Afyonkarahisar Şuhut

Afyonkarahisar Şuhut


Buranın en büyük özelliği: Synnada denilen antik kentin bulunması, ancak bu antik kent ile ilgili hiçbir araştırma yok, tanıtım yok, hatta bu kentin varlığını bilen bile yok.

Bu kent, bir zamanlar, Frigyalılara başkentlik yapmıştır.

Tabii bir de daha yakın geçmiş var, Kocatepe ve Zafer Yolu. İlçe Merkezindeki Atatürk Evi.

ULAŞIM

İl merkezine 29 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Şuhut

GENEL

Batı Anadolu’yu İç Anadolu’ya bağlayan eşik arazi üzerindedir. 

Rakımı 1200 metredir, Afyonkarahisar il merkezinden daha yüksektedir. Kaynağını Kumalar dağından alan Kali çayı üzerinde, ilçe merkezinden 15 km uzaklıkta Selevir barajı kurulmuştur. 

İlçe merkezi ve çevresi Ege bölgesine dahil olmakla birlikte, burada İç Anadolu’nun karasal iklimi görülür. 

Şuhut; 1862 yılında, büyük bir deprem geçirir ve sonucunda, birçok bina ve tarihi anıt yok olur. Şuhut’un isminin kelime anlamı; tanıklar/şehitler demektir.

 

TARİHİ

Hitit döneminde, Afyonkarahisar ve Kütahya illerinde hüküm süren Mira krallığına bağlı bir prenslik olan Kuvalya’nın başkenti Şuhut olmuştur. 

Bu bölgedeki ilk yerleşim: Akamos, Truva savaşına katılmış, yenilince birliklerini buraya kadar çekmiş ve MÖ 1180 yılında, bölgede “Synnada” şehrini kurmuştur. 

Şehir takip eden dönemde, Lidya, Pers, Roma ve Bizans egemenliğine girer. 

Bizans döneminde şehrin ismi değişmiş ve “Cfut” ve sonrasında “Çıfut” olmuştur. 

1219 yılında ise yörede Türk hakimiyeti görülür.

Bu dönemde, İslam askerleri arasında bulunan Şeyh Şuhudi Ömer Efendiye izafeten şehrin ismi “Şuhut” olmuştur.

Şuhut, Kurtuluş Savaşı sırasında, kısa süre Atatürk ve Başkomutanlık karargahına ev sahipliği yapmıştır. 1946 yılında ilçe olur.

Şuhut Patates

PATATES

Şuhut ilçesinin Atlıhisar beldesinde yetişen patates, Türkiye’nin en iyi patatesi olarak ün kazanmıştır.

Şuhut’a patatesi ilk getiren kişi Hacı Veli Ağa’dır. 1895 yılında İzmir’e bağlı Ödemiş ilçesinden getirttiği patates tohumlarını kendi adıyla anılan meşhur bahçeye ekerek ilk hasadı yapmıştır. 

Patatesin rengi oldukça sarıdır ve normal patates ile karşılaştırıldığında lezzeti de farklıdır. Yemeklik olmakla birlikte parmak patates ve cips olarak kullanılmaya uygun, yumru et rengi koyu sarı, kabuk rengi ise sarı ve pürüzsüzdür. 

Kızartma için özellikle Şuhut ve Sandıklı patatesleri tercih edilmektedir. 

Şuhut Keşkeği

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse kesinlikle “keşkek” yemelisiniz. Şuhut keşkeği tescillidir, doğum, asker uğurlama, düğün, kutlama, bayram, hacı uğurlama, adak, hayır, buluşma gibi özel zamanlarda yapılmaktadır. Günün her saatinde tüketilebilir. 

Afyonkarahisar Şuhut Meslek Yüksek Okulu

ŞUHUT MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Caddesindedir. 

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında kurulmuş ve İşletmecilik ile Dericilik programları ile eğitime başlanmıştır.

2017 yılında ise, ilçe merkezinde kendi binası tamamlanarak yeni binasına taşınmıştır. Okul bünyesinde 4 ayrı bölüm vardır.

Bunlar: Muhasebe ve Vergi uygulamaları, Gıda Teknolojisi, Laborant ve Veteriner Sağlık bölümleridir. İlçe merkezinde Kredi Yurtlar Kurumunun 350 öğrenci kapasiteli 2 ayrı bloktan oluşan yurdu vardır. Afyonkarahisar’a 24 km uzaklıktadır ve Şuhut-Afyonkarahisar arasında her 15 dakikada bir karşılıklı minibüs seferleri vardır. 

Afyonkarahisar Şuhut

GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

ULU CAMİ

İlçe merkezindeki bu cami, Cami-i Kebir ve Büyük Cami isimleriyle de tanınır.

Caminin günümüze ulaşan kitabesi yoktur. 

1415 tarihli bir vakfiye örneğine göre, yapı Sarı Demirtaş Paşa oğlu Hamza Bey tarafından yaptırılmıştır. 

Cami, önünde şadırvanı ve ahşap medrese odaları ile bir külliye halinde idi. 

Caminin yanına yapılan ve tarihi bilinmeyen Şuhudi Medresesi günümüze ulaşmamıştır. 

Şuhut Ulu Camii, 1885 yılı salnamesine göre, o dönem kasaba durumundaki ilçede bulunan iki önemli camiden biridir. 

Caminin güney cephesinde bir kitabe bulunmaktadır.

Kitabe:

Batı cephesine yakın yerde saçak altında bulunan bir niş içine yerleştirilmiş olan kitabede şunlar yazılıdır “^Maşallah Tarih-i zelzele. Sene 1279” Buna göre Şuhut Ulu Camii, 1862 yılında meydana gelen depremden sonra onarılmıştır. 

 

Mimari yapı

Şuhut Ulu Camii doğusunda yer alan geniş bir avlu tarafından çevrelenmiştir.

Avlunun orta kısmında bir şadırvan, kuzeydoğu köşesinde ise abdestlik yer alır.

Sütunlu ve ahşap tavanlı camiler tipindeki yapı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır.

Caminin içinde dört sıra halinde 16 adet mermer sütun bulunmaktadır. Bu sütunların antik Synnada şehrinden kalan direk, başlık gibi unsurlardan faydalanıldığı düşünülmektedir.

Caminin batı duvarı doğu duvarına göre daha uzundur.

Bu durum yapıda özgün olmayan bir planı meydana getirir.

Cami üstünü örten kırma çatı kiremit kaplı olup tepe noktasında alemi bulunmaktadır.

Caminin içindeki kıbleye dikey, her sırada dörder tane olmak üzere dört sıra sütun bulunmaktadır.

Yapı beden duvarlarında moloz taş kullanılmıştır.

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

Minare

Caminin güneydoğu köşesinde tek şerefeli minaresi yer almaktadır.

Synnada’nın kale kapılarından kalma 6 mermer direk üzerine, tuğla ile örülmüş olan minaresi toprak damlı ve kagirdir. 

Kürsü ve pabuç kısmı tamamen mermer bloklardan oluşmaktadır.

Gövde, şerefe ve petek kısmı tuğla örgülüdür.

Gövdenin bitiş ve başlangıç kısımlarında birer taş bilezik bulunmaktadır.

Gövdeye göre ince olan petek kısmının üzerinde külah ve alem yer almaktadır.

Yapını çeşitli kısımlarında görülmekle birlikte devşirme malzemenin en yoğun kullanıldığı yer minaredir. Bunlar Bizans dönemine ait toplama taşlardır. 

Bu devşirme malzemeler Bizans dönemine ait mermer bloklardır.

 

Şadırvan

Avlu ortasında yer alan şadırvan sekizgen bir alanın ortasına inşa edilmiştir ve üstü kapalıdır.

Her bir köşede bulunan ahşap sütunlar tarafından taşınan ahşap çatının üzeri metal kaplamadır.

Ahşap sütunların oturduğu kaideler birbirinden farklı işlenmiştir.

Afyonkarahisar İli Şuhut İlçesi İplik Mahallesinde kayıtlı bulunan Ulu Cami, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 1993 tarihli kararı ile 1’nci Gurup Korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiştir. 

Caminin son olarak restorasyonu 2013 yılında yapılmış ve 2015 yılında ibadete açılmıştır.

2020 yılında Şuhut Ulu Cami bahçesinin restorasyonu yapılmıştır. Bu çalışmada yeni oturma alanları ve abdest alma alanları yapılmıştır. 

Afyonkarahisar Şuhut Tarihi Hamam

 

ŞUHUT TARİHİ HAMAMI

İlçe merkezinde yaklaşık 600 yıllık olduğu öne sürülen tarihi Şuhut hamamı; 2012 yılı başlarında kapanmış ve yapılan restorasyon ardından tekrar açılmıştır.

3 kısımdan oluşan Şuhut Hamamı, benzerlerine nazaran son derece kullanışlıdır.

Hamamın girişinde, soyunma odalarının da bulunduğu selamlık bölümü bulunur. Selamlık kısmında, 9 tane ahşap soyunma kabini vardır.

Şuhut Tarihi Hamamı

Yine bu bölümde, ortada mermer bir süs havuzu ve havuzun tam üstünde ise havalandırma kubbesi bulunur.

Buradan sonra, ılıklık denen bölüme geçilir.

Sonra dar bir koridordan sıcaklık denen hamamın iç kısmına geçilir.

Bu bölümde, kurna bulunan genel yıkanma salonu bulunur.

Ortada ise 4 metre karelik sedir vardır.

Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla orijinal yapısı korunarak yenilenen Şuhut Hamamı, yenilenen yüzüyle 1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren ziyaretçilerini bekliyor. 

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

BÜYÜK TAARRUZ KARARGAHI ATATÜRK EVİ

İlçe merkezinde; Yalı Mahallesi İsmail Bey Sokakta bulunan Hacıvelioğlu Konağı, Atatürk’ün Büyük Taarruz öncesinde Şuhut’ta kaldığı konaktır.

1896-1897 yıllarında Şuhutlu Hacı Veli tarafından yaptırılmış olan konak yaklaşık 560 metre karelik bir alan üzerine inşa edilmiştir. İnşaatı yapan Taşçı Yahni ustadır.  

Konak, 20’nci yüzyıl sivil mimari özelliklerini taşımaktadır. 

 

Atatürk ve Beraberindekilerin Şuhut’a ulaşım:

25 Ağustos 1922 sabahı Afyon-Şuhat doğrultusunda Akşehir’den hareket eden Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Başyaver Salih ve ikinci yaver Muzaffer ile birlikte, Sultandağı-Çay üstünden Şuhut’a gelen Gazi Mustafa Kemal, Hacı Velioğlu Evinde, İsmet ve Fevzi Paşalar ise bu evin karşısındaki evde, karargahın bir kısmı da Mollazade Hacı Hüseyin Ev’inde misafir edildiler.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana genel taarruz icra olunacaktır emrini verdiği 93 Nolu cephe emri, 25 Ağustos 1922 günü, Şuhut’taki karargahtan verilmiştir.

Gazi Mustafa Kemal, konakladığı Hacı Velioğlu Ev’inde silah arkadaşlarıyla önemli bir toplantı yapmış ve Anadolu ile dış dünya arasındaki bütün haberleşmelerin kesilmesi emrini verdikten sonra, 26 Ağustos’un ilk saatlerinde saat 00.30’da Kocatepe’de olmayı düşündüğünden, at arabası, kağnı gibi ilkel araçlarla Kocatepe’ye hareket etmiş, burada yatmamıştır. (Bazı kaynaklar, burada birkaç saat yattığını yazarlar.)

Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk” eserinde belirttiği gibi 24 Ağustos 1922 tarihinde Türk ordusunun karargahı Akşehir’den taarruz cephesi geresindeki Şuhut kasabasına taşınmıştır. 

Burada konaklayan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa (Çakmak) ile görüşüp taarruz ile ilgili son incelemelerini yapmıştır ve buradan taarruzun yapılacağı Kocatepe’ye geçmiştir. 

Evet, bu 2 katlı ev: 24 Aralık 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı adına Hazine tarafından kamulaştırılmış ve 2003 yılında restore edilerek 2005 yılında ziyarete açılmıştır.

20’nci yüzyıl sivil mimari özellikleri taşır.

Ancak asıl önemli tarafı, Büyük Taarruzdan önce, Mustafa Kemal Paşa tarafından karargah olarak kullanılmasıdır.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi
Evet, Atatürk evi hakkında sizleri gezerken aydınlatacak notlarım

İki katlı kagir yapıdaki bina, iki sokağın köşesine konumlandırılmıştır ve arka cephede de bahçesi vardır. 

Bir tanesi güneyde (arka cephede), biri kuzeyde ve ikisi batıda olmak üzere toplam dört kapısı vardır ama batıdaki iki kapı aktif olarak kullanılmamaktadır. 

Binanın ana kapısından, sadece hane sahibi girer çıkarmış.

Batı tarafındaki iki kapının birinden hayvanlar girip çıkarmış, diğerinden ise hizmetkarlar girip çıkarmış.

Arka bahçede bulunan iki kapıdan ise, konağa gelen misafirler girip çıkarmış.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi

Konak genel özellikleri:

Evde bulunan yüklük kısımlarına eski yer yatakları, yorgan ve benzeri eşyalar konulduğunda, bir odadan diğerine ses geçmez.

Konakta hane halkı ve hizmetkarlar ayrı ayrı yaşarmış.

Hane halkı ile hizmetkarları ayıran bölüm, güney tarafta bulunan iki kapılı bir geçittir.

Hane halkından birisi, hizmetkarları çağıracak olduğunda, kendi kapılarını tıktıklar, hizmetkarlar da kendi kapılarından gelirlerdi.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

 

Evin içi

Kuzey girişinden mermer zeminli bir sofaya girilir. 

Günümüzde sofanın solundaki oda semt kadınlarına kültürel amaçlı kursların verilmesi için kullanılmaktadır. 

 

Alt katta

Burada: hole açılan 4 oda vardır.

Evin içinde, alt katta, bugün yağlı boya tabloların bulunduğu bölüm, eskiden ahır olarak kullanılmış.

Buranın tavanı, kamış ve kerestedir.

Çünkü kamışlar, hayvanların kokusunu alır ve çevreye koku salgılamazmış.

Diğer odalarda, tavan alçı ve ahşap kaplamadır.

Mutfak olarak kullanılan bölümde, şömine yakıldığında ve ocakta herhangi bir şey pişirildiğinde: şömine üstünde bulunan su deposundaki suyu ısıtır ve hamamda kullanılacak sıcak su elde edilirmiş.

Zaten, konağın hamamı da, şöminenin hemen arkasındadır. Dar bir koridordan geçilerek 2 metre karelik hamama geçilir.

Alt katın bir bölümü: kültürel amaçlı kurslar için ayrılmış, 50 m. Karelik bölümde ise, bağımsızlığın panoraması, yağlı boya 11 tablo ile canlandırılmış. Bu tablolar Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Aydan Ayan ve öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. 

Sergilenen 11 Tabloda: “Kuvay-ı Milliye Destanı” anlatılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Üst kat

Üst kata çıkış, girişteki sofada bulanan merdivenlerden sağlanmaktadır. 

Üst kat geleneksel Şuhat yaşam tarzını yansıtacak şekilde tefriş edilmiştir. 

Sofaya açılan odalar: yatak odası, oturma odası, mutfak şeklinde düzenlenmiştir. 

Bakır zini, güvem ve kaplar, dantel örtülerle süslenmiş sedirler, kanaviçe işlemeli örtüler ve mankenler üzerindeki kıyafetler geleneksel Şuhut kültürünü yansıtmaktadır. 

Buradaki ilk oda: haremliktir. Eve gelen misafir ya da hane halkı, ayrı ayrı oturur, kadınların oturduğu bölüme haremlik denirdi.

Soldaki ilk oda: Selamlık bölümüdür. Hane sahibi, oğlu ile birlikte bu odada hem oturur, hem de gelenleri ağırlardı.

Haremliğe erkekler, selamlığa kadınlar girmezdi.

Hizmetkarlar içinde bu geçerliydi.

Haremliğe kadın hizmetkarlar, selamlığa erkek hizmetkarlar girerdi.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi Atatürk Çalışma Odası
Çalışma odası:

Mustafa Kemal Atatürk’ün konakta kaldığı çalışma odası özgün haliyle düzenlenmiştir. 

Bu oda özellikle tavanı ile dikkat çekmektedir. 

Ahşap tavan iç içe daralan üç bölümlü ve iç bükey eteklidir. 

Oda sade bir dekorasyona sahiptir, karşısındaki iki küçük pencere önünde bulunan bir sedir, yanında bir yüklük ve dolap, dolap önünde bir masa bulunmaktadır. 

Dolabın karşısındaki duvarda Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aydın AYAN tarafından yapılmış bir Atatürk Portresi yer alır. 

Mustafa Kemal Paşa, bu konaktan ayrıldıktan sonra silah arkadaşları ile birlikte Kocatepe’ye geçmiştir ve Büyük Taarruzu başlatmışlardır.

Atatürk burada bulunan cumbalı odada çalışmış ve dinlenmiştir.

Atatürk’ün kaldığı odada ilginç bir detay var. Tavan işlemesinde 2 adet tabutu hatırlatan figür bulunuyor.

Osmanlı döneminde, akşam yatmaya çekilen ev ahalisinin, ölümü düşünerek, kendi hayat muhasebesini yapması için tabut biçiminde figürler yapılmıştır.

Yine bu tabut figürlerinin ayrı ayrı olmasının sebebi, o dönemde aile eşrafının ayrı yatmasından ve herkesin ayrı ayrı hesaba çekileceğinin göstergesi olarak ayrı yapılmıştır.

 

Bahçe bölümü

Atatürk evinin arka bahçesinde yan yana 2 kapı bulunur.

Bunlardan birisinden bayanlar, diğerinden erkekler girer. Solda bulunan kapı açıksa, eve erkek geldiği, sağdaki kapı açıksa, bir bayan geldiği bilinir.

Onu karşılayacak hizmetkarında erkek erkeğe, bayan bayana karşılayıcı çıktığı bilinmektedir.

Evin bahçesinde iki tane birbirinden farklı tuvalet taşı vardır.

Bunlardan mermer olan taş hane sahiplerine aittir.

Diğer yani taştan yapılmış taş ise, hizmetkarların kullandıkları tuvaletin taşıdır.

Evin bahçesinde hamam yapısı vardır.

Bu yapı, ev yapısından farklı olarak: kiremit ve dayanaklı tuğladan yapılmıştır.

Evin yapısında ise, taş ya da balçık kullanılmıştır.

Çünkü, ocak sürekli yandığı için sıcağa dayanması için farklı bir taş ve tuğla kullanılarak yapılmıştır.

Bahçede, bodrum kapısı gibi bir kapı vardır.

Bu kapı evin aşağısına iner ve aslında burası gizli bir geçit kapısıdır.

Bu kapıdan, dışarıdaki 2 eve gizli bir geçiş yolu vardır.

Atatürk, bu evde gizli toplantıyı yapmak için, bu gizli geçidi kullanarak gelmiştir.

Günümüzde, o geçitten sadece 5-6 metre uzunlukta bölümü kalmıştır.

Evet, günümüzde burası “Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi” olarak kullanılıyor.

Mustafa Kemal Paşa’nın konakta kaldığı çalışma odası, özgün haliyle düzenlenmiştir.

Ayrıca konağın birinci katında, Kurtuluş savaşını konu alan yağlı boya tablolardan oluşan sergi vardır.

Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri

 

BİNİNLER VE YERALTI ŞEHRİ

İlçe merkezine bağlı Senir köyünün 4 km batısında, oldukça yüksek, yayla özellikli bir alandadır.

Burada insanların konaklamak için kayalara oyarak yapmış oldukları yerlerin sayısının çokluğuna atfen “Bininler” olarak isimlendirilmektedir.

Anadolu’da nadir derli toplu kaya yerleşim alanı olarak önem kazanır.

Burada kayalıklarda bir yerleşim kurulmuştur.

İlk yerleşimin tarihi ise, MS 800’lü yıllara uzanıyor.

Yani burada Geç Roma döneminden itibaren yerleşim olduğu düşünülmektedir.

Ören yerinin sokakları belirgin ve yapılaşma temelleri görülür.

Yer yer 5-6 metre yüksekliklerdeki andezit türü kayalar: tek, iki ve üç katlı evler biçiminde, yan yana uzanır.

Ayrıca, kiliseler, küçük şapeller de bulunuyor.

Evlerin alt katı hayvanlar için, üst katlar ise insan barınması için düzenlenmiştir.

Çünkü yörede hem bir yerleşme görülür hem de bölgede daha çok hayvancılıkla geçim sağlanır.

Bazı kayalar ise mezar teknesi veya mezar odası şeklinde düzenlenmiştir.

Arazinin sarp olması nedeniyle, bölgedeki kaya evlerinin hepsine ulaşılamıyor.

Sonuç, maalesef burada gerekli ve yeterli arkeolojik araştırmalar yapılmadığı için ayrıntılı bilgi yok, bu yüzden burayı ziyaret ederseniz, sadece buranın muhteşem yapısını görüp etkilenebilirsiniz, ama ayrıntılı bilgi yok. Günümüzde, burası yayla barınağı olarak kullanılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe

KOCATEPE

Kocatepe; Afyon ovasına hakim, 1874 metre yükseklikte bir hakim tepedir.

Burası ilçe merkezine 11 km, Çakırözü köyüne 6 km uzaklıktadır.

Başkomutan Tarihi Milli Parkının, Afyonkarahisar tarafında kalan kısmı “Kocatepe” bölümüdür.

Kocatepe bölümünde: Kocatepe anıtı ve kitabesi, Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği, Zafer Müzesi, Büyük Taarruz şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı, Albay Reşat Çiğiltepe şehitliği bulunmaktadır.

Büyük Taarruzun ilk karargahı Kocatepe’de kurulmuştur.

26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından buradan yönetilmiştir.

Tepeye ulaşım:

Bu tepeye iki yoldan ulaşılır.

Yollardan birincisi: Şuhut ilçe merkezinden geçer derenin hemen yanından ayrılır ve “Zafer Yolu” olarak adlandırılır.

İkinci yol: Afyon şehir merkezinden, Konya yolu üzerinden ayrılan yoldur.

Bu yol üzerinde Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği mutlaka ziyaret edilmelidir. Ayrıntılı bilgi aşağıdadır. 

Her iki yolda Kocatepe’de birleşir.

Şuhut merkezinden 11 km, Çakırözü köyünden 6 km de bulunan Gazi Paşa çeşmesi bulunmaktadır. 

Büyük önder Atatürk, 25 Ağustos 1922 günü gecesi, Kurtuluş savaşı planlarının son şeklini, Atatürk evinde vermiş ve Çakırözü köyünden geçen Zafer Yolundan orduları nakletmiştir.

Bugün Kocatepe üzerinde: boy çukuru, Atatürk Anıtı, Kitabe ve Seyir Terası vardır.

 

Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği

Kocatepe karargahını korumakla görevlendirilen 150 kişilik asker, Büyükkalecik Köyü Kurtkayası mevkiinde yerleşerek, 25 Ağustos sabahı Büyük Taarruz emriyle harekete geçmiş ve Yunan kuvvetleri Başkomutanı Hacı Anesti General Trikopis’in buraya yardımcı kuvvet gönderilmesi isteğini reddederek “Ben o mevzileri gezdim Türkler o tel örgüleri değil aşmak asla yanına bile yaklaşamazlar” dediği tel örgülerini bir anda aşarak Yunan tümeniyle savaşa başlamıştır. 

27 Ağustos 1922 günü, Kurtkaya Tepesinde şehit düşen Bayburtlu Ziver Bey oğlu Yüzbaşı Agah Efendi, Sinoplu Üsteğmen Feyzullah Efendi ve 100 Mehmetçik adına yapılan şehitlik, 26 Ağustos 1972 yılında inşa edilmiştir. 

 

Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği

1591 metre rakımlı Şehitlik, Afyonkarahisar’ın 43 km güneybatısında yer alan Çiğiltepe’de yer almaktadır. 27 Ağustos 1922 Muharebelerinde şehit düşen askerlerimizin anısına yapılmıştır. O anıyı, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa 4 Ekim 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmasında şöyle anlatır.” Bu taarruz gününde en sol cenahta bir tümenimiz taarruzunu tevcih ederken kuvvetlerini biraz yekdiğerinden uzakça bulundurmuştur. Bu itibarla düşman üzerindeki müessir bir tazyik yapamıyorduk. O tümen komutanı Reşat Bey, namında bir zattı. Bu zatı çok önceden tanıyorum, Muş’ta beraber muharebe yaptık. Çok kıymetli bir askerdi, şahsen bana çok muhabbeti ve kıymeti vardı. Telefonda sordum, Niçin hedefinize (Çiğiltepeye) vasıl olmadınız. dedim. Cevaben, Yarım saat sonra hedeflere vasıl olacağı dedi. Halbuki meateessüf yarım saatte bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki “Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğundan dolayı yaşayamam” Kısa süre sonra Çiğiltepe alınmış, ancak Şehit Komutan Albay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. 

 

 

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe Anıt

Kocatepe Anıt

25 Ağustos 1922 ünü akşamı Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal; Kalecik sivrisi dağı arka sırtlarında, Afyonkarahisar’ın 20 km güneyinde Kocatepe (Büyükkalecik) kasabasından 8 km daha yukarıda, 1874 rakımlı Kocatepe’ye, şu anda anıtın bulunduğu noktaya geldi.

Taşlarla örülmüş siperlere yerleşti.

26 Ağustos 1922 tan yeri ağarırken, hazırlıklar tamamlandı.

Görülen tepeler aydınlanırken bütün cephelerde büyük taarruz başladı.

Büyük Taarruz, Türk tarihinde bir dönüm noktası ve Türk milletinin ebediyen hür, bağımsız yaşama azminin muhteşem bir sembolüdür.

 

Anıt;

Evet, anıtın kaidesinde yazan bu cümleye son harfine kadar katılmamak mümkün mü “Eşsiz Kahraman Atatürk, Vatan sana minnettardır.”

Anıt 1953 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından, kesme taştan yaptırılmıştır.

Anıttaki Atatürk heykeli, merhum heykeltıraş Tankut Öktem tarafından 1992 yılında yapılmış ve Kocatepe’ye yerleştirilmiştir. Çünkü yaklaşık 20 yıldır hava koşullarından olumsuz etkilenen anıt, bakımının yapılması amacıyla yerinden sökülerek, Karabüs’e gönderilmiştir. Onarımı 3 günde tamamlanan anıt, Afyonkarahisar’a getirilerek 10 kişilik ekip tarafından vinç yardımıyla yeniden yerine konmuştur. Bu sırada, anıtın yanında bulunan Türk bayrağı da yenilenmiştir. 

Evet anıta devam edelim.

Üzerine çiçek kabartmalı mermer yazıt konulmuştur.

1993 yılında ise Kültür Bakanlığı tarafından Atatürk Anıtı ve çevre düzenlemesi yapılarak, ziyarete açılmıştır.

Kocatepe anıtı 4 ton ağırlığında, bronzdan yapılmıştır. Kaidesiyle birlikte yüksekliği 7.5 metredir. Atatürk heykeli, 3 ton ağırlığında ve 2.4 metre yüksekliktedir. 

Anıtın mermer kaidesinde: Büyük Taarruza katılan bütün komutanların ve birliklerin isimleri, diğer yüzündeki mermer bloğa ise, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emri ve direktifleri yazılıdır.

Anıtın her iki yanında, savaş sahnelerini canlandıran 45 metre karelik iki büyük rölyef vardır.

Alandaki haritalar, ziyaretçilere savaşla ilgili bilgi veriyor.

Toplar ise, savaştan çok sonraki dönemlere aittir.

Süs olarak konulmuştur.

Taarruz hedefleri olan tepelere hücum eden tümenlerin numarası, büyük olarak Kocatepe’den görülecek şekilde yazılmıştır.

Bu sayede alanın önemi de vurgulanıyor.

Şuhut Gazi Paşa Çeşmesi

Gazi Paşa Çeşmesi

İlçe merkezine 6 km uzaklıkta, Çakırözü köyündedir.

25 Ağustos 1922 günü gecesi, Büyük Taarruzu sevk ve idare etmek üzere, Şuhut’tan Kocatepe’ye giden Atatürk, gece saat 02.30 civarında bu çeşmede durur, bir süre dinlenir ve su içer.

Atatürk’ün bu suyu çok sevdiği söylenir.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Zafer Yolu

Her yıl Belediye tarafından “Zaferyolu Kültür ve Sanat Etkinlikleri” adı altında Şuhut’tan hareketle başlatılan Büyük Taarruz anılmaktadır.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Etkinlikler: İlçe merkezinde Büyük Taarruz Karargahı olarak kullanılan Atatürk Ev’inde başlayıp, Şehir Stadyumunda halk konseri ve askeri gösterilerle devam eder.

Stadyumdaki programın ardından Çarkıözü köyüne intikal edilir ve buradan Kocatepe’ye hareket edilir.

İlçeye bağlı Çakırözü köyünde, her yıl geleneksel olarak 25 Ağustos tarihini 26 Ağustos tarihine bağlayan gece, Zafer yolu yürüyüşü yapılır.

Gece saat 24.00 de başlayan yürüyüşte 16 km lik yol geçilir ve saat 05.30 sıralarında Kocatepe’ye ulaşılır.

Yürüyüşün en güzel tarafı: gece zifiri karanlıkta, meşaleler eşliğinde yürüyüp, sabaha karşı güneş doğarken Kocatepe’ye varmaktır.

Yürüyüşün sonunda Kocatepe, 1874 metrelik rakımı ile, tüm Afyonkarahisar ovasına hakimdir.

Afyonkarahisar Şuhut Synnada
Afyonkarahisar Şuhut Synnada

 

SYNNADA ANTİK KENTİ

Antik kent kalıntıları, ilçe merkezindedir.

Synnada, Hititler döneminde, Afyon ve Kütahya yörelerinde hüküm sürmüş olan Kuvala Prensliğinin başkentidir.

Phrygia bölgesinin “Büyük Phrygia” denilen merkezi kısmında önemli kentleri arasında yer almıştır.

Kentin içinde bulunduğu alan, Pisidia dağlarının sınırında bulunması nedeniyle “Phrygia Paroreia” olarak da adlandırılmıştır.

3’ncü yüzyıl sonlarında, kent ve çevresi, yapılan yeni eyalet reformu sonucunda oluşturulan “Phrygia Salutaris” bölgesine dahil edilmiştir.

İlk olarak 19’ncu yüzyılda bazı araştırmacılar, antik kaynaklara dayanarak, Synnada şehrinin, bugünkü Afyonkarahisar il merkezinde veya çok yakınında olabileceğini ileri sürerler.

Ancak yine 19’ncu yüzyılda bu bölgede araştırma yanan Choisy, eski adı “Çıfut Kasabası” olarak tanınan bugünkü Şuhut ilçesinin bulunduğu yerde, Synnada kentinin adının geçtiği bir yazıt bulmuş ve antik Synnada şehrinin yerinin Şuhut ilçesinin bulunduğu yer olduğunu belirlemiş ve ilan etmiştir.

19’ncu yüzyıldan yani şehrin yerinin tespitinden sonra, Şuhut ilçesi ve çevresinde saptanan kalıntılar, çeşitli müzelere ve koleksiyonlara yayılmış muhtelif eserlerde haricinde, günümüze kadar olan süreçte resmi ve sistematik bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Sadece, ilçe merkezinde bulunan ve “Hisar” olarak isimlendiren höyükte, Afyon Müze Müdürlüğü tarafından bir yüzey araştırması yapılmıştır.

Bu araştırmada, MÖ 3’binli yıllara ait seramik örnekleri ele geçmiştir.

Yani, Hisar höyüğündeki ilk yerleşimin Erken Tunç çağına kadar gittiği anlaşılmıştır.

Günümüzde, bu höyük üstünde “Şuhut Belediye Parkı” vardır.

İlçe merkezinde bugüne kadar bulunan çeşitli objeler, Afyon müzesi açılmadan önce İstanbul ve Ankara Müzelerine ve sonrasında Afyon Müzesine götürülmüştür.

Ayrıca, yine ilçe merkezinde bulunan eski tarihli yapıların birçoğunda, antik döneme ait mimari parçaların devşirme malzeme olarak kullanıldığı görülür.

Synnada şehrindeki yerleşimin tarihini, MÖ 3’binli yıllara kadar götüren Şuhut (Hisar) höyüğüdür.

Bu höyüğün yüksekliği 20 metre ve çapı 200 metredir.

İlçenin bulunduğu ovadaki en yüksek höyüktür.

Bu höyük üzerinde: Erken Tunç çağı ve Hititlerin Anadolu’ya hakim oldukları MÖ 2’binli yıllara kadar giden döneme ait objeler bulunmuştur.

Hitit imparatorluğu döneminde yani MÖ 1500-1200 yılları arasında, bu bölgede Mira-Kuvalya prensliğinin bulunduğu düşünülmektedir.

Ardından bölgeye Frigler gelir.

Bunun ispatı olarak: Şuhut yakınlarında bulunan, Sandıklı ilçesinin kazası Çepni köyü yakınlarında, MÖ 7-6’ncı yüzyıllara tarihlenen bir Phryce kaya yazıtı bulunmaktadır.

MÖ 545 yılında, Persler Lydia kralı Kroisos’u yenince, tüm Anadolu ile birlikte Phrygai bölgesi de Pers hakimiyetine girer.

Pers kralı I. Kyros döneminde, Synnada’nın da içinde bulunduğu Büyük Phrygia Bölgesi, Satrap Artakames tarafından yönetilmiştir.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, Perslerin Anadolu’daki hakimiyetini bitirir.

Antik dönem yazarlarından Stephanus Byzantius: Synnada şehrinin kuruluşu hakkında verdiği bilgiye göre, şehir Theseus’un oğlu Akamas tarafından kurulmuştur.

Truva savaşından sonra Phrygia’ya gelen Akamas, burada yerel bir prensliğe yardım ederek ülkelerini geri vermiştir.

Ayrıca Hellas’tan gelen Makedonyalıları toplayarak kent halkını oluşturmuştur.

Bu yüzden, kent adı önce “Synnaia” dır, ancak zamanla “Synnada” ya dönüşmüştür.

Akamas’ın burada yerel bir prensliğe yardım ettiğini biraz önce belirtmiştim.

Bu prenslik: Synnada şehrinin MS 3’ncü yüzyılda bastığı sikkelerde görülen, başı diademli ve sakallı olarak tasvir edilmiş kişi olmalıdır.

Bu sikkelerle birlikte ilçe yakınlarında bulunmuş olan ve Roma imparatorluk dönemine ait “Thynnaros oğulları” ibareli yazıt da, kentin yerel kahramanı olarak “Thynnaros”u işaret eder.

Yine Roma imparatorluğu dönemine ait sikkelerin bazılarının ön yüzünde “Akamac” ismi ve Akamas’ı temsil eden tasvir vardır.

Böylece kentin kurucusunun Atinalı kahraman Akamas olduğu kesindir.

Şuhut Synnada

Roma dönemi

Kilikya (Çukurova) Valisi Proconsul Marcus Tullius Cicero, Efes’ten Kilikya’ya giderken Synnada şehrinden geçtiğini ve şehirde 3 gün kaldığını belirtiyor.

Bu geçişi sırasında, MÖ 51 yılında, şehirde yağ bitkisi olarak haşhaş ekildiğini gördüğünü yazar.

Cicero’nun çok sayıda yazışma metni, Kilikya Eyaletinin politik, idari ve sosyo-ekonomik durumuna ışık tutar.

Augustus’un imparator olmasıyla, Synnada kenti gelişmeye başlamış ve önem kazanmıştır.

Şehir, Roma döneminde de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Diocletian döneminde, iki büyük yolun kesiştiği noktada, şehir Asya eyaletinin metropol başkenti oldu.

Yazılı kaynaklara göre, Roma konsolosu Gnaeus Manlius Vulso, MÖ 189 yılında, Galatyalılara karşı yaptığı seferde, bu şehirden geçmiştir.

Şehir, Roma dönemi boyunca, yakındaki Dokimeion taş ocaklarından gelen ve genellikle “Synnadic mermeri” olarak adlandırılan güzel bir mermerin ticaretini yaparak, zenginleşti.

Bu mermer, açık renkli, mor lekeler ve damarlarla bezeliydi.

Bu mermerler, MS 1’nci yüzyıldan başlayarak eyaletin diğer şehirlerine ve asıl Pazar olarak Roma’ya kadar gönderilmiştir.

Dokimeion’daki (günümüzdeki İscehisar) mermer ocaklarını yöneten Romalı memurların yerleri, Synnada şehrindeydi.

Mermerler Roma şehrine deniz yolu ile ve büyük olasılıkla Efes şehri üzerinden gönderiliyordu.

Ephesos şehrinde basılan bir Homonia sikkesinde, mermer sevkiyatı ile ilişkili olarak Ephesos ve Synnada şehirleri arasında ticari bir ilişki bulunduğu görülmektedir.

Roma döneminde şehir kendi adına sikkeler bastırmıştır.

Helenistik dönemden başlayarak İmparator Gallienus dönemi sonuna kadar sikke basımı devam etmiştir.

Bu sikkelerde, özellikle haşhaş resimlerinin kullanılmış olması, haşhaş kültürünün ne kadar eski olduğunun kanıtıdır.

Synnada şehrinde basılmış bir sikke: başı örtülü kadın figürünün (Tanrıça Demeter) sağ elinde buğday başakları ve haşhaş bulunduğu, sol elinde tuttuğu asa olarak yorumlanan nesnenin ise, yere dayalı uzun meşale olduğu anlaşılmaktadır.

Buğday başakları ve haşhaş, toprak ve bereket tanrıçası Demeter’i simgeler.

Aynı tanrıça resmi amorium (Emirdağ Hisarköy) sikkesinde de vardır.

Bunlardan anlaşıldığına göre: MÖ yıllarda, Afyonkarahisar yöresinde haşhaş yani afyon bitkisi ekimi yapılıyordu.

Gallienus’un hükümdarlığından sonra kaybolan sikkelerinde, şehir sakinleri kendilerine “Dorian” ve “İyonyalı” diyorlardı.

Şuhut Synnada

Bizans dönemi

Synnada şehri, Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur.

Hıristiyanlık, Synnada’ya erken tarihlerde geldi.

Latin (Katolik) ve Yunan (Ortodoks) kiliseleri tarafından aziz olarak kabul edilen St Trophimus için, Schifout kasabasında, bu kişinin kemiklerinden bazılarını içeren bir lahit şeklinde rölyef bulunmuş ve Bursa şehrindeki müzeye taşınmıştır.

230-235 yıllarında, yeni bir konsey düzenlendi. Synnada piskoposu olarak Aziz Agapetus, konseye katıldı.

Şehir, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren, yeni idari bölge Phrygia Salutaris’in baş şehri ve Piskoposluk merkezi olmuştur.

Şuhut’ta yapılan bir inşaat temel kazısı sırasında ortaya çıkan ve Bizans dönemine ait mermer parçası üzerindeki yazıtta, Aziz Trophimos adına yapılmış bir kilisenin varlığından söz edilmektedir.

Türk hakimiyeti dönemi

1277 yılında, sultan II. Kılıçaslan döneminde, bölge Türk hakimiyetine geçer.

Osmanlı yönetimi döneminde, şehir, Broussa (Bursa) vilayetinde bulunan Schifout kasabasına bağlandı.

Hisar Tepesi kalıntıları

Gelelim günümüze; Hisar tepesi eteklerindeki kalıntıların birçoğu sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Bu kalıntılar arasında: insan tasviri olan heykeller, çiçek motifli bezemeler, sütunlar ve geometrik şekilli taşlar, haç sembolleri olan mezar taşları görülür.

Ancak burada bulunan kalıntılar, çevresine bir dikenli tel hattı çekilerek koruma altına alınmış sayılmaktadır, hava şartlarına ve doğal etkilere açık olan bu kalıntıların ne kadar süre korunabileceği meçhuldür ve bir yandan da kaçak kazılar devam etmektedir.

Umarım, en kısa sürede, burada resmi arkeolojik kazı çalışmaları başlar ve bir zamanların bu büyük kenti, Efes kenti ile birlikte dönemin en büyük kenti ortaya çıkarılır.

Zaten höyüğün üstünde bugün bir park alanı var. 

Burayı ziyaret ederseniz, inanın sağa sola saçılmış güzel kalıntılar görebilirsiniz.

TOPRAKKALE

Şuhut’un 6 km. batısındadır.

Senir köyü yakınlarındadır.

Burada bulunan 2000 metre yüksekliğindeki bir tepe üzerine yapılmıştır.

Ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Günümüze yalnızca duvar kalıntılarını pek azı gelebilmiştir.

 

Şuhut Dört göz köprüsü

DÖRT GÖZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Hisar mahallesinin kuzeyinde, Kali çayı üzerindedir. 

Osmanlı döneminden kalma, dört gözlü taş köprüdür. Batı yüzünde Roma dönemine ait mermer taş parçaları görülmektedir. Bunlardan biri kapı tipi mezar taşı, diğeri ise üzerinde yazı vardır ancak okunamamaktadır. 

 

Şuhut Kurtuluş Savaşı Şehitliği

ŞUHUT KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİTLİĞİ

İstiklal Harbi sırasında şehit düşen askerler için yapılmış bir şehitliktir. 

16 Ağustos 1922 tarihinden itibaren, yaralı ve hastalanan subay ve erler burada tedavi edilmiş, ardından cepheye gönderilmiştir. Şehitler daha sonra buraya nakledilmiş ve şimdiki Demirciler Çarşısı civarındaki mezarlıklara gömülmüştür. Daha sonra halen şehitlik olarak kullanılan arsaya nakledilmiş ve anılarına 1971 yılında küçük piramidal bir anıt yapılarak üzerine “İstiklal Harbinin Aziz Şehitleri” kitabesi yazılmıştır. 

 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Adana

Adana

 

Adana, ülkemizin en büyük ve yoğun nüfuslu şehirlerinden biridir. Seylan, Yüreğil, Sarıçam ve Çukurova isimli 4 merkez ilçeden oluşuyor ve ben size Adana şehrini tanıtırken, burada günlük gezi planından söz edeceğim ve sizler bu plana göre şehri gezerken, ayrıntıları o merkez ilçenin adı altındaki yazılarda bulacaksınız. 

Buyurun, bu güzel şehrimizi birlikte öğrenelim ve gezelim. Kesinlikle bu geziden mutlu olacağınıza inanıyorum. Özellikle: sıcak yaz günleri dışında, Adana’nın tüm güzelliklerini en iyi keşfedebileceğiniz zamandır, ama aşırı sıcaklardan pek hoşnut olmazsanız, ilk veya sonbahar mevsimlerinde Adana’ya mutlaka gidin ve bu güzel şehri gezin.

 

ULAŞIM


D-400 Karayolu ve uluslar arası TEM Otoyolu ile Adana’ya ulaşılır. Ankara-Adana arası uzaklık: 472 km. dir. Ankara-Aksaray-Pozantı üzerinden gelinir. İzmir-Adana arası uzaklık: 873 km. olup, İzmir-Afyon-K. Ereğli üzerinden ulaşılır. İstanbul-Adana arası uzaklık: 909 km. olup, İstanbul-Bolu-Ankara-Aksaray-Pozantı üzerinden ulaşım mümkündür.

Otobüsler ile, Adana’ya gelirseniz, otogar, şehrin 5 km. dışındadır.

Havayolu ulaşımı: Adana’da havayolu ulaşımı: Şakirpaşa Hava Limanından sağlanmaktadır. Uluslar arası trafiğe açık bir havaalanıdır

NE YENİR-NE İÇİLİR

Adana yöresinin zengin bir mutfağı vardır. Bu yüzden, turizm denince yemekleriyle öne çıkan bu şehri anlatmaya başlamadan önce, meşhur yemekleri ve içeceklerinden uzun uzun söz etmek istiyorum. 

Adana yöresinin kendine has, ünlü yemeği Adana Kebabıdır. Adana şehrinde kebap: zırh denilen satıra benzer bir bıçakla elde kıyılan parça etten yapılan bir kebap çeşididir. Bunu diğer kebaplardan ayıran özelliği, içinde kullanılan ettir. Yanında, bol yeşillik ve sumaklı soğan salatası ile yenir, Şalgam suyu, ayran veya aşlama (meyan kökünden yapılır) için. 

Eğer şehri ziyaret ettiğinizde, Kazancılar çarşısı ve Tarihi saat kulesi yanındaki kebapçılardan birine giderseniz, masaya oturduğunuz gibi (eğer hafta sonu akşam giderseniz mutlaka rezerve yaptırmanızı öneririm, çünkü yer bulamazsınız, beklemek zorunda kalırsınız) kağıt kaplı masanızın üzerine mezeler ve salatalar gelmeye başlar, baş köşeye ise şalgam suyu konur. 

Peki bunun dışında yani sabit yerler dışında kebap yenir mi? Elbette Adana’da çok miktarda tablacı denen seyyar kebapçılar var ve bunlara rağbet oldukça fazladır. Kazancılar çarşısında bol bol tablacı ve farklı, fasıllı yani müzikli kebapçılar vardır. 

 

Peki bu kebaplar nerede yenir? Bence, metrelik kebapları oldukça meşhur olan Kolcuoğlu Kebap düşünülebilir, Adnan Menderes Bulvarı üstündedir. 1 ile 4 metre arasında kebap hazırlıyorlar. Fiyatlar biraz yüksek ama kalite de yüksektir. Salata ve mezeler için de ayrı ücret isteniyor. Şık bir mekanda kebap yemek isteyenler için tercih edilebilir.

Bir diğer seçenek: Tarihi Öz Asmaaltı Kebapçısıdır. Kocavezir mahallesi Pazarlar caddesindeki bu mekan, Adana şehrinin en iyi kebapçılarından birisidir. Özellikle “tereyağlı humus” yemenizi öneririm. Sarıyakup mahallesinde bulunan Tarihi Adana Kazancılar Kebapçısı ise, şehrin en eski kebapçısıdır, 1908 yılında açılmıştır. 

Adana

 

Adana’da yemek denilince “lahmacun” olmadan olmaz. Şehrin en önemli lahmacunu “fındık lahmacun” olarak bilinir, orta boyludur, yuvarlaktır ve genellikle yemekten önce atıştırmalık olarak istenir, yenir. Yemek olarak sipariş verirseniz, bir porsiyonda 5 lahmacun gelir. En önemli özelliği, sıcak, yumuşak ve kağıt gibi ince olmasıdır. 

Adana

Son bir not

Adana denince elbette “şırdan” da akla geliyor. Şırdan, koyun midesinin temizlendikten sonra, baharatlı pirinç doldurulup dikilmesi ve pişirilmesiyle yapılıyor. Meraklıları: bol pul biberli, az kimyonlu, bol kimyonlu, limon soslu veya bol kimyonlu, az biberli ve tuzlu şırdan tadabilirler. Kocaceviz mahallesinde, Karacaoğlan caddesinde şehrin en ünlü şırdancısı var. 

Adana

Çorba

Gelelim çorbaya: Adana denince ilk akla gelenler kebap ve ciğer şiş olmasına rağmen, bu şehirde gece ve sabah erken saatlerde paça çorbası da yoğun tercih edilir. Adana’da çorba denince ilk akla gelenler “çürük çorbası” ve “paça çorbası” dır. Çürük çorbası: hayvanın yanak kısmındaki siyah etlerden yapılır. Paça çorbası için, şehirde “Seyhan Paça Çorba salonunu” öneririm. Cemalpaşa Mahallesi, Gazipaşa bulvarındadır. 

Kahvaltı

Kahvaltı denince Adana’da ilk akla gelen sıkmadır. Sıkma, elde hazırlanan lavaş ekmeğinin içine, patates ya da peynirli soğanlı ve bol maydanozlu  harç ilave edilerek hazırlanır. Oldukça doyurucudur, mutlaka tatmanızı öneririm. Yanında yayık ayranı için.

Adana
Gelelim ciğere:

Adana’da gerçek bir kahvaltı ritüeli ciğerdir. Kahvaltıda, ciğer şiş yenir. Güne farklı bir başlangıç için, sizde Adana ziyaretinizde sabah kahvaltıda ciğer şiş yemelisiniz. 

Kahvaltı için bir diğer alternatif Adana böreğidir. Adana’da bol peynirli, dışı çıtır, Adana’ya has bu börekten mutlaka yemelisiniz. Peynirli yanında kıymalısı da vardır. En büyük özelliği baklava hamuru ile yapılmasıdır. Yanında ayran, domates ve turşu yemelisiniz. 

Aperatifler

Muzlu süt

Pek anlamlı değil, yani bu kadar güzel yemek yanında muzlu süt basit gelebilir, ama inanın hayatınızda bu kadar lezzetli muzlu süt içmemişsinizdir. Cemalpaşa mahallesindeki Kazımın Büfesinde, mutlaka muzlu süt ve sandviç (yengen) yemelisiniz. Kazımın Büfesi, Türkiye’de en iyi büfeler seçmesinde, ilk ona girmiştir. 

Şalgam

Adana’nın bu mucizevi içeceği, kimileri tarafından kebabın yanında kimileri tarafından ise rakının yanında içilir. Şalgam, bir parça kırmızı havuç eşliğinde sunuluyor. Adana şehrinde ikram edilen şalgamlarda acı bulunmaz. Çünkü Adanalılar iyi şalgamın içinde acı olmaz derler. 

Adana Fellah Köftesi

Fellah köftesi

Adana yöresinde sarımsaklı köfte de denen bu yemek, ince ve tercihan esmer bulgurdan yapılıyor ve bol sarımsaklı sosta pişiriliyor. 

İçli köfte

Bu içli köfte haşlanarak yapılıyor, ince uzun değil, yuvarlak şekil veriliyor ve hamuru pembemsidir. Bunu limon, bol sarımsak ve maydanozla yemelisiniz. 

Tüm bunların yanında salata denince Adana’da “sumak salatası” akla gelir. Elde kıyılmış soğan, bol sumakla elle karıştırılarak hazırlanır ve üzerine tuz, maydanoz ilave edilerek servis edilir. 

Adana Karpuz

Karpuz

Tüm bunları söylerken, belki aklımıza gelmedi, ama biliyorsunuz; bu güzel şehrimiz Adana’nın karpuzu çok meşhurdur. Tüm bu yiyeceklerin üstüne, güzel bir Adana karpuzu yemelisiniz.

Adana

Tatlı

Ama illaki tatlı derseniz, Adana mutfağında oldukça meşhur tatlılarda var. İlk örnek “bicibici” Adana’nın en meşhur bu tatlısı, sıcak yaz aylarında nişastadan yapılmış muhallebinin üzerine buz rendelenerek hazırlanır. Sonrasında buzun üzerinde açılan oyuğa pudra şekeri konur ve özel bici şerbeti dökülür.

Başkaca bir örnek: “karsambaç”, Bu tatlı türü Adana ve Mersin yöresinde oldukça çok tüketiliyor, temiz karın üzerine tatlı bir şurup eklenerek hazırlanıyor. Farklı bir tat arayanlar için: karakuş tatlısı ve taş kadayıf olabilir.

Adana şehrinde adım başı sıcak şerbetli tatlı satan yerler görülür. Her iki tatlı türü de sıcak sıcak servis ediliyor. Tatlılar için son bir not elbette “cezerye” Büyük saat kulesi önünde bulunan tarihi bedesten yani kapalı çarşıda, yöreye has cezerye satın almayı sakın unutmayın. 

 

ADANA KEBAP VE ŞALGAM FESTİVALİ

Dünya Rakı Günü olarak anılan ama bu isim bazı kesimlerin tepkisini çekmesi üzerine ismi “Adana Kebap ve Şalgam Festivali” olan her yıl “Aralık” ayının ikinci Cumartesi günü düzenlenen festival: Kazancılar Çarşısı ve Büyük saat civarında yapılıyor.

Festivalde, bu bölgedeki kebapçılarda kebap yeniliyor ve rakı içiliyor. Ancak bu rakı konusu nedeniyle yetkili makamlar, festivale destek vermiyorlar. Hatta, bir aralar Valilik yasaklama kararı aldı, bunun üzerine insanlar başka yerlerde bu festivali kutladılar. Festival dışında da olsa, insanlar bu mekanlardaki kebapçılara yoğun olarak gidiyorlar. 

Adana

NE SATIN ALINIR


Adana’da, geleneksel el sanatları çok gelişmiştir. Keçecilik, koşumculuk, at arabacılığı, demircilik ve bakırcılık, yemenicilik, mermercilik, kilimcilik, hasır ve boyra örücülüğü, İlin önemli el sanatları arasında yer alır. Bunun yanında, ilginizi çekerse, Karatepe kilimlerinden alınabilir.

Adana Altın Koza Film Festivali

ALTIN KOZA FİLM FESTİVALİ


Çukurova’nın ürünü pamuğu simgeleyen “Altın Koza Film Festivali” ilk olarak 1969 yılında yapılmıştır. O tarihten bu yana, her yıl zenginleşen içeriğiyle ülkemizin en önemli kültür ve sanat etkinliklerinden birisi olmuştur. Festival 2005 yılından sonra, Dünya Sineması ve Akdeniz Filmleri Seçkisiyle uluslararası kimliğe bürünmüştür. Festival her yıl Eylül ayının son haftasında yapılıyor. Eğer festival zamanı şehirde bulunursanız, Adana şehrinde 5-6 sinema salonunda yapılan festivaldeki filmleri izleyebilirsiniz. 

Adana

GENEL

Adana il merkezinde, merkezi ilçeler: Seyhan, Yüreğil, Çukurova ve Sarıçam’dır. Bunlar arasında: öne çıkanlar Seyhan ve Yüreğil’dir.

Seyhan: denizden 40 km. içeridedir. Seyhan Nehrinin iki yakasına yayılmış olmakla birlikte, batı yakada Seyhan, doğu yakada ise Yüreğil ilçesi yer alır. İki ilçe; 317 metre uzunluğunda ve MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış, 21 gözlü, tarihi “Taşköprü” ile birbirine bağlanmıştır.

Seyhan Nehri: Akdeniz’e dökülen en büyük nehirdir. Tarsus Çayı ile birleşerek, Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehrinin, taşarak şehre zarar vermesinin önlenmesi için, Seyhan Baraj Gölü yapılmıştır. Seyhan Baraj Gölü ise, Seyhan ilçesinin, deniz görünümlü bir şehir olmasını sağlar.

Evet, daha önce söylediğim gibi, merkezin diğer ilçesi: Yüreğil. İlçenin en önemli eseri: Ceyhan nehri kıyısında, bugün Yakapınarı’nın bulunduğu yerde kurulan Misis Antik Kentidir. Kent: Roma ve Memluk Dönemlerinde de önemini korumuştur.

Adana  Tarihi

TARİHİ


Adana’ya ait en eski yazılı kaynak olan Hititlerin Kava Kitabelerine göre: Anadolu’nun en köklü medeniyetlerinden olan Hititler, Adana ve çevresinden: Uru Adanıa (Adana Beldesi) olarak bahsederler.

Yöreye: Milattan Önce yaşayan kavimlere: Danuna ismi verilmiştir. Bir efsaneye göre: gök tanrısı Uranüs’ün, Adanus ve Sarus isimli iki oğlu: savaşarak Adana civarına gelirler. Adanus, adını, kendi kurdukları şehre verir. Seyhan Nehri de: Sarus’un adını alır.

Hitit etkisinde kalan Fenikeliler, tarım ve bitki tanrılarının ismi olan: Adonis’i, bereketli topraklarından dolayı, Adana’ya isim olarak verirler.

MS.7’nci yüzyıldan itibaren, İslam ordularının bölgeye gelişiyle birlikte, Arap tarihçileri Adana isminin, eski peygamberlerden Yasef’in torunu, Ezene’den geldiği fikrini ortaya atarlar.

Türkler: Torosları aşıp güneye indiklerinde, buraya “Çukurova” adını verirler. Çukurova’nın tarihteki adı: Kilikya’dır. Kilikya adını kireç yataklarından almıştır.

Sümerlerden kalma Gılgamış Destanından itibaren, sayısız kaynaklarda, sayısız olaylarla açıklanmaya çalışılan yöre adı çok renkli bir gelişim takip eder.

Evet, Adana’nın tarihsel süreç içindeki hikayesi şöyle.


Eski çağlarda: Adana bölgesini egemenlik altında bulunduran guruplar şunlar: Luvi krallığı, Arzava krallığı, Hitit krallığı, Kue krallığı, Asur krallığı, Kilikya krallığı, Pers Satraplığı, Helenistik dönem, Selökidler, Korsanlar dönemi, Romalılar dönemi ve Bizans dönemidir. 

Çukurova’yı Roma imparatorluğuna dahil eden Pompey döneminde, burada Adana adında bir şehir olduğu biliniyor. Romalılar, erken tarihlerden itibaren şehre gereken ilgiyi gösterirler. Taşköprü’nün büyüklüğü ve sağlamlığı, Adana’nın önemli bir merkez olduğunu ispatlar. Buna karşılık kutsal kitaplarda Adana adı geçmez. Ancak yeni bir inanışın öğretilerini yayan Aziz Pavlus’un, Tarsus ve Antakya arasındaki gidiş gelişlerinde Adana’dan geçtiği kesindir. Bu durum, şehrin Roma geleneklerine bağlı olmasıyla açıklanabilir. 

MS.638 yılında, Emeviler zamanında, Çukurova fethedilmiş, Abbasiler döneminde buraya yerleşilmiştir. MS.1083 yılında, Çukurova Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır. Haçlı seferleri sırasında Ermenilerin eline geçen Çukurova, bir süre sonra yeniden Konya Selçukluları tarafından alınmıştır.

Anadolu’nun, Moğol istilası Anadolu Selçuklu Devleti’ni zayıflatır ve beylikler dönemi başlar. Bu dönemde, Çukurova’da kurulan beylik, Ramazanoğulları olur. Mısır seferine giden Yavuz Sultan Selim, Beyliği Osmanlı Devletine katar. Ramazanoğulları; 1516 yılında Osmanlı eyaleti olmasına rağmen, 1608 yılına kadar içişlerinde serbest bir beylik olarak devam eder. Pir Mansur’un, kendi isteği ile idareyi bırakması sonucu, Osmanlı Devletine, tam bağlı bir eyalet haline gelmiştir.

Adana, bir ada devlete baş kaldıran Mısırlı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından işgal edilir ve Mısır’a bağlanır. Ancak, 1840 yılındaki Londra Antlaşması ile, bölge, yeniden Osmanlı imparatorluğuna bağlanır.

1840 yılından sonra, merkezi idaredeki bozukluklar ve ağır vergiler yüzünden, aşiretler, merkezi idareye karşı isyan ederler. Bu durum, 1865 yılına kadar sürer. Sonuçta, aşiret reisleri, beylik unvanıyla başka yerlere yollanır, göçebe durumları, gurupları zorla yerleşik hayata geçirilmiştir. 1867 yılında, idari teşkilat kurularak, Adana il haline getirilir.

20’nci yüzyılda, Osmanlı Devletinde, büyük değişiklikler başlar. 1908 yılında: Ermeni, Hınçak ve Taşnak Komitelerinin gayretleriyle, Adana’da büyük bir baskın ve kaçış yaşanır. Ermeni isyanları ile Avrupa Devletlerinin işe karışması ile zemin hazırlanır.

Tüm olaylar sürerken, I. Dünya Savaşına girilir ve 1918 tarihinde Mondros Ateşkes antlaşması imzalanır. Antlaşmayı takiben, 1918 yılında Adana, Fransız işgaline ve ermeni terörüne sahne olur. Fransızlardan destek alan Ermeniler, Türk halkına büyük eziyetler yaşatırlar. Adana halkının bir bölümü, silahlanarak dağlara çekilir, bir bölümü de şehir içinde çete harbine başlar.

Tarihi süreç içinde: işgal biter, Ermeniler kaçar ve Adana ve yöresi; özgürlüğe kavuşur.

Adana

ADANA GÜNLÜK GEZİ PLANI

Önce Seyhan merkez ilçesini gezeceğiz, burası Adana il merkezinin en büyük merkez ilçesidir. Adana şehrinin tüm turistik ve tarihi kalıntıları buradadır, yani şehrin en önemli ve ilgi çeken turistik bölgesi burasıdır.

Seyhan ilçesinin ilk olarak gezilmesi gereken yeri Tepebağ Mahallesidir. Burası Adana şehrinin ilk yerleşim yeri olarak önem kazanır ve geçmişi MÖ 2000 yılına kadar gider. Tepebağ mahallesindeki korunan evleri gezin, görün.

Tepebağ mahallesinde Bebekli kilise var. Önce burayı görün. İsmi ilginç, neden bebekli kilise, ziyaret edin, içine girmeden, dışından bakın, hemen tepesinde bir heykel var, Meryem Ana heykeli, bu heykel bebeğe benzetildiği için kiliseye bu isim verilmiş, ama eminim siz bu heykeli bebeğe benzetmeyeceksiniz, çünkü benzemiyor, peki niye bebekli kilise, bilmiyorum.

Sonra tam ters istikametteki Atatürk Müzesine gidiyoruz. Burası Suphi Paşa Konağı olarak da geçer. Büyük Atatürk, Adana’yı ziyaret ettiğinde bu konakla kalmıştır, konak daha sonra müze olarak düzenlenmiştir.

Müzenin hemen yanında, Sinema Müzesi var. Adanalı sanatçılara ayrılan bu müzede: sinema tarihimize ait bazı objeler ve Adanalı sanatçıların bal mumu heykelleri sergileniyor.

Sonra yeni köprüye doğru yürüyün, yeni köprünün hemen yanında Merkez Park ve bunun kenarında Sabancı Merkez Camisi var.

Merkez park: Türkiye’nin en büyük park alanıdır, park alanının hemen yanında dizili yüksek apartmanlar, burayı New York şehrindeki Central Park’a benzetilmesine sebep olmuştur. Özellikle havuzları görün, dünya haritası bulunan küreli havuz ilginçtir. Sinan Paşa köprüsünden geçin. Adana şehrindeki festivaller burada düzenleniyor.

Sabancı Merkez Camisi: Seyhan nehri kıyısındaki bu caminin en büyük özelliği, çok uzaklardan da görülen uzun minareleridir. Cami Türkiye ve Ortadoğu’nun en büyük camisidir. 1988-1998 yılları arasında 10 yılda yapılan cami, mimari değerleriyle gizli şifreler taşıyor, bu şifreleri ayrıntılı tanıtım yazısında okuyabilirsiniz.

Caminin hemen önünde ise Atatürk Parkı bulunuyor.

Atatürk Parkı; Resmi törenler burada düzenleniyor, güzel bir park, zamanınız varsa, gidin gezin. Buraya yolunuz düşerse aşk ve sadakat köprüsünü görün, hatta bir kilit takın, anahtarını göle atmayı unutmayın.

Sonra kıyıdaki ana caddeden yürüyerek Taş köprüye gidin.

Taş köprü: Seyhan nehri üstündedir. Adana şehrinin simge yapılarındandır. Seyhan ve Yüreğil ilçelerini birbirine bağlar. Köprü MS 384 yılında, Roma döneminde yapılmıştır.

Oradan şehir merkezine doğru ilerleyin.

Ulu camiyi göreceksiniz. Taşköprü ye 200 metre uzaklıktadır. Şehirdeki en büyük ikinci camidir. 1513 yılında Ramazanoğulları Beyliği döneminde yapılmıştır.

Ulu caminin hemen ilerisinde tarihi saat kulesi ve kulenin hemen yanında ise tarihi bedesten ve kazancılar çarşısı bulunuyor.

Tarihi saat kulesi: Hemen Ulu caminin Medresesinin yanındadır. 1881 yılı yapımıdır, kule 32 metre yüksekliğindedir ve ülkemizin en yüksek saat kulesidir, yine bunun da içine girmek mümkün değil, dışarıdan izleyin. Ancak bu kuleyi ziyaret ettiğinizde, kulenin çevresindeki yoğun kalabalığı görünce şaşırmayın, gündüzleri şeker ve lokum satıcıları var, el sanatlarını satanlar var, akşamları ise, kulenin çevresindeki kebapçılar doluyor.

Saat kulesinin hemen yanında: kapalı çarşı yani bedesten, kazancılar çarşısı ve ciğerciler sokağı bulunuyor.

 Tarihi kapalı çarşı, diğer ismiyle Bedesten, 1800’lü yılların sonunda yapılmıştır. Yapıldığında üstü kapalı olduğu için kapalı çarşı diye anılıyor, şimdi üstü açıktır, neden, çünkü Adana’nın iklimi malum aşırı sıcak, sırf iklim nedeniyle çarşının üstü sonradan açılmış.

Kazancılar çarşısı: Hükümet konağı, ulu cami ve yağ camisine komşudur. Bu çarşıda, kalaycılar, bakırcılar, ahşap işlemecileri bulunuyor. Bakır kazan imal edenler var, kalaycılar var. Çarşı Pazar günleri kapalıdır.

Ancak, eğer zamanınız uygun olurda burayı bir Pazar sabahı ziyaret ederseniz, özellikle erken saatlerde (örneğin 06.00 gibi) burada bulunan ciğercilerden ciğer de yiyebilirsiniz.

Ulu camiden sonra Yağ camisine yürüyün.

Yağ camisi ve Ramazanoğulları Medresesi: Ulu camiye yakındır, 1501 yılında eski bir kilisenin, Ramazanoğulları Beyliği döneminde camiye dönüştürülmesiyle oluşmuştur. 1542 yılında ise, hemen yanına medrese eklenmiştir. Caminin özellikle giriş kapısını mutlaka görün.

Yağ camisinden sonra sırada Arkeoloji Müzesi var, burası biraz uzak, yürümek istemeyenler için, taksi tutulması düşünülebilir.

Arkeoloji Müzesi; Reşatbey mahallesi Fuzuli caddesindedir. Müze yeni açıldı, taksi tutarsanız veya sormak isterseniz, Milli Mensucat Fabrikası olarak sorun, yoksa eski müzeye gidersiniz. Burada daha önce Milli Mensucat Fabrikası varmış, fabrika müze olarak düzenlenmiş ve 2017 yılında ziyarete açılmıştır.

Mutlaka gidin ve görün, müzenin tamamını gezin, yaklaşık 2 saatinizi alır, ancak zamanınız az ise, müzede mutlaka görmenizi önereceğim eserler: Hitit fırtına tanrısı Tarhunda’nın taş heykeli, Adana Karataş’ta denizden çıkarılan bronz erkek heykeli, Roma dönemine ait iki lahittir. (bunlar Tarsus ta bulunarak buraya getirilmiş Akhilleus lahdi ve Antropoid lahittir.

Yine uzak bir yerde bulunan Etnografya Müzesine gidebilirsiniz.

Etnografya Müzesi: Kuru köprü mevkiindedir. 1845 yılında yapılan bir kilise sonradan müze olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır. Müzede özellikle Toroslarda yaşayan aşiretlerin el dokuma kilim örnekleri, halı, heybe, seccade ve yastık örnekleri sergileniyor.

Evet, şehirde zamanınız varsa, yani 2’nci bir gününüz varsa, gezmenizi önereceğim yer Yüreğil ilçesi sınırları içindedir. 

İl merkezindeki bu ilçenin en büyük özelliği, Adana Şakir paşa hava alanının bu ilçede bulunmasıdır.

Yüreğil ilçesinde “Tek kubbeli kübik mescit” i görebilirsiniz. Ulu camiye yakın: Tek kubbeli kübik mescit, akça mescit; 1489 yılı yapımıdır. Yani Adana’nın en eski yapısıdır.

Yüreğil ilçesinde mutlaka görmenizi önereceğim diğer yer ise antik Misis şehridir: İlçeye bağlı, Ceyhan ırmağı kıyısında Yakapınar köyündedir. Burayı ziyaret ederseniz yaklaşık 7000 yıllık bir yerleşim yerini yani Misis şehri kalıntılarını görebilirsiniz. Şehrin ilk olarak Hititler tarafından, MÖ 5500’lerde kurulduğu düşünülüyor.

Burayı ziyaret ederseniz: Höyük ve Akropol çevresindeki çoğu tahrip olmuş surların bir kısmını, sur duvarı parçalarını görebilirsiniz. Geniş bir alana yapılan Nekropol alanında kalkere oyulmuş oda mezarları görebilirsiniz. Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergilenen “Misis Lahdi” burada bulunmuştur. Yine burayı ziyaret ederseniz, Ceyhan (Pyramos) nehri üzerindeki “Misis Köprüsü” nü görebilirsiniz.

Köprü MS 250’li yıllarda Roma döneminde yapılmıştır. Bu köprünün üstünde gezinirken, Lokman hekimin ölümsüzlük sırrı yazılı defterini, bu köprünün üstünden geçerken Ceyhan ırmağına düşürdüğü hikayesini hatırlayınız. Sonra Misis Kervansarayı ve muhteşem mozaiklerin sergilendiği, bulunan mozaiklerin korunması için üstüne müze yapılan “Misis Mozaik Müzesini” görün.

Buraları yani Seylan ve Yüreğil ilçelerini gezdikten sonra yine merkeze bağlı ilçeler Sarıçam ve Çukurova’da bulunuyor ama buraların turistik ve tarihi önemi bulunmuyor. 

Sarıçam

Burası Adana şehrinde Çukurova Üniversitesi merkez kampüsü, İncirlik Amerikan üstü ve Hacı Ömer Sabancı Organize Sanayi bölgesinin bulunduğu bir yerdir yani herhangi bir turistik ve tarihi yeri yok.

Çukurova

İl merkezindeki bu ilçede: özellikle akşamları geniş kaldırımlarda, mevsiminde portakal çiçeği kokuları içinde yürüyüş yapabilirsiniz. Ancak yine burada da Adana şehriyle ilgili herhangi bir tarihi ve turistik yer yok, burada sadece Seyhan Baraj gölü kıyısındaki parklarda ve yollarda yürüyüş yapabilirsiniz.

Sonuç

Adana şehrini ziyaret ederseniz, yukarıdaki gezi planına göre rotanızı yapabilirsiniz. Bu planda kısaca belirttiğim yerlerle ilgili ayrıntılı tanıtım yazıları, görmeyi istediğiniz yerin ilçesine ait yazıda bulabilirsiniz. Adana güzel bir yer, gerek mutfağı, lezzetli yemekleri, kebapları, tatlıları ve içecekleri ile ve gerekse tarihi yerleriyle mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer, mutlaka gidin. 

 

Antalya Alanya

Antalya Alanya

Antalya-Alanya arasındaki kara yolu uzaklığı: 130 km. dir. Yol,  son yıllardaki yenileme çalışmaları sonucu, günümüzde gayet kullanımlı ve konforlu hale getirilmiştir.

Öyle ki, bu yol üzerinde yapılan tüneller, kara yolu yapımında ülkemizin ulaştığı teknolojinin en son şeklini yansıtması açısından, gurur kaynağıdır.

Ancak, Gazipaşa yani Adana-Mersin hattından, Alanya’ya ulaşmak isterseniz, sizi aşırı yoracak bir yol beklediğini unutmayın. Alanya’ya, doğu hattından ulaşmak, çok zor ve zahmetli bir ulaşım hattını geçmeyi gerektiriyor.

Hava yolu ulaşımı derseniz, buraya ulaşmak için, Antalya hava alanının kullanılması gerekiyor.

Alanya, gerek yakın geçmişte ve gerekse günümüzde, ülkemizin en büyük turizm potansiyeline sahip yörelerinin başında gelmektedir.

Bu şirin ama büyük yöremiz: kuzeyde Toros dağları ve güneyde Akdeniz ile çevrili, bir yarımada üzerinde kuruludur. Geniş plajları, tarihi eserleri, modern otelleri, sayısız balık lokantaları, kafe ve barları ile mükemmel bir tatil merkezidir.

Ülkemiz insanlarının ilk yazlık site ve tatil ile tanıştıkları bu yöre, aynı zamanda yakın geçmişte ve günümüzde, özellikle “Alman” vatandaşları ile de doldurulmuştur. Günümüzde, burada birçok Alman daimi olarak veya uzun süreli yaşamakta, yaz günlerinde ise, yoğun turist akımı olmaktadır.

Bölgenin sahil bandının uzunluğu, 70 km. ye ulaşmaktadır. Bu sahil bandının her yerinde, denize girmek mümkündür. Kalenin bulunduğu blokun batı bölümünde, deniz derin, dalgalı, kumsal çakıllı iken, bu kaya blokunun doğu bölümünde ise, deniz sakin, dalgasız, derinlik az ve kumsal ince kumludur.

Yani, kalenin bulunduğu blokun doğu bölümünde, derinlik uzun süre diz boyutunda kalmakta ve dalga bulunmamaktadır ve bu özellikleriyle, çocuklu aileler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir. Ayrıca, tümünün deniz kıyısından geçen yolun arkasında bulunması nedeniyle, bu yörede tatile gidecekler için otel seçimi, tatilinizi geçireceğiniz otelin denize uzaklığı önem kazanıyor.

Alanya’nın yöresel lezzet ve yemekleri ile hediyelik eşyalar konusuna gelince: buraya has özel bir yemek cinsi veya türü yok. Çünkü, burada yurdumuzun birçok bölgesini  temsil eden yemek kültürlerini sunan restoranlar var. Yani, burada her türlü yiyecek maddesini ve yöresel lezzeti bulmak mümkün.

Hediyelik derseniz, Alanya’da, özellikle yabancı turistlere yönelik tekstil ürünleri satışı ağırlıktadır. Ancak, buraya has bir hediyelik düşünürseniz, değişik renklere boyanmış, kurutulmuş bal kabakları satın alabilirsiniz.

Antalya Alanya

TARİHİ

Tarihi süreç incelendiğinde: kalenin bulunduğu yerde, antik dönemde bulunan şehir “Korakesium” dur. MÖ.2’nci yüzyılda, çeşitli saldırılar ile karşı karşıya kalan şehir, doğal konumunun sağladığı avantaj ile, kendisini ve bağımsızlığını korumuştur.

MÖ.1’nci yüzyılda, korsan yatağı haline gelen şehir, MÖ.65 yılında, Pompeius komutasındaki Roma ordusu tarafından, korsanlardan temizlenmiştir. Ortaçağda, Korakesium adının yerine, Kalonoros (Güzeldağ) adının kullanıldığı biliniyor.

Arap evliyası denilen Küçük Kilise, surlarda bulunan bazı yuvarlak kuleler ve Cilvarda burnu üzerinde bulunan manastır harabeleri, bu dönemden kalmadır.

13. yüzyıl başlarında, Kır Fard isimli Hıristiyan beyinin egemenliğinde olan şehir, kuşatma sonucu 1221 yılında Alaaddin Keykubat’a bırakılır.

Bu tarihten itibaren de, fatihinin ismine izafeten “Alaiyye” olarak anılmaya başlanır.

Daha sonra, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından, 1935 yılında, Alaiyye ismi “Alanya” olarak değiştirilir.

Alanya: Anadolu Selçuklularının çöküş döneminde, 1293 yılında Karamanoğulları’nın eline geçer. 1427 yılında ise Gedik Ahmet Paşa tarafından fethedilerek, Osmanlı topraklarına katılır.

GEZİ PLANI

Alanya yöresine, Antalya istikametinden geldiğinizde: çok uzaklardan, karadan denize doğru uzanan büyük kaya bloğu parçası ve üzerindeki kale silüetini görebiliyorsunuz.

Muhteşem bir görüntü. Alanya’ya yaklaştığınızda ise, son yıllarda yapılan merkezdeki trafik yoğunluğunu azaltmayı amaçlayan çevre yolunu kullanabilirsiniz.

Ama, burayı gezmek için geliyorsanız: hemen girişte, sağ ve sola ayrılan yol çatalında, üzerinde tabelaların  bulunduğu, sağ yöne dönmeniz ve “Sahil, kale, Damlataş mağarası” bölümüne geçmeniz gerekiyor.

Buraya döndüğünüzde, karşınıza ilk çıkacak olan yer: Damlataş mağarası. Hemen önündeki otoparkı kullanın ve günümüzde tamamen restoran ve kafelerin arasında kalmış bu doğal güzelliği gezin.

Daha sonra: yine tabelaları takip ederek, kale istikametinde ilerleyin. Kale: yaklaşık 2 km. yukarıda, yol virajlı, dar ve zaman zaman tek arabanın geçebileceği genişliktedir.

Ancak, Alanya ziyaretçilerinin, kale bölgesine çıkmaları, çevrenin muhteşem manzarasını görmeleri ve kaleyi yaşamaları için şart. Sadece seçenek önemli. Yürüyerek kaleye çıkmayı tercih edenler için, yaklaşık 1.5 saat civarında, yorucu bir yolculuk söz konusu olabilmektedir.

Ama, bu yorucu yolculuk sırasında, bölgede gizli kalmış güzellikleri görebiliyorsunuz. Araç ile çıkmayı düşünürseniz, bu kez, yaklaşık 15-20 dakikalık bir yolculuk yapmanız gerekiyor.

Kale sonrasında, tekrar aşağıya iniyorsunuz. Ancak, bu kez, inerken, Liman tabelasını takip edin ve doğruca “Liman” bölgesine girin. Burada: Kızılkule, Tersane ve Alanya merkezini gezebilirsiniz.

Evet, Alanya’nın tarihi ve turistik yerleri bunlardan ibaret. Bunlar dışında: özellikle akşam saatlerinde yani günün sıcak saatleri bittiğinde, burada yaşayan veya tatil için gelenlerin, ilçe merkezini ve liman bandını  tamamen  doldurduklarını göreceksiniz.

Yani, muhteşem hareketli bir yer. Eğlence mekanları, müzik sesleri ve cadde ve sokaklarda yürüyen binlerce insan ki, bunların çoğunluğu, yurt dışından gelen yabancı uyruklu turistler.

DAMLATAŞ MAĞARASI

Antalya yöresinden, Alanya merkezine girmeden önce, deniz kıyısında, hemen ilk kayalık bölgededir. Mağara, 1948 yılında bulunmuştur. Giriş kısmında, 50 metre uzunluğunda bir geçit bölümü var.

Çapı: 14 metre ve yüksekliği 15 metredir. Silindir şeklinde boşluğu bulunan mağara, 15 bin yılda oluşan, sarkıt ve dikitler ile dikkat çekiyor. Sarkıtlardan damlayan su damlaları nedeniyle, mağaraya “Damlataş mağarası” ismi verilmiş.

Mağaranın bir diğer önemli özelliği, içindeki rutubet oranıdır. Rutubet, yüzde 95 seviyesine kadar çıkıyor ve 22 derecelik ısı oranı ile, oksijen oranı sabit. Bu oranlar, yılın tüm zamanlarında sabit olduğundan, özellikle “astım” hastaları için tercih edilen bir yer.

Yani: Damlataş mağarası, gerek turizm ve gerekse sağlık amaçlı olarak kullanılıyor. Günümüzde, tamamen kafeteryalar, evler, oteller, moteller arasında kalan bu  doğal güzelliğe mutlaka zaman ayırın ve görün.

Antalya Alanya Kalesi

ALANYA KALESİ

Tüm bölgeye hakim konumuyla, güzel bir yapı, mutlaka zaman ayırın.

Kale: araç trafiğine açık. Zaten, kale bölgesinde yaşam da bir yandan devam ediyor. Anlamak mümkün değil, batı ülkelerinde bu tip yapıların bulunduğu tarihi yerlerde, Sit alanı ilan edilerek koruma yerine, alan kamulaştırılarak koruma sağlanıyor. Yani, bu tarihi bölgede, göreceğiniz gibi, halen yaşam sürdürülüyor.

Hatta: bir kısım lüks ve modern görünümlü evler, ziyaretçilerin dikkat ve ilgisini çekiyor. Bunun dışında, bir kısım yerleşim yerinin ise, restoran ve kafeterya olarak düzenlendiğini görmek mümkün. Elbette, muhteşem manzaraları var.

Gezi planında belirttiğim gibi, kale bölgesine, yaklaşık 2 km. lik bir yol ile çıkmak mümkün. Bu yol, gerek yürüyerek ve gerekse araç veya şehir merkezinden kiralayacağınız motorlar ile olabilir. Yürüyerek düşünürseniz, elbette mümkün ama biraz yorucu olacağı kesin.

Yürüyerek, yaklaşık 1.5-2 saat gerekebilir. Otomobil veya taksi ile düşünürseniz: yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Zaten, otomobil ile çıkmayı düşünürseniz: muhteşem manzaraları gördüğünüzde, mutlaka yol kıyısında kısa molalar vermelisiniz. Özellikle: zirveye yakın bölümde, yolun hemen kıyısına, ahşaptan yapılmış yürüyüş yolu, çok güzel bir düşünce ve ziyaretçilerin yürüyüş yapmalarını kolaylaştırması açısından mükemmel.

Sonuçta: iç kale bölümü yani tepenin zirvesine ulaştığınızda: otopark var. Buraya aracınızı park edebilirsiniz. Sonra: iç kale bölümüne girebilirsiniz.

Antalya Alanya Kalesi Kale kapısı

Kale Kapısı

Kaleye giriş çıkışı sağlayan kapı, askeri ve törensel niteliklere sahiptir ve 13’ncü yüzyılda yapılmıştır. Ana giriş kapısı ile hemen gerisindeki burç yapısı, kalenin en önemli noktalarından birini teşkil eder.

Duvarlarında Alanya kalesine özgü kırmızı-beyaz freskler bulunur. Üzerinde yer alan kitabeye göre, ana giriş kapısı 1230 yılında inşa edilmiştir.

Evet, kale ile ilgili bilgilere devam edelim.

Kale: bugünkü görünümü ile, Selçuklu dönemi eseridir. Tarihi süreç içinde ise, ilk olarak, Helenistik dönemde, surlarla çevrilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, günün koşullarına uygun olarak eklemeler ve onarımlar yapılmıştır.

Ancak, en son olarak, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat döneminde, 1226-1232 yılları arasında bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

Kale: kenti kuşatan surlar ve çeşitli savunma hatları bakımından: dış, orta ve iç kale olmak üzere, üç ana bölümden oluşmaktadır. Surların: toplam uzunluğu: 6.5 km. Bu surlar üzerinde: 140 burç ve 400 civarında sarnıç bulunmaktadır. Denizden yükseklik: 250 metre.

Orta çağ döneminde, surlar içinde, buranın su ihtiyacını karşılamak üzere, birçok sarnıç yapılmış ve bunların toplamının 400 olduğu söyleniyor. Elbette bu kadar çok sarnıç yapılmasının tek nedeni, kale alanında doğal su kaynağının olmamasıdır. Su ihtiyacı yağmur suyunu toplayan sarnıçlardan karşılanıyordu.

Zaten bu gün de görüleceği üzere, her geleneksel evin bir su sarnıcı vardı. Ayrıca, büyük su sarnıçları da genel bir su ihtiyacını karşılıyordu. Öte yandan, iç kale büyük su sarnıçları nedeniyle, Sarnıç kalesi olarak da adlandırılıyordu. Sarnıçların çoğu 13’ncü yüzyılda yapılmıştır.

İç kale bölümünde: surların kapısından içeri girdiğinizde, herhangi bir tanıtıcı işaret olmamasına rağmen, sağ yönde ilerleyin. Tahtalardan, güzel bir yürüyüş yolu yapılmış ve bu yol, engebeli arazide yürüyüşü kolaylaştırması açısından mükemmel. Sağ bölümden ilerlediğinizde, ilk dikkati çeken antik yapı, bir kilise kalıntısı.

Halen burada arkeolojik çalışmaların sürdürüldüğü ve girişin yasak olduğu belirtiliyor. Daha sonra devam ettiğinizde ise, yine sağ bölümde, kaledeki yaşam üniteleri var. En ilgi çeken ve şahsen beğendiğim husus: buralarda tahribata karşı tedbir alınması, çelik bariyerler yerleştirilmiş ve koruma sağlanmış.

Yürüyüşe devam ettiğinizde, bir seyir terası var, buraya çıkın ve dört bir yandaki muhteşem deniz ve şehir manzarasını bir süre izleyin. Elbette, fotoğraf çekmeyi ve çektirmeyi unutmamak gerek. Sonra, yine surların dibinden ilerlemeye devam ediliyor ve giriş kapısının sol bölümünde, gezi bitiyor.

Bu arada: kale surlarından denize bakarken, kalenin bulunduğu kaya blokundan denize doğru 400 metre uzanan bölüm üzerinde, dikkatli bakarsanız, bir kısım metruk yapı kalıntısı görebilirsiniz.

Antalya Alanya Kalesi

Cilvarda burnu olarak isimlendirilen bu uzantının üzerindeki bu yapılar: yöre halkı tarafından “darphane” olarak isimlendiriliyor. Ancak kesme taşlardan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11’nci yüzyılda yapıldığı düşünülen yapılar: bir kilise ve manastırdır. 

Küçük kilisenin kubbesi, günümüze kadar ayakta gelmiş ve görülüyor. Kayalar üzerinde, bir de sarnıç var. Kaleden, bu bölüme eskiden merdivenler ile ulaşım mümkün iken, günümüzde bu merdivenli yol tahrip olmuş ve kullanılmıyor. Yani, bu metruk yapıları, yalnızca uzaktan görmek mümkün.

Antalya Alanya Kalesi

Kalenin kuzeyinde bulunan ve “Ehdemek” olarak isimlendirilen üçer kuleli ve iki ayrı bölümden oluşan kısım; kaleye kara tarafından yapılacak saldırıların önlenmesi için inşa edilmiştir. Burası, Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından Helenistik dönem kalıntılarının üstüne inşa ettirilmiştir.

Diğer duvarlara göre daha iri taşlar kullanılmıştır. Batıda bulunan kulenin dış yüzünde bir kitabe vardır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında meydana gelen bir depremde, bu bölümün büyük kısmı tahribata uğramıştır.

Antalya Alanya Kalesi Ayayorgi Kilisesi

Ayayorgi kilisesi (Hagios Georgios)

İç kale bölgesinde gezerken, diğer bir ilginç yapı: halen arkeolojik kazı çalışmalarının sürdürüldüğü “kilise” yapısıdır. Kilise yapısı, kalenin güney doğu sur duvarına bitişiktir.

Bu kilise: yonca planlı olup, taş ve tuğladan, karma teknikle daha erken döneme ait bir bazilikanın üzerine inşa edilmiştir.

Kiliseye, batı cephesindeki bir kapı ile girilir. Kapının iki yanında, aziz büstü veya heykelciği konmak üzere iki küçük niş yapılmıştır. Yarım daire pencereler ile, sağır nişlerin oluşturduğu kemerler, merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Bu özellik, Bizans sanatının geç dönemini işaret etmektedir.

Kubbenin ağırlığı, yan apsisleri örten yarım kubbeler tarafından karşılanmaktadır. İçeriden, kubbeye geçiş pandandiflerle sağlanmıştır. Kubbe pandandifleri ve yan apsislerin fresklerle süslenmiş olduğu: yer yer kalan izlerden anlaşılmaktadır.

Yapı: mimari özelliklerinden dolayı, MS. 11. yüzyıla tarihlenmektedir. Selçuklu döneminde eski sur  duvarlarının yapımı sırasında, kilise korunmuş ve mescit olarak kullanılmıştır.

Antalya Alanya Kalesi Gemili Mescit
Antalya Alanya Kalesi Gemili Mescit
Antalya Alanya Kalesi Gemili Mescit

 

Gemili Mescit

Kalenin iç bölümlerindeki bu mekan, Selçuklu dönemine yani 13’ncü yüzyıla tarihlenmektedir. Yığma yapım tekniğiyle moloz taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş mescit, üzeri kubbe ile örtülü kare planlı, tek katlı bir yapıdır.

En önemli özelliği, yapının iç mekan duvarlarında kazıma tekniğiyle yapılmış, Alanya’nın denizcilik tarihine ışık tutan yaklaşık 170 tane gemi grafitisi bulunmasıdır. Hiçbir cami ve mescit yapısının duvarında bu tür resimler görülmemiştir.

Sıvayla kaplı duvarlara yaklaşırsanız gemi resimlerini görebilirsiniz. Ancak bu gemi resimlerinin kimler tarafından ve ne amaçla çizildiği bilinmiyor. Duvarlarda en çok fırkateyn, kalyon, karavel gibi gemiler tasvir edilmiştir. Bazı gemi tasvirlerinde flamalar ve bayraklar da bulunuyor. Mescitte, mihrabın sağında yunus balığı, köpek balığı ve fok balığı resmi görülüyor.

Antalya Alanya Kalesi Alaaddin Keykubat Sarayı

Alaaddin Keykubat Sarayı

İç kale içindeki anlatacağım son mekan, Alaaddin Keykubat tarafından inşa ettirilmiş ve günümüzde idari yapı olarak kullanılmakta ve İçkale Sarayı olarak isimlendirilmektedir. Bu yapı, iç kalenin güneydoğu köşesinde bulunan muhtelif yapı kalıntılarından ibaret bir düzlükten oluşmaktadır.

Saray, güneybatı kenarı boyunca bir teras oluşturacak şekilde uzanan bir duvarla diğer bölümlerden ayrılmıştır. Yapıldığı dönemde içerisinde süsleme sanatı açısından çiniler, freskler ve Selçuklu ahşap sanatı örneklerinin bulunduğu düşünülmektedir. Sarayın kuzeyinde, zamanında törensel bir işleve sahip olduğu düşünülen avlunun bitiminde, tonozlu koğuş ile ön avlu arasında İçkale kilisesi vardır.

LİMAN BÖLÜMÜ

Antalya Alanya Tersane

TERSANE

Alanya merkezinde, liman bölümüne indiğinizde, hemen sağ tarafta, kıyıdaki bu eski dönem yapısı mutlaka dikkatinizi çekecektir.

Aslında karadan ulaşmak mümkün ise de, denizden görüntü, muhteşem ve ilgi çekicidir. Liman bölümünde, hemen Kızılkule’nin altında, demir parmaklıklı kapı açık ise, Tersane bölgesine yürüyerek kıyıdan ulaşmak mümkün. Yoksa, yalnızca denizden ve uzaktan izleyebilirsiniz.

Evet, burası bir tersane. Selçuklular döneminde yapılmış bu tersanenin en büyük özelliği, Selçuklulara ait, Akdeniz bölgesindeki ilk tersanelerden biri olmasıdır.

Burayı ele geçiren, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat: 1227 yılında, bu tersaneyi yaptırmıştır. Ancak, daha önce Karadeniz-Sinop şehrinde de bir tersane yaptırmış olması nedeniyle, burası tamamlanınca, iki denizin sultanı unvanına sahip olmuştur.

Yapı: kemerli ve beş gözden oluşmaktadır. Yapı: kemerli ve beş gözden oluşuyor. Denize bakan cephesi, 56 metredir. Derinlik ise, 44 metredir. Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılan yer olması nedeniyle önemlidir.

Günümüze kadar sağlam olarak gelmiş olması nedeniyle, uzaktan görüntüsü muhteşem. Liman bölgesinden baktığınızda, kalenin hemen altındaki yapı: güzel bir görüntü oluşturuyor.

Antalya Alanya Kızıl Kule

KIZIL KULE

Liman bölümünde, hemen kıyıda, Alanya’nın sembol yapılarından biridir.

Adının kızıl kule olması: yapımında kullanılan kırmızı renkli tuğlalar ve kızıl bir görüntü vermesidir. İnşaat sırasında: belli bir yükseklikten sonra, taş blokları kaldırmak güç olduğundan, kulenin üst kısımları, pişmiş kırmızı tuğlalar ile örülmüştür.

Burayı da, yine bölgeyi ele geçiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, 1226 yılında yaptırmıştır. Yapılış amacı: denizden gelebilecek saldırılara karşı, gerek limanı ve gerekse tersaneyi korumaktır.

Yapı: sekizgen planlı, her bir duvarının yüksekliği: 33 metre ve genişliği ise, 12.5  metredir. Kulenin çapı ise, 29 metredir. İçinde, zemin  dahil 5 kat bulunmaktadır. Zeminden, kulenin en üst bölümüne çıkmak için, 85 basamak tırmanmak gerekiyor. Yapının bir diğer öne çıkan özelliği ise, tepeden alınan güneş ışığının, birinci kata kadar uzanmasıdır.

Liman bölgesinde: kızılkule’nin hemen yanına kadar gidebiliyorsunuz. Yanına yaklaştığınızda, kulenin muhteşemliği iyice göz önüne seriliyor.

Liman bölümünden sonra: yola devam ettiğinizde, geçişlerin ücrete tabi olmadığı bir otopark bölümünden geçiyorsunuz ve buradan şehirler arası bağlantı yoluna ulaşmanız mümkün. Alanya merkezindeki gezimiz burada bitiyor.

Antalya Alanya Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Alanya kalesine çıkış yolunun başlangıç noktasında bulunan müze: projesi İhsan Kıygı tarafından hazırlanmış ve 1976 yılında açılmıştır. İlk Açıldığında, müzede Alanya ve çevresinde bulunup Milli Eğitim Müdürlüne ait bir depoda muhafaza edilen eserler ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinden getirilen: Tunç Çağı, Urartu, Frig ve Lidya dönemi eserleri sergilenmektedir.

Müzede 1 açık teşhir ve 14 kapalı teşhir salonu bulunuyor. Teşhir salonları: Anadolu uygarlıkları, Gemi ve denizcilik bölümü, Herakles salonu, Alanya kalesi bölümü ve sikke bölümü gibi başlıklar altında düzenlenmiştir. Ana salonda yer alan vitrinler ise: mitoloji, ticaret, sağlık ve spor olarak düzenlenmiştir. Ayrıca, figürinler, cam eserler ve takı vitrinleri vardır.

Antalya Alanya Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Bölümü

Bu bölümde: çeşitli bronz, mermer, pişmiş toprak, cam ve mozaik buluntular ve sikkeler sergileniyor. Ayrıca: Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait Türk-İslam eserleri de görülebilir.

Arkeoloji bölümünde sergilenen eserler arasında en eski olanı: MÖ 625 yılına tarihlenen, Fenike dilinde bir taş yazıttır.

Antalya Alanya Arkeoloji Müzesi

Yine burada yani giriş koridorundaki bir duvar içi vitrinde, Roma dönemine ait tunç Latince yazılmış diploma bölümü vardır. Alanya’nın 15 km kuzeyindeki Laertes Antik kentinde bulunan bu diploma, 3 parça halinde bulunmuştur. Diplomada: askerin adı, alayı, komutanın ismi, doğum yeri ve Pamfilya valisinin adı ve diplomanın veriliş tarihi yer alıyor.

25 yıllık askerlik hizmeti sonunda, MS 139 yılında diplomayı alan bu asker kişi, Suriye’nin Cyrrhos şehrinde doğmuş ve emekli olmuş bir askerdir. Asker bu diploma ile, Pamfilyalı bir kadınla evlenmeye hak kazanıyormuş.

Deniz ve Denizcilik Bölümü

Bu salonda: gemi gelişimi, denizcilik terimleri, ölçü birimleri ve Alanya kalesinin duvarlarında binlercesi bulunan ve Alanya kalesinin 14-17 yüzyıllar arasındaki gemi trafiğine ışık tutan, üzerinde onlarca gemi grafitisi çizilmiş bir duvar örneği bulunuyor.

Ayrıca: Gazipaşa Antioch ad Cragum antik kenti limanında bulunan ve gemi aksamı olan tunç Pegasus ilgi çekiyor. Syedra antik kenti limanından getirilen Akdeniz’in balık çeşitliliğini ortaya koyan, balık tutan eroslar mozaiği görülebilir.

Selinus antik kentinde bulunan Trajan’In Kenotaf’ına ait gemili kabartma da, müzede bulunan birçok anforalar ile birlikte ilgi çekiyor. Sonra Roma dönemine ait oltalar görülüyor. Yine burada Abdülhamit döneminde bulunan bir gemi topu da görülüyor.

ODTÜ Reo-Tek bölümü, Alanya Arkeoloji Müzesi için bir gemi simülatörü üretti. Simülatörü kullanmak için dümenin başına geçen ziyaretçiler, hem Alanya yarımadasında sanal deniz hem de tarih yolculuğuna çıkıyorlar. Ziyaretçiler yolculuk sırasında Alanya’ya tarih boyunca gelen gemi tipleriyle karşılaşıyorlar, haklarında bilgi ediniyorlar.

Ticaret Vitrini

Bu vitrinde, bir amforanın kurşun bir mühürle kapatılması örneği görülüyor.

Sağlık-Spor Vitrini

İlaç yapımında kullanılan farklı otlar sergileniyor.

Takı Vitrini

Takılar ve kireç taşından yapılmış bir Roma dönemi kadın büstü görülüyor.

Antalya Alanya Arkeoloji Müzesi Alanya Heraklesi
Alanya Herakles’i

Heykel, Alanya’nın Çamlıca köyündeki Asartepe’de bulunmuştur.

Yapım tarihi MS 2’nci yüzyıla tarihlenen bronz döküm heykel, ayrı bir salonda sergileniyor. Heykelin boyu 51.5 cm. dir.

Heykeli önemli kılan özelliklerinin başında, detayları gelmektedir. İskelet ve kas yapısına dikkatle bakıldığında, göze çarpan bazı yerleri görmek mümkündür. Bunların başında, güreş sporu yapanların kulaklarındaki kıkırdak deformasyonu gelmektedir.

Heykel Alanya’nın sembolü olmuştur ve müzenin açılışına sebep olmuştur. Heykel, mitolojiye göre: Herakles, Argonotlar seferi sırasında arkadaşı Hylas’ın su perileri tarafından kaçırılması sahneli cam tabanın altında bulunan mozaik ile birlikte sergileniyor.

Alanya Kalesindeki Buluntular

Burada daha çok saray bölümünde ele geçen Selçuklu dönemi çinileri ilgi çekiyor. Özellikle, üzerinde Alaaddin Keykubat’ın unvanlarının yer aldığı yıldız çini, özel bir vitrinde sergileniyor. Bu bölümde ayrıca yine kale bölgesinde bulunan küçük buluntular sergileniyor.

Antalya Alanya Arkeoloji Müzesi

“Sevgi hep vardı” mesajı ile sergilenen bir kadın ve erkeğin, yanak yanağa tasvir edildiği ostotek parçası, mezar stelleri ve sunaklar da müzenin görülebilecek diğer eserleri arasındadır.

Etroğrafya Bölümü

Bu bölümde, Alanya ve çevresinden derlenen Yörük kilimleri, heybeler, giysiler, işleme örnekleri, silahlar, günlük kullanım kapları, takılar, el yazmaları ve yazı takımları gibi eserler sergileniyor. Ayrıca, eski bir Alanya evine ait günlük oda düzenlenmiştir.

Müze bahçesi

Müze bahçesinde; zeytin işçiliğinin tanıtıldığı tarım köşesi, sütun başlıkları, Roma dönemi yazıtları, İslami yazıtlar, mezar taşları ve lahitler sergileniyor. Bahçenin özel eserleri; Alanya Okurcalar Beldesi Karaburun mevkiinde deniz altında bulunan, üzerindeki yazıta göre M. Krakos’a ait girlandlı eroslu mermer lahit ilgi çekiyor.

Antalya Alanya Atatürk Evi

ATATÜRK EVİ

Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Şubat 1935 tarihinde deniz yolu ile Alanya’yı ziyaretinde bir süre kalmış olduğu ev, müze olarak düzenlenmiş ve 1987 yılında ziyarete açılmıştır.

Giriş ücretsizdir. Müze, Damlataş mağarasına yürüyerek 20 dakika uzaklıktadır.

Evin sahibi M. Tevfik Azakoğlu’dur. Ölümünden sonra mirasçısı kardeşinin oğlu Rıfat Azakoğlu, evi Atatürk evi ve Müze olarak kullanılmak şartıyla, 8 Haziran 1981 günü tapusu ile birlikte hazineye bağışlamıştır.

evi Kültür Bakanlığına bağışlamış ve ev 1987 yılında müze haline getirilmiştir.

Ev, 19’ncu yüzyıl Türk mimarisi özelliklerini taşır. 3 katlı konak kagir olarak inşa edilmiştir. Yapının birinci ve zemin katı moloz taş ve ahşap hatıllıdır, ikinci kat ahşap yapılmıştır. İçi-dışı sıvalı badanalı olan ev, geniş saçaklı bir çatı ile kapatılmış, Marsilya kiremidi ile örtülmüştür.

Eve: güney cephedeki bahçe girişinden, iki kanatlı demir bir kapıdan girilir, kare döşemeli bir zemin ile taş basamaklı merdivenle birinci kata çıkılır. Zemin katın tabanı toprak olup, ev yapıldığı dönemlerde ahır ve depo olarak kullanılmıştır. Ön cephesi tarihi Alanya kalesine bakmaktadır.

Müze olarak düzenlenen 3 katlı binanın giriş katında, Atatürk’e ait kişisel eşyalar, fotoğraflar, Atatürk’ün Alanyalılara gönderdiği telgraflardan bir tanesi kendi el yazısı ve imzası ile sergileniyor. Ayrıca, konağı müze olması şartıyla Kültür Bakanlığına bağışlayan Rıfat Azakoğlu’nun da birkaç fotoğrafı ve hayat hikayesi sergileniyor.

Binanın üst katları ise, geleneksel Alanya evi tarzında eşyalarla döşenmiştir. Burada geleneksel bir yatak odası, çocuk odası ve kadınların günlük yaşamda kullandıkları oda tasvir edilmiştir. Bu katlarda bulunan vitrinlerde ise, geleneksel çeşitli giysiler, silahlar ve hamam kültürüne ait objeler sergileniyor.

Antalya Alanya Hüseyin Azakoğlu Kent Müzesi

HÜSEYİN AZAKOĞLU KENT MÜZESİ

Şekerhane mahallesindedir. Bu konak, sahipleri tarafından kültürel amaçlı kullanılmak şartıyla Alanya Belediyesine tahsis edilmiştir. Bu hali ile geleneksel Alanya evlerinin en güzel örneğidir. Gerek planlamadaki bütünlük ve gerek süsleme detayları göze çarpıcıdır. Mekansal rahatlık ve mekanlar arasındaki ilişki düzeni, kolay dolaşım imkanı ve yalınlık evin karakteristik özellikleridir. Konağın kent müzesine dönüştürülmesi amaçlanmıştır.

Antalya Alanya Korsanlar Mağarası-Kızlar Yarığı

KORSANLAR MAĞARASI-KIZLAR YARIĞI

Buraya Alanya limanından yapılan tekne gezileriyle ulaşabilirsiniz. Mağaranın tavanının yüksekliği 78 metredir. Eski dönemlerde, bu mağaranın korsanlar tarafından ganimet deposu olarak kullanıldığı, kaçırılan kızların buraya saklandığı bilinmektedir.

Bazı söylentilere göre: bu mağaranın kale ile irtibatlı olduğu, kaçırılan kızların ve elde edilen ganimetlerin bu yolla kaleye ulaştırıldığı, ancak aradan geçen yıllar sonrasında bu yolun çökerek kapandığı söylenmektedir. Evet, gezi tekneleri bu mağaranın içine girebilmektedir.

İncekum Plajı

Antalya-Alanya kara yolunun 26’ncı kilometresinde, Avsallar Beldesinde bulunmaktadır. Deniz ve ormanın iç içe olduğu İncekum mesire alanları, Alanya için özel bir yere sahiptir. Buranın temiz ve sığ denizi, ince kumu ve piknik alanları ilgi çekmektedir.

Antalya Alanya Kleopatra Plajı

Kleopatra Plajı

Tarihi yarımadanın batısında, Damlataş Mağarasının önündeki kıyıdadır. Mavi bayraklıdır. Kumsal sırtını yarımadanın eteklerine dayamıştır. Kayalarla çevrili havuz görünümündeki bu doğal plaj, Mısır Kraliçesi Kleopatra ve Roma İmparatoru Antonius’un burada yüzmüş olması ile ünlüdür.

Plajın yarımadaya doğru uzanan ve iri taşlardan oluşan küçük koyu Kleopatra adıyla anılır. Kleopatra koyunun özelliği suyunun berraklığıdır. Deniz gözlüğü ile yüzüldüğünde balıkları ve deniz dibinin doğal güzelliklerini seyretmek söz konusudur.

Antalya Alanya Şarapsa Han

Şarapsa Han

Antalya-Alanya kara yolunda bir tepe üstündedir. Alanya ilçe merkezinin 15 km batısındadır. Gözetleme kulesine benzeyen bir minaresi vardır. On bölmeli han tipinde olan yapı tamamen taşla yapılmıştır. Hanın solundaki son bölümde, kuzeye açılan bir mescit ve aynı zamanda tabhane vardır.

Kapının üstündeki kitabeye göre, han ve bitişiğindeki mescit, Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat oğlu II. Keyhüsrev zamanında yapılmıştır. Ancak kitabede inşa tarihi yazılmamıştır.

ALANYA YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Antalya Alanya Pisarissos-Esentepe

Pisarissos-Esentepe

Alanya ilçe merkezinin kuzey batısında,  Hacılar köyü ile Esen Tepe köyü arasındaki bir tepe üzerindedir. Tepe ve yamaçlarında bulunan şehre ait kalıntılar bir sur ile çevrelenmiştir. Sur, büyük blok taşlarla yapılmış olup, şehir giriş kapısı ve buna ait kuleler batı yönündedir.

Tepedeki düzlüğün üstünde ise, birçok antik dönem yapısı kalıntısı bulunmaktadır. Bu yapılar arasında, evler, agora ve mezar yapıları ve zeytin işlikleri görülebilmektedir. Kalıntılar arasında bulunan bir yazıt nedeniyle, buraya “Pisarissos” adı verilmiştir. Kalıntılar oldukça kötü durumdadır.

Cibra-Kibra Harabeleri

Alanya ilçe merkezinin kuzeybatısında, Okurcalar beldesi sınırları içindedir. Burada denize doğru küçük bir çıkıntı yapan yarımadanın üzerinde ve bunun batı düzlüğünde görülmektedir.

Düzlüğün önündeki geniş bir koy ve Tuz adası, teknelerin bu bölgeye yanaşması için uygun bir ortam sağlamaktadır. Burada: sarnıçlar, mezar yapısı ve taş ocağı kalıntıları görülmektedir.

Leartes

Alanya ilçe merkezinin 24 km uzağındaki ören yeri, Cebeli Reis dağının deniz seviyesinden 850 metre yükseğinde bulunmaktadır. Burada, bulunan bir buluntu, MÖ 7’nci yüzyıla giden Fenike dilinde bir kitabe parçasıdır. Bu parça ve farklı bir döneme ait asker diploması (MS 138) Alanya arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Şehrin en popüler zamanı, MS 2’nci yüzyılda görülür.

Şehirden günümüze kalanlar: agora, hamam, odeon, Zeus Megistos kutsal sunağı, Apollon tapınağı, büyük sarnıç, Sezar tapınağı, askeri kuleler, yer altı yapısı, imparatorlar caddesi, evleri, nekropol alanıdır. Burada Roma dönemi yapıları ve az da olsa Bizans yerleşimine ait izler görülebilir.

Antalya Alanya Syedra

Syedra 

Alanya-Mersin kara yolu üzerinde, ilçe merkezinin 23 km doğusundadır. Buranın tarihi, MÖ 7’nci yüzyıla kadar gitmektedir. Yani, şehirde MÖ 7’nci yüzyıl ile MS 13’ncü yüzyıl arasında burada yerleşim vardır. Oldukça geniş bir alana yayılan şehrin çevresi surlarla çevrilidir.

Günümüzde burada hala sağlam kalan kalıntılar; içi sıvalı, oldukça büyük bir sarnıç, vaftiz mağarası, zemininde mozaik kalıntıları bulunan görkemli bir hamam, jimnazium, sütunlu cadde ve kenarındaki dükkanlar, tapınak, tiyatro, kiliseler, idari yapılar, akropol ve nekropol alanları ile örnek bir Roma yerleşim yeri görülür.

MS 2’nci yüzyılda Roma imparatorluğuna karşı yapılan isyanlara, Syedra halkı katılmamıştır. Bu nedenle MS 194 yılında Roma imparatoru Septimus Severus tarafından şehir halkına bir teşekkür mektubu yazılmıştır.

Bu mektup, mermer üzerine yazılarak, Syedra sütunlu cadde döneminde halka gösterilmiş, günümüzde ise, Alanya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Alanya gezi planı hakkındaki yazım için.