Ankara Çamlıdere

 
Ankara Çamlıdere

Dört bir yanı ormanlarla kaplı ve ortasından küçük bir dere geçen şirin bir ilçemizdir.

Özellikle, günübirlik piknik yapmak isteyenler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir.

Ayrıca, her yıl Temmuz ayında burada “Yağlı Güreş Şenlikleri” yapılıyor.

Çam ormanları çok güzeldir ve hatta Kızılcahamam ormanlarından daha güzel olduğu söylenir.

ULAŞIM

İlçenin Ankara şehir merkezine uzaklığı: 105 km. dir. E-5 kara yolu ile otoban arasında kalıyor.

E-5 kara yoluna 10 km. ve otobana 17 km. uzaklıktadır. Çamlıdere-Kızılcahamam arasındaki uzaklık: 26 km. Çamlıdere-Gerede arasındaki uzaklık: 54 km. dir.

Ankara’dan minibüs ile buraya giderken, yol kıyısında, çeşmelerde su içen geyikleri görebilirsiniz.

Hatta, bu geyikler, zaman zaman ilçe merkezine kadar inmekte ve susuzluk-açlıklarını gidermektedirler.

Yani, burada tabiat ile iç içe değil, tamamen tabiatın içindesiniz.

Ankara Çamlıdere

TARİH

Günümüzdeki Çamlıdere yerleşim yeri, Bizans dönemi öncesinde yerleşim yeri olarak kullanılıyor iken, Bizans dönemi sonrasında kullanılmamaya başlanmış ve terk edilmiştir ve bu durum, Osmanlı dönemine kadar devam eder.

Hatta, Osmanlı döneminde, yöre hakkında tutulan kayıtlarda, burası hakkında “Issız” tabiri kullanılır.

Sonuç olarak, Selçuklular ve Osmanlı döneminde, yöre, ıssız kalır.

Ancak, Osmanlı döneminde, gazi-dervişler, Anadolu’nun ıssız kalan yörelerine yerleşmeye başlarlar.

Kurdukları küçük yerleşimler zamanla çevredeki insanların artması ile yoğunlaşır ve böylece yeni iskan sahaları ortaya çıkar.

Özellikle, Çamlıdere yöresine: Semerkant şehrinden göçerek buraya gelen Şeyh Ali ailesi yerleşir.

Yazılı kaynaklarda, 1463 yılında, Şeyh Ali ve ailesinin bu yöreye yerleştikleri görülmektedir.

Aynı dönemde, yöredeki yerleşimin adı “Kuz Viran Köyü” olarak geçer.

Zamanla, Kuz Viran Köyüne yerleşenlerin sayısı artar. Köyde, cami yaptırılır, vakıf kurulur. 1907 yılına gelindiğinde ise, Köy, Şorba nahiyesi olarak bilinir.

1928 yılında, Yabanabad kazası Şorba nahiyesine, birçok köyün bağlı olduğu, yazılı kaynaklarda görülür.

1930 yılına gelindiğinde ise, Yabanabad kazasının ismi “Kızılcahamam” olarak değiştirilir. Şeyhler yani Şorba da, bu arada, bucak yapılır.

1935 yılına gelindiğinde ise, yörenin ismi “Çamlıdere” olarak değiştirilir. 1953 yılında ilçe merkezi olur.

Ankara Çamlıdere

GENEL

İç Anadolu bölgesinin kuzeyindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği: 1175 metredir.

Çamlıdere; ormanları ve doğal güzellikleriyle tanınır ve öne çıkar. Buna bağlı olarak ormanlık ve engebeli arazi: yerleşim için çok uygun şartlar yaratmaz.

Bunun sonucu olarak, ilçe çevresinde birçok viran ve terk edilmiş köylere rastlamak mümkündür.

Yöredeki orman varlığı, bölgenin yüzde 66’sını kaplar.

Tabii göl ve akarsu bulunmamaktadır. Ancak, Ankara ilinin içme suyunu karşılamak üzere: Çamlıdere-Bayındır Barajı inşa edilmiştir.

Ankara şehrinin içme ve kullanma suyunun: yüzde 70’lik bölümü, buradan karşılanmaktadır.

Yörenin iklimi, Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinin karasal ikliminin bir karışımıdır.

Buna bağlı olarak yazları kurak ve serin, kışlar ise kar ve yağmur yağışlıdır. Kışın Ankara’ya yağmur yağarken, burada yarım metre kar olur, Ankara’ya kar yağarken ise, buraya kurtlar indiği görülmüştür.

Yöre insanının ekonomik etkinlikleri sınırlıdır. Gerek tarımsal alanların yetersizliği ve gerekse ana yol güzergahlarının ilçeden geçmemesi, buranın ekonomik yönden gerekli kalkınmayı sağlamasını engellemiş ve buna bağlı olarak yöre insanı, ilçe dışına göçmüş ve göçmeye devam etmektedir.

İlçe insanı, Ankara ile çok sıkı bağlantılar içindedir.

Hatta, Ankara insanlarının birçoğunun burada, orman içi yayla evi yaptırdığı görülmektedir.

İlçede, her yıl, geleneksel olarak Temmuz ayı içinde “Şeyh Semerkandi Anma Günü” düzenlenmektedir.

Bu törenlerde: yağlı güreşler, Sinsin oyunları, Sünnet şöleni, müzik konserleri düzenlenmektedir.

Çamlıdere yöresinde ayrıca “Çamlıdere Aluç Dağı Festivali” düzenlenmektedir.

 

ŞEYH ALİ SEMERKANDİ

1320 yılında İsfahan şehrinde doğmuş ve dini yönden üst düzey bilgi sahibi olmuştur. Hatta: Medine şehrinde, Peygamberimizin türbesinde, 7 yıl türbedarlık yaptığı söylenir.

Daha sonra, Alanya yöresine gittiği söylenir. Takiben ise, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında, Çamlıdere yöresinde yaşadığı bilinir.

Yine, bu dönemlerde, Bursa yöresinde büyük bir çekirge istilası görülür. Her türlü önleme rağmen, bu çekirge istilası engellenemeyince, Ali Semerkandi den yardım istenir.

Semerkandi, dağdan aldığı bir miktar suyu, Bursa şehrine gönderir ve bu su, çekirge istilası olan yerlere serpildiğinde, çekirgelerin yok olduğu görülür.

Çünkü, suyun döküldüğü yerlere, sığırcık kuşları toplanır ve bu kuşlar, çekirgeleri yok ederler.

Bunun üzerine, Osmanlı padişahı, Semerkandi yi, Bursa’ya davet eder ve bir isteği olup olmadığını sorar. Bunun üzerine Semerkandi, Çamlıdere yöresi insanının çok fakir olduğunu ve askere gönderilmemesini, yöreden vergi alınmamasını ister. Bunun üzerine, Kurtuluş Savaşına kadar yöre insanı askere alınmaz.

Çekirge istilasını önleyen su ise “Çekirge suyu” olarak anılır ve halen: bu su, Çamlıdere ilçesinin kuzeyinde, Gerede ilçesinin doğusunda, Eski Pazar ilçesinin güneyindedir.

Ali Semerkandi, 1457 yılında ölür ve türbesi, Çamlıdere mezarlığının ortasındadır. Yakın geçmişte, buraya bir cami yapılmıştır.

Ankara Çamlıdere Cibilli dede

CİBİLLİ DEDE

Bir zamanlar, Çamlıdere yöresinde yaşadığı söylenen “Cibilli Dede” isimli bu şahıs, dünyanın ilk çevrecisi olarak bilinmektedir.

Bu nedenle, kendisinin heykeli, İlçe girişinde sağ tarafta dikilmiştir.

Heykelin hemen yanında geyik heykelleri var.

Çünkü: Cibilli Dede’nin, yanında devamlı tuz ve su ile dolaştığı ve geyikleri beslediği söylenmektedir.

Kendisinin 1800’lü yıllarda yaşamış ve mezarı Çamlıdere yaylasından, Kös yaylasına giderken yol üzerindedir.

Yukarıda da söz ettiğim gibi: ormanda yaşayan geyikler ve diğer hayvanlara: tuz, su ve yiyecek veren, bir doğa gönüllüsüdür.

Zaten ilçe girişinde Cibilli Dede heykelinin sonrasında geyik heykelleri ve sonrasında ilçe girişine kadar tahtadan/ahşaptan yapılmış çeşitli heykeller göreceksiniz.

Çamlıdere yöresel lezzetler

NE YENİR-NE SATIN ALINIR

Çamlıdere’de en meşhur yemekler: Kuzu kapama, Ankara tava, oğlak kebabı ve Semerkant Çamlıdere köftesidir.

Ayrıca: ilçede organik arıcılık ve bal üretimi de yaygındır. Bal ve bal ürünleri satın alabilirsiniz.

Çamlıdere

GEZİLECEK YERLER

Çamlıdere Mantar City Göleti

MANTAR CİTY GÖLETİ

Göletin ismi Mantar City Göletidir. Bu ismin verilmesinin sebebi: belli mevsimlerde ormanda mantar toplanmaktadır. Mantar ile yapılan yemekler, Çamlıdere kültüründe belli ve önemli bir yer tutar.

Çamlıdere Mantar City Göleti

DSİ ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle yapılmıştır. Gölet: 160 dönümlük arazi üzerine yapılmıştır.

Çamlıdere Oyun ve Oyuncak Müzesi

OYUN VE OYUNCAK MÜZESİ

Şeyh Ali Semerkandi Külliyesinin karşısındadır.

Müzede: oyuncaklar sergileniyor. Burayı ziyaret ederseniz, her yaş gurubundaki çocukların bir zamanlar oynadıkları, severek sahip oldukları oyuncakları görebilirsiniz.

Bu oyuncaklar, bir tren katarının içinde düzenlenen sergilere yerleştirilmiş, tren katarının sürücüsü ve bir de düdük çalan tren görevlisi heykelleri de bulunuyor.

El yapımı ahşap oyuncaklar yanında: tel ve demirden yapılmış oyuncaklar da sergileniyor. Ayrıca: buranın bahçesinde bir eski dönemlere ait uçak (adı Vecihi) ve bir ahşaptan yapılmış araba (06 CAN 06) sergileniyor.

Bu arada, müzede sergilenen yüzlerce oyuncağın, Belediye Başkanı tarafından uzun yıllar toplanan oyuncaklardan oluştuğu nu da söylemek gerek. Bence burayı mutlaka gezin, anılarınız canlanacaktır.

Çamlıdere Doğa ve Hayvan Müzesi

DOĞA VE HAYVAN MÜZESİ

Müze, Türkiye’de ilk ve tek müzedir.

Müzede: Çamlıdere yöresinde yaşayan veya hayvanat bahçelerinde, doğal nedenlerle ölen hayvanlar mumyalanarak sergileniyor.

Müzede: yaklaşık 100 farklı çeşit hayvan bulunuyor. Ayrıca, özel ses sistemi kullanılarak ses efektleri duyulmaktadır.

Çamlıdere Şeyh Semerkandi Müzesi

ŞEYH SEMERKANDİ MÜZESİ VE KÜLLİYESİ

Şeyh Ali Semerkandi’nin 15’nci yüzyılda, ilçeye geldiği dönemde Çamlıdere’den görüntüler izleniyor. Müze tanıtımında böyle yazılı ancak, müzeyi gezdikten sonra bu konudaki fikriniz değişecektir.

Çünkü: bence müzede sergilenen temalar, daha yeni, yani sonuçta 15’nci yüzyılda olan değil daha yeni olan temaların işlendiğini düşünüyorum.

Yöre insanının çeşitli görüntüleri bal mumu heykellerle canlandırılmıştır. Bunlar: esnaf, yoğurtçu, sokak satıcısı, sokak berberi, marangoz gibidir. Müze ortasında kır kahvesi tasvir edilmiştir.

Ziyaretçiler; burada tam ortada düzenlenen bölümde, müzede bulunan çay ocağında demlenen çayları içebiliyorlar.

Ayrıca bir de hatıra fotoğrafı çektirmek için özel bölüm düzenlenmiş. Bence buraya da girin, ilginç bir düzenleme yapılmış.

Çamlıdere Tarım Müzesi

TARIM MÜZESİ

İlçede tarımsal geçmişi yansıtan bir müze olarak hizmet veriyor. Eski usul tarım aletleri gibi öğeler sergileniyor. Bunlar; eski kara sabanlar kağnılar, el değirmenleri, körükler, düven tahtaları ve tırmık gibi o dönemde kullanılan tarım aletleridir.

 

 

Çamlıdere Terazi Müzesi

TERAZİ MÜZESİ

Burada teraziler ve Ahiliğin yaşam düzeni sergilenmektedir. Roma ve Osmanlı dönemi ve ardından Cumhuriyet dönemi terazileri sergileniyor. Müze adaletin simgesi olarak terazi ye dikkat çekiyor. Örneğin müzenin tanıtımında şöyle deniliyor. “Yerler ve gökler Adalet sayesinde ayakta durur diyen Şeyh Ali Semerkandi Hz’nin adalete ve ahiliğe verdiği önemi yaşatan terazi müzesi”

Koleksiyonda: tartı ve teraziyle ilgili yurt içi ve yurt dışından birçok örnek bulunmaktadır. En eski parçası Selçuklu dönemine tarihlenen el terazisi olan tarzı ve teraziyle ilgili yüzlerce örnek var.

 

Çamlıdere Şeyh Semerkandi Türbesi

ŞEYH ALİ SEMERKANDİ TÜRBESİ

İlçe merkezindeki bu türbede: Hz. Muhammed’in manevi evladı Ömer-ül Faruk’un dördüncü soyundan gelen Şeyh Ali Semerkandi’nin naaşı bulunmaktadır.

Türbeye ulaşmak için, mezarlıklar içinden geçen bir yolu geçmek (yaklaşık 200 metre kadar) gerekiyor. Bu mezarlıklar arasında ilerledikten sonra önce: sol yanda bir zamanlar Şeyh Ali Semerkandi’nin öğrencilerine altında ders anlattığı ağaç bulunuyor. Sonra türbenin hemen önünde bir cami var.

Caminin hemen arkasında ise, büyük bir türbe var, hemen merkezde Şeyh Ali Semerkandi sandukası ve yanlarda ise, yine birçok sanduka var. Bakımlı ve temiz bir türbe.

Çamlıdere Aluçdağı Tabiat Parkı

ALUÇDAĞI TABİAT PARKI

Ankara’dan hareket ettikten sonra Kızılcahamam ilçesini geçiyorsunuz ve yaklaşık 8 km. sonra, Aluçdağı Tabiat Parkına varıyorsunuz.

Eğer Çamlıdere ilçesi merkezine uğrarsanız, buradan geçerek, ilçe merkezinden geçerek de buraya ulaşmak mümkündür, yol yönlendirme okları var.

Buranın deniz seviyesinden yüksekliği: 1450 metredir. Günübirlik ziyaretçiler için piknik masaları var. Yukarıda sözünü ettiğim “Fosil ormanı” da, bu tabiat parkı içinde bulunuyor.

Çamlıdere Fosil Ormanı

FOSİL ORMANI

Aluçdağı Tabiat Parkı içindedir.

Bir profesör, yakın geçmişte, bir rastlantı sonucu burayı bulmuştur.

Bu alanda: dünyada sayısı çok az olan, taşlaşmış: çam, meşe ve ardıç ağaçlarından oluşan bir alan var. Bu alandaki ağaçlar fosilleşmiş ve günümüzden, yaklaşık 23 milyon yıl öncesinden kalmadır. Dünya üzerinde, 4 fosil ormanından birisidir.

Evet, buradaki fosil ormanı, tam anlamı ile, dünyada az bulunur bir örnektir. Ancak, bunun tanıtımı ve geleceğe yönelik olarak çeşitli koruma önlemlerinin alınması gerektiği de bir gerçektir. Buralara yolunuz düşerse, bu fosil ormanını mutlaka görmenizi öneririm.

Çünkü: özellikle “Pelitçik-Yahşihan” köyünde, silisleşerek taşlaşmış ağaçlar var ve siz, 10 ile 18 milyon yıllık bir zaman diliminde oluşan bu taşlaşmış ağaçlara dokunabiliyorsunuz.

Hatta, ağaç fosilleri o kadar güzel korunarak günümüze ulaşmıştır ki, ağaç gövdelerini canlıymış gibi görebiliyorsunuz.

Evet, burası tespit edilmeden önce, özellikle çevre köyler tarafından, bilinçsiz bir şekilde bozulmuş ve buradaki hazine değerindeki taşlar, inşaatlarda kullanılmıştır. Yani, mutlaka görün.

Çamlıdere Fosil Taşları

Fosil Taşları

Fosil ormanından çıkarılan fosil taşlar: Çamlıdere’de işlenir, içlerindeki akik ortaya çıkarılır. Yani, oldukça güzel, akik takılar üretilmektedir.

Bu akik taşları: takı tasarımı yanında spa, fizik tedavi ve kaplıca tedavilerinde de kullanılmaktadır.

Çamlıdere Çamkoru Mesire Yeri

ÇAMKORU TABİAT PARKI

Ulaşım:

Çamkoru mesire yerine Ankara üzerinden gitmek isteyenler: otoban değil, E-5 karayolunu takiben, önce Kızılcahamam ve sonrasında Çamkoru Mesire yerine ulaşabilirsiniz.

Yani, yolda Çamlıdere ilçesi tabelasını görüp geçeceksiniz ve yaklaşık 4 km sonra Tabiat Parkına ulaşılıyor.

Burada hassas bir husus var.

Tabiat parkının tam ortasında, asfalt bir yol geçiyor.

Bu yolun sağ tarafı: Tabiat parkının göl olan bölümü ve bu bölüm daha açık yani yoğun ormanlık alan değil.

Buraya giriş ücretsiz, sadece araç girişine izin verilmiyor, araçlar kapı önünde, biraz önce sözünü ettiğim asfalt yolun kenarlarına koyuluyor.

Evet, Tabiat Parkının Ankara merkeze uzaklığı yaklaşık 120 km ve yolun durumuna göre yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. Çamlıdere ilçesi girişi ile park arasındaki 4 km lik yol biraz sıkıntılı, kasisler var.

Burası, uzun yıllar Hacettepe Üniversitesi tarafından kullanılmış ve yakın bir zaman önce, Ankara Büyükşehir Belediyesine devredilmiş.

2008 yılında Türkiye’nin 23’ncü Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir.

Tabiat parkının denizden yüksekliği 1360 ile 1515 metre arasında değişmektedir. Bölgede Karadeniz iklimi hakimdir. Yarı kurak bir iklim görülür.

Aracı park giriş kapısına bıraktıktan sonra, yaklaşık 750 metre yürüyerek alanın ortasındaki gölete ulaşılıyor.

Çamkoru Gölet

Gölet

Hacettepe göleti deniyor. Gölette yeşil sazan ve kadife balığı bulunuyor. Göl kenarında, Hacettepe Üniversitesi Çamlıdere Göl Tesisleri bulunuyor.

Sonuç olarak: Parkın bu bölümüne giriş ücretsiz, insanlar buraya kendi imkanlarıyla piknik yapmaya geliyorlar. Yani, piknik yapmak için düzen yok. Yanınızda şezlong ve piknik malzemesi olması gerekiyor. Elbette mangal yakmak kesinlikle yasak.

 

TABİAT PARKININ KARŞI BÖLÜMÜ

Daha önce belirttiğim gibi aradan geçen asfalt bir yol var. Bu yolun hemen sol yanı, yani Park alanının kapısının tam karşısındaki bölüm daha çok tesislerin bulunduğu, düzenli piknik alanlarının bulunduğu bir yer.

Burası Sarı ve karaçam ormanlarıyla kaplı bir mesire alanı.

İçeride yeterli sayıda piknik masası, tuvalet, çeşme ve kışın soba ile ısınma ihtiyacını desteklemek için bir şömineli, iki adet ahşap barınak, otopark, tırmanma duvarı, çocuk oyun parkı, yürüyüş parkurları, çadırlı kamp alanları, karavan parkı bulunuyor.

Buraya giriş ücretli. 2025 yılı için araç giriş ücreti, 165 TL.

Burada günübirlik piknik alanı özel işletmeye devredilmiştir.

Giriş bölümündeki görevli bilet keserek içeri girmeye izin veriyor, içeride otoparka aracınızı bıraktıktan sonra piknik masalarında piknik yapabilirsiniz. Yerde ateş yakmak yasak, sadece ateş yakmaya izin verilen yerlerde mangal yakmak mümkündür.

Ayrıca: çocuklar için oyun yerleri, park alanları vardır. Tuvalet ve küçük bir market de bulunuyor.

Burası, özellikle “kampçılar” tarafından yoğun olarak tercih edilir. Özellikle, izci toplulukları tarafından tercih edilmektedir.

 

Çamlıdere Çamkoru

Ayrıca, ilkbahar sonunda, yaz başlangıcında, insanlar mantar toplamaya giderler. Kuzu göbeği mantarı ve dağ çileği çok ünlüdür.

Mesire yeri içinde, “Kızılay Kamp Alanı” bulunuyor.

Bu kampın: yaklaşık 50 yıldır burada konuşlu olduğu söyleniyor.

Çamkoru Kızılay Gençlik Kampı-İnönü Köşkü

 

Kızılay Gençlik Kampı

Mesire yerinde: Kızılay kamp alanı vardır. İsmi “Çamlıdere Çamkoru Gençlik Kampı” dır. Ayrıca: Milli Eğitim Bakanlığı İzcilik Tesisi vardır.

Tesis, uzun yıllar harap halde kaldıktan sonra tadilat yapılarak ayağa kaldırılmıştır.

Kamplar 7 günlük devreler halinde gerçekleşmektedir. Kamp bungalov barakalardan oluşmakta olup, 6 kişilik barakalarda konaklama sağlanır.

Çamkoru İnönü Köşkü

İnönü Köşkü

Atatürk’ün vasiyeti üzerine, 1938 yılında İsmet İnönü tarafından II Dünya savaşı sıralarında tedbir amaçlı olarak alternatif bir meclis binası karargah olarak yaptırılmıştır. Ancak alt ve üst salondan oluşan bu yapı, etrafı sık ormanlar olmasından kaynaklı uzun ağaçlar altındadır ve helikopterle görünmeyecek  şekilde tasarlanmıştır.

Savaşa girmeyen Türkiye, II Dünya savaşının sonrasında bina Orman Bakanlığına verilmiştir.

Önce İşçi Eğitim Kampı olmuş, sonrasında Sanatoryum Hastanesi olarak düşünülmüş, fakat doğa şartları buna izin vermemiştir. 1970’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı izcilik eğitim tesisi olarak hizmete giren bu bina, 2012 yılında Spor Bakanlığı bünyesinde her yıl Gençlik Kamplarına ev sahipliği yapmaktadır.

Yani, izci toplulukları tarafından burası yoğun tercih edilmektedir.

Çamkoru Çadırlı Kamp Alanı

Çadırlı kamp ve karavan:

Park alanında; çadır kurulabilir, karavan için alt yapı bulunmaktadır. Elektrik ve güvenlik hizmeti bulunmaktadır.

Park görevlileri, kamp kurmak isteyenlere uygun yerleri gösteriyorlar. Kamp yapanlar genellikle tuvaletlerin üst kısmında kamp yaparlar.

Çünkü burada: oyun parkı, voleybol sahası, masa ve çeşmeler bulunmaktadır.

Piknikçilerden uzak bir alana kurulan çadırların çevresinde, ateş yakmak için ayrılmış bölümlerde ateş yakabilirsiniz.

Çamkoru Restoran

Restoran/Kır bahçesi:

50 kişilik kapalı ve 80 kişilik açık alanda hizmet verebilen ve tuvaleti bulunan, şömineli, kaloriferli binada, uygu sistemli plazma televizyon bulunmaktadır. Restoranda gurupların isteğine bağlı ve yöresel lezzetlere göz önünde bulundurularak özel menüler oluşturulmaktadır.

 

Trekking:

Ayı deresi denen yerde yürüyüş yapılabilir. Burada 3 tane trekking rotası vardır. Ancak yolun yarısı dağ ve orman yolu, diğer yarısı ise yayla yoludur.

Yolun uzunluğu 6-7 kilometre civarındadır, yürüyüş yaklaşık 4 saat sürer.

Çamkoru Gölet

 

Geyik Üretim Alanı:

Hemen yanında, Geyik üretim alanı vardır. Ama son aldığım bilgiye göre, artık faaliyet göstermiyormuş.

Çamlıdere Benli Yaylası

BENLİ YAYLASI

İlçe merkezine 40 km uzaklıktadır.

Benli yaylası, uzun yıllar önce “Gerede” ilçesine aitmiş. Ancak, buraya yakın yerlerdeki 5 köy halkı, burayı kendi yaylaları olarak kullandıklarını söyleyip, Gerede idaresinden ayrılmışlar ve Çamkoru bölgesine bağlanmış.

Ancak, bu ayrılık o kadar kolay olmamış, önceleri küçük çatışmalar çıkmış ve zamanla çatışmalar büyümüş ve hatta: Çukurören köyü halkından “Benli Hüseyin” isimli birisi, Geredeliler tarafından vurularak öldürülmüş. Bu ölüm olayı üzerine, Geredeliler olayı büyütmek istememişler ve bölgeyi terk etmişler.

Evet, günümüzde, burası yakın çevredeki birkaç köyün ortak yaylası olarak kullanılıyor ve oldukça geniş bir yer.

Çamlıdere Benli Yaylası

2 bin metre yüksekliğe sahip Mahya Tepesinin eteklerindedir. Bitki örtüsü çeşitliliği, sulak alanları ve akarsuların oluşturduğu menderesleriyle, küçük ve büyükbaş hayvan sürülerine zengin besin kaynağı sağlıyor.

Hatta: 3 x 5 km lik ölçülere sahip olduğu söyleniyor. Yaylanın güneyinde, 2055 metre yükseklikteki “Mahya Tepesi” var.

Mahya tepesine gittiğinizde, muhteşem bir çevre manzarası görebilirsiniz.

 

 

Ankara Papazınbağı

Yıl, 1963. Ahmet Efendi’nin eşi Şadiye Hanım, bağ evinde çamaşır yıkamaktadır.

Her çamaşır gününde bağ evinde, çamaşırların kaynatıldığı açık ateşte gözleme yapılır ve çay demlenir. Böylece, çamaşır gününün yorgunluğu atılmaya çalışılır.

İşte böyle bir günde, ODTÜ’lü bir öğrenci, çamaşır yıkayan Şadiye Hanımı görür ve bağ evini görmek için izin ister.

Şadiye hanım, öğrenciye izin verir ve ardından da yaptığı gözlemelerden ve çaydan ikram eder.

Öğrenci ısrarla ücret ödemek ister. Ancak Şadiye Hanım da ısrarla reddeder. Sonunda öğrenci gelecek hafta sonu, arkadaşlarıyla buraya gelmek istediğini söyler. Tek koşul ise Şadiye Hanımın bu kere, ikramlar karşısında ücret almasıdır. Nitekim de öyle olur.

Giderek artan yoksulluk içinde misafir gurubunun bıraktığı para oldukça işe yarar. Böylece Şadiye hanım bu işi sürekli yaparak aileye ekonomik destek sunmaya karar verir. Bağ evinin bugünkü işlevine kavuşmasının öyküsü de işte böyle bir öyküdür.

Papazınbağı ismi sonradan ortaya çıkar. Bu bölgede, geçmişte Hıristiyan nüfus yaşadığı ve alanın çok yakınında bir kilise olduğu için, bağ, işletmeye açıldıktan ve çok rağbet görmeye başladıktan zorda bazı rakipleri “oraya gitmeyin orası papazınbağı” diye bir söylenti yaymaya başlarlar.

Bu söylenti amacına ulaşmaz. Halk burayı çok sever ve vazgeçmez. Ama adı halk arasında Papazınbağı olarak bilinmeye ve bu adla sevilmeye başlanır. Aile bağ evini satmamakta direnir.

Zamanla bağ evi, şehrin rantı en yüksek alanında, adeta yalıtılmış, dokunulmamış, gizli bir cennet bahçesi olarak kalır. Beton cehennemi içinde doğal bir cennet.

İşte o zaman beton ve para ile doğa ve insan sevgisi, karşılıklı sert bir mücadeleye girer. Papazın bağına çok güçlü talipler çıkar. Aileye büyük paralar teklif edildiği gibi sıklıkla aba altından sopa da gösterilir. Ama aile direnir. Bu güzel cennet bahçesini betona teslim etmek istemez.

1994 yılında ise “Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu” na müracaat ederek, Papazınbağı’nın 1 nci dereceden doğal sit alanı ilan edilmesini sağlarlar. Papazınbağı kurtulmuştur.

Günümüzde sizi, burada girişte kuş sesleri, horoz sesleri ve küçük bir derenin huzur veren şırıltısı karşılar. Sadece doğanın o eşsiz melodisi. Asırlık çam, çınar, dut, Ankara armudu, Ankara ayvası, üvez, ceviz ve muşmula ağaçlarıyla süslenmiş 14 bin metrekarelik küçük bir cennet adacığıdır burası, üstelik te tam şehrin merkezinde.

Ankara Bala

Ankara Bala

Bala, Ankara’nın kuzeyinde, nispeten Ankara’ya yakın bir yer. Ankara’da özellikle, birçok taksi esnafı, Balalı. Bu yüzden, herhangi bir taksiye bindiğinizde, Bala muhabbeti yapabilirsiniz. Bunun yanında, aslında, Ankaralıların birçoğunun bildiği ve gittiği “Beynam Ormanları”, bağlantı olarak, Bala ilçesine bağlı.

Ankara Bala

ULAŞIM

Bala-Ankara arası uzaklık: 80 km. Ankara-Etlik eski garajlarından, Bala’ya Belediye otobüsü ile gitmeniz mümkün, ücreti mi: 4.5 TL. Süresi ise, yaklaşık 1 saat.

Bala-Keskin arası uzaklık: 62 km. Bala-Kaman arası uzaklık: 153 km. Bala-Kırıkkale arası uzaklık; 65 km.

 

TARİH

Bala kelimesinin anlamı: Türkmen dilinde “yüksek” demektir. Öz Türkçe’de ise; “çocuk, evlat” demek.

14.yüzyılda: burada, iki yerleşim vardı. Bunlar: Kasaba-i Bala ve Kasaba-i Sufla. Kasaba-i Bala’da: günümüzde Keskin merkezi olarak yerleşim devam etmektedir.

Bala’nın bugünkü bir kısım köyleri, o zamanlar, buraya bağlı imiş. 1765 yılında, Kasab-i Bala: günümüzdeki yerleşimin merkezini oluşturmaktadır. 1850 yılında, Erzurum-Pasinler yöresinden buraya: başlarında Mir Osman Bey olmak üzere, bir kısım Bozulus Türkmen gelir. 

Evet: buraya, tarihi süreç içinde verilen isimler: Kasaba-i Bala, Bozulus, Tabanlı.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda, Osmanlı ordularının çekilmesi ve Kafkasların Rusların eline geçmesiyle, Kafkas dağlarında yaşayan Türkler göç ederek Anadolu’ya gelirler ve yerleşim yeri olarak Anadolu’nun yüksek yerlerini tercih ederler. Bir gurup Kafkas göçmeni de, şimdi Bala olarak bilinen ilçeye gelerek burada Kartal dağına yerleşirler ve buraya “Kartaltepe” ismini verirler. 

İlk kurulduğu yıllarda Kartaltepe adını alan Bala ilçesi, d aha sonraları “Hamidiye” ismini alır. Bu isim, o yıllarda Osmanlı devletinin başında bulunan “Padişah Abdülhamit’e” istinaden verilmiştir.

Daha sonraları, çevreden gelenlerle nüfusu çoğalan Hamideye bucak merkezi olur. Bala ilçesi önceleri merkez olan Karaali’ye bağlı iken 1887 yılında merkez Karaali’den alınıp Bala’ya verilmiştir.

Ankara’nın en eski ilçelerinden biri olan Bala’nın yüzyıllık geçmişi vardır. Bu tarihlerde çok geniş bir araziye sahip olan Bala, Hasanoğlan, Elmadağ gibi yerleşim yerlerinde kendi sınırları içinde bulunuyordu. 

1850 yılına ait Osmanlı Arşiv Belgelerinden edinilen bilgiye göre, Bala halkının kökeni Türkmenistan kökenli olup Erzurum’dan gelmedir. Bala’yı 1690-1691 yılında dönemin aşiret reisi (İmirzalıoğlu) Şeyh Ali Mirza kurmuştur. Bala ilçesi, tarih boyunca “Kasama-i Bala, Bozulus Sancağı, Tabanlı Kazası” olarak adlandırılmıştır. 

İlçe ve köylerinin halkı çoğunlukla Bozulus Türkmenleridir. Başta Bala olmak üzere, Bala’da 29 köy kurulmuştur. Bozulus Türkmenlerinin en büyük oymaklarından biri olan Tabanlı aşiretine mensupturlar. Daha önce Erzurum (Pasinler, Horasan) ve Aydın (Söke, Koçarlı) bölgesinde bulunan Tabanlı aşiretinin o dönem aşiret reisi olan Bala’nın yapılanmasını sağlayan, 1860 yılındaki aşiret reisi Mir Osman Bey (İmirzalıoğlu) olmuştur. 

Tabanlı aşireti, Erzurum Pasinler ve Horasan’dan göç ederek bugünkü Bala ilçesi topraklarına gelmişlerdir. Bala ve köylere yerleştirilene kadar da Bala ile Erzurum arasında konar-göçer olarak yaşamışlardır. Böylece, Bozulus Türkmenleri, Tabanlı aşiretinin Bala’ya yerleşip kurmaları, 1690 yılında gerçekleşir. 

İlçeye Bala ismi verilirken, Bozulus aşireti isminden esinlenilmiştir. Bozulus Türkmenlerinin yerleşim yerleri, Bala ve Keskin ilçeleri olur. Keskin ilçesi, Bozulus Türkmenlerinin Cerid, Karaca, Arablu aşiretine mensupturlar.

1877-1878 Osmanlı Rus savaşında, Osmanlı orduları yenilip Kafkaslar Rusların eline geçince Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan bir gurup Çerkez, ilçeye gelerek yerleşmeye karar verdikten kısa süre sonra, ilçe nüfusunun büyük kısmı, burayı terk ederler. 

Bala sözcüğü Fransızcadır. “Yüce, yüksek, yukarı ve boy” demektir.

Kesinliği henüz kanıtlanamamış bir şey duydum, umarım resmi makamlar bu konuya bir açıklık getirirler: Mustafa Kemal , ilk TBMM açıldığında, Bala milletvekili olarak meclise katılmış.

Bu yörede yaşayan insanlar: genellikle her şeyin başına, söylerken “i” harfi getirmeleriyle biliniyorlar. Hatta, sinema sanatçısı “Kenan İmirzalıoğlu”, soyadının başındaki “i”nin bu alışkanlıktan kaynaklandığı söylenir.

Ankara Bala

GENEL

Yörenin iklim durumu incelendiğinde: yazlar sıcak ve kışları soğuk ve bol kar yağışlı bir iklim olduğu görülür. İlçenin denizden yüksekliği, yani rakımı: 1310 Metre olup, Ankara ilinin en yüksek ilçesidir ve bu yüzden, sıcaklık değerleri, diğer yakın yörelere göre daha düşüktür.

Yörenin bitki örtüsü değerlendirildiğinde: aslında, bir zamanlar muhteşem karaçam ormanlarının bulunduğu söylense de, bu ormanların yüzyıllardır insanlar tarafından tahrip edilmesi sonucu, günümüzde orman varlığından geriye pek bir şey kalmamış ve yörede, bozkır alanları hakim olmuştur. İlçenin en önemli ormanlık alanı: Beynam Ormanlarıdır.

Yöredeki ekonomik faaliyetlerin temelinde: sanayi ve ticaret gelmektedir. Tarımsal ürünlerin başında: buğday, mercimek, nohut, fasulye, kavun ve karpuz var.

Bala yöresinde: ilgi çeken bir diğer oluşum “Kızılırmak” nehri üzerine kurulu bulunan Kesikköprü Barajıdır.

 

NE YENİR

Bala yöresinde yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, önereceklerim: Kömbe, İncir uyutması, Topalak ve Besmet.

 

GEZİLECEK YERLER

 

BEYNAM ORMANLARI

Beynam ormanları hakkındaki, ayrıntılı yazımı, yine bu sitede, “Beyram Ormanları” adı altında bulabilirsiniz.

Beynam ormanları tanıtım ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Ankara Bala Aliasos

ALİASOS

İlçe merkezine 14 km. uzaklıktaki, Afşar beldesindedir.

Burası, tarihi süreçte, Galatlar tarafından yörede kurulmuş en önemli şehirdir.

Aynı zamanda: Roma döneminde de, tarihi “Hac Yolu” buradan geçiyormuş ve bu nedenle, burada bir “mil taşı” bulunuyor.

Ankara Bala Kesikköprü ve Kesikköprü Barajı

KESİKKÖPRÜ VE KESİKKÖPRÜ BARAJI

Kesikköprü: ilçe merkezine bağlı Kesikköprü  köyündedir. Köprü, Kızılırmak üzerinde olup, Selçuklular döneminde 1251 yılında yapılmıştır. Birbirine yakın, sivri kemerli, 13 gözden oluşmaktadır. Her iki yanında korkuluklar var.

Uzunluğu: 320 metre, genişliği ise, 5 metredir. Ancak, daha sonra yenilenmiştir. Yeni köprü, günümüzde: Niğde-Adana-Konya ulaşımını sağlamaktadır.

Ankara Bala Kesikköprü ve Kesikköprü Barajı

Kesikköprü barajı: Ankara il merkezine, yaklaşık 120 km. uzaklıktadır. Anayoldan; yaklaşık 20 km. içeride kalıyor. Yani: Ankara-Konya yolu-Gölbaşı-Bala sapağına gireceksiniz ve sonra, Beynam ormanları tabelasına döneceksiniz. Orman yolu, sizi baraj gölüne götürüyor.

Ankara Bala Kesikköprü ve Kesikköprü Barajı

Kızılırmak nehri üzerinde, 1966 yılında yapılmıştır. Gölde: yüzmek mümkün (yazın suyun sıcaklığı 18 derece) , ayrıca su sporları da yapılabiliyor. Derinlik: 29 metreye kadar ulaşabiliyor. Göl alanı: yaklaşık 6.5 km. karedir. Akarsu yatağından yüksekliği: 49 metredir.

Ancak, 1992 yılında, baraj bölgesine, Belediye tarafından “Dinlenme Kampı” açılmıştır. Toplam 250 yataklı olan, bu kamp tesisinde: yaz aylarında, öğrenciler kamp yapıyor.

Baraj bölgesi: olta balıkçılığı ve günü birlik piknik ve kamp yapmak için çok uygun.  Ancak, pek fazla ağaçlık alan yok. Sadece, bir bölümde ağaçlık var. Bu yüzden, sıcak yaz günlerinde, açık alanda kalırsanız pek tat vermiyor.  

 

KİNNA-CİNNA

Ankara Bala ilçesine bağlı Karahamzalı köyü sınırları içinde olduğu düşünülen bu antik kent, bugün tamamen bu köyün altındadır. 

Evet: Ankara-Konya yolunun 90 km deki yol ayrımından devam eden Sofular köyü yolunun sağ tarafında yer almaktadır.

 

TARİHSEL ÖNEMİ:

Kinna, kayıp bir antik kenttir. Antik Galatya bölgesinde yer alan önemli bir Roma ve Bizans yerleşimidir. Hititler döneminde ise Zallara olarak biliniyordu.

Kinna, başlangıçta yerel bir Galat yerleşimi iken, Roma döneminde (özellikle MS 2 ve 3 yüzyıllarda) bir şehir kimliği kazanmıştır.

Arkeolojik araştırmalar ve tarihi haritalar, bu antik kentin yerini bugün Ankara-Konya yolu üzerinde bulunan Karahamzalı köyü ve çevresine lokalize etmektedir.

Halen tarla olarak kullanılan alandan toplanan seramiklerden Geç Roma ve Erken Bizans dönemi düz yerleşimi olduğu anlaşılmaktadır.

Farklı bir tez olarak: Kinna şehrinin Konya ilinin Cihanbeyli veya Kulu ilçeleri mevkilerinde de olabileceği düşünülmektedir.

 

PİSKOPOSLUK MERKEZİ-İZNİK KONSİLİ KAYITLARI:

Kinna, Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerinde Hıristiyanlık için önemli bir merkezdi.

Hatta MS 325 yılında toplanan meşhur İznik Konsili ne Kinna yı temsilen Philumenes adında bir piskoposun katıldığı biliniyor.

İznik Konsili listesinde, Kinna nın bir piskoposluk merkezi olarak geçmesi, buranın o dönemde sadece bir köy değil, binlerce kişinin yaşadığı bir şehir olduğunu kanıtlar.

 

STRATEJİK KONUM:

Antik dönemde de ticaret yolları üzerinde bulunan şehir, Osmanlı döneminde ise Karahamzalı-ı Kebir adıyla anılmaya devam etmiştir.

 

ROMA YOL ŞEBEKESİNDEKİ YERİ

Kinna, antik dönemin en önemli ulaşım hatlarından biri olan Ancyra (Ankara)-Archelais (Aksaray)-Tyana (Niğde) güzergahı üzerindeki kritik bir istasyon konumundaydı.

Itinerarium Antonini: Bu antik Roma yol rehberinde, Kinna, Ancra’dan yaklaşık 30-40 mil güneyde bir durak olarak kaydedilmiştir.

Ticari Kontrol: Şehir, Tuz gölünden gelen tuz ticareti ve İç Anadolu’nun tahıl sevkiyatını denetleyen bir gümrük noktası işlevi görmüş olabilir.

 

III GORDİANUS BAĞLANTISI

Roma İmparatoru III Gordianus un Sasani seferi sırasında kazandığı zafer sonrası, Kinna halkının ona olan minnettarlığını göstermek için şehre heykelini diktiği tarihi kayıtlarda yer almaktadır.

 

KARAHAMZALI KÖYÜNDE BUGÜN

Karahamzalı köyü, binlerce yıl önce, binlerce insanın yaşadığı, dini ve siyasi önemi olan Kinna Antik Kenti nin mirası üzerine kurulmuş tarihi bir yerleşimdir.

Köy ismini bölgeye yerleştirilen Karahamzalı (veya Karahamzalı-ı Kebir) aşiretinden alır.

Bu aşiret, Osmanlının iskan politikaları çerçevesinde bölgeye getirilmiş ve antik kentin yıkıntıları üzerine yerleşimi kurmuştur.

Osmanlı döneminde bu bölge, İstanbul dan Hacca giden kervanların ve ordunun geçtiği Sağ Kol (Anadolu Sağ Kolu) üzerinde önemli bir duraklama noktasıydı.

Ancak maalesef bölgede henüz kapsamlı bir kazı yapılmamıştır.

Yüzey araştırmaları, toprağın hemen altında büyük bir şehir planının yattığını göstermektedir.

 

DEVŞİRME TAŞLAR

Köy içerisindeki eski çeşmelerde, cami duvarlarında veya bahçe duvarlarında antik döneme ait işlenmiş mermer bloklar ve sütun parçaları kullanılmıştır.

 

NEKROPOL ALANLARI

Köyün etrafındaki yamaçlarda, antik döneme ait kaya mezarları ve basit mezar stelleri tespit edilmiştir.

Bu stellerin bir kısmı Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi envanterinde yer almaktadır.

 

SU SİSTEMLERİ

Antik kentin su ihtiyacını karşılayan kanalların ve sarnıçların kalıntıları, tarım arazilerinin altında yer yer görülmektedir.

 

YAZITLAR

Bulunan bir yazıtta, şehir meclisinin (Boule) Roma İmparatorluğuna bağlılık yemini ettiği ve ona onursal bir unvan verdiği yazar.

Bu, Kinna nın Roma nın resmi şehir statüsüne sahip olduğunu kanıtlar.

 

ADALET VE TİCARET

Bazı mezar stellerinde ölen kişinin mesleği (tüccar, asker, yerel yönetici) belirtilmiştir.

Bu da Kinna nın tarımdan ziyade, Ankara ve Konya arasındaki ticaret kervanlarından beslenen zengin bir şehir olduğunu gösterir.

 

ESERBEYLİ DÜZ YERLEŞİMİ-ASAR MEVKİİ

Köyün hemen yakınındaki Eserbeyli mevkii, aslında Kinna şehrinin asıl Akropolü yani Yukarı şehirdir. Köyün yakınlarındaki tarlalarda yapılan incelemelerde Geç Roma ve Erken Bizans dönemine ait çok sayıda seramik parçasına rastlanmaktadır.

Burada yapılan yüzey araştırmalarında devasa bloklar, mermer sütun kaideleri ve sur duvarları kalıntıları bulunmuştur.

Ayrıca Roma devrine ait “terra sigillata” (mühürlü kırmızı seramikler) ve Geç Antik Çağ cam kalıntıları yoğun olarak görülmektedir. Bu da kentin refah seviyesinin yüksek olduğunu işaret eder.

Karahamzalı köylüleri yüzyıllar boyu bu alandan çıkan taşları modern evlerinin ve ahırlarının inşasında kullanmışlardır.

HAZİNE ÖYKÜSÜ

Bala çevresinde, özellikle Karahamzalı ve çevresindeki höyüklerde Roma dönemine ait altın sikkeler ve bronz heykelcikler bulunduğu sıkça anlatılır.

Ancak bilimsel açıdan en büyük hazine, toprağın altında hala bozulmadan duran şehir planıdır.