Van Tuşba

Van Tuşba

Tuşba, Van arası uzaklık: 9 km.

TARİHİ

Yerleşim yeri, 2012 yılında Van merkezinin ikiye bölünmesiyle ilçe olmuştur. Tuşba ismi, Van yöresinin eski ismidir.

Van Tuşba

GENEL

İlçe Van ili sınırları içindedir. Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murat-Van bölümündeki Van gölü kapalı havzasındadır. İlçe, merkez ilçe olduğundan fazla engebeli alan yoktur. Rakımı ortalama 1725 metredir. Van gölü kıyısında 73 km kıyı şeridi vardır. İlçede karasal iklim hakimdir. Kışları sert ve uzun geçer. Yüksek bölgelerde Van gölü nedeniyle kış daha az sert geçmektedir. Vadiler zengin bitki örtüsüyle kaplıdır. Ancak dağlar genel olarak ağaçsızdır. Bozkır manzarası gösterir. Halkın çoğu tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

Van Tuşba Van gölü ve plajı

VAN GÖLÜ VE PLAJ

Ülkemizde denize kıyısı olmayan tek “Mavi Bayraklı Plajı” burada Molla Kasım’da Van gölü kıyısındadır. İlçenin Van gölü kıyısında 73 kilometrelik sahili bulunmaktadır. Van gölü suları tuzlu ve sodalıdır. Göl su seviyesi iklime bağlı olarak alçalır yükselir. Gölün en derin yeri 451 metredir. Doğu bölümünde 4 ada vardır. Bunlar: Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır.

GEZİLECEK YERLER

Van Tuşba İskele Caddesi

 

İSKELE CADDESİ

İlçe merkezinde bulunan İskele Caddesi, Türkiye’nin en uzun caddesidir. Dünya sıralamasında ise, dünyanın en uzun 2’nci caddesi olarak bilinir.

AKKÖPRÜ MAHALLESİ

İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır.

Toprakkale

İlçe merkezine bağlı Akköprü Mahallesindedir. Asurlular Van kalesini ele geçirince, Urartular Tuşba yakınlarında Rusahinli (Toprakkale) şehrini kurarak varlıklarını devam ettirmişlerdir.

Van kalesine oldukça yakındır. Van kalesi, Asurlular tarafından kuşatılınca, güvenli olmadığı izlenimi yaratır. Bunun üzerine Urartu kralı II Rusa da güvenli olması amacıyla, Toprakkaleyi inşa ettirir. Burası Urartu krallığının ikinci başkentidir. 

Daha doğrusu dinsel bir merkezdir. Çünkü: kale’de baş Tanrı Haldi’ye adanmış bir tapınağın temeli, saray, depo binası ve sarnıç kalantıları bulunur. Saray ile tapınağın mozaikleri Van Müzesi ile Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. MÖ 612 yılında, Anadolu’ya gelen Medler, Urartu Krallığına son verirler.

Van Tuşba Meher Kapı

Meher Kapı

İlçe merkezine bağlı Akköprü Mahallesindedir. Toprakkale’nin yaklaşık 600-700 metre kadar batısında, Zimzim dağlarının batı ucundadır. Hazine kapısı, Çoban kapısı ve Taş kapı adıyla da bilinmektedir. Van kalesinin ise 5 km doğusundadır.

MÖ 820-810 yılları arasına tarihlenir. “Meher” kelimesi anlamı “Aydınlatan” demektir. Urartu krallarından İşpuini ve Menua döneminde Tanrı Haldi adına kalker kayanın oyulmasıyla yaptırılmıştır. İki çerçeveli, dikdörtgen bir yapıya sahiptir.

Tanrı Haldi adına yaptırılmış simgesel bir tapınak kapısıdır. Güneye bakan anıt ana kayanın düzleştirilmesi suretiyle yapılmıştır. Ölçüleri: 4.10 x 2.61 metredir.

Kapı, yerden 17-18 metre yüksekliktedir. Buraya: yerden kapıya kadar kayaların oyulmasıyla yapılmış basamaklarla çıkılmaktadır. Bu basamaklardan bir kısmı aşınmış, ancak büyük bölümü günümüze ulaşmıştır.

Meher kapının ortasında, 94 satırlık çivi yazısı ile yazılmış Urartuca yazıt bulunur. Yazıtta, Krallıkça benimsenmiş tanrı ve tanrıçaların adları ile bunlara kurban edilecek büyük ve küçükbaş hayvanların (sığır, manda, koyun, kuzu gibi) sayıları belirtilmektedir.

Tanrı listesi, hiyerarşik bir sıraya göre düzenlenmiştir. En üstte Tanrı Haldi, sonda Teişeba ve Şivini, ardından Tanrıçalar Arubani, Huba ve Tuşpea’nın isimleri yazılıdır. Teişeba Anadolu’nun en eski ve önemli tanrılarından birisidir.

Meherkapı yazıtında Tanrı Teişeba’ya 6 sığır ve 12 koyun kurban edileceğinden söz edilmektedir. Teişeba adına, Urartu krallarından I. Rusa (MÖ 735-714) ve II Rusa (MÖ 685-645) tarafından şehirler kurulmuştur.

Listenin üçüncü sırasında bulunan Güneş Tanrısı Şiuini: genellikle kanatlı güneş diski içinde betimlenmiştir. Şiuini’ye 4 sığır ve 8 koyun kurban edilmekteydi. Ancak Urartu kralları tarafından Tanrı Şiuini adına şehirler kurulmamıştır.

Yazıtta toplam 60 tanrı ve 16 tanrıça ismi yazılıdır. Ayrıca kutsal sayılan ve adına kurban adanan dağ, nehir ve şehir isimleri de bulunur. Bu yazıtta, Urartu krallığına ait tüm tanrılar bir düzen içinde sınıflandırılmıştır. Bütün tanrılara kesilecek toplam kurban sayısı 110 büyükbaş ve 310 küçükbaştır. Kurban edilecek bu hayvanlar, yılda bir kere (muhtemelen Eylül ayında) toplu olarak kesilir ve parçalanırdı. Kesimler: Meherkapı’nın güneyindeki anakayanın düzleştirilmesiyle oluşan teraslarda yapılmaktaydı.

Tanrı Haldi’nin bu kapıdan bir ışık demeti içinden çıkacağına inanılırdı. Bu yüzden önemli bir inanç merkezidir. Hz Ali’nin at ve ganimetlerinin kapının ardında olduğu ve yılda bir gün kapının açıldığı da bir inanıştır. Kutsal olduğu kabul edilen kapıda çivi yazısı bulunur. Yazıtta Urartu Krallığının inandığı tüm Tanrılardan bahsedilmektedir.

Yörede anlatılan bir söylentiden de söz etmek istiyorum. “Bir çoban, kapının tılsımını söylemiş ve içinde hazine bulunan kapı açılmıştır. Çoban içeri girer ve burada uyuyakalır. Uyandığında kapının açılması için gereken tılsımı unutmuştur ve içeride kalır, dışarı çıkamaz. “

Gelelim günümüze, burası gereken ilgi gösterilmediğinden sprey boya ile yazılan saçma sapan yazılarla kirletilmiştir.

AĞARTI MAHALLESİ

İlçe merkezine 32 km uzaklıktadır.

Van Tuşba Ayanis Kalesi

AYANİS KALESİ

Tuşba İlçe merkezine bağlı 32 km uzaklıktaki Ağartı köyünün kuzeybatısında bir tepe üstünde Van gölünün kıyısındadır.

Van Tuşba Ayanis Kalesi

Doğu batı doğrultusunda uzanan tepe, Van gölünden 250 metre yüksektedir. Kalede, arkeolojik resmi kazılarda bulunan çivi yazılı kitabesine göre: Ayanis kalesi, MÖ 685 ve 650 tarihleri arasında, Urartu krallığının başında bulunan Kral II Rusa döneminde yaptırılmıştır. Kalenin: MÖ 673-672 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.

Kaleye: Süphan dağının karşısındaki Rusa kenti anlamına gelen “Rusahinili-Eiduru-kai” ismi verilmiştir. Kale: 100 x 400 metre boyutlarındadır. Kale: Stadel, Güney Tepe, Pınar Başı yerleşimlerinden oluşmaktadır.

Kalenin yamacında Ayanis Ağartı köyü bulunur. Karşısında ise Süphan dağı görülür. Kale: iki sur duvarıyla çevrilidir. Kalenin güneyinde giriş kapısı bulunur. Giriş kapısının bulunduğu güney surları andezit taşından yapılmıştır. Diğer su duvarları ise kalker taşından örülmüştür. Kalenin içindeki tapınak önemlidir.

Van Tuşba Ayanis Kalesi Tapınak Alanı

Tapınak Alanı

Kalenin en üst noktasında dinsel ritüellerin ve seramonilerin düzenlendiği 35 x 35 metre ölçülerinde tapınak alanı içinde “Susi Tapınağı” vardır.

Van Tuşba Ayanis Kalesi Tapınak Alanı

Tapınak alanında yapılan kazılarda: kerpiçlerin yüzeylerinde görülen sıva izleri ikinci evrenin sıva izlerini taşımaktadır. Yapılan incelemede, Tapınak alanının yangın geçirdiği ve onarılarak tekrar kullanıldığı anlaşılmıştır. Tapınak alanının ana giriş kapısının iki yanında: ortalarında birer delik bulunan, boyalı ve ahşap hayat ağacı taşıdıkları düşünülen kaideler bulunmuştur.

Bunlar değerlendirildiğinde, tapınağın girişten itibaren gösterişli ve sanatsal öğelere sahip bir yer olduğuna inanılır. Bu kapı, yangın sonrasında sıvanarak daraltılmıştır. Mavi boyanın üzerine krem rengi ikinci bir boya sürülmüştür. Kalenin kullanım dışı kalmasından sonra, tapınağın güney duvarı tahrip edilerek Cellanın içine girilmiştir. Çünkü cellanın güney duvarında, ikinci taş sırası tahrip edilmiştir.

Van Tuşba Ayanis Kalesi Tapınak Cellası

Tapınak Cellası

Tapınak cellası: 4.60 x 4.60 metre boyutlarındadır. Cellanın duvarları, iki sıra bazalt taşı üstüne yaklaşık 1.80 metre yükseklikte kerpiç olarak inşa edilmiştir. Cellanın kuzey kerpiç duvarı, 4 metre yüksekliğe kadar korunmuştur.

Tapınağın iç duvarlarını çevreleyen üst üste iki sıra bazalt taşın ön yüzü oyularak içleri kakma tekniğiyle yapılmış çeşitli: tanrı, hayvan ve bitkisel motiflerle (hayat ağacı, cin, sfenks, aslan ve fantastik kuş gibi) süslenmiştir.

Ancak bu bezemelerin kireç taşından yapılan iç dolgularının büyük bir kısmı tahrip olmuştur. Tapınak cellasında: tanrı tahtının veya heykelinin veya adak eşyalarının konduğu düşünülen platform, kapının karşısında ve doğu duvarına bitişik olarak bulunmaktadır.

Cellanın kuzey ve güneş duvarlarına bitişik ocakların olduğu belirlenmiştir. Bunlardan kuzeyde bulunan ocağın yanındaki kalkanda, hiçbir zaman söndürülmemesi gerektiği yazılıdır. Tunçtan yapılmış bu kalkan parçası üzerine çizilmiş sahnede, Tanrı Haldi, ölüm saçan kutsal mızrağıyla düşmana karşı en önde gitmektedir.

Onun arkasında ise aslan, boğa ve karışık yaratıklar üzerinde ayakta duran ve her biri birbirinden farklı silahlar taşıyan Teişeba, Şivini ve diğer tanrılar gelmektedir. Bu yüzden Savaş Tanrısı Haldi’ye adak olarak çeşitli silahlar sunuluyor ve bunlar tapınaklarda saklanıyordu. Bu yüzden, bu tanrının tapınaklarında: mızrak, kalkan, ok ve yay gibi silahlara rastlanılır.

Tapınağın ön cephesindeki andezit taşları üzerine yazılmış bir Urartu yazıtı da vardır. Bu yazıt, Urartu yazıtları arasında en uzun üçüncü yazıttır. Toplam 16 metre uzunluğundadır. Yazıta göre: Urartu kralı II Rusa Hate, Muşki ve Asur ülkelerinden esirler almış ve Ayanis kalesi çevresinde bir kent ve bahçeler yaptırmıştır. Ayrıca Argişti oğlu II Rusa tarafından bu Susi tapınağının inşa ettirildiği ve Tanrı Haldi’ye çok güzel bir kapı inşa ettirildiği yazılıdır.

Van Tuşba Ayanis Kalesi Payeli Salon

Payeli Salon

Kalenin bu bölümünde, payelerle desteklenen büyükçe bir mekan bulunmaktadır. Anıtsal payelerden dolayı buraya “Payeli Salon” ismi verilmiştir. 36 x 27 metre ölçülerinde, dikdörtgen plana sahiptir. Salon içerisinde toplam 14 tane andezit taş temel üzerinde kerpiç beden duvarları yer almaktadır.

Buranın tabanı, sıkıştırılmış topraktır. Bu sıkıştırılmış toprak, doğrudan ana kayanın üzerine konularak düzeltilmiştir. Salona ismini veren payelerin çevresinde: payelere asılmış olarak: demir ve tunç ok uçları, miğferler, tunç kılıçlar, demir mızrak uçları, tunç kalkanlar, altın rozetler, altın varaklar ve benzeri kalıntılar bulunmuştur.

Salonun hemen arkasında gizemli bir oda vardır. Bu odanın gizemi yani işlevi anlaşılmamıştır. Bu odada bulunan bulundular mermerdir. Duvarda da ahşap izler vardır. Odanın kapı ve pencereleri de yoktur.

Domestik Mekanlar

Kalenin merkez denebilecek kesiminde, Tapınak alanının doğusunda bulunan yapılardan bazıları günlük kullanıma ve üretime ilişkin veriler sunmaktadır. Ayanis kalesi, Urartu krallığının yıkılması ile kendi haline terk edilmiştir. Ayanis kalesinde 1989 yılından bu yana resmi arkeolojik kazılar devam etmektedir. Süslemeleri ile dikkat çeken kalede, uzun yıllardır kazı çalışmaları devam etmektedir.

DİBEKDÜZÜ MAHALLESİ

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır.

Van Tuşba Çapanak Adası

Çarpanak Adası

Van gölünün kuzeydoğu bölgesindedir. Çitören köyüne bağlıdır. Adanın kıyıya uzaklığı 1 km dir.

Van Tuşba Çapanak Adası

Köyün iskelesinden, teknelerle adaya ulaşım sağlanır. Ancak adaya ulaşım için bir yol daha var. 1 kilometre uzunluğundaki antik yoldan su altı yürüyüşü yapılarak da adaya ulaşılıyor. Ancak ada doğal yaşamın korunması açısından turizme kapalıdır.

Ada üzerinde: 9 ile 11’nci yüzyıllar arasında yapıldığı tahmin edilen Saint Jean’a adanmış bir manastır vardır. Manastırın 1700’lü yıllardan kalma yazıtındaki bilgilerden başka bilgi yoktur.

Van Tuşba Çapanak Adası

15’nci yüzyılda Adır adasındaki manastırda yaşayan keşişler, o bölgedeki uzun süren savaşlarda başrahipleri Nerses ölünce, Adır adasındaki manastırdan ayrılmışlar ve Çarpanak Manastırına yerleşmişlerdir. Ktouts isimli bu manastırın sadece kilise bölümü günümüze ulaşmıştır. Kilisenin iç duvarları fresklerle süslü değildir. İç duvarlarda sıva kullanılmamıştır. Çan kulesi, iki kolon tarafından taşınmaktadır.

KALECİK MAHALLESİ

İlçe merkezine bağlı 16 km uzaklıktaki Kalecik köyü çevresinde, farklı tarihi yapılar bulunur. Bunlar: 2475 dikilitaş, 25 oda mezarı ve 4 taş halkadır. Köy içinde bulunan Kalecik Kalesinin Urartu kralı İspuini döneminde inşa edildiği tahmin edilir. Kalede yapılan kazılarda, derin olan kültür tabakalarında, daha önceki dönemlere ait seramik parçaları bulunmuştur.

Kalecik köyüne yaklaşık olarak 500 metre uzaklıkta bir oda mezarlığı vardır. Köyün 1.5 km kuzeydoğusunda ilginç kalıntıların tespit edilmesinden sonra binlerce dikilitaş ve son derece düzgün, büyük taş halkalarla dikkati çeken alanın güneybatı kesiminde bir Urartu nekropolü belirlenmiştir.

Köyün doğusunda Şahbağı ile Sığır Tepesi arasında ise dikilitaşlar bulunur. 4 tane taş halka vardır. Dikilitaşların köşesine bitişik durumdaki taş halkı 13 metre çapındadır. Bunların, yaklaşık 20 metre batısında, yapay bir yükselti üzerine kurulmuş gibi görünen, iki taş halka daha vardır.

Bunlardan büyük olanı 30 metre ve küçük olanı ise 18 metre çapındadır. Bu taş halkalarla, dikilitaşların arasında, bir hendek vardır.

Düzenli sıralar halinde dikilmiş olan taşlar şehitlik, uzay gözlemi veya takvim sistemi ile ilgili olabilir. Dikilitaş alanının batısında ise, yuvarlak formunda üç taş yığını vardır. Bu taşlar tahrip edilmiştir.

KALECİK URARTU NEKROPOLÜ-MEZARLIĞI

Nekropol alanı, dikilitaşlar tarlasının yaklaşık 200 metre batısındadır. Nekropol alanında yapılan araştırmalarda, 30 ayrı bölümde kaçak kazı yapıldığı görülmüş, bunlardan 25 tanesinde mezar tespit edilmiştir.

Mezar odalarının girişleri, kalınlığı 1 metreyi bulan konglomera tabakasına açılan deliklerden yapılır. Definecilerin tahrip ettiği odalarda çok sayıda Urartu dönemine ait seramik parçası ve arkeolojik buluntular ele geçer. Aslında diğer Urartu mezarlarından da bilindiği gibi, cesetler mezara kişisel eşyalarıyla birlikte gömülüyordu.

Çünkü Urartular, ölümden sonra yaşamın devam edeceğine inanıyorlardı. Ayrıca: gömü töreni sırasında yenen ölü yemeğinin bir parçası da cesedin yapına içeceklerle birlikte bırakılırdı. Ölü yemeği ve içeceklerin kap kacak içinde bırakılması sonucu, mezar odalarında ele geçen buluntuların çoğunu çanak çömlek oluşturmaktadır.

Defineciler tarafından yağmalanmış olmasına rağmen, Kalecik nekropolünde ele geçen madeni eserler oldukça fazladır. Bunlardan bazıları: altın kaplama iğne başı, gümüşten küpe, yüzük ve bayan kafatası yanında bulunan saç spiralleri, tunçtan bazıları bir erkek kol kemiği üzerinde bulunan ejder başlı bileziklerdir.

Ayrıca: demirden kılıç, bıçak, balta, mızrak ucu, ok ucu, topuz başı ve çeşitli madeni eserler bulunmuştur. Bunlar arasında en güzel örnek: kabzası tunç, namlusu demirden yapılmış kılıçtır.

Nekropol alanı, 2020 tarihinde tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

ALTINTEPE NEKROPOLÜ

İlçe yakınlarında konumlanan Altıntepe’de yapılan kazılarda, Urartu mezarları tespit edilmiştir. Yaşamın diğer dünyada da devam edeceğine inanmalarından dolayı, oda ya da ev biçiminde yapılan mezarlarda özel eşyalar bulunmuştur. Mezar içlerinde hayvan kemiği ve çanak-çömlek buluntuları da yiyeceğin de mezara koyulduğunu ortaya çıkarmıştır.

Van Tuşba Amik Kalesi-Sinbat Kalesi

AMİK KALESİ-SİMBAT KALESİ

Yeşilsu köyündedir. Köyün tarihi MÖ 5’nci yüzyıla kadar gitmektedir.

Urartular döneminde inşa edilmiştir. Eski ismi “Simbat” dır. Simbat şehri, Van gölünün suları yükselince suların altında kalmıştır. Ancak halkının yoğun uğraşıları sonucu şehir Simbat kalesinin doğusunda yeniden yapılmıştır. Amik kalesi: Ahlat, Adilcevaz ve Erciş’e su yolu üzerinden bağlanan ticari bir liman kalesiydi.

Van Tuşba Amik Kalesi-Simbat Kalesi

Kale: Bizans imparatorluğuna bağlı Hacici Gagik isimli bir general tarafından 874 yılında onarılmıştır. Bu onarımda, surlar yeniden yapılmış ve bugünkü şeklini almıştır. Kale, daha sonra Harzemşahlar ve Büyük Selçuklular tarafından fetih edilmiştir.

Simbat kalesinin ismi, Osmanlı döneminde “Amik” olarak değiştirilir. Aynı dönemde, kalenin arkasında kalan Çelmik köyü de Van gölünde suların yükselmesi sonucu, sular altında kalarak yok olmuştur. Evet kale ile ilgili eski bilgiler, Evliya Çelebi tarafından düzenlenen Seyahatname de geçmektedir.

Kale, günümüze bir kısmı yıkık olarak gelmiştir. Yine de bir kısım kalıntısı görülebilir. Van gölünden kaleye çıkmak için kullanılan merdivenli bir tünel var. Günümüzde bu tünelin girişi var ve bazı izleri kalmıştır. Özellikle kaleye doğru çıkan merdivenler yok olmuştur. Yer yer merdiven taşları görülmektedir.

AŞAĞI ANZAF KALESİ

Van kalesinin kuzeydoğusunda, Van-İran karayolunun yakınında, doğal bir tepe üzerindedir. Tarihi yolların kesişme noktasında ve savunma açısından önemli bir yerdedir. MÖ 830-810 yılları arasında Urartu kralı İmurşini tarafından tamir ettirilmiştir.

Askeri amaçla inşa edilen kale, savunma ve stratejik açıdan büyük öneme sahiptir. Kale Urartılar zamanında yerleşim görmüş, Orta Çağda ise yıkıma uğramıştır. Dikdörtgen planlıdır. Güneybatı köşesi ile giriş kısmının bir bölümü, 1980’li yıllarda Van-Özalp-İran kara yolu yapımı nedeniyle harap olmuştur.

YUKARI ANZAF KALESİ

İlçe merkezine bağlı Dereüstü köyü sınırlarındadır. Eski ismi Anzaf köyüdür. Urartu kralı Minua tarafından inşa ettirilmiştir. Geniş bir alana yayılır. Buranın yapılma amacı: tarım ürünlerinin depolanmasıdır. Kale, Urartu yapım tekniğinin gelişim evrelerinin yansıtan bir örnek olması açısından önemlidir.

Kaleyi çevreleyen burçlar, surlar yapıyı erozyona karşı destekler. Yapılan araştırmalarda, kale surlarının MÖ 7’nci yüzyılda yaşanan depremde zarar gördüğü ortaya çıkmıştır. İç kalenin güneyinde Haldi Tapınağı bulunur. Tapınağa bir geçit içinden ulaşım sağlanır. Kalenin kuzey yönünde ise atölye ile depolar bulunur.

Van Tuşba Adır Adası Manastırı

ADIR ADASI MANASTIRI

Adır adası, Van gölündeki 4 adadan en büyük olanıdır. Adada, 10’ncu yüzyılda yerleşim olduğu tespit edilmiştir. Adır adası üzerinde bulunan manastırın 11’nci yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir.

Manastır kompleksinde: Saint Georges kilisesi, Saint Sion şapeli, papaz okulu, keşiş hücreleri, misafirhane ve liman bulunuyordu. Ancak bunlardan günümüze sadece ve kısmen kilise ve şapel ulaşmıştır. Kilise: bir el yazması belgeye göre 1305 yılında yenilenmiştir.

Küçük ölçekli ve haç planında bir yapıdır. Merkez kubbenin kolları haçın kollarıyla genişletilmiştir. 15’nci yüzyılda, Adır adasındaki manastırda yaşayan keşişler, bölgede süren savaşlarda başrahipleri Nerses ölünce, Adır adasındaki manastırdan ayrılırlar ve Çarpanak adasındaki manastıra yerleşirler.

1703 yılındaki depremde manastır büyük ölçüde hasar görerek yıkılmıştır. 1712 ve 1720 yılları arasında, Bitlisli Kaskaper usta tarafından yeniden inşa edilmiştir. Manastır, 1918 yılında boşaltılmıştır. Sonrasında herhangi bir koruma olmadan gelmiş ve halen yıkılmak üzeredir.

Günümüzde ada üzerinde 1766 yılında yapılan şapel ve jamaton ayaktadır. 1621 yılında yapılan kilise ise harap olmuştur.  Son bir not: martılar adada kuluçkaya yatmaktadır ve adaya çıkmak isteyen gezginlere karşı saldırgan tutum takınırlar, burayı ziyaret etmek isteyenler uyarılır.

Van hakkındaki gezi yazım için Van

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Görkemli büyükelçilik ve konsolosluk binalarıyla bezenmiş olan South Kensington ve Knightsbridge, şehrin en gözde, en canlı, en pahalı bölgelerinden birisidir. Kraliyet konusu Kensington Palace’ın yakın çevresi kısmen değişmeden kalmıştır.

Şık ve lüks Knightsbridge mağazaları, semtin varlıklı sakinlerine hitap eder. Bölgenin kuzeyindeki Hyde Park ve Victoria döneminde eğitim işlevi üstlenen müzeler, ziyaretçilerin şehrin bu bölümünden bekledikleri dinginliği ve görkemi sunacaktır.

 

NATUREL HİSTORY MUSEUM

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Cromwell Road üzerindedir. Bazı sergiler için giriş ücreti yoktur.
Katedrale benzeyen büyük müze binasının kendisi de bir başyapıttır. Her ne kadar, başlangıçta yani 1723 yılında bu müzenin eserleri, British Museum’da sergilenmiş olsa da, 1860 yılında, Sir Richard Owen: yeni bir binanın gerekliliği konusunda hükümeti ikna etmiştir. Güney Kensington’da seçilen site: daha önce bir kez “İngiltere’nin en çirkin binası” olarak seçilen ve 1862 yılında Uluslar arası Fuar için yapılan binadır.

Bu bina için yapılan tasarım yarışmasını: mimar Francis Fowke kazanmış ve onun tasarımı inşa edilmiştir. Ancak: 1865 yılında Fowke’nin aniden ölümü üzerine, genç bir mimar Alfred Waterhouse projenin tamamlanması için işbaşına getirilmiştir. Ama projede mimari stil değiştirilmiş, Rönesans Alman Romanesk tipi yeni güzel “Waterhouse Bina”sı: 18 Nisan 1881 tarihinde ziyarete açılmıştır. Kemer ve sütunların gizlediği, demir-çelik iskelet üzerine inşa edilen bina: hayvan ve bitki heykelleriyle dekore edilmiştir.

Dünyaca ünlü Waterhouse Binası: Londra şehrinde dönüm noktası olmuş bir sanat eseridir. Dev dış cephe: yüksek ve sivri kuleler ile yükselir. Yuvarlak kemerler ve büyük girişte: batı İskoçya’daki “Fingal Mağarası” bazalt sütunları betimlenmektedir. Bunun sonucunda ortaya çıkan eser: İngiltere’nin en çarpıcı örneklerinden birisidir. Binanın ikinci kat galerileri için, büyük bir merdiven ile yukarı çıkılır. Merkezi girişin etrafında iki taraflı simetrik plan vardır. Sokak cephesi: Kensington caddesi boyunca 680 metre uzanır.

Kuruluşundan itibaren “British Museum” bünyesinde bulunan müze: 1963 yılında bağımsızlığını kazanmıştır.

Doğa Tarihi Müzesinde, Dünyadaki Yaşam ve Dünyanın kendisi çok canlı bir şekilde anlatılmaktadır.

Yeni interaktif teknikler ve geleneksel sunuş biçimlerinin bir arada kullanıldığı sergiler, insan ırkının evrimi ya da gezegenimizi korumanın yolları gibi temel konuları ele alır.
Müzenin ansiklopedik daimi koleksiyonunda yaklaşık 70 milyon örnek bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında en eski ve önemli öğe ise: yaklaşık 4.6 milyar yaşında olduğu düşünülen “World Cottage” göktaşıdır.

Ayrıca: 1300 yılı civarında Londra kulesi civarında yaşadığı düşünülen “Barbary Aslan” kafatası ve daha 22 çok önemli nesne bulunmaktadır. Koleksiyondaki en değerli fosil: Amerika kökenli “Archeeopteryx” dir. Bir “dodo” iskeleti, aytaşı parçaları ve Darwin’in ilk kitap baskısı da burada görülmesini önereceğim nesnelerdir.

Müzenin ana bölümleri şunlardır

Central Hall

Heybetli büyük galeri, yapının ikinci katında bulunur ve büyük bir merdiven ile buraya çıkılır. Yukarıya kadar: cam ve çıplak demir görülür. Burada: bu amaçsız yapı malzemelerinin güzelliği gösterilmektedir.

Merkez Hall

Buranın karışık boyalı tavanında: bitki ve hayvan tasvirleri bulunur ve yüzden, yukarıya tavana bakmayı unutmayın. Yalnız “Kuzey Hall”: tavanı bitki resimleriyle kaplıdır ve 162 bireysel panel bulunmaktadır.

Terracotta fayans: bina içinde ve dışında dekorasyonu sağlamaktadır. Bunlar arasında: bitki ve hayvanların çok özel kabartma oymaları görülür. Dayanıklı malzeme olarak: devetüyü ve kobalt mavisi, pişmiş Victoria dönemi malzeme kullanılmıştır.

Galeri Rehberi

Müze 4 bölüme ayrılmıştır. Mavi Bölge, Yeşil Bölge, Kırmızı Bölge, Turuncu Bölge.

Diplodocus dinozorunun 26 metrelik iskeleti, Mavi Bölgenin ana salonunda öne çıkar. Kalan kısımda: insan biyolojisi, memeliler ve dinazorlar gibi konular işlenir. Buranın sağ tarafında, Korkunç Böcekler ve Ekoloji galerileri yer alır.
Evrimdeki yerimiz ve Mabzen-Kasa galerileri 1.kattadır.
Dünyaya bakış galerisindeki dev asansör, büyük bir yerküre maketi boyunca dolaşarak, Kırmızı Bölgede’ki “İçindeki Güç” ve “Dünyanın Hazinesi” galerilerine ulaşır.

Darwin Centre

Cam bir atriumdaki 8 katlı bir kozalak gibidir. Burada 20 milyon böcek ve bitki türünün yanı sıra bir araştırma merkezi de bulunuyor.

Dinazorlar

T.Rex: müzenin gerçek boyutlarda animatronik modellerinden birisidir. Bu büyük ve popüler galeri, dinozorun yırtıcı haykırışlarıyla yankılanır. Diğer sergilerde iskelet fosilleri ve dinozor yumurtaları görülebilir.

Korkunç Böcekler

On hayvan figüründen sekizi, eklembacaklılar familyasındandır. Böcekler, kabuklular, çıyanlar ve resimdeki tarantula gibi örümcekler.

Mahzen-Kaya

Müzenin bu bölümünde: Latrobe altın külçesi gibi, dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen değerli taşlar, kristaller, meteorlar ve metaller sergilenir.

Dünyaya Bakış

Bu harika galeride: sergilenen örnekler, taş duvarların içine yerleştirilmiştir. Kırmızı Bölgenin geri kalanına büyük bir yerküre maketi boyunca dolaşan asansörle ulaşabilirsiniz.

Kuşlar

Bu klasik serginin vitrinlerinde Victoria döneminden pek çok kuş türü bulunur. Soyu 1600’lerin ortasında tükenen Mauritius Adasına özgü “dodo” kuşunun bir maketi de buradadır.

Serpentine Gallery

Kensington Gdns.W2 adresindedir.
Çağdaş sanatçıların geçici sergilerine ev sahipliği yapan galeri: Kensington Gardens’ın güneydoğu köşesinde bulunur. Daha önce düzenlenen sergilerde Gilbert&George, Rachel Whiteread ve Felix Gonzales-Torres gibi sanatçılara yer verilmiştir. Muhteşem sergi mekanı, düzenlenen sergilerle uyumludur. Sergiler kimi zaman da parka yayılır. Kafenin bulunduğu yerde, her kaz bir mimari komisyon kurulur.

 

SCİENCE MUSEUM

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Exhibition Road üzerindedir. Müze: 2010 yılında, “En İyi Turizm Ödülleri” yarışmasında gümüş madalya kazanmıştır.

Bilim Müzesi: South Kensington Müzesinin bir parçası olarak 1857 yılında kurulmuş ve 1909 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. 24 Haziran 1857 tarihinde Kraliçe Victoria tarafından açılan müzede: endüstriyel ve dekoratif sanatlar ve aynı zamanda hayvansal ürünler, gıda, eğitim cihazları ve yapı malzemeleri gibi birçok konuya ait nesneler kullanılmıştır.

Gemi modelleri ve deniz motorları koleksiyonu: 1864 yılında ilave edildi. Bilim koleksiyonları ise, 1862 yılında buraya taşındı. 1899 yılında Kraliçe Victoria yeni binaların temelini attı.

Günümüzde: müzenin tarihsel koleksiyonları, ilginç galerileri ve ilham verici sergileri ilgi çekmektedir. Bu galerilerde: yüzyıllardır süregelen bilimsel ve teknolojik gelişmeler, Bilim Müzesinin kapsamlı koleksiyonlarında gözler önüne serilir.

Buhar makinalarından uçak motorlarına, uzay araçlarından ilk mekanik bilgisayara kadar, burada pek çok şey bulacaksınız. Aynı zamanda, bilimin sosyal yaşama etkisini (keşiflerin ve icatların getirdiği değişiklikler) ve keşfetme sürecine de, Welcome Wing’de ( Hoş Geldiniz Kanadı); çeşitli etkileşimli sergiler, bir IMAX sineması, bir SimEx simülatörü ve bilimdeki son gelişmelere adanmış galeriler vardır. Özellikle: “Apollo 10” komuta modülü ve uçuş simülatörü ve başkaca birçok eğlenceli sergiler: 7 kata yayılmıştır.

Galeri Rehberi

Bilim Müzesi: 7 katta, balkonlara ve ara katlara yayılmıştır.
4.kata yayılan etkileşimli teknolojik sergileri ile müzenin batısındaki “Hoş Geldiniz Kanadı”na zemin kattan ve ana binanın 3.katından ulaşabilirsiniz.

Zemin katın büyük kısmında: Enerji Salonu, Uzay ve Modern Dünya Galerileri bulunur.
Yepyeni malzemeler ile “Hava ve Tarım Galerileri” 1.kattadır.

2.katta ise, “Gemicilik ve Matematik” gibi farklı konulara yer verilmiştir.
Uçuş, Sağlık Önemlidir ve Fırlatma Rampası galerileri: 3. kattadır.

Sadece asansörle erişilen 4. ve 5. katlar ise, “Tıp Tarihi Galeri”lerine ayrılmıştır.

Müzenin galerileri şunlardır

1. Uçuş
2. Tıp Sanatı ve Bilimi
3. Modern Dünya
4. Enerji Salonu
5. Hoş Geldiniz Kanadı (Welcome Wing)

Uçuş Galerisi

Eski uçuş makineleri, savaş uçakları ve uçak motorlarıyla dolu bu galeride, sergilenen eserler havada asılıdır.

Tıp Sanatı ve Bilimi Galerisi

Tıbbi geçmişin hazinelerine ait önemli bir koleksiyonu içermektedir. Burada, yılan sokmalarına karşı kullanılan ilaçlar saklandığı 17.yüzyıl İtalyan vazosu ilgi çekmektedir.

Enerji Salonu

Bu galeride, enerjinin hayatımızın her yönünü nasıl etkilediği anlatılır.

Welcome Wing

Burada: çağdaş bilim, tıp ve teknoloji alanındaki gelişmeler sergileniyor.

Launch Pad

Çocukların temel bilimsel ilkeleri keşfetmeleri için çok popüler bir hands-on galerisidir.

Hesaplama

Babbage’ın Difference Engine No.1’i (1832) hassas mühendisliğin mükemmel bir örneğidir. Bu otomatik hesap makinası, galerinin önemli eserlerinden biridir.

18.yüzyılda Bilim

Güneş sisteminin mekanik bir modeli olan bilimsel alet, bu galeride sergilenen birçok parçadan birisidir.

Gemi Mühendisliği

Navigasyon cihazlarının bulunduğu galeride 1676 yılında mimar Joannes Macarius tarafından yapılan denizcilik pusulası da görülebilir.

 

VİCTORİA AND ALBERT MUSEUM

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Cromwell Road adresindedir. Her gün saat: 10.00-22.00 arasında açıktır ve giriş ücretsizdir.
1852 yılında tasarım öğrencilerine ilham vermesi için kurulan Museum of Manufactures’ın adı 1899 yılında Kraliçe Victoria tarafından Prens Albert’in anısına değiştirilmiştir. Yeni Sackler Education Centre ve çeşitli galerilerdeki eserler gibi koleksiyonların bazıları yeniden düzenlenmektedir. Belli bir galerinin açık olup olmadığını öğrenmek için rezervasyon ofisini aramak gerekir.

Bu müze, erken Hıristiyanlık dinsel nesnelerinden modern mobilyalara kadar çeşitli eserleri içeren, dünyanın en geniş sanat ve tasarım koleksiyonlarından birini barındırır. Buradaki çağdaş ve tarihi sanat ve tasarım koleksiyonları rakipsizdir.

Bunların bölümleri : mimari, moda, fotoğraf, tiyatro ve performans, heykel, çağdaş tasarım, seramik, Asya sanat ve tasarımı, mobilya, tekstil, takı, metal işleri ve birçoklarıdır.

Öte yandan: çarpıcı koleksiyonda bulunanlar: Çin ve Kore seramikleri, cam, metal ve heykeller, kostümler, zırh, silah ve mobilyalar, Japon ve İslami eserler. Müzenin önem kazanan nesneleri arasında: 17.yüzyıldan kalma elbise koleksiyonu ilgi çekmektedir. 1632 yılında İngiltere’de yapılan ilk çatalı görebilirsiniz.

226.747 adet nesne bulunan kalıcı koleksiyon 154 galeriye yerleştirilmiştir ve bunlarda 18 büyük koleksiyon bulunur. Dört bölüm: Asya’ya ayrılmıştır. Bunlarda: mobilya, tekstil ve moda, heykel, metal işleri, seramik ve cam bulunur.
Her koleksiyon: kendi malzemelerine kapsamlı bir bakış sunar.

Galeri Rehberi

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

V&G nin toplam 11 km uzunluğundaki sergileri 6 kata yayılmıştır. Müzede yaklaşık 154 farklı galeri bulunur. Ana katta (1.katta) Çin, Japon ve Güney Asya galerileriyle birlikte Moda Galerisi ve Cast Courts yer alır. İngiliz Galerileri ise 2. ve 4. katta görülebilir.

20.yüzyıl galerilerinin olduğu 3.katta gümüş ve demir eserler, resimler ve 20. yüzyılın tasarım çalışmaları sergilenir.

Cam sergisi de 4.kattadır.

Seramik galerileri 6.kattadır.

Henry Cole Kanadında Sackler Education Center, RIBA Mimari Çalışma Odaları ve Baskı ve Çizim Çalışma Odaları bulunur.

Koleksiyonları

V&A nın muazzam büyüklüğünü dikkate alarak, görmek istediğiniz eserleri ya da bölümleri kaçırmamak için ziyaretinizi önceden planlamanızı öneririm.

Ama müzede beklenmedik bir anda karşınıza çıkan eserler de ilgi çekici olabilir.

Bir zamanlar yemek odası olarak kullanılan (bunlardan birini, o zamanlar tanınmayan William Morris tasarlamıştır) bugün de eskisi gibi kafe olan No.11 ve 16’da görülmeye değerdir.
Fotoğraf galerisinde (38.a), 1856 yılından bugüne kadar uzanan 300.000 fotoğraf arasından seçilen ve sürekli değişen örnekler sergilenir.

İngiliz Galerileri

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

2.kattan başlayan ve 4.katta devam eden bir dizi oda, görkemli İngiliz Galerilerine ayrılmıştır.
1500 ile 1900 yılları arasına tarihlenen tasarım ve dekoratif sanatları barındıran galerilerde; ülkenin kimsenin tanımadığı bir adadan “dünyanın atölyesi” haline gelmesi anlatılır.
Galerilerde, İngiliz yüksek tasarımının evrimi ve dünya çapında aldığı estetik ya da teknolojik etkiler sergilenir.

Harika kumaşlar, mobilyalar, giysiler, ev aletleri ülkenin yüksek sınıfının zevklerini ve yaşam biçimini yansıtır. En önemlileri arasında, II. James’in düğün kıyafeti, Melville House’tan getirilen süslemeli State Bed, çok iyi korunmuş dönem odaları ve Rokoko Norfolk House Music Room da sayılabilir.

Ziyaretçiler, Keşif Bölgelerinde (Discovery Areas), Tudor dönemine ait bir gömleği deneyerek ya da Victoria döneminden bir stereoskopdan 3 boyutlu görüntülere bakarak, geçmişi inceleyebilirler.

Çin, Japonya ve Güney Asya

Temmuz 2006 da açılan Jameel Galler of Islamic Art; seramikler, kumaşlar, halılar, metal, cam ve ahşap işleri gibi 400 den fazla parçadan oluşan önemli bir sergiyi barındırır.
Sergilenen eserler 8. ve 9.yüzyıl halifelik döneminden I.Dünya Savaşı öncesine kadar uzanan dönemi kapsar.

Suriye, Irak, İran, Türkiye ve Mısır’daki Ortadoğu sanatına dair örnekler No.42’de görülebilir. İncelikli kumaşlar ve seramikler, güzel sanatlarda ve dekorasyonda İslam etkisini yansıtır. Bir Çin ejderhasının omurgasını temsil eden parlak çelik yapı, Çin Galerisinde (No.44) öne çıkar. Tarihi MÖ.3000 yılından bugüne uzanır.

Mimari Galerisi

Bu galeride, Victoria & Albert ve Royal Institute of British Architects (RIBA) koleksiyonlarından derlenen, dünya çapında çizimler, maketler, fotoğraflar ve mimari eserleri içeren görülmeye değer sergilere yer verilir.
Galeri, dünyamıza şekil veren mimarlığı beş ana başlığa ayırarak inceler.

Art Of Architecture” 

Mimari tarzların tarihini ve dayandığı fikirleri araştırır. Burada: ait oldukları dönemlere göre guruplanmış Asya, İspanyol, İslam, Klasik, Gotik ve Modernist tarz gibi dünya kültürlerine ait yapıntı ve illüstrasyonlardan oluşan muhteşem bir koleksiyon sergilenir.
“Function of Building”:
Bir binanın tasarımı ve işlevinin yanı sıra, çevre şartları tarafından nasıl şekillendirildiğini inceler.

Architects and Architecture”

Bir binanın tasarımı sırasında yürütülen takım çalışmasını ve bunun yüzyıllar boyunca nasıl geliştirildiğini gösterir. Konuyu desteklemek için, çok çeşitli mimarların eskizleri, maketleri ve çizimleri kullanılmıştır.

Structures”

Alçak binalardan gökdelenlere kadar uzanan binaları yapabilmek için gerekli olan yapısal özelliklerin araştırılmasına ağırlık verir.

Building in Contex”

Bir binanın çevresiyle olan ilişkisini anlatırken, örnek olarak 1730 yılından bugüne kadar geçen süreçte, Londra’nın Trafalgar Meydanı’nı inceler.

20.Yüzyıl

1852 yılındaki kuruluşundan beri, çağdaş sanat ve tasarım örnekleri toplayan V&A nın iki galerisi 20.yüzyıla ayrılmıştır.
Sanat eserleri ve tasarımlar No.70-74 arasında görülebilir.
Mobilya tasarımındaki gelişmelerin yanı sıra, seramik, cam ve metal eşyalar ve radyolar ise 103’ten 106’ya kadar olan odalarda bulunan çalışma galerisinde görülebilir.
Sergilenenler arasında C.R.Mackintosh, Charles ve Ray Eames ve Marcel Breuer’in eserleri de bulunur.

Dokumalar ve Moda

Yüksek modanın 400 yılını kapsayan, No.40’taki Moda Galerisi; 18.yüzyıl saray giysileri ile Christian Dior, Alexander McQuenn gibi 20.yüzyıl modacıların kıyafetlerini sergiler.
Müzenin en büyük hazinelerinden biri olan, dört büyük Ortaçağ duvar halısı, Kat.3 deki No.94 de görülür.

Flanders’da yapılmalarına rağmen Devonshire Hunts olarak bilinen duvar halıları, üstündeki detaylar ve eski saray zamanlarının tasvirleriyle çok çarpıcıdır. Geniş kumaş koleksiyonu No.95-101 arasında sergilenir.

Müzenin Asya ve Ortadoğu halıları koleksiyonu haklı bir üne sahiptir.

Metal Ürünler

Bu guruptaki galeriler 3.kattadır.
Gümüş Galerilerinin Victoria döneminde yenilenmiş odalarında (No.65-69) 1400’lerden bugüne kadar uzanan 3500 parça sergilenir.

Silahlar ve zırhlılar, Avrupa metal işleri ile prinç ve bronz İslam eserleri 81, 82, 87, 88 ve 89 nolu odalardadır.

No.83-84 te, Kutsal Gümüş ve Vitray Pencere galerilerinde dini hazinelerden örnekler sergilenir. 113 ve 114.e nolu odalarda bulunan demir işleri galerilerinde sergilenen eserlerin en önemlisi Sir Gilbert Scott’un Hereford Panosudur.

1862 tarihli pano, Londra Evrensel Sergisinde ziyaretçilere sunulmuştur.
Pano V&A nın bugünü kadar yürüttüğü en büyük koruma projesi haline gelmiştir.
Gilbert Collection’un daha önce Somerset House’da bulunan altın ve gümüşleri ile mikro-mozaik ve altın kutuları 2009 yılında buraya taşınarak sergilenmeye başlamıştır.

Cam ve Seramik

Camın 2000 yıllık geçmişinin örnekleri 4.kattaki galerilerde görülebilir. Bunların arasında, Avrupa’daki fabrikalardan gelme porselenler ve No.131. deki cam sanatçısı Danny Lane’in merdiven tırabzanı görülmeye değerdir.
Uluslar arası çağdaş cam sanatının diğer örnekleri bu odanın yanında No.129 da da görülebilir.
Müze, dünyanın en büyük ve kapsamlı seramik koleksiyonuna sahiptir. Giriş galerisinde, dünya çapında seramik sanatının tarihi ve gelişimi incelenir.

Büyük Ware Yatağı

1590’larda meşe ağacından yapılan, işlemeler ve resimlerle dekore edilen Büyük Ware Yatağı, 3.6x3b6 metre boyutlarında ve 2.6 metre yüksekliğindedir.
V&A daki en ünlü mobilya budur. İnce oymalarla bezenmiş yatak, İngiliz ağaç işçiliğinin güzel bir örneğidir. Yatağın adı: Londra’nın kuzeyine bir günlük uzaklıkta olan Hertfordshire’da hanlarıyla ünlü Ware şehrinden gelir. Büyük yatağın aşırıya varan ölçüleri zaten ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Ama hiç kuşkusuz, Shakespeare’in “Onikinci Gece” (1601) oyununda ondan söz etmesi gösterilen ilgide büyük bir artış yaratmıştır.

 

BROMPTON ORATORY

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Brompton Road adresindedir. Londra şehrinin ikici büyük Katolik kilisesidir. Tam adı “St Philip Neri Oratory” dur. Westminster Katedrali inşa edilmeden önce, burası, Londra’nın en büyük Katolik kilisesiydi.

Frederick William Faber (1814-1863) ; Charing Cross’ta bir Londra cemaati kurmuştur. Bu topluluk, o zamanlar şehrin uzak bir mahallesi olan Brompton’a taşındı. İkisi de Anglikan mezhebinden ayrılarak Katolikliğe dönen “Newman” ve “Faber” büyük şehirlerde yeminsiz yaşayan laik rahiplerden bir topluluk kuran “Aziz Philip Neri”yi örnek almışlardı. Bunlar: cemaat için bir kilise yaptırmaya karar verirler ve bir proje yarışması açılır. Yapılacak kilise: cemaatin küçük bir kilisesi olacaktır.

Yarışmaya: 29 yaşında ve Katolikliğe dönenlerden biri olan mimar “Herbert Gribble” de katılır ve yarışmayı kazanır.

Gribble: kilise için bir İtalyan tasarımı seçer. İtalyan Barok tarzındaki kilise, Roma şehrindeki “Gesu kilisesinin tam bir kopyasıdır ve yapımında bazı gerçek İtalyan malzemeler kullanılmıştır.

Kilise: 1884 yılında; İngiliz Katolik canlanmasının göz alıcı bir anıtı olarak açılmıştır ve ilk kardinal: kilisenin yapımında pay sahibi “John Henry Newman” olmuştur.

İç mekandaki, göz alıcı hazineler: binanın yapımından önceki tarihlere aittir ve başka kiliselerden satın alınmıştır. 12 havariyi temsil eden dev mermer heykel: İtalya’daki Siena katedralinden satın alınmıştır. Bu heykeller: 17.yüzyılda heykeltıraş Giuseppe Mazzuoli tarafından yapılmıştır. Kilisenin sunağı ise, 18. yüzyıl yapımıdır ve Belçika’da Rochefort şehrindeki “St Wilfrid Şapeli”nden satın alınmıştır.

Göz alıcı: Bakire Meryem Altarı; Brescia şehrindeki “Dominiken kilisesi” için 693 yılında yapılmıştır.

Bina: mermer sütunlar ve Londra silüetini süsleyen, güzel bir 15 metrelik tonozlu kubbeye sahiptir. Ön cephe ve görkemli kubbe süslü ve renkli tavana sahiptir, ancak: 1890 yılında eklenmiştir. İç mekanda: takip eden süreçte yavaş yavaş zenginleştirilmiştir.

Bu küçük kilise, muhteşem müzik geleneğiyle her zaman ilgi odağı olmuştur. Aynı anda 3000 kişinin ibadet edebileceği söylenmektedir. Burayı ziyaret etmek isterseniz, uygun giysilerinizin olması gerekir.

Kilisenin geçmişinde, burada yapılan ünlülerin düğünleri görülmektedir. Örneğin: ünlü İngiliz gerilim film yapımcısı Alfred Hitchcock düğünü burada yapılmıştır.

 

RMC-ROYAL COLLAGE OF MUSİC

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Prince Consort Road adresindedir. Burası: tüm dünyada yetenekli müzisyenlerin eğitim için dünyanın en büyük konservatuarlarından birisidir. Merkez: dünyanın en büyük müzik şehirlerinden olan Londra’nın kültür merkezinde “Royal Albert Hall” karşısındadır.
Galler Prensi (daha sonra Kral Edward VII) tarafından 1882 yılında kurulan RCM: müzik hayatındaki birçok İngiliz ve uluslar arası isimlerin burada eğitilmesini sağlamıştır.

Bunlar arasında öne çıkanlar: Leopold Stokowski, Sir Colin Davis ve Sir Norrington, Natalie Clein, James Galway sayılabilir. Okulun bulunduğu küçük kuleli Gotik saray: 1894 yılı yapımıdır. Tasarım ise “Sir Arthur Blomfield”e attir. Her ne kadar Galler Prensi tarafından kurulduğu belirtilse de, okulun asıl kurucusu: ünlü “Müzik Sözlüğü”nü de yazan “George Grove” dir.

Evet: günümüzde burası, bizzat Kraliçe Elizabeth himayesinde faaliyetlerini sürdürmektedir.
Günümüzde burada 60’dan fazla ülkeden gelen 750 öğrenci: lisans, yüksek lisans veya doktora düzeyinde eğitim almaktadırlar.

RCM profesörleri, kendi sanatsal potansiyellerini, her kuşağın yetenekli öğrencilerine aktarmaktadırlar. Bu ikonik binada: konser salonu, opera tiyatrosu, state of the art stüdyoları, kütüphane ve müze bulunmaktadır.

 

Müzik Aletleri Müzesi

Müzede: 15.yüzyıldan kalma müzikhal hazineleri doludur ve Cuma-Salı günleri arasında, saat: 11.30-16.30 arasında açıktır. Daimi koleksiyonda: 1000 parça nesne bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında bulunanlar: telli klavye alet, contrabassophon, viyol, artı trombon.

Ayrıca: Haydn, Boyce ve Farinelli resimleri, el yazmaları, fotoğraflar, mektuplar ve önemli portreler bulunur. Açık bulunduğu saatleri yakalayıp müzeye girebilirseniz, içeride: eski zamanlardan kalma ve dünyanın pek çok yerinden getirilmiş müzik aletlerini bir arada görebilirsiniz. Hatta; sergilenen bazı enstrümanlar: Handel ve Haydn gibi büyük müzisyenler tarafından kullanılmıştır.

 

ROYAL ALBERT HALL

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Kensington Gore.SW7 adresindedir. Hyde Park üzerine bakan, Güney Kensington’da yer almaktadır.

South Kensington Dükü Prens Albert’in arazisi üzerine; Mühendis Francis Fowk’un tasarladığı konser salonu Mart 1871 yılında tamamlanmış (inşaat temeli Kraliçe Victoria tarafından 1867 yılında atılmıştır) ve günümüze kadar sürekli kullanımda olmuştur. İnşaat bitmeden Albert ölmüş ve onun anısına buraya “Royal Albert Hall” ismi verilmiştir.

İlk yapıldığında: yalnızca konserler için değil sanat sergileri için kullanılan çok yönlü bir yapı olması amaçlanmıştır. Hatta: 30.000 kişilik olması düşünülmesine rağmen, özgün maliyeti düşürmek için yaklaşık 7.000 seyirci kapasiteli olarak yapılmıştır.

Tasarımda ise “Roma” amfiteatrları örnek alınmıştır. Bu nedenle Victoria dönemine özgü yapılarla karşılaştırıldığında daha ağırbaşlıdır. Kırmızı tuğla dış cephesindeki tek gösterişli öğe, bilim ve sanatın zaferini simgeleyen küçük bir frizdir.

Hall kalbi: 219 metre uzunluğunda ve 185 metre genişliğindeki “oditoryum”dan oluşmaktadır. Burası: ferforje kirişleri olan bir cam kubbe ile örtülmüştür. 1933 yılında ise, yapıda modifiye ve genişletme çalışmaları yapılmıştır.

Salon çoğu zaman klasik müzik konserlerine (Proms) ev sahipliği yapsa da (ilki 1919 yılında düzenlenen) boks maçlarına, konferanslara, rock konserlerine ve komedi gösterilerine kadar pek çok sosyal etkinliğe de ev sahipliği yapar.

Wagner, Verdi ve Elgar: kendi eserlerinin ilk İngiltere performanslarını burada sergilemişlerdir. Popüler müzik sanatçılarının bir çoğu (Frans Sinatra, Liza Mineli, Jimi Hendrix, The Beatles, Led Zeppelin, Eric Clapton, Sting, Elton John gibi) burada konserler vermişlerdir. Ülkemiz adına da bazı sanatçılarımız (örnek Sezen Aksu) burada konserler vermişlerdir.

Öte yandan, boks efsanesi Muhammed Ali, tenisçi John McEnroe ve Japon Sumo güreşleri ve ayrıca birçok kadın ve erkek sporcu: Hall izleyicilerine heyecan yaratmışlardır.

 

ROYAL COLLEGE OF ART

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Kensington Gore. SW7 adresindedir.
Sir Hugh Casson’un eseri olan bu bina (1973), çevresindeki Victoria tarzı yapılarla tam bir zıtlık yaratır. Ön cephesi ağırlıklı olarak camdan yapılmıştır.

Tasarım ve uygulamalı sanat okulu olarak 1837 yılında kurulan okul, David Hockney, Peter Blake ve Eduardo Paolozzi’nin 1950 ve 1960’larda burada bulunduğu modern sanatıyla öne çıkmıştır. Okul 1851 yılındaki büyük serginin ardından, Güney Kensington’daki yeni yerine taşınmıştır. 1896 yılında ise ismi “Kraliyet Sanat Koleji” olmuştur. 1967 yılında kolej; üniversite statüsü kazanmıştır.

Günümüzde burası: 6 okul ve 24 program ile sanat ve tasarım dünyasında, dünyanın en etkili kurumlarından birisidir. Sanat, tasarım, iletişim ve beşeri bilimlerde uygulamalı eğitim verilmektedir.

Genç tasarımcılar, sanatçılar ve iletişimciler, burada yoğun olarak bulunurlar. Burada halen yaklaşık 800 lisansüstü öğrenci ve 120 öğretim elemanı bulunuyor. Önemli mezunları arasında: David Hockney, Tracey Emin ve Xavier, Sir James Dyson ve Thomas Heatherwick bulunur.

 

ALBERT MEMORİAL

İngiltere Londra South Kensington ve Kınıghtsbrıdge;

Royal Albert Hall karşısında, Albert Memorial Yolu üzerinde, Kensington Gardens denilen yerdedir.

George Gilbert Scott tarafından tasarlanan anıt: Londra şehrinin en süslü anıtlarından birisidir.
Anıt: 1876 yılında açılmıştır. Bir Alman prensi olan Albert: Kraliçe Victoria’nın kocasıdır.

Kendisi: Coburg Dükü’nün ikinci oğlu olarak Almanya’da doğmuştur. 1840 yılında ise, Büyük Britanya tahtı miras kalan, kuzeni Victoria ile evlenmiştir. Kraliçe Victoria ile olan 21 yıllık evliliklerinden 9 çocukları olmuştur.

Anıtın yapılma nedeni: 42 yaşında “tifo” dan ölen Prens Albert’in ölümü anısınadır ve ölümünden 15 yıl sonra tamamlanmıştır.

Anıt: 13.yüzyıl “Eleanor Haçları” ve “Edinburg” ve “Manchester” tarzı heykellerden etkilenilerek, yüksek Victoria gotik tarzında yapılmıştır. Anıtta: Prens Albert: 1851 yılında Hyde Park’ta düzenlenen ve çok emek verdiği “Büyük Sergi”nin kataloğunu tutarken betimlenmiştir.

1851 yılında Hyde Park’ta düzenlenen “Tüm Milletler Sanayi Dünya Büyük Sergisi”ne büyük destek vermiş ve muazzam bir başarı elde edilmiştir. Albert: bu sergiyle ve serginin yücelttiği bilimsel gelişmelerle özdeşleşmiş bir kişiydi.

Bu sergi: İngiltere nüfusunun üçte biri olan 6 milyon İngiliz tarafından gezilmiştir. Serginin kapanmasının ardından, Albert, daha büyük bir proje için çalışmaya başladı. Kendisi: bilim ve kültürü tanıtan, kalıcı bir ulusal sergi oluşturmak için çabaladı.

Bu düşünce ile birlikte: Hyde Park yakınlarındaki geniş bir bulvar boyunca: müzeler, konser salonları ve akademiler inşa edilecekti. “Albertopolis” olarak isimlendirilen bu büyük proje: Albert 1861 yılında tifodan ölünde durgunluğa girse de, 19. yüzyılın sonuna kadar bazı projeler tamamlandı ki, bunlar arasında bulunanlar: Royal Albert Hall, Kraliyet Sanat Kolejli, Doğal Tarih Müzesi, Victoria&Albert Müzesi.

Anıt

Kraliçe Victoria tarafından yaptırılan anıt: 1851 yılında serginin düzenlendiği yere yakın dikildi. 53 metre yüksekliğinde anıt: Sir George Gilbert Scott tarafından: bir neo-gotik tasarım olarak 1864-1976 tarihleri arasında yapıldı.

Anıt: Ortaçağdan kalma bir haç ın üzerine oturtulmuştur. Anıtta: Albert’in 4 metre yüksekliğindeki altın heykeli: 1851 yılı Büyük Sergisi Kataloğunu tutarken, bir doruk altında oturur olarak betimlenmiştir.

Doruk: büyük bir friz ile birlikte, bir kaide üzerindedir.
Bütün anıtın tabanı çevreleyen bu kaide üzerinde: Parmassus firiz sanatı kullanılarak yapılan: ünlü ressamlar, şairler, heykeltıraşlar, müzisyenler ve mimarlar gösterilir. Bu firizde: 178 tane zarif oyma figür görülür.

Mermer anıtın her köşesinde: Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika’yı temsil eden heykel gurupları görülür. Daha yukarıda ise: üretim, ticaret, tarım ve mühendisliği temsil eden rakamlar vardır. En yukarıda ise, melekleri ve erdemlerini temsil eden yaldızlı bronz heykeller görülür.

Anıt: 1914 yılında Alman zeplin bombardımanından korunmak için “karartılmış” tır. 1994 ve 1998 yılları arasında çürüyen anıt: restore edilmiş ve Albert’in heykeli yeniden yaldızlanmış ve Kraliçe Elizabeth II tarafından törenle açılmıştır.

Burayı gezmek isterseniz, rehberli turlar: 45-50 dakika sürüyor. Bu turda: özellikle biraz önce sözünü ettiğim firizler ilginizi çekebilir. Rehberli turlar 7 paund.

 

SERPENTİNE GALLERY

Kensington Gardens Royal Park merkezinde, Serpentine gölünün her iki tarafında bulunan iki galeriden oluşur

Serpentine Gallery ve Zaha Hadid Architects: yıl boyunca tasarım, sanat ve mimarlık dalında dünyaca ünlü sergilere ev sahipliği yapmaktadır. Giriş ücretsizdir, Salı-Pazar günleri arasında saat: 10.00-18.00 arasında ziyarete açıktır.

Galeri, çağdaş sanatçıların geçici sergilerine ve sahipliği yapar.

Daha önce düzenlenen sergilerde Gilbert & George, Rachel Whiteread ve Felix Gonzales-Torres gibi sanatçılara yer verilmiştir.

Muhteşem sergi mekanı, düzenlenen sergilerle uyumludur. Sergiler kimi zaman parka da yayılmaktadır. Her yaz geçici bir pavyonun yapımı için ünlü bir mimar görevlendirilir ve bu pavyonda kafe bulunur. Özellikle, ilginç bir yapı burada ilgi çekmektedir. Şilili mimar 48 yaşındaki Smiljan Radiç tarafından tasarlanan bu yapı: 2014 yılı için hazırlanmış ve çimler üzerinde görülebilir.

Kendisi 2014 yılının Tasarımcısı seçilmiştir. Onun tasarımı: beyaz fiberglas bir saydam kubbeli yapıdır, tüm kabuk yüzer hissi verir, büyük kayalar yatak görevi yapmaktadır. Geceleri saydam fiberglas yapı nedeniyle, kabul yeşil şeffaflık nedeniyle, sarı ışıkla aydınlatılmakta ve yoldan geçenlerin dikkatini çekmektedir.

Bu aradan: geçen yıl ki pavyondan söz etmek istiyorum. Geçen yılki pavyon: “Japon mimar Sou Fujimoto” tarafından tasarlanmış, çelik direklerden yapılan bir kafes, bir bulut gibi görünmektedir. Bu tasarım, 2013 yılında 200.000 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.

Evet, galeriyi ziyaret ederseniz, bu tuhaf yapıyı mutlaka görmelisiniz.

 

KENSİNGTON PALACE

Kensington Palace Gdns adresindedir.
III. William ve karısı Mary 1689 yılında tahta çıktıklarında, 1605 yılından kalma bu malikhaneyi yani “Nottingham Earl”i satın alarak bir krallık sarayına dönüştürülmesi için Christopher Wren’i görevlendirmişlerdir. Ancak: Mary aniden öldü ve yapı 1694 yılında durma noktasına geldi. Birkaç yıl sonra William projenin yeniden yürütülmesini istedi ve “Kral’ın Galeri”si tamamlandı.

Wren: kral ve kraliçe için ayrı suitler tasarlamıştır. Mary’nin hayvanları sevmesi nedeniyle: onun galerisinde köpükler için yapılmış küçük kırmızı bir yatak ve pencerelerin her birinde asılı kuş kafesleri görülebilir. Kendisi sarayın tüm odalarında, büyük bir seramik koleksiyonunun parçalarını dekorasyonda kullanmıştır.

William ölünce, Mary’nin kız kardeşi “Anne” tahta çıkmıştır. 1707 yılında, İngiltere ve İskoçya tek bir krallık yani “Birlik Yasası” nı hazırlatması ile bilinir. Kocası astım hastası olduğu için zamanının büyük bölümü, bu sarayda geçirdiler. 1708 yılında aşırı yemekten kaynaklanan beyin kanamasından öldü.

Takip eden süreçte de saray kraliyet ailesi mensupları tarafından kullanıldı. 20 Haziran 1837 tarihinde saat: /5.00 de yatağından kaldırılan Victoria: amcası William IV ün ölümü üzerine 18 yaşında kraliçe ilan edildi ve 64 yıllık saltanatı burada başladı. Kendisi 1819 yılında Kuzey Drawing Room olarak bilinen salonda doğdu.

Son olarak Prenses Diana’nın 1997 yılındaki ölümünün ardından yas tutan halk, sarayın güney kapısını çiçek buketleriyle doldurmuştur.

12 milyon paunluk yenileme çalışmaları nedeniyle sarayın bazı bölümleri ziyarete kapatılmış ve 2012 yılında olimpiyatlar ve kraliçenin tahta çıkışının 60.yılı kutlamalarında açılmıştır. Devlet salonlarındaki sergilerin yanı sıra, ziyaretçiler şimdi Enchanted Palace’ı da keşfedebilirler.

Bu gizemli sarayda eskiden burada yaşamış 7 prenses gibi saray sakinlerinin hikayeleri modern sanat ve moda üzerinden anlatılır.

Bu geniş sarayın yarısı kraliyet daireleri olarak kullanılmaktadır. Günümüzde: Kensington Dükü ve Düşesi, Gloucester Dükü ve Düşesi, Kent Prens ve Prensesi ofisleri buradadır.

18.yüzyıl devlet salonlarının bulunduğu diğer yarısı ise halkın ziyaretine açıktır. Burayı ziyaret ederseniz, özellikle Kral’ın State Apartman girişindeki “merdivenler” ilgi çekmektedir. Ayrıca: Kraliyet Tören Elbise Koleksiyonu da burada ilgi çeken nesneler arasındadır.

 

Kralın Merdivenleri

Kralın merdivenlerinin duvarları: William Kent tarafından, Kral George I döneminde canlı bir eğlence için boyanmıştır. Boyanan bu bölüm: 18.yüzyıla ait canlı bir görüntü yansıtmaktadır. Resim: 1724 yılında Kent tarafından tamamlanan ve Christopher Wren tarafından yapılan ahşap panelle değiştirildi. Resimde, Kent, kendisini de resmetmiştir. (kahverengi başlık giyen, elinde palet tutan bir sanatçı olarak görülür)

 

Kralın Devlet Apartments Odaları

Kralın merdivenlerini çıkınca: Kral’ın devlet apartmens bölümünü oluşturan odaların ilk bölümüne ulaşılır. Presence odasında: George II’nin oğlu Frederick’e ait yaldızlı bir koltuk ilgi çekmektedir ki, bu koltuk tahta benzer. Buranın “Has Oda”sı: Kraliçe Caroline’nin favori eğlence mekanlarından biri olmuştur. Burada: 1723 yılına tarihlenen halılar ve William Kent tarafından boyanan muhteşem tavanı mutlaka görmelisiniz.

Kral’ın “Driwing Room” sarayın tüm gücünün ifade edildiği yerdir. “Kral Gallery” denen yer: William III’ün küçük yeğeni ile askerlerle oynadığı ve 1702 yılında ölümüne yol açan üşütme olayının gerçekleştiği yerdir.

Devlet Apartments bölümünde: George II ve eşi Kraliçe Caroline ait büstler bulunmaktadır. Bunlar: 1738 ve 1739 yıllarında Michael Rysbrack tarafından yapılmıştır.

 

Kralın Galerisi

Kralın galerisi, 1727 tarihinde Kral George I için dekore edilmiştir. Onun doğu ucunda: at sırtında Charles I’in Van Dyck tarafından yapılan portresi görülmektedir. Şöminenin üzerine yerleştirilmiş halka: rüzgarın hangi yönden estiğini gösterir ve çatıdaki bir rüzgar pervanesine bağlıdır. Kral William III tarafından hazırlanan bu düzenek günümüzde de inanılmaz biçimde çalışmaya devam etmektedir.

 

Kraliçenin Devlet Apartments

Bu şirin özel odalar: Kraliçe Mary II tarafından kullanılmıştır. Kraliçenin galerisinde: Türk halıları, işlemeli ve oryantal porselenler görülmektedir. Çünkü, kraliçe porselenlere tutkundu ve Çin’den gelen porselen parçaları özellikle “Drawing Room” da doludur. Bu bölümde: ayrıca kraliçenin yatak odası ve yemek odası bulunmaktadır.

 

Bahçeler

Sarayın bahçeleri: son olarak 1908 yılında dizayn edilmiştir. Günümüzde bahçe en güzel halini: Ekim-Nisan arasındaki dönemde almaktadır. Yaz aylarında sardunyalar ve begonyalar, ilkbaharda laleler ve hercai menekşeler ilgi çekmektedir.

 

KENSİNGTON GARDENS

W8-10E-4 adresindedir.

Eskiden Kensington Sarayına ait olan arazi, 1841 yılında halka açık bir park haline getirilmiştir. Bahçenin ilk oluşumu 1704 yılında Christopher Wren’e dayanmaktadır.

Burada 242 dönümlük arazi içinde bulunanlar: Kensington Sarayı, İtalyan Bahçeleri, Albert Memorial, Peter Pan Heykeli ve Serpentine Galeri. Küçük bir bölümde oluşturulan bahçe Galler Prensesi Diana’ya adanmıştır.

Muhteşem ağaçları ve süs çiçekleri bulunan buraya “Wales Memorial Playground Diana” ismi verilmiştir. Her yıl 750.000 den fazla çocuk burada ücretsiz oyunlar oynamaktadırlar.

 

Peter Pan Heykeli

J.M.Barrie’nin büyümeyen çocuğu, üstündeki sütuna tutunmuş, bronz perilerle hayvanlara kaval çalan “Peter Pan”ın Sir George Frampton tarafından yapılan heykeliyle (1912) başlayan bahçelerin büyüleyici bir havası vardır. Çevresinde: ebeveynlerin, dadıların ve çocukların eksik olmadığı heykel: şair Percy Bysshe Shelley’in eşi Harriet’in 1816 yılında intihar ettiği Serpentine’ın batı kıyısına yakındır.

Kensington Gardens Albert Memorial

Londra’nın en süslü eserlerinden birisidir. 1861 yılında tifo’dan ölen Prens Albert’in ölümü anısına dikilmiştir. (Yukarıda bu anıt hakkında ayrıntılı bilgi verdim)

 

İtalyan Bahçeleri

Lancaster kapısı yakınında, kuzey tarafta bulunur ve burada 150 yıllık süs bitkileri görülür. Burası: Kraliçe Victoria tarafından, eşi Prens Albert için oluşturulmuştur.

 

Henr Moore Arch

Burası 1980 yılında sanatçı Henry Moore tarafından yapılmış, 6 metre yüksekliğinde, Roman traverten heykeldir.

Speke Anıtı

John Hanning Speke: Victoria gölü ve Nil nehrinin kaynağını keşfetti ve bu kırmızı granit heykel onun anısına yapılmıştır.

 

George Frederick Watts’ın 1907 yılında yaptığı: Sir Cecil Rhodes’in at sırtında, bronz heykeli: “Fiziksel Enerji” adını taşır ve parkın güney yönünde bulunur.

1735 yılında William Kent’in tasarladığı sayfiye evi ile Serpentine Galeri yakınlarındadır.

Günümüzde, güzel havalarda: bahçe güneşlenmek ve piknik yapmak için şehrin en popüler yerlerinden birisidir. Ayrıca yürüyüş yolları, yürüyüş yapmak isteyenler ve koşucular tarafından tercih edilir.

 

HYDE PARK

W2 adresindedir. Park alanı: 350 dönümü kapsar ve Serpentine gölü, Speakers Corner ve Galler Princes Diana Memorial Çeşmesi bulunmaktadır. Park alanında yapılabilen aktiviteler ise şunlardır: kürek, yüzme, bisiklet, tenis ve binicilik.

Hyde Park bir zamanlar Westminster Abbey’ye dahildi. 1536 yılındaki Manastırların Kapatılması sırasında VIII Henry’nin el koyduğu alan kraliyet parkına dönüştürüldü.

Kral Henry VIII, burada geyik ve yaban domuzu av partileri düzenlemişti. I.James’in 17. yüzyılın başında halka açmasıyla kentin açık alanlarından biri haline geldi. 1665 yılında, Büyük veba salgınında, Londra’dan kaçan birçok insan, bu park alanına sığınmıştır. 17.yüzyıl sonunda,

Kral William III: Kensington Sarayına taşınınca, park alanı halka açılmıştır. Takip eden süreçte: Hyde Park: milli kutlamalar için bir mekan oldu. 1814 yılında Prens Regent, 1851 yılında Kraliçe Victoria: burada büyük sergiler düzenlediler.

Ziyaretçilerin yüzebilecekleri ve kürek çekebilecekleri yapay bir göl olan Serpentine, II. George’un kraliçesi Caroline’ın 1730 yılında Westbourne Nehri’ne bent yaptırmasıyla oluşturulmuştu.

Park: zamanla, düello ve at yarışlarının yapıldığı, siyasal gösterilerin, konserlerin ve geçitlerin düzenlendiği bir yer haline geldi. 1851 sergisi de cam bir saray içinde burada düzenlenmişti. Hatta: ünlü İtalyan tenor Pavarotti: burada geniş kitlelere konserler vermiştir.

Prenses Diana’nın anısına yapılan çeşme, Serpentine’ın güneyindedir. 2012 Olimpiyatlarında triatlon ve maraton yüzme yarışları Hyde Park’ta yapılmıştır.

 

Speker’s Corner

Hyde Park.W2 adresindedir. Park Lane ve Cumberland Kapısı karşısında, Marble Arc tüp köşesindedir.

Hazırlanan bir yasayla (1872) her vatandaşın istediği bir konu hakkında dinleyicilere konuşma yapabilmesine imkan tanınmıştır.

O tarihten sonra Hyde Park’ın “Konuşmacı Köşesi”: yeni yetme hatiplerin ve her kesimden tuhaf insanın uğrağı olmuştur.

Bir Pazar gününü burada geçirmek zevkli olabilir. Marjinal guruplardan ya da tek üyeli siyasi partilerden konuşmacılar, fikirlerini yüksek sesle dile getirerek insanlığa doğru yolu göstermeye çalışırlar.

Dinleyicilerde sorularıyla onları sıkıştırmaktan geri kalmazlar.

Marble Arch-Mermer Kemer

Park Lane.W1 adresindedir. Oxford Street ve Park Lane kesişimindedir.
Oxford Street ve Park Lane’in buluştuğu yerde, trafikle çevrili bir adada izole edilmiş bu anıtsal kemer, orijinal olarak; John Nash tarafından 1872 yılında Backingham Sarayının ana girişi olarak tasarlamıştır.

Ancak büyük arabalar altından geçemeyince kemer 1851 yılında bu günkü yerine taşınmıştır. Konstantin’in antik Roma zafer kemerinden ilham alınmış olan bu yapı, bir zamanlar polis istasyonu olarak hizmet vermiş olsa da, günümüzde bir amaç için kullanılmamaktadır.

Bir zamanlar, burada bulunan polis memurları: yakınlardaki Hyde Park’da bulunan “Speaker’s Corner” da bulunan “Konuşmacı Kişi” yi izleyebiliyorlardı. Burası: herkesin istediği her şeyi söyleyebildiği bir yer olarak bilinir.

Kemer, bugün sadece kraliyet ailesi ile kraliyet topçu birliklerinin burayı kullanmasına izin verilmektedir.

Kemer 1783 yılına kadar, şehrin en ünlü suçlularının kana susamış bir kalabalık önünde asıldığı eski Tyburn darağaçlarının (bir plakayla belirtilmiştir) arazisi üzerindedir.

HARRODS

Knightsbridge Street.SW1 adresindedir.
Londra’nın ünlü çok katlı mağazasının tarihi, Henry Charles Harrod’un Brompton Road’a yakın bir yere 1849 yılında açtığı küçük bir dükkanla başlamıştır. Mağaza, ucuz olmaktan çok kalitesiyle beğenilen malları ve kusursuz hizmetiyle kısa sürede büyümüştür.

Bu alışveriş merkezi: şort, göbeği açıkta bırakan bluz, parmak arası terlik, yırtık pırtık kotlar ya da sırt çantaları görebileceğiniz bir yer değildir. Harrods’ın kapı görevlileri içeri giren müşterilerin bile belli bir estetik beğeniyi yansıtması gereğine kanidirler.

Dünya çapında ünlü mağaza, 1849 yılında küçük bir dükkan olarak hayata atılmıştı. Bugünkü pişmiş toprak bina 1905 yılında inşa edilmiştir. 11.500 lambayla aydınlatılan mağaza, akşamları görülmeye değer bir manzara sunar. 300’ü aşkın satış bölümünün içinde, güzel seramiklerle dekore edilmiş gıda reyonuna mutlaka uğrayın.

İçeri girerken kat planı broşürü alabilirsiniz. Antik Mısır temalı ana dekorasyonun alt bölümünde

Galler PrensesiDiana ile Dodi Al Fayed’e adanmış anıt dikkate değer.

Harrod’s da bir çay kutusundan gerçek bir file kadar hemen her şeyin bulunduğu iddia edilir. Bu iddia tam anlamıyla gerçeği yansıtmasa da, malların çeşitliliği hala dillere destandır.

 

Van Çatak

Van Çatak

Van Çatak, Van arası uzaklık: 81 km. Çatak, Bahçesaray arası uzaklık: 62 km. Çatak, Gevaş arası uzaklık: 46 km.

TARİHİ

Yörenin eski ismi “Şatak” ve “Şatakh” olarak kullanılmıştır. Yöre: 10 ve 11’nci yüzyıllar arasında Van merkezli Vaspuragan Krallığı döneminde gelişmiş ve çok sayıda kilise ve kale ile donatılmıştır. 1830’lu yıllarda Osmanlı döneminde burada küçük bir kasaba bulunur. Bu kasaba uzun süre Hakkari Beyliğine bağlı kalmış ve ismi “Şağı Hakkari” olmuştur. 1865 yılında yerleşim yeri “Şitak” adını almış, Cumhuriyetten sonra ise, 1960 yılında “Çatak” adını almıştır. 1915 yılında yörede Rus işgali görülür. İşgal sırasında Ermeni çetecileri, bölgede terör yaratmıştır.

Van Çatak

 

GENEL

Yörenin rakımı ortalama 1512 metredir. Bölgede karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak gece ile gündüz sıcaklık farkları yüksektir. Kışın çok miktarda kar düşer. Yörede yaşayanların temel ekonomik etkinlikleri hayvancılıktır. Arıcılık ve ceviz üretimi de yaygındır.

KANİSPİ FESTİVALİ

Tam ismi “Kanispi Ceviz, Bal, Alabalık ve Doğa Festivali” dir. Her yıl geleneksel olarak Mayıs ayında yapılır.

Van Çatak

 

ÇATAK BAL

İlçe topraklarında, coğrafi yapı ve bitki çeşitliliğindeki zenginlik sayesinde arıcılık oldukça yoğun yapılmaktadır. Son yıllarda bunun sonucu olarak yörede 20 bin civarında kovan bulunmaktadır. Yıllık bal üretim kapasitesi 320 ton civarındadır.

Van Çatak

 

ÇATAK VE RAFTİNG

Türkiye’nin en uzun ikinci parkuru, Çatak ilçesindeki Çatak çayındadır. Karların erimesi, yağmur yağışlarının bitmesi ve havaların ısınmasıyla, Çatak çayının debisi oldukça fazla yükselir. Parkur, yarım saatte tamamlanıyor. 2018 yılında Türkiye Rafting Şampiyonası burada yapılmıştır.

Van Çatak

 

GEZİLECEK YERLER

 

HİŞET AZİZ ETİENNE KİLİSESİ

İlçe merkezinde, Çayın güneyinde, hapishane yakınlarında mezarlıkla çevrili tepe üstündedir.

Hıristiyan yazıtlarında, kilisenin kuruluşunun 3’ncü yüzyıla kadar gittiği öne sürülür. Ancak mimari üslubuna bakıldığında, muhtemelen 17’nci yüzyılda yapıldığı değerlendirilir.

Kilise, halk arasında “Hişet kilisesi” adıyla tanınır. Düzgün olmayan kaba taşlarla örülmüştür. Yapı, tek nefli ve dikdörtgen planlıdır. İç mekan, ortadan bir kemerle ikiye bölünmüştür. Üstte beşik tonoz bulunur. Kilisede, yazı ve süsleme yoktur.

Van Çatak Köprüsü

 

ÇATAK KÖPRÜSÜ

İlçenin ortasından geçen Sortikin çayı üzerinde kuruludur, ilçenin girişindedir.

Kitabe bulunmaktadır ancak kitabede yazılanlar (Ermenice) çözülememiştir. Bu yüzden hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Burada bulunan ve çözülemeyen kitabelerin, yapımla ilgili olabileceği gibi köprüyü yapan ustaya da ait olabileceği tahmin edilmektedir. Köprü, mimari özellikleri değerlendirildiğinde, muhtemelen Osmanlı döneminde 17 veya 18’nci yüzyıl yapısıdır.

Tek gözlü ve yolu eğimlidir. Köprünün uzunluğu 18.30 metre, genişliği 3,50 metredir. Nehir seviyesinden yüksekliği ise, 6.70 metredir. Tamamı düzgün kesme taştan yapılmıştır. Menba yönünde, iki yan duvara açılmış sivri kemerli nişlerle hareketlilik sağlanmıştır. Mansab yönünde ise, mermerden enine dikdörtgen levhalar halinde Ermenice kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabeleri çevreleyen, geometrik örgülü şerit, köprüdeki tek süsleyici unsurdur. Sağ taraftaki kitabenin yazıları, sonradan kazınarak yok edilmiştir. Diğeri ise kısmen tahrip edilmiştir.

Köprüyü oluşturan yuvarlak kemerli açıklık: 10 metre genişliğinde ve 5.40 metre boyundadır. Köprü, içteki daha geniş, dıştaki dar kademeli iki kemerle belirlenmiştir. Köprünün yoluna: kuzey tarafından merdivenle çıkılır. Merdivenle genişçe bir sahanlığa çıkılır, buradan üç basamak köprünün yoluna ulaşılır. Eğimli olan köprünün yolu taş döşelidir. İki yandan üst kısımları yuvarlaklaştırılmış, korkuluklarla sınırlandırılmıştır. Köprü günümüzde sağlamdır, kullanılmaya devam edilmektedir.

Van Çatak Zeril Köprüsü

 

ZERİL KÖPRÜSÜ

İlçe merkezi yakınlarında, 10 km uzaklıktaki Zeril suyu üzerinde kuruludur. Ana yolun 200 metre güneyinde derin bir vadide kuruludur. Vadideki patika yolları birbirine bağlamaktadır.

Köprü üzerinde kitabesi yoktur. Ancak, mimari özellikleri değerlendirildiğinde 17-18’nci yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kervanların kullandığı bir köprü olarak önem kazanmaktadır. Narlı-Konalga güzergahında, dereyi takip edip Cizre’ye gidiyorlardı.

Köprü tek gözlüdür. Sivri kemerlidir. Köprünün tamamı kesme taştan yapılmıştır. Yolu eğimlidir. Oldukça dik tutulmuş yolu, düzgün sal taşlarıyla kaplanmıştır. Batı tarafındaki yol, güneye doğru dönüktür. Köprünün yolu 35 metre uzunluğunda ve 2.30 metre genişliğindedir. Sivri kemerli gözün yüksekliği 8 metre, genişliği ise 13 metredir. Köprü 1998 yılında onarım görmüştür, günümüzde kullanılmaktadır.

Son bir not: Zeril köprüsünün 300 metre ilerisinde, Urartular döneminde yapılmış tarihi İpekyolu Köprüsü bulunmaktadır. Halen bu köprünün ayakları üzerinde, bir asma köprü bulunmaktadır. Bu asma köprü 1960-1990 yılları arasında köylüler tarafından yaylalara gitmek için kullanılmıştır. Daha sonra terör gerekçesiyle köprü kapatılmıştır.

 

HURKAN KÖPRÜSÜ

Hurkan suyu üzerine kurulu köprü, ilçe merkezine 10 km uzaklıkta, Çatak-Pervari yolu üzerindedir. Köprü, tarihte Musul’a kadar giden, bir kervan yolu üstündedir.

Köprünün inşa tarihini verecek kitabesi ve herhangi bir belge yoktur. Ancak yöredeki yapılaşmaya bakılarak köprünün, Osmanlı döneminde, muhtemelen 16’ncı yüzyılda yapılmıştır. Köprü: gözü sivri kemerli olarak düzenlenmiştir. İki kademeli sivri kemerden; içteki daha geniş ve tuğladan, dıştaki dar ve taştan yapılmıştır. Kemerin karın kısmı ise, moloz taş örülüdür. Köprünün tempan duvarları, harçla tutturulmuş moloz taşlarla örülmüştür. Yolu taş döşelidir. Korkuluklar Ahlat taşından yapılmıştır. Kuzeydoğu tarafından: doğuya bakan bir oda vardır. Bu odaya girişi sağlayan bir kapı bulunur. Odaya, düz atkı taşlı kapıdan girilir. Odanın üstü beşik tonoz örtülüdür. Bu oda, buradan geçenlerin barınması için yapılmıştır. Köprü. 1998 yılında onarılmıştır. Günümüzde sağlam ve faal durumdadır.

 

ARIHAN MEZARI

İlçe merkezine bağlı Uzuntekne köyünün doğusunda Arıhan Mezrasının 500 metre yakınındadır.

Arıhan mezarı, kayalık bir tepenin kuzey eteğindedir. Rakımı 2350 metredir. Kayalık tepe ve çevresindeki taşlar, andezit taşıdır. Mezar odasının çevresi, dikdörtgen planlı bir taş sırasıyla çevrilmiştir.Mezar odası ise, kabaca işlenmiş olan sal taşlarıyla örülmüştür. Tahrip olmuş olan mezara, kuzey uçtaki kapak taşı kaldırılarak girildiği görülür. Mezar odasının orijinal girişinin burası olduğu düşünülmektedir. Mezar odasını örten büyük ve ağır kapak taşları, kuzey güney doğrultusunda konulmuştur. Andezitten 7 adet büyük ve ağır kapak taşı, üzerindeki pürüzlerin kabaca da olsa düzeltildiği görülmektedir. Dikdörtgen planlı mezar odası, içeriden 6.5 metre uzunluğunda ve tabanda 2.20 metre genişliğindedir. Mezar odasının içindeki dolgu nedeniyle yüksekliği tespit edilememiş, muhtemelen 2 metre yüksekliğinde olduğu sanılmaktadır. Yan duvarları bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Mezarın üst kısmı: iri ve kabaca yontulmuş andezit taşındandır.

Van Çatak Tırşın

 

TIRŞIN

Tırşın (kelime anlamı: bol, yeterince yeşillik demektir.) yaylası, Gürpınar ilçesinin 40 km güneyinde, Beşbudak köyünün doğusundadır. Yaylanın batı ve kuzey kısmı Çatak Tırşını, doğu ve güney kısmı Gürpınar Tırşını olarak adlandırılır.

Yayla günümüzde yaylak olarak kullanılmaktadır. Çatak Tırşını denen bölgede: iki ören yeri bulunmaktadır. Tırşın yaylasında geniş bir alana yapılan kaya resimleri, Tırşın tepelerinin, güney-güneydoğu, kuzey ve doğusunda bulunur. Yaylanın kuzeye ve batıya bakan yüksek kısmı Kahnı Melikan (Çatak Tırşını) Mevkii olarak isimlendirilir. Buradaki kaya resimleri tepelik alanın kuzey yamacında, büyük kaya bloklarındadır.

Burada büyük taşlar üzerine yapılmış ağaç resimleri vardır. Ayrıca, bu ağacın dalına ön ayağını uzatmış keçi resmi de bulunur. (Bu keçi resmi, günümüzde Van Müzesinde bulunmaktadır.) Bu keçi resmi gerçekçi bir forma sahiptir. Baş kısmı detaylı verilen figür, duruş pozisyonu itibarıyla de (arka bacaklar, kas sistemine uygun olarak çizilmiştir.) hareketli bir figürdür. Taş üzerine resmedilen keçinin, arkasında kurt resmi vardır.

Burada bulunan taşların hikayesi şudur “MÖ 330 yılında Doğu Hun İmparatorluğu: Kuzey Kafkasya’yı ele geçirince, burada yaşayan Alanlılar ve Orta Asya’da dağlık mıntıkadaki “Artuş Şehri” nde yaşayan Türk aşiretleri: bulundukları yerden ayrılırlar. Bunlar: Narlı nahiyesine gelirler. Çünkü: buranın iklim ve doğa şartları Kuzey Kafkasya ve Artuş Şehrine benzemektedir. Bunlar: Narlı mıntıkasına yerleşirler. Yerleştikleri yere “Alanlılar Yaylası” ismi verilir. Bunlar: Tırşin’deki büyük taşlar üzerine ağaç resmi çizenlerdir. Keçi resmi ve arkasındaki kurt resmi ile, atalarını izah etmeye çalışmışlardır.

Van Çatak Kanispi-Beyaz Su Şelalesi

 

KANİSPİ-BEYAZ SU ŞELALESİ

İlçe merkezine 5 km uzaklıkta Van-Çatak kara yolu üzerinde 82’nci kilometrededir.

Burada, su: 100 metre yükseklikteki kayalardan çıkar, aşağı doğru beyaz köpükler oluşturarak iner. Zaten aşağı inerken oluşturduğu bu süt beyazı köpükler nedeniyle Beyaz Su şelalesi ismini almıştır. Kanispi kelimesinin anlamı “Beyaz Şelale” demektir.

Şelalenin çevresinde, mesire yeri vardır. Hemen yanında ise alabalık tesisleri kuruludur. Özellikle yaz aylarında yöre halkı serinlemek için buraya gitmeyi tercih ederler. Ancak şelalenin akmaya başlaması takip edilir. Şelale, her yıl Nisan ayı sonunda akmaya başlar ve saniyede 20 litre civarında kaynaktan su çıkar. Ağustos ayı ortalarında ise, suyu azalır ve özelliği kaybolur. Burayı ziyaret etmek isterseniz, suyun aktığı dönemlerde gitmelisiniz. Gerçekten muhteşem bir görüntü, su sesi ve güzel bir ortamda piknik yapabilirsiniz.

Bahçesaray tanıtımı.

Gevaş tanıtımı.

Van tanıtımı.