13 Şubat 2018 tarihinde 6 milyon okur sayısına ulaştık.
5 milyon okura 8 Mayıs 2017 tarihinde ulaşmıştık. Yani: yaklaşık 9 aylık süreçte 1 milyon okur.
Özellikle Şubat 2018 ilk günlerinde katıldığım bir tur organizasyonunda birçok rezillik yaşayınca “iyi ki böyle bir site yapmışım” diye düşündüm.
Çünkü bu sitenin amacı: siz gezginlere veya gezmeyi düşünenlere: gidecekleri yerlerle ilgili ayrıntılı bilgi vermek, sizlere yardımcı olmak, gezilerinizin daha anlamlı ve bilinçli olmasını sağlamaktır. En son katıldığım turdaki rehber arkadaş bana aynen şunu söyledi “Ama siz bu kadar ayrıntılı yazıyorsunuz, tura katılanlar da bizden ayrıntılı bilgi istiyorlar”
Bu sözlere yorum yapmıyorum, takdir sizin. Ancak; elbette her kez yaptığı işi, mesleğini iyi yapmak ve bir rehber turu götürdüğü yerle ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmakla yükümlüdür.
Ama burada rehber arkadaşı tam olarak suçlamak da anlamsızdır diyebilirim. Çünkü aynı rehber arkadaş; bizim tura katılmadan önce, tamamen farklı bir destinasyona katılmış ve ertesi günü bizim tura katılmıştı. (Biri Avrupa, diğeri Asya)
Sonuç olarak: bu site yoğun içeriğiyle siz değerli okurlara hizmet vermeye devam edecektir. Okurlardan tek isteğimiz: bir yere gittiklerinde, burada yazılı hususlarda zaman içinde ortaya çıkan değişiklik, farklılıklar veya yaşadıkları olumlu ve olumsuz hususlar hakkında yorum yazmanızdır. Lütfen sizler de bilgi ve gördüklerinizi bizimle paylaşınız.
Fener: Dünyanın 7 harikası arasına en son eklenen yapıdır. Adını: üzerine inşa edildiği, İskenderiye Limanı önünde bulunan adadan almıştır.
Pharos Adası: bir kireçtaşı çıkıntısıdır ve Nil ırmağının taşıdığı kum ve alüvyon tabakasının ortasında, elverişli bir kaide oluşturuyordu.
İSKENDERİYE ŞEHRİNİN KURULMASI
MÖ.332 yılında: Büyük İskender, Mısır’ı Perslerin boyunduruğundan kurtararak özgür hale getirmiştir. MÖ. 332 yılında, İskender: Mısır’ın o zamanki eski başkenti Memfis’ten Nil nehrinin batı kıyısı boyunca ilerlemiş ve batı çölündeki Şiva vahasına giderken, Rhakotis’ten geçmiştir. Rhakotis: küçük bir balıkçı köyüydü ve deniz ile karanın iç kısımları arasında, büyük bir göl olan “Mareotis” arasında bulunan, dar kara şeridindeydi.
İskender: perişan balıkçı köyünün bulunduğu yerin potansiyelini derhal fark etti ve orada yeni bir şehrin yani “İskenderiye” şehrinin kurulmasını emretti.
Evet: Mısırlılar, İskender’i firavun ve tanrının oğlu olarak kabul ettiler.
İskender’in kurduğu yeni şehir: Rodoslu mimar Dynokrates tarafından planlanmıştır. Mimar: şehirde, ızgara kent planının en son ilkelerini izlemiştir. Kıyı açıklarındaki “Pharos” adasını oluşturan kireçtaşı çıkıntısı; adanın batı ucundaki resiflerle birleşiyor ve doğal bir liman oluşturuyordu.
Strabon
Sinoplu ünlü gezgin “Coğrafya” isimli eserinde, bölge hakkında şunları yazmaktadır:
“ Pharos: anakaraya çok yakın olan uzun bir adadır ve anakarayla birlikte, iki ağızlı bir liman oluşturur. Anakara, açık denize iki dağlık burunla sokulduğu için, anakaranın kıyısı bir körfez meydana getirir.
Kıyıya uzunlamasına paralel uzandığı için, körfezi kapatan ada, bu burunların arasındadır. Adanın ucu, denizin çepeçevre yıkadığı bir kayadır ve bunun üzerinde beyaz mermerden hayran olunacak şekilde yapılmış, adayla aynı adı taşıyan çok katlı bir kule vardır.”
Evet, Strabon: deniz kıyısında liman bulunmadığını ve açık denizden gelenlerin, içeriye güvenli bir şekilde girebilmeleri için, kendilerine kılavuzluk edebilecek bir işarete gereksinim duyduklarını kaydeder.
Doğu ve Batı Limanları: bir zamanlar Pharos adası ile anakara arasının dalgakıran biçimi almasıyla oluşmuş: 2 korunaklı limandır. Rüzgarın yönüne göre: bunlardan biri, gemiler için her zaman uygun konum oluşturuyordu. Şehir: bu limanların gerisinde, doğudan-batıya doğru uzanan dümdüz geniş “Canopus Caddesi” nin iki yanında gelişmiştir. Kentin tümü: ata binmeye ve atlı araba çekmeye elverişli sokaklara bölünmüştür.
Şehrin en büyük özelliği: İskender’in mezarının burada olmasıdır. Perdikkas; cesedi Babil’den getirirken, Ptolemaios: İskender’in cesedini çalar ve İskenderiye şehrine getirerek, burada altın bir lahde yatırır.
İskender, hala burada yatıyor, ama eski lahdinde değil, şimdiki lahdi camdan yapılmıştır.
Gelelim kuleye. Pharos kulesine
Pharos’u kimin yaptırdığı ve bu kulenin hangi tarihte dikildiği meçhuldür. Büyük ihtimalle, kulenin yapımına: Büyük İskender’in çocukluk arkadaşı ve generallerinden olan, İskender’in MÖ.323 yılında ölmesinin ardından, Mısır’ı ele geçiren “I. Ptolemaios Soter” döneminde yapıldığı düşünülmektedir.
Kendisi MÖ.305-282 yılları arasında hüküm sürmüştür. Ayrıca, yine bu kişi, biraz önce sözünü ettiğim gibi: İskender’in: Makedonya’ya götürülmekte olan cesedini çalarak, İskenderiye şehrine getirmiştir. İlgi odağı olan bu cesede sahip olmak: büyük bir ticaret ve bilim merkez için bulunmaz fırsattır.
Ancak: şehrin öneminin artması için, iki limanın bir işaretle belirlenmesi gerektiğine inanılıyordu. Çünkü: Mısır’ın bu bölgedeki kıyı şeridi: düz ve dikkat çekmeyen bir alandı ve gemicilerin demirlemesi için herhangi bir çekiciliği yoktu.
Evet: Pharos kulesinin: MÖ.283/2 yıllarında yapıldığından söz edilse de, muhtemelen MÖ.297 yılında yapımına başlanmıştı. Ancak, çoğunlukla öne sürülen bir teze göre: yapı “Ptolemaios” tarafından yaptırılmamıştır. Fenerin yapımında: İskenderiyeli varlıklı bir saraylı ve aynı zamanda diplomat olan “Sostratos” un ismi geçmektedir.
MÖ.270’ lerde: Delos’ta II Ptolemaios Philadelphos’un elçisi olan bir Sostratos bilinmektedir. Yani, varlıklı bir saraylı yanında, diplomat kimliği ortaya çıkıyordu. Bunlar, büyük ihtimalle aynı kişilerdi.
Strabon: fener anıtı üzerinde, şöyle bir yazıt bulunduğundan söz etmektedir:
“ Hükümdarların dostu, Knidos’lu Sostratos: denizlerde seyredenlerin güvenliği için adadı bunu”
Yine, antik dönem yazarlarından Lukianos, fener anıtı için şunları yazar:
“ Deksiphanes’in oğlu Knidos’lu Sostratos: denizlerde seyredenler adına, bunu “Kurtarıcı Tanrılar” a adadı”. Kurtarıcı tanrılar olarak betimlenenler: denizlerce gemicileri kurtarma görevini üstlenen Dioskur’lardır.
Yaşlı Plinius:fener hakkında şunları söylemektedir.
“ Bu olay dolayısıyla kral Ptolemaios; yücelik göstererek, bu kocaman yapının üzerine adını kazıması için mimar Knidos’lu Sosratos’a izin vermiştir”
Son tez olarak: Pharos kulesi: I. Ptolemaios Soter (MÖ.305-282) döneminde başlanmış ve II. Ptolemaios Philadelphos (MÖ.284-246) döneminde tamamlanmış olabilir. Varlıklı bir saraylı ve diplomat olan Knidos’lu Sostratos adlı kişinin, yapı için para verdiği ve yanının onun tarafından adandığı anlaşılsa da, mimarı hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır.
Evet, gelelim yapının özelliklerine
Yapı: İskenderiye yapıları arasında en eski olanlardandır. Büyük olasılıkla, İskender’in cesedini koymak için hazırlanan “Sema” isimli mozole ile aynı dönemde inşa edilmiştir. Mimari olarak tasarlanıp geliştirilen bu ilk fener: dünya üzerindeki başka fener kuleleri için, doğrudan ya da dolaylı olarak bir model oluşturmuştur. Fener kulesi hakkındaki çok az olan bilgi: tartışmalı yazılı kaynaklara dayanmaktadır, yani bu bilgilerin kesinlikleri kanıtlanmamıştır.
Plinius: yapının 800 talente mal olduğunu söyler. Bu oran, günümüz değerlerine göre: 4 milyon İngiliz Sterlini eder.
Epiphanes: yapının yüksekliğinin 306 kulaç yani 559 metre olduğunu söylemektedir.
Josephus: yapının ışığının denizde 300 stadion yani 35 mil uzaklıktan görüldüğünü yazar. Samsatlı Lukianos ise, bu uzaklık ölçüsünü: 300 mile çıkarır.
Görüş uzaklığı dışında: kaidede yakılan bir ateşten sağlanan ışığın: yapının tepesindeki aynalarla yansıtıldığı konusunda, bütün yazarlar hemfikirdir. Ancak: ateşin böyle aralıksız yanmasının tek sakıncasının; belli bir uzaklıktan bakınca, yıldız gibi görünen alevlerin yıldızlarla karıştırılmasıdır.
Aynı zamanda: ateşi sürekli yanık tutmak için; sınırsız miktarda odun ya da kömür gerekecekti. Mısır ise: kereste kaynakları çok olan bir ülke değildi. Ancak, ışığın ateşi gücünden çok, yansıtma araçlarıyla sağlandığı düşünülmektedir. Yansıtma araçları olarak, büyük olasılıkla antik çağda çokça kullanılan “cilalı tunç” levhalar kullanılmıştır.
Böylece, gündüzleri, güneş ışınları vurunca, çok daha güçlü bir yansıma elde edilebiliyordu. Zaten, antik dönemde, geceleri gemi yolculukları tercih edilmediğinden, gündüzleri İskenderiye Limanını belirleyen bir işaret çok daha gerekliydi. Geceleri, ışık gereksinimi ikinci plandaydı.
Yapının şekline gelince
Yapı: aşağı-yukarı 100 metre yükseklikte, 3 katlı idi. Birinci kat: 60 metre, ikinci kat: 30 metre ve üçüncü kat: 15 metre idi. En üst katta “üç dişli asası ile, Zeus Soter heykeli” bulunuyordu. Giriş: yer düzeyinde olmayıp, bir basamak kümesi üzerinde yani biraz yüksekteydi. Üç katlı ve çoğunlukla basamak girişli bir yapının temel öğeleri: çok sayıda Yunan sikkesi üzerinde karşımıza çıkmaktadır.
Phoros’un görünümüne ilişkin en iyi örnekler: Roma döneminde İskenderiye şehrindeki darphanede basılan ve piyasaya sürülen Yunan sikkelerinde görülür. Bu sikkelerde, Pharos: önce tek başına, sonra tanrıça İsis Pharia ile bağlantılı biçimde, son olarak da önünden geçen bir kadırga ile birlikte görülür.
Pharos: Arap kaynaklarında da dikkat çekmiştir. Pharos’un: MS.956, 1303 ve 1323 yıllarındaki depremlerde büyük hasar gördüğü bu kaynaklarda belirtilmektedir.
Arap gezgin Ebu Haggag Youssef İbni Muhammed el-Balavi: MS.1166 yılında, Pharos hakkında şunları yazar:
“ Pharos: adanın sonunda yükselir. Kare bir yapı olup, her bir kenarı 8.5 metre civarındadır. Doğu ve güney kenarları dışında: Pharos denizle çevrilidir.
Bu kaide: kenarları boyunca, uçtan Pharos duvarlarının dibine kadar 6.5 metre gelir ve deniz yüzeyi üzerinde eşit bir yüksekliğe çıkar. Bununla birlikte, yapım tarzı dolayısıyla deniz kenarında daha geniştir ve bir dağ yamacı gibi diktir. Kaidenin yüksekliği Pharos’un duvarlarına doğru arttıkça, eni, yukarıda sözü edilen ölçümlere ulaşıncaya kadar daralır.
Yapının bu kenarı sağlam yapılmış; gereğince yontulmuş dizilmiş kabaca perdahlı taşlar, yapının başka yerlerindekilerden daha uzundur. Yapının biraz önce tanımladığım bu bölümü yenidir, çünkü bu kenardaki eski işçiliğin yenilenmesi gerekmiştir.
Deniz tarafındaki güney kenarında okuyamadığım eski bir yazıt var. Harfler sert siyah taştan yapıldığı için, uygun bir yazıt değil. Denizle havanın etkisiyle fondaki taşı yıpratmış, harfler ise sertlikleri nedeniyle kabartma halinde kalmış. A harfi 54 cm’nin biraz üzerindedir. M’nin tepesi, bakır bir kazandaki dev bir delik gibi durur. Diğer harfler de genellikle aynı ölçüdedir.
Pharos’un kapısı yüksektir. Oraya hemen hemen 183 metre uzunluğunda bir rampayla çıkılıyor. Bu rampa, kavisli bir kemer dizisinin üstünde yer alır. Arkadaşım kemerlerden birinin altına girip kollarını açtı, ama kemerin kenarına ulaşamadı.
Bu kemerlerden 16 tane var. Kapıya ulaşıncaya dek, sonuncusu özellikle yüksek olmak üzere, hepsi azar azar yükselir. (Bu sikkelerde görülen merdiven olmalıdır.)”
“Kapının 73 metre kadar ötesine kadar sızdık. Sol tarafımızda nereye gittiğini bilmediğimiz kapalı bir kapı bulduk. 110 metre kadar ileride ise açık bir kapı gördük. Buradan girince, kendimizi bir odada bulduk. Bu odadan sonra başka bir oda, sonra yine başka odalar, bir koridor boyunca hepsi birbirine geçen toplam 18 oda vardı.
O zaman Pharos Adasında yerleşim olmadığını anladık. 110 m daha yürüyerek sağ ve solda 14 oda daha saydık. 44 metre ileride, 17 oda bulduk. Nihayet, bir 100 metre kadar daha sonra (Pharos’un) birinci katına ulaştık. Hiç merdiven yoktu ama bu kocaman yapının silindirik çekirdeğinin çevresinde, kademeli olarak dolaşan bir rampa vardı.
Sağımızda kalın olmayan bir duvar, solumuzda da, altındaki odalarını keşfettiğimiz yapı gövdesi bulunuyordu. Tavanını üzerinden sarkan perdahlı taşların biçimlendirdiği 1.6 metre eninde bir koridora girdik. Yanımdakilerden ikisi, burayı geçemedi.
Birinci katın tepesine vardığımız zaman: bir taşla sarkıttığımız iple yerden yüksekliği ölçtük. Korkuluk 1.83 metre olmak üzere, yükseklik 57.73 metreydi.
Bu birinci katın ortasındaki düzlükte, yapı, her bir yüzü 18.30 metre uzunluğunda ve korkuluktan 3.45 metre uzaklıkta bir sekizgen biçimi alarak, yukarıya doğru devam ediyordu. Duvarın kalınlığı 1.5-2 metre arasındaydı. İlk notlarımda yazmış olduğum rakam pek net değil, oysa ayrıntılı ipin uzunluğunu kaydettiğim yerin yakınında mürekkeple yazmıştım, bulaşmamıştı. Bu çok garip… ama 2 metre olduğundan eminim.
Bu kat: kaide hattından daha uzundu. Girince 18 basamak saydığımız bir merdiven bulduk ve üst katın ortasına çıktık. Yine iple ölçtük ve ilk katın üstünde 27.45 metre olduğunu gördük.
Sonuç olarak: Pharos’un yüksekliği: 96.99 metre, kaidesinin denizin kenarına kadar 9.15 metre, deniz düzeyinin altında görülebilen bölümü de yaklaşık 1.83 metredir. “
Evet, sonuç olarak şunlar söylenebilir:
Bu tanımı ve sikkeler üzerinde görülen resimlerine göre: Pharos’da: 57 metre yükseklikteki en alt katın, üst katların ağırlığını taşıyan silindirik bir iç yapısı vardı. İkinci kat: 27.5 metre yüksekliğinde, bir sekizgen içimindeydi.
Üçüncü kat: yüksekliği 7.5 metre civarında ve silindirikti. Sikkeler üzerinde görülen, üçüncü katın üstündeki “Zeus Soter” heykeli, üçüncü katın yüksekliğini, en az 5 metre arttırmış olmalıdır. Buna, kaidenin deniz düzeyi üzerinde durduğu 10 metrelik bölüm de eklenirse, fener kulesinin, deniz düzeyinden 117 metrelik bir yüksekliğe ulaştığı kesinleşir.
1326 yılında: Pharos; neredeyse bir harabe halindedir. Çünkü: özellikle 1303 yılındaki deprem, yapıya büyük hasar vermiştir.
GÜNÜMÜZ
Evet, Dünyanın 7 harikasından biri olarak nitelendirilen bu anıt, günümüzde bulunmamaktadır. Anıtın bulunduğu yerde, günümüzde “Kayıtbay Kalesi” bulunmaktadır. Kale: İslami dönemde yapılmıştır. Hatta: kalenin, kulenin kalıntılarıyla inşa edildiği söylenir. Günümüzde: beyaz mermerden bir yontu ile, İskenderiye şehrinde “Pharos” un anısı yaşatılmaktadır.
Gölün ismi İtalyanca da “Lago di Como” yani “Como gölü” olarak geçer. İtalya nın kuzeyinde Lombardiya bölgesinde bulunan bir buzul gölüdür. Büyüklüğü 146 km karedir. Maksimum uzunluk 46 km. maksimim genişlik 4.5 km ve ortalama derinlik 154 metredir. Ancak bazı yerlerde derinlik 425 metre olmaktadır. Bu derinlik ile Avrupa’nın en derin göllerinden birisidir. İtalya’nın en büyük 3’ncü gölüdür. Denizden yüksekliği 198 metredir.
Como gölü: Roma döneminde itibaren günümüze kadar olan süreçte, aristokratlar ve zenginlerin popüler bir tatil merkezi olmuştur. Buna bağlı olarak göl kıyısında çok sayıda villa ve saray yapısı bulunur.
Göl kıyısında: Bellagio, Menaggio ve Lierna isimli küçük kasabalar vardır ve bunlar arasındaki ulaşım: teknelerle yapılmaktadır. Lake Como feribot servisi, ilk olarak 1826 yılında başlamıştır. 1952 yılından beri bu hizmet Gestione Comminissariale isimli bir hükümet kuruluşu tarafından yürütülmektedir.
ULAŞIM
Como gölü: Milano şehrine trenle yarım saat ve İtalya’nın İsviçre sınırından sadece birkaç kilometre uzaklıktadır. Yani ulaşım bağlantıları mükemmeldir. Milano Como arasında işletilen Ferrovie dello Stato isimli trenler, Como San Giovanni istasyonunda dururlar. Tren istasyonu kasabanın biraz dışındadır, yani yanınızda ağır bagaj varsa, merkeze ulaşmak için bir araç bulmanız gerekir. Como rıhtım yakınında ise, bir otogar bulunuyor. Ancak özellikle yaz aylarında, hafta sonlarında Milano şehrinden Como ya muhteşem bir akın olduğunu unutmayın, yani ulaşım süreleri uzamaktadır.
İKLİM
Como gölünü ziyaret etmek için en uygun zaman: Mayıs-Eylül ayları arasıdır ve en sıcak aylar Temmuz-Ağustos aylarıdır. Temmuz-Ağustos aylarında ortalama sıcaklık 22 derece civarındadır. Ancak sıcaklık 35 dereceye kadar yükselebilir. Burada yılda 200 gün güneş görülür. Kar genellikle nadiren ve yüksek rakımlarda görülür. Kalabalıktan hoşlanmıyorsanız, Haziran-Ağustos ayları arasında buraya gelmeyin.
NE SATIN ALINIR
Como, ipek ticaretinde önemli bir şehirdi ve gölün çevresinde hala yüksek kaliteli Como ipekleri satılan dükkanlar görülür. Buralardan ipek eşyalar, eşarplar ve kravatlar satın alabilirsiniz. İpekli ürünlerin sergilendiği “Museo della Seta” kasaba merkezinin hemen dışındadır.
İtalya Como gölü
TURİZM
Harika manzara, tarihi kiliseler ve feribot ile yolculuk ve diğer bazı su etkinlikleri yapılıyor. Gölün en büyük özelliği: kıyısında ünlü Hollwood Starı George Clooney’in evinin bulunmasıdır. Ayrıca: Madonna ve Richard Branson gibi ünlülerin de burada evleri bulunuyor.
İtalya Como gölüİtalya Como gölü
COMO KASABASI
Hareketli ve keyifli bir kasabasıdır. Como gölünün doğu güney ucunda, doğal bir konuma sahiptir. Kasabanın uzun bir geçmişi, canlı caddeleri ve yoğun bir rıhtım alanı vardır. Kasaba: iki tanınmış Romalı yazar ile (Pliny Elder ve Pliny Youngnal) burada doğmuştur ve katedrallerde heykelleri bulunmaktadır. 20’nci yüzyılın ünlü İtalyan mimarı Giuseppe Terragni de buralıdır. Como çevresinde, Terragini tarafından tasarlanan çeşitli yapılar görülebilir. Piazza Cavour: hediyelik eşya dükkanları ve kaldırım kafeleriyle doludur. Bunlar rıhtıma bakar ve feribot iskelesini görür.
İtalya Como gölü
Katedral
Como gölünü ziyaret ederseniz, doğal güzellikler yanında, bence bu tarihi güzelliğin bulunduğu katedrali de ziyaret edin. Çünkü burası İtalya’nın en etkileyici katedrallerinden birisidir.
Giriş ücretsizdir, sadece içeri girerseniz, kilisenin rahibi kiliseye yardım adı altında “1 er Euro” para topluyor. Yani bu para giriş ücreti değil, kiliseye yardım adı altında bir anlamda isteğe bağlı olarak toplanıyor. Özellikle katedralin içindeki duvar halılarının muhteşem güzelliklerini görmek için içeriye girin. (Aslında karanlıkta bunların güzellikleri pek anlaşılmıyor ama gördüğüm kadarı ile bu halılar ince ve uzun yıllara dayalı işçilik ürünü)
Burayı ziyaret ederseniz ki bence içeriye mutlaka girin: kıyafet zorunluluğunu unutmayın özellikle erkekler başlarında şapka, bere gibi bir şey varsa, girerken mutlaka çıkarsınlar.
Bu etkileyici kilise: 1396-1740 yılları arasında yani 350 yıl boyunca inşa edilmiş, yüksek sekizgen kubbe ile taçlandırılmıştır. 1730 yılında: Romanesk çan kulesi, çukurlarla süslü gotik cephe, sivri kemerler ve bitişik çizgili logyalar, Rönesans tarak nişleri ve geç barok kubbe Filippo Juvarra tarafından eklendi. Mermer kaplı yapı: Rönesans ve gotik mimari özellikler gösterir. Cephe 15’nci yüzyıldan kalmadır. Kubbe Filippo Juvarra tarafından 18’nci yüzyılda tasarlanmıştır. Yukarı da da söz ettiğim gibi, bu katedralde, diğer birçok benzerinde olmayan bir özellik var: duvar halıları.
Füniküler
Como’nun tepesindeki muhteşem manzarayı izlemek isterseniz, tepenin üst kısmına çıkın. 1894 tarihinde açılan feniküler demiryolu hattı, Como dan Brunate ye kadar olan tepeyi geçer. Her iki yönden 15 dakikada bir hareket eden araçlar, tam ortada karşılaşırlar. Brunate denen yerdeki manzara çok güzeldir. İki durak arası 7 dakikadır. Gidiş dönüş bileti: 5.30 Euro’dur. Brunate: Deniz seviyesinden 720 metre yüksekliktedir. Burada: barok “Chiesa di San Andrea”, soluk pembe dış cephesiyle ve çan kulesiyle önem kazanır. 1927 yılında inşa edilen ilk feniküler durağı yine buranın ilgi çeken yeridir.
İtalya Como gölü Villa Olmo
Villa Olmo
Göle bakan Neoklasik yapı kremalı cephesiyle Como sahillerindeki en görkemli binadır. Fazla abartılı olmayan yapı, 1728 yılında Odescalchi ailesinden Pope Innocent XI tarafından yaptırılmıştır. Özellikle yapının iç mekanı hayranlık uyandırır. Günümüzde çeşitli sergi ve etkinlikler için kullanılmaktadır. Villa bahçeleri halka açıktır.
İtalya Como gölü Villa del Balbianello-Lenno
Villa del Balbianello-Lenno
Bu yapı, gölün batı kıyısındadır. Lenno’nun ana meydanından, göl kıyısına doğru yaklaşık 1 km. lik bir yürüyüşle ulaşılır. Villa Kardinal Angelo Durini tarafından 1787 yılında yaptırılmıştır. II. Dünya Savaşından sonra, bir süre müttefik komutanlar tarafından kullanılmıştır. Bahçe Monzino tarafından Rönesans ihtişamıyla restore edilmiştir. Bölgenin büyüleyici manzarasına sahiptir. Tekne ya da kısa yürüyüşle ulaşılabilir. Buranın en önemli özelliği: 2006 yılı yapımı “Casino Royale” filmi ve “Yıldız Savaşları Episodu II” filminin bazı sahneleri burada çekildi.
Çünkü Como gölünün her yerinde, en dramatik yerlerden birisidir ve mimari ve göl manzaralarının çarpıcı bir güzelliği ve birlikteliğini sunar. Bu nedenle bakımlı bahçeleri birçok hayran ziyaretçiyi buraya çeker. Villanın içindeki rehberli turlara katılırsanız: villanın son oturanı Guido Monzino nun 1974 yılında satın aldığı nefis koleksiyonu görebilirsiniz. Bu koleksiyon villanın içindeki odalardadır ve 18’nci yüzyıl İngiliz ve Fransız mobilyaları ile döşenmiştir. Ayrıca Çin, Afrika ve Kolomb öncesi sanat koleksiyonları vardır. Villa rehberli turlarla gezilebilir.
İtalya Como gölü Villa Carlotta-Tremezzo
Villa Carlotta-Tremezzo
Tremezzo’daki feribot iniş limanından, kısa bir yürüyüşle ulaşılır. Prusya prensesi Carlotta: 1847 tarihinde annesinden düğün hediyesi olarak bu villayı aldı. Üst katta dönem mobilyalarına sahip odalar, kraliyet yaşam tarzına inanılmaz bir bakış görülür. Günümüzde villada bulunan botanik bahçeleri arasında dolaşıp, prensesin eski evini ziyaret edebilirsiniz. Bahçeler ziyarete açıktır. Giriş ücreti 9 Euro’dur. Burada Antonio Canova’nın heykelleri görülür. Avrupa’nın en iyi ormangülleri, açelyaları ve kameriyeleri buradadır. Burası müze olarak işlev görüyor.
İtalya Como gölü Villa Oleandra-Villa Margherita
Villa Oleandra-Villa Margherita
Bu yan yana iki villanın sahibi George Clooney’dir. 2002 yılında bu evi, 7.5 milyon Euro ya satın aldığı söyleniyor. Ancak Clooney: bölge halkı ve magazincilerden şikayetçi olunca, mahkeme kararıyla bulunduğu villalara 100 metreden fazla yaklaşmak yasaklanmıştır. Bu durum, tur tekneleri içinde geçerlidir, eskiden gölde tur yapan tekneler, Clooney’in villasına yaklaşır ve burayı gezginlere yakından gösterirdi, ancak günümüzde bu yasaklanmıştır. Bu yasağa uymayanlara 600 dolar para cezası verileceği de bildirilmiştir.
Villa Belmonte
Benito Mussolini ve Calaretta Petacci: 1945 yılında Como gölünün yanında ele geçirildiler. Yakalanmadan önce: XXIV Maggio’daki Villa Belmonte’nin kapısında partizanlar tarafından vurulup öldürülmeden önce, Mezzegra da bir villada kaldılar. Günümüzde: bu villanın dışında hatıra haçı görülüyor. Hatta villanın içinde, Mussolini’nin kaldığı odanın bıraktığı şekilde korunduğu söyleniyor.
Sonuç
Ben Como gölüne turla ve kış döneminde gittim. (Şubat 2018) Hava soğuk değildi, zaten buranın en ilgi çeken yanı ikliminin güzel olması. Kış dönemi olması nedeniyle göl ve çevresi çok sakindi ve hatta Como sokaklarında yani birkaç kişi bile görmek pek mümkün değildi. Bu sakinlik yanında: gerek göl ve gerekse çevresi kış nedeniyle karanlık, pusluydu ve buranın çok övülen yeşillik ve gölün maviliğinden bir şey hissedemedim. Burası yazın ziyaret edilmeli, ancak yazın da buranın aşırı kalabalık olduğu unutulmamalı. Sonuç olarak: Como gölünde kaldığım 3-4 saatlik sürede belki garip gelebilir ama beğenmedim. Belki kış olmasından belki de buraya ayrılan zamanın kısa olmasından, çevreye gidememekten, sonuç olarak buraya yazın gidin ve kesinlikle uzun zaman ayırın, yoksa turların ekstraları ile buraya sakın gitmeyin, hiç bir şey anlamazsınız.