
Deniz kıyısına uzak. Muğla’nın deniz kıyısında ve turistik özellikleri ön plana çıkan ilçelerinin yanında, bu yüzden, biraz daha sakin, sessiz ve geride kalmıştır.
Kavaklıdere denince, aklıma ilk gelen: bakır ve mermer. Özellikle, yörede bakır el sanatları o kadar yoğun ve çeşitli ki, inanın Bakırcılar çarşısına girdiğinizde, mutlaka satın alacak bir şeyler bulabilirsiniz ki, mutlaka girin.
Öte yandan: Kavaklıdere denildiğinde, Muğla ilinin bu ilçesi yanında, birçok Kavaklıdere buluntusu çıkıyor. Özellikle: Ankara’nın Kavaklıdere semti ile ilgili aramalarda da, burası karışıyor.

ULAŞIM
Muğla-Aydın karayolunun 24’ncü kilometresinde, ana yoldan sapın ve Yatağan-Bozdoğan karayolunun 26’ncı kilometresinde, buraya ulaşabiliyorsunuz.
Kavaklıdere-Bozdoğan arasındaki uzaklık: 40 km. dir. Kavaklıdere-Yatağan arasındaki uzaklık: 28 km. Kavaklıdere-Muğla arasındaki uzaklık: 55 km.
TARİH
Yörenin kuruluşuna ve ilk yerleşimcilerinin kimliğine ait yapılan araştırmalarda: bölgede göçer durumda yaşayan Yörüklerin, buranın uygun bitki örtüsüne ve iklim şartlarına sahip olması, çevredeki küçük derecikler ve çevresinin dağlarla çevrili olması nedeniyle, güvenli ve güzel bir yerleşim olarak görülüp, kabul edildiği ve zamanla yerleşik hayata geçildiği anlaşılmıştır.
Zaten, bölgenin bu özellikleri nedeniyle, Kavaklıdere olarak isimlendirildiği söyleniyor. Bölgede, 19’ncu yüzyılda, Belediye teşkilatı kurulmuştur.
1919-1921 yılları arasında, yöre, İtalyan birlikleri tarafından işgal edilmiş, 1921 tarihinde işgal sona erdirilmiştir.
1956 yılında, bölge bucak haline gelmiş, 1990 yılında ise ilçe yapılmıştır.

GENEL
Yörenin denizden yüksekliği: 800 metredir. Yüzölçümü: 363 km. karedir. İlçe merkezi, yapı olarak tepelere ve yamaçlara kurulmuş, tipik bir yerleşim yeridir.
Yörenin en yüksek yeri, güneydeki Göktepe’dir.
Coğrafi konum olarak, bölgenin birçok yeri, ormanlarla kaplıdır.
Bu oran: yaklaşık % 70 kadardır. Ancak, bu ormanlarda çok sayıda yaban domuzu yaşadığı biliniyor ve zaman zaman bunlar avlanıyorlar. Yani, yörede domuz avcılığı yapılmaktadır.
Yerleşim yeri, deniz seviyesinden yüksek olduğundan, çevredeki diğer yerleşimlere göre, iklim nispeten daha serttir. Yaz aylarında havalar serindir.
Yörede, Yörük kültürü hakimdir ve bu kültür: özellikle düğünlerde ve yayla şenliklerinde öne çıkmaktadır.

BAKIRCILIK
Yörede, insanların en büyük geçim kaynağı: bakırcılık ve kalaycılıktır.
Buna bağlı olarak: her türlü bakır mutfak eşyaları yapılmaktadır.
Zaten, bölgenin büyük kısmının mutfak eşyaları, çelik kullanılmaya başlayıncaya kadar, bu yöreden sağlanmıştır.
Yöredeki bakırcılık geçmişine bakıldığında ise, Türkmen bakırcılığının 400-600 yıllık bir geçmişe dayalı olduğu görülür.
Tarihi süreç içinde, bakır ticaretiyle uğraşanlara ise “Kayaf” ismi verilmiştir.
Tüm bunların yanında, yörede yaşayan bakırcılar, kendi aralarındaki konuşmalarda kullandıkları, özel bir bakırcılık dili geliştirmişlerdir.
Bakırcılar çarşısında, bu konuşmaları duyup anlayamadığınızda, bu yazdıklarımı hatırlayın, çünkü gerçekten değişik bir dil geliştirmişler ve konuşmalarında sıkça kullanıyorlar.
Günümüzde, bakır işçiliği, mutfak eşyalarından ziyade, hediyelik ve süs eşyalarının üretimi şeklinde yürütülüyor ki, Bakırcılar çarşısında, mutlaka hoşunuza gidecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.
Günümüzde, yörede: hediyelik eşya olarak 3, mutfak eşyası olarak 6, antik çalışma olarak 2, dekorasyon olarak 2 işyeri olmak üzere, toplam 13 işyeri hizmet vermektedir.
Özellikle: ağırlığı 100-300 kg. arasında değişen bakır çerez tavaları yapılmaktadır. Bunlar, leblebiciler tarafından kullanılıyor.
BAKIR VE MERMER FESTİVAL
Her yıl, Ağustos ayının 2’nci haftasında yapılmaktadır. Festivalin amacı: yörenin el sanatları, yaylalarının tanıtımı, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler ve yarışmaların yapılması, belde halkının eğlendirilmesidir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Bu yörenin; kestanesi, cevizi, elması ve pekmezi öne çıkmaktadır.

NE SATIN ALINIR
Buralara yolunuz düşerse, yöresel el sanatlarından “bakır” süs eşyalarından satın alabilirsiniz. Hatta: yine buraya has, yöresel el sanatlarından olan “halı” da satın alabilirsiniz.
ŞENLİKLER:
BEŞPINAR GÜREŞLERİ:
Her yıl Haziran ayında Beşpınar yaylasında düzenlenen, renkli ve eğlenceli bir şenliktir. Geleneksel bir atmosferde gerçekleştirilen etkinlik, bölgenin kültürel mirasını yansıtan birçok aktiviteyi barındırır. Şenlik, bir gece öncesinden halk türkülerinin icra edildiği konserlerle başlar. Ertesi gün başlayan güreş müsabakaları ise yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekerek büyük bir heyecanla izlenir. Beşpınar Güreşleri, hem kültürel zenginlikleri yaşamak hem de eğlenceli bir zaman geçirme isteyenler için mükemmel bir fırsat sunmaktadır.
KURUCUOVA KEŞKEK FESTİVALİ
Festival, her yıl bölgedeki buğday hasadının ardından Ağustos ayında düzenlenen özel bir etkinliktir. Anadolu’nun dört bir yanında bilinen ve sevilen “Keşkek” Muğla ve çevresinde de kendine has bir üne sahiptir. Bu geleneksel festival, bölgenin kültürel zenginliğini ve gastronomi mirasını kutlamak amacıyla düzenlenir. Festival boyunca, keşkek yemeğinin yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler ve sosyal aktiviteler de yer alır.

GEZİLECEK YERLER

KAMİL AĞA KONAĞI
İlçe merkezinde, turistik özelliklerin ön plana çıkarıldığı, ilçeye hakim bir tepede kurulmuş bir yapıdır.
Yapım tarihi tam olarak öğrenilememiş yapının mimarisi ve yapım tekniği olarak 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başı olarak tahmin edilmektedir.

İlk yapıldığı dönemde, bodrum katı ahır olarak kullanılmakta, at ve eşek barındırılmaktadır. Onun üstündeki oda ise esas yaşam alanıdır. Mutfak ve tuvaletler ise bahçededir. Taş duvarlı yapının dış yüzeyi sıvasızdır. Sadece üst kattaki odanın iç duvarları sıvalıdır. Odanın kapısı günümüze kadar özgünlüğünü yitirmeden gelmiştir.
Sonraki dönemde, Kamil Ağa, babasının evinin yanına yığma ahşap bina yapmıştır. Çatı sorununu çözmek için dede evinin üzerine de bir kat ilave edilmiş ve böylece çatı bir bütün olarak uygulanmıştır.
Ahşap evde alt katlar hizmetli odası, üst katlar ise esas yaşama mekanları olarak kullanılmıştır.
Alt katta manzaraya bakın cepheye, korkulukların üzerine bir abdestlik yerleştirilmiştir.
Üst katta ahşap kerevet ve ahşap kafesler, binanın güneybatı ve güneydoğu cephesi boyunca devam etmektedir.
Kavaklıdere Belediyesi tarafından Kamil Ağa Konağı mal sahipleriyle imzalanan protokol gereği, kullanma, restore ettirme ve belli bir süre kullanma hakkı elde etmek için Kavaklıdere Sosyal yaşamına ve turizmine kazandırılması için, uzun zamandır metruk halde bulunan yapıda 2008-2009 yılları arasında çalışma yapılmıştır.

BAKIRCILAR ÇARŞISI
İlçenin merkezindedir.
İlçede bakır el işlemeciliğinin yoğun olarak görüldüğü ve ziyaretçilerin el işi bakır ürünleri görebileceği bir yerdir.
Bakırcılığın önemli bir geçim kaynağı haline gelmesini sağlayan ana faktörlerden biri bakırın desenli bir şekilde pazarlanmasıdır. Eşya üzerine desen yapılması, birkaç şekilde gerçekleştiriliyor. Bunlardan biri kazıma, diğeri ise döğme tekniğidir.
Bir hatıra ya da yerel ürün olarak bakır el işi almayı düşünenler için iyi bir seçenektir.
Ziyaret için sabahın erken saatleri tercih edilir, atölye ve dükkanların açılışını göz önünde bulundurmakta yarar var.

GÖKÇUKUR YAYLASI
İlçe merkezi ve Gökçukur Yaylası arasındaki yolda kilitli parke döşeme çalışmaları tamamlanmıştır.
Deniz seviyesinden 1700 metre yüksekliktedir.
Yayla, tamamen ormanlarla kaplıdır.
Burada, ayrıca Orman İşletme Müdürlüğüne ait bir konaklama tesisi bulunuyor.

Yaylada kışın kar kalınlığı 20 cm kadar ulaşmaktadır.
Yayla doğa yürüyüşü, fotoğraf çekimi ve sakin zaman geçirmek isteyenler için uygundur.
Son aldığım bilgiye göre, Gökçukur Yaylası, karavan ve çadır turizmine açılacakmış. Projeye göre, çadır, karavan ve bungalov ev projesinin ilk etabı, yapımı devam etmektedir. Gökçukur çadır kamp alanında, yürüyüş yolları otopark alanları, tuvalet ve duş alanları yapılmaktadır.
Atıcılık Şenliği:
Her yıl : Kavaklıdere Avcılar ve Atıcılar Derneği tarafından, burada Avcılık ve Atıcılık Şenliği düzenlenmektedir.
MENTEŞE BELDESİ
Burası, ilçe merkezine bağlı, bir Yörük yerleşimidir. Önceki ismi “Çardaklı” dır.
İlçe merkezine 5 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Coğrafi konum olarak: Kocaçay’ın aktığı vadinin dik yamaçlarına kurulmuştur.
Güneybatı Anadolu’nun ormanları arasında yer almaktadır.
Antik çağda Menteşe bölgesi, Karia’nın bir parçasıydı.
1955 yılında burada büyük bir yangın çıkmış olmasına rağmen, günümüzde, burada tarihi evlerin bir kısmını görebilirsiniz.

YERKÜPE YAYLASI/MAĞARASI VE MESİRE ALANI
İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Menteşe yaylasına ise, 2 km. uzaklıktadır.
Bölgenin en tercih edilen yaylasıdır. Denizden yükseklik 800 metredir.
Yerküpe yaylası, asırlık çınarları, 5 ayrı yerden kaynayan buz gibi doğal kaynak suları, geniş çayırlık alanı, çağlayanı ve mağarası ile bir doğa harikasıdır.

Yerküpe Mağarası:
Mağara, Menteşe kasabasının 2 km güneyindedir.
Yerküpe Mağarasını: geçmişte Yörük çobanlarının çınar ağaçlarının altında hayvanlarını serinletip, elde ettikleri ürünleri saklamak için kullanmışlardır. Yani bu yönüyle mağara “doğal bir buzdolabı” özelliği taşır. Öyle ki yaz aylarında bölgedeki hava sıcaklığı 38 derece iken mağaranın sıcaklığı 5 dereceye kadar düşer.
Doğu Menteşe dağları üzerinde bulunan Yerküpe mağarası: Genek çayının bir kolu olan Hebil deresi üzerindedir.
Mağaranın yakınında Kavaklıdere-Menteşe-Çamyayla köyü geçmektedir.
Yerküpe mağarası genç bir mağaradır.
Doğal köprü özelliği olan mağara, oluşum ve gelişim yönünden ilginçtir.
Mağaranın toplam uzunluğu 100 metre olup, tek bir galeriden meydana gelmiştir.
Genel olarak vadi tabanının eğimine uygun şekilde uzanan mağaranın üst girişi ile alt çıkışı arasında 17 metrelik bir yükselti farkı vardır.
Mağara içinde küçük iniş ve çıkışlar, tavandan düşen bloklar ve damlataş birikimlerinden kaynaklanmaktadır.
Genişliği: 3-10 metre, tavan yüksekliği 2-8 metre arasında değişir.
Tabanda kum ve çakır yığınları bulunur.
Tabana yakın kenarlarda ve yan duvarlarda, sarkıt ve dikitler mevcuttur.
Özellikle havuz ilginç bir görünüme sahiptir.
İçleri su ile dolu olan havuzların boyutları ve derinlikleri, bulundukları bölgeye göre değişmektedir.
Gerek mağara içi damlataşları ve gerekse doğal çevrenin güzelliği nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur.
Mağara, Belediye olanaklarıyla ziyarete açılmıştır.
Evet mağarayı ziyaret ederseniz, hemen girişinde muhteşem bir manzara yaratan şelaleyi görebilirsiniz.
Ancak mağara rehber eşliğinde gezilmektedir.
Mağara doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Mesire Alanı:
Yerküpe mağarasının hemen üzerinde bulunan düzlük; piknik ve güreş alanı olarak düzenlenmiştir.


HYLLARİMA ANTİK KENTİ
Yeri:
Kavaklıdere-Yatağan yolu üzerinde, Çayboyu köyünden geçip, Derebağ köyüne ulaştığınızda: bu antik kentin bir tepe üzerine yayılmış kalıntılarına ulaşabilirsiniz.
Yani, ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Yöre halkı, buraya kale diyor.
Önemi:
Kent, Marsyas (Çine çayı) ve Harpasos (Akçay) vadileri arasında dağlık bir alanda yer almaktadır.
Menderes vadisini iç Karia ve oradan da kıyı kesimlere bağlayan önemli bir geçiş noktası üzerindedir.
Roma döneminde kentte sikke basılmıştır.
Kentin tarihi geçmişine bakıldığında, Luvi soyundan gelen Karyalılara ait bir kent olduğu tahmin edilmektedir.
Hyllarima’daki yapılar, MÖ 4’ncü yüzyıl ile MS 7’nci yüzyıl arasına tarihlenir.
Hititler:
Ancak, kentteki ilk yerleşimin tarihi Hitit dönemine yani günümüzden 3500-4000 yıl öncesine kadar gider.
Kentin Hyllarıma ismi Luwi kökenli olup, Hitit yazıtlarında ismi geçen Wallarima’dan geldiği ve yerel dilde Ullarima olabileceği sanılmaktadır.
Çünkü Hitit metinlerinde, bölge yerleşmelerinin adı, Hitit krallarının Anadolu’ya gerçekleştirdikleri seferler sırasında izledikleri güzergahları ve ele geçirdikleri krallık ve kentlerin anlatıldığı metinlerde karşımıza çıkar.
Asarcık Tepe’nin yaklaşık 1.5 km kuzeydoğusundaki tepede, ilk çağ kenti Hyllarima yer alır. İsim benzerliğinden dolayı, bu yerleşim veya bölgenin Hitit metinlerinde adı geçen Wallarima olduğuna inanılır.
Ancak günümüzdeki kalıntılar: Klasik, Helenistik ve Roma dönemine aittir.
Mimari özellikleri:
Kentin doğu yarısı, savunması kolay bir kaya kütlesi üzerinde kuruludur.
Kentin bu bölümünde: Aphrodisias yönüne açılan Doğu kapı ve buradan tümülüs (Kahraman Mezarı), Bouleuterion (Meclis Binası) ve Agoraya (pazar yeri) ulaşan doğu-batı yönlü ana cadde bulunur.
Kentin batı bölümünde: Anıtsal teras duvarları ve geresindeki yapı kalıntıları bulunur. Konut kalıntıları bu bölümdedir.
Kentin orta bölümünde: Tiyatro, Boueuterion, Agora gibi önemli kamu yapıları bulunur.
Kentin güneydoğusunda, Nekropol alanı vardır.

Tiyatro:
Roma döneminden kalma tiyatronun skenesi yıkılmışsa da yamaca dayalı oturma kademeleri oldukça iyi durumda günümüze ulaşmıştır.
Tiyatronun bulunduğu yerin, deniz seviyesinden yüksekliği: 780 metredir.
Tiyatro: tek kademelidir.

İzleyicilerin oturdukları bölüm, sahne binasının çevresinde, 180 derece dönmektedir.
Ancak, tiyatroda, resmi kazı çalışmaları yapılmamıştır.
Görünürde dört yol bulunmasına rağmen, sıra başlarındaki muhtemel iki yolla toplam altı merdivenli yol olduğu düşünülmektedir.
Orkestranın bulunduğu bölüm: 20 metre civarındadır.
Seyircilerin oturduğu bölümlere ise, 6 merdiven yolu ile çıkılabilmektedir.
Tiyatronun 1200 seyirci kapasiteli olduğu tahmin edilmektedir.
2023 yılında Tiyatroda yapılan araştırmalarda, tiyatronun sahne bölümü bir deprem sonucu yıkılmıştır.

Agora:
Agora’da 2023 yılında yürütülen çalışmalarda Agoranın stoasının bir depremde yıkıldığı anlaşılmıştır.

Kazı çalışmalarında kentin merkezi noktasında bulunan Agoradaki sınırları belirlenen dükkanlar gün yüzüne çıkarılmıştır. Dükkanlar ana kayaya oyulmuştur. Dükkanların arkasındaki anıtsal çeşme ile dükkanlar arasındaki sokak ve dükkanların önündeki sütunlu alan ve agora meydanı kazıları yapılmıştır.

Surlar:
Tiyatro dışında bölgedeki surlar görülebilir.
Surlar: kaba işlenmiş, dikdörtgen taş bloklarından yapılmış olup, kalınlıkları yer yer 2 metreyi bulmaktadır.
Surların uzunluğu ise yaklaşık 2 km dir.
Surlar, Legel yapılarındaki taş işçiliği ile yakın benzerlikler gösterir.
Bu bakımdan kentin tarihinin Dor göçünden önceki yıllara indirmek mümkündür.
Kapı:
Kente girişi sağlayan batı yönündeki kapı ise, gayet iyi korunarak günümüze ulaşmış olup, MÖ.400 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.
Nekropol:
Kentin Nekropol alanı ise, delik deşik görüntü vermektedir ki, defineciler tarafından soyulan bir bölüm olarak görülmektedir.
Günümüz:
Antik kalıntılar: tüm görkemiyle, geniş bir alana yapılmış ve çoğu çalılar ve toprak altındadır.
Bugün buraya gelen birini yer yer 3.5 metre yüksekliğini korumuş kulelerle desteklenmiş, 2.5 metre yükseklikte ve 2 metre kalınlıkta sur duvarları karşılar.
Evet, buraya giderseniz, günümüzde burada görebilecekleriniz: Roma dönemine ait bir tiyatro, kaya mezarları ve sur kalıntılarıdır. Burayı özellikle tarih meraklıları ziyaret edebilirler.

KYON ANTİK KENTİ
Yeri:
Menteşe beldesi yakınlarında, Çamyayla (Bellibal) köyündedir.
Önemi:
Kelime anlamı, Helencede “köpek mezarı” dır.
Bizans döneminde ise, buraya: Paliapolis denir.
Kentin ismi ünlü coğrafya yazarı Strabon’un satırlarında geçmesine rağmen yerleşim hakkında başkaca bir bilgiye rastlanmamıştır.
Yörede arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından ve yazılı kaynaklarda, buranın yalnızca ismi zikredildiğinden, antik şehir hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.

Tiyatro:
Antik kalıntılar içinde en öne çıkanı, tiyatrodur.
Tiyatro: tepeye yaslanmıştır ve evlerin arasındadır.
Oturma sıraları taşlarının işçiliği: komşu kent Hyllarima tiyatrosunun sıraları ile benzerlik göstermektedir.
Ama, bu sıralardan, yalnızca 13 sıra, günümüze ulaşmıştır.
Orkestra çukurluğu altta kalmış ve birkaç sıra üstüne, günümüzde kullanılan Belediye otoparkı yapılmıştır. (Sonradan yani günümüzde bu otopark kaldırılmıştır.)
Kalıntılar ve Günümüz:
Bölgeye gittiğinizde, burayı tanıtan herhangi bir levha görmeniz pek mümkün değil.
Aynı zamanda, bölge insanı, burayı ziyarete gelenlere, pek hoş davranmıyor.
Sanırım, kaçak define avcılığının önlenmesi mi demeli, veya bilemiyorum başkaca ne amaçları olabilir, ama dediğim gibi, bu antik kentin ziyaret edilmesine pek anlamlı bakmıyorlar ki, buna kesinlikle hakları olmadığı kesin.
Sonuç olarak, biraz sıkıntılı bir geziye katlanacaksanız, gidin, bu antik şehrin kalıntılarını gezin-görün. Aksi halde, gitmemek te tercihiniz olabilir.
Buradaki antik kent kalıntıları içinde, günümüzde görebilecekleriniz:
Roma dönemine ait bir tiyatro ve çeşitli sunak taşları kalıntılarıdır.
Ancak, Roma döneminde sikke basıldığı bilinen şehrin: sonuçta, nadir sikke basan önemli şehirlerden biri olduğu düşünülmektedir.

İNCE KEMER KÖPRÜSÜ
Çavdır-Kurucova köyleri arasındadır. Eski Aydın-Muğla karayolu buradan geçmektedir.
Köprü: mitolojideki adı “Marsyas çayı” olan “Çine çayı” üzerindedir.
Köprünün, Roma döneminde, karşıdaki bir yerleşim yerine, borularla su götürülmesi amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.
Ancak, köprü, her yapılışı ardından, sel gelir ve yıkılır.
Bu dönemde, burada yaşayan bir kralın çok güzel bir kızı vardır.
Kral: köprüyü, yıkılmayacak şekilde yapacak ustaya, kızını vereceğini söyler.
Bunun üzerine, genç bir usta, yardımcılarını yanına alarak, gece-gündüz çalışarak, günümüzdeki ince kemerli köprüyü yapar.
İçme suyu boruları, köprü üzerine döşenerek, karşı yakaya geçirilir.
Köprü, aradan geçen sürede, yağmur ve seller olsa da yıkılmadan kalır.
Ancak: kızını, ustaya vereceğini söyleyen kral, sözünde durmaz.
Bunun üzerine, köprüyü yapan usta, bir gece kazmasını alır ve köprüyü yıkmaya çalışır.
Bu durumu haber alan kralın adamları: köprüye gelirler ve ustayı köprüden aşağıya atarak öldürürler.
Ancak, usta ölmeden önce, kralın kızı için “mutlu olmaması, köprüden geçtiği takdirde evlat yüzü görmemesi” şeklinde beddua eder.
Bu yüzden: aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, yörede yaşayan genç kızlar: köprü üzerinden geçmezler ve yöre insanı, köprüye “gelin geçmez” köprüsü ismini verir.
Son bir not
Çay üzerinde yapımı sürmekte olan Çine Barajı bitirildikten sonra, bu köprü, barajın su göletinin içinde kalacaktır.
Bu yüzden, bu yakınlarda burayı ziyaret etmenizi öneririm, yoksa bir daha görme şansı kalmayacaktır. Bu arada, ilginç gelişmeler yaşandığını duydum.
Söylenenlere göre: İzmir Anıtlar Kurulu, köprünün başka yere taşınması yönünde karar alırken, Muğla anıtlar kurulu: baraj sularının 50 yıl sonra çekileceği ve köprünün yine, bulunduğu yerde ortaya çıkacağını ifade ederek, köprünün başka yere taşınmasına engel olmuşlardır.
Yıllarca sular altında kalacak köprü, ne kadar sağlam kalarak gelecek nesillere aktarılır, bilemiyorum, umarım bu yönde karar alanlar, işin bilimsel yönünü biliyorlardır ve köprünün, sular altında geçecek 50 yıllık süreçte herhangi bir zarar görmeyeceğini düşünüyorlardır, yoksa öte yandan, 50 yıl sonrasının belirsizliği kimseyi ilgilendirmiyor mu?
Öte yandan, bugüne kadar: ömrünü tamamlayıp, suları çekilen baraj gördünüz mü?
Ülkemizdeki iki resmi kurumun, kendi arasında farklı görüşler öne sürmesi sonucu, 2300 yıllık köprü sular altında kaldı.
Evet, güncel bir not: ince kemer köprüsü, yörede inşa edilen Adnan Menderes Barajının su gölet alanı içinde kalarak, kaybolmuştur.
2300 yıllık geçmişi olan köprü, bir kalemde gözden çıkarılıyor. İşte, tarihe ve tarihi kalıntılara bakış açısı.

ASARCIK
3500 yıllık geçmişi olduğu bilinen Asarcık, İlçe merkezine bağlı Çayboyu Mahallesi Asarcık Tepesindedir.
Arkeolojik araştırma sonuçlarına göre: Asarcık Tepesindeki son yerleşim evresi Anadolu Selçuklu Devleti dönemidir. Türklerin fethinin izlerini birçok yerde görülmektedir. Tepe ele geçirildikten sonra 1240-1250’li yıllarda buraya gelen ilk Türklerin tepenin yamaçlarında bir yerleşim kurduğu görülür. Ön bilgilere göre, bu süreç yaklaşık 100 yıl sürmüştür. 100 yıllık bir Türk dönemi, Asarcık Tepenin son kültürel dönemini oluşturuyor. Türkler açısından ilk yerleşimciler tepenin doğu ve güney yamaçlarında tek mekanlı konutlar oluşturmuşlar ve sur duvarları boyunca bu konut dizileri içerisinde birkaç kuşak boyunca yaşamışlardır. Onlardan bugüne ulaşan en temel veri ise fırınlarıdır. Yapıların içerisinde ve çevresinde fırınlar inşa ettikleri tespit edilmiştir.
Burada arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir.










Kayanın içinden akan su ile oluşan bir şelaledir.





