilmeyen bir inşaatçı olarak tanınırdı. Muazzam bir işgücüyle ürettiği kerpiçler ile, kraliyet mimarlarının denetiminde, saraylar, tapınaklar, kapılar ve görkemli surlar yaptırdı. En heybetli anıtlar, mavi sırlı tuğlalarla kaplanmıştı.

Böylece, başkentleri Babil, siyasal, kültürel, düşünsel ve dini bir merkez haline geldi.

Daha sonraki hükümdarlar zayıftı.

MÖ 556’da tahta çıkan meraklı, ilginç, entellektüel Nabunaid’in büyüyen Pers İmparatorluğunun dinamik kralı Büyük Kyros’un çağdaşı olmak gibi bir talihsizliği vardı.

MÖ 539’a gelindiğinde, Babil’i kuzey ve doğudan saran Persler, Ege’den Afganistan’a kadar uzanan geniş bir bölgeye egemendi.

Persler Babil’e saldırdığında, Nabunaid’in oğlu Belşazar yönetimindeki Babil güçleri dağıldı ve Persler bu büyük kenti savaşmadan ele geçirdi.

Antik Mezopotamya’nın bağımsız devletlerinin sonuncusu da böylece ortadan kalkmış oldu.

Babil
KENT PLANI:

850 hektarlık bir alan kaplayan Babil, Ninive (750 hektar) ve Ur (60 hektar) gibi şehirlerin yanında antik Mezopotamya’nın en büyük kentiydi.

İç kent bile, dev gibiydi.

Yaklaşık 400 hektar.

Orta ve Güney Mezopotamya’da kentsel nüfusları belirlemekte yararlanılan standart, hektar başına 200 kişi ölçüsü kullanılırsa, iç kentin nüfusu 80.000 olarak tahmin edilir.

Kent, iç içe iki müstahkem kısımdan oluşur ve kentin içinden kuzey-güney doğrultusunda akan Fırat, bu savunma sisteminin önemli bir öğesini meydana getirir.

Dış tahkimatlar, bir yanı Fırat’ın kendisi olan dev bir üçgen biçimindeydi.

Doğuya uzanan diğer iki cephe ise üç sıra duvardan ve bir hendekten oluşuyordu.

Bu üçgenin içinde, ayrıca tahkim edilmiş olarak dikdörtgen bir çekirdek halinde iç kent yer alırdı.

Babil Surlar

İÇ KENT:

Bunun bir öğesi, kentin başlıca anıtlarının bulunduğu kent merkeziydi, Kraliyet Sarayı, kült merkezleri ve eski yerleşim bölgesi buradaydı.

Babil’in dikdörtgen çekirdeği, Fırat ırmağının doğu kıyısında müstahkem bir kare olarak doğdu.

Bu alan Nabukadnezar tarafından batıya doğru genişletildi ve yaklaşık 1.6 x 2.4 km lik bir alanı kaplar hale geldi.

Tahkimatlar içteki 6,5, dıştaki 3.7 metre kalınlığında, iki sıra kerpiç tuğla duvardan meydana gelirdi.

Aralarındaki boşluk yol işlevi görürdü.

Duvarların dışında Fırat’a bağlı bir hendek kazılmış ve ırmaktan giriş demir parmaklıklarla engellenmişti.

Suyla temas eden duvarlar koruyucu bitümle yapıştırılmış pişmiş tuğlalarla desteklenmişti.

Kente girilen 8 kapıya, köprülerle ulaşılıyordu. En görkemli kapı “İştar Kapısı” ydı.

 

 

KENT PLANI:

Kent bir ızgara plan içinde, ırmağa paralel düz sokaklar halinde inşa edilmişti.

Böyle düzenli bir yerleşim Orta ve Güney Mezopotamya’da pek görülmeyen bir şeydi.

Tabletlerden semtler, çok sayıda kült mekanı ve diğer topoğrafik öğelerle birlikte bazı sokakların adları da bilinmektedir.

Sokak adları çarpıcıdır.

Bazıları sokakların çıktığı kapılara ismini veren tanrıların adını taşırdı.

Örneğin: “İştar, adamları (insanları) adına aracı.”

Diğer adlar ahlakidir. “İkizler sokağı” ve “Dar Sokak” (Ey kibirli, yere eğil” in alternatif adı)

Babil’in kent planı, ana dini yapılara önemlerini geri kazandırması açısından, tipik Yeni Asur kentsel yerleşim düzeninden ayrılır.

Sarayların ihtişamlı olduklarına kuşku yoktur.

Ama kentin merkezinde saray değil, Marduk Tapınağı ve zigurat yer alır.

Saraylar birbirinden ayrı, İç Kent’in kenarlarındadır.

Yeni Asur uygulamalarından bir başka farklılık da, dini merkez ve saray bölgelerinin yükseltilmemiş ve kentin geri kalanıyla aynı, düz zemin üzerinde bulunmasıdır.

 

ÖZEL EVLER

Özel evler, geleneksel Mezopotamya türüdür.

İki veya üç katlıdır ve ortasında bir avlu yer alır.

Bu evlerin, hatta Uruk ile Ur’daki aynı dönemden örneklerin olağanüstü büyüklükleri MÖ 6’ncı yüzyılda bölgenin refah düzeyini gösterir.

Babil Tanrısı Marduk

TÖREN YOLU VE MARDUK TAPINAĞI:

Dini merkeze, kuzeydeki İştar Kapısının önünden başlayan bir Tören Yolu ile ulaşılıyordu.

Mart veya Nisan aylarındaki Yeni Yıl Festivali sırasında bu yol boyunca tanrıları suretleri taşınırdı.

Sokak, daha sonra, Kuzey Sarayının yüksek duvarları ile karşısındaki burç arasında bulunan, aşk ve savaş tanrıçası İştar’ın sembolü olan aslan figürleriyle bezeli sırlı tuğladan kapıya ulaşırdı.

Babil İştar Kapısı

İştar Kapısı:

İştar Kapısının korunma durumu ilginçtir.

Nabukadnezar’ın sırlı tuğlalarla dekore edilmiş üçüncü ve son versiyonundan, sokak döşemesinden yukarı pek bir şey kalmamıştır.

Ancak, kapının 15 metre kadar derine inen temelleri, kutsal yapılara uygun şekilde, temiz kuma gömülü ve tanrı Marduk’un sembolü ejderler ve Adad’ın sembolü boğaların tasvir edildiği düz (sırlanmamış) tuğla rölyeflerle bezeliydi.

Bugün ziyaretçilerin gördüğü açığa çıkarılmış kısmı ve Berlin şehrinde Bergama Müzesindeki rekonsrüksiyonun dayanağını oluşturan bu duvarlardır.

Orijinal kapının yüksekliği muhtemelen 23 metre idi ve hem iç hem de dış surları kapsıyordu.

Berlin şehrindeki rekonstürsiyonda da görülebileceği gibi, kapı ve yanındaki duvarlar parlak mavi bir akaplan üzerine bazıları düz, bazıları rölyef olarak renkli sırlı tuğlalardan yapılmış aslan, boğa ve ejderlerce korunuyordu.

Birbirini izleyen krallar, bu kapıdan tantanalı törenlerle geçerek şehre girerlerdi.

Evet sırlı kobalt mavisi tuğlalardan inşa edilen ve boğalar ve ejderhalarla süslenmiş şehir kapısında, Nebukadnezar’a atfen bir yazıt yer alır: “Geçitlere vahşi boğalar ve vahşi ejderhalar yerleştirdim ve böylece onları görkemli bir ihtişamla süsledim ki, insanlar onlara hayranlıkla bakabilsin”

 

Zigurat:

Tören Yolu, İştar kapısı ve saraydan güneye doğru, zigarutı da içeren Etemenanki kompleksine doğru devam ediyordu.

Bu zigurat, Kitabı Mukaddes’deki Babil Kulesine karşılık gelir, ama pek çok defa yeniden inşa edilmiştir.

Ne yazık ki, bu yapının sadece yaklaşık 91 metre karelik bir alanı kaplayan temelleri günümüze ulaşmıştır.

Ama başka yerlerde daha iyi korunmuş örnekleri bulunan ziguratlara benzediği kuşkusuzdur.

Herodotos’a göre, 8 basamaklı, tepesinde tek odalı bir tapınak bulunan bir kuleydi.

Bu odada Marduk’un yatıp uyutulduğu bir divan ve yanında altıdan bir masa bulunurdu.

Muhafızlık görevi, bir kadına aitti.

Babil şehri hakkında en ünlü hikayelerden biri, bazı İncil bilginlerinin yanlış bir çevriye veya ustaca bir kelime oyununa dayandığına inandığı Babil Kulesiydi.

Tekvin Kitabı, Büyük Tufan’dan kurtulanların göğe ulaşacak bir kule inşa etmek istediklerini, ancak Tanrı’nın inşaatçıları kibirlerinden dolayı cezalandırdığını ve Dünya’da birçok farklı dil konuşmaya zorlandıkları bir yer olan Babil Kulesini anlatır.

Hikaye, Babel isminin karışıklık veya karıştırma anlamına gelen İbranice kelimeden türediğine dair bir İbrani inancından kaynaklanmaktadır. İronik bir şekilde, bu yorumun kendisi bir dil karışıklığıdır. Akadca Babylon ve Babel kelimelerinin kökü karıştırmak anlamına gelmez, tanrıların kapısı anlamına gelir.

Arkeologlar, İncil hikayesinde bahsedilen kulenin Marduk’a adanmış Babil’deki dev bir ziggurat olan Etemenanki olabileceğine inanıyorlar. İsmi, hikayede bahsedilen isimlerle örtüşen “göklerin ve yerin temelinin tapınağı” anlamına gelir.

1913’te araştırıldığında Etemenanki göğe kadar ulaştığı varsayılan kulenin gerçekte 61 metreye yakın bir yükseklikte olduğu ortaya çıkarıldı.

 

Evet tören yoluna devam edelim.

Sokak, buradan batıya dönerek Fırat’a ve batı yakasına yönelirdi.

Etemenanki ile kentin baş tanrısı Marduk’un tapınağı Esagila (veya E-sangil), “Başını kaldıran Tapınak” arasından geçerdi.

E-sangil’in planına ulaşmak kolay değildi, çünkü daha sonraki yerleşimlere ait 21 metre derinliğinde moloz ve bu noktanın dini geleneğini sürdüren bir Müslüman türbesinin altında bulunuyordu.

Araştırmacıların derin deneme çukuru, teşhise yardımcı yazıtlar bulunan döşeli bir zemine rastlayınca, tapınak şans eseri bulunmuş oldu.

Duvarları boyunca tüneller kazan işçiler, boyutları ortaya çıkardı.

86 x 78 metre ve doğuya doğru iki açık avlu.

İçerisine dair pek ayrıntı yoktur.

Herodotos’a göre, tapınakta tümü altından olmak üzere tanrının oturan bir heykeli, bir masa, bir taht ve kaidesi bulunuyordu.

Ama bu değerli eşyalardan hiçbir iz kalmamıştır.

NABUKADNEZAR’IN GÜNEY SARAYI:

Nabukadnezar’ın 3 ana sarayı vardı.

Kuzey Sarayı: şehir surlarının hemen ötesinde kurulmuştu. Yazlık saray ise, diğerlerine nazaran daha küçüktü. En önemli saray, bir odalar ve daireler labirentiyle çevrili, 5 büyük avlu içeren, Güney Sarayıydı.

Devasa Güney Sarayı pişmiş tuğladan yükseltilmiş bir platform üzerine inşa edilmişti.

Kamusal ve özel odaların bir eksen üzerinde dizili düz hatlı avlular (bu sarayda 5 adet) çevresine gruplanması Asur tarzını yansıtıyordu.

Babil Kral Sarayı taht odası

Avluların en büyüğünden girilen, dikdörtgen biçim Taht odasına, uzun yanındaki 3 girişten girilirdi.

Bu saray; hatta belki de bu odayı, Kitabı Mukaddes’teki Daniel Kitabında ölümsüzleştirilen Baltazar’ın şöleninin ve 200 yıl sonra Büyük İskender’in ölümünün gerçekleştiği yer olarak düşünülebilir. MS 323 yılında Nebukadnezar’ın sarayında ölen İskender, Babil’i İmparatorluğunun başkenti yapmayı planlıyordu.

Taht odasının dış duvarı, geometrik desenler, ağaçlar ve hayvanların tasvir edildiği sırlı tuğladan panellerle süslenmişti.

Asurlardan farklı olarak, Yeni Babilliler odaları taş ortostatlarla donatmamış veya girişleri devasa bekçi lamasularla korumamışlardı.

Gerçekten de, sırlı tuğlalar dışında, MÖ 6’ncı yüzyıl Babil’inin harabelerinde sanat veya zanaat adına pek bir şey bulunmamıştır.

Ancak metinler bizlere odaların kaliteli ahşapla donatılmış ve altın veya tunç ile süslenmiş olduğunu söyler.

Sarayın en kuzeydoğu ucunda, olağanüstü kalın bir duvarla çevrili ve zincirli kovalarla su çekilmek üzere tasarlanmış gibi görünen yan yana 3 çukurdan oluşan, değişik bir kuyu içeren 14 ufak, tonozlu depo odasının meydana getirdiği, müstakil bir öbek, akıl karıştırıcıdır.

Bu odalar, bir tür lüks çatı katı bahçesi olan, ünlü Asma Bahçelerinin temelleri olabilir.

MÖ 3’ncü yüzyıl tarihçisi Bel-Usur’a göre: bu bahçeler Nabukadnezar tarafından, Med eşinin kuzeydeki yurdunun ormanlarına duyduğu özlemi tatmin etmek için yaptırılmıştı.

Bu, Yunanlıları o kadar etkilemişti ki, Asma Bahçeleri Dünyanın 7 Harikasından biri olarak kabul edilmiştir.

 

KENTİN YAPIMI-İŞGÜCÜ VE MASRAFLARI KARŞILAYACAK PARA:

Bu kadar çok sayıdaki inşaat projesi için büyük miktarda insan gücüne ihtiyaç vardı.

Bu büyük ölçüde zaferle sonuçlanan seferlerden sonra Babil’e getirilmiş vasıflı ve vasıfsız yabancı işçilerle karşılanıyordu.

Antik Yakındoğu’da, insanların sürülmesi sık görülen bir olaydı ve isyan ihtimalini azaltmak için başvurulan bir yöntemdi.

Kudüs’ün MÖ 586’da ele geçirilmesinden sonra Babil’e sürülüne İbraniler bu açıdan yalnız değillerdi.

Ama genellikle, belli bir proje bittikten sonra böyle yabancıların daha iyi koşullarda yaşamalarına, toprak sahibi olarak toplumsal statülerini yükseltmelerine izin verilirdi.

Bu projeler için para da gerekliydi.

Ama o kadar kolayca bulunamıyordu.

MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarına gelindiğinde, Babil ekonomisi zorlanmaya başlamıştı.

Zira ele geçirilen topraklar artık eski düzeyde katkıda bulunmuyordu.

Bunun sonucunda nüfus üzerinde oluşan baskı, istilacı Persler ve Büyük Kyros’un lehine önemli bir avantaj olmuş olabilir.

 

ŞEHRİN SONU:

İbrani geleneğinde Nebulkadnezar bir tiran, Babil ise işkenceydi. Kral, MÖ 6’ncı yüzyılın başlarında Kudüs’ü fethetmiş ve İbranileri Babil’e sürmüştü. İncil, onun Yahudi tapınağından kutsal eşyaları çalıp Babil’e götürüp Marduk Tapınağına yerleştirdiğini söyler. Saygısızlığını cezalandırmak için İncil, Daniel Kitabında Nebukadnezar’ın soyunun nasıl sona ereceği hatırlatılır. Hikayede: tahtın varisi Balşatsar, Kudüs’den yağmalanan kutsal kaplarla bir ziyafet verir. Şenlikler sırasında hayalet bir el belirir ve duvarda şu gizemli sözcükleri oluşturan tuhaf bir yazı belirir: Mene, Mene, Tekel, Ufarsin.

Sürgündeki Daniel, dehşete kapılmış kral tarafından duvardaki yazıyı yorumlaması için getirilir. Daniel yazıyı şöyle okur “Tanrı krallığının günlerini saydı. Medler ve Persler’e verdi”

Daniel’in tahmini gerçekleşti. MÖ 539 yılında Babil, Pers Kralı Büyük Kyros’un eline geçti ve Yahudiler sürgünden döndüler.

 

SADDAM HÜSEYİN:

1980’lerde Irak diktatörü Saddam Hüseyin, kraliyet sarayını yeniden inşa etmeye koyuldu. Selefleri gibi o da inşaat projelerinde yazıtlar bıraktı. Bazı tuğlaların üzerine Hüseyin Arapça olarak şunları yazmıştı: “Irak’ı yüceltmek için Nebukadnezar oğlu Saddam tarafından inşa edildi.”

 

Babil şehrinde bulunan Cyrus silindiri
CYRUS SİLİNDİRİ:

Kile oyulmuş, kama şekillerinden oluşan erken bir yazı biçimi olan çivi yazısıyla yazılmış bu silindirik kil belge, Kiros Silindiridir. Mezopotamya, Babil’de keşfedilen bu belge, MÖ 6’ncı yüzyıla tarihlenir ve en eski insan hakları bildirgelerinden biri olarak kabul edilir.

 

 

ŞİMDİ DE ANTİK DÖNEM YAZARLARININ BABİL ŞEHRİ HAKKINDAKİ YAZDIKLARI;

 

Heredotos

MÖ.490-480 yılları arasında doğan ve “Tarihin Babası” olarak anılan yazar: Marduk tapınaklarını şu şekilde anlatmaktadır.
“ Babil şehrinin her iki yakasında, birer kule vardı. Bu kulelerin birinde: çok sağlam bir surla çevrili “kraliyet sarayı” ve diğerinde ise: Babil’in Zeus’u olarak bilinen “Bel” in tapınağı bulunurdu.

Tapınak: her kenarı 400 metre uzunluğunda olan kare şeklinde bir yapıydı. Kapıları tunçtan yapılmıştı. Tapınak kompleksinin tam ortasında: 200 metrekarelik bir kule bulunuyordu. Bu kulenin üstünde bir ikincisi, onun üstünde ise üçüncüsü dikilmiş ve böylece toplam 8 kuleye ulaşılmıştı.

Sekiz kulenin hepsine: dıştan bütün yapıyı dolaşan sarmal biçimli bir merdivenle çıkılıyordu. Yolun hemen yukarısında, yukarıya çıkmakta olanların dinlenmesi için oturma yerleri bulunuyordu. En üstteki kulenin tepesinde ise: büyük bir tapınak gökyüzüne doğru yükseliyordu.

Tapınakta: işlemeli örtüler yayılmış, geniş bir divan, yanında da altın bir masa vardı. Bu kutsal yerde, hiç heykel yoktu. Eğer Bel rahipleri olan Kaldeliler’e inanacak olunursa: tanrının seçmiş olduğu Asurlu bir kadın dışında, orada kimse geceleyemezdi. Tanrının bizzat tapınağa girip, yatakta dinlendiği söylenir.”

Evet: Zigurat (tapınak kulesi): Mezopotamya uygarlığının en belirgin özelliğidir. Heretodos’un anlattığı gibi, tepesinde küçük bir tapınak bulunan, kerpiçten yapılmış, basamaklı bu kulenin işlevi, insanları mümkün olduğunca tanrıya yaklaştırmaktır.

Mısırlıların, Teb’de anlattığı buna benzer bir öykü vardır. “ Orada, Teb’li Zeus’un tapınağında da her zaman bir kadın geceler ve söylediklerine göre: Babil tapınaklarındaki kadın gibi, onunda erkeklerle cinsel ilişkiye girmesi yasaktır.”

Lykia şehri Patara’da da yine böyle bir örnek vardır: “ Orada da her zaman bir kahin bulunmadığı için, gerektiğinde kahinin yerine konuşan bir rahibe, gece boyunca tapınağa kapanırmış”

Babil Tapınaklarında: aşağıda ikinci bir kutsal yer bulunurdu. Burada: altın tahta oturan, tamamı altından yapılma büyük bir “Bel” heykeli: yanında da altın bir masa bulunurdu. Kaldelilerin anlattıklarına göre, bunların hepsini yapmak için 22 tondan fazla altın kullanılmıştır.

Evet, bu bölümde, yazının başında belirttiğim gibi, antik dönem yazarlarının “Asma Bahçeleri” hakkında, eserlerinde belirttikleri hususları anlatalım.

 

Berossos

Bu yazar, Büyük İskender’in çağdaşıdır. Yani: MÖ.350 yılında doğmuş olmalıdır. Kendisi: Kalde kökenli bir “Bel” rahibidir. Sonradan: Babil şehrinden ayrılarak, yaşamının kalan bölümlerini sürdürmek için “Kos” adasına yerleşmiştir. Burada: MÖ.280 yılında “Babil Tarihi” isimli bir kitap yazmış ve Yunanlıların, Mezopotamya ve Babil medeniyeti hakkındaki merak ettikleri hususları açıklamıştır.

Evet: yazar “Asma Bahçeleri” konusunu “II. Nabukadnezar” ile bağdaştırır.

“Sarayın: dağ biçimi verdiği ve üzerine her türlü ağacı diktiği “taş tepeler” vardır. Ayrıca: bitkilerin ekildiği bir cennet kurdu. Çünkü: Med ülkesinden gelmiş olan karısı Amytis’in, anavatanındaki manzaranın özlemini çekiyordu.”

“Ve, bu sarayın içine diktirdiği yüksek taş teraslarda, dağ manzarasını aynen kopya etti. Bunları: her çeşit ağaçlarla donatıp “Asma Bahçeler” denen yapıyı kurarak, benzerliği tamamladı. Çünkü: Med ülkesinde büyümüş olan karısı, dağlık yerlere tutkundu.”

Yerel kaynaklar: Nabukadnezar’ın bu karısından hiç söz etmezler. Ama, Babil ve Medler arasında, bir hanedan evliliği, tarihsel açıdan akla yatkındır. Berossos’un yazdıklarına göre: bu Med prensesinin ismi “Amytis” tir.

 

Diodoros

Bu yazar Sicilyalıdır. MÖ.1’nci yüzyıl ortalarında yaşamıştır. Onun “Asma Bahçeleri” konusundaki tanımları şunlardır:

“ Akropolisin yanında “Asma Bahçeleri” dedikleri yer vardır. Bunu “Semiramis” değil, daha sonraki bir kral: Suriyeli odalığını hoşnut etmek için yaptırmıştır. Çünkü: Pers ırkından olan ve ülkesinin dağlarındaki yeşilliklerin özlemini çeken kadın; kraldan; Pers ülkesindeki doğal manzaraya benzeyen bir bahçe yapılmasını istemiştir.”

“Bahçe alanı: her bir kenarda, 4 plethron’a erişiyordu. Bahçenin yolu: yamaç gibi eğimli olduğundan ve yapının birkaç bölümü kat-kat birbirinin üstünde yükseldiğinden; tiyatroya benzeyen bir görüntü ortaya çıkıyordu. Teraslar yükselirken: bunların altında, bahçenin bütün ağırlığını taşıyan ve kademeli olarak birbirinin üstüne binen galeriler yapılmıştır.”

“50 kübit yükseklikteki en üst galeri: bahçenin en yüksek katını oluşturuyordu ve şehir surlarının kuleleriyle aynı yükseklikteydi. Şehir surları: 22 ayak kalınlığında ve her iki sur arasındaki geçit ise, 10 ayak eninde idi.” (Yani, şehir iki sıra sur ile korunuyordu)

“ Galerilerin tepesi: 16 ayak uzunluğunda ve 4 ayak genişliğinde taş kirişle kapatılmıştı. Bu kirişlerin üstünde, çatı olarak belirlenen bölüm bulunuyordu. Çatıda: birinci tabakada: katranla döşenmiş bir kamış tabakası, bunun üzerindeki ikinci tabakada: çimento ile yapılmış iki sıra pişmiş tuğla ve üçüncü tabakada ise: topraktan gelen nem aşağı inmesin diye kurşundan yapılmış bir kaplama vardır.

Bu üç sıra kaplamanın üstünde: toprak yığılmış ve zemin düzleştirilmiştir. Çünkü: büyük ağaçların kökleri için yeteri kadar derin bir toprak tabakası gerekiyordu ve her türden ağaç sık aralıklarla dikilmişti. Bu ağaçlar: büyüklükleriyle ve çekicilikleriyle görenlere keyif veriyordu. Işık alan galerilerde ise, kraliyet köşkleri bulunuyordu.

Bir de: en üst kattan gelen açmaların ve bahçelerin su gereksinimlerini karşılayan makinelerin bulunduğu galeri vardı. Makineler, Fırat ırmağından bolca su çekerler, ancak bunu dışarıdan kimse göremezdi.”

 

Quintus Curtius Rufus

Yazar “İskender Tarihi” isimli kitabında, “Asma Bahçeleri” hakkında şunları belirtmektedir.

“ İç kalenin zirvesinde “Asma Bahçeleri” vardır. Bu bahçelerin yükseklikleri: şehir surlarına denktir. Buradaki ulu ağaçlar, güzel gölgeler verirler. Ağaçların gövde çevresi 12 ayak ve yükseklikleri 50 ayak kadardır. Bu ağaçlar, anavatanlarında bile, bu kadar büyüyemezlerdi. Bu ağaçlar: birbirinden 20 ayak uzaklıktaki, 20 kalın duvar tarafından taşınırlar.

Bu duvarlar: taş paye dizileriyle yükseltilmişlerdir. Duvarların üstünde, ayrıca: sulama için getirilen suyu taşıyan sağlamlıkta, taş kaldırım bulunmaktadır.

Bahçelere uzaktan bakanlar: bunları, dağlarında uyuklayan ormanlar sanırlar. Çünkü: dev ağaçlarla tepeleme dolmuş olan bu muazzam yapı, hala ayaktadır.”

 

Strabon

Aslen Sinoplu olan ünlü yazar “Coğrafya” adlı eserinde “Asma Bahçeleri” hakkında şunları yazmıştır.

“ Babil şehrinde surların çevresi 385 stadiondur. Kalınlıkları ise, 32 ayaktır. Surların üzerinde bulunan kulelerin arası 50 kübit, yükseklikleri ise 60 kübittir. Surların üstündeki yoldan: karşılıklı 4 atlı araba, rahatlıkla geçebilirdi.

Asma Bahçeleri: dörtgen şeklindedir. Her bir kenarın uzunluğu: 4 plethrondur. Küp benzeri temeller üzerine, kat-kat sıralanmış, kemerli tonozlardan oluşur. Pişmiş tuğla ile asfalttan yapılmış olan, içleri oyuk temeller, en büyük ağaçların dikilmesine imkan veren derinlikte, toprakla doldurulmuştur.

Temeller: tonozlar ve kemerler de: pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştır. Üstteki teraslara, bir merdivenle çıkılıyordu. Basamakların yanında ise oyuklar vardı. Fırat ırmağından çekilen su; bu işle görevlendirilenler tarafından, bu oyukların içinden, yukarıya itiliyordu. Çünkü: 1 stadion enindeki ırmak, şehrin ortasından akıyor ve bahçe de ırmak kıyısındaydı”

 

Philon

MÖ.250 yılları civarında yaşamış olan yazar, Byzantionludur. Yazar “Asma Bahçeleri” hakkında şunları yazmıştır.

“ Yer düzeyinde dikilmiş, bitkiler vardır. Ayrıca: bir teras tepesine: kökleri toprağın derinliklerine gömülmüş ağaçlar bulunmaktadır ki Asma Bahçelerinin yapım tekniği budur.

Bütün kitle: taş sütunlarla desteklenmiştir. Alttaki tüm alan: oyuk sütun kaideleriyle kaplanmıştır. Sütunlar: çok dar aralıklarla yerleştirilmiş kirişler taşırlar. Kirişler: palmiye gövdelerinden yapılmıştır. Çünkü: palmiye gövdesi tahtası: çürümez ve ıslakken ağır bir baskıya maruz kaldığından, yukarı doğru kıvrılır.

Üstelik: kıvrım ve yarıkları içine yabancı maddeler alabildiğinden: köklere besin sağlarlar. Bu yapı: geniş bir toprak kitlesini taşır ve bu toprak kitlesi içinde: geniş yapraklı ağaçlar, çeşit çeşit çiçekler ve kısacası göze hoş gelen her türlü bitki bulunur.

Bütün alan: yerdeki toprak gibi sürülmüştür. Toprak: aşılamaya ve çoğaltmaya çok uygundur. Böylece: alttaki sütunlar arasında gezinenlerin başları üstünde: sürülü bir tarla uzanır. Toprağın en üst düzeyi: ayaklar altında ezilirken, alttaki sıkı toprak bozulmadan kalır. Yukarıdaki havuzlara çekilen suyun bir kısmı: eğimli kanallardan, düz bir çizgide aşağıya akar.

Bir kısmı da, spiraller yoluyla ve mekanik güçlerle itilerek yukarı doğru fışkırır. Böylelikle: yüksek bir seviyedeki çıkış yerinde bir araya getirilen sular: bahçenin tümünü sulayarak, bitkilerin derinlerdeki köklerini ıslatır, toprağı sürekli nemli tutar.

Bunun için: çimenler hep yeşildir ve nemle irileşip dolgunlaşan ağaç yaprakları; esnek dallara sımsıkı bağlanarak büyürler. Kök ıslak tutulduğu için; zeminin altındaki kanal ağında dolaşarak her yana dağılan su yukarıdan emildiği için ağaçların yerleşik düzeni ve kalitesi korunurdu.

Evet: bu; kraliyet lüksünün bir sanat yapıtıdır ve en çarpıcı yanı da: tarım emeğinin izleyicilerin başının üstünde asılı olmasıdır. “

 

Byron

Bu yazar “koyun sürüsüne çullanan bir kurt gibi gelen Asurlu” olarak “Sanherib”(MÖ.704-681)i tanımlamaktadır.

Sanherib: botaniğe meraklı bir kraldır. Ninovada’ki sarayının yanında: uçsuz bucaksız bir bahçe düzenlemiştir. Bu bahçeyi, askeri seferlerinde: uzak yerlerden topladığı nadir ve egzotik fidanlar, otlar ve ağaçlarla donatırdı. Eğer anlatımda kullanılan “yün üreten ağaçlar” biçimindeki garip deyim doğruysa; Hindistan’dan “pamuk” bile getirdiğine inanılmaktadır.

Sanherib: kuşatma olasılığına karşın, önlem almak için olsa gerek: Ninova’ya gereken su stoğunu güvenceye almak amacıyla: “Khosr ırmağı” na bent çektirmiştir. Hatta: hala izleri görülen erken tarihli bir yapının yerine birkaç millik su kemerler bile yaptırmıştır. Bu nedenle: bahçelerine yeterli sulama sağlamak için özenle önlem aldığına da emin olabiliriz.

Babil Çivi Yazılı Tabletlerinde: Bahçeler Hakkındaki Bilgiler:

Asur kralı I. Tiglat-Pileser (MÖ.1115-1077): bereketli bahçeleri ve meyve ağaçlarıyla gurur duymaktadır.

Kral II. Asurnasirpal (MÖ.883-859): iç kale ile Dicle ırmağı yanındaki kraliyet bahçelerini nasıl kurduğunu, bunları askeri seferlerde yabancı bölgelerde elde edilen bitki türleriyle nasıl donattığını “Asurnasirpal Steli” nde belirtmektedir. “

Yukarıdan gelen su kanalları bahçelere akar. Patikalar, güzel kokularla doludur. Zevk bahçesinin çağlayanları, gökteki yıldızlar gibi parlar. Asmalar gibi salkım salkım meyveler kuşanmış nar ağaçları, bu zevk bahçesindeki esintileri zenginleştirir. Ben, Asur-nasir-apli, sevinçler bahçesindeki bir sincap gibi boyuna meyve toplarım”

Evet:”Asma Bahçeleri” nin varolup olmadığı konusundaki bu yazıtlardan sonra: eğer varsa, bu bahçelerin Babil şehrinin neresinde kurulduğu hakkındaki teorilerden söz edelim.

Arkeolog Koldeway’e göre

“Babil’in Asma Bahçeleri” olarak düşünülen yer: tonozlu yapı olarak bilinen, Güney Sarayının kuzeydoğu köşesindeki yerdir. Burada: tonozlu dört ova ve bir yer altı avlusu bulunmaktadır ki bu yapı Koldeway tarafından şöyle tanımlanır:

“ Bir orta geçidin her iki yanında: birbirini dengeleyen, aynı ölçü ve şekildeki 14 odacık, sağlam bir duvarla çevrilidir. Bu bölümün çevresinde, bir koridor dolanır. Bunun kuzey ve doğu tarafı: iç kalenin dış duvarını oluşturur. Batıdaki odacıkların birinde: hem Babil ve hem de eski dünyanın başka herhangi bir yerinde görülmeyen bir “kuyu” bulunur.

Bu kuyunun hemen yanında, birbirine yakın üç çukur vardır. Bu çukurların ortada olanı kare, diğer ikisi ise, dikdörtgen şeklindedir. Bundan çıkarılan sonuç: burada bir mekanik hidrolik sistem bulunduğudur. “

Bu sistem: bizim zincir tulumbamız ile aynı ilkede çalışmaktadır. Zincire asılı kovalar, duvarın üzerine yerleştirilen bir çarkın üzerinde dönüyordu. Bugün bu yörede kullanılan ve dolap denilen bu düzenek, sürekli bir su akışı sağlıyordu.

Tonozlu yapı, tüm özellikleri dikkate alındığında, Babil şehrindeki yapılar içinde, oldukça farklıdır. Yapıda, taş kullanılmıştır. Bu taş kullanımı da, yapının özelliğini ortaya koymaktadır. Zaten, tüm şehir kazılarında, çok sayıda yontma taşın çıkarıldığı iki yer bulunmaktadır.

Buralar: tonozlu yapı ve sarayın kuzey duvarıdır. Ancak: Asma Bahçeleri hakkındaki tüm yazıtlarda, şehirde taşın kullanıldığı yalnızca iki yerden söz edilmiştir ki, bunlar: sarayın kuzey duvarı ve Asma Bahçeleridir.

Tonozlu yapının “Asma Bahçeleri” olarak düşünülmesi için, Koldeway şunları öne sürmektedir.
“ 1. Başka yerde hemen hemen hiç olmayan yontma taş kullanılması,
2. Ağır bir üst yapıyı tutmak için planlandığı anlaşılan, ender kalınlıktaki duvarlar.
3. Hiç görülmemiş tipte bir kuyunun varlığı. “

Tonozlu yapıda sonradan yapılan kazılarda elde edilen bulgular şunlardır: “tonozlu yapıdaki kemerli odalar gurubunun, daha sonra sıradan işlerde kullanıldığı tespit edilmiştir. Orada: Nebukadnezar’ın MS. 10 ve 35’nci yıllara tarihlenen bir çivi yazısı tablet arşivinin bulunduğu yani bir depo olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Bu çivi yazılı metinlerde: o dönemde, Babil şehrinde tutsak olarak bulunan yabancı sürgün guruplarına ayrılan yiyecek payı, yağ ve arpa listesi bulunuyordu. Tabletlerden birinde: Yahudi kralı Yehoyakin ile maiyetinin ismen anılması yeterince şaşırtıcı olup, çivi yazılı kaynaklar ile “İncil” arasındaki uyumlu bağlantının örneği görülmektedir.

Ayrıca: bu duvarların gerçekten bir bahçeyi taşımaya yetecek güçte olup olmadığı kuşkuludur ve bu duvarların Tören yolunun devamını destekleme işlevi yürüttüklerine karar verilmiştir.

En önemli sorun: tonozlu yapının, su stoklarına ve ırmağa olan uzaklığıdır. Burada: özellikle Strabon’un bahçelerin ırmak kıyısında bulunduğunu net olarak söylediğini unutmamak gerekir.

Yine, kazılarda görevli “Wiseman” isimli arkeolog: Asma Bahçelerinin, Nabukadnezar ile kraliçenin oturmuş oldukları “Batı Sarayı” ile “Fırat ırmağı” arasında, dış kısımdaki Batı Savunma Yapısının (110×230 metre) üzerine ve kuzeyine yerleştirildiği görüşünü öne sürmektedir.

Şöyle der: “ Batı savunma yapısındaki kazılar, yazlık saray ya da köşk olabilecek saray benzeri bir yapının alt düzeylerini açığa çıkardı. Ama girişi yoktu, demek ki giriş doğrudan saray platformundan yüksek bir yol ya da köprüyle gidilen daha yüksek bir düzeyde olmalıydı.”

Evet, bu bahçelerin Fırat ırmağının doğu kıyısındaki teraslarda bulunması, batıdan esen çöl rüzgarlarına açık olacaklarından ve hiçbir güzellikleri bulunmayacağından uygun olarak düşünülmemektedir. Asma Bahçelerin: surlarla korunan teraslar üzerinde, kuzeye doğru devam eden, saraydan görülebilecek amfitiyatro benzeri bir düzen oluşturularak yapıldıkları düşünmek en mantıklıdır.

Bu varsayım: kalenin dışında, kuzeye doğru uzanan bahçelere kolayca erişim avantajı sağlamaktadır. Kazılarda: burada, büyük çapta sulama için uygun olan derin kanallar bulunmuştur. Ancak, bunlar, büyük olasılıkla, surların dışındaki hendek sistemine su sağlayan, su kanalları olarak da değerlendirilmektedir.

Son olarak: Iraklı bilim adamı Dr. Mu’ayyad Damerji: ırmak kıyısındaki; 25 metre kalınlıktaki iki büyük duvarın, zift ve hasırla kaplı basamaklardan oluşan, teraslar şeklinde yapıldığına dikkat çekmektedir. Nabukadnezar: kraliyet bahçelerini tarif ederken “büyük bir savunma duvarına benzer” demekle, yapay bir dağ manzarasını ifade etmiş olabilir.

 

BABİL ŞEHRİNDEKİ KAZILAR

1900’lü yılların başında, Alman Arkeolog Robert Koldewey tarafından: Babil şehrinin büyük bölümü gün yüzüne çıkarılmıştır.

Kazılarda elde edilen en önemli buluntular içinde: o dönemde kralların ağzından yazılan çivi yazılı tabletlerdir. Bu çivi yazılı tabletlerde: krallar, yapılarının inşaat programlarını, yaptıkları onarımları ve getirdikleri yenilikleri, uzun uzun anlatıyorlardı. Çünkü, tek düşünceleri, yapıtlarının tanrının aklında kalmasını sağlamaktır.

Ama, yazının başında belirttiğim gibi, bu çivi yazılı tabletlerde birçok bilgi olmasına rağmen “Asma Bahçeleri” hakkında herhangi bir bilgi bulunamamıştır. Ancak: öte yandan kazıların halen sürdüğü ve her an bunlar hakkında bilgiler veren bir kısım tablet bulunup bulunmayacağı da meçhuldür.

Çünkü: Yunanlı ve Romalı antik dönem yazarlarının anlattıkları gerçekten etkileyicidir. Bu nedenle: “Babil şehrinde bulunduğu öne sürülen Asma Bahçeleri” çeşitlilikleri ve büyüklükleri, konumları nedeniyle “Dünyanın 7 harikası” listesine dahil edilmişlerdir.

Ürdün Petra

Ürdün Petra

 

Petra kelimesi: Yunancada “taş” veya “kaya” anlamına gelir. 6 Aralık 1985 tarihinde, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

7 Temmuz 2007 tarihinde ise, “Dünyanın 7 Harikasından biri” olarak seçilmiştir.

Özellikle “İndiana Johannes” film serilerinin burada çekilmiş olması, insanların, burayı tanımasında büyük katkı sağlamıştır.

Evet: 14’ncü yüzyılda terk edildikten sonra, 400 yıl boyunca toprak altında kalan ve bulunan bu kayıp şehir: egzotik ortamını hala sürdürmeye devam etmektedir.

Ürdün Petra

ÜRDÜN ULAŞIM

İstanbul-Ürdün/Amman kenti havaalanı arasındaki uçuş uzaklığı: yaklaşık 2 saat 10 dakika kadar sürmektedir. Amman şehrinde: “Kraliyet Alia Havaalanına” inilmektedir.

YERİ

Ürdün’deki (Jordan) Lut gölünün, 50 km. güneyinde, günümüzdeki “Umman” topraklarının, güneybatısındadır. Yani: Lut gölü ile Akabe körfezi arasında kalmaktadır. Ürdün şehrinin, 262 km. güneyindedir. Amman’ın ise, 133 km. kuzeyindedir.

ULAŞIM

Petra şehrine ulaşım için: öncelikle uçakla “Amman” şehrine inmeniz ve daha sonra: karayolu ile: Maan şehrine ulaşmanız ve oradan Petra şehrine geçmeniz gerekir.

Amman şehrinden, Petra şehrine ulaşmak için: çöl karayolunu tercih ederseniz 5 saatlik bir araba yolculuğu, diğer yolu tercih ederseniz 3 saatlik bir araba yolculuğu yapmanız gerekir.

Kahverengi tabelalar, turistler için yolu belirlemektedir. Taksi ile gitmek isterseniz: Amman şehrinden bir taksi kiralayabilirsiniz. Ücret yaklaşık 50 Ürdün Dinarı olacaktır. Ancak, sürücü ile daha uygun bir fiyata anlaşabilirsiniz.

Ürdün Petra

PETRA GİRİŞİ

Buraya giriş için tek bir yer vardır. Bu giriş yeri: genişliği yalnızca birkaç metreye kadar ulaşan: “siq” yani “yarık” denilen yerden girilir. Burası: kayaların içinde, karanlık ve dolambaçlı bir çatlaktır.

Bu geçidin tam olarak uzunluğu: 1 km. civarındadır ve renkli kumtaşı kayalıkların içinde, kıvrılarak geçen dar bir geçittir.

Hatta: bu geçidin kayalık duvarları üzerine, çok sayıda, küçük Nabatean mezarı yapılmıştır. Ayrıca: şehre ilk içme suyunu taşıyan kil borulardan oluşan kanallar da, buradan geçmektedir.

PETRA GENEL

Çölün bu gizemli yerinde, 1000 civarında anıt bulunmaktadır. Bir zamanlar: burada: çeşmeler, bahçeler ve sürekli su kaynakları bulunuyormuş. Siteyi gezmek için: 3 veya 4 günlük bir zaman ayırmanız gerekir.

Özellikle: buranın genellikle ve hep kalabalık olduğunu kabullenin, yani burada dünyanın dört bir yanından insanlar ve hatta yoğun kalabalıklar görmeniz kesindir.

Ürdün Petra

Antik şehri gezmek için: en iyi zaman: sabah erken veya öğleden sonra geç saatlerdir. Özellikle, girişteki “siq” bölümünü, yürüyerek geçmenizi öneririm. 1 km. uzunluğundaki bu bölüm mutlaka yürünmelidir.

Şehir içinde ise: at arabası veya eşek veya at kiralayabilirsiniz. Ancak, bu at arabaları derme-çatma yapılmış ve genellikle, fazla yolcu alınıyor, yani 4 kişilik yere, 6-7 kişi biniyor ve yolculuk ızdırap haline geliyor.

Özellikle, tırmanış için eşek tercih edilmektedir. Çünkü, bazı yerler oldukça dik tırmanma gerektirebilir.

Özellikle: Al-Deira yolu, yaklaşık 800 adımdır ve muhtemelen 1 saatlik bir yürüyüş yapmanız gerekir. Kurban yeri ise: yine 1000 adım civarında ve yaklaşık 40-45 dakikalık bir yürüyüş yapmanızı gerektirir. Siteye girmek için motorlu araçlara izin verilmiyor.

Ziyaret zamanı

Buranın kışın ziyaret edilmesi önerilmez. Çünkü: kışlar soğuk, yağmurlu ve rüzgarlıdır. Yaz aylarında da, özellikle akşamları serindir ve buna göre tedbir almanız uygundur.

Ayrıca: bulunduğunuz yerin bir İslam ülkesi olduğunu unutmamak ve buna göre giyinmekte yarar var. Yani: bayanların kolsuz giysiler, gerek erkek ve gerekse bayanların şort giymeleri önerilmez.

İkamet: Petra şehrini ziyaret etmek istediğinizde: şehrin yakınlarındaki: Wadi Mosa kasabasında bulunan otellerde kalabilirsiniz. Bu kasabada: ayrıca, yerel restoranlar ve Pizza-Hut gibi, dünya markası fast-food zinciri mağazaların şubeleri de bulunmaktadır. Oteller derseniz: her zevke ve bütçeye uygun, lüks oteller bulunmaktadır.

Petra antik şehri

Her gün: saat: 06.00-18.00 arasında ziyaret edilmektedir. Giriş ücretlidir. Ücretler: yetişkinler 16 dolar, öğrenci ve 12 yaş altı çocuklar:; 8.5 dolardır.

Giriş için: 3 günlük daha uygun fiyatlı bilet almanız da mümkündür. Örneğin: yetişkinler için, 1 günlük giriş 16 dolar iken, 3 günlük giriş ücreti: 23 dolardır.

Ürdün Petra
Ürdün Petra

 

Bölgeden hediyelik eşya satın almak isterseniz: seramik, gümüş ve boncuk işi gibi el sanatı, yerel ürünlerden satın alabilirsiniz. Bunların satıldığı dükkanlar bulunuyor.

Musa Vadisinde, bir vakıf tarafından işletilen gümüş atölyesi bulunuyor. Burada: yerel Bedeviler tarafından yapılan gümüş takılar bulup satın alabilirsiniz.

Ancak, alışveriş için yanınızda mutlaka nakit bulundurmalısınız. Yani, kredi kartı kabul etmiyorlar, bilginiz olsun.

Son olarak, bu bölgede: diğer bir elişi ürünü: sedef kakma kutular var. Bunlar da bir hayli ilginçtir.

Alışveriş yaparken, mutlaka pazarlık yapın. Bu konuda bilgisi olanlar hatırlayabilirler, özellikle İslam dünyasında pazarlık normal kabul edilir. Siz de, buradan alışveriş yaparken, size teklif edilen fiyatın, en az üçte birlik bölümünü düşürmelisiniz.

Petra konusunda

Turistler için yapılan bir etkinlikten de söz etmek istiyorum. Bunun adı: “Petra by night”. Bu ekstra tur için bilet aldığınızda: gurup, saat: 20.00 civarında, Petra şehrinin giriş kapısında toplanıyor ve saat: 22 civarında kapılar açılıyor ve toplananlar: mum ışığı eşliğinde, yaklaşık 1 km. lik yolu yürüyerek geçiyorlar ve hazine denilen yapının önünde bu hızlı yürüyüş tamamlanıyor.

Bu hazine denilen yapının önünde: yerlere serili kilimler üzerinde bir süre kekik çayı ikramı eşliğinde dinleniliyor ve ortamın gizemli havası yaşandıktan sonra, geri dönülüyor ve tur bitiyor. Bu tur, yaklaşık 30 dakika gidiş ve 30 dakika dönüş olmak üzere, muhtemelen 1 saat civarında sürüyor.

Denemenizi önerinim ama biraz yorulmayı göze almanız gerekiyor. Yani, şart değil, Petra şehrini gündüz görmeniz de yeterli gelecektir. Tercih sizin.

Ürdün Petra Tarihi

PETRA TARİHİ

Petra şehrinde yaşadığı bilinen ilk yerleşimciler: Edomitler’dir. Bunlar: Sami dilini konuşurlar ve İncil’de bunlar hakkında “Esau” nun torunları diye söz edilir.

Ancak, şehirdeki inanılmaz mimari, bunlar değil de, bunların ardılları olan “Nabateanlar” zamanında yapılmıştır. Nebatanlar: göçmen Araplardır. Ancak, MÖ.4’ncü yüzyılda, göçmenliği bırakıp, bölgenin çeşitli kısımlarına yerleşmeye başlamışlardır.

Çünkü: şehir: Araplar-Asurlular-Mısırlılar-Yunanlılar-Romalılar arasında kullanılan bir ticaret yolu üzerindedir. Bu yüzden, şehir, ayrıcalıklı bir konum kazanmış ve gelişmiştir.

Dolayısı ile, ticaret yolunu ele geçiren Nebatanlar: kısa zamanda zengin olurlar ve Petra şehrini hızla geliştirirler. Şehir, dönemin baharat ticaretinin merkezi haline gelir. Bu ticaretten kazanılan gelir: şehirde sürekli yeni yapılar yapılmasına sebep olur.

Özellikle

Şehirleri, sıcaktan kavrulan bir çölün kıyısında olduğu için, su ihtiyacını karşılamak için, son derece gelişmiş barajlar inşa ederler.

Ayrıca: su depolama ve sulama sistemleri geliştirirler. Ancak, Nebatanların bu zenginliği, komşularını rahatsız eder ve MÖ.4’ncü yüzyılın sonlarında, Selefki kralı Antigonus, şehre saldırmaya başlar.

Bu saldırıların ardı arkası kesilmez ve MÖ.64-63 yıllarında, Petra şehri Romalı general Pompey tarafından işgal edilir.

Ancak, bu işgale rağmen, Petra şehri, Roma döneminde de gelişimini sürdürür. Şehre, Roma döneminde, büyük bir tiyatro ve sıra sıra sütunlar dizili büyük bir cadde ve şehrin girişindeki “siq” çatlığı boyunca uzanan bir “Zafer kemeri” yapılır.

Hatta: yine aynı dönemde, şehrin nüfusunun: 20-30 binli rakamlara ulaştığı söylenir.

Şöyle ki: Petra şehrinin zenginliğinin en büyük kaynağı olan ticaret yolu, tarihi süreç içinde, yolunu değiştirince, şehrin önemi gitgide azalmaya başlar.

4’ncü yüzyılda: şehirde, Bizans egemenliği görülür. 363 yılında ise, büyük bir deprem, şehre büyük zarar verir. Yüzyıllardır şehirde yaşayan Nebatanlar, bu deprem üzerine, şehri terk ederler.

Ancak, yine de şehrin tamamen terk edilmesi konusunda, net bilgiler mevcut değildir. Çünkü: şehir, aniden terk edilmemiştir.

Bunun kanıtı: şehirde, herhangi bir değerli objenin bulunmamasına bağlanmaktadır, yani: şehir aniden değil de, planlı olarak terk edilmiştir.

551 yılında, şehirde, yine büyük bir deprem olur ve neredeyse tamamı yıkılır.

7’nci yüzyıla gelindiğinde ve şehir Müslüman Araplar tarafından ele geçirildiğinde, şehirde, neredeyse hiçbir şey bulunmamaktadır.

747 yılında, bir deprem daha olur ve şehrin yapısı tamamen değişir.

Bu deprem sonucu: şehir, 12’nci yüzyıla kadar ıssız kalır.

13’ncü yüzyılda, bölgeye gelen Haçlılar, şehirde küçük bir kale yaparak yerleşirler.

Ancak, onlar da kısa süre sonra şehri terk ederler ve Petra şehri: kum fırtınaları ve sellere teslim olarak, bulunmasına kadar geçen uzun yıllar boyunca toprağın altına gömülür.

PETRANIN BULUNMASI

1812 yılına gelindiğinde: İsviçreli gezgin kaşif Johann Ludwig, Arap yarımadasını tanımak maksadı ile, Müslüman bir tüccar kılığına girip bölgeyi dolaşırken, Petra şehrinin hemen dışındaki, küçük bir yerleşim yeri olan “Elji” ye yolu düşer.

Burada iken, şehirlilerin bazılarından, Musa vadisinin hemen yanındaki kayıp bir şehirden söz edildiğini duyar.

Bunun üzerine: bu kayıp şehirdeki bir ibadethanede kurban kesmek istediğini söyleyerek, kendisine bir rehber aramaya başlar. İki köylü: Petra şehrine girişi sağlayan “siq” geçidine kadar, kendisini götürürler.

Ludwig: büyük olasılıkla, bu esnada, Harun Peygamberin Tapınağının kalıntıları üzerinde kurban kesmiş ve bu esnada, çevresinde gördüğü bir kısım yerin haritasını çıkarmış ve buranın Petra olduğunu anılarına yazmıştır.

BARAJ VE SULAMA SİSTEMİ

Siq geçidinin girişinin sağ tarafında: bir baraj görülmektedir. Bu baraj: 2000 yıl önce, Nebateanlar tarafından yapılmış bir mühendislik harikasıdır.

Bugün olduğu gibi, binlerce yıldır, yoğun yağışlar olduğunda, Musa vadisinden, Siq geçidinin olduğu yere, sular akmaktadır.

Yağışlar iyice yoğunlaştığında ise, bu akan sular, Petra şehrini sular altında bırakmaktadır. Hatta, en son olarak, 1964 yılında, Petra şehri yine sular altında kalmıştır.

Bunun üzerine, yöre Hükümeti: Petra şehrini sellerden korumak için, bu suların aktığı yere baraj yapmaya karar veri. Bu barajın inşaatı sırasında ise, Nebateanlar’ın, muhtemelen MÖ.2’nci yüzyılda yaptıkları bir baraj kalıntısı ile karşılaşırlar.

Bu eski baraj: sel suyunun yönünü değiştiriyor ve suların, yine insanlar tarafından kullanılmasını sağlayacak: tünellerden geçerek, şehrin kuzeyindeki depolara yönelmesini sağlıyordu.

Ürdün Petra
Ürdün Petra
Ürdün Petra

PETRA ŞEHRİNDEKİ GEZİNTİ

Evet, 1 km. uzunluğundaki, uzun, soğuk ve karanlık ve bir tarafı dimdik yükselen kaya olan, dar siq geçidinden girdikten sonra: “Hazine” denilen yer ile karşılaşıyoruz.

Ürdün Petra  El-Khazneh-Hazine

EL-KHAZNEH-HAZİNE

Burası, şehirdeki Yunan ve Roma kültürünün izlerini taşıyan en önemli yapıdır. Özellikle, ön cephesi, güneş parladığında göz kamaştırmaktadır. Özellikle: sabah güneşinde, yapının ön cephesi: soluk gül rengini alır.

Tam olarak, ne zaman ve ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Muhtemelen, MÖ.1’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

Buraya “Hazine” isminin verilmesinin sebebi: yapının en üst kısmında bir taş vazo bulunmakta olup, bir zamanlar bunun içinde bir firavun hazinesinin saklı bulunduğu efsanesinden kaynaklanmaktadır.

Bu hikayeye inanan Bedeviler: vazoyu vurup düşürerek, içindeki hazineyi ele geçirmek için, belli aralıklarla, vazoya ateş ediyorlarmış.
vazonun üzerinde, bugünde görülebilen birçok küçük delik, bu olayın bir kanıtıdır.

Hazine yapısının ön cephesi: sert kumtaşı kayalar oyulmak suretiyle oluşturulmuş ve günümüze kadar iyi korunmuştur. Bu ön cephede: etkileyici sütunlar, Nabatean tanrıları ile mitolojik karakterleri gösteren heykeller görülüyor.

Yapının yüksekliği: 40 metre ve genişliği: 27 metredir. Tam olarak, neden yapıldığı bilinmemektedir.

Ancak, bir kralın, arka bölümlerde bulunan mezarının anıtı olarak yapıldığı düşünülmektedir.

Bir diğer olasılık ise, buranın bir tapınak olduğudur. Ancak, hangi tanrı yada tanrılara adandığı konusunda bilgi bulunmamaktadır.

QASR AL-BİNT FİRAUN-DUSHARES TAPINAĞI- FİRAVUNUN KIZININ KALESİ

Burası, Petra şehrinde günümüze kadar ayakta kalabilmiş nadir yapılardan birisidir. MÖ.30 ile MS.40 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. Nebateanlar’ın ana tanrısı “Dhushares” e adanmıştır. Şehirdeki kutsal yerlerin en önemlisidir. Sütunlu caddenin sonundadır.

Yapı: duvarcılık sanatı kullanılarak: sarı kumtaşından yapılmıştır ve yükseltilmiş bir platform üzerinde durmaktadır. Yapının duvarlarının yüksekliği: 23 metredir. Şehirdeki, en geniş ön cepheye sahip yapıdır.

Binanın iç kısmı: 3 odaya ayrılmıştır. Ortadaki oda: ibadethane olarak kullanılır.

Ürdün Petra Kanatlı Aslanlar Tapınağı

KANATLI ASLANLAR TAPINAĞI

Yapı: hemen, Dushares Tapınağının karşısındadır. Tapınak: İslamiyet öncesi, bolluk tanrıçası “Allat” adına adanmıştır. Lut gölü yazıtlarında: tapınak, Petra şehrindeki “Afrodit Tapınağı” olarak geçer.

Tapınak: MS.28 yılında yapılmış ve MS.363 yılındaki depremde yıkılana kadar kullanılmıştır.

Giriş yolunun her iki tarafında: işlenmiş 2 aslan figürü vardır. Tapınak yapısı: şehirdeki en önemli Nebatean yapısıdır ve Amerikalıların 20 yıllık bir arkeolojik araştırmaları ve kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılmıştır.

Yapı: tek bir binadan oluşmaz. Yapının içinde: oturma salonları, ibadethaneler, atölyeler bulunmaktadır.

Yani, büyük bir ibadet merkezidir. Hatta, bu atölyelerden birinde, yöreyi ziyaret edenler için hediyelik eşyalar yapıldığı bilinmektedir.

Ürdün Petra El Deir Manastırı
Ürdün Petra
Ürdün Petra

 

EL DEİR MANASTIRI

Şehirdeki en büyük ve en dikkati çeken yapılardan birisidir. Yüksek bir dağlık kesimde: kayalara oyularak yapılmıştır. Yani, konumu harikadır.

Yapı: MS.76 ile 106 yılları arasında yapılmış olup, Bizans döneminde, MS.330 ile MS.1453 yılları arasında tapınak olarak kullanılmıştır.

Yapının genişliği: 50 metre ve yüksekliği: 45 metredir. Girişinin yüksekliği: 8 metredir.

Ürdün Petra Kraliyet Mezarları

KRALİYET MEZARLARI

Buraya, tiyatronun bulunduğu yerden bir merdiven ile inilir. Bu mezarlar: şehirde bulunan 500 civarındaki mezarın en etkileyici olanlarıdır. Dolayısı ile, Nabatean krallarına ait oldukları düşünülmektedir.

Ürdün Petra Semaverler Mezarı

SEMAVERLER MEZARI

Burası, muhtemelen MS.70 yıllarında yapılmıştır. Derin bir avlu ve her iki tarafında bulunan revaklardan oluşmaktadır. Mezar soyguncularının ulaşamaması için, cephede, mezarlar yüksek ve küçük mezar odaları şeklinde yapılmıştır.

Ürdün Petra Kurban Yeri

KURBAN YERİ

Tiyatro bölgesindedir. Buraya ulaşmak için, yarım saat süren bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Muhteşem dağ manzarası görebileceğiniz tırmanma yolu, düz zirveye kadar uzanıyor. Dağın yüzeyi oyularak yapılmış, 2 adet, 7 metre yüksekliğinde kaya dikilitaş var.

Bunlar arasında: 30 metre var.

Bunlar: Nabateanlar’ın en önemli tanrıları olan “Dushara” ve eşi “Al-Uzza” adına yapılmışlardır.

Özellikle, kurban kesme yerleri, çok iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Ürdün Petra Harun Mezarı

HARUN MEZARI

Petra şehrini çevreleyen dağların en yüksek ve hakimi: Harun’un dağı (Cebel Harun) olarak bilinir.

Bu dağın yüksekliği: 1350 metredir. Dağın doruğu kutsal olarak bilinir ve kabul edilir.

Çünkü: burada, Musa peygamberin kardeşi Aaron’un gömülü bulunduğuna inanılır.

Bu yüzden, bu zirveye: 14’ncü yüzyılda: bir cami yapılmıştır ve caminin beyaz kubbesi, çevredeki birçok yerden görülür.

Yapı: Memluk sultanı tarafından yaptırılmıştır.

Brezilya Foz do

Brezilya Foz do

Yazıya başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum. Ben daha önce Amerika’da Niagara şelalesini gördüm, ama inanın bu şelaleler Niagara’dan daha heybetli ve muhteşem görünüm veriyor. Yani, fırsat bulanların, her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği bu bölgeyi mutlaka görmesini öneriyorum.

Brezilya Foz do

 

Evet, Foz Do şehri: Brezilya ülkesinde en büyük 7. şehirdir. Şehir çok miktarda çeşitli etnik gurupları barındırmasıyla bilinir. Şehirde: İtalyan, Portekiz, Lübnan, Çin, Paraguay, Arjantinliler yaşamaktadırlar ve bunlara topluca “iguaçuenses” denilir. Evet şehirde 72 etnik gurup bulunduğu söyleniyor.

Ancak, bu şehri dünya üzerinde en güzel turistik yerlerden biri haline getiren Iguaçu Şelalesidir. Iğuaçu Ulusal Parkı “Dünya Kültür Mirası” olarak belirlenmiş ve doğal zenginlikleriyle rakipsizdir.

Şehrin nüfusu 2010 yılı sayımlarına göre: 256.088 kişidir. Brezilya’nın en büyük sınır nüfusuna sahip şehridir. Şehir: Brezilya, Arjantin ve Paraguay üçlü sınır noktasında bulunmaktadır.

Stratejik konumu nedeniyle, bu metropol alanında, yani 170 km yarıçapındaki alanda, üç ülkeden yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı söyleniyor. Bunlardan 1.2 milyon kişi Parana batı bölgesinde yaşamaktadırlar. Bu nedenle, burası ulusal ve uluslar arası turistler için önemli bir destinasyondur.

Şehir: çeşitli anketlerde, Brezilya’nın yabancı ziyaretçiler için en popüler ikinci destinasyonu olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca uluslar arası kongre ve Toplantı Derneğine göre: ulusal ve uluslar arası etkinlikler ve turizm açısından, Brezilya’nın beş büyük şehrinden biri olarak kabul edilmektedir.

Şehir 23.000 yatak kapasitesiyle Brezilyalı 6 büyük otel kümesine ev sahipliği yapmaktadır. Ülkenin en iyi altyapılarından birine sahiptir. Onun kongre merkezleri aynı anda 40.000 kişiyi alabilmektedir. CNN ABD tarafından, dünyanın 14 en romantik yerlerinden birisi seçilmiştir.

Ama tabii şehrin ve bölgenin en önemli özelliği: Iguaçu Falls şelaleleridir ve bunlar yılda 5 milyon turist ağırlar. Bu ziyaretçiler, şelaleleri gezmek yanında, Paraguay Ciudad del Este alışveriş bölgesine de geçerler. Brezilyalı orta sınıf insanlar, bizde de İstanbul’da Rusların yaptı gibi, Paraguay tarafındaki Ciudad del Este alışveriş merkezinden çanta ile alışveriş yaparlar.

Ayrıca: Brezilya ve Arjantin tarafında bulunan Iguaçu Milli Parkı, yılda 2.5 milyon turist ağırlar.

Dünya üzerinde en büyük, temiz ve yenilenebilir enerji jeneratörü de bu şehirdedir. Itaipu Binational hidroelektrik santralı: bir mühendislik harikasıdır.

Gelelim alışverişe: Foz do Iguaçu ticaret ve alışveriş merkezi: 3 katlı ve 61.000 metre karelik alanı kapsamaktadır ve burada 140 mağaza, 4 sinema ve bir süpermarket bulunmaktadır. Burada ulusal ve uluslar arası birçok markanın malları satılır. Şehir merkezinde de kayda değer mağazalar bulunur.

Hugo Boss, Zegna, Disel gibi uluslar arası markalar yanında, Forum ve Zoomp gibi ulusal markalar da bu mağazalarda sunulmaktadır. Modas Alice: hazır giyim ve giyim tasarımları sunar.

Ayakkabı ve çanta için Keiko, Datelli ve Calçados Rosa tercih edilir. Bambina ise, kadın giyiminde öne çıkar. Colcci: kadın giyim, çanta ve aksesuar, Sadi ise erkek giyiminde popülerdir.

 

İklim

Şehir deniz seviyesinden fazla yüksek olmadığından (173 metre) iklim genellikle sıcak veya ılıktır. İlkbahar ve yaz aylarında bazen yağış görülebilir. Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklıklar görülür.

 

Gece Hayatı

Şehirde halk gayet neşelidir ve gece hayatını seviyorlar. Şehirde: yerel ve Latin Amerika folkloru üzerine tipik şovlar sergileniyor.

Ipora Lenda

Bu bir tür gösteridir ve dans, müzik ve çeşitli renklerin karışımıdır. Dansçılar, müzisyenler ve şarkıcılar olmak üzere sahnede 50 civarında kişi toplanır. Gösteri esnasında müzikal bir yolculuğa çıkılır ve Kuzey ve Kuzeydoğu ile Rio de janeiro canniness kültürü esintileri düzenlenen etkinlikler ile izleyicilere yansıtılır. Gösteriler Cumartesi ve Pazartesi günleri arasında, her gün saat 20.00’de Avenida das Cataratas bölgesinde izlenebilir.

Churrascaria Rafain Show

Brezilya, Paraguay ve Arjantin, Amerika ve Karaipler ve diğer ülkelerin ulusal folklörleri harmanlanarak tanzim edilen bir müzik ve dans gösterisidir. Gösterinin sürdüğü 2 saat boyunca, büfe hizmeti sürdürülmektedir. Büfeden: dondurma, salatalar, sıcak yemekler ve tatlı servisi yapılmaktadır.

Oba-Oba Bottega Samba Show

Foz şehrinde: Rio de Janeiro tarzı Afro-Brezilya kültürü samba şovuda izlenebilir. Bu gösteride, yaklaşık 30 sanatçı ülkede bir numaralı gösteri olan samba danslarını sunuyorlar.

Ono Teatro Bar

Burası 3000 kişi kapasiteli bir gösteri mekanıdır. Burada ulusal ve uluslar arası isimler canlı performans sergiliyorlar. Ayrıca: kurumsal etkinlikler, moda gösterileri ve ticaret ve kültürel sergiler düzenleniyor.

 

ŞEHİRDE GEZİLECEK YERLER

Brezilya Foz do 34.Motorlu Piyade Taburu-34 Battalion Infantry

34.Motorlu Piyade Taburu-34 Battalion Infantry

Burası bölgedeki ilk bağımsız şirketin: askeri birliğidir ve 13 Mayıs 1932 tarihinde kurulmuştur. Tabur 1980 yılına kadar şehirde sürekli olarak kalmıştır. Taburun bulunduğu alan şehir merkezindeki 8 hektarlık alanı kaplamaktadır.

 

Gatulio Vargas Square

Bu meydan: 1973 yılında Belediye Başkanı Tercio Alves Albuquerque zamanında açılmıştır. Meydanda: Iguazuenseli sanatçı Giovanni Vıssotto tarafından yapılan “Vargas” büstü bulunmaktadır. Büst üzerinde çalışırken sanatçı büstün çene bölümünü kırmıştır. Daha sonra Parana nehrinden alınan bir taş yeniden oyulmuş ve bu mükemmellik elde edilmiş, kırılma olmamıştır.

Brezilya Foz do The Old Casino Hotel

The Old Casino Hotel

Burası 1936 yılında mühendis Raul Mesquita tarafından tasarlanmıştır. İnşaatın yapımı 1938-1939 yılları arasında sürmüştür. Şehre gelen ünlü konuklara ev sahipliği yapan otel, günümüzde Parana Turismo bölgesel merkezi olarak kullanılmaktadır.

Brezilya Foz do Bartolomeu Mitre School

Bartolomeu Mitre School

Okul vali Caetano Muhhoz da Rocha tarafından 1927 yılında kurulmuştur. 1930 yılında “Üçlü İttifak Savaşı” sırasında Paraguay birliklerinin Brezilya topraklarını istilasını cesur Arjantinli Bartolomeu Mitre ve bu öncü okulda kurulan gurup engellemiştir. 2001 yılında okul büyük bir restorasyon çalışmasına tabi tutulmuş ve günümüzde yerel toplulukların buluşma noktası olarak kullanılmaktadır.

Brezilya Foz do The Mosque-İbn-Hattab Cabii

The Mosque-İbn-Hattab Cabii

Burası Foz şehrindeki Müslümanlar için bir ibadet yeridir. Caminin temeli 1981 yılında atılmış ve cami 1983 yılında açılmıştır. Onun mimarisinde Kudüs şehrinde bulunan Al Akssa cami ilham kaynağı olmuştur. Minaresinin yüksekliği 31 metredir ve uzaklardan bile görülebilir.
Burası Latin Amerika’nın en büyük camisidir.

Brezilya Foz do Gresfi

Gresfi

Burası 1933 yılında açılan Iguaçu Askeri Hava alanıdır. Alanın açılışı 1 Nisan 1936 tarihinde yapılmıştır. Ama sadece 1938 yılında Panam şirketine ait bir yolcu uçağı inmiştir. Takip eden süreçte Henry Fonda, Grace Moore gibi seçkin konuklar bu havaalanı üzerinden bölgeyi ziyarete gelmişlerdir.

Brezilya Foz do Coart

Coart

1978 tarihinde açılan bu mekan, bölgenin el sanatlarını ve kültürünü korumak ve yaymak için düzenlenmiştir. Burada üretilen çömlekler, güzellik ve kaliteleriyle Brezilya’nın en iyileridir. Ayrıca porselen ve cam gibi geri dönüşüm malzemeleri de diğer teknikler kullanılarak üretilmektedir.

 

Agro School

Bu okul kamu eğitimi için 1953 yılında açılmıştır. Şehrin büyük bir alanına sahip okul uzun süre özellikle tarım alanında profesyonel üreticiler yetiştirilmesinde kullanılmıştır.

Brezilya Foz do Dreamland Wax Museum
Brezilya Foz do Dreamland Wax Museum

 

Dreamland Wax Museum

2014 yılında açılan bu mekanda: aileler için çeşitli aktiviteler ve özellikle çocuklar ve gençler için kültürel ve eğlenceye yönelik etkinlikler bulunmaktadır. Burada: Balmumu müzesinde: İngiltere Kraliçesi Elizabeth II, Madonna, Amy Winehouse, Elvis Presley, Pele, Clint Eastwood, Marlyn Monroe, Michael Jackson gibi ünlülerin balmumu heykelleri sergileniyor.

4 katlı binada: 20 dinazor figürü bulunuyor. Bunların boyu, ağzından kuyruğuna kadar 23 metredir. Tyrannosaurus Rex denilen ve bitki örtüsü ile dolu olan alanda “Dinozorlar Vadisi” bulunmaktadır. Dinazorlar vadisi, hayvanların bütün sesleri ve robotik hareketleriyle canlanmaktadır. Kuyrukları, boyunları, ağızları ve gözleri hareket etmektedir.

Brezilya Foz do Brezilya Avenue-Caddesi

Brezilya Avenue-Caddesi

Burası şehrin ana caddesidir. Ayrıca açık bir alışveriş merkezidir. Başlangıçta caddenin adı “Rua Botafogo” imiş. Ancak 50 yıl sonra “Brezilya caddesi” olarak isimlendirilmiştir. Şehrin ana binaları olan ilk Brezilya oteli (HSBC) ve ilk sinema (Cine Star-1956 yılı) bu cadde üzerindedir.

1946 yılında bu cadde üzerinde yalnızca iki araba dolaşıyormuş. Bunlar: Schinke ailesinin Crysler 38 ve Mate Laranjeiras markalı arabalardır.

 

Bölgedeki Casinolar

Foz do Iguaçu gecelerinde, en büyük casino mekanları: Puerto Iguazu (Arjantin) ve Ciudad del Este (Paraguay) bölümlerinde bulunmaktadır ve bunlara kolaylıkla ulaşılır. Bu casinolara transfer hizmetleri otel veya özel şirketler tarafından sunulmaktadır. 1950 yılından sonra Brezilya’da casino yasaklanmıştır.

Casino Iguazu

Burada: rulet, blackjack, poker, bakara ve zar oyun alanları ve Avrupa standartlarında slot makineleri çeşitleri görülür. Zorlu oyuncular için VIP odaları vardır.
Yalnız buranın aşırı pahalı olduğunu unutmamak gerekir. Bir pizza 78 peso yani yaklaşık 30 dolardır. Ayrıca cep telefonu ile fotoğraf çekmek yasaktır.

 

MİLLİ PARK ALANI

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınan park alanında: çeşitli yürüyüş yolları ve şelaleleri izlemek için değişik bakış açısı sunan gözlem yerleri vardır. Şelalelerin bulunduğu milli park alanı: Brezilya tarafında Iguazu otobanına ve Foz do şehrine 15 km uzaklıktadır.

Arjantin tarafında ise Puerto Iguazu şehrine 23 km uzaklıktadır.
Taksiyle Foz Do şehrinden buraya ulaşmak isterseniz yolculuk 15 dakika sürer. Otobüs düşünürseniz yolculuk 30 dakika sürer ve 2.85 dolar ücret ödenir.

Park alanında en büyük su hacmi, yılın Aralık-Ocak aylarında görülür.

Park alanında: otobüs ile 1200 metre uzunluğunda ve nefes kesici manzaralar izlenen bir doğal geçit turu yapılır. Bu çift katlı otobüs 72 yolcu kapasitelidir. Flora, fauna, dev şelaleler ve gökyüzünde çaprazlama renkli gökkuşağı arasında Iguaçu ve çevresinde dünyanın en güzel gezilerinden birini yapmak mümkündür.

Şelale ötesinde, park alanı birçok bitki ve kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Çam ağaçları ve orkideler ile papağanlar ve makak maymunları görülür. Yalnız bu maymunlara dikkat etmeniz önerilir, çünkü çanta veya torbalardan gıda veya parlak cisimleri çalıyorlar.

Parkın Arjantin tarafında: ulaşım araçları otobüs ve tren olmak üzere iki devrelidir. Yürüyüş yolları 1700 metre boyunca uzanır. 650 metre yükseklikteki gözlem yerinden tüm şelalelerin düşmesi görülebilir.

Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ
Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ
Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ
Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ

 

IGUAÇU ŞELALELERİ

Şelaleler Dünyanın Yedi Doğal Harikasından biri olarak seçilmiştir ve 1549 yılında İspanyol kaşif Cabeza de Vace tarafından bulunmuştur. 1860 yılına kadar bölge: Brezilya ve Paraguay arasında tartışmalı bölge statüsünde kalmıştır. Ama yine bu tarihlerde yapılan çatışmalarda Paraguaylılar yenilmiş ve şelalenin bulunduğu yer Brezilya toprakları olarak kabul edilmiştir.

1897 yılına kadar bölge ıssızlığını korumuştur. Bölge daha çok yabancılar ve özellikle Arjantinlilerin ilgisini çekmiştir. 1916 yılından itibaren, Brezilya hükümeti bölgeye daha çok önem vermeye başlamıştır. 1939 yılında bölgede “Parque Nacional do Iguaçı” parkı oluşturulmuştur. 1945 yılında bölgede “Foz Do” şehri kurulmaya başlamış ve 1960’ların sonundaki ekonomik kalkınma sonucunda şehir hızla gelişmiştir.

Arjantin-Brezilya sınırını oluşturan Iguaçu nehri: falls bölümünde 1200 metre genişliğe ulaşır ve Şeytan boğazında 65 metrelik bir kanala gelir. Brezilya topraklarında şelalenin toplam genişliği yaklaşık 800 metredir. Arjantin tarafında ise 1900 metredir.

Düşme yüksekliği nehrin akışına bağlı olarak 40 ile 80 metre arasındadır. Nehrin ortalama debisi saniyede 500 metre küptür. Taşkın zamanlarında bu oran saniyede 8500 metre küpe kadar çıkmaktadır. Suyun en yoğun olduğu tarihler Ekim-Mart ayları arasındaki dönemdir.

19 ana düşme bölümü vardır. Bunların 5 tanesi Brezilya tarafındadır. 14 tanesi ise Arjantin tarafındadır. Düşme en iyi Brezilya tarafında gözlemlenmektedir.

Evet şelalelerin görülmesi için çeşitli turlar düzenlenmektedir. Bu şelaleler her yıl 1 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir.
Burayı ziyarete gitmek isteyenler, yanlarında mutlaka yağmurluk ve yedek ayakkabı bulundurmalıdırlar.

Brezilya Foz do Falls Rappel
Brezilya Foz do Falls Rappel

 

Falls Rappel

Iguacu’da büyük bir macera yaşamak isteyenler için bunu denemek gerekir. Ziyaretçi: Iguazu nehri kenarında, Rappel Platformuna, ormanda maceralı bir yolculuk yapıyor. Bir iz boyunca, askıda köprüde yürünüyor.

55 metre tırmanış var. Adrenalin dolu bu turu, kendisine güvenenlerin mutlaka denemesini öneririm. İpler ve emniyet ekipmanları gayet güvenlidir ve bir defada en fazla iki kişi için uygulanıyor. Süre yaklaşık 30 dakikadır.

Rahat kıyafetler ve ayakkabı giymek şarttır. Yaş aralığı var: 7 yaşından büyükler ve 1.30 cm den daha uzun boylular kullanabiliyor.

Brezilya Foz do Macuco Safari
Brezilya Foz do Macuco Safari

 

Macuco Safari

Bu safari turu, turistler tarafından yoğun olarak tercih edilir. Tur şelale yakınlarında büyük bir final ile heyecan dorukta sonuçlanıyor. Tur bu tur için yapılmış elektrikli araçlar tarafından çekilen vagonlar ile başlıyor ve biniş kapısına gidiliyor. Iguazu nehrinin sağ kıyısında bulunan bir platformdan botlara biniliyor. Video kameralar ve fotoğraf makinelerini korumak için plastik torbalar veriliyor.

3 km boyunca, 5 metrelik şişme botlarla yapılan yoğun ve güzel flora ile harmanlanmış nadir yerel fauna gözlemlemek mümkündür. Bu tekneler: 25 kişi kapasiteli ve her biri 150 bg motor ile donatılmıştır ve Iguazu nehrinin akıntısını yenmek için yalnızca kürek çekmek yeterli olmamaktadır.

Tekne birkaç dakika durdurulduğunda, yolcular manzaranın tadını çıkarır ve fotoğraf çekerler. Ayrıca, Arjantin tarafındaki şelale de görülebilir. Tekne bazalt kayalardan aşağıya sağır edici bir ses tonuyla düşen suların yani şelalenin bulunduğu yere yaklaştığında heyecan doruklara ulaşır.

Gezinin en heyecanlı kısmı buradadır. Tekne pilotu ustaca manevralar yaparak yolcuları bazen duş yaptırır ve şelaleye yaklaştıkça heyecanla gelen tepkiler artar, sonuç olarak yılın en az 8 aylık bölümündeki yaz sıcaklarında bu yolculuk gayet serinleticidir. Sırılsıklam giysiler ile, 3-4 duş sonrasında, 1.5 saatin ardından maceralı yolculuk biter.

Ayrıca, yine yolculuk boyunca yaban hayatını de izleyebilirsiniz. Ayrıca yüzyıllık ağaçlar ve orkideler ilgi çekiyor. Iguazu’ya ulaşmadan önce son 600 metre yürüyerek geçiliyor.
Farklı bir açıdan şelaleleri görmek isteyenler bu tura katılmalıdırlar.

 

Trilha Poço Preto

Park alanı içindeki bu 9 km lik tur: daha çok ekolojik özellikler taşır. Tur yalnız yürüyerek veya bisikletle yapılır. Ormanın panaromik manzarasına sahip 10 metre yükseklikteki sığınaktan geçilir ve bir asma köprü ile devam eder.

 

Trilha das Bananeiras

1.6 km.lik bu ekolojik tur: park alanı içindeki en güzel turlardandır. Yürüyerek veya özel jeeplerle, özel rehberler eşliğinde yapılır. Turda parkın fauna ve florasını görmek mümkündür. Ziyaretçiler su kuşlarını görürler, küçük lagünler gezilir.

 

Canion Iguaçu

Milli park alanı içindeki bu turda: Kanyon içinde halatlar ile ağaçlara tırmanma, Iguaçu nehrinde rafting, 55 metre yükseklikteki rappel ve Falls panaromik manzaralı büyük kaya duvarlara tırmanış gibi etkinlikleri düzenler. Tüm etkinliklerde profesyonel rehberler nezaret ederler.

 

Itaipu Binacional

Elektrik üretiminde dünyanın bu en büyük tesisini görmek için, panoramik manzaralı baraj turuna katılmak gerekir. Bu turda: karmaşık eko-müze, Biyolojik sığınma ve Astronomik Hub gibi yerler görülür.

Brezilya Foz do BARAJ VE  SANTRAL
Brezilya Foz do BARAJ VE  SANTRAL

 

BARAJ VE  SANTRAL

Itaipu Dam barajı: çok ihtişamlıdır ve Parana nehri üzerinde, şelalelere 38 km uzaklıktadır.

Dev barajın uzunluğu 7919 metre ve yüksekliği 196 metredir. Yükseklik 65 katlı bina yüksekliğine eşdeğerdir. Baraj inşaatında: Rio de Janeiro şehrindeki Maracana gibi 210 tane stadyum inşa edilebilecek kapasitede beton kullanılmıştır. (12.3 milyon metre küp) Kullanılan demir-çelik ile, Paris-Eyfel kulesinden 380 tane yapılabilirmiş.

1350 km karelik rezervuar: Brezilya ve Paraguay için elektrik üretir. Daha önce Brezilya tarafı harap bir alan iken, tarım uygulamaları ile rezervuar koruma alanına 20 milyondan fazla yerli ağaç fidanı dikilmiş ve böylece hidroelektrik sahasında dünyanın en büyük ağaçlandırma projesi başlatılmıştır.

Burası Brezilyalılar ve Paraguaylılar için gurur kaynağıdır, çünkü temiz, yenilenebilir enerji üretilmektedir.

Parana nehri üzerindeki bu baraj: enerji üretiminde dünyanın en büyük 20. hidroelektrik santralıdır. Burada üretilen enerjinin % 20’lik bölümü Brezilya ve % 80’lik bölümü Paraguay’da tüketilmektedir.

Hidroelektrik santrali, hem Brezilya ve hem de Paraguay tarafındadır ve 1977 yılından bu yana 16 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Özellikle baraj aydınlatması ilgi görmektedir. Baraj: kademeli reflektör ve lambalar ile aydınlatılır. Işıkları kontrast ve gece karanlığında, hidroelektrik santralı daha büyük görünür.

Buraya yapılan özel turda: panoramik manzaralarının görülmesine ilave olarak: barajı oluşturan görkemli beton mimarinin detaylarına daha yakından bakılmaktadır. 65 katlı binaya eşdeğer yükseklikten, saniyede 700.000 litre su aktığında: bulunduğunuz yerde bir titreşim hissedeceksiniz.

Elektrik üretim fabrikasının kontrol odasında: Brezilyalı ve Paraguaylı teknisyenler görülüyor. Buradaki bir türbinin yalnızca 2.5 milyon evin elektrik ihtiyacını karşıladığı söyleniyor.

 

Porto Katamaran

Itaipu barajının geniş göletindeki sakin sularda katamaran gemisi ile gezi düzenlenmektedir. Tur yaklaşık 1 saatten biraz fazla sürmektedir. Günde 4 gezi düzenlenmektedir. Cuma ve Cumartesi günleri, baraj aydınlatıldıktan sonra gece gezileri de düzenlenmektedir. 35 metre uzunluğundaki teknede, bir seferde en fazla 200 kişi yolcu olarak alınmaktadır.

Brezilya Foz do Biyolojik Sanctuary Bela Vista
Brezilya Foz do Biyolojik Sanctuary Bela Vista

 

Biyolojik Sanctuary Bela Vista

Burası 1970’lerde oluşturulmuş bir hayvan koruma ünitesidir ve rezervuarın biriken suları sonucunda hayvanlar için bir ev/yaşama ortamı sağlanmaya çalışılmıştır.
Burası: yabani hayvanların üreteme ortamı ve orman türleri fide üretimi çalışmaları dahil, flora ve fauna çalışmaları merkezidir.

Yemyeşil orman boyunca, burada 2 km lik yürüyüş yolunda yürüyüş yapabilirsiniz. Yürüyüş yaklaşık 2 saat sürer ama uygun ayakkabı giymeniz önerilir.

Burayı ziyaret ederseniz Itaipu gölünün oluşumundan beri, burada korunan birçok hayvanı görebilirsiniz. Ayrıca 950’den fazla bitki türü de görülür. Hayvanlar arasında bulunanlar: timsah, atmaca, kral akbaba, rakun, kırmızı papağan, kaplumbağa, baykuş, yılan ve çeşitli maymun türleridir. Bir cam duvarın ardından jaguarları da görebilirsiniz.

26 metre yükseklikte, 3.5 metre çapında ve yaklaşık 300 yaşında olan Angico ağaçları ilgi çekmektedir.

Brezilya Foz do Eko Müze

 

Eko Müze

Itaipu Hidroelektrik santralı ve bölgedeki tüm tarihi ve ekolojisi bu müzede yansıtılmaktadır.
Müze sergileri, ziyaretçileri hem heyecanlandırmak ve hem de bilgilendirmek için düzenlenmektedir ve sürekli yenilenmektedir. Müzede dünya ile ilgili arkeolojik ve paleontolojik sahnelere ait görüntüler bulunur.

Müze gezisinde, ziyaretçiler tur süresince, çevrenin korunması için Itaipu tarafından tasarlanan projeler ve santralın nasıl çevreye duyarlı inşa edildiğine şahit olacaklardır. Ayrıca yine burada santraldeki türbinlerden birinin ekseninin kopyası bulunur.

Ayrıca yine müze içinde, Itaipu gölü ve havzanın büyük ölçekli modeli üzerindeki cam panoda yürüyebilirsiniz. Brezilya ve Paraguay ülkelerini birbirine bağlayan yerli kültürünün tarihini öğrenebilirsiniz ve yine burada çağdaş sanat sergileri düzenlenmektedir.

Brezilya Foz do Astronomi Hub

 

Astronomi Hub

Itaipu Santralı Tourist Complex alanında “Karadağ Filho Astronomi Gözlemevi” bulunmaktadır. Burada: takımyıldızları ve gezegenleri gözlemlemek mümkündür. Burada: bir teknoloji parkı, Astronomi gözlemevi ve planetaryum bulunmaktadır. Gözlemevine 10 dakikalık bir yolculukla ulaşılıyor.

Tura seans başına 73 kişi alınmaktadır.

Planetaryum’da: 11 metre çapında ve 8 metre yüksekliğindeki kubbede, sanal gökyüzü gözlemlenmektedir. Projeksiyon ile gözlemci yani ziyaretçilere gökyüzü simüle edilmektedir. Yani gökyüzü yansıtılmaktadır. Işıklar kapatılır ve projeksiyon ile kubbedeki ekranda sanal gökyüzü oluşturulmaktadır.

Müzede: meteorların parçaları, uzay sondaları kopyaları, gezegenlerin küreler ve astronomi prototipleri ve teleskopları görmek mümkündür.

Brezilya Foz do Elektrikli Araç Test Sürüşü

 

Elektrikli Araç Test Sürüşü

Itaipu Fabrikası bünyesinde üretilen temiz ve sessiz olan bu prototip elektrikli araç: tüm teknolojiyi tanımak açısından ziyaretçilere kullandırılmaktadır. Bu tur yaklaşık 20 km dir ve fabrika yolunda atılır. Bir eğitmen tarafından eskort hizmeti verilir, 1 sürücü ve 2 misafir araca binebilir.

Brezilya Foz do Şeytan Boğazı
Brezilya Foz do Şeytan Boğazı
Brezilya Foz do Şeytan Boğazı

 

Şeytan Boğazı

Evet, Iguaçu nehri: falls bölümünde 1200 metre genişlikte iken, burada 65 metrelik bir kanalda akar.
Burası hem yolları hem de heyecan verici görüntüsü ile öne çıkmaktadır. Şelaleler içinde en fazla düşüş yüksekliği buradadır ve 97 metredir. Yani burası bölgenin en etkileyici yeridir.

Brezilya Foz do Kuş Parkı
Brezilya Foz do Kuş Parkı

 

Kuş Parkı

Kuş Parkı: Iguazu Milli Parkı girişinde, Iguazu Falls yakınlarında, dünyanın en cazip yerlerinden birinde yer almaktadır. Subtropikal ormanlar ile uyumlu yapılan kuş kafeslerinde uçan nadir ve renkli kuşları hayranlıkla izlemek mümkündür.

Park 1994 yılında Dennis ve Anna Croukamp tarafından düzenlenmiş ve günümüzde 1400 metrelik yürüyüş yolu boyunca 150 farklı türden, 900’ün üzerinde kuş görmek mümkündür. Bu 1400 metrelik parkur üzerinde: kuşlar alanı, sürüngenler alanı ve kelebek bahçesi görülür.

Pantanal bölümünde, kuşlarla ziyaretçiler yakın olmaktadırlar ve bu bölümde fotoğraf çektirmelisiniz. Aviary ve Afrika Savana bölümlerinde: egzotik renkleri ve nadir türleriyle kuşlar, ziyaretçilerin hayranlığına neden olurlar. Olağanüstü kuşlar yanında, park alanında yılan, kertenkele ve kelebeklerin bulunduğu bölümler de ziyaretçiler tarafından ilgi görmektedir. Tek kural, park alanı içinde dolaşırken sakince dolaşmak ve kuşları ürkütmemektir. Özellikle papağanlar ilgi çekiyor.

Ayrıca park alanında bazı türlerin üremeleri için çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Flamingo kuş kafesleri: aynalarla kaplanmıştır. Çünkü: bu kuşa, nüfusunun çok büyük olduğu izlenimi verilmek istenilmektedir. Flamingolar: büyük sürüler halindeyken üremeyi tercih ederler. Burada birey sayısı az olduğundan, aynalarla kuşlar kendilerini büyük sürüler arasında hissederler.

 

Dostluk Köprüsü

Buradan Paraguay ülkesinin Ciudal del Este şehrine geçebilirsiniz. Bu şehirdeki alışveriş mekanlarında özellikle içecek ve parfüm ucuzdur.

 

Three Landmarks

Brezilya, Paraguay ve Arjantin sınırında bulunan bu anıt, 20 Temmuz 1903 tarihinde açılmıştır. Bir eşkenar üçgen şeklindeki dikilitaş , yeşil-sarı ve ulusal renklerle yani her ülkenin işaretleri ve bayrakları renklerine boyanmıştır. Anıtın bulunduğu yerden: Parana nehri ve üç komşu ülkenin bazı muhteşem manzaralarını izlemek mümkündür.

Brezilya Foz do Foz Budist Tapınağı
Brezilya Foz do Foz Budist Tapınağı

 

Foz Budist Tapınağı

Parana nehri kıyısındadır ve Iguazu üçlü sınırında Çin toplumu tarafından inşa edilmiştir. Tapınak 50 hektarlık geniş bir alana yayılır ve Latin Amerika’daki Budist çalışma ve meditasyon için en büyük merkezlerden birisi olarak kabul edilir. Tapınakta 7 metre boyundaki Buda heykeli ilgi çekmektedir. Bina 2 katlıdır. Tapınakla uyumlu olarak park alanında çeşitli heykeller bulunmaktadır.

Brezilya Foz do Burtoni Müzesi

Burtoni Müzesi

Tur: 40 yolcu kapasiteli Iguaçu Explorer yatı ile başlar. Yat: kapalı kabinli ve güvertelidir. Tekne: Burtoni Müzesine ulaşmak için Parana nehri üzerinde 40 dakikalık bir yolculuk yapar.

Müzeye geldiğinizde: İsviçreli bilim adamı Moises Burtoni’nin yaşamı ve çalışmalarını yaptığı iki büyük ahşap ev göreceksiniz. Moises Burtoni: 19. yüzyıl Avrupa siyasi ve sosyal ortamında, 1857-1929 yılları arasında yaşamıştır.

Bu yaşamında, ünlü İsviçreli araştırmacı, Arjantin’e taşınır ve daha sonra botanikçi hayatının en güzel anlarını burada yaşamış ve çalışmalarını ölümsüzleştirmiştir. Kendisi: botanik, Etnografya ve Guarani dili üzerine ve ayrıca zooloji, entomoloji, meteoroloji, tarım ve biyoloji alanlarında önemli çalışmalar yapmış ve başarılar kazanmıştır.

Evet, bu evlerde, sayısız kitap, bilimsel nesneler ve Moises Bertoni’nin eserleri sergilenmektedir. Bölgede ise egzotik bitkiler görülür. Buna ek olarak: Burtoni aile mezarlığı ve sitenin çevresinde yaşayan kabileler tarafından yerli el sanatlarının satıldığı yerleri de ziyaret edebilirsiniz.

 

Ciudad Del Este Alışveriş Merkezi

Bölgeyi ziyaret eden Brezilyalı turistler özellikle Paraguay bölgesindeki bu alışveriş merkezine mutlaka uğramaktadırlar. Söylenenlere göre: burası Miami ve Honk Kong arkasından dünyanın üçüncü en işlek ticaret ve alışveriş merkezidir. Brezilyalı turistler Paraguay’dan 300 dolarlık vergisiz alışveriş yapabiliyorlar.

Alışveriş bu tutarı aşıyorsa, vergi ödemek zorunda kalıyorlar.

Evet burası ülkenin alışveriş cenneti olarak kabul edilir. Alışveriş merkezi “Ciudad del Est” girişinde bulunmaktadır ve erişim kolaydır. Burada: elektronik, bilgisayar oyunları, kozmetik, spor ve balıkçılık, oyuncak, çanta, aksesuar ve giysi satan mağazalar, Del Este Mall restoran ve Casino bulunmaktadır.

Del Este Mall ile Iguaza arasında ücretsiz servis bulunuyor. Şehir merkezinden farklı otellerden toplanan yolcular bu ücretsiz servis ile buraya götürülüyorlar.

Brezilya Foz do Duty Free Shop
Brezilya Foz do Duty Free Shop

 

Duty Free Shop

Burası Brezilya ve Arjantin’i birleştiren “Kardeşlik Köprüsü” yanında, serbest bölgededir. Bütün mallar ve ürünler: Brezilya’da satılanlardan daha ucuzdur çünkü vergiden muaftır.

Buradaki dükkanlarda: giysi, bavullar, kozmetik, parfümeri, oyuncak, çikolata, içecek ve pazarda elektronik ürünlerin en iyi markalarını bulup satın alabilirsiniz.

Ayrıca: zeytin, yağ ve peynir gibi ülkenin geleneksel mallarının satıldığı dükkanlar bulunur. Ama buranın en önemli ve popüler ürünleri, Arjantin şaraplarıdır. Alışveriş yaparken, klimalı ortamda, konfor, güvenlik ve huzur hakimdir.

Brezilya Foz do Su Parkı

Su Parkı

Yüksek yaz sıcaklarında, burası turistler için dinlenme ve eğlence noktasıdır. Acquamania Su parkı: 1992 yılında açılmıştır. 20 bin metre karelik alana yapılmıştır. Alanda 7 havuz bulunmaktadır. Havuzlar her yaş için adrenalin dolu eğlenceler sunmaktadır. Kaydıraklar 22 metre ile 200 metre arasındaki uzunluktadır.

Brezilya Rio da Janairo

Amerika, Brezilya, Salvador