Otantik kıyafetleri, zengin kültürü, yaylaları ve doğal güzellikleriyle önem kazanan bir yerdir. Yörede “çatma” denen yerel mimari örneği evler görülmeye değerdir. Ayrıca “Kızıldereli” çadırlarını andıran ve yöreye has olan kıl çadırlar da ilgi çeker.
ULAŞIM
Doğanşar, Sivas arası uzaklık: 95 km. Doğanşar, Hafik arası uzaklık: 52 km. Doğanşar, Zara arası uzaklık: 92 km.
TARİHİ
Yörenin Bizans döneminde kullanılan ismi “İpsile” dir. 1399 yılında Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
1870 yılı öncesinde Tokat iline bağlı yerleşim, bu tarihten sonra Sivas’a bağlanır. İsmi ise “Tozanlı” dır. Tozanlı ismi, Tozan Bey ve aynı isimle anılan bir cemaatten alınmıştır. Tozan Bey, 1455 öncesinde yörede idari ve askeri yetkilidir. Nahiyedeki bir gurup köyün hem malikane hem de divani gelirlerini elinde bulunduruyordu. Tozanlı cemaatinin lideri konumundaydı. 1960 yılında yörenin ismi “Doğanşar” olarak değiştirilmiştir. Doğanşar kelime anlamı: “şehir, memleket” demektir. 1990 yılında ilçe olur.
GENEL
Yerleşim, İç Anadolu bölgesinin kuzey doğusunda, Karadeniz ile İç Anadolu bölgesi arasında bulunmaktadır. Yörede, Karadeniz ile sınır olması nedeniyle yeşillik bir hayli fazladır. Orman örtüsü, Ortaköy civarında iyice artar ve bu ormanlık alanda doğa yürüyüşü yani trekking yapılmaktadır.
NE YENİR
Buraya yolunuz düşer ve yerel lezzetleri tatmak isterseniz “keşkek, kuzu dolması, peskütan ve kuşburnu ekşisi” tatmanızı öneririm.
GELENEKSEL AHMET AYIK KARAKUCAK GÜREŞLERİ VE BAL FESTİVALİ
Her yıl geleneksel olarak Ağustos ayı içerisinde yapılır.
GEZİLECEK YERLER
KARAKAYA KANYONU
İlçe merkezine 3 km uzaklıkta Tekeliçi çayı üzerindedir.
Bölgenin suları: bir zamanlar Cücü tepesinden akarken, ilçe merkezinin bulunduğu yer göl imiş. Ancak sular bir süre sonra, 1447 rakımlı Cücü tepesi ile Tavşan tepesi arasında yeni bir yol edinir ve Ütük köyüne doğru akar.
Böylece yörede zamanla Karakaya kanyonu oluşur. Cücü tepesinden aşağı akan sular, günümüzde 1300 metreden akar. Kanyonun girişi sadece birkaç metredir. Kanyon içinde ileriye gidildikçe genişler ve sonra yine daralır.
Birkaç kilometre sonra bir şelale bulunur. Yeşilırmak nehrinin balıklarının Doğanşar’a çıkışını bu şelale önler. 1970’li yıllarda kanalizasyonlar nehre akmadığından, Tekeli içi deresi temizdir.
Bu yüzden Karakaya boğazının giriş kısmı, Doğanşarlı çocukların yüzme ve piknik alanıydı. 1990’lı yıllarda bu gelenek unutuldu. Sonuç, kanyon doğa yürüyüşü yapmak için son derece elverişlidir.
Sivas Doğanşar Dipsizgöl Şelalesi
DİPSİZGÖL ŞELALESİ
İlçe merkezine 16 km uzaklıkta Doğanşar-Sivas karayolunun kenarındadır. Göl, anayoldan ayrıldıktan sonra Kızıldağ Krom Madeni ve Göğseki ve Tikenli yaylalarına giden yolun hemen 30 metre yakınındadır.
Gölün derinliği muhtemelen 14 metredir. Göl suyundaki mineraller, gölün çevresinde kaya kütleleri oluşturmuştur. Suyun çıktığı alan çöktüğü için, su: kaya kütlesinin 7-8 metre altından yol bularak akmaya başlamıştır. Kaya kütlesinin altından akan su, yaklaşık 200 metre sonra, yine yüzeye çıkar ve şelaleyi oluşturur. Ancak suyun kaya kütlesinin altından akıp gitmesi nedeniyle göl oldukça küçülmüştür. Evet, buraya yolunuz düşerse gölün çevresinde çok sayıda tatlı su gözesi ve çeşme göreceksiniz. Ayrıca gölde balık yetişmektedir.
UZUNBELEN HUBYAR TÜRBESİ
Tokat ilinin Almus ilçesine bağlı Hubyar köyündedir. 44 km uzaklıktadır.
Hubyar Sultan (1500-1580) : önde gelen Alevi ocaklarından birisinin kurucusudur. Hubyar’ın Doğanşar yöresine ne zaman gelip yerleştiği ve kim olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Muhtemelen ilk fetihler döneminde, Hubyar, buraya gelmiştir.
Hubyar Sultan Türbesi buradadır. Türbede sadece Hubyar Sultan yatmaktadır. Oğulları Hüseyin Abdal ve Mustafa Abdal, bu türbeden 40 metre ileridedir. Hubyar Sultan “benim oğlumun türbesi benden yüksek olsun” demesi üzerine Hasan Abdal’ın türbesi yüksek yapılmıştır.
Hubyar isimli yerleşimin ismi 1960 yılında Uzunbelen olarak değiştirilmiştir. 1993 yılında ise yine Hubyar olarak değiştirilmiştir.
Yörede Hubyar ile ilgili inanışların başlıcası şudur “Hubyar bir gece Dedede, Cuma akşamı Doğanşar Ulucamiinde, diğer gecelerde ise, Uzunbelen’deki kabrinde yatmaktadır.”
Evet, Uzunbelen’de bulanan Hubyar Tekkesi, 1955 ve 1982 yıllarında onarılarak güzelleştirilmiştir.
Çandır, bağlı bulunduğu Yozgat iline 119 km uzaklıktadır. Çandır, Boğazlıyan arası uzaklık: 29 km. Çandır, Çayıralan arası uzaklık: 15 km.
TARİHİ
İlçenin bulunduğu bölgenin tarihi hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Ancak bölgede bulunan kalıntılara göre, buranın bir zamanlar Bizans döneminde bir yerleşim yeri olduğu tahmin edilmektedir. Daha sonra ise, Selçuklular ve Dulkadiroğlu Beyliği yörede hakimiyet kurmuştur.
Çandır, 1930 yılında Belediye, 1948 yılında Bucak ve 1990 yılında ilçe olmuştur. Çandır isminin kaynağı nedir? Çandır ilçesinin isminin kaynağı “Candır” yani “cana yakın, güzel, değerli” kelimesinden türetilmiş ve “Çandır” olmuştur.
Yozgat Çandır
GENEL
İlçe İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümündedir. İlçe merkezi düz bir alana kurulmuştur. Çevresi yüksekliği fazla olmayan tepelerle çevrilidir. Bu tepeler, dere ve çaylarla parçalanarak platolar oluşmuştur. Denizden yükseklik 1225 metredir. En önemli yükselti Gevencik dağıdır. (1608 metre) Bölgede iki akarsu bulunur.
Bunlar: Mera çayı ve Kozan çayıdır. Bu iki çay, ilçede birleşir ve ilçenin batısında bulunan “Uzunlu barajı” na dökülür. Yörede karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Bitki örtüsü olarak bozkırlar hakimdir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yurtdışında da önemli oranda işçi bulunmaktadır.
Yozgat Çandır
GEZİLECEK YERLER
ŞAHRUH BEY
İlçede, Şahruh bey tarafından yaptırılan birkaç yapı bulunuyor. Bu yüzden, kendisi hakkında kısa bilgi vermek uygundur.
Dulkadiroğlunun son hükümdarı Alauddevle Bozkurt Bey (1479-1515) in oğludur. 1485-1490 yılları arasında yapılan Osmanlı-Memlük savaşında Osmanlı tarafını tutan amcası Şah Budak tarafından, 1489 yılında yapılan bir baskın sonucunda esir edilmiş ve gözlerine mil çekilmiştir.
Ancak mil çekilmesi görmesine engel olmamıştır. Şahruh Bey’in ölmekten kurtulmasının sebebi ise: Şah Budak, sonrasında Alaüddevle Bey yani Şahruh’un babası ile karşılaşır ve yenilir, kaçar. Şahruh Bey’in, babasının bu parlak zaferi nedeniyle ölümden kurtulduğu tahmin edilmektedir. Daha sonra Kırşehir Beyi olan Şahruh Bey, yörede birçok sanat eseri yaptırmıştır.
Yozgat Çandır Şahruhbey Camii
ŞAHRUH BEY MESCİDİ
İlçe merkezinde, Boğazlıyan-Çandır yolunun kenarındadır. Burası günümüzde “Merkez Camisi” olarak geçer. Mescit: Şahruh Bey tarafından yaptırılmıştır. Yaptırıldığında iki minarelidir. Günümüzde: mescitten sadece batıda bulunan bir minaresi kalmıştır. Mescidin yerine ise, başka bir cami yapılmıştır. Orijinal minare: yuvarlak gövdeli ve kare kaidelidir.
Minare, diğer Dulkadiroğulları minarelerinde olduğu gibi, oldukça kısa bir gövdeye sahiptir. Şerefeye kadar olan kısmı tuğladandır. Yuvarlak, kısa gövdeden iki sıra halinde silmeyle şerefe altlığına geçilmektedir. Şerefe korkulukları ve pabuçluk, çokgen düzgün kesme taştan örülmüştür.
Yozgat Çandır Kümbeti
ÇANDIR KÜMBEDİ (ŞAH SULTAN HATUN TÜRBESİ)
Şah Sultan Hatun: Dulkadiroğulları Beyliği döneminde, Dulkadirli Şehsuvar Bey (1467-1473)in kızı ve Dulkadir Hükümdarı Alaüddevle Bey’in oğullarından Şahruh Beyin eşidir. Babası ve amcasının hükümdar olmaları nedeniyle, saraylarda yetişmiştir. Burada bulunan zarif abide türbe, kendisini çok sevdiği anlaşılan Şahruh Bey’in eseridir.
İçeride bulunan lahdin yanlarında bulunan ifadelere göre, türbe: Şahruhun karısı Şah Sultan’a aittir ve türbe, kocası Şahruh Bey tarafından karısının ölümünden 8-9 yıl sonra yaptırılmıştır. Yani muhtemelen 1500’lü yıllarda yaptırılmıştır. Yapı: Anadolu’da bulunan eyvanlı türbeler içinde en önemli örneklerden birisidir. Çünkü altında kriptası vardır.
Yozgat Çandır Kümbeti
Sade ve düzgün çerçeveli kriptaya: 3 basamaklı bir merdivenle inilir. Kapı çerçevesi, mermer profillidir. Üstü taş kemerli profillerle sivri şekilde sonlanmıştır. Kubbenin ortasında armut veya damla şeklinde sarkıtılmış kilit taşı bulunur. Gövde kısmı, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Üzeri piramidal külahla örtülmüştür. Gerek türbede, gerekse eyvan kısmında kullanılan açık kahve ve gri renkteki taşlarla yapılan örgü sistemi, türbenin estetik değerini arttırır.
Birçok mezarlık içinde, çevresi duvarla çevrilerek ayrılan türbe, zarar görmeden günümüze kadar ulaşmıştır. Türbenin içinde, Şah Sultan’ın sembolik lahdi vardır.
Yozgat Sorgun gezi yazısı hakkındaki yazım için Sorgun
Karadeniz sahil otoyolu üzerinde bulunan bu şirin ilçemiz, her ne kadar deniz kıyısında olmasa da, Karadeniz’in her türlü özelliklerini taşıyor.
Samsun Çarşamba
ULAŞIM
Karadeniz Sahil Yolu: ilçeden geçmektedir. Çarşamba-Samsun arası uzaklık; 36 km. dir. Çarşamba-Ordu arası uzaklık: 112 km. Çarşamba’nın hemen yanı başındaki Terme ile arasındaki uzaklık ise: 21 km.
Karadeniz bölgesinin en önemli hava alanlarından biri olan: Çarşamba Havaalanı, burada bulunuyor. Daha doğrusu ilçenin yakınlarında. İlçeye 17 km. Samsun’a ise 19 km. uzaklıkta. Bu hava alanından, her gün düzenli uçak seferleri yapılmaktadır.
Samsun Çarşamba
TARİHİ
Çarşamba ve yakın çevresinde: MÖ.4000 yılından günümüze uzanan bir yerleşimin varlığından söz edilmektedir. Bu tarihi süreçte: bölgede, Hitit ve Frigya egemenlikleri görülür. Ayrıca: Çarşamba ovasında, MÖ.8.yüzyılda, kadın savaşçılar (Amazonlar)ın varlığı hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır.
MÖ.6.yüzyılda; bölgede Persler görülür. Daha sonra:MÖ.63 yılında, Roma imparatorluğu, bölgedeki hakimiyeti ele geçirir. Takip eden dönemde; yöredeki egemenlik, Bizanslılar tarafından sürdürülür.
1071 Malazgirt Savaşından sonra, Anadolu’ya göç eden Porsukoğulları, Çarşamba’ya gelip yerleşirler ve daha sonra, bulundukları yere :Porsuk köyü adını verirler. 1370 yılında; halen bugün ilçenin bulunduğu yerde; büyük bir panayır kurulurmuş.
Bu panayır: Çarşamba günleri kurulduğundan “Çarşamba Pazarı” olarak anılır. Çarşamba ilçesinin ismi de, buradan gelmektedir.
Anadolu Selçuklu Devletinin dağılmasından sonra: Çarşamba yöresinde, Taceddinoğulları Beyliği hüküm sürmeye başlar.
1428 yılında, Osmanlı imparatorluğu, bölgeyi ele geçirir.
Birinci Dünya Savaşından sonra; 1920 yılında, Ankara hükümeti tarafından görevlendirilen Osman Ağa: Rumlar ve Ermeniler tarafından oluşturulan ve dağlarda yerleşik çeteleri imha eder. Bölgede asayiş ve emniyet sağlanınca, Çarşamba’ya yerleşim için göçler başlar.
Samsun Çarşamba
GENEL
Samsun Çarşamba Hasan Uğurlu Barajı
İlçe; Yeşilırmak’ın Çarşamba ovasına çıktığı yer yakınında, ırmağın iki yakasında kurulmuştur. Daha önceki sel olaylarına önlem olarak: Yeşilırmak üzerine, Çarşamba’ya varmadan hemen önce iki baraj yapılmış. (Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu Barajları. Hasan Uğurlu. Suat ve Hasan Uğurlu çifti, bu barajın projesi aşamasında çalışan mühendis bir çift.
Bir çalışma sonrası, kendi evlerine dönerken, trafik kazası geçirip vefat ediyorlar. Aynı yerde, 2 farklı baraj çalışması tamamlandıktan sonra, barajlara, bu çiftin isimleri veriliyor. )
Yeşilırmak’ın denize yakın kısımlarında: delta gölleri oluşmuştur. Sahilde bulunan bu göller: Dumanlı gölü, Akarcık gölü, Akmaz gölü, Kocagöl’dür. Göllerin çevresi, sazlık ve bataklıklarla çevrilidir.
İlçede, tipik Orta Karadeniz iklimi hüküm sürer. Yazları serin, kışlar ılık ve yağışlıdır. Deniz etkisiyle, yaz ve kış ayları arasında, çok büyük sıcaklık farkları görülmez. Az kar yağar.
Türkiye mısır üretiminin büyük kısmı: Çarşamba’dan sağlanmaktadır. Ayrıca, ilçede büyük miktarda tütün yetiştirilmektedir.
Şeker Fabrikasının açılmasıyla, şeker pancarı üretimi de artmıştır. 3 fındık kırma fabrikası bulunuyor. Bunlarda işlenen fındıklar: Almanya, Amerika, Suudi Arabistan, Hollanda, Belçika, İsviçre gibi ülkelere ihraç ediliyor.
Rusya’dan gelen Botaş’a ait Mavi Akım doğalgaz hattı: ülkemizde, Çarşamba’nın Demirliköy Durusu mevkiinde, denizden karaya çıkmaktadır.
Çarşamba: deniz kıyısında olan bir yerleşim yeri değil. Ama elbette Karadeniz kıyısına çok yakın olması nedeniyle, denize girmek isterseniz, Civa burnu istikametinde, ilçe merkezine 10-12 km. uzaklıktaki, ince kumlu plajlarda denize girmek mümkündür.
ÇARŞAMBA VE SELLER
Kayıtlara geçen ilk sel: 11.06.1930 tarihinde, şiddetli yağışlar sonucu Yeşilırmak taşar ve kasabaya dolan sular, tuz pazarından başlayarak, Demirciler caddesini takip eder ve Kanarya sahasına ilerler. Şiddetle ilerleyen sular, köprüyü yıkar, denize yakın köyler, günlerce su altında kalır.
Takip eden tarihi süreçte: 1931, 1948, 1951 ve son olarak 1999 yılında, seller bölgede yine şiddetle hüküm sürer.
ÇARŞAMBA’YI SEL ALDI TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ
Ahmet; Abdal deresinin kıyısında yerleşmiş, yoksul köy ailelerinden birinin oğludur. Melek ise: onun kalbine hükmeden, köyün güzel kızı. Ahmet ve Melek: baharla birlikte, yüzük takıp nişanlanırlar. Ancak: yapraklar sararmaya başlayınca, Ahmet askere gider. Melek ise, gözyaşlarıyla baş başa kalır.
Bu arada: köyün ağasının oğlu Mehmet; Melek’e göz koyar. Melek bu yakınlaşmayı kabul etmez, ancak Ağaoğlu Mehmet, adamlarıyla birlikte, Melek’i dağa kaçırır.
Kötü haber, askerdeki Ahmet’e ulaşır. Ahmet: hemen yollara düşer, dağ tepe demeden gece gündüz, Melek’i arar. Bu sırada: yağmur başlar, şimşek şimşek içinden çıkar, gökyüzü çatırdar. Işınlar, Çarşamba ovasını renkten renge sokar. Sanki tufan ikinci kez yaşanıyordu.
Yağmur: Yeşilırmak’ı boğar. Çarşamba ovası kaynayarak, akan bir göle dönüşür. Canik dağlarından aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükler.
Sonunda yağmur duruverir. Yeşil çarşamba üzerine, güneş parlar. Sular, günbegün çekilir. Çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başlanır. Yaralar sarılır, evler onarılır, abdal deresinin Yeşilırmak’a katılmak üzere döküldüğü yamacın başında: ahali, toplanmaya başlar.
Derenin eğimle indiği yamacın dibinde, büyük bir kaya parçası vardır. O kayanın üstünde ise, iki kişi vardır. Ahmet ve Melek. El ele tutuşmuşlar, sırtüstü öylece yatmaktadırlar.
Hüzün; yerini göz yaşına bırakır. O büyük kaya parçası; yedi yerinden yarılır. Ve her birinden, bir servi boyu su fışkırmaya başlar. Bu durum, bu hazin aşka; doğanın döktüğü gözyaşları olarak düşünülür.
Ahali, şaşkınlığının ardından dualar okumaya başlarlar, yıllardır can alan, insanların acısını dile getiren dizeler ağızlarından dökülür. İşte: Çarşambayı sel aldı türküsü, o anda oluşan mırıltılardan doğmuştur.
Yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde, bir su değirmeni kurulur. Ve o yöre, o günden sonra, Değirmenbaşı olarak anılır.
Çınar ağaçlarının gölgelediği değirmenin, 7 taşı vardır. Yedi oluğuna su veren set üzerinden, 7 kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinde, yedişer kez su atmak: uğur sayılır. Hıdırellez döneminde, bu adet tekrarlanır.
NE YENİR
TİRİT
Kaz eti, pirinç ve yufka ile yapılır. Çarşamba’nın en önemli yemeklerinden biri olarak öne çıkar.
KEŞKEK
Çarşamba’da genellikle düğünlerde yapılan bir yiyecektir. Buğday, tavuk ya da kuzu eti ve tereyağı ile yapılır. Yapımı oldukça zordur. Hazmı çok ağırdır.
KIVRATMA
Fındık ve yufka ile yapılan bir tatlı çeşididir. Bayramlarda yapılır.
BÜRYAN
Genellikle, düğünlerde yapılan sulu et yemeği türüdür.
MISIR ÇORBASI
Tane mısırdan yapılan, yoğurtla karıştırılarak tüketilen bir yemektir.
KARMAÇ
Mısır ekmeğinden yapılır.
LEPSİ
Bir tür Gürcü yemeğidir. Tavuktan ve cevizden yapılır.
CIZLAMA
Buğday unundan yapılır.
POOT
Mısır unu ve tereyağı ile yapılır.
BALCAN TURŞUSU
Patlıcandan yapılmış, çok güzel bir turşu çeşididir.
NE SATIN ALINIR
Mevsiminde gitti iseniz, Çarşamba’dan fındık almayı sakın unutmayın. Taze veya kuru fındık, buradan alınabilecek en güzel hediyeliktir.
Samsun Çarşamba
GEZİLECEK YERLER
Samsun Çarşamba Yeni Köprü
YENİ KÖPRÜ
Cumhuriyet döneminde: 1931 yılında yapılmıştır. Cumhuriyet tarihinin ilk köprülerinden biridir. Köprünün, betonarme 12 ayağı vardır. Gözlerin arası 7 metre, orta ayakların arası ise 12 metredir. Uzunluğu: 274 metredir. Günümüzde köprü araç trafiğine kapalı, yalnızca yayalar tarafından kullanılıyor.
Samsun Çarşamba Adapark
Samsun Çarşamba Adapark Gezi Treni
ADAPARK
Karadeniz bölgesinin en büyük rekreasyon alanı. Yeşilırmak kıyısında, 300 dönümlük bir arazi üzerinde kurulmuş sosyal bir alan. Burada: yürüyüş yolları, spor tesisleri, tarihi Çarşamba Evi, göl restoran, yarı olimpik kapalı yüzme havuzu ve saunası, kafeteryaları, kır düğün alanları, çocuk oyun olanları bulunmaktadır.
Parkın en orijinal etkinliği: gezi treni. 3 vagondan oluşan gezi treni: gidiş-geliş 6 km. lik parkurda, 25-30 dakika süresince dolaşıyor.
Samsun Çarşamba Göğceli Camisi
GÖĞCELİ CAMİSİ
Çay mahallesindedir. Cami: Anadolu ahşap mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Duvarları: balta ile çıkarılmış, kalın ve uzun kalaslardan ibarettir. Çivisiz bir cami.
1206 yılında yapılmıştır. Giriş revakları: 1335 yılında onarılmıştır. Ancak: kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
Evet: cami tek katlı bir yapı. Duvarlarda: tek parça olarak kullanılan kalaslar, yaklaşık 15 cm. kalınlığında, 50 cm. eninde ve yaklaşık 12-20 metre uzunluğundadır. Ahşap yapı: taşınabilir özelliğe sahiptir.
Alttaki derinlik: yapının hava almasını nemi ve çürümeyi önlemek için açılmıştır. Çivi: yalnızca direk başlarının kirişlere bağlantısında kullanılmıştır.
Yapı: dıştan 18 x 22 metre ölçülerindedir. Kapalı alan: 254 metrekaredir. Açık alan ise: 140 metrekaredir. Caminin çevresindeki mezarlık: garipler mezarlığı olarak bilinir. Aynı zamanda: Kökçeli mezarlığı olarak da bilinir.
Yapı; 1986 yılında Sit alanı olarak koruma altına alınmıştır.
Samsun Çarşamba Rıdvan Bey Camisi
RIDVAN BEY CAMİSİ
1201 yılında, mescit şeklinde yapılmış. Kurucusu: Erbaalı Rıdvan Bey. Yeşilırmak’ta kaybolan kızının naşı, Çarşamba’da bulununca, bir hatıra olmak üzere, bu mescidi yaptırır. Süleyman Paşa döneminde cami büyütüldü. Cami: 1939-1943 depremlerinden sonra, halk tarafından tamir edilmiş.
ANIT ÇINAR AĞACI
Kirazlıçay mahallesi, Değirmenbaşı caddesindedir. Değirmenbaşı’ndaki meşhur değirmenin, su olukları üzerinde bulunan bu çınar ağacının altında, Arap Dede isimli zatın mezarının bulunduğuna inanılmaktadır.