Antalya’nın 25 km. batısında. “Olympos Beydağları Sahil Milli Park” ı içinde. 4000 dönümlük, ince uzun bir ova üzerinde. Yüz elli yıl öncesine kadar, buralar, tamamen meşe ormanları ile kaplı imiş.
Beldibi denince, aslında buraya varmadan, hemen yolun solunda, yol ile deniz arasında kalan güzel bir plaj bölgesi ve hemen kının karşısında yöre halkının “sıçan adası” olarak isimlendirdikleri bir ada göreceksiniz.
Topçam plajı: Antalya’nın en çok ilgi gören, çam ormanları içinde bir plajı. Dalış yapmak isteyen amatör dalgıçlar için, bu sahil ideal bir yer.
Topçam plajının hemen karşısındadır. Zaman içinde değişen isimleriyle bilinir. “Lyrnas Adası” anlamındaki adını, karşı kıyıdaki Lyrnas’tan aldığı anlatılmaktadır.
Pseudo Skylas: “Lyrnateia” olarak söz eder. Roma dönemindeki adı “Çekirge Adası” anlamındaki “Attelebusa” dır. İtalyan denizcilere yol gösteren bahriyenamelerde Renathia, Aratia gibi isimlerle geçer. Piri Reis 1522 tarihli eserinde Güvercin adası demiştir. 18-19’ncu yüzyıl kaynaklarında rasat olarak geçmesi nedeniyle, burada köle satışının yapıldığı düşünülmüştür.
Antalya limanının hemen batısında, kıyıdan 700 m açıkta, küçük, kayalık bir adadır.
Bir yanı dik, ulaşılmaz bir kayalık, diğer yanı denizden itibaren dik yamaçlanan kayalık yapıdadır.
Sahile bakan tarafında su kotuna yakın paralel bir koruma duvarı uzanır. İşçiliği Bizans dönemine işaret eder. Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Asıl erken kalıntılar tam tepededir. Kuş pisliklerinin kapladığı yoğun cangıl içinden sürünerek zorla çıkılır. Ve, adının neden güvercin/kuş adası olduğu da böylece anlaşılır.
Tepede kule bulunmaktadır ve işçiliği Helenistik dönemdendir. Kule, Antalya tarafında ve tüm Akdeniz’e bakmaktadır. Kulenin sahil tarafındaki yamaçta yoğun bitkiler arasında birkaç yapı bulunur. Bunlardan ikisi, iyi yalıtılmış sarnıçtır. Bunların da işçiliği tepedeki kuleyle aynıdır. Anlaşılan burada bir deniz garnizonu konumlanmıştır. Bugün ise hemen dibinde Balıkçı Barınağı bulunuyor.
Söylentiye göre: Harrunnür Reşit zamanında, bu ada Arap donanması için bir süre donanma üssü olarak kullanılmış ve adaya bu nedenle, bu isim verilmiş. Ancak yerli halk, daha öncede söylediğim gibi, adanın kıyıdan görünümü sıçana benzediğinden, adaya sıçan adası ismini takmış.
Ada, görüldüğünde sanki kıyıya yakın gibi duruyor ve buna güvenip veya aldanıp demek sanırım daha doğru olur, adaya kadar yüzmeyi deneyenler oluyormuş. Başarıp ta adaya yüzebilenler ise, adanın çevresindeki muhteşem akıntıya kapılıp gidiyorlarmış, yani “böyle bir denemeyi aklınıza bile getirmeyin “demekte yarar var.
Evet; Beldibi, 1994 yılında belde olmuş.
Doğası, narenciye ürünleri, yürüyüş yolları, günübirlik piknik alanları, turistik tesisleri ve çevresindeki alışveriş merkezleriyle, bugün önemli turizm merkezlerinden biri haline gelmiş.
Buranın en büyük özelliklerinin başında: çok miktarda ve ülke turizmine büyük hizmet veren; tatil köyleri ve otellerin bulunması.
Ayrıca: mağaraları ile ünlü. Sarıçınar, Hayıtlıgöl, Belbaşı, Haçlı ve Beldibi Mağaraları var. Bu mağaralar yol üzerinde değil. Mağara gezilmesi yönündeki tercihinizin olması ve de ana yoldan sapmanız gerekiyor.
Bu nedenle; ayrıntıya girmiyorum. Yalnızca, yol üzerindeki bir mağaradan kısaca söz edilebilir. İlginizi çekerse, kısa bir mola verip, ana yoldan fazla ayrılmadan, bu mağarayı görebilirsiniz. Evet, bu mağara, Beldibi (Kumbucağı ) Mağarası. Sınığak biçiminde. Beldibi plajının yakınında.
Denizde 50 metre uzakta ve 25 metre yükseklikte. Çamdağ Tüneli, mağarayı bulmanıza yardımcı olabilir. Şöyle ki, tünel girişinin yanında, mağaraya gelen ziyaretçiler için otopark var. Tel örgü ile çevrili olan mağaranın ön kısmında, Antalya Müzesi tarafından konulan bir tanıtım levhasını görebilirsiniz.
Mağarada yapılan araştırmalardaki buluntular, buradaki yaşamın, neolitik çağlara yani MÖ.10 binlere kadar gittiğini ve devamlı olarak iskan yeri olarak kullanıldığını belirliyor. Buluntular arasında; çakıl taşına boyama ve kazma yolu ile işlenmiş veya heykel şekline getirilmiş sanatsal nitelikte eserler yer almakta. Bunlar; Antalya Müzesinde.
Günümüzde, mağarayı, dar bir kumsalın denizden ayırdığı mağara içinde neler görülebilir? Arka duvarlarında bulunan resimler dikkati çekiyor.
Çok eski devirlerden kalan bu resimlerin benzerlerine, ne Anadolu’nun başka diyarlarında ne de dünyanın başka bölgelerinde rastlamanın mümkün olmadığı sanılıyor, yani çok ender bulunabilecek orijinli, ilginç 15 tane resim var.
LYRNAS-BELDİBİ-HAYITLIGÖL
Evet Beldibi günümüzde her ne kadar tatil köyleri ve otellerin yoğun olduğu bir yer olsa da bir zamanlar yani antik dönemdeki Beldibi nasıldı? Şimdi ondan söz edeceğim.
Miletli Hekataios: “Lyrnas’ın Pamphylia’da bir polis olduğunu” söyler. Helenistik dönemde ise bir kasaba olarak söz edilmektedir.
Thebe ile aralarında 7.5 km mesafe vardır.
Lyrnas, Homer’de “Lyrnessus” olarak Thebe ile birlikte anılır. Beldibi’nin 3 km kuzeydoğusunda, Hayıtlıgöl’dedir.
Küçük bir kayalık üzerinde kurulu kentten 30-40 civarında Helenistik ve Roma yapısı günümüze kalmıştır. Bizans dönemine ait bir yapı gurubu da gözlenmiştir. Yapıların kaya kesimleri görünür. Helenistik bir yazıtta “Tenedos ile Phaselis arasında bir anlaşma yapıldığı” öğrenilir. Yalın lahitler, basit kiremit mezarlar ve khamosorion mezarların varlığı görülür. Arapsuyu’nda yapılan bir kazıda Lyrnas’taki gibi kiremit mezarlar bulunmuştur.
Stadiasmus Maris Magni’den yola çıkılarak Konyaaltından Beldibine kadar Tenedos, Thebe ve Lyrnas’ın lokalizasyonu bilinmektedir. Ancak bu küçük yerleşimlerin sahil kolonileri olduğu düşünülür.
BELDİBİ MAĞARASI:
Beldibi çevresindeki dağlarda çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunların bir kısmının prehistorik adam tarafından kaya sığınağı olarak kullanılmış olduğu saptanmıştır.
Kumbucağı, Hayıtlıgöl, Sarıçınar ve Haçlı mağara, duvarlarında kaya resimleriyle 15-20 bin yıl önceye, Üst Paleolitiğe tarihlenir. Demir oksitten elde edilmiş kırmızı boya ile çizilmişlerdir. Çok basit çizgisel şekillerden oluşan kaya resimlerinin konusu belirsizse de haç biçimindeki çizimlerin insanı temsil ettiği öngörülmektedir. Bunlar, muhtemelen o mağarada yaşayanların resimleridir. Yani ilk Beldibi sakinlerinin fotoğraflarıdır. Beldibinde 6 tane Paleolitik sığınak olduğu belirtilir. Bu kültürler topluluğu, Beldibi prehistorik kazılarını yürüten uzmanlar tarafından “Beldibiyen, Kemeriyen, Belbaşıyen” olarak adlandırılmış ve bölge prehistoryası, yerel isimlerle simgelenmiştir.
Beldibi-Kumbucağı sığınağının 2.5 km kuzeybatısında Belbaşı sığınağı bulunur. Burası Beldibinden daha sonra iskan görmüş ve aynı zamanlarda terkedilmiştir. Çok sayıda kemik aletler, mikrolitikler genellikle avlanmak ve deri işçiliği gibi işlerle ilgilidir.
Avlayıp besledikleri hayvanların çoğunluğunun geyik, dağ keçisi ve domuz olduğu, ele geçen yanmış hayvan kemiklerinden anlaşılmıştır. Asıl ilginç olan ise, bir genç kıza ait yanmış kemiklerin bulunmasıdır. Kemik üzerindeki çentiklerin, içteki iliğin çıkarılması amacıyla yapıldığının kesin olduğu, dolayısıyla sığınakta insan da yenmiş olabileceği düşünülür.
Hisarçandır’da bulunan Karain sığınağı, bölgede dönemler boyunca kullanılmış daha pek çok sığınak olabileceğini gösterir. Karain sığınağı duvarlarında insanlar, geyik ve dağ keçileri resmedilmiştir.
Yazısız zamanların ardından, 3 binden itibaren yerli Solymlerin yaşadığı bölgeye dahildir. Pamphylia denizinin batısında sahili perdeleyen Bey Dağlarının batısına Lykia Bölgesi halkları ve doğu kesimine de Greklerin gelmesiyle asıl yerli halk, topraklarından olmuş, merkez Termessos’a, Mnara’ya ve dağlara doğru geri çekilmiştir.
Beldibi, sarp kayaların sahile dik indiği zor bir arazi yapısına sahiptir. Bugün, sık sık tünellerle geçilmesi bundandır. Bu zorluğu, yolsuz zamanlarda, herkes gibi, İskender de yaşamıştır. Makedon kralı İskender’in, Klimaks (Merdiven) dağlarının aşılmaz kayalıkları karşısında sahilden, çoğu zaman deniz içinden ilerleyebilmiştir.
Bu durumu Strabon şöyle anlatır: “Pamphylia Denizi kenarında Klimax olarak adlandırılan ve sahil kenarında, durgun havalarda yolcuların ancak geçebileceği kadar meydana çıkan, deniz kabardığında ise dalgalar ile tamamen örtülmüş dar bir geçit noktası bırakan bir dağ bulunmaktadır. Dağ aşırı giden yol dolambaçlı ve dik olduğu için iyi havalarda sahil yolu kullanılır. İskender ise, kışa yakalanmasına rağmen şansına aşırı inanan biri olarak, dalgalar çekilmeden önce yola çıktı ve askerleri bütün gün göbeklerine kadar suya batarak yürüdüler”
Evet, Beldibi hakkındaki bu ana girişten sonra, Şimdi Beldibi Mağarası:
Beldibi Mağarası: Antalya-Kemer sahil yolunda Çamdağ tünelinin çıkışındadır. Denize 800 metre uzaklıktadır. Denizden 25 m yüksekliktedir.
Mağara Kemer merkeze 19 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.
Mağara: 1956 yılında keşfedilmiştir. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Kemer Beldibi Mağarası
Mağaranın genişliği 5 metre, derinliği 4 metre ve yüksekliği 3.5 metredir. Sığınağın taban kodundan 12 metre yukarıdadır. Mağara: 12 metre kalınlığında dolgu toprağına sahiptir.
Mağarada yapılan kazılar sonucunda: mağarada 6 farklı katmanla karşılaşılmıştır. Eski dönemlerde mağarada yaşayan toplumların, avcı ve toplayıcı oldukları anlaşılmıştır.
Mağara içinde: Paleolitik, Metolitik ve Neolitik dönemlere ait buluntular vardır.
Ancak günümüzde mağaranın içinde bulunan dolgu tabakaları, yağmur suları ve rüzgarların oluşturduğu doğal tahribat nedeniyle yok olmuştur.
Mağarada yapılan arkeolojik araştırmalarda: toplam 6 tabaka teslim edilmiştir. Üst Paleolitik ve Mezolotik döneme ait çakmaktaşı aletler bulunmuştur.
Beldibi mağarası iki bölüme ayrılmaktadır.
Bu bölümler: Yukarı Beldibi ve Aşağı Beldibi bölümleridir.
Aşağı Beldibi Mağarası-Kaya Sığınağı:
Mağaranın altında: kayalığın yarım daire biçiminde, teras halinde denize uzanan kısmında, terasın genişlediği yerde 3 metre uzunluğunda cephesi olan, derinliği ise birkaç metreyi geçmeyen bir “Kaya Sığınağı” vardır.
Esas kazı yapılan yer burasıdır.
Burada: 6.20 metre derine inilerek kazılar yapılmıştır.
BULUNTULAR:
Bu sığınakta yapılan çalışmalarda çok sayıda bulgu elde edilmiştir. Üst Palaolitiğe ait olan bu bulguların en ilginci: üzerinde insan çiziminin bulunduğu bir çakıl taşıdır. En önemlilerinden biri de 16 cm uzunluğunda bir balık figürüdür. Gözü, ağzı ve hatta üstündeki pulları bile işlenmiş olan balık, Anadolu’da bilinen en eski heykelciktir.
B tabakasında çanak-çömlek bulgularla Neolitik katman tanımlanır. Artık tarım zamanıdır ve artık mağara terkedilmiştir. Bunun ardından Beldibin’de ilk köy kurulmuş olmalıdır.
Kaya sığınağının arka duvarında: 1956 yılında boyalı resimler keşfedilmiştir. Kaya altı sığınağı duvarlarında; şematize edilen insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır.
2014 yılında duvar resimleri levha ile kaplanarak koruma altına alındı. Ayrıca mağaranın girişi de define avcılarından korunması için, tel örgü ile çevrildi. Ancak günümüzde bu koruma şemsiyesinin de tahrip edildiği görülmektedir.
Ayrıca: burada çeşitli objeler bulunmuştur. Burada, çakmak taşından olta benzeri aletlerle birlikte çeşitli çakmak taşı aletler bulunmuştur. Bunlar: muhtemelen değişik bir ok ucu veya delici olarak işlev taşımaktadır.
Kemer Göynük, Kemer merkeze 9 km ve Antalya merkeze 35 km uzaklıktadır.
Tarihi:
Göynük ismi “gökbük” kelimesinden türemiştir ve kelime anlamı, Luwi dilinde “mavi gökyüzü, mavinin birleştiği yerde nehir kıyısındaki verimli ova” demektir. 11’nci yüzyılda Altınkaya ve Cuma yaylalarına Türkmen Yörükleri yerleşirler.
Bunlar, sahile iniş için bölgenin kuzeyinde eski yol olarak isimlendirilen yolu kullanırlardı. Daha sonra ise, Göynük beldesini kurmuşlardır.
Bu yöre ile ilgili antik dönemde ilginç bilgiler bulunmaktadır. Mitolojik anlatımlara göre: “Bengisu” yani “ölümsüzlük suyu” kaynağı: Kemer körfezinin güneybatı ucundaki Ağve deresinin aktığı burnun, denizden kalan kısmında bir yerde imiş.
Luwilerin “Abaawa” yani “Kutsal su kaynağı” olarak isimlendirdikleri bu yöre, daha sonraları buraya gelen Türkmen Yörükleri tarafından aynı söyleyişle “Ağva” olarak isimlendirilmiştir.
Ölümsüzlük suyu kaynağı hakkında, mitoloji de yine bir söylence vardır. “Baş tanrı Adra, boğa başlı ve erkeklik timsalidir. Bir gün, denizde, yunusların yüzmesini takip ederken, bundan çok hoşlanır ve kendisi de Tahtalı dağından denize dalar.
Gördüğü en güzel renkli balığın peşine düşerek yüzer. Çalış dağının, denize dik geldiği kıyıya kadar gelir. Adra, burada “Bengisu” yani “Kutsal ölümsüzlük suyunun kaynağını” bulur, sudan içer ve ebedi ölümsüzlüğe kavuşur.
Bunun üzerine, Luwiler tarafından, ölümsüzlük suyu kaynağının bulunduğuna inanılan bu yere bir tapınak dikilir. Tapınağın ismi ise, Adranın ülkesi anlamında “Adrawana” dır.
Tapınak kalıntısı günümüzde yoktur. Çünkü Toroslardan inen sel sularının katıldığı Ağva çayı, çok sık taşar ve sonunda tapınak yıkılır ve kalıntıları ise, alüvyon toprakların altında kalır.
THEBE-GÖYNÜK-REZBURNU:
Thebe antik kenti kalıntıları: sahilin 500 m batısında, 256 m yükseklikteki Rez Burnu Tepesinde Göznük düzlüğüne hakim konumdadır.
Strabon: “Attaleia ile Phaselis arasında, Lyrnas’tan sonra olduğunu ve bu kentin Troia’dan gelen Kilikyalılar tarafından kurulduğunu” anlatır.
Kıyı şeridi, Geç Bronz çağdan itibaren önce Finike, sonra Yunan kentlerinin egemenliğine girmiştir. Yunanlılar, rakipleri Finikelileri bölgeden tamamen çıkararak bazı liman yerleşimleri kurmuşlardır. Bunlar güneyden kuzeye şöyledir: “Melanipe, Phaselis, İdyros, Olbia, Thebe ve Lyrnas” tır. Bunlardan sadece Phaselis önemli hale gelebilmiştir.
Doğu-batı yönünde uzanan sırt boyunca, bu küçük yerleşimden beklenmedik nicelikte ve nitelikte yapılarla karşılaşılır. Klasik ve Helenistik dönemlerde yoğun yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. Yapıları tanımlamak zorsa da çoğunun konut olduğu ve güney taraftaki güçlü duvarın surdan kalan son kısım olduğu söylenebilir. Tepe eteklerindeki tarım terasları kent halkının zeytincilik başta olmak üzere tarımla ve hayvancılıkla geçindiğini gösterir.
Kemer Göynük
Genel:
Göynük: bir yarım daire şeklindeki ovadır. Ova: Beldibinden başlar, Kemer’e kadar uzanır. Göynük çam ormanları içinde kalır.
Arkada ise Beydağları uzanır. Köklü tarihine rağmen, bakir doğasını korumayı başarmış olan Göynük: disko, bar ve restoran gibi birçok mekana yakın konumdadır.
Kemer Göynük Sahil Plaj
Sahil-Plaj:
Göynük sahili, 2.9 kilometre uzanır. Plaj taşlıktır. Sahil, tamamen oldukça büyük ve lüks otellerle doludur ve sahil, bu oteller tarafından parsellenip kullanılmaktadır.
Kemer Göynük Sahil
Deniz:
Göynük sahilleri ve deniz Mavi Bayraklıdır. Deniz pırıl pırıl ve berraktır. Masmavi deniz hafif dalgalıdır. Denizin sığlığı ise fazladır.
Kemer Göynük Atatürk Parkı Halk Plajı
Göynük Atatürk Parkı Halk Plajı:
Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmektedir. Burada bir restoran ve market bulunmaktadır. Giriş ücretsiz, ancak şezlong ve şemsiye kiralanıyor.
Normalde sahilde duş, tuvalet yok, ancak sahilde bir kafe var, bu kafede tuvalet, duş ve giyinme odası bulunuyor. Sahil, taş ve çakıllıdır.
Plajın uzunluğu 200 metredir. Genişliği ise 30 metredir. Deniz ise, taşlık ve çabuk derinleşiyor. Denizin berraklığı olağanüstü güzeldir. Bu yüzden Mavi Bayraklıdır.
Bu yüzden, denize girerken ve çıkarken mutlaka deniz ayakkabınız olması gerekir. Burası, genellikle karavancılar tarafından konaklamak ve yerel halkın piknik yapmak için gittiği bir yer olarak öne çıkıyor.
Göynük Mutfak Sanatları Meslek Yüksek Okulu
GÖYNÜK MUTFAK SANATLARI MESLEK YÜKSEKOKULU:
Akdeniz Üniversitesine bağlıdır. Göynük merkez Cumhuriyet Mahallesindedir.
Okulun binası, 2011 yılında Göynük Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Kemer ve civarındaki ilk ve tek yükseköğretim kurumu olma özelliği taşımaktadır. Ülkemizde mutfak sanatları alanında ön lisans eğitimi veren ilk tematik yüksekokul olmuştur.
Meslek yüksek okulunda, öğrencilerin teorik ve uygulamalı eğitimleri, okul binasında verilmektedir. Öğrenciler, gerek okulun bulunduğu bölgedeki konaklama tesislerinde ve gerekse okul binasında bulunan uygulama alanlarında, uygulama yapma imkanı bulmaktadırlar.
Kemer Göynük Kanyonu
GÖYNÜK KANYONU:
Beldibi Mahallesi Çomaklar Mevkiindedir. Ormanın içine gizlenmiş muhteşem bir doğa harikasıdır. Kanyonun içinden Göynük çayı akmaktadır.
Göynük merkeze 4 km uzaklıktadır.
Kanyonun denizden yüksekliği yani rakımı 350 metredir. Genişliği ise 6 metredir. Kanyonda: doğal havzalar ve göletler bulunuyor. Göletlerde yüzme şansı vardır. Burayı ziyaret etmek isterseniz: havlu, mayo, şort, lastik ayakkabı ve rahat kıyafetler tercih etmelisiniz.
Ayrıca: kanyon içinde yiyecek ve içecek sokmak yasaktır. Özel aracınız ile kanyonun giriş yerine kadar gidip aracınızı girişte bulunan otoparka park edebilirsiniz.
Kemer Göynük Kanyon Turu
KANYON TURU:
Kanyon turu, 1 saat sürmektedir.
Kanyon ziyaretçileri, suyun milyonlarca yılda oyarak oluşturduğu, eşsiz güzellikteki Göynük Kanyonun parkurunu, deneyimli ekip liderleri eşliğinde geçmektedirler.
Evet özel aracınızı veya buraya ulaşılan araç vadinin girişindeki otoparka bırakıldıktan sonra: kanyon girişinde olan minik şelaleye ulaşmak için 3 kilometrelik bir yol gitmek gerekiyor. Bu yolu gitmek için 2 alternatif var.
1’nci alternatif: yürümek.
Ancak orman içinde yürünen patika yol, sürekli yokuş yukarıdır, yani tepeye tırmanılıyor ve yaz sıcağında bu yürüyüş zorlu olmaktadır. Ayrıca: bu zorlu yürüyüşten sonra yorulur ve kanyonda yüzecek enerjiniz kalmaz.
Yürüyüş sırasında, yol üzerinde birkaç yerde yüzülecek küçük doğal havuzlar ve su içilebilecek kaynaklar bulunmaktadır.
2’nci alternatif: araç ile ulaşım,
Şelaleye gidiş yokuş yukarı olduğu için yürümek zorlu olabilir, yürümek istemeyenler için, girişte araçla ulaşım sağlamak için ücret ödeniyor. Araç sizi götürüyor ama dönüşü turla yapmak zorundasınız.
Zaten dönüş yolculuğu genellikle yokuş aşağıya inmek olduğundan pek zor olmuyor, yani dönüş yolculuğu gezmek gibi rahat ve keyiflidir.
Ekipman:
Ekipman kanyona vardığınızda yerde satılıyor. Kanyonda yüzmek için ekipman almak şarttır. Bu ekipmanlar: kask, deniz ayakkabısı ve can yeleğidir. Bunları satın alırken, bence daha uygun fiyatlı genel bir paket var, yani ulaşım, zıpline ve body rafting koruyucu ekipmanlarının tümünün satıldığı paket, onu satın almanızı öneririm.
Ekipmanla ilgili son bir not: ekip lideri görevli, mayonuz varsa giysiye gerek yok diyor, yani ekipman içinde bir de giysi var, ama siz ona inanmayın ve mutlaka bu giysiyi giyin, çünkü bu giysi soğuk geçirmeyen bir giysi, suya girdiğinizde aşırı üşüyüp geri dönerek giysiyi giymek için çabalamayın, baştan giysiyi de giyin.
Kemer Göynük Kanyonu Şelale
Kanyona ulaştığınızda:
Sadece yürüyüş için kanyona gidenler:
Herhangi bir ekipman almanız gerekmiyor, ama ekipman olmadan kanyona girip yüzmek yasaktır.
Kemer Göynük Body Rafting
Body Rafting:
Başlangıçta Body Rafting yapacağınızı söyleyip ekipman ücretini öderseniz, yukarıya yani kanyon girişine, biraz önce sözünü ettiğim araçla ücretsiz gidebiliyorsunuz. Kanyona ulaştıktan sonra daha yukarılara doğru 200-300 metrelik parkurda body rafting yapabilirsiniz.
Body rafting: görevli bir ekip lideri rehber eşliğinde yapılıyor. Evet ekipmanı taktıktan sonra, önce buz gibi soğuk suya girip iplere tutunarak ilerliyorsunuz ve 100 metre kadar sonra, su sığlaşıyor ve yürümeye başlıyorsunuz.
İlerleme merdivenli bölüm hariç zor değil ve çok keyiflidir. Merdivenli bölüme gelince ayağınızı kayanın üst kısmına çok dikkatli basmanız gerekir, çünkü kayalar ıslak ve kaygandır.
Kanyon içinde 200-300 metrelik bölümü gerek yüzerek ve gerekse yürüyerek geçtikten sonra, suyun kaynağı olan minik şelaleye ulaşılıyor. Burada yolculuk sona eriyor ve geri dönüş başlıyor. Özellikle kanyonun sonunda tamamen suya girmek gerekiyor, bunu unutmayınız.
Sadece yüzmek isteyenler:
Kanyona vardığınızda, kanyonda yüzmek isterseniz, ekipman olmadan yüzmeye izin verilmediğini bilmeniz gerekiyor.
Geri dönüş:
Giriş yerine yani otopark bölümüne kadar olan 3 kilometre uzunluğundaki parkurda geri dönüş için araç yok, yani yürüyerek dönmek zorundasınız, ama bu dönüş tamamen yokuş aşağı olduğundan yorucu olmuyor, geze geze aşağıya inebilirsiniz.
LİKYA YOLU-TREKKİNG-DOĞA YÜRÜYÜŞÜ:
Dünyanın en iyi 10 trekking parkuru arasında gösterilen Likya Yolunun bir bölümü, Göynük Kanyonu içinden geçmektedir. Likya yolunda: Hisarçandır bölümünde 18 km ve Gedelme bölümünde ise 8 km bölümü Göynük Kanyonu içindedir.
ECOFUN ADVENTURA PARK:
Göynük Kanyonundadır. Bir macera parkıdır. Park alanında, birçok aktivite bulunmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlar ise: Kanyon Safari ve Zipline’dır.
Kanyon Safari:
Yukarıda anlattım.
Zıpline:
2 tane Zıpline parkuru bulunmaktadır. Bu parkurlar: girişten birkaç dakika uzaklıkta, göletlerin bulunduğu alandadır. Burada: aktivite sırasında kullanılan emniyet askısı, kask ve Zıp makarasından oluşan ekipman veriliyor. Yerden 40 metre yüksektedir. Binme yeri, hemen gölet bölgesinin yanı başındadır.
Tur üzerinde iki uçuş istasyonu, asma köprü geçişi ve göletin hemen üzerinden ve kafeterya terası önünden geçen son hattan kayarak tur tamamlanıyor. Tur yaklaşık 30 dakika sürmektedir. Tur esnasında saatte 65 km hıza ulaşılıyor.
Kemer Göynük Dinopark
DİNOPARK-DİNOGÜL-DİNOSERA:
Esentepe Mahallesi, Adnan Menderes Bulvarındadır. Kemer merkeze 10 km uzaklıktadır. Türkiye’de ilk ve tek, Avrupa’da ise en büyük dinozor temalı parktır.
Burada: fıstık ve kızılçam ormanları arasındaki 30 dönümlük arazide, dinozor maketleri bulunmaktadır. Bunlar gerçeğine uygun birebir boyutlarda üretilmiştir.
Kemer Göynük Dinopark
Dinozor maketlerinden 26 tanesi hareketli ve 30 tanesi hareketsiz ve uçan dinozorlardır. Dinozorların doğal seslerini de çıkarabilirler.
Bakışları ve nefesleriyle canlı hisse verirler. Bu dinozorlar Çin’de üretilmiş ve Çinli mühendisler tarafından parka yerleştirilmiştir.
Kemer Göynük Dinopark
Aynı zamanda; Tırmanma duvarı, 7D Sinema, Çarpışan botlar (bunlar su içinde çarpışan arabalara benzemektedir), havuz oyunları, palenetaryum, sinema, fosil havuzu ve trambolin bulunmaktadır.
Çocuklarla yüzebileceğiniz bir havuz vardır. Güzel bir kafe bulunuyor, kahvaltıdan hamburgere kadar birçok şey vardır.
Tavşanları, keçileri besleyebileceğiniz küçük bir hayvanat bahçesi de bulunuyor.
Çocuklarınız, Ponilerle/Midillilerle tesisi at üzerinde turlayabilirler.
Kemer Göynük Dinopark
Bir de korku tüneli var, Deepfear ismi verilen burada gerçekten güzel bir düzenleme yapılmış, yani oldukça korkutucu, bu korku tünelinden küçük çocukları uzak tutmak gerekir.
Korku tünelinde mekanik ve zamanlamalı maketler yerine canlı oyuncuların performansları izleniyor. Özel ışıklandırmalar ve ses efektleri de vardır.
Burada labirent şeklinde 13 tane oda bulunuyor. Bu odaların temaları ise, Tımarhane ve diş hastanesini anımsatmaktadır. Odalarda bulunan her görevlinin belli bir vazifesi var ve senaryo gereği görevini yapıyorlar.
Bu senaryolar dahilinde, ziyaretçilerin bazıları bir sosyopatı, bazıları bir vampiri, bazıları ise bir zombiyi canlandırıyor. Bu canlandırma esnasında, ziyaretçilere kostümler verilip makyajları yapılıyor.
Park alanının gül bahçesi de oldukça güzeldir, hatta misafirlere akşam saatlerinde park kapanmadan önce gül ikram ediyorlar.
Evet, burası özellikle çocukla için harika bir eğlence noktasıdır ve bu yüzden çocuklu aileler tarafından yoğun tercih edilir.
Çocuklar yanında yetişkinler de dinozorların farklı dünyalarını görme imkanı buluyorlar.
Buraya gittiğinizde, sizi muhteşem bir doğal güzellikler karşılayacaktır.
Anayoldan Adrasan’a giden ara yola girdiğinizde, çekirge sesleri ve tamamen yemyeşil bir ortam hemen ilginizi çekecek, sonra bir küçük beldeden geçeceksiniz ve ardından, Adrasan, hemen karşınızda masmavi bir deniz, denizin her iki yanında ise, yemyeşil yükselen dağlar, hemen önünüzde uzunca ve oldukça geniş bir sahil.
Tüm bunlar, bu doğal güzellik elbette ilk gelenleri etkiliyor, ama özellikle: ülkemizde birçok tarihi ve turistik yeri gezmiş olanlar, burada muhteşem güzel bir ortamda, turizm adı altında yaşananları görünce bu güzel cennetin nasıl çekilmez hale getirildiğini görünce şaşıracaksınız.
ULAŞIM:
Adrasan-Ankara arasındaki uzaklık: 650 km. civarındadır. Adrasan-Antalya arasındaki uzaklık ise 95 km , Adrasan-Olimpos arasındaki uzaklık; 7 km , Adrasan-Kemer arasındaki uzaklık 55 km dir. Adrasan-Kumluca arasındaki uzaklık 22 km dir.
Adrasana, Antalya üzerinden gidecekler için: Antalya-Kumluca kara yolundan, Kemer ve Ulupınar’ı geçtikten sonra sol yanda “Adrasan” sapağı levhasını göreceksiniz. Burada anayoldan ayrılıp ara yola girdiğinizde, denize ulaşmak için yaklaşık 22 km lik yolunuz bulunuyor.
Bu yolu takip ettiğinizde, bir süre sonra yol ikiye ayrılıyor, sola dönerseniz 3 km uzaklıktaki Olimpos, düz devam ederseniz, önce Çavuşköy ve ardından 10 km sonra Adrasan’a ulaşacaksınız.
Derken, karşınıza deniz çıkıyor.
Üzerinde bulunduğunuz yol ikiye ayrılıyor. Hemen bu yol ayırım noktasında, Jandarma kulübesi vardır. Bunun önünden sağa dönerseniz; oteller, restoranlar ve pansiyonlar bulunuyor.
Sola dönerseniz: Adrasan ırmağının bulunduğu yine restoran, otel ve pansiyonların bulunduğu bölgeye ulaşacaksınız.
Biraz önce sözünü ettiğim yoldan, sağa döndüğünüzde: bu yol üzerinde, sol yanda sahil ve deniz, sağ yanda ise otel, pansiyon ve restoranlar bulunuyor. Ayrıca küçük bakkal tipi alışveriş yerleri de vardır.
Yörenin en lüks oteli, bu yolun sonunda bulunuyor.
Diğer pansiyon ve oteller, restoranlar ise, küçük işletmelerdir. Bu tesisler, ağaçların arasına yerleştirilmiş, yemek yeme yerlerini yanında ahşap oturma ve dinlenme yerleri bulunmaktadır.
Akşamları genellikle Çavuşköylü olup ta o tesisi işleten aile fertleri tarafından yapılan yemekler sunuluyor. Hatta ızgaraların pişirilmesi için yakılan mangalların dumanlarının davetkar kokusu insanları kendisine çekiyor.
En büyük özellik, biraz önce belirttiğim gibi, bu tesislerin, yörenin insanı yani Çavuşköyü köylüleri tarafından işletiliyor olması.
Burada doğa o kadar güzel ki, önünüzde masmavi bir deniz, denizin kıyısında uzun bir kumsal, ağaçlar var, denizin her iki yanında, yükselen yemyeşil dağlar, inanılmaz güzel ama bu güzelliği, güzel olmayan ortamlarda çok yüksek fiyatla sattıklarını da unutmayınız.
Özellikle Kemer civarında birçok otelin sunduğu fiyatlar Adrasan otellerinin altında kalır. Öte yandan, yukarıda biraz söz ettiğim gibi, işletmecilik faktörü de var.
Bölgenin havasına gelince:
Nisan ve Mayıs aylarında burada akşamları oldukça serindir, yani buna göre kılık-kıyafet götürmeniz önerilir. Koyda bir özellik daha buranın yoğun tercih edilmesine sebep olmaktadır.
Şöyle ki, burada karadan denize doğru bir rüzgar eser ve bu rüzgar gerek bölgede havada nem olmamasına ve gerekse denizde dalga olmamasına sebep olmaktadır.
Havada nem olmaması, Antalya yöresinde çok sıcak yaz aylarında büyük bir özelliktir.
Ayrıca, tüm sezon boyunca sivrisinek boldur, özellikle akşam saatlerinde bolca sivrisinek saldırısına uğrayacaksınız. Ayrıca: burada bulunan arılar, özellikle et yemeklerine yoğun saldırırlar.
Bölge: gerek Olympos kentinin tarihi dokusu, gerekse doğal güzellikler nedeniyle denize girmek isteyenler ve kumsalda dinlenmek isteyenler için uygun olanaklar sunar.
Adrasan orman yangını
En büyük özellik: deniz kıyısına kadar ulaşan yeşilliklerin, büyük çam ağaçlarının ortamda yarattığı yeşil görüntünün, denizin mavisiyle birleşmesidir. Ancak, yakın zaman önce, burada çıkan büyük orman yangınında bu yeşil görüntünün büyük kısmı yok olmuştur.
Evet, Adrasan’ın bir başka en önemli özelliği: sessiz ve sakin bir yer olmasıdır. Burada: eğlence mekanları, gece hayatı yoktur.
Hatta, buraya birkaç kez gittiğim pansiyonda, odalarda televizyon dahi yoktu, yani tamamen dinlenmeye, sessizlik ve sakinliğe göre düzenlenmiş bir ortam yaratılmış, ancak öte yandan insanların tatil anlayışında sakinlik, birkaç günün ardından sıkıcı olabiliyor.
ÇADIR-KARAVAN:
Çadırlı kamp yapmak isteyenler için, sol yanda uygun bir yer bulunuyor. Burada çadır kurmak mümkündür. Karavanlar da buraya park edebiliyorlar. Ancak bazen aşırı yoğunluk nedeniyle karavan park etmesine izin vermiyorlar.
ARAÇ TRAFİĞİ:
Özellikle, hafta sonlarında Adrasan içinde araç trafiği büyük sorun olmaktadır. Sahile inen araçlar, ciddi keşmekeş yaratmaktadır. Sahil yolunun tamamı iki taraflı otopark olarak kullanılıyor, ortadan sadece bir araç geçebilecek kadar yol ayrılıyor.
Otopark olarak kullanılan yerler ise, sahildeki işletmeler tarafından kendi müşterileri için parselleniyor.
Günübirlik ziyaretçiler için sadece bir tane Çavuşköy belediye otoparkı var, ücretli olan bu otopark da hafta sonlarında yeterli gelmiyor.
Yani, burayı günübirlik ziyaret için, hafta sonu gittiğinizde, büyük olasılıkla aracınızı park etmek için büyük sıkıntılar yaşama imkanı çoktur. Çünkü aşırı kalabalık oluyor.
ÇAVUŞKÖY
Adrasan, Çavuşköy Beldesine bağlıdır.
Çavuşköy ise, Kumluca merkeze oldukça uzakta, güzel bir koyda ve vadi içinde kurulmuştur. Çavuşköy merkezi, Adrasan merkezden yani denizden 3.5 km içeride kalır.
Çavuşköy olarak isimlendirilen yerleşim yeri, 19’ncu yüzyılda kurulmuştur. Buranın önceki ismi, Rumca bir kelime olan “Adrasan” dır.
Kelime anlamı “Belde” demektir. Sonradan Çavuşköy ismini almış ama daha sonra yeniden “Adrasan” olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.
Burada Rum ustalar tarafından yapılan evlerin bazıları hala durmaktadır. Bu evlerin evlerin yapımında kaliteli taş işçiliği dikkat çeker.
Ancak mübadele sonucunda, Cumhuriyetin ardından burada yaşayan Rumlar, Yunanistan’a göç ederler.
Yörede: turizmden önce, uzun yıllar tarım yapılmış ve hala devam etmektedir.
Bu dönemde, bir kısım Adrasanlı, deniz kıyısında derme-çatma tesisler, restoranlar, birkaç odalı ve lüks olmayan pansiyon tarzı yerler yaparlar. Ama bunlar turizm yanında aynı zamanda Portakal bahçeleriyle de uğraşmaktadırlar.
Sonrasında, tarihi ve doğal dokunun bozulmaması için, bölge Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınır.
Ancak, bu karar alınmadan önce, bölgede Çavuşköy yerlileri tarafından yapılan derme-çatma tesisler kalır, turizm gelişince bu tesisler küçük değişiklikler le, birkaç odalı ama lüks olmayan otel ve pansiyonlara dönüştürülür.
Tesisler genellikle Çavuşköy yerlileri tarafından aile fertleri ve akrabalar ile işletilir ve işletilmeye devam edilmektedir.
Bölge Sit alanı ilan edildiği için, yeni ve modern tesisler yapılamamış, mevcut tesislerde de herhangi bir düzenleme mümkün olmamıştır.
En önemli husus ise, bölgede kanalizasyon sistemi olmamasıdır. Yerel işletmeler, sorunlarını fosseptik çukurlarıyla çözmeye çalışıyorlar, Belediyeye ait iki tane vidanjör gelip sıra ile tesislerin fosseptiklerini çekmektedir.
Ancak Adrasan deniz seviyesinde olduğu ve tesis sayısının çokluğu nedeniyle, bazen bu fosseptik çekme işlemi uzamakta ve Adrasan yöresini bir koku kaplamaktadır.
Adrasan Tarihi
ADRASAN TARİHİ:
Şehrin antik adı “Atrasas” dır. Zgusta’ya göre yerel Anadolu ismidir. Muhtemelen Adrasawan’a (Toros-boğa) dayanır. 1400 yılında yazılmış bir denizcilik kitabında, ilk kez adı Atrasas olarak yazılmıştır. Adrasan/Çavuş Limanı (Porto Benetziano) ile aralarında 3 km vardır.
16’ncı yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Piri Reis “Kitab-ı Bahriyesi”nde bölge hakkında şunları yazmıştır.
“Adanın (günümüzdeki Suluada) karayel tarafında, Anadolu kenarında, gündoğusu poyraza karşı bir körfez vardır. Ecnebiler buraya “Venedik Limanı”, Türklerse “Adirasan” derler. Limanın nişanı: iki tarafındaki dağlardır.
Liman, uzaktan düz bir dere gibi görünür. Poyraz tarafında, yumru bir burun vardır. Bunun ucu küçük bir taş adadır. “
Gerek Evliya Çelebi ve gerekse Piri Reis’in sözünü ettiği bölgede, antik dönemde yoğun bir yerleşim bulunduğu tahmin edilmektedir.
KALINTILAR:
Dönemler boyunca önemli bir deniz sığınağı olan Adrasan (Çavuşköy) sınırlarında iki belirgin kalıntı alanı vardır.
İlk kalıntı:
Limanın kuzeyinde yükselen Kız Kalesindedir. Limana tamamen egemen konumdaki kalede kuleli, korunaklı savunma yapısı bulunmaktadır. Çevresinde de savunma görevini yürüten garnizon askerlerinin konutları ve sarnıç vardır. Yukarı yamaç boyunca kalıntılar yükselmektedir. Yapısal özellikleri Bizans Dönemini işaret eder. Çevredeki bazı gözetleme kuleleriyle de bakışmaktadır.
Öteki Kalıntı;
Çakmak Mahallesinin arkasındaki kayalık tepededir. Adrasan Koyuna ve arkasındaki araziye egemen konumdadır. Koya uzak görünse de, içerdeki korunaklı yapısıyla amaç bu alandaki olası saldırılarda bir sığınak görevi üstlenmesidir. Erken Bizans döneminde tehlikeli sahil yaşamına geri planda bir alternatif sığınaktır. Sığınağın odağında kilise bulunmaktadır. Çünkü korunmuş duvarları kilisenin genişçe bir temenosu gibi düzenlenmiştir. Doğal kayalık topoğrafyaya göre biçimlenmiş olan sur duvarlarının büyük kısmı çoğu yerde 5 m den fazla korunmuştur. Üst kısmı sonradan onarım gören surun 5-6’ncı yüzyıllarda örülmüş olması gereken kısmı boyunca 2 m lik eşit aralıklarla mazgal pencereleri açılmıştır. Moloz taş ve harçla örülmüş olan duvarlar güney kesiminden kaleye geçit veren açıklığa sahiptir. Kalenin kuzeydoğu köşesinde 2.30 x 5 m ölçülerinde bir kule bulunmaktadır. Sur duvarları tehlikeye açık olan kuzey, güney ve doğu yönlerde tepeyi çevrelemektedir.
İçeride, kilise ve tanımlanamayan ancak konut olması gereken başka yapı kalıntıları da bulunmaktadır. Kilise sur duvarlarının içinde kalmaktadır. Doğu sur duvarları ile arasında 2.5 m genişliğinde bir koridor geçişi sağlanmıştır. Kuzey tarafta kule ile aralarında 15 m genişliğinde bir alan bırakılmıştır. Güney ve güneybatı tarafında ise kayalıklar yükselmeye başlar.
İki evreli kilisenin erken evresinde 3 nefli olduğu, ikinci evresinde neflerin arasını bölen kemer aralarının örüldüğü ve ana nefin 1/3’ünün nartheks, ikinci evresinde neflerin arasını bölen kemer aralarının örüldüğü bir işçilik farkı da bulunmaktadır.
İlk evrede (MS 5-6 yüzyıl) moloz taş ve harçla örülen duvarların sıvandığı ve renkli duvar boyası ile dekore edildiği, ikinci evrede ise (MS 11 yüzyıl) moloz taş, kiremit kırıkları birlikteliğinde duvarların örülüp sıvandığı anlaşılmaktadır.
4.5 m çapındaki apsis, blok taşlarla örülü yarım kubbeyle örtülüdür. 2 m genişliğindeki yan nefler aynı genişlikte birer apsisle sonlanır. Apsislerin ortalarında pencere açıklıkları bulunur. Pastophoriaların iç duvarını oluşturan ana apsisin her iki dış duvarında birer büyük niş açılmıştır.
Tepenin yamacında 2 kaya mezarı bulunur. Çakmak Mahallesinde, Antalya Müzesi tarafından 2000 yılında yapılan kurtarma kazısıyla 11 mezar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar, toprağa oyulu, taşlarla örülü ve üstleri sal taşlarıyla kapatılmış basit mezarlardır. Nekropoldeki bulunan sikkeler, MÖ 1’nci yüzyıl ve sonrasına tarihlenir. Pişmiş toprak, fildişi, metal ve cam eserler bulunmuştur.
Düzlükte bulunan kalıntılar, Kanlı çay tarafından getirilen alüvyonların altında kalmıştır. Çünkü Çavuşköylüler araziyi işlerken sık sık antik bloklara rastlamışlardır.
Özellikle Çakmak Mahallesi çok sayıda antik kalıntı bulunmuştur.
Çakmak Mahallesi yakınlarında yapılmak istenen bir otelin temel kazısı sırasında Helenistik döneme ait, bir mezarlık yani Nekropol alanı bulunmuştur.
Beldeye ait Dolayaka Mahallesinde ise, Taşınbaşı mevkiinde, günümüze kadar gayet iyi durumda gelmiş bir mezar odası vardır. Anıt mimari stiline bakılarak MS 3’ncü yüzyıla tarihlenmiştir.
Adrasan koyu
ADRASAN KOYU:
Adrasan Kumsal özellikleri
Kumsal özellikleri:
Adrasan kumsalının boyu 2 km dir. Bu kumsalda üç farklı bölge vardır. Kumsalın kuzey bölümü: taşlıdır ve deniz aniden derinleşir. Kumsalın orta bölümü: kumluk ve deniz biraz daha sığdır, yani aniden derinleşmez.
Kumsalın güney bölümü: ince kumlu ve deniz uzun bir süre yani yaklaşık 15-20 metre gidilmesine rağmen derinleşmez, sığdır. Çocuklu ailelerin bu bölümden denize girmelerini öneririm.
Sahilde, kumsalda: Çavuşköy belediyesi tarafından kiralanan şezlong ve şemsiyeler vardır.
Son bir not: sezonda, öğlen sıcağında şemsiye altında bile olsanız, yerden yansıyan güneş ışınları nedeniyle yanmak mümkündür. Güneş yanıklarına karşı dikkatli olmanızı öneririm.
Adrasan deniz özellikleri
Deniz özellikleri:
Yukarıda söz ettiğim gibi, üç bölüme ayrılan kumsalın her bölümünde denizin derinliği farklılık gösterir. Deniz suyu çok berraktır.
Deniz altında 29 metreye kadar görüş mesafesi bulunduğu söyleniyor. Deniz suyu sıcaktır. Denizi küçük ince çakıllarla başlar.
Yüzerken çevredeki dağlar oldukça ilginç bir görüntü yaratmaktadır.
Dalga ise; özellikle öğleden sonra çıkan ve karadan denize doğru esen rüzgarlar nedeniyle deniz dalgasız ve sakindir.
TUR TEKNELERİ
Adrasan, son yılların en gözde günübirlik tatil beldelerinden olan Suluada’ya tur düzenleyen onlarca tekne yüzünden berbat olmuştur.
100 tane tekne, sahilin neredeyse yarısını kaplamış, deniz de resmen mazot kokusu-mazot tadı alınmaktadır.
Daha önce oldukça az sayıda olan tekne, söylediğim gibi Suluada turları nedeniyle çok fazla sayıda artmıştır.
Sonuç olarak, sahil, 100 civarındaki tekneye limanlık yapmaktadır. Bu yüzden o muhteşem sahil küçülmüş, hem de ciddi görüntü kirliliği oluşmuştur.
Son aldığım bir duyuma göre, tekne sayısına sınırlama getirilmez ise, her yıl bu tekne sayısına onlarca daha tekne katılacağı söyleniyor, hadi bakalım, cenneti cehenneme çevirmek çok kolaydır.
ADRASAN ÇEVRESİ:
Adrasan Musa dağı
MUSA DAĞI:
Heybetli dağda bulunan Eliğ Tepesi: uzaktan bakıldığında, baş ve hörgüç kısmıyla, yere çökmüş bir deveyi andırır.
Musa dağı, Adrasan ve Olympos’u birbirinden ayırır. Sıfır rakımdan, 1500 metrelere birden çıkan dikliklerle doludur. Dağda zemin oldukça keskin kayalardan oluşmaktadır. Bu durum, buranın volkanik bir yapıda olduğunu gösterir.
Likya yol güzergahında olan dağ: hem doğa ve hem de tarihi kalıntılar açısından oldukça zengindir.
Dağ çam ormanlarıyla kaplıdır, yamaçlarında Olympos antik kentine benzeyen, korsanlardan korunmak için yapılmış bir antik kent kalıntıları bulunmaktadır.
En dikkat çeken ve günümüze ulaşan kalıntılar, su sarnıçlarıdır. Yere gömülü küplere benzeyen su sarnıçları, yaklaşık 7-8 metre derinlikte ve ağız genişlik çapları yaklaşık 2 metre civarındadır.
Ancak dağ uzaktan seyretmekle yetinmekte yarar var çünkü çıkışı oldukça zordur, birkaç kez niyetlendim ama buralı bir tanıdık, dağda oldukça fazla yılan bulunduğunu söyledi ve çıkmaktan vazgeçtim.
LİKYA YOLU:
Likya yolunda, Olympos-Adrasan etabı: 16 km uzunluğundadır ve 746 metre yükseklikteki Musa dağından geçmektedir. Yani, Likya yolunun en zorlu etabı buradadır.
Adrasan Kaleler
KALELER:
Türkler, Alanya’yı fetih ettikten sonra Adrasan merkezli Iğdır ilini kurarlar. Oğuzların Iğdır boyu Üçok kolu buraya yerleşir ve Adrasan limanının kuzeyine Kız Kalesi, Çakmak Mahallesinin arkasına ise Oğlan kalesi inşa edilir.
KIZLAR KALESİ:
Adrasan limanına “Porto Ceneviz Limanı” denilmektedir. Adrasan limanının kuzeyinde Musa dağının güney uçları olarak önce Kızlar Kalesi tepesi, bunun üzerinde Kızlar Sivrisi yükselir. Bunlar limana hakimdir. Kale, sarp bir kayalığın üzerine inşa edilmiştir.
Kalenin ismiyle ilgili efsane:
“Bir gün erkeklerin Cuma namazına gittiği sırada, Adrasan Limanı açıklarında, bir düşman gemisi sahile yönelir.
Bu arada kalede sadece kızlar ve çocuklar vardır. Erkeklerden yardım gelmeyeceğini anlayan kızlardan birisi kaledeki topu düşman gemisine yönelterek ateşler ve gemiyi batırır.
Böylece, kale ahalisi, düşman tehdidinden kurtulur. Gemiyi batıran kız ise kahraman ilan edilir. Bundan böyle düşman gemisine topun atıldığı bu tarihi kaleye “Kızlar Kalesi” derler.”
Kalenin çevresindeki yerleşim izleri: ilk ve orta çağlarda kalenin iskan edildiğini gösterir. Burada: Akropol olarak adlandırılan küçük bir yerleşim yeri varlığı düşünülür.
Günümüzde: kalenin güney ve batı duvarları ayaktadır. Ayrıca: iç mimarisi ve ikinci kata çıkan merdiven ve mazgallar kısmen ayaktadır. Kuzeydoğu köşesinde içi sıvanmış tonozlu bir sarnıç bulunur. Kalenin bu cephesinde bulunan giriş kapısında, devşirme bloklar kullanılmıştır.
Gelelim kaleye çıkmaya:
Oldukça sarp bir yerde bulunan kaleye çıkmak zordur.
ÇAKMAK KALESİ-OĞLAN KALESİ-ADRASAN KALESİ:
Tepenin yani Kızlar Sivrisi tepesinin karşısında bulunan Markiz dağının eteğinde, bir kaya burnu üzerinde inşa edilmiştir.
Buraya Iğdır kalesi de denir. Çünkü Iğdır nahiyesinin yönetimi buradadır.
Evliya Çelebi: 1971 yılında gezip gördüğü kalenin, sarp bir yalçın kaya üzerine, beşgen şekilli ve yan yana iki sağlam ve küçük bir kale olduğunu, dış katının bazı yerlerinin mühendis elinden çıkmış gibi göründüğünü yazmıştır.
Evet, gelelim günümüze,
Günümüzde Likya yolu güzergahı üzerinde ilerlerken bu kaleyi görmek mümkündür. Ama günümüzde kale tamamın yıkık durumdadır. İlk akla gelen neden bu kadar dik bir yere kale yapılmıştır?
Muhtemelen savunma amaçlı olduğu düşünülmektedir. Ancak karşı tarafta da aynı yükseltide bir başka kale vardır.
Yani, zamanında buralarda 70-80 metre kadar yükseklikte deniz olduğu ve bu iki kale de limanın iki ağzını tutan kaleler olduğu düşünülmektedir.
Evet, sonuç olarak Musa dağında bulunan bu kaleyi gidip görmek isterseniz, oldukça zorlu bir patikayı tırmanmanız gerekir.
Kaleye ulaştığınızda ise, öyle fazlaca antik kalıntı beklemeyin, tepede göreceğiniz muhteşem manzara tüm yorgunluğunuzu giderecek güzelliktedir.
Adrasan Yamaç Paraşütü
YAMAÇ PARAŞÜTÜ:
Sahilde güneşlenirken, denize girerken, tepenizde uçan yamaç paraşütlerini göreceksiniz.
Yamaç paraşütü için, atlama noktası olan Tozlu tepesi, merkeze 12 km uzaklıktadır. Stabilize yoldaki araç yolculuğu yaklaşık 15 dakika sürer.
Bir başka uçuş atlama noktası ise, yine 15 dakikalık bir stabilize yolla ulaşılan 980 metre yükseklikteki Odunluk Tepe (Markiz Tepe) dir.
Atlama noktasının denizden yüksekliği 1000 metre civarındadır. Rüzgarın durumuna göre, Adrasan koyuna veya Karaöz koyuna inilir. Hava durumuna göre, uçuş süresi 20-25 dakika sürmektedir.
Adrasan Suluada
SULUADA:
Adrasan sahiliyle Gelidonya Fenerinin bulunduğu Taşlıkburnu arasındadır.
Suluada, karadan 2 km açıktadır. Gelidonya Fener Burnuna ise 7 km uzaklıktadır.
Uzun ve dar olan adanın boyu yaklaşık 1200 metredir. Adanın şekli, yunusa benzetilmektedir.
Antik dönemdeki ismi “Krambura” dır.
Ada üstünde yerleşim yoktur.
Adını, adada bulunan tatlı sudan alır. Bu tatlı su, adanın doğu tarafında bir noktadan çıkmaktadır. Gayet lezzetlidir ve içilebilir.
Bu suyun nasıl geldiği hakkındaki tahminler: adanın dağdan koptuğu ve deniz altından bir damar aracılığıyla dağlarda biriken kar sularının adaya ulaştığı şeklindedir.
Suyun şifalı olduğu söylense de bu konuda bilimsel bir araştırma veya sonuç yoktur. Tur tekneleriyle adaya gelen ziyaretçiler: kayalıklardan, birkaç metreye kadar yaklaştırılan tatlı sudan içebiliyorlar.
Adrasan Suluada suyun çıktığı yer
Su kaynağı: parmak kalınlığında akmakta olup, bir hortum ile kıyıya yaklaştırılmıştır. Çünkü tur tekneleri buraya yanaşmaktadır.
Hatta, ada antik dönemden bu yana denizci ve balıkçıların tatlı su temin ettikleri bir yer olarak bilinmektedir.
Adanın çevresinde: Akdeniz fokları, orfozlar ve su altı mağaraları bulunmaktadır. Adanın üzerinde ise 5 siyah keçi yaşamaktadır.
Adrasan Suluada tekne turları
Tekne Turları:
Adrasan sahilinden Suluada ya tekne turları düzenlenmektedir. Yani Suluada’ya gitmek isterseniz, önce Adrasan’a gitmeniz gerekiyor.
Adrasan-Suluada arasındaki tekne yolculuğu yaklaşık 45 dakika sürer. Tekne turunda: Suluada da bulunan 2 plaj, tatlı su kaynağı ve mağaralar bölgesinde duraklama yapılmaktadır.
Sezonda, buraya günlük 50 tekne uğramakta ve ziyaretçi sayısı ise 1500 civarındadır.
Adrasan suluada plajlar
Plajlar;
Suluada da 2 tane plaj vardır. Bunlardan birisi 50 metre ve diğeri 120 metre uzunluktadır.
Adrasan Suluada plajlar
Deniz içinde taban kum ve küçük çakıllı olduğu için yosun ve deniz kestanesi yoktur.
Adrasan Suluada denzi
Her iki plajın kumsalı da: beyaz kumludur ve deniz turkuaz renklerdedir. Bu yüzden plajlar, halk arasında “Maldivlere” benzetilmektedir.
Adrasan Aşıklar Mağarası
Aşıklar Mağarası:
Adanın uç kısmındadır. Mağarada loş bir ortam bulunmaktadır. Bu yüzden çiftlerin ve turistlerin ilgisini çekmektedir. Denizin mavi tonları oldukça güzel bir görüntü yaratır.
Tur tekneleri buraya uğruyorlar. Ancak mağara içinde düzensiz ve hızlı akıntılar nedeniyle tekneler burada demirleyemiyorlar, mağaranın öbür ucundan adanın öbür tarafına geçilebiliyor ancak tekneler sığmadığı için geçemiyorlar, yüzülerek geçilebildiği söyleniyor.
Adrasan Amerikan Koyu
Amerikan Koyu-Kelleci Koyu:
Suluada gezi tekneleri, adanın karşısındaki Amerikan Koyundan öğle yemeği alırlar. Buraya Amerikan Koyu isminin verilmesinin sebebi: “Koyda batan bir Amerikan Teknesi” dir. Burada gayet güzel bir plaj bulunuyor, tur tekneleri burada kısa süreli yüzme molası veriyorlar.
Hacıvat-Karagöz Kayalıkları;
Adrasan’dan kalkan günübirlik Suluada gezi tekneleri, genellikle buraya da uğrarlar.
Hacıvat Burnu koyu, ismini koyun kıyısında bulunan ve Hacıvatın kukuletasına benzeyen kayalıklardan alır. Burada denizin rengi ve derinliği ilgi çekmektedir. Güneş ışınları denizin içindeki beyaz renkli taşlar nedeniyle, denizin rengini turkuaz yapmaktadır.
Adrasan Deresi
Adrasan deresi
ADRASAN DERESİ:
Tahtalı dağından doğan Adrasan deresinde: levrek, kefal gibi balıklar var. Bu derenin bulunduğu yer çok güzel. Adrasan içinde; doğuya doğru gittiğinizde, bu derenin bulunduğu yere ulaşmanız mümkün.
Araç trafiği: derenin sol yanında ilerliyor. Otoparklar da burada. Burada: aracınızı park ederek, dere üzerindeki köprülerden karşı kıyıya geçiyorsunuz ve muhteşem restoranlardan birini tercih edip giriyorsunuz.
Dere üzerine yapılmış, ahşap oturma teraslarında, kilim ve minderler üzerine oturup, ortaya konulan yuvarlak tahta üzerinde yemeklerinizi yiyorsunuz. Bu sırada: ayaklarınızı derenin serin sularına uzatma şansınız var.
Ayrıca: dere üzerindeki renk renk ve çeşit çeşit ördekler; sizden, kendilerini beslemelerini isteyen çığlıklar atıyorlar. Gerçekten muhteşem bir ortam.
Dere boyunca; özel bir hava akımı var. Esintili hava, doğal klima gibi, zaten az olan nemi dağıtıyor ve serinlik veriyor.
Zindelik veren bu havayı mutlaka teneffüs edin, anıtlaşmış çınar ağaçlarının gölgesinde, mutlaka konaklayın.