Muğla Kavaklıdere

Muğla Kavaklıdere


Deniz kıyısına uzak. Muğla’nın deniz kıyısında ve turistik özellikleri ön plana çıkan ilçelerinin yanında, bu yüzden, biraz daha sakin, sessiz ve geride kalmıştır.

Kavaklıdere denince, aklıma ilk gelen: bakır ve mermer. Özellikle, yörede bakır el sanatları o kadar yoğun ve çeşitli ki, inanın Bakırcılar çarşısına girdiğinizde, mutlaka satın alacak bir şeyler bulabilirsiniz ki, mutlaka girin.

Öte yandan: Kavaklıdere denildiğinde, Muğla ilinin bu ilçesi yanında, birçok Kavaklıdere buluntusu çıkıyor. Özellikle: Ankara’nın Kavaklıdere semti ile ilgili aramalarda da, burası karışıyor.

Muğla Kavaklıdere

ULAŞIM


Muğla-Aydın karayolunun 24’ncü kilometresinde, ana yoldan sapın ve Yatağan-Bozdoğan karayolunun 26’ncı kilometresinde, buraya ulaşabiliyorsunuz.
Kavaklıdere-Bozdoğan arasındaki uzaklık: 40 km. dir. Kavaklıdere-Yatağan arasındaki uzaklık: 28 km. Kavaklıdere-Muğla arasındaki uzaklık: 55 km.

 

TARİH


Yörenin kuruluşuna ve ilk yerleşimcilerinin kimliğine ait yapılan araştırmalarda: bölgede göçer durumda yaşayan Yörüklerin, buranın uygun bitki örtüsüne ve iklim şartlarına sahip olması, çevredeki küçük derecikler ve çevresinin dağlarla çevrili olması nedeniyle, güvenli ve güzel bir yerleşim olarak görülüp, kabul edildiği ve zamanla yerleşik hayata geçildiği anlaşılmıştır.

Zaten, bölgenin bu özellikleri nedeniyle, Kavaklıdere olarak isimlendirildiği söyleniyor. Bölgede, 19’ncu yüzyılda, Belediye teşkilatı kurulmuştur.

1919-1921 yılları arasında, yöre, İtalyan birlikleri tarafından işgal edilmiş, 1921 tarihinde işgal sona erdirilmiştir.

1956 yılında, bölge bucak haline gelmiş, 1990 yılında ise ilçe yapılmıştır.

Muğla Kavaklıdere

GENEL


Yörenin denizden yüksekliği: 800 metredir. Yüzölçümü: 363 km. karedir. İlçe merkezi, yapı olarak tepelere ve yamaçlara kurulmuş, tipik bir yerleşim yeridir.

Yörenin en yüksek yeri, güneydeki Göktepe’dir.

Coğrafi konum olarak, bölgenin birçok yeri, ormanlarla kaplıdır.

Bu oran: yaklaşık % 70 kadardır. Ancak, bu ormanlarda çok sayıda yaban domuzu yaşadığı biliniyor ve zaman zaman bunlar avlanıyorlar. Yani, yörede domuz avcılığı yapılmaktadır.

Yerleşim yeri, deniz seviyesinden yüksek olduğundan, çevredeki diğer yerleşimlere göre, iklim nispeten daha serttir. Yaz aylarında havalar serindir.

Yörede, Yörük kültürü hakimdir ve bu kültür: özellikle düğünlerde ve yayla şenliklerinde öne çıkmaktadır.

Muğla Kavaklıdere

BAKIRCILIK


Yörede, insanların en büyük geçim kaynağı: bakırcılık ve kalaycılıktır.

Buna bağlı olarak: her türlü bakır mutfak eşyaları yapılmaktadır.

Zaten, bölgenin büyük kısmının mutfak eşyaları, çelik kullanılmaya başlayıncaya kadar, bu yöreden sağlanmıştır.

Yöredeki bakırcılık geçmişine bakıldığında ise, Türkmen bakırcılığının 400-600 yıllık bir geçmişe dayalı olduğu görülür.

Tarihi süreç içinde, bakır ticaretiyle uğraşanlara ise “Kayaf” ismi verilmiştir.

Tüm bunların yanında, yörede yaşayan bakırcılar, kendi aralarındaki konuşmalarda kullandıkları, özel bir bakırcılık dili geliştirmişlerdir.

Bakırcılar çarşısında, bu konuşmaları duyup anlayamadığınızda, bu yazdıklarımı hatırlayın, çünkü gerçekten değişik bir dil geliştirmişler ve konuşmalarında sıkça kullanıyorlar.

Günümüzde, bakır işçiliği, mutfak eşyalarından ziyade, hediyelik ve süs eşyalarının üretimi şeklinde yürütülüyor ki, Bakırcılar çarşısında, mutlaka hoşunuza gidecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

Günümüzde, yörede: hediyelik eşya olarak 3, mutfak eşyası olarak 6, antik çalışma olarak 2, dekorasyon olarak 2 işyeri olmak üzere, toplam 13 işyeri hizmet vermektedir.

Özellikle: ağırlığı 100-300 kg. arasında değişen bakır çerez tavaları yapılmaktadır. Bunlar, leblebiciler tarafından kullanılıyor.

 

BAKIR VE MERMER FESTİVAL


Her yıl, Ağustos ayının 2’nci haftasında yapılmaktadır. Festivalin amacı: yörenin el sanatları, yaylalarının tanıtımı, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler ve yarışmaların yapılması, belde halkının eğlendirilmesidir.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR


Bu yörenin; kestanesi, cevizi, elması ve pekmezi öne çıkmaktadır.

Muğla Kavaklıdere

NE SATIN ALINIR


Buralara yolunuz düşerse, yöresel el sanatlarından “bakır” süs eşyalarından satın alabilirsiniz. Hatta: yine buraya has, yöresel el sanatlarından olan “halı” da satın alabilirsiniz.

 

 

ŞENLİKLER:

BEŞPINAR GÜREŞLERİ:

Her yıl Haziran ayında Beşpınar yaylasında düzenlenen, renkli ve eğlenceli bir şenliktir. Geleneksel bir atmosferde gerçekleştirilen etkinlik, bölgenin kültürel mirasını yansıtan birçok aktiviteyi barındırır. Şenlik, bir gece öncesinden halk türkülerinin icra edildiği konserlerle başlar. Ertesi gün başlayan güreş müsabakaları ise yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekerek büyük bir heyecanla izlenir. Beşpınar Güreşleri, hem kültürel zenginlikleri yaşamak hem de eğlenceli bir zaman geçirme isteyenler için mükemmel bir fırsat sunmaktadır. 

 

KURUCUOVA KEŞKEK FESTİVALİ

Festival, her yıl bölgedeki buğday hasadının ardından Ağustos ayında düzenlenen özel bir etkinliktir. Anadolu’nun dört bir yanında bilinen ve sevilen “Keşkek” Muğla ve çevresinde de kendine has bir üne sahiptir. Bu geleneksel festival, bölgenin kültürel zenginliğini ve gastronomi mirasını kutlamak amacıyla düzenlenir. Festival boyunca, keşkek yemeğinin yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler ve sosyal aktiviteler de yer alır. 

 

 

Muğla Kavaklıdere

GEZİLECEK YERLER

 

Muğla Kavaklıdere Kamil Ağa Konağı

KAMİL AĞA KONAĞI


İlçe merkezinde, turistik özelliklerin ön plana çıkarıldığı, ilçeye hakim bir tepede kurulmuş bir yapıdır.

Yapım tarihi tam olarak öğrenilememiş yapının mimarisi ve yapım tekniği olarak 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başı olarak tahmin edilmektedir. 

Kavaklıdere Kamil Ağa Konağı

İlk yapıldığı dönemde, bodrum katı ahır olarak kullanılmakta, at ve eşek barındırılmaktadır. Onun üstündeki oda ise esas yaşam alanıdır. Mutfak ve tuvaletler ise bahçededir. Taş duvarlı yapının dış yüzeyi sıvasızdır. Sadece üst kattaki odanın iç duvarları sıvalıdır. Odanın kapısı günümüze kadar özgünlüğünü yitirmeden gelmiştir. 

Sonraki dönemde, Kamil Ağa, babasının evinin yanına yığma ahşap bina yapmıştır. Çatı sorununu çözmek için dede evinin üzerine de bir kat ilave edilmiş ve böylece çatı bir bütün olarak uygulanmıştır. 

Ahşap evde alt katlar hizmetli odası, üst katlar ise esas yaşama mekanları olarak kullanılmıştır. 

Alt katta manzaraya bakın cepheye, korkulukların üzerine bir abdestlik yerleştirilmiştir. 

Üst katta ahşap kerevet ve ahşap kafesler, binanın güneybatı ve güneydoğu cephesi boyunca devam etmektedir. 

Kavaklıdere Belediyesi tarafından Kamil Ağa Konağı mal sahipleriyle imzalanan protokol gereği, kullanma, restore ettirme ve belli bir süre kullanma hakkı elde etmek için Kavaklıdere Sosyal yaşamına ve turizmine kazandırılması için, uzun zamandır metruk halde bulunan yapıda 2008-2009 yılları arasında çalışma yapılmıştır. 

 

Kavaklıdere Bakırcılar Çarşısı

BAKIRCILAR ÇARŞISI

İlçenin merkezindedir.

İlçede bakır el işlemeciliğinin yoğun olarak görüldüğü ve ziyaretçilerin el işi bakır ürünleri görebileceği bir yerdir. 

Bakırcılığın önemli bir geçim kaynağı haline gelmesini sağlayan ana faktörlerden biri bakırın desenli bir şekilde pazarlanmasıdır. Eşya üzerine desen yapılması, birkaç şekilde gerçekleştiriliyor. Bunlardan biri kazıma, diğeri ise döğme tekniğidir. 

Bir hatıra ya da yerel ürün olarak bakır el işi almayı düşünenler için iyi bir seçenektir. 

Ziyaret için sabahın erken saatleri tercih edilir, atölye ve dükkanların açılışını göz önünde bulundurmakta yarar var. 

 

Kavaklıdere Gökçukur Yaylası

GÖKÇUKUR YAYLASI

İlçe merkezi ve Gökçukur Yaylası arasındaki yolda kilitli parke döşeme çalışmaları tamamlanmıştır. 

Deniz seviyesinden 1700 metre yüksekliktedir.

Yayla, tamamen ormanlarla kaplıdır.

Burada, ayrıca Orman İşletme Müdürlüğüne ait bir konaklama tesisi bulunuyor.

Kavaklıdere Gökçukur Yaylası

Yaylada kışın kar kalınlığı 20 cm kadar ulaşmaktadır. 

Yayla doğa yürüyüşü, fotoğraf çekimi ve sakin zaman geçirmek isteyenler için uygundur. 

Son aldığım bilgiye göre, Gökçukur Yaylası, karavan ve çadır turizmine açılacakmış. Projeye göre, çadır, karavan ve bungalov ev projesinin ilk etabı, yapımı devam etmektedir. Gökçukur çadır kamp alanında, yürüyüş yolları otopark alanları, tuvalet ve duş alanları yapılmaktadır. 

Atıcılık Şenliği:

Her yıl : Kavaklıdere Avcılar ve Atıcılar Derneği tarafından, burada Avcılık ve Atıcılık Şenliği düzenlenmektedir. 

 

MENTEŞE BELDESİ


Burası, ilçe merkezine bağlı, bir Yörük yerleşimidir. Önceki ismi “Çardaklı” dır. 

İlçe merkezine 5 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Coğrafi konum olarak: Kocaçay’ın aktığı vadinin dik yamaçlarına kurulmuştur.

Güneybatı Anadolu’nun ormanları arasında yer almaktadır. 

Antik çağda Menteşe bölgesi, Karia’nın bir parçasıydı. 

1955 yılında burada büyük bir yangın çıkmış olmasına rağmen, günümüzde, burada tarihi evlerin bir kısmını görebilirsiniz.

 

 

Muğla Kavaklıdere Yerküpe Yaylası

YERKÜPE YAYLASI/MAĞARASI VE MESİRE ALANI


İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Menteşe yaylasına ise, 2 km. uzaklıktadır.

Bölgenin en tercih edilen yaylasıdır. Denizden yükseklik 800 metredir.

Yerküpe yaylası, asırlık çınarları, 5 ayrı yerden kaynayan buz gibi doğal kaynak suları, geniş çayırlık alanı, çağlayanı ve mağarası ile bir doğa harikasıdır. 

Kavaklıdere Yerküpe Mağarası

Yerküpe Mağarası:

Mağara, Menteşe kasabasının 2 km güneyindedir. 

Yerküpe Mağarasını: geçmişte Yörük çobanlarının çınar ağaçlarının altında hayvanlarını serinletip, elde ettikleri ürünleri saklamak için kullanmışlardır. Yani bu yönüyle mağara “doğal bir buzdolabı” özelliği taşır. Öyle ki yaz aylarında bölgedeki hava sıcaklığı 38 derece iken mağaranın sıcaklığı 5 dereceye kadar düşer. 

Doğu Menteşe dağları üzerinde bulunan Yerküpe mağarası: Genek çayının bir kolu olan Hebil deresi üzerindedir. 

Mağaranın yakınında Kavaklıdere-Menteşe-Çamyayla köyü geçmektedir. 

Yerküpe mağarası genç bir mağaradır. 

Doğal köprü özelliği olan mağara, oluşum ve gelişim yönünden ilginçtir. 

Mağaranın toplam uzunluğu 100 metre olup, tek bir galeriden meydana gelmiştir. 

Genel olarak vadi tabanının eğimine uygun şekilde uzanan mağaranın üst girişi ile alt çıkışı arasında 17 metrelik bir yükselti farkı vardır. 

Mağara içinde küçük iniş ve çıkışlar, tavandan düşen bloklar ve damlataş birikimlerinden kaynaklanmaktadır. 

Genişliği: 3-10 metre, tavan yüksekliği 2-8 metre arasında değişir. 

Tabanda kum ve çakır yığınları bulunur. 

Tabana yakın kenarlarda ve yan duvarlarda, sarkıt ve dikitler mevcuttur. 

Özellikle havuz ilginç bir görünüme sahiptir. 

İçleri su ile dolu olan havuzların boyutları ve derinlikleri, bulundukları bölgeye göre değişmektedir. 

Gerek mağara içi damlataşları ve gerekse doğal çevrenin güzelliği nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. 

Mağara, Belediye olanaklarıyla ziyarete açılmıştır.  

Evet mağarayı ziyaret ederseniz, hemen girişinde muhteşem bir manzara yaratan şelaleyi görebilirsiniz.

Ancak mağara rehber eşliğinde gezilmektedir. 

Mağara doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

Mesire Alanı:

Yerküpe mağarasının hemen üzerinde bulunan düzlük; piknik ve güreş alanı olarak düzenlenmiştir. 

 

 

Muğla Kavaklıdere Hyllarima Antik Kenti

 

Muğla Kavaklıdere Hyllarima Antik Kenti

HYLLARİMA ANTİK KENTİ 

Yeri:

Kavaklıdere-Yatağan yolu üzerinde, Çayboyu köyünden geçip, Derebağ köyüne ulaştığınızda: bu antik kentin bir tepe üzerine yayılmış kalıntılarına ulaşabilirsiniz.

Yani, ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Yöre halkı, buraya kale diyor.

 

Önemi:

Kent, Marsyas (Çine çayı) ve Harpasos (Akçay) vadileri arasında dağlık bir alanda yer almaktadır. 

Menderes vadisini iç Karia ve oradan da kıyı kesimlere bağlayan önemli bir geçiş noktası üzerindedir. 

Roma döneminde kentte sikke basılmıştır. 

Kentin tarihi geçmişine bakıldığında, Luvi soyundan gelen Karyalılara ait bir kent olduğu tahmin edilmektedir.

Hyllarima’daki yapılar, MÖ 4’ncü yüzyıl ile MS 7’nci yüzyıl arasına tarihlenir. 

Hititler:

Ancak, kentteki ilk yerleşimin tarihi Hitit dönemine yani günümüzden 3500-4000 yıl öncesine kadar gider.

Kentin Hyllarıma ismi Luwi kökenli olup, Hitit yazıtlarında ismi geçen Wallarima’dan geldiği ve yerel dilde Ullarima olabileceği sanılmaktadır.

Çünkü Hitit metinlerinde, bölge yerleşmelerinin adı, Hitit krallarının Anadolu’ya gerçekleştirdikleri seferler sırasında izledikleri güzergahları ve ele geçirdikleri krallık ve kentlerin anlatıldığı metinlerde karşımıza çıkar.   

Asarcık Tepe’nin yaklaşık 1.5 km kuzeydoğusundaki tepede, ilk çağ kenti Hyllarima yer alır. İsim benzerliğinden dolayı, bu yerleşim veya bölgenin Hitit metinlerinde adı geçen Wallarima olduğuna inanılır. 

Ancak günümüzdeki kalıntılar: Klasik, Helenistik ve Roma dönemine aittir. 

 

Mimari özellikleri:

Kentin doğu yarısı, savunması kolay bir kaya kütlesi üzerinde kuruludur. 

Kentin bu bölümünde: Aphrodisias yönüne açılan Doğu kapı ve buradan tümülüs (Kahraman Mezarı), Bouleuterion (Meclis Binası) ve Agoraya (pazar yeri) ulaşan doğu-batı yönlü ana cadde bulunur.

Kentin batı bölümünde: Anıtsal teras duvarları ve geresindeki yapı kalıntıları bulunur. Konut kalıntıları bu bölümdedir. 

Kentin orta bölümünde: Tiyatro, Boueuterion, Agora gibi önemli kamu yapıları bulunur. 

Kentin güneydoğusunda, Nekropol alanı vardır. 

Kavaklı Hyllarima Tiyatrosu

Tiyatro:

Roma döneminden kalma tiyatronun skenesi yıkılmışsa da yamaca dayalı oturma kademeleri oldukça iyi durumda günümüze ulaşmıştır. 

Tiyatronun bulunduğu yerin, deniz seviyesinden yüksekliği: 780 metredir.

Tiyatro: tek kademelidir.

Kavaklıdere Hyllarima Tiyatro

İzleyicilerin oturdukları bölüm, sahne binasının çevresinde, 180 derece dönmektedir.

Ancak, tiyatroda, resmi kazı çalışmaları yapılmamıştır.

Görünürde dört yol bulunmasına rağmen, sıra başlarındaki muhtemel iki yolla toplam altı merdivenli yol olduğu düşünülmektedir. 

Orkestranın bulunduğu bölüm: 20 metre civarındadır.

Seyircilerin oturduğu bölümlere ise, 6 merdiven yolu ile çıkılabilmektedir.

Tiyatronun 1200 seyirci kapasiteli olduğu tahmin edilmektedir.

2023 yılında Tiyatroda yapılan araştırmalarda, tiyatronun sahne bölümü bir deprem sonucu yıkılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Agora

Agora:

Agora’da 2023 yılında yürütülen çalışmalarda Agoranın stoasının bir depremde yıkıldığı anlaşılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Agora

Kazı çalışmalarında kentin merkezi noktasında bulunan Agoradaki sınırları belirlenen dükkanlar gün yüzüne çıkarılmıştır. Dükkanlar ana kayaya oyulmuştur. Dükkanların arkasındaki anıtsal çeşme ile dükkanlar arasındaki sokak ve dükkanların önündeki sütunlu alan ve agora meydanı kazıları yapılmıştır. 

Kavaklıdere Hyllarima Surlar

Surlar:

Tiyatro dışında bölgedeki surlar görülebilir. 

Surlar: kaba işlenmiş, dikdörtgen taş bloklarından yapılmış olup, kalınlıkları yer yer 2 metreyi bulmaktadır.

Surların uzunluğu ise yaklaşık 2 km dir. 

Surlar, Legel yapılarındaki taş işçiliği ile yakın benzerlikler gösterir. 

Bu bakımdan kentin tarihinin Dor göçünden önceki yıllara indirmek mümkündür. 

 

Kapı:

Kente girişi sağlayan batı yönündeki kapı ise, gayet iyi korunarak günümüze ulaşmış olup, MÖ.400 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.

 

Nekropol:

Kentin Nekropol alanı ise, delik deşik görüntü vermektedir ki, defineciler tarafından soyulan bir bölüm olarak görülmektedir.

 

Günümüz:

Antik kalıntılar: tüm görkemiyle, geniş bir alana yapılmış ve çoğu çalılar ve toprak altındadır.

Bugün buraya gelen birini yer yer 3.5 metre yüksekliğini korumuş kulelerle desteklenmiş, 2.5 metre yükseklikte ve 2 metre kalınlıkta sur duvarları karşılar. 

Evet, buraya giderseniz, günümüzde burada görebilecekleriniz: Roma dönemine ait bir tiyatro, kaya mezarları ve sur kalıntılarıdır. Burayı özellikle tarih meraklıları ziyaret edebilirler.

Muğla Kavaklıdere Kyon Antik Kenti

KYON ANTİK KENTİ

Yeri:


Menteşe beldesi yakınlarında, Çamyayla (Bellibal) köyündedir.

 

Önemi:

Kelime anlamı, Helencede “köpek mezarı” dır.

Bizans döneminde ise, buraya: Paliapolis denir.

Kentin ismi ünlü coğrafya yazarı Strabon’un satırlarında geçmesine rağmen yerleşim hakkında başkaca bir bilgiye rastlanmamıştır.

Yörede arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından ve yazılı kaynaklarda, buranın yalnızca ismi zikredildiğinden, antik şehir hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.

Kavaklıdere Kyon Tiyatro

Tiyatro:

Antik kalıntılar içinde en öne çıkanı, tiyatrodur.

Tiyatro: tepeye yaslanmıştır ve evlerin arasındadır.

Oturma sıraları taşlarının işçiliği: komşu kent Hyllarima tiyatrosunun sıraları ile benzerlik göstermektedir.

Ama, bu sıralardan, yalnızca 13 sıra, günümüze ulaşmıştır.

Orkestra çukurluğu altta kalmış ve birkaç sıra üstüne, günümüzde kullanılan Belediye otoparkı yapılmıştır. (Sonradan yani günümüzde bu otopark kaldırılmıştır.)

 

Kalıntılar ve Günümüz:

Bölgeye gittiğinizde, burayı tanıtan herhangi bir levha görmeniz pek mümkün değil.

Aynı zamanda, bölge insanı, burayı ziyarete gelenlere, pek hoş davranmıyor.

Sanırım, kaçak define avcılığının önlenmesi mi demeli, veya bilemiyorum başkaca ne amaçları olabilir, ama dediğim gibi, bu antik kentin ziyaret edilmesine pek anlamlı bakmıyorlar ki, buna kesinlikle hakları olmadığı kesin.

Sonuç olarak, biraz sıkıntılı bir geziye katlanacaksanız, gidin, bu antik şehrin kalıntılarını gezin-görün. Aksi halde, gitmemek te tercihiniz olabilir.

Buradaki antik kent kalıntıları içinde, günümüzde görebilecekleriniz:

Roma dönemine ait bir tiyatro ve çeşitli sunak taşları kalıntılarıdır.

Ancak, Roma döneminde sikke basıldığı bilinen şehrin: sonuçta, nadir sikke basan önemli şehirlerden biri olduğu düşünülmektedir.

 

Muğla Kavaklıdere İnce Kemer Köprüsü

İNCE KEMER KÖPRÜSÜ


Çavdır-Kurucova köyleri arasındadır. Eski Aydın-Muğla karayolu buradan geçmektedir.

Köprü: mitolojideki adı “Marsyas çayı” olan “Çine çayı” üzerindedir.

Köprünün, Roma döneminde, karşıdaki bir yerleşim yerine, borularla su götürülmesi amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.

Ancak, köprü, her yapılışı ardından, sel gelir ve yıkılır.

Bu dönemde, burada yaşayan bir kralın çok güzel bir kızı vardır.

Kral: köprüyü, yıkılmayacak şekilde yapacak ustaya, kızını vereceğini söyler.

Bunun üzerine, genç bir usta, yardımcılarını yanına alarak, gece-gündüz çalışarak, günümüzdeki ince kemerli köprüyü yapar.

İçme suyu boruları, köprü üzerine döşenerek, karşı yakaya geçirilir.

Köprü, aradan geçen sürede, yağmur ve seller olsa da yıkılmadan kalır.

Ancak: kızını, ustaya vereceğini söyleyen kral, sözünde durmaz.

Bunun üzerine, köprüyü yapan usta, bir gece kazmasını alır ve köprüyü yıkmaya çalışır.

Bu durumu haber alan kralın adamları: köprüye gelirler ve ustayı köprüden aşağıya atarak öldürürler.

Ancak, usta ölmeden önce, kralın kızı için “mutlu olmaması, köprüden geçtiği takdirde evlat yüzü görmemesi” şeklinde beddua eder.

Bu yüzden: aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, yörede yaşayan genç kızlar: köprü üzerinden geçmezler ve yöre insanı, köprüye “gelin geçmez” köprüsü ismini verir.

Son bir not

Çay üzerinde yapımı sürmekte olan Çine Barajı bitirildikten sonra, bu köprü, barajın su göletinin içinde kalacaktır.

Bu yüzden, bu yakınlarda burayı ziyaret etmenizi öneririm, yoksa bir daha görme şansı kalmayacaktır. Bu arada, ilginç gelişmeler yaşandığını duydum.

Söylenenlere göre: İzmir Anıtlar Kurulu, köprünün başka yere taşınması yönünde karar alırken, Muğla anıtlar kurulu: baraj sularının 50 yıl sonra çekileceği ve köprünün yine, bulunduğu yerde ortaya çıkacağını ifade ederek, köprünün başka yere taşınmasına engel olmuşlardır.

Yıllarca sular altında kalacak köprü, ne kadar sağlam kalarak gelecek nesillere aktarılır, bilemiyorum, umarım bu yönde karar alanlar, işin bilimsel yönünü biliyorlardır ve köprünün, sular altında geçecek 50 yıllık süreçte herhangi bir zarar görmeyeceğini düşünüyorlardır, yoksa öte yandan, 50 yıl sonrasının belirsizliği kimseyi ilgilendirmiyor mu?

Öte yandan, bugüne kadar: ömrünü tamamlayıp, suları çekilen baraj gördünüz mü?

Ülkemizdeki iki resmi kurumun, kendi arasında farklı görüşler öne sürmesi sonucu, 2300 yıllık köprü sular altında kaldı.

Evet, güncel bir not: ince kemer köprüsü, yörede inşa edilen Adnan Menderes Barajının su gölet alanı içinde kalarak, kaybolmuştur.

2300 yıllık geçmişi olan köprü, bir kalemde gözden çıkarılıyor. İşte, tarihe ve tarihi kalıntılara bakış açısı.

Kavaklıdere Asarcık

ASARCIK

3500 yıllık geçmişi olduğu bilinen Asarcık, İlçe merkezine bağlı Çayboyu Mahallesi Asarcık Tepesindedir. 

Arkeolojik araştırma sonuçlarına göre: Asarcık Tepesindeki son yerleşim evresi Anadolu Selçuklu Devleti dönemidir. Türklerin fethinin izlerini birçok yerde görülmektedir. Tepe ele geçirildikten sonra 1240-1250’li yıllarda buraya gelen ilk Türklerin tepenin yamaçlarında bir yerleşim kurduğu görülür. Ön bilgilere göre, bu süreç yaklaşık 100 yıl sürmüştür. 100 yıllık bir Türk dönemi, Asarcık Tepenin son kültürel dönemini oluşturuyor. Türkler açısından ilk yerleşimciler tepenin doğu ve güney yamaçlarında tek mekanlı konutlar oluşturmuşlar ve sur duvarları boyunca bu konut dizileri içerisinde birkaç kuşak boyunca yaşamışlardır. Onlardan bugüne ulaşan en temel veri ise fırınlarıdır. Yapıların içerisinde ve çevresinde fırınlar inşa ettikleri tespit edilmiştir.

Burada arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir. 

 

 

Artvin Murgul

Artvin Murgul
 

Artvin Murgul; Murgul kelimesi ülkemizde birçok insan için bakır kelimesini çağrıştırır, gerçekten Murgul’da Bakır ve Bakır işletmeleri uzun yıllar, bu yörenin kaderini en üst düzeyde etkilemiştir. Bir de boğa güreşleri festivali, başka belki biraz da Karagöl,

ULAŞIM

Murgul Artvin arası 48 km. Murgul Arhavi arası 52 km. Murgul Hopa arası 41 km. Murgul Yusufeli arası 115 km. Murgul Borçka arası 17 km. Murgul Rize arası 132 km.

TARİHİ

İki yüz yıl kadar Mitanilerin egemenliğinde kalan Murgul, MÖ 1346-1320 yılları arasında Hititler’in, MÖ 753’de Urartuların, MÖ 680’de Sakaların, MÖ V yüzyılda Kartlı istilası ile Gürcülerin eline geçmiştir. Daha sonraki dönemlerde Partların egemenliğinde kalan bölge, MÖ 387’de Romalıların, 604’de Sasanilerin, 746-1001’de Borçka Bağratlıların, 1068’de ise Selçukluların egemenliğine girmiştir. 

Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından ise, Rusların istilasına uğramıştır.

1918 yılında geri alınan bölge, Sevr anlaşması ile sınırlarımız dışında kalmış ve 1920 yılında tekrar geri alınmıştır.

1935-1950 yılları arasında merkez “Damar” iken sonradan ilçe merkezi “Murgul” olmuştur.

1966 yılında ilçenin ismi “Göktaş” olarak değiştirilmiş, 1987 yılında ilçe olmuştur ve ismi tekrar değiştirilerek “Murgul” olmuştur.

GENEL

İlçenin içinden Çoruh nehrinin bir kolu geçer. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 360 ile 1100 metre arasında değişir. Damar beldesi 1100 metre yüksekliktedir. İlçe topraklarının yüzde 50’si ormanlıktır.

İlçe nüfusu; Türkiye ortalamasının altındadır. Kış aylarında köylerdeki bazı ailelerin ilçe merkezine gelmesiyle nüfus biraz artar. İlçedeki halk ağırlıklı olarak Damar beldesindeki Bakır Fabrikasında çalışır.

Artvin Murgul Bakır İşletmeleri
 

MURGUL BAKIR İŞLETMELERİ

1935 yılında MTA tarafından burada bulunan bakır işletmeleri, 1951 yılında Etibank tarafından devir alındı. İşletmeler daha sonra yine başkalarına devredildi ve şu anda özel bir şirket tarafından işletilmektedir.

Murgul’da maden yatağından çıkarılan bakır cevheri, bakır konsantresine dönüştürülüyor, 2 boru hattı ile Hopa’daki filtre ve kurutma tesislerine gönderiliyor, orada filtre ve kurutma işlemi yapıldıktan sonra malzeme stok sahasına alınıyor ve Hopa limanından sevkiyat yapılıyor.

Son bir not, eskiden Etibank tarafından işletilen bakır madenleri nedeniyle merkezde kurulu blister bakır fabrikası, çevreye büyük zararlar vermiş, yaydığı dumanı ile nam salmış ve Murgul halkına Etibank tazminat ödemiştir.

Artvin Murgul Boğa Güreşleri Festivali
 

DAMAR KARAGÖL BOĞA GÜREŞLERİ FESTİVALİ

İlçe merkezine bağlı Osmanlı ve Damar köylerinde, her yıl boğa güreşi festivali düzenleniyor. Çünkü boğa güreşleri, yöresel geleneklerdendir. 

Festivalde, ayrıca çeşitli kültür etkinlikleri yapılıyor. Boğa güreşi kategorileri: büyük orta, başaltı ve baş boğa olmak üzere 3 sınıfta yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Artvin Murgul Kamilet Doğa Kayını

 

KAMİLET DOĞA KAYINI

İlçe merkezine bağlı Erenköyü Kamilet mevkiindedir. İlçe merkezine 19 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 1208 metre yüksekliktedir. 

Kayın ağacının 300 yaşlarında olduğu tahmin ediliyor. Boyu 42 metre, çapı 3 metredir. Çevre genişliği 9.70 metredir.

Gövdesi çatallı bir yapı gösteriyor, tek gövde değil, dallanmalar mevcuttur. Hem yaş, hem çap, hem de boy açısından dikkat çekicidir. 

Kayın ağacı, 2002 yılında Tabiat Anıtı olarak tescil edilmiştir.

Artvin Murgul Esenköy Camii

ESENKÖY CAMİİ:

İlçeye bağlı Esenköy köyünde, 1863 yılında ahşap olarak yapılmış tarihi bir camidir. 

Kaidesi dışındaki kısımları ahşap malzemedendir. Kare planlıdır. Çatısı kırma çatı formunda, çatının üst örtüsü saç ya da benzeri kaplama ile örtülmüştür. Minare sonradan yapılmıştır ve minare beyaz kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. 

Giriş cepheleri önceden açık olan revağı daha sonra betonarme ile kapatılmıştır. Cephelerde belirgin bir süsleme yoktur. İç mekanda oyma tekniğiyle bitkisel motifler kullanılmıştır. Tavan ahşap işçiliği sade ve boyanmış durumdadır. Kapı hala ibadete açıktır. 

Artvin Murgul Maden Galerileri

MADEN GALERİLERİ:

Özellikle eski dönemlere ait maden galerileri, tarih öncesi/erken dönem izlerini taşıyan buluntular vardır. (Örneğin: madenci küreği gibi)

Artvin Murgul Anayatak Maden Galerisi

Anayatak Galerisi:

Anayatak maden sahası, Murgul’daki önemli eski devir madenciliği yerlerinden biridir. 1967 yılında bölgede, yaklaşık 70-80 cm çapında bir eski devir galeri açığa çıkarılmıştır. Galeride: tahta oyuklara yapılmış bir madenci küreği bulunmuştur. Bu küreğin sap uzunluğu, kalınlıkları gibi detaylar şunlardır: uzunluğu 24.5 cm (sap başlangıcına kadar), genişliği 12 cm, kalınlığı 0.80 cm, sap kısmının mevcut uzunluğu27.5 cm, sap kalınlığı 2.5 cm.dir.

Bu küreğin MÖ 4-5’nci yüzyıllara ait olduğu belirlenmiştir. 

Bu antik galeri madencilik tarihine dair önemli bir veri sunuyor. Demek ki bölgede günümüzden binlerce yıl önce madencilik faaliyetleri olmuştur. 

 

Murgul İşletmesi-Modern Galeriler/Ocaklar

Murgul İşletmesi diye bilinen madencilik bölgesi, Türkiye Cumhuriyeti dönemi açılmış ilk bakır madeni tesislerinden biridir. 1935 yılında kurulmuş, 1951 yılında üretime başlamıştır. 

Bu işletmede iki tip maden işletmesi vardır. Açık ocak ve yeraltı/kapalı ocak (yani galeriler) olarak faaliyet gösteren bölümler.

Yılda yaklaşık 45 bin top bakır konsantresi üretilir.

Ayrıca tesisin yanında bir hidroelektrik santrali de kurulmuş durumda, kurulu güç yaklaşık 25 MW dir. 

 

Artvin Murgul Damar Karagöl
 

 

DAMAR KARAGÖL

İlçe merkezine bağlı Damar köyü Dikenli mevkiindedir. Murgul ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır. Artvin il merkezine 75 km uzaklıktadır. Ulaşım zordur, çünkü yolu stabilizedir. 

İnsanların ve araçların buraya ulaşması için 5 km ham yol olmak üzere toplam 7 km uzunluğunda yol genişletme çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca burada sosyal tesisler kurulması planlanmaktadır. 

Evet, gölün manzarası çok etkileyicidir. 

Artvin Murgul Damar Karagöl
 

Göl, 2.600 metre rakımlı Tiryal Dağının eteklerindedir. Heyelan set gölü şeklinde oluşmuştur. Deniz seviyesinden 1810 metre yüksekliktedir.  

Damar beldesi sınırları içindeki göl, önemli doğal alanlar içerisindedir. Her yıl yaklaşık 600 bin kişiye ev sahipliği yapan göl, insanların ve araçların ulaşımına elverişli yerdedir. 

Artvin Murgul Delikli Kaya şelalesi
 

DELİKLİ KAYA ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı Başköy mevkiinde sarp ormanlık alandadır. Köylülerden başka kimselerin varlığını bilmediği bu şelale, zaman içinde tanınır olmuştur. 

İlçe merkezinden buraya, yaklaşık 40 dakikalık bir yolla ulaşılır.

Bölgeye yol yapılmasıyla şelaleye ulaşım kolaylaşmıştır. Ancak delikli kaya şelalesine giden yol, şelaleye 1-2 km kala bitiyor ve taşlı-çukurlu kötü bir yol başlıyor ve bu zorlu yolun sonunda delikli kaya şelalesine ulaşılıyor.

Evet Türkiye’deki binlerce şelalenin arasından sıyrılarak insanları Karadeniz’in en ucuna kadar getiren bu büyüleyici güzellik, adeta saklı bir cenneti andırıyor. 

Kayanın içinden akan su ile oluşan bir şelaledir.
7 metre yükseklikten, suyun kireç ve kil taşını zamanla aşındırmasıyla, dans eder gibi akar ve 4 metre çapındaki doğal bir delikten aşağıya düşer. Bu yüzden, delikli kaya ismi verilmiştir.
Şelalenin hemen yanında alabalık üretim çiftliği bulunuyor. Şelale çevresinde alabalık yiyebileceğiniz restoranlar var. 
Belediye buraya ahşap piknik masaları koymuştur. Tuvalet de var. Çadır kurulabiliyor.
Ancak mevsim yaz da olsa geceleri soğuk oluyor, çadır kuracaksanız, mutlaka uyku tulumunuz olmalı. Şelalenin aktığı yerde bir gölet var, burada yüzülebiliyor.
Artvin Murgul Kokolet Vadisi
 

KOKOLET VADİSİ

İlçe sınırları içinde bulunan bu vadide kestane ve çiçek balı üretimi yapılır. 28 arıcı, 60 yıldır babadan miras kalan geleneklerle profesyonel aracılık yaparlar ve organik bal üretirler.

Artvin Murgul Kokolet Vadisi
 

5 kilometre karelik bu vadide, yüzlerce kovanda kestane ve çiçek balı üretilir. Kokolet balları ilgi çekiyor. Çünkü burada ıhlamur, orman gülü, yaban mersini, karayemiş başta olmak üzere 500’ün üstünde farklı bitki türü bulunuyor.

Vadide ilçe merkezine bağlı Başköy ve Kabaca köyleri bulunuyor.

Arvin Murgul Kemkaya
 

GEMKAYA

İlçe merkezine bağlı Küre köyünde, sık orman dokusu içinde köylüler tarafından bulunmuştur. Bu sıra dışı kayanın yüksekliği 10 metre ve uzunluğu 35 metredir.

Kayaya ulaşmak için ağaç ve dikenlerle kaplı orman dokusu içinden geçmek gerekiyor.

Sıra dışı kaya gemiye benzetildiği için “Gemkaya” ismi verildi. Bu kaya nedeniyle doğalgaz boru hattı projesinde değişiklik yapıldı, yeri değiştirildi. Kayanın nasıl oluştuğu bilinmiyor. Ancak kayanın arka bölümünde çakıl taşları vardır. Bu çakıl taşları düşünüldüğünde eskiden burada deniz bulunduğu da iddia ediliyor. Deniz çekilmiş kaya burada mı kalmış? Sonuç olarak kayanın neden ve nasıl burada bulunduğu bilinmiyor.

Artvin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Hopa tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Diyarbakır Ergani

Diyarbakır Ergani


Diyarbakır-Elazığ karayolu üzerindedir ve bu nedenle, genellikle birçok kişi tarafından bilinen bir yerdir. Ergani’nin diğer bir özelliği de, burada bulunan sanayi tesisleridir ki, bunların başında, Çimento Fabrikası gelmektedir. Bu çimento fabrikası, ilçenin üzerinde sürekli bir bulut, daha doğrusu toz bulutu bulunmasına neden olur.

Amerika’da, betonarme yapı çok az görülür, çünkü beton ana maddesi olan çimento çok pahalıdır. Çünkü: Amerika’da çimento fabrikası bulunmaz, çimentoyu yurt dışından alırlar. Çünkü: çimento fabrikaları, bulundukları mahalde, en büyük çevre kirliliği yaratan sanayi tesisleridir.

Ayrıca, Ergani denilince “Bakır” madeni de bilinir. Murgul ve Küre ile birlikte, ülkemizde en çok “bakır” madeni çıkarılan yerdir. Ancak: bakır madenleri, Ergani ilçesine 25 km. uzaklıktaki Elazığ şehrinin Maden ilçesindedir, ama bu bakır madenlerinin ismi, gariptir ki Ergani Bakır İşletmeleridir.

Bunun yanında, ülkemiz sınırları içinde en kaliteli petrolün buradan çıktığı söyleniyor. İlçe merkezinde, 5-6 metrelik derinlikten su ve 50-60 metre derinlikten ise, kaliteli petrol çıktığı söyleniyor.
Giriş için son bir not: Ergani gerçekten büyük bir yerleşim yeridir ve 100 bin nüfuslu bu ilçenin il yapılması için, TBMM ne, kanun teklifi verilmiştir.

ULAŞIM

Ergani ilçe merkezinin Diyarbakır il merkezine olan uzaklığı, 55 km. dir. Ergani-Elazığ arasındaki uzaklık: 100 km. Ergani: Ankara arasındaki uzaklık: 885 km. Ergani-İstanbul arasındaki uzaklık: 1323 km. dir.
İlçeye ulaşım, demir yolu ile de yapılabilmektedir.
Dicle, Çermik ve Çüngüş gibi ilçelerin, çevre il ve ilçeleriyle olan bağlantıları, yalnızca Ergani üzerinden sağlanabilmektedir. Bu durum, ilçenin, çevrede stratejik önemini arttırmıştır.

TARİHİ

Burası, tarihte insanlığın yerleşik yaşama geçtiği ilk yerlerden birisidir. Özellikle, Çayönü ören yerindeki arkeolojik kazılar, uzun yıllardır sürdürülmekte ve burada, çok eski tarihlere dayanan medeniyetlerin izlerine rastlanmaktadır. Burada, insanın yerleşik düzene geçişinin izleri görülmektedir.

Neolitik çağa ait, örme yuvarlak evler, basit kulübe kalıntıları bulunmuştur. Özellikle, yine burada bulunan “Saltaşlı yapı” olarak isimlendirilen, 10 metre genişliğinde, yüzeyleri düzleştirilerek parlatılmış, iri kalker bloklarından oluşan anıtsal yapı ilgi çekmektedir.

Malazgirt savaşından sonra ise, 1240 yılında, Selçuklular, yörede egemenliği ele geçirirler. Takip eden dönemde, bir süre, Akkoyunlulara başkentlik yapan ilçe, daha sonra, 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

İlçenin tarihi süreç içindeki: Akranya, Erkenin, Erkanikana, Yanari, Zülkarneyn, Urhana, Aşat olan isimleri, Cumhuriyet döneminden sonra “Osmani” olarak ve daha sonra ise “Ergani” olarak değiştirilmiştir.

19’ncu yüzyıl sonlarında, burada, günümüzdeki yerleşim yerinin bulunduğu yerde “Osmaniye” isimli bir yerleşim kurulmuş, ancak buranın isminin çeşitli karışıklıklara neden olması nedeniyle, Cumhuriyetin ilanından sonra, yeniden “Ergani” ismi kullanılmaya başlamıştır.

GENEL

Diyarbakır ilinin en büyük ilçesidir.
İlçe merkezi, Ergani ovası kenarında, Zültüfil dağının eteklerinde: derin bir sel yatağına bakan güneydoğu yamacında kurulmuştur. İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 955 metredir.
Dicle ırmağı, ilçe merkezinin 10 km. kuzeyinden geçer.
İlçenin ekonomisi: tarım, hayvancılık, madencilik ve ticaret ağırlıklıdır. Özellikle: şaraplık üzüm yetiştiriciliği önem kazanmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Ergani denilince, benim ilk aklıma gelenler: şehir merkezindeki “Elif Lokantası” ve şehir merkezinin biraz uzağında, Elazığ yolu üzerindeki “Cuma’nın yeri” düşünülebilir. Özellikle, Cumanın yerinde, ciğer yemeniz önerilir.

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Ergani Çayönü Ören Yeri
Diyarbakır Ergani Çayönü Ören Yeri

 

ÇAYÖNÜ ÖREN YERİ

Çayönü: Güneydoğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır’ın 60 k m kuzeyinde, Dicle ırmağının Toros Dağlarının etekleri boyunca akan bir kolu üzerinde yer alır. Yani ilçe merkezinin 7 km güneyindedir. 

Buradaki kazılar, 1964-1991 yılları arasında yapılmıştır. Kazı alanı, Yakındoğu’daki neolitik kazı alanlarının en büyüğüdür. (8000 metre kare) 

Burada görülen, farklı materyallere sahip evler, kamusal binalar ve farklı biçimlerde düzenlenmiş açık alanlardır.

Çayönü, neolitik dönemde muhtemel kasaba planlarının geniş bir yelpazesini sunmaktadır. 

Yaklaşık 9000 yıl öncesine kadar giden bir geçmiş söz konusudur. Bir anlamda, cilalı taş devri söz konusudur. İlk yerleşim, günümüzden 9500 yıl önce, yani MÖ 7500 yıllarında kurulmuş ve aralıksız olarak MÖ 5000 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, aralıklı olarak iskan görmüştür. 

Bölgede MÖ 2000’li yıllarda, Mitanni halkına, Hitit-Hurri ilişkilerine rastlanır. Özellikle, Anadolu’nun en eski halklarından oldukları kabul edilen “Hurriler” in bu yörede Subartu denilen yerde, yani bu yörede yerleştikleri görülmektedir. 

Evet gelelim ayrıntılara:
Evre-1:

Her biri tipik mimari tarza göre adlandırılmış, 6 alt evreden meydana gelir. En çarpıcı olanlar, alt evre 2,5 ve 6 dır. 

Alt evre-1:

yuvarlak yapı alt evresinde köyde çamur, saman veya ot ve belki de tezekle kaplanmış dallardan oluşan sağlam bir dal örgüden yapılmış yuvarlak veya oval evler bulunuyordu. Zeminler, yer yüzeyinin altındaydı.

 

Alt Evre-2:

Izgara plan alt evresinde, paralel taş duvarlardan oluşan ızgarayı andıran biçimde temellere sahip dikdörtgen evler vardı. Bu temellerin üzerine kaplanan zemin kireç ve kille kaplı dallardan meydana geliyordu. Üst yapı, dal örgüden yapılmaya devam etti. Bu planda evlerin üç kısmı vardı. Bir yaşam alanı (temellerin üzerinde), kapalı bir avlu ve küçük bir depolama alanıdır. Boy, plan ve yön olarak birbirine benzeyen evler bir dama tahtası biçiminde dizilmiştir. Bu düzenlilik herkesin uyduğu, açıkça tanımlanmış mimari kuralların varlığını akla getiriyor. 

 

Alt Evre-3:

Ev temelleri büyük ölçüde doldurularak yalnızca su akış kanallarına yer bırakılmıştır. Köy, alan olarak genişlemişti, ama evler daha büyük aralıklarda dağıtılmıştı. Yerleşim doğu ucunda kazıcılarca “Plaza” adı verilen, özenle açık bırakılmış bir kült alanı kurulmuştu. Bu alt evrede, kil zeminin üzerine iki sıra halinde, geniş dikili taşlar yerleştirilmişti. 

 

Alt Evre-4:

Kaldırım taşı döşeli yapı alt evresinde, evler yeraltı sularından kanallar yerine çakıl dolgu ile korunmuştu. Plaza önceki haliyle devam etti.

 

Alt Evre-5:

Hücre yapı alt evresinde, evler eskisinden çok daha genişti. Tüm alt evrelerde olduğu gibi, daha eski binalar bilinçli şekilde terk edilmiş ve yeni türden binalar bunların üstüne örgütlü bir yenileme projesi kapsamında inşa edilerek doldurulmuştu. Taş temellerin, belki de depo odaları olarak kullanılan hücre benzeri bölgelere bölünmesi, bu dönemdeki mimarinin tipik özelliğiydi. Üst yapılar, dal örgü yerine kerpiçte yapılmıştı. Evlerin plan ve boyları çeşitlilik gösteriyor ve bazen geniş avlular da içeriyordu. Plaza’nın artık yerleşim yerindeki en büyük evlerce çevrelenmesi bu alanın önemini gösteriyordu. Dahası, evlerin içindeki buluntular da çeşitlilik gösteriyordu. Alt evre-2’nin aksine ev planları ve içeriklerindeki böylesi farklar, işleyişte toplumsal ayrımları akla getiriyor. 

Alt Evreler 1-5:

Dört çarpıcı topluluk yapısı vardı. Son üçü ayırıcı mimari özellikleri ve içerikleri nedeniyle kült merkezi olarak belirlenmiştir. Mimari alt evrelerdeki kesin konumları belli değildir, çünkü kazı alanının kenarlarında kendi terasları üzerine inşa edilmiş ve çeşitli inşa hareketleri boyunca var olmuşlardı. Yine de inşaat sıralaması şöyle gibi görünüyor: ilki geniş yuvarlak bir yapıydı. Bir sonraki geniş saltaşlı yapı, 2 m uzunluğunda cilalanmış kireçtaşından bir zemine sahipti. Zemine büyük taşlar dikilmişti.

Skull Building-Kafatası Binası:

Üçüncüsü, en az altı kere tekrar inşa edilmiş olan Kafataslı Yapı, her zaman insan iskeletleri veya parçalarını barındırmıştı. Bina ilk kazıldığında, 70 insan kafatası bulunmuştur. Kemikler, 450’den fazla bireyin kalıntılarını içeriyordu. Bu yapı muhtemelen ikinci derece cenazeler için bir kemik eviydi. Belki de, atalara ibadetin bir başka çeşidi olan, ölülerin anılması için de bir odak işlevi görüyordu. 

Bir  zamanlar buraya yolculuk yapan Polonyalı gezgin Simcon, buradan mucize yaratan bir mabet olarak söz eder. 

Dördüncü ve sonuncusuna ise “Terazzo Yapı” adı verilmiştir. Çok sert, 40 cm kalınlığında cilalanmış çakıl taşları ve kireçtaşını yakarak yapılmış pembemsi kireçten meydana gelen, çok özenle hazırlanmış bir zemini bulunan büyük tek bir odadan oluşuyordu. Yere yerleştirilmiş beyaz taşlarla doğrusal desenler çizilmişti. Böyle “terrazo” zeminler başka yerlerde de bulunmuştur, ama bu dönemden sonra 5 bin yıl boyunca, demir çağına kadar bu teknik unutulmuştu. 

Alt evre- 6: 

Büyük Odalı Yapı alt evresinde, köyün karakteri dramatik şekilde değişiyordu. Yerleşim küçüldü. Topluluk yapıları yoktu ve Plaza bir çöp atık yeri olarak kullanılıyordu. Evler sadece bir veya iki geniş odadan oluşuyordu. Çayönün’de önemli bir toplumsal değişim olduğu açıktı. Ekonomik veriler de değişim yönünde kanıtlar getirmişti.

Çömlekli Neolitik (Evre II):

Yaklaşık MÖ 6000-5000, çömlekçiliğin ani ortaya çıkışıyla tanımlanır. Arada başlangıç, deneysel evreler belirlenmemiş olduğundan bu tekniğin dışarıdan geldiği varsayılır. Yerleşim dramatik bir boşluk olmadan önceki halinden devam eder, ama artık Izgara Plan alt evresinde (Alt evre-2) yerleştirilen düzgün yapı düzeninin yerini dar sokaklar boyunca düzensiz biçimli ev öbekleri almıştır. Topluluk yapıları hala yoktur. 

Ekonomi;

Kazılar, köy ekonomisinin yerleşimin aralıksız devam ettiği bu 3.000 yıllık dönemde, besin toplayıcılığından besin üretimine doğru evrimini belgelemiştir. 

Alt evreler 1-5 süresince, köylüler yabani bitkilerin toplanması ve yabani hayvanların avlanmasına bağlıydılar. Beslenme: baklagiller, mercimek, fiğ yetiştiriciliği ve daha sonraları bunlara eklenen Einkorn buğdayı ile destekleniyordu. Alt evre-5’de bu kalıp değişmeye başladı. Çok sayıda evcilleştirilmiş koyun ve keçi ortala çıkarak beslenmenin düzenli bir parçası oldu. Yabani hayvanların avlanması kayda değer derecede azaldı. 

 

Erken Metalurji:

Yakınlarda bulunan bakır ve bakırtaşı Alt evre-2’de işlenmiştir. Alt evre-3 ve 4’te metal işçiliği artarken bundan sonra düşüşe geçmiştir. İğne, kanca ve matkap uçları gibi aletler yapmak için cevher ısıtılmadan dövülüyordu. Bu daha sonraları çok önem kazanacak bir teknolojiye basit bir başlangıçtı. Daha kolay biçimlendirmek için bakır öbeklerinin eritilmeden ısıtılması, yani tavlama da yapılıyordu. Çayönündeki buluntular, Yakındoğu da bilinen ilk metal kullanımları arasındadır. 

 

Boncuk yapımı ve dokuma:

Boncuk yapımı ve dokuma gibi başka zanaatlar da icra ediliyordu. Ev yapımı bir keten kumaş izi Yakındoğu da dokuma zanaatının ilk kanıtlarından biridir. Alet ve süslemelerde kullanılan obsidiyen ve deniz kabuklarının varlığı, uzun mesafeli ticaretin göstergesidir. Çayönündeki zanaatkarların bunları tam zamanlı olarak icra edip etmedikleri bilinmiyor.

 

Ölü gömme:

Yörede ölü gömme biçimleri, anne karnındaki gibi ölünün katlanıp, sağa yatırılarak, yüzleri toprağa dönük olarak gömülmeleri şeklindedir. MÖ 6500 yılına kadar, ev içine gömme teknikleri kullanılmıştır. Daha sonra ise, ölülerin gömülmesi için yerleşim yerlerinden farklı mekanlar yapılmıştır. 

 

Sonuç olarak:

Çayönündeki kazılar göstermiştir ki, neolitik dönem boyunca toplumsal yaşamın nihayetinde MÖ 4’ncü bin yıl sonları ile 3’ncü bin yılın kentlerine dönüşecek olan belli özelliklerinin yavaş yavaş ortaya çıktığıdır. Buradan çıkarılan çakmak  taşı, öğütme taşları, kemikler, bakır gibi madenlerden yapılan çeşitli aletler, günümüzde Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. 

 

GRİKİHACİYAN TEPESİ

Burada, MÖ.5000 yıllarının başında, gelişkin köy yerleşim evresi görülmektedir ve bu nedenle önemlidir. Buranın bir diğer özelliği ise: Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görülen “yuvarlak planlı ve kubbeli” evler ve zengin boya süslemeli “çanak-çömlek” tir.

Diyarbakır Ergani Zülkifil Dağı-Makamı

ZÜLKİFİL DAĞI-MAKAMI

İlçe merkezine 5 km. uzaklıktadır.
Burada, Zülkifil Peygamberin mezarının bulunduğu söylenmektedir. Bu nedenle, buraya, yöre halkı tarafından “makam” ismi de verilmektedir. Dağın en üst yamacında, yani zirvesinde, Zülkilif Peygambere ait olduğu söylenen bir türbe bulunmaktadır ve türbe, yılın büyük bölümünde, çevreden gelen insanlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Özellikle, Cuma günleri: çocuğu olmayan kadınlar ve kısmetinin açılmasını isteyen kızlar, işleri kötüye gidenler, burayı ziyaret etmektedirler.

Buranın bir diğer özelliği ise, yalnızca burada yetişen makam çiçeğidir. Söylentiye göre: “Zülkilif Peygamberin gözyaşının düştüğü her yerde, bu çiçek açmış ve açmaktadır” Başka bir söylentiye göre: Hz. Ali’nin atının ter damlattığı yerlerde, bu çiçeklerin açtığı ve o günden sonra, buranın “Ali dağı” ve “Zülküf dağı” olarak isimlendirildiğidir.

Diyarbakır Ergani Hilar Mağaraları

HİLAR MAĞARALARI

İlçe merkezine, 7 km. uzaklıkta; güneybatıda, Sesverenpınar köyündeki, çağlarönü höyüğüne komşudur ve Anadolu bölgesindeki en eski mağara yerleşimi burada kurulmuştur.

Mağaranın bulunduğu kayalıklarda, bir kısım kalıntılar bulunmaktadır. Kayalığın çevresinde, çok sayıda mezar odası görülüyor. Mezar odalarının dış cephelerinde: Roma dönemini anımsatan kabartmalar, Sami yazıları, İran üslubunu yansıtan figürler görülüyor.

Kayalığın güneydoğu bölümünde, en yüksek tepede: Akropol var.
Günümüzdeki Hilar köyünün güneyindeki dik kayalık bölümde ise: kale var.
Kayalığın doğu bölümünde: bir kervansaray görülüyor. Kervansaray yapısının girişinde, eski bir mezar odası ve ayrıca mescit olarak kullanılan bir oda görülüyor. Kaya mezarları, dikdörtgen plana sahiptir.

Mezar odaları içinde, yarım ay formda sedirler-kanepeler bulunmaktadır. Bu sedirlerin yanı sıra, bazı mezar odalarında, tekne mezar ve bazılarında ise kemik çukurları görülmektedir. Bazı mezarlarda ise, Süryanice yazıtlar bulunmaktadır.

Evet, gelelim mağaraların özelliklerine: Bu mağaraların, hemen kuzeyinde, Neolitik dönemde, insanların: göçebe-avcılıktan, yerleşik düzene geçtikleri anlaşılmıştır. Çünkü, burada tarihteki ilk tarımsal üretim gerçekleştirilmiş ve I. Derece Arkeolojik Sit alanı” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Her ne kadar ayrıntılı arkeolojik araştırmalar yapılmamış olsa da, bölgede bu güne kadar yapılan yüzey araştırmalarında: Roma, Bizans, Artuklu dönemlerine ait: sikkeler, lahitler ve insan kemikleri bulunmuştur.

HZ. MERYEM KİLİSESİ

Günümüze kadar sağlam olarak gelebilen tarihi eserlerden birisidir. Zülküf dağının zirvesinin doğusunda, Dicle ırmağına bakan büyük bir kayalık üzerindedir.
1960’lı yıllara kadar, Ermeniler, burada, baharın başlangıcında büyük şenlikler düzenlerler ve kilisede ibadet ederlermiş, hatta bir gece kilisede kalındığı da söylenir.

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.