Siirt Pervari

Siirt Pervari

Pervari ilçesinin il merkezi Siirt ile karayolu bağlantısının uzaklığı 96 km dir.

Kış aylarında yoğun kar yağışı nedeniyle, bu yol sık sık kapanır.

Pervari, Van ili arasındaki uzaklık 150 km dir.

TARİHİ

Pervari ve yöresi, 1514 yılında Osmanlı hakimiyeti altına girdi. 1852 yılında Siirt Sancağının Eruh kazasına bağlı bir nahiye olarak görülür. Ne zaman ilçe olduğu bilinmemektedir.

Siirt Pervari

GENEL

İl merkezinin kuzeyindedir.

Yöre son derece dağlıktır, sarp ve derin vadilerle birbirinden ayrılmış kompartımanlar halindedir.

Rakımı 1380 metredir.

Vadilerin ayırdığı bölümlerde, çeşitli yükseklikte ova, plato ve dağlar bulunur.

İlçe halkının başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.

Pervari Balı

PERVARİ BALI

Ama Pervari denilince ilk akla gelen arıcılık ve baldır.

Bal üretimi, yerli kara kovan ballarıyla yapılır.

Yıllık üretim 50-70 ton arasında değişmekte olup, ülkemizde Pervari balı olarak oldukça ünlüdür.

Çünkü diğer ballardan farklı özellikler gösterir.

Normal bal nem oranı yüzde 17.22 iken Pervari balı nem oranı yüzde 13 dür.

Asitlik oranı Pervari balında 11.5 iken, normal balda çok daha düşüktür.

Yine bölgede bol miktarda “Bıttım ağacı” bulunur.

Bıttım ağacı aşılanınca fıstık üretmeye başlar.

Bölgede çok sayıdaki bıttım ağacının aşılanmasıyla, fıstık üretiminin oldukça artacağı değerlendirilmektedir.

 

Pervari

 

GEZİLECEK YERLER

Pervari Çemikari Yaylası-Herekol dağı etekleri

ÇEMİKARİ YAYLASI-HEREKOL DAĞI ETEKLERİ:

Yaklaşık 2047 metre rakımda bulunan bir yayladır.

Bölgede ünlü Pervari Balı üretimi yapılmaktadır, zengin flora ve yüksek rakım nedeniyle kalite açısından öne çıkıyor. Pervarili bal üreticileri, hasattan yaklaşık 4 ay önce zengin floraya sahip Çemikari Yaylasına çıkarlar. Kovanları ayılardan korumak için geceleri nöbet tutarlar. Gündüz ise arı işiyle uğraşırlar. Burada rekolte tahminen 2-3  ton civarındadır. 

Doğa yürüyüşleri, yayla havası ve manzara isteyenler için ideal bir seçenek olarak bazı kaynaklarda belirtilmiştir.   

Pervari Botan Vadisi Milli Parkı

BOTAN VADİSİ-MİLLİ PARK:

Siirt il merkezine 35 km uzaklıktadır. 

Önce: Botan vadisi hakkında bilgi: Botan vadisi, Güneydoğu Torosların Van güneyi dağlarının Nordüz Platosunu batıdan kuşatan Siirt-Hakkari ve Siirt-Van sınırlarını oluşturan yüksek dağlardan kaynağını alıp, Siirt şehrinin 20 km güneydoğusunda Dicle Nehrine karışan Botan çayının oluşturduğu vadi sistemidir. 

Botan Vadisi

Milli Park:

15 Ağustos 2019 tarihinde Türkiye’nin 45’nci Milli Parkı olarak ilan edilmiştir. 

Siirt Merkez, Tillo ve Eruh ilçelerinde bulunan Botan Vadisi, 120 bin dönümden ve 29 km lik güzergahtan oluşmaktadır. Park, Botan çayının oluşturduğu ana ve yan vadileri içine almaktadır. 

Pervari Botan Vadisi

Botan çayının milyonlarca yıl boyunca aşındırmasıyla oluşan kanyon, jeolojik açıdan da büyük önem taşır. 

Botan vadisinde 800’den fazla bitki türü bulunmaktadır. 

Bölgede yaşayan başlıca hayvan türleri: yaban keçileri, vaşak, kızıl tilki, şahin, kartal türleri, kaya kartalıdır. 

Tarihsel olarak da önemlidir. Eski İpek yolu ticaret yolları, mağaralar ve kaya oyma yapılar vadide yer almaktadır. 

Botan Vadisi

Bunlar arasında erken Hıristiyanlık dönemine ait oyma kayalar: Yerlibahçe Kayaboğaz, Kalender ve Koçlu köylerinde kiliseler, Deyr mevkiinde Mor Yakup Manastırı ve Tillo’ya hakim bir tepe üzerindeki Üstad Kalesi önemli yapılardır. 

 

Botan Vadisi Akabe Yolu

Akabe Yolu:

Aşağı Botan vadisi yamaçları boyunca, dünyanın 3 antik yol akabesinden biri olan Siirt Akabe yolu bulunmaktadır. Bu yol,  Asur dönemine ait ticaret yoludur. 3500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Anadolu’yu Mezopotamya ve Suudi Arabistan’a bağlayan bir yoldur. 

İnsan eliyle yapılmış, sarp ve zor geçitlerden oluşan Siirt Akabesi, 6 metre genişliğinde ve yaklaşık 3.5 kilometre uzunluğundadır. Taşlarla döşenmiş olan bu antik yol, doğa yürüyüşleri için oldukça uygun ve ilgi çekicidir. 

Botan Vadisi Akabe Yolu

Botan Nehrinden başlayıp dik bir uçurumdan Siirt’e tırmanan yolun zeminindeki orijinal taş döşemelerin bir kısmı, halen orijinal haliyle yerinde duruyor. Tarihi yol, taşların kaymasını önlemek için, 3 metrede bir yolu paralel kesen taşlar yerleştirilerek inşa edilmiş ve asırlardan beri korunarak günümüze ulaşmıştır.

Bu tarihi yol, Siirt merkezini Botan Vadisi/Çayına bağlar ve başta Irak ile Suriye olmak üzere birçok ülkeye ulaşım sağlar. Arifi Paşa tarafından 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında yazılan Diyarbekir Seyahatnanesine göre, yol o zamanlar kullanılıyormuş.

 

Botan Vadisi Rasıl Hacar Tepesi

Rasıl Hacar Tepesi:

Evet Rasıl Hacar Tepesi, kapsadığı doğal güzellik, Amerika Arizona’daki kanyonlardan çok daha ihtişamlı durmaktadır.

Botan Vadisi Rasıl Hacar Tepesi

Burası, Botan vadisinin en ilgi çekici noktalarından birisidir. 350 metre yüksekliktedir. Burada, MÖ devirlerde dik kireç taşlarının oyulmasıyla yapılmış ve barınma amaçlı kullanıldığı bilinen Taşbaşı Mağarası bulunmaktadır. 

Botan vadisi delikli taş
Botan Vadisi Delikli Taş

Mağaranın hemen yanında, dikine yükselen ve atlama taşı denilen bir kaya ile bir doğa harikası olan Delikli Taş yer alır. 

 

Botan Vadisi Tillo Vadisi Cam Seyir Terası

Tillo vadisi cam seyir terası

Botan vadisinin eşsiz manzarası Tillo ilçesindeki kalenin hakim bir noktasında inşa edilmiş Tillo Kalesi Cam Seyir Terasından da izlenebilmektedir. 

Son bir not: Ilısu barajının su tutmasıyla büyük bir göl oluşacaktır. Tillo kıyısında, milli park çerçevesinde bir vapur iskelesi kurulması planlanıyormuş.

 

Vadideki yapılabilecek etkinlikler:

Botan Vadisi doğa yürüyüşü
Doğa Yürüyüşü:

Vadide, yaya, atlı ve bisikletli doğa yürüyüşleri için oldukça elverişli alanlar bulunmaktadır. Vadinin  tabanı ile dik yamaçlar arasında birçok saha yaya yürüyüşü için elverişli iken, vadi tabanı boyunca ise bisiklet ve atlı doğa yürüyüşleri için son derece uygun sahalar yer almaktadır.

Botan Vadisi Doğa Yürüyüşü

Özellikle Yerlibahçe-Sağlarca köyleri arasında Botan çayı kenarı, bu faaliyetler için oldukça elverişlidir. 

Doğa yürüyüş yolları haritalandırılarak dijital ortama aktarılmıştır. 

 

Dağcılık:

Dağcılık faaliyetleri için çok uygun bir yapıya sahiptir. Sahada eğim derecesi oldukça yüksek diklikler, yamaçlar ve yüksek dağlık sahalar bulunmaktadır. Söz konusu jeomorfolojik oluşumlar profesyonel ve amatör dağcılar için oldukça uygun parkurların oluşmasına yol açmıştır. Özellikle Rasulhacer tepesi, Tillo Kalesi, Çatılı dağı, Dolusalkım, Narsuyu ve Gökçekorur köyleri kuzeyindeki dağlık saha ile vadinin hemen hemen birçok kesininde oluşan dik yamaçlar, dağcılık faaliyetleri için çok büyük bir potansiyele sahiptir. Yörede güçlük derecesi değişebilen çok sayıda tırmanma parkuru bulunmaktadır. 

 

BİSİKLET TURLARI;

Son yıllarda doğa sporları içinde yoğun bir ilgi ve talep gören bisiklet turları, ekoturizm faaliyetlerinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Sahada bisiklet parkurlarına çok uygun, hem tarihi ve kültürel hem de doğal açıdan büyük zenginlik oluşturan güzergahlar bulunmaktadır. Tillo kalesi ile Tillo kasabası arasında kalan saha, Siirt şehri ve yakın çevresi, Botan çayı çevresi, köy yolları, orman içi yollar ve patikalar, bisiklet turları için oldukça uygun sahalardır. 

Botan vadisi yamaç paraşütü
Botan Uçuş Noktası-Yamaç paraşütü:

Birçok derin kanyona sahip olan Botan Vadisinin yaklaşık 3 km kadar genişlediği bir bölgede, yamaç paraşütü yapılmaktadır. Botan Uçuş Noktası, Siirt kent merkezinden arabayla yaklaşık 15 dakika uzaklıktadır. 

Toprak zeminli kalkış pisti deniz seviyesinden 960 metre, vadi tabanındaki iniş noktasından ise 470 metre yüksektedir. 

Özellikle Resulhacer tepesi ve Tillo kalesinin Botan vadisi istikametindeki diklikleri, yamaç paraşütü için olağanüstü güzellikler oluşturmaktadır. 

 

MAĞARA TURİZMİ

Orta ve Aşağı Botan vadisi ve yakın çevresinde, doğal olarak turizm açısından ilgi çekici birçok mağara bulunmaktadır. 

Gökçebağ köyü yakınları, Resulhacer Tepesi dik yamaçları ve Eğence köyü yakınlarında çok sayıda mağara bulunmaktadır. 

Özellikle Resulhacer ve Gökçebağ mağaralarında antik yerleşme izlerine rastlanır ve ekoturizm açısından ilgi çeker. 

Eğlence köyü güneyinde, Botan Çayının hemen kenarında yer alan mağaralarda termal su çıkışları, sağlık turizmi açısından oldukça önemlidir. 

 

YAYLA TURİZMİ

Botan Çayının oluşturduğu vadi sistemi çevresinde çok sayıda plato bulunmaktadır. Plato sahaları üzerinde gelişen yaylacılık, doğal ve beşeri açıdan büyük bir zenginlik barındırır. Çeme Kare, Nur ve Şeref gibi yaylalar, turizm faaliyetler için elverişli sahaları oluşturmaktadır. 

Botan Vadisi Kano
AKARSU TURİZMİ-KANO-RAFTİNG VE BALIKÇILIK

Özellikle rafting faaliyetleri için Botan Çayı, Türkiye’nin en uygun sahalarının başında gelmektedir. Yörede rafting sporu ile ilgilenen profesyoneller, Botan Çayının her mevsim yüksek olan debisi, farklı rapitleri, eğimli ve yüksek akış hızı gibi özellikleri, rafting için olağanüstü bir potansiyel oluşturduğunu ifade ederler. İklim şartlarının da son derece elverişli olması, bu faaliyetlerin yılın tamamında yapılabilmesine imkan sağlar, ancak özellikle Nisan ve Mayıs ayları rafting için çok uygun koşullar yaratır. Yörede: Botan çayının Meydandere, Kayaboğaz, Sağlarca, Sağlarca doğrultusu boyunca akış gösteren kesimleri, rafting için en ideal güzergahlardır. 

Botan çayı, aynı zamanda kano etkinliği içinde son derece elverişlidir. Nehrin birçok yerinde kano için uygun parkurlar bulunmaktadır. Ayrıca Botan çayı üzerinde yer alan Alkumru Baraj gölü, çeşitli su sporlarına ev sahipliği yapacak potansiyele sahiptir. 

Botan çayı aynı zamanda akarsu balıkçılığı bakımından da zengin kaynaklara sahiptir. Nehrin farklı kesimlerinde olta balıkçılığına uygun yerler bulunmaktadır. Botan çayında: sazan, aynalı sazan, turna, kayabalığı, alabalık gibi birçok balık türü olta balıkçılığıyla avlanmaktadır. 

 

 

Pervari Sinebel Vadisi

 

SİNEBEL VADİSİ-MASİRO KANYONU:

Pervari ilçe sınırları içinde bulunan bir kanyondur. Dicle nehri havzasındaki Botan Çayının bir kolu olan Sinebel deresi tarafından oluşturulmuştur. Van, Siirt ve Şırnak illerinin sınırlarında yer alır. 

Pervari Sinebel Vadisi-Masiro Kanyonu

Masiro Kanyonu, özellikle yaz aylarında serinlemek isteyenlerin tercih ettiği bir yerdir. Kanyon yemyeşil bitki örtüsü, serin suları ve temiz havasıyla ünlüdür. Kanyonun bazı bölümleri, dik kayalıklarla çevrili ve geçit vermezken, bazı bölümleri daha rahat ve ormanlık alanlarla kaplıdır. Toplum uzunluğu yaklaşık 12 km dir. 

Pervari Sinebal Vadisi-Masiro Kanyonu

Doğu yürüyüşü, kamp, kaya tırmanışı gibi aktiviteler için uygun bir ortam sunar. 

 

 

Siirt Tillo Aydınlar

Düzce Yığılca

Düzce Yığılca

Düzce il merkezine 38 km. Adapazarı’na 100 km. Ankara’ya 276 km ve İstanbul’a 234 km uzaklıktadır.

Yığılca, Düzce ilinin doğusunda, Kızıltepe’nin güneybatı eteklerinde, Melen nehri kıyısında kurulmuştur.

İlçe toprakları genel olarak dağlıktır. Deniz seviyesinden yüksekliği: 350 metredir.

Düzce Yığılca

En önemli akarsu: Melen ırmağıdır. Irmak Yığılca ilçesi içinden geçer ve Hasanlar Barajına dökülür.

Dağlar sık ormanlarla kaplıdır. Karadeniz iklimine uygun olarak sık ve yeşil orman türleri hakimdir.

Yedigöller Milli Parkı, ilçe merkezine 38 km uzaklıktadır, ancak bu yol stabilizedir ve çok bozuktur.

Düzce Yığılca

TARİHÇE

Bölge 1321-1323 yılları arasında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Orhan Gazi’nin komutanlarından biri, bölgede yığınak yapmış ve İlçenin ismi buradan gelmektedir.

Yörede: Orhan ismini taşıyan bir dağ, bir cami ve ayrıca Redifler isimli bir köyün varlığı, bu tahmini doğrulamaktadır.

Çünkü, Orhan Gazi’nin küçük ordu kuvvetlerine “Redif” ismi verilirdi.

Yığılca 1904 yılında bucak olarak Düzce’ye bağlanır. 1954 yılında ise müstakil ilçe olur. 1999 yılında Düzce ilinin ilçesi olur.

Düzce Yığılca

YIĞILCA ARISI VE BALI

Ülkemizde 56 farklı lokasyondan örnek alınarak yapılan araştırmada: Yığılca arası: vücut iriliği ve organlarının uzunluğu bakımından, diğer illerin arı popülasyonundan farklı bulunmuştur.

Daha sonra sürdürülen araştırma sonuçlarına göre, Yığılca arı ekotipinin genetik ve morfolojik bakımdan farklılığı ortaya koyulmuştur.

Literatüre giren Yığılca ekotipi yüksek bal verimi, çalışkan, kışa dayanıklı ve bölgesine iyi adapte olmuştur.

Yapılan araştırmalara göre: Yığılca’da aracılar dışarıdan ana arı satın almamışlar, 20-30 yıllık bir zaman diliminde atadan, dededen kalma kolonilerin devamlılığı sağlanmıştır.

Yani dışarıdan göç alınmamıştır ve Yığılca’da coğrafi izolasyona bağlı olarak arılar bulunduğu çevreye ve floraya adapte olmuştur.

Yığılca Arıcılık Meslek Yüksek Okulu

YIĞILCA ARICILIK MESLEK YÜKSEK OKULU

Yığılca Tıraşlar Merkez Mahallesindedir.

Düzce Üniversitesi bünyesindedir. Arıcılık alanında eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütmektedir. Okul, arıcılık sektörünün gelişimine katkı sağlamayı hedeflemektedir ve bu alanda nitelikli eleman yetiştirmektedir. 

 

GEZİLECEK YERLER

Yığılca Orhangazi Cuma Camii

 

Yığılca Orhangazi Cuma Camii

ORHANGAZİ CUMA CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Gaziler Köyü mezarlığı yakınındadır. 

300 yıllık olduğu tahmin edilen cami, ahşap kütüklerin birbirine kertilmesiyle, iki katlı olarak yapılmıştır. 

Temeli yatay ahşap kütükler üzerine oturtulmuştur. 

Kare planlı yapı, tek bir ibadet mahallinden oluşmaktadır. 

Caminin son cemaat mahallindeki kapı yüzeyinde, kök boyadan yapılmış kiremit renginde çiçek ve çarkıfelek betimlemeleri bulunur. 

Çarkıfelek arasında oyma tekniğiyle simetrik ay şeklinde süsleme vardır. 

İbadet mahallinde bulunan ve ikinci katı taşıyan, 8 ahşap direk, minber, yer döşemeleri ve pencere söveleri özgündür.

Minaresi bulunmayan caminin geometrik şekilde biçimlendirilmiş ahşap tavan göbeği bulunmaktadır. 

Kırma çatılıdır. Cami bahçesinde “Şıh İsmail Türbesi” olarak bilinen türbe bulunmaktadır. Bu kişinin caminin buraya yapılmasına vesile olduğu düşünülür.

Ayrıca bölgede isim yapmış kişiler ve mollaların mezarları da vardır.

Eski adı Şıhlar şimdiki adı Aydınyayla Köyünde yaşayıp burada türbesi bulunan Köse İsmail’in Osmanlının kurtuluş yıllarından sora Bekirler Köyündeki Bekir Dede, Aksaklar köyündeki Aksak Dede ile birlikte ilçeye gelen öncü Anadolu erenleri olduğu düşünülmektedir.

Onun için Gaziler köyünün eski adı Şıhlar’a bağlı Köseler Mahallesidir.

1991 yılında Gaziler köyü olup Aydınyayla’dan ayrılmıştır.

Köy muhtarları ve köylüler, Köse İsmail Türbesine sahip çıkıp yeniden yaptırmışlardır. 

Caminin restorasyonu, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılmıştır. 

 

 

Yığılca Paşabükü Dişbudak Ağacı Tabiat Anıtı

PAŞABÜKÜ DİŞBUDAK AĞACI TABİAT ANITI

Kırık köyü, Paşabükü mevkiinde ormanlık alandadır.

Dışbudak ağacı, 110 yaşındadır.

Boyu 46 metre, çapı 1 metre ve çevre genişliği 3 metredir.

Dışbudak ağacı, bulunduğu bölgede bir ekosistem merkezi gibi işliyor. Derin kökleriyle toprağı besliyor, gövdesiyle barınak sağlıyor ve  dallarıyla gölge sunuyor. Onu diğer ağaçlardan ayıran en büyük özelliği ise, doğayla kurduğu uyumlu ilişki. Her bir yaprağında, geçen on yılların izlerini, mevsimlerin döngüsünü ve insan eliyle şekillenen çevresel etkileri görmek mümkündür. 

1000 metre karelik alan Tabiat Anıtı olarak 6 Eylül 2002 tarihinde tescil edilmiştir.

Yığılca Kayadibi Porsuk Ağacı Tabiat Anıtı

KAYADİBİ PORSUK AĞACI TABİAT ANITI

Gökçeağaç köyü, Kayadibi mevkiinde ormanlık alanda yer almaktadır.

Porsuk ağacı: 800 yaşındadır. Boyu 27.5 metre, çapı 1.90 metre, çevre genişliği 4.80 metredir.

1000 metre karelik alan, 2002 yılında Tabiat Anıtı olarak tescil edilmiştir.

Yığılca Sırık yayla göknarı Tabiat Anıtı

SIRIKYAYLA GÖKNARI TABİAT ANITI

Merkez ile Çınardüzü Köyü Odayeri bölgesi Sırıkyayla Mevkiinde ormanlık alanda yer almaktadır. 

Göknar ağacı türü 300 yaşlarında, 70 metre boy, 1.36 metre çap ve 6 metre çevre genişliğine sahiptir. 

1000 metre karelik alan, Tabiat Anıtı olarak 2002 yılında tescil edilmiştir. 

 

 

Yığılca Samandere Şelalesi

SAMANDERE ŞELALESİ

Bulunduğu köye adını veren şelale, tabiat olaylarının meydana getirdiği özellikleri sebebiyle “Tabiat Anıtı” olarak tescil edilmiştir. 

Samandere şelalesinin de bulunduğu 500 m dere boyunca, anıt ağaçlar, üç adet şelale ve bir de cadı kazanı adı verilen derin bölümde tescillidir ve oldukça ilginçtir.

Şelalenin kaynak değeri oluşturmasının yanı sıra oldukça dik kayalık alana sahip alanda karayemiş, şimşir, ıhlamur, adi gürgen, çınar yapraklı akçaağaç, doğu kayını üvez, dağ karaağacı, mor çiçekli orman gülü, ateş dikeni gibi ağaç ve çalı formundaki türlerimizi bakir bir şekilde görmek mümkündür.

Özellikle sonbahar mevsiminde yeşil tonlarıyla şelalenin buluşması, fotoğrafçılar için muhteşem bir manzara sunar. 

Tabiat Anıtı girişinde, giriş kontrol noktası, büfe, manzara seyir noktaları, şelale yürüyüş yolu yer almaktadır. Tabiat anıtı dışında kalan bölümde otopark, çocuk oyun alanı, kır lokantası, tuvalet bulunmaktadır. Alan günübirlik ziyaret edilebilir. 

 

 

Yığılca Saklıkent Şelalesi

SAKLIKENT ŞELALESİ:

İlçe merkezine bağlı Melen Kıyısı Yağcılar Mahallesindedir. Yedigöller yolu güzergahında, Düzce il merkezine 40 km ve Yığılca ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Yeni keşfedilen doğa güzelliklerinden olan Saklıkent şelalesi, trekking ve foto-safari yapmak isteyenler için oldukça uygundur.

Şelale 100 metre yükseklikten dökülür. Çevresi kayın, meşe ve fındık ağaçlarıyla kaplıdır. Böylece doğanın her tonunu görebilirsiniz. Yazın bile suyu soğuk olur. 

Yığılca Saklıkent Şelalesi

Yığılca-Hebeler-Yağcılar-Saklıkent Şelalesi arasında 7 km yürüyüş parkuru vardır.

Orta zorlukta bir parkur olup, dört mevsim yürünebilir.

İyi kondisyona sahip, uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanlar için uygundur.

Yığılca-Yedigöller yolu üzerinde Hebeler köyü sapağından yürüyüşe geçilir. Yer yer çam ve kayın ağaçları ve bağ bahçe arasında geçen bir parkurdur.

Yığılca Saklıkent Şelalesi Peyzaj Projesiyle, gerekli düzenlemeler yapılarak bölgenin piknik ve mesire alanı olarak hareketlenmesi sağlanmıştır. Bölgede bir de alabalık tesisi var. 

 

Yığılca Yoğunpelit Şelalesi

YOĞUNPELİT ŞELALESİ

Yoğunpelit köyündedir. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Yoğunpelit köyü yolu, şelaleye ulaşacak kadar stabilize edilmiştir. 

Şelale: Düzce il merkezine 56 km ve Yığılca ilçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Bulunduğu konum, Yığılca’nın genel doğa turizmi güzergahındaki diğer öğelerle (Saklıkent, Hasanlar Baraj gölü, Sarıkaya Mağarası) sinerjik bir ağ oluşturur. 

Fiziki konumu açısından dağ içi şelale tipiyle tanımlanabilecek bir jeomorfolojik özelliğe sahiptir. Şelale, yüksek eğimli ormanlık bir vadinin iç kısmında, doğal kayalıkların arasından dökülen bir su akışı şeklinde oluşmuştur. Her ne kadar şelalenin düşüş yüksekliği resmi kaynaklarda kesin olarak belirtilmemiş olsa da görsel verilere göre yaklaşık 8-12 metre arasında bir kot farkı bulunmaktadır. 

Şelalenin su akışı, yıl boyunca değişiklik göstermekte olup özellikle ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde maksimum debisine ulaşmaktadır. Karasal ve nemli iklim geçişinin etkili olduğu bölgede, şelalenin beslenme kaynağı dağ içi yeraltı sızıntıları, mevsimlik dereler ve kar erimesiyle artan yüzey akışlarıdır. Bu kaynaklar sayesinde şelale, yılın büyük bir bölümünde aktif akış gösterir ve kurak yaz aylarında dahi tamamen kurumaz.

Doğal taş basamaklar, çevredeki sık orman dokusunun açtığı aralıklarla birlikte şelaleye ulaşımı adeta bir keşif yürüyüşüne dönüştürmektedir. Bu da mekanın sadece bir rekreasyon alanı değil aynı zamanda doğa ile bütünleşmiş bir gözlem alanı olarak kullanılmasını mümkün kılmaktadır. 

 

Bölge doğal güzellikleri açısından zengin bir yapıya sahip olup, trekking, foto-safari, piknik gibi aktiviteler için oldukça uygundur.

Ayrıca: bölge doğal güzellikleri yanında eko-köy potansiyeline sahiptir.

Yığılca Ağlayan Şelale

YILANÇATI KANYONU TABİAT PARKI-GEYİKBELİ KANYONU 

Yığılca ilçesinin Karakaş ve Hoca köyü sınırında, Düzce il merkezine 55 km uzaklıktadır. İlçe merkezine ise 14 km uzaklıktadır. 

Kanyonun olduğu bölge, Yedigöller Milli Parkı ulaşım yolu güzergahında olup, bu güzergahı kullanan ziyaretçilerin kolaylıkla ulaşabileceği ve tercih edeceği bir konumdadır.

Yığılca Yılançatı Kanyonu Tabiat Parkı

2666 dekar büyüklüğündeki kanyon boyunca: ormanlık alan, göknar, kayın, karaçam ve meşe ağaçları, irili ufaklı bir çok gölcük ve şelale ile süslenmiş, seyir noktaları, dinlenme alanlarıyla doğal bitki örtüsü ve berrak akan suları oldukça dikkat çekicidir.

Sahada doğa yürüyüşü, foto safari, günübirlik piknik, olta balıkçılığı, kanyon tırmanışı ve bisiklet gezisi yapmak mümkündür. Keşfedilen 10 adet ağlayan şelale ziyaretçileri bekliyor.

Yığılca Ağlayan Şelale

Ağlayan Şelale:

Yılançatı kanyonunda 7 km uzunluğundaki arazi üzerinde, en yükseği 10 metreden dökülen 10 ayrı ağlayan şelale vardır. 

En büyük şelale, 10 metreden aşağıya süzülüp göz damlası şeklinde akar ve görenleri hayrete düşürür. 

7 km uzunluğundaki arazinin içinde bulunan yirmiye yakın doğal göletler de şelalelere ayrı bir güzellik katıyor. 

Özellikle sonbahar aylarında gezilmeye değer bir cennet niteliği taşımaktadır. 

 

Yığılca Hasanlar Baraj Gölü

HASANLAR BARAJ GÖLÜ

Küçük Melen Çayı üzerinde, 425 Hektar alana kurulmuş olan baraj gölü, Düzce il merkezine 20 km ve Yığılca ilçe merkezine 16 km uzaklıktadır.

Sulama ve taşkın kontrolü amacıyla 1965-1972 yılları arasında kurulmuştur. 

İlçe merkezine girmeden hayranlık uyandıran güzellikteki Hasanlar Barajı, göze sığmayan büyüklükte ve güzellikteki her kıvrımından ve her yüksekliğinden tüm coşku ve güzelliğiyle insanı cezp ediyor.

Alternatif su sporlarının yanı sıra, her yıl geleneksel olarak düzenlenen yelken yarışları, zengin balık kaynakları ile sportif amaçlı olta balıkçılığına müsait kıyıları ile dikkat çekiyor. Kano, yelken, kürek sporları, su bisikleti ve olta balıkçılığı yapılabilir. 

Hasanlar Baraj gölü su sporları festivali:

Her yıl Haziran ayının ikinci haftası düzenlenir. Gerçekleşen aktiviteler şunlardır: Su sporları etkinlikleri, yöresel halk oyunları ve yöresel yemek ikramı.

 

Yığılca Hasanlar Baraj Gölü

Hasanlar köyü-Hasanlar Barajı arasındaki yürüyüş yolu 4 km dir.

Orta zorlukta olup, su içinden geçmek gerekebilir.

Boğazlı yürüyüş ayakkabısı ile dört mevsim yürünebilir.

Sağlıklı her insanın yürüyebileceği bir parkurdur, Düzce-Yığılca yolu üzerinde Hasanlar köyü Orhangazi camisi önünden yürüyüşe başlanır.

Kayın ağaçları arasında yürürken Hasanlar Baraj Gölü’nün muhteşem manzarasını izleyebilir, parkur boyunca karşılaşılan vadi ve kayalıklarda kaya tırmanışı yapabilirsiniz.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

SARIKAYA MAĞARASI

Yığılca ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Sarıkaya köyünün 1.5 km kuzeydoğusundadır.

İçeriye indiğinizde uzun bir merdiven ile tüm mağarası gezebilirsiniz.

Mağara, Batı Karadeniz Bölgesinin en büyük mağarasıdır. İçinde şelaleler ve göletler vardır.

Toplam uzunluğu 717 metredir. Ana galeri uzunluğu 510 metre, genişliği 80 metre, boyu 75 metre, tavan yüksekliği 15-40 metre arasındadır.

Salonda: iki gelişim dönemine ait fosil ve genç damlataş şekilleri bulunmaktadır.

Salonun ortasında, Aksu çayından gelen derenin oluşturduğu küçük bir şelale ve ikinci evreye ait bir kanyon-vadi bulunmaktadır ve ilk oluştuğu bölümden 17 metre ve gittikçe artan bir derinliktedir.

Mağara, yakın çevresinin yüzey sularını toplayarak Aksu Mağarası ile Melen Çayı’na boşaltır.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

Birinci derece doğal sit alanıdır. 2021 yılında tescil edilmiştir. 

Kireçtaşından ve kumtaşlarından derine doğru kazılma ile oluşan Sarıkaya mağarası aynı zamanda bir su geçiş yoludur.

Sarkıt, dikit ve odaları bulunan mağaranın girişi sarmaşıklarla kaplıdır. Kaya tırmanışı, çadır kampı için uygundur.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

Yığılca-Sarıkaya mağarası arasındaki yürüyüş yolu 12 km dir. Yığılca’nın Gökçeağaç köyünden yürüyüşe geçilir. Yer yer çam ağaçları ve bağ bahçe arasında geçen bir parkurdur.

Kolay bir parkur olup iyi kondisyona sahip, uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanlar yürümelidir.

Parkur üzerinde mutlaka görülmesi gereken Sarıkaya Mağarası vardır.

Yığılca Bacaklı Yaylası Gümele Porsuk Ağacı

BACAKLI YAYLASI;

Yığılca ve Alaplı ilçeleri sınırında olan ve ortak kullanılan Bacaklı Yaylası, 4115 yaşında olan Türkiye’nin en yaşlı ağacı Gümele Porsuğuna ev sahipliği yapıyor. Yaylada rakım 1680 metredir. 

 

 

 

Düzce Akçakoca hakkındaki gezi yazım için Akçakoca

Bitlis

Bitlis

Bitlis denilince akla: sigara ve o meşhur ağıt, Bitlis’te beş minare geliyor. Defalarca gittiğim ve bazen de içinden geçtiğim bu şehri: tanıtmak pek zor değil, çünkü küçük bir yer ve her yıl nüfus olarak küçülmeye devam ediyor.

İnsanlar: maalesef, buradan, başka yerlere göçüyorlar. Şehre: Diyarbakır yönünden girdiğinizde, uzun süre, virajlı yollarda ve yeşillikler içinde ilerliyorsunuz, bu virajlı yollarda ürkmemek elde değil, çünkü sürekli viraj ve ıssız yollar. Tatvan bağlantısı ise, dümdüz ve çevresi açık bir yol.

ULAŞIM

Hava yolu ile ulaşım düşünüldüğünde: Van ve Muş hava alanlarının kullanılması gerekmektedir.
Kara yolu ulaşımı açısından, Bitlis ilinin diğer bir kısım ile uzaklığı şöyledir: Bitlis-Van arası uzaklık: 168 km. Bitlis-Muş arası uzaklık: 83 km. Bitlis-Siirt arası uzaklık: 97 km. Bitlis-Batman arası uzaklık: 138 km. Bitlis-Diyarbakır arası uzaklık: 210 km. Bitlis-İstanbul arası uzaklık: 1505 km. Bitlis-Kayseri arası uzaklık: 778 km. Bitlis-Adana arası uzaklık; 637 km. Bitlis-Ankara arası uzaklık: 1097 km. dir.

Bitlis

GENEL

Bitlis, içinden çay akan bir vadide kurulmuştur. Bu çayın çevresinde, bir çok yapı var. Bu derenin taşması durumunda, sanırım bu yapıların hepsi olumsuz etkilenir.

Bitlis yollarında kar

Vadinin tabanından geçen transit yolda seyahat eden bir yabancı, Bitlis’ten geçmiş, yükseklerde bulunan ışıkları merak edince yanındakine sormuş: “ O da, bunlar gökdelenler “ diye cevap vermiş. Yabancı inanmış. Aynen öyle; vadinin yamaçlarındaki binalar arasında bir yerden başka yere gitmek için tırmanıyor veya iniyorsunuz. Bu yüzden olsa gerek, Bitlis’te kilolu insan görmeniz mümkün değil.

Bitlis, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat ve Yukarı Murat bölümlerinin sınırı üzerinde bulunan bir ildir. Şehirde: karasal iklim hüküm sürer. Deniz seviyesinden 1545 metre yükseklikteki bölgeye, kış erken gelir ve geç gider. Kışın çok kar yağar. Yazları ise kısa sürer ve kurak geçer. Yurdumuzun en çok kar yağışı alan bölgesidir.

TARİHİ

Geçmişi: MÖ.2000 yılına kadar uzanan Bitlis’te, Urartu, Asur, Med, Pers, Makedon Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerine ait izlere rastlanır.

Babil’i işgal eden Büyük İskender, ordularıyla birlikte Hindistan seferine çıkmayı kararlaştırır. Ancak, bu sırada, alnında boynuza benzeyen, iki et parçası çıkar. İskender, bunları maiyetinden saklamak için, sürekli boynuzlu miğfer kullanmak zorunda kalır.

Derdine çare için görüştüğü bütün hekimler; şifasının sularda olduğunu ve her gittiği yerdeki suları kullanmasını önerirler. Bu nedenle, Büyük İskender, uğradığı her yerdeki sularda yüzünü yıkayarak derdine çare aramıştır. Şattülarap’a vardığında Dicle nehrine akan bütün suların araştırılmasını istemiş, bilginlerini bu işle görevlendirmiştir.

Bütün suları araştıran İskender ve maiyeti, uzun bir yürüyüşten sonra, Bitlis önlerine gelmişlerdir. Bitlis çayının hastalığına şifa verdiğini görünce: Kösür ve Rabat sularının birleştiği yerde karargahını kurmuştur.

Emrindeki hekimler; İskender’e, suyun kaynağına gitmesini isterler. Bunun üzerine, Bitlis’in doğusundan akan Rabat suyu takip edilerek, suyun kaynağına gidilir. Ancak, günlerce bu suyu kullanmasına rağmen, şifa olmadığı görülür.

Bu defa şehrin batısından gelen Kösür çayına yönelirler. Sonunda, bu suyun kaynağı olan pınara varırlar. Bu pınarın bulunduğu, suların fışkırdığı o dağlık, ağaçlık yeşil tepeler, İskender’in gözüne çok güzel görünür.

Her taraf zümrüt yeşilliğinde, reyhan ve değişik çiçeklerle bezenmiştir. Bu yerin iklimi, İskender’i hayran bırakır. Bu güzel tabiat parçasının havasından ve suyundan faydalanmak için, birkaç gün burada konaklamaya karar verirler. Bu suyun kenarında konakladıktan bir hafta sonra, Kösür suyunun derdine şifa olduğunu ve boynuzlarının kaybolduğu görülür. Günümüzde hala bu suya “İskender Çeşmesi” denilmektedir.

Bu çeşme: Bitlis’e 10 km. uzaklıkta, Duav yaylasındadır. Derdine şifa bulan İskender; bu yerin ve suyun ebedileştirilmesi için, Bedlis (Badlis) veya Leis ismindeki komutanını yanına çağırarak, bu çeşmeden 4 saatlik veya 12.000 adımlık uzaklıkta, Rabat ve Kösür sularının birleştiği yerde, bir kale yapılmasını ister.

Komutanına dönerek “ Ben İran seferinden dönünceye kadar, buraya öyle bir kale yap ki, benim gibi bir kral veya kumandan dahi, onu ele geçiremesin. Böylece bu kalenin ve yerin ismi kuşaktan kuşağa, yüzyıldan yüzyıla ebedileşsin” demiştir.

Bu emri alan Bedlis veya Leis ismindeki komutan, hemen işe başlar, bir yıl gibi kısa bir sürede, MÖ.331 yılında, bugünkü kaleyi yapmayı başarır.

Hindistan ve İran seferinden dönen İskender, şehre geldiği zaman, karşısında muazzam bir kale görür. Bedlis’e haber göndererek, kaleyi teslim etmesini ister. Ama Bedlis, kaleyi teslim etmeyeceğini, savaşa hazır olduğunu bildirerek, İskender’in teklifini kabul etmez.

Kale kapılarını kapattırır. Bunun üzerine, İskender, bütün güçleriyle kaleyi kuşatmaya başlar ve günlerce uğraşı sonunda kaleyi alamayacağını anlayınca, kuşatmayı kaldırarak Rahva ovasına doğru geri çekilir. İskender’in çekildiğini gören Bedlis, Rahva ovasında İskender’in atının ayağına kapanıp bir zarf içinde kalenin anahtarını sunar.

Çıkışı bu yerde olan tünelden, kendilerini kaleye davet eder. Kalenin anahtarını alan İskender, “Bre melun, mademki anahtarı verecektin, niye asi olup bu kadar adamımı kırdırdın” demesi üzerine, Bedlis: İskender’den affını dileyerek “Ey büyük fatih. Benim sana karşı baş kaldırmam ve direnmem, senin daha önce vermiş olduğun emrin gereği idi.

Sen, benim gibi bir kralın alamayacağı bir kale yapmamı emretmiştin. Senin emrin üzerine yaptığım bu kalenin ne kadar sağlam ve fethedilmesinin imkansız olduğunu ispat etmek için bu cüreti gösterdim. Şimdi ben ve kuvvetlerim, hareketimizden dolayı müstahak göreceğimiz cezaya razı olarak emrinizdeyiz ” der.

Komutanın bu sözlerini çok beğenen İskender, komutanını ödüllendirmek için şehrin yönetimini bu komutanına devreder ve şehre Bedleis adını verir. O günden sonra şehrin ismi “Bedlis” olarak kalır. Zamanla bazı harf değişikliklerine uğrayan bu isim, günümüzde “Bitlis” olarak kullanılmaktadır.

Türklerin, 11’nci yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında, önemli bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis; Türklerin Anadolu’ya açılmasında, çok önemli bir rol üstlenmiştir. 1514 yılında, Osmanlıların eline geçmiştir.

NE YENİR

Bitlis Büryan Kebabı: yörenin ünlü yemeğidir. Oğlak etinden yapılan bu yemek: Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında yenilebilir. Uykusundan fedakarlık yapabilenler, yine bu aylar arasında, sabah saat 05.00 te “Avşor” adı verilen yemekten de tadabilirler.

NE SATIN ALINIR

Kök boyalı dokuma kilimleri, küp peyniri ve bal. Özellikle: bal satın almanızı öneririm. Hemen çarşıda: bal satılan dükkanlar var.

BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

Bitlis Eren Üniversitesi, 29 Mayıs 2007 tarihinde açılmıştır. Fen-Edebiyat, İktisat-İdari Bilimler ve Mühendislik-Mimarlık Fakülteleri bulunmaktadır.

BİTLİS’TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜ HİKAYESİ

Bitlis denince veya Bitlis’e varınca, genelde dışarıdan gelenler, hemen çevrede beş minare aramaya başlarlar. Malum: Bitlis’te beş minare, türküsünü çoğumuz biliriz. Ama: nafile, elbette Bitlis’te yalnızca beş değil, birçok minare bulunmaktadır. Beş minare konusuna gelince, bunun bir hikayesi var.

Rus işgali sırasında, Bitlis, bir harabe şehir görüntüsü alır. Düşmanın çekilmesinden sonra, savaş sırasında Bitlis’ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis’e dönmek üzere yola çıkarak, şehre hakim konumdaki “Dideban Dağı” eteklerine varırlar.

Baba; şehirde canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için, oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra oğul geri döner ve uzaktan babasına şöyle seslenir.” Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok, sadece beş tane minare ayakta kalmış” Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve şöyle der:

“ Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel. Yüreğim doldu yare, beri gel oğlan beri gel.”
Bu ağıt, zamanla türkü ve manilere konu olarak günümüze kadar gelir.

BİTLİS TEKEL SİGARA FABRİKASI

Fabrika: 1927 yılında Atatürk tarafından kurulmuş ve kurulduğu tarihten bu yana, Bitlis’in tek fabrikası. Fabrikanın bir diğer özelliği: fabrikada ve tütün bakım atölyelerinde çalışanların, istihdamlarının yanı sıra, dünyanın en kaliteli tütünü olan virjinya tipi tütün üretimi yapan Bitlisli tütün üreticilerinin, ürettikleri tütünün alımı ve işlenmesinin sağlanması olmuştur.

Kota uygulaması öncesinde: 17.000 civarında olan tütün üreticisi sayısı, kota uygulanması, işsizlik ve ağır yaşam koşulları nedeniyle, 12.000 kişiye düşmüştür. Fabrika: Bitlis tepelerinden birinin üzerinde kurulu.

Zamanla geliştikçe, bahçesinde kalan Ermeni kilisesi de manzarayı tamamlamış. Bir dönem Tekel deposu olarak da kullanılan kilise, tıpkı fabrika gibi kaderine terk edilmiş durumda. Kilisenin hemen yanında: sigara üretimhane bölümü var.

Fabrika gerçekten tarihi bir eser. Sigara sarma ve paketleme bölümünde, fabrikanın kuruluşundan beri, yani 82 yıldır kullanılan ve kolla çalışan bir makine görülüyor. En yeni makinalar: 60’lı yıllara ait. Devletin modernize etmemesine inat, Bitlis tekel fabrikasında, yılda 400 ton sigara üretiliyor.

GEZİLECEK YERLER

Bitlis Kalesi

BİTLİS KALESİ

İl merkezindeki çarşının hemen dik yamacındadır. Kale dibinde durup yukarı baktığınızda, ürkmemek elde değil.
MÖ. 312 yılında Büyük İskender’in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 56 metre ve sur kalınlığı 7 metreyi bulan kalenin üstünde, eski kayıtlara göre bir saray, 300 ev ve bir han ile bir cami bulunuyormuş.

Evet, bu muhteşem kaleye çıkabilirsiniz. Bitlis’in güzelliklerini buradan seyretmek gerçekten çok güzel bir duygu. Kale: toprakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değildir. Kazı çalışmaları devam ediyor. Kale çevresinde bir sürü yapı var. Bunların sanırım buradan taşınması gerek.

Kaleden inip, karşı tarafta Bitlis’e tepeden bakan “Dideban Dağı” eteklerine tırmanabilirsiniz. Buradan da, şehir gayet güzel görünüyor. Özellikte: yukarıda söz ettiğim gibi, şehir üzerinde birçok minare bulunduğunu göreceksiniz.

Bu arada: yukarıda anlattığım ağıta konu olan beş minare şunlar: Ulu cami minaresi, Gök Meydan Camii minaresi, Kale Camii minaresi, Şerefiye Camii minaresi ve Meydan Camii minaresi. Tarihe, katliamlara şahitlik yapmış bu beş minare, hala dimdik ayakta duruyor.

Evet, şehir içindeki geziye devam ediyoruz. Vilayet binasını geçince, Gök meydan mahallesinde, hemen solda, biblo gibi bir eser var.

İHLASİYE MEDRESESİ

Selçuklular tarafından, 1216 yılında yaptırılmıştır. Düz damlı ve kubbesiz. Ortada heybetli bir tamburu, dört köşesinde silindirik destek kuleleri var. Ön cephesindeki süslü portalı ise, baş döndürücü güzellikte.

Döneminin en önde gelen bilim merkezlerinden biri konumundadır. Kitabesine göre: 1589 yılında Bitlis hanlarından, V. Şerefhan tarafından onartılmıştır. Mimari görünüş açısından: klasik Selçuklu estetiğinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir.

Halen: Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü binası olarak kullanılmaktadır. Resmi mesai saatleri dışında, ziyarete açıktır. Bahçesindeki ziyaretgah olarak kullanılan Şerefhanoğullarına ait Veli, Şemsettin, Ziyaeddin Han, II. Şerefhan ve üç bacılar türbeleri ile birlikte, bir bütünlük gösterir.

ŞEREFİYE CAMİİ

Bitlis merkezinde, çarşı içinde, Hosor ve Kışla derelerinin birleştiği yerdedir. Medrese, cami, imaret ve türbe kısımlarından meydana gelmiş bir külliyedir. Kitabesine göre: 1529 yılında, IV. Şerefhan tarafından yaptırılmıştır. Mimari zenginliği ve özellikle giriş kapısındaki süslemelerle dikkati çekmektedir. İbadet saatleri dışında sürekli ziyarete açıktır.

ULU CAMİ

Kaleden sonra, kentin en önemli tarihi eseridir. Ne zaman inşa edildiği bilinmiyor. Bitlisliler, 1150 tarihinde restore edilen bu caminin, Anadolu’daki en eski Selçuklu camilerinden biri olduğunu söylüyorlar.

Şehir merkezinde: en çukur alanda bulunmaktadır. Altı kemer üzerine inşa edilmiştir. Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, kutu gibi bir kütledir. Dışı görünüşü ile Bitlis’in herhangi bir yapısından farklı değildir. Kuzeyde, camiden ayrı bir şekilde yükselen minaresi bulunmaktadır.

NARLIDERE (KASRİK) KÖPRÜSÜ

Bitlis-Baykan kara yolu üzerinde, Narlıdere köyündedir. Kitabesi olmadığından, hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: gerek köprü mimari özellikleri ve gerekse yörenin tarihi durumu göz önüne alındığında, Osmanlı dönemi 16. yüzyıl sonları ya da 17.yüzyıl içinde yapılmış olduğu düşünülmektedir.

Bitlis Hizan hakkındaki gezi yazım için  Hizan