İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

 

Şehir gezimize önce, “Eski Şehir” bölümünden: surlardan başlıyoruz.

Eski şehir gezisi bitince, arzu edenler şehrin “Yeni Şehir” bölümü” nü de gezebilirler.

Ancak, Kudüs’te özellik “Eski Şehir” bölümünde.

Yeni şehir bölümünün çok çok bir özelliği yok, burada belki çeşitli müzeler var, onlar ilginizi çekebilir.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
Kudüs Eski Şehir Surları

ESKİ ŞEHİR-OLD CİTY

Bu bölgedeki gezimize başlayacağımız yer: “The Rampart Walk” olarak isimlendirilen, surlar bölgesidir ve burada bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Eski şehir, bugünkü Kudus’ün surlarla çevrili bölümüdür. Modern surlar, Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından 16’ncı yüzyılda yaptırılmıştır.

Surların uzunluğu 3662 metredir. Yükseklik 11.6 ile 12.2 metre arasındadır. Surlar üzerinde 34 gözetleme kulesi vardır.

Eski şehirde toplam 11 kapı vardır. Bunlardan 7 tanesi halen açık durumdadır.

Kapılardan bazıları:

1-Yeni kapı (New Gate)

2-Dung kapısı (Çöp kapısı/Bab al-Maghariba)

3-Nablus/Damascus Kapısı

4-Zion Kapısı

5-Habron Kapısı

6-Altın kapı (Golden Gate)

Bu surlar: Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır. Surlarda, 8 kapı bulunmaktadır.
Bunlar:

Kudüs Altın Kapı-Golden Gate

Golden Gate-Altın kapı

Bu kapı, Kudüs’ün Eski Şehir surlarının doğu cephesinde yer alan ve Tapınak Tepesi doğu duvarına açılan tek kapıdır.

Kapının “Altın Kapı” adı, Hiristiyan literatüründe geçmektedir, diğer dillerdeki isimler “Merhamet Kapısı” temalıdır. Müslüman dünyasındaki adı: “Rahman Kapısı”dır. Bazı İslami inanışlara göre, kıyamet günü insanlar mezarlarından çıkarak bu kapıdan geçip hesap mahkemesine (Allahın huzuruna) çıkacaklardır. Bu kapının “sonsuz yaşam/merhamet kapısı” olarak tasavvufi sembolik yorumları doğurmuştur.

Bu kapı Zeytin dağına bakmaktadır. Yahudilere göre burası “Mesih” in Kudüs şehrine gireceği kapıdır.

Kapı, dışarıdan kapalı durumda olup (yani sur cephesinden geçişi yoktur), ancak iç taraftan (Tapınak tepesi yönünden) kapının iç yapısına ulaşmak mümkün olabilecek tarihi geçitler olduğu düşünülmektedir. Kapının tam önünde, sur duvarının doğu cephesinde Müslüman Mezarlığı bulunmaktadır ve bu mezarlık, Kapı cephesinden aşağı Kidron vadisine doğru iner.

Kapının günümüzde görülen yapısının tam olarak inşa tarihi bilinmiyor. Bazı araştırmacılar, kapıyı Bizans dönemi veya erken Emevi dönemine tarihlemektedir. Bazı teoriler kapının 520’lerde Bizans İmparatoru I Justianus tarafından mevcut surların üzerine yeniden inşa edildiğini öne sürerler. Kapının daha eski sürümünün, (muhtemelen Roma-İkinci Tapınak dönemine ait) temel kalıntılarının altında gömülü olduğu düşünülüyor. Örneğin: alt seviyelerde eski kemer izleri ve kapı kalıntıları saptanmıştır.

Kudüs Altın Kapı-Golden Gate

Evet: kapı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1541 yılında resmen mühürlenmiş ve kapı geçişi engellenmiştir. Mühürleme gerekçesi: hem savunma stratejileri hem de dini gelenekler ile ilişkilendirilmiştir. Bazı anlatılarda yukarıda sözünü ettiğim gibi, Mesih’in gelişiyle açılacağına dair geleneksel inançlar nedeniyle kapının önceden muhtemel giriş yollarından biri olarak kullanılmasının önüne geçilmek istendiği ifade edilir.

Modern dönemlerde 2003 yılında kapının iç kısmı İsrail makamlarınca kapatılmıştır. 2019 yılında kapının iç kısmı Müslüman ibadetleri için yeniden açıldı, fakat kapının dış cephesi hala kapalıdır.

Şimdi gelelim kapının mimari özelliklerine: altın kapı, çift kemerli bir yapı olarak tasarlanmıştır. Her açıklık, yaklaşık 3.90 metre genişliğinde ve yarım dairesel kemerle üstlenmiştir.

Kapının içindeki kısım: tünel benzeri geçitlerle Tapınak Tepesine inen merdivenler ve tonozlu bölümler içerir. Kapının dış doğu cephesi sur duvarından yaklaşık 2 metre kadar öne çıkmaktadır. Yani kapının dış cephesi, sur hattından biraz çıkarak bir cephe oluşturur. İç kısmı, sütunlar ve tonozlarla bölünmüş geniş bir bölüm içerir, bu yapı 24 x 17 metre dış duvar ölçülerine sahiptir. Kapının zemin seviyesi, günümüz kotuna göre daha alçaktır, alt yapı katmanları gömülü durumdadır.

Evet, günümüzde kapının bulunduğu cepheye doğrudan giriş olmadığından, genellikle sur dışından görüntülenir. Zeytin dağı ve sur dışındaki alanlardan kapının cephesi izlenebilir.

Kudüs Yafa Kapısı

Yafa kapısı-Jaffa Gate

Kudüs’ün eski şehrinin batı surlarında, Old City’ye girilen en ünlü kapılardan biridir.

Kapı, Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1538 yılında inşa edilen surların bir parçasıdır.

Yafa Limanına çıkan yolu işaret eder. Kapının giriş yolu L şeklindedir. Savunma amaçlıdır. Bu yapı, saldırganların doğrudan içeri dalmasını engellemek için tasarlanmıştır. Kapı, büyük ahşap kapılara ve zırhlandırılmış kaplamalara sahipti. Girişin üst kısmında Sultan Süleyman’ın yaptırdığı duvarın inşa tarihi ve Sultan’ın unvanlarını içeren Arapça bir kitabe vardır.

Kapının üzerindeki sur kısmında “mashikule” adı verilen çıkmalar ve uzun tarihi boyunca savunma unsuru olarak kullanılan gözetleme delikleri bulunur.

1898 yılında Osmanlı yönetimi Alman İmparatoru Wilhelm II’nin şehre görkemli bir şekilde girmesi için Yafa Kapısının hemen yanındaki surda yeni bir geçit açmıştır. (Duvarın bir bölümü yıkılarak ya da kapıya bitişik boşluk verilerek) Bu geçit sayesinde at arabaları ve tören konvoyları dar geçidi değil bu geniş açıklığı kullanmışlardır. Aynı dönemde ya da sonlarında, kapının üzerindeki saat kulesi (Ottoman clock tower) inşa edilmiş, fakat daha sonra bu kule kaldırılmıştır.

Gelelim günümüze, kapı hala Eski Şehir’e batıdan giriş için önemli bir kapıdır. Arabalar büyük kısmıyla buradan değil, geniş açıklıktan girer. Kapının dış cephesi ve plazasının çevresi, hem turistik alanlar hem de halkın günlük geçişleri için yoğun kullanılan bir bölgede yer alır. Mamila Avenue gibi alışveriş ve restoran bölgesi buraya yakındır. Ayrıca, kapıda akşam saatlerinde trafik açma/kapama, özellikle yayaların ve yerel halkın rahatsızlık duyduğu dönemsel trafik yoğunlukları gibi düzenlemeler yapılmaktadır.

 

Kudüs Yeni Kapı

Yeni kapı-New Gate

Kudüs eski şehrinin surlarında nispeten daha geç yapılmış bir kapı ve özellikle Hıristiyan Mahallesi ileşehrin dışındaki Hıristiyan kuruluşlarını birbirine bağlayan bir geçit olarak önemlidir.

Kapı Osmanlı Sultanı II Abdülhamit döneminde 1889 yılında inşa edilmiştir. Kapının açılma gerekçesi: Eski şehrin Hıristiyan Mahallesi ile dışındaki Hıristiyan kurumlar (örneğin: öğrenci yurtları, hastaneler, misyoner kuruluşlar gibi) arasında daha kolay geçişi sağlamaktır. Ayrıca Batı Kudüs’ten gelen ziyaretçilerin Eski Şehir içine girişlerinde alternatif bir rota sunmaktır.

İngiliz manda dönemi ve 1948 sonrası tipik olarak kapanmalar ve yeniden açılmalar yaşanmıştır. Örneğin: 1948 savaşı sırasında kapı geçici olarak zarar görür. 1967’de, Doğu Kudüs’ün İsrail kontrolüne geçmesiyle kapı yeniden açıldı ve bazı demir bariyerler kaldırıldı.

Evet, Yeni Kapı, Eski şehir surlarının batı-kuzey cephesinde yer alır ve giriş mekanı “Christian Quarter”e açılır. Kapı kemerli bir geçittir. Taş yapı malzemesi ve Osmanlı dönemine özgü mimari dokular içerir. Kapının önü ve çevresi, özellikle son yıllarda yayalar için daha elverişli hale getirmek üzere düzenlemelere tabi tutulmuştur. Kaldırım düzeyleri eşitlenmiş, engelli erişimi arttırılmış, araç trafiğini sınırlayan düzenlemeler yapılmıştır.

Yeni kapı turistik açıdan fazla bilinmeyen ama oldukça kullanışlı bir giriş noktasıdır.

 

 

Kudüs Şam Kapısı

Sha’ar Sh’hem-Şam kapısı

Eski şehrin kuzey cephesinde yer alan en önemli kapılardan biridir. İbranice adı: Shaa’ar Shkhem/Nablus Kapısıdır. Arapça adı: Bab al-Amud/Sütunlu kapıdır. İngilizce adı: Damascus Gate.

Çünkü bu kapı eskiden şehirden Şam (Damascus) yönüne çıkan ana yolun bağlantısıdır. Ayrıca bazı kaynaklarda haçlı dönemiyle bağlantılı olarak St Stephens Gate adı da kullanılmıştır.

Kapının bugünkü görünümü, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, 1537 yılında inşa edilmiştir. Ancak aynı konumda, Roma-Bizans dönemi kapılarının da kalıntıları mevcuttur. Özellikle 2’nci yüzyıla  tarihlenen bir kapı kalıntısı, Hadrian zamanında yapılan “Aelia Capitolina” adını taşıyan yapının parçası olarak burada bulunmuştur. Kapının altında arkeolojik kazılar, antik sütun tabanı, daha eski giriş yapıları ve duvar kalıntıları açığa çıkarılmıştır.

1970’lerden itibaren kapının çevresi düzenlenmiş, alttaki arkeolojik kalıntılar korunarak ziyaretçilere açık hale getirilmiştir.

Kapı, duvar hattının kuzey cephesinde yer alır ve şehrin kuzey yönüne çıkışı sağlar. Kapının iki yanında kuleler bulunur. Kuleler ve duvarlar savunma amacıyla “machicolation” (alt açıdan savunma için açıklıklar) unsuru taşır. Kapı kemerli geçitlere sahiptir, iç yapı sur duvarına entegre bir şekilde inşa edilmiştir. Kapının zemin seviyesi, şehir kapısının altında kalmıştır, yani günümüzde kapı yapısı, eski yapıların üzerine inşa edilmiştir. Kapının cephesi üzerinde dişli savunma duvarları bulunur. Bazı yapı unsarları, Romalıların kullandığı mimari detayları içerir. Örneğin: kapının kemer alt kısmında “Aelia Capitolina” yazılı bir taş kitabe bulunmuştur.

Evet, bu kapı Eski Şehrin kuzey kapısıdır ve özellikle Müslüman Çarşısı/Arap çarşısı ile bağlantılıdır. Namlus ve daha ötede Şam yönüne giden yollarla ilişkilidir. Kültürel olarak, hem Ürdün tarafında hem Filistin tarafında sembolik değeri büyüktür. Günümüzde hem turistlerin hem de yerel halkın sık kullandığı giriş-çıkış kapısı olması nedeniyle yoğundur. Kapının çevresinde pazarlar, dükkanlar ve sokak aktiviteleri yoğundur.

Kudüs Herod Kapısı

Herod kapısı

Kudüs Eski Şehrin kuzey duvarındadır. Müslüman Mahallesine açılıyor. Damascus-Şam kapısının doğusunda, şehir içinden de kuzeye çıkan yeni mahallelere yakın konumdadır.

Hiristiyan geleneğinde, Türpiyot Pontius Pilatus tarafından Hz İsa’nın Herod Antipas’a gönderildiği hikayeyle ilişkilendirilir. Ortaçağ hacıları yakınlarda Herod Antipas’ın sarayı olduğuna inanılan bir yapı olduğunu düşünmüşler, bu ad oradan geliyor.

Kudüs Herod Kapısı

Hem İbranice hem Arapça’ta “Çiçekler Kapısı” anlamına gelir. Kapının üst kısmında taş dekorasyonda çiçek motifleri olduğu için ya da Arapça “al-Sahira” (mezarlık anlamına basitçe) kelimesinin yanlış telaffuzuyla/al-Zahra gibi bir forma dönüşmesiyle bu ad verilmiş olabilir.

Kapı Sultan Süleyman döneminde, 1530’larda inşa edilirken bu bölgede kapı için küçük bir yan geçit vardı. Ancak bu geçit çok sık kullanılmazdı. 1875 yılında Osmanlı yönetimi, şehrin kuzeyinde gelişen yeni mahallelere erişimi kolaylaştırmak için surda kuzey cephede bir geçit açtı. Yani bugünkü Herod kapısının ana girişi bu tarihte oluşturuldu. O zamana kadar orijinal giriş cepheden değil, surun yan kısmındaydı ve savunmalı bir yapıya sahipti.

Kapı, sur duvarının bir kulesi içinde yer alır. Girişin üstünde bekçi odası ve sur duvarı üst yürüyüş yoluna çıkmak için demir basamaklar vardır. Giriş kemeri, sivri olmayan daha sade bir taş kemerli açıklıktır. Kapı dekorasyonunda çiçek motifi taşıyan bir rozet/döşeme üst kısımda dikkati çeker.

Günümüzde kapı turistik olarak diğer büyük kapılar kadar göz kamaştırıcı olarak öne çıkmıyor. Ama yerel halk için önemli bir geçiş noktasıdır.

Kudüs Aslanlı Kapı

Aslanlı kapı-Lions Gate

Kudüs Eski Şehrinin doğu surlarındadır. Müslüman mahallesine açılır. Tapınak Tepesinin kuzey doğu yönünde, yaklaşık olarak Kidron vadisine bakan cephededir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1538-1539 yılları arasında surların yeniden inşası kapsamında yapılmıştır. Kapı üzerindeki aslan (ya da leopar) kabartmaları buraya özgüdür ve Kapının karakteristik süslerinden biridir.

Kemerli giriş açıklığı, sur duvarıyla bütünleşik savunma unsurlarıyla beraber cephede dekoratif kabartmalar (aslan figürleri) yer alır. Girişin üst kısmında sur duvarı boyunca yürüme yolu ve gözetleme sur presingleri vardır.

Kapının kemer üstü cephesinde dört yırtıcı hayvan (çoğu kaynakta aslan ya da leopar olarak geçer) kabartması bulunur. İki sol tarafta, ikisi sağ taraftadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Memlüklere galip oluşunu onurlandırmak amacıyla süslemeler yapılmıştır.

Hıristiyan geleneklerinde Via Dolorosa (Hz İsa’nın çarmıhla yürüdüğü yol) başlangıç noktalarından biri olarak görülür.

 

Kudüs Magrip Kapısı

Magrip Kapısı

Kudüs’te ağlama duvarına en yakın kapıdır. Eski şehrin batı duvarının (Ağlama duvarı) yakınındadır. Bu kapıdan geçildiğinde doğrudan Ağlama Duvarına, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Tapınak Tepesinin alt bölümlerine ulaşılır.

İsrail ve Filistin arasındaki dini ve tarihi önemi olan bir alan olduğu için kapı ve çevresi oldukça hassas ve sıkı güvenlik önlemleriyle korunur. Kapı Müslüman mahallesinden çıkış için en önemli kapılardan biridir.

Kudüs Siyon Kapısı

Sion-Davut kapısı

Bu kapı, Kudüs’ün surlarında bulunan önemli bir giriş noktasıdır ve hem tarihi hem de dini açıdan büyük öneme sahiptir.

Kudüs Eski Şehrinin güneydoğusunda, Siyon Tepesine açılan bu kapı, Tapınak Tepesinin güneydoğusundadır. Kapı, 16’ncı yüzyılda Sultan Süleyman tarafından inşa edilen surların bir parçasıdır. Ancak bölgedeki ilk yerleşimlerin MÖ 1000’lere kadar uzandığı düşünülmektedir. Kapı, tipik Osmanlı sur mimarisine sahiptir. Girişin üzerinde bir burç bulunur ve kapı, sağlamlaştırılmış ahşap kanatlarla korunur. Ayrıca ok atma ve yağ dökme noktaları gibi savunma unsurları da mevcuttur. Kapı, hem Yahudi ve hem de Hıristiyanlar için kutsal kabul edilen Siyon Tepesine açılır. Bu nedenle, özellikle dini ziyaretler için önemli bir geçiş noktasıdır.

Kudüs Çöp Kapısı

Çöp kapısı-Dung Gate

Eski Şehrin güney duvarında bulunur. Bu kapı, Kudüs’ün Batı Duvarına (Ağlama Duvarı) en yakın girişlerden biridir ve hem tarihi hem de dini açıdan büyük öneme sahiptir.

İsmi, Eski Ahitteki Nehemya Kitabında geçen “ashpot (çöp)” kelimesinden türetilmiştir. Antik çağlarda, şehirdeki atıkların bu kapıdan dışarıya taşındığı bilinmektedir. Bu nedenle, kapıya çöp kapısı ismi verilmişitir.

Kapı, Osmanlı dönemine ait surların bir parçası olarak inşa edilmiştir. 1952 yılında, kapı araç trafiğine uygun hale getirilmek üzere genişletilmiştir. Bu genişletme sırasında, dekoratif kemer altına beton bir kiriş yerleştirilmiştir.

Günümüzde Dung Gate, hem araçlar hem de yaya trafiği için kullanılan bir geçiş noktasıdır. Batı duvarına en yakın kapı olması nedeniyle, özellikle dini ziyaretçiler için önemli bir giriş noktasıdır.

 

The Rampart Walk bölgesinden yürümeye devam ederseniz, buranın sonunda Ağlama Duvarına ulaşırsınız. Ancak: Ağlama Duvarına, şehir içinden yürüyerek ulaşmak isterseniz, bu kez, surlardan inmelisiniz.

Buradan inip şehir içine girdiğinizde, önce “Ermeni Bölümü” karşınıza çıkıyor.

Kudüs Ermeni Mahallesi

ERMENİ MAHALLESİ-ARMENİAN QUARTER

Hıristiyan mahallesinin güneyindedir ve Kudüs’ün dört ana mahallesinden biridir. Bu mahalle, hem tarihi hem de kültürel açıdan büyük öneme sahiptir.

Eski şehrin güneybatısında yer alan mahalle, Siyon kapısı ve Yafa kapısı ile bağlantılıdır. Mahalle, Hıristiyan mahallesinden Davut Sokağı ve Yahudi Mahallesinden Habad Sokağı ile ayrılır.

Kudüs şehrindeki Ermeni varlığı, Ermenistan’ın Hıristiyanlığı ulusal bir din olarak kabul ettiği, MS 4’ncü yüzyıla kadar uzanır. Bu nedenle, Ermeni mahallesi, Ermenilerin Kudüs’teki en eski ve sürekli yerleşimlerinden biridir.

Kudüs Aziz Yakup Katedrali

Aziz Yakup Katedrali-Cathedral of Saint James:

Ermeni Apostolik Kilisesinin merkezi olan bu katedral, mahalledeki en önemli dini yapıdır. 12’nci yüzyıldan kalmadır. İlk olarak Gürcüler tarafından Aziz Yakup’un başının kesildiği ve ilk şehit olduğu kabul edilen bu noktada bir kilise inşa edilmiştir. 12’nci yüzyılda Haçlı seferleri sırasında, Ermeniler bu kiliseyi ele geçirerek kapsamlı bir şekilde yeniden inşa etmişlerdir. Yapı, Ermeni mimari tarzında, kubbeli bir bazilika olarak inşa edilmiştir. İç mekanda mavi-beyaz çiniler, altın işlemeli ikonalar ve zengin desenli halılar dikkat çeker. Katedralin içinde, Aziz Yakup’un başının gömülü olduğu kabul edilen bir şapel bulunmaktadır. Ayrıca, Aziz Yakup’un kardeşi olan Aziz Yakup’un da mezarının burada olduğuna inanılır.

Kudüs Ermeni Patrikhanesi

 

Ermeni Patrikhanesi:

Ermeni Ortodoks Patrikhanesinin merkezi olan bu yapı, mahalledeki dini ve idari liderlik merkezidir. Aziz Yakup katedralinin yanındadır. Bu patrikhane, Ermeni Apostolik Kilisesinin Kudüs şehrindeki en yüksek dini otoritesidir ve yaklaşık 1600 yıldır Kudüs’te varlığını sürdürmektedir.

Ermeni Patrikhanesi, 12’nci yüzyılda, Haçlı seferleri sırasında Ermeniler tarafından Aziz Yakup Katedralinin yanına inşa edilmiştir. Günümüzde patrikhanenin merkezi olan St James Manastırı, Eski Şehrin büyük bir kısmını kaplar. Yapının iç mekanlarında, khachkar adı verilen taş haçlar, mozaikler ve ikonalar gibi dini sanat eserleri bulunur. Patrikhane sadece dini bir merkez değil aynı zamanda Ermeni kültürünün ve tarihinin korunmasında da önemli bir rol oynar. Patrikhane bünyesinde bir müze ve kütüphane bulunur.

 

Mardigian Müzesi:

Aziz Yakup Katedralinin yanındadır. Müze, 19’ncu yüzyılda inşa edilen ve zamanla yetimhane, manastır ve teolojik okul olarak kullanılan tarihi bir binanın içinde bulunmaktadır. Ermeni halkının Kudüs şehrinde 1700 yıllık varlığını ve kültürel mirasını sergileyen zengin bir koleksiyona sahiptir. Sergiler arasında öne çıkanlar: 6’ncı yüzyıldan kalma bir mozaik vardır. Müzenin avlusunda sergileniyor. Mozaik: egzotik kuşlar ve sarmaşık motifleriyle bezeli olup 1894 yılında Musrara bölgesindeki bir Ermeni manastırında bulunmuştur. Ayrıca: 1833 yılında Kudüs şehrinde kurulan ilk matbaanın replikası, Ermeni basın tarihini simgler.

 

Gelelim sonuca:

Burada: birçok kilise göreceksiniz. Bunların bazılarının içine girmek mümkündür. Burada ayrıca, bolca “Türkiye” karşıtı yazı ve afiş görebilirsiniz.

 

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

YAHUDİ MAHALLESİ

Daha sonra: eski şehrin “Musevi Bölümü” görülüyor. Musevi bölümü: fanatik Yahudiler (Hasidik Yahudiler) den oluşuyor. İsrailliler, Yahudi mahallesini 1967 yılında yeniden inşa etmiş ve yenilemişlerdir. Bölgenin en temiz yeri burasıdır denilebilir.

Kudüs şehri hakkında genel bilgiler verirken yazdığım gibi, buraya, özellikle “Cuma” günü giderseniz: Cuma günü günbatımından Cumartesi günü gün batımına kadar “Shabbat” denilen kutsal zamanın içine düşersiniz. Bu dönemde: genellikle Sinegoglar dolar ve insanlar içeride dua ederler.

Zaten: İsrail’de, hafta sonu tatilleri “Cuma” ve “Cumartesi” günleri yapılır.

Pazar günü ise, çalışıyorlar.

Binlerce yıldır, böyle bir inanışları var ve Tevrat’ta yazdığına göre, eskiden bu kutsal günde çalışanları taşlayarak öldürüyorlarmış.

Hatta ve hatta: elektrik sisteminde bile bu dönemde kesintiye gidiyorlar, yalnızca asansörler çalışıyormuş.

Şehir gezimize ilk önce “Ağlama duvarı” bölümünden başlıyoruz.

Buraya girmeden önce, ilk karşımıza çıkan “Mamilla” denilen bir alışveriş merkezidir.

Musevi bölümüne ilk girdiğinizde: gezerken: bir çarşı karşınıza çıkıyor. Burası: Mamilla Alışveriş Merkezidir.

Burası: bir anlamda, İstanbul Kapalı Çarşı veya Mısır çarşısını anımsatmaktadır. Şehir içinde, taş duvarları ve mağazaları ile şehrin tipik atmosferini bozmayacak şekilde düzenlenmiş, tepesi açık bir alışveriş merkezidir. İçeriye girdiğinizde, güzel kafeler ve restoranlar da göreceksiniz.

Burada özellikle, yöreye özgü “İsrail Breakfeast” yani “kahvaltı” denemelisiniz. Bu kahvaltıda: omlet, süzme yoğurt, somon-tuna balığı karışımı kremalı bir tür meze, humus, avokado ve güzel bir salata getiriyorlar. Yanında ise “şampanya” ikram ediyorlar. Ama, dini yerlerin ziyaretinde, birçok müşteri bu şampanyayı içmemeyi tercih ediyorlar.

Bu çarşıdan: çeşitli tişörtler, kipalar (Yahudilerin kafalarına taktıkları küçük takkeler), mezuzular (Yahudilerin evlerinin giriş kapısına astıkları ve içinde Tevrat’tan pasajlar bulunan objeler) satın alabilirsiniz. Ayrıca: yine bu çarşıdan, Kudüs şehrine özel “dilek ipi” olarak isimlendirilen “kırmızı Kaballah ipleri” satın almayı unutmayın.

Evet, Musevi bölümünün bitiminde, Ağlama duvarı bulunuyor.

Ağlama duvarına girerken, İsrail askerlerinin yaptığı kontrolden geçmek gerekiyor. Kontrolden sonra: Ağlama duvarı bölümünde, haremlik-selamlık olarak ayrılan yerlere girebiliyorsunuz.

Yani: burayı, kadınlar ve erkekler, ayrı ayrı ziyaret edebiliyorlar. Ayrıca: yine buraya girişte dikkat edilmesi gereken birkaç husus daha vardır.

Kadınların: çok miniye kaçacak ölçüde kısa etek giymemeleri, ayrıca omuzları açıkta bırakacak kıyafet giymemeleri istenir.

Aksi halde: görevliler, kadınları, ağlama duvarına çok yaklaştırmıyorlar veya omuzları ve bacakları örtecek kıyafet veriyorlar. Sağ bölümde kadınlar dua ederken, duvarın büyük bölümü olan sol yanda ise erkekler dua ediyorlar.

Duvar hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce: duvara yaklaşırken yanınıza küçük bir kağıt ve kalem almanızı öneririm.

Çünkü: bu küçük kağıda dileklerinizi yazıp, bu küçük kağıdı, duvarın taşları arasına sıkıştırsanız, dileklerinizin olacağına inanılmaktadır. Öte yandan: eller duvara dönük dua edildikten sonra, duvara arkayı dönmeden buradan uzaklaşmak ta uyulması gereken bir kuraldır.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

HA-KOTEL HA-MA’ARAVİ-AĞLAMA DUVARI

Burası: şehirde Yahudiler tarafından kutsal olarak kabul edilen “Büyük Tapınak” ın: günümüze kadar ayakta kalarak gelebilmiş “Batı” duvarıdır. Öte yandan, bu duvarın ilginç bir yönü daha var.

Duvar aynı zamanda: Beytülmakdis yani Müslümanlar için kutsal kabul edilen ve diğer ismi “Mescid-i Aksa” olan bölümünde “Batı duvarı” olarak geçmektedir.

Evet şimdi Büyük Tapınakla ilgili ayrıntılar:

Tanrı Yehova’nın ve Ahit Sandığında saklanan ilahi yasaların evi olan Büyük Tapınak Kudüs’teki en eski yerleşimin hemen kuzeyindeki bir tepeye (günümüzde Tapınak Dağı veya Arapça Haaremü’ş Şerif) Süleyman döneminde yapılmıştır.

Geleneklere göre: inşaat 7 yıl sürmüş ve ağırlıklı olarak Fenikeli zanaatkarlar ve sedir ile selvi (veya ardıç) ağacı gibi Fenikelilerce sağlanan maddelerden yararllanılmıştır.

İlk tapınak, MÖ 586 yılında Babillilerce yok edilmiş ama Kitabı Makaddes’te ayrıntılı şekilde anlatılır.

Küçük ama sıkça donatılmış dikdörtgen bir yapıydı. Bir giriş holü, bir ana oda ve bir iç tapınak olarak üç ana kısımdan oluşuyordu. İçeride zemin selviden olup üstü altın kaplanmış, duvarlardaki paneller sedirden yapılmıştı. İç tapınak ve Tapınağın dışı altınla kaplanmıştı. Kutsalı koruyan yarı hayvan, yarı insan iki kerubi açılmış kanatlarıyla Ahit Sandığını korumaları için havada asılıydı. Tapınağın geri kalanındaki bezemeler arasında tümü altın varak kaplı oyma kerubiler, palmiye ağaçları ve rozetler vardı. Tapınağa giriş, rahipler ve hizmetkarlarla sınırlıydı. Halkın çoğunluğu, ibadetlerini ve adaklık kurban sunularını dışarıda yapıyordu.

MÖ 8’nci yüzyıl sonlarında ve 7’nci yüzyıl başlarında, Yahuda’nın Asur’dan Mısır’a giden yolun doğrudan üzerinde bulunduğu dönemdeki Asur tehdidi, Kudüs’e yeni tahkimatlar gerektirdi. Asur kralı Senharib, MÖ 701 yılındaki başarısız kuşatması sırasında, kent surlarının henüz dışındaki Gihon Pınarından kente su getirmek için kayaya oyulan ve bugüne kadar korunmuş 540 metrelik Hizkiya Tüneli dikkate değer bir çalışmadır.

Kudüs, MÖ 7’nci yüzyılda zenginleşti ve sonunda Asur egemenliğinden kurtuldu.

İbranilerin bağımsızlığı MÖ 586 yılında, Babilliler Kudüs’ü ele geçirip yıktığında ve sakinlerinden çoğunu götürdüklerinde, sona erdi. Babil’in; Pers Kralı Büyük Kyros tarafından, MÖ 539 yılında ele geçirilmesiyle bir rahatlama geldi. Sürgünler yurtlarına döndü ve Kyros’un izniyle İkinci Tapınağın inşasına başlandı. Kudüs yine Yahudi kültürünün merkezi haline geldi. İkinci Tapınak ise, MÖ 1’nci yüzyılda, Büyük Herodes tarafından genişletilecek ve tekrar donatılacaktı. Ama, MS 70 yılında Romalılar tarafından yıkıldı. Tapınak bir daha tekrar inşa edilmemiştir. Tapınağın yerinde, Müslümanlar için çok kutsal yapılar olan Kubbetü’s Sahra ve El Aksa Camisi bulunuyor. Ancak İkinci Tapınağın kilit kalıntılarından biri günümüze ulaşmıştır.

Tapınak platformunun batı duvarı yaygın adıyla Ağlama Duvarı, Yahudilerin önemli ibadet mekanlarındandır.

Evet, Romalılar tarafından tapınak yıkılınca, Yahudiler o kadar üzülmüşler ve ağlamışlar ki, buraya “Ağlama Duvarı” veya “Western Wailling Wall” ismini vermişler. Hatta: kıyamet günü olduğunda, büyük tapınağın, yine burada, aynı yerde inşa edileceğine inanıyorlar.

Evet, niye “ağlama duvarı” ve niye burada “ağlanır”: biraz önce de belirttiğim gibi, Yahudiler: bir zamanlar bu duvarın arkasında bulunan mabetleri için ve mabedin yeryüzüne yeniden gelecek olan Mesih tarafından yeniden inşa edilmesi için ağlıyorlarmış. Hatta: Yahudiler, duvarın kendi ağlamalarına eşlik ettiğine de inanıyorlar.

Ağlama duvarı: yaklaşık 19 metre uzunluğundadır ve toprak seviyesinden 18 metre yüksekliktedir. Yer üstünde 24 ve toprak zemin altında ise 19 taş sırasından oluşmaktadır. Taşlardan bazıları 12 metre uzunluğunda, 1 metre yüksekliğinde ve ağırlıkları ise 100 ton civarındadır.

Duvarın yüksekliği 18 metre olmasına rağmen, tapınağın yüksekliğinin 12 metre olduğu bilinmektedir. Öte yandan, bu duvarın tapınak duvarı olmadığı, batı cephesinin dayanak duvarı olduğu da söylenmektedir.

Evet,

Museviler, oldukça büyük boyuttaki bu taş duvar karşısına geçip ağlıyorlar ve tanrı ile konuşuyorlar. Bazı ziyaretçiler ise, dileklerini, küçük kağıt parçalarına yazıp, duvardaki taşların aralarına sıkıştırıyorlar.

Çünkü: Musevi inanışına göre, bu duvarın karşısında dilenen dileklerin gerçek olacağına inanılmaktadır. Hatta: Tanrının, taş duvar karşısında kendisiyle konuşanların seslerini duyacağına da inanılıyor. (yukarıda yanınıza küçük kağıt ve kalem almanızı hatırlatmıştım)

Son bir not: yazının başında da belirttiğim gibi: İsrailoğulları, Mısır’dan çıktıktan sonra, içinde Hz. Musa’dan kalma taş levhalarla, Hz. Harun’un eşyalarının bulunduğu Ahit Sandığının: burada yani Hz. Süleyman Mabedinde bulunduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca: bu sandığı bulacak kişinin “Mehdi” yani “Kurtarıcı” olacağına inanılıyor.

Bu nedenle: İsrail devleti: uzun yıllardır, Mescid-i Aksa çevresinde ve altında, arkeolojik çalışma adı altında tüneller kazarak, bu Ahit Sandığını arıyormuş. Öte yandan, Müslümanlar ise, İsrail’in bu çalışmalarında “Mescid-i Aksa”nın altına girdikleri ve tüneller kazarak buranın yıkılmasını sağlayacakları iddia ediliyor.

Evet, burası, son derece etkileyici ve kalabalık bir yer.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

WESTERN WALL TÜNELİ

Ağlama duvarı olarak isimlendirilen ve Romalılar tarafından yıkılan; 2000 yıl öncesinin Kudüs Tapınağının 455 metre yakınında, Batı Duvarı Tüneli bulunmaktadır.

Tüneller: Tapınak dağı içinde, çok sayıda kemerlerle desteklenen merdivenlerden oluşturulmuştur. Tüneller Müslüman Mahallesinin altına doğru gitmektedirler. Antik duvar boyunca: tünellerde yürümek mümkündür.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

DAVİDSON MERKEZİ

Burası: Batı duvarı yakınlarındadır. 8’nci yüzyıldan kalma bir binanın bodrum katında inşa edilmiştir. Burada, 10 dakikalık bir video gösterimi ile: Tapınak hakkında bilgi verilmektedir.

Hatta: Tapınak dağı, Ağlama Duvarı ve Güney Duvar hakkında da bilgiler sunulur. Görüntüler üç boyutlu sunulur ve ziyaretçiler, görüntülerin etkisinde kalırlar. Cumartesi günleri kapalı olan merkez, guruplar halinde gezilmektedir.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

HIRİSTİYAN MAHALLESİ

Burası: eski şehrin kuzey ve kuzeybatı bölümlerini kapsamaktadır. Buradaki en büyük anıt Kutsal Kabir Kilisesidir. Ayrıca: “Via Dolorosa” yani “Çile yolu” da Hıristiyan hacılar tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.
Evet, şehrin Hıristiyan mahallesinde: 40 kadar dini yapı bulunmaktadır.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Via Dolorosa-Çile Yolu

Kudüs şehrinin Hıristiyan mahallesindeki en çarpıcı yerdir. Hz. İsa: çarmıha gerilmek üzere, çivileneceği çarmıhı sırtında taşıyarak, bu yolu geçmiştir. Yani: “acıların yolu” anlamına gelir.

Yol üzerinde, 14 durak bulunmaktadır ve Hıristiyanlar için bu yol özel bir anlam taşımaktadır. Bu yol üzerinde ilerleyenler “hacı” olmaktadırlar. Yani, burası Hıristiyanlar için “hac yolu” olarak kullanılmaktadır.

14 durak noktası ise: Hz. İsa’nın çarmıhı taşırken, durakladığı ve zaman zaman da yere düştüğü yerler olarak değerlendirilmektedir. Zaten, bu noktalara da daha sonra kiliseler inşa edilmiştir.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Zeytin Dağı

Burası: eski Kudüs şehrinin doğusundadır. Surlarla çevrili Kudüs şehri ve Mescid-i Aksa buradan gayet güzel izlenmektedir.

Burasının da son derece kutsal bir mekan olduğuna inanılmaktadır. Tepede: 2000-3000 yıllık zeytin ağaçları bulunmaktadır. Hz. İsa’nın zaman zaman burada dinlendiği söylenmektedir. Aynı zamanda; İsa burada öğrencilerine, öğretilerini vermiştir.

Yine, rivayetlere göre: Tufan ardından, Nuh Peygamberin güvercini, bu tepeden aldığı zeytin dalını, kendisine götürmüştür. Ayrıca: Hz. İsa’nın 12 havarisiyle son akşam yemeğini yediğine inanılan yer de, bu dağın eteklerindedir.

Burada bir kilise bulunmaktadır. “Dominus Flevit” isimli bu kilise, bir Bizans kilisesinin kalıntıları üzerine, gözyaşı şeklinde, 1954 yılında kurulmuştur.

Tepenin eteklerinde, batı bölümündeki yamaçta: Yahudi mezarlığı bulunmaktadır. Surlar üzerindeki Altın kapının hemen karşısında bulunan bu mezarlıkta yatanların: Mesih geldiğinde “ilk canlanacak kişiler” olacaklarına inanılıyor.

Bu nedenle, duyduğuma göre, burada bir mezar yeri alabilmek için, milyon dolarların gözden çıkarıldığı söyleniyor.

Yahudi inancına göre: kıyamet gününde “sırat köprüsü” nün, tepenin iki yamacı arasında kurulacağına inanılıyor. Yahudi mezarlığındaki 150.000 mezar içinde, Yahudi Filozof Nahmanides’in mezarı da bulunmaktadır. Bunun yanında, birçok ünlü Yahudi’nin mezarı da buradadır.

Vadinin karşı yamacında ise “Müslüman Mezarlığı” bulunuyor. Burada: sahabelerden Hz. Selman-ı Farisi ve Rabiat-ül Adeviye’nin kabirleri bulunuyor. Burada “Türk bayrağı” dikkat çekiyor, çünkü 2009 yılında, buranın dış duvarları, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından yaptırılmıştır.

Vadide: Müslüman ve Yahudi mezarlıkları arasındaki bölümde ise, bir Hıristiyan kilisesi dikkat çekiyor.

Hıristiyanlar da, kıyamet gününde, bütün hepsinin, bu kilise önünde toplanacaklarına inanıyorlar. Evet, burası Tevrat ve İncil’de anlatılan kutsal mekanlara ev sahipliği yapmasıyla önem kazanıyor.

Tepenin kuzeyinde: Müslüman Arapların yaşadığı “Tur Mahallesi” ve biraz daha kuzeyde ise “Kudüs İbrani Üniversitesi” bulunuyor.

Mary Magdalene Kilisesi

Zeytin dağı üzerindedir. Altın kaplama kubbeleriyle ilgi çekmektedir. Kilise, Annesi Maria Aleksandrovna anısına, Rus çarı Alexander II tarafından, 1895 yılında yaptırılmıştır.

Kilisenin büyük yeşil kapısından girince, sanki başka bir ülkede bulunduğunuza sanacaksınız. Aslında, Kudüs şehrindeki bir çok kilisede bu duygu hissedilir.

Çünkü: Avrupanın birçok ünlü başkanı ve lideri: kendi ülke stillerinde, özellikle 19’ncu yüzyılda, büyük binalarla kutsal şehri süslemişlerdir.

Burasıda, daha çok Rus tarihini yansıtır. Koruyucu aziz “Mary Magdalena” için seçilmiştir. Kilisenin tepesindeki 7 muhteşem altın kaplama soğan kubbe: Moskova şehrinde bulunan, 6’ncı yüzyıl kilise tarzına benzemektedir.

Bu altın kaplama soğan kubbeleri nedeniyle, kilise, Kudüs şehrinin en iyi bilinen kilisesidir.

Kilisenin “Golden Gate” denilen giriş kısmındaki çiçek bahçeleri ve servi ve zeytin ağaçları, ziyaretçilere muhteşem bir güzellik sunmaktadır.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Kidron Valley-Avşalom Mezarı

Burası, Kudüs şehrinin en kutsal yerlerinden birisidir ve Tapınak dağı ve Zeytin dağı arasında yer almaktadır. Buranın kutsal olmasının nedeni, Allah tarafından, dünya uluslarının ahiret gününde burada yargılanacak olmalarını belirtmesi nedeniyledir.

İncil’de belirtildiği üzere, David, burada asi oğlu Avşalom için bir mezar anıtı inşa ediyor. Avşalom, babasının adamları tarafından öldürülünce, buraya gömülüyor.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Mary Mezarı

Zeytin dağının eteklerinde, Kidron vadisinde: İsa’nın annesi Meryem’in mezarı bulunmaktadır. Bu mezarın bulunduğu kilise, Kudüs şehrinin en saygıdeğer kiliselerinden birisidir.

Söylenenlere göre: 1500 yıl önce, burada ilk ev inşa edilmiştir. Haçlılar tarafından tahrip edilen kilisenin yerinde, yalnızca küçük bir kubbe mezar kalmıştır.

Ama, 1130 yılında, yeniden kilise inşa edilmiştir. Yapının sivri gotik kemerleri bulunan iç bölümü inanılmaz güzeldir. Ancak, Kidron çayı, sık sık burada sel felaketine neden olmuştur.

Evet, içerinin dekoru gerçekten inanılmaz otantik, titrek kandil ışıkları, kilisenin içinde gizemli bir hava yaratıyor. Doğu Hıristiyan toplumları, burayı özellikle ziyaret ediyorlar.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Saint Sepulcre Bazilikası-Kıyamet Kilisesi-Kutsal Mezar Kilisesi

Burası: Sion Tepesinde, eski şehrin en yüksek noktasındadır. Bütün kiliselerin “anası” olarak bilinir. Buradaki ilk ibadet yerinin, bir pagan tapınağı olarak, Roma döneminde İmparator Hadrian tarafından, MS.2’nci yüzyılda inşa ettirildiği sanılıyor.

MS.4’ncü yüzyılda ise, Hıristiyanlığın kabul edilişiyle, burada İmparator Konstantin’in annesi Helena tarafından, ilk kilise inşa ettirilmiştir. Ana Forum’un kuzey ucunda, vaftizhanesi olan bir katedraldi.

Böylece, Forum yani kamusal merkez ile ana tanrılar Jüpiter, Iuno ve Minerva’ya adanmış ana tapınaktan meydana gelen eski Roma kalıpları tekrar edilmiş, ama şimdi bu itibarlı birleşim Hıristiyan bağlamda tahsis edilmişti.

Benzer şekilde, mevcut Roma gelenekleri diğer alanlarda uyarlanacaktı.

Görüldüğü gibi, kilise mimarisinde Romalıların bazilikası, Hıristiyanlar tarafından dini kullanıma uyarlanmıştı.

Resim sanatında, mevcut Yunan-Roma motiflerinin pek çok Hıristiyan bir izleyici kitlesi için tekrar yorumlanmıştı, tarzı açıkça o günün yaygın Roma sanatının tarzıydı.

Bu kendi başına şaşırtıcı değildi. Çünkü daha eski dönemde bu alan bir Yahudi mezarlığı olarak kullanılmıştı. Ama İsa’nın mezarı ve dolayısıyla Hıristiyanlıkta kilit olay olan dirilişin gerçekleştiği mekan olarak belirlenen bu mezar, kısa süre içinde Anastasis (Diriliş) Rotund’u olarak bilinen yuvarlak bir martyrium ili çevrilecekti.

Kısa süre sonra kilisenin Gerçek Haç (İsa’nın üzerinde can verdiği tahta haç) kutsal emanetine ev sahipliği yapmaya başlamasıyla, atrium avlu, bazilika kilise, ikinci avlu ve rotunda dan meydana gelen dört parçalı kompleks Hıristiyan hacıların başlıca uğraklarından biri haline geldi.

Constantinus döneminin rotundu ve kilisesi, 1009 yılında Fatimi hükümdarlarından Hakim tarafından yıkılacak, daha sonra 1048 yılında Bizans İmparatoru IX Konstantinos Momomakhos’un hamiliğinde tekrar inşa edilecekti.

Bugün görülen yapı budur.

Haçlılar 1099’da Kudüs’ü ele geçirdikten sonra pek çok değişiklik yaptılar.

Bu yüzden bu günkü kilise, 4’ncü yüzyıldaki ilk halinden son derece farklıdır.

Evet, burası dünya üzerindeki Katolikler, Ortodokslar, Ermeniler, Süryaniler, Kıpti ve Habeş kiliseleri tarafından, yani 6 mezhep tarafından kutsal olarak kabul ediliyor. Yani Hıristiyan mezhepleri için burası muhteşem önemli bir yerdir.

Her mezhep buraya sahip olabilmek için, yüzyıllardır büyük uğraşı verirler. Ancak: Osmanlı döneminde, bu uğraşıları çözmek adına, çok uygun bir çözüm bulunmuştur. Osmanlılar: bu kilisenin anahtarını bir Müslümana emanet etmişlerdir.

Çünkü: Protestanlar dışında, dünya üzerindeki bütün Hıristiyanlar: Hz. İsa’nın; burada çarmıha gerildiği, çarmıha gerilmesinin ardından kanlar içindeki cansız bedeninin, defnedilmeden önce, burada bulunan taş üstünde yıkandığı ve yine burada defnedildiğine inanıyorlar. Hatta: yıkandığı taşın, sürekli ıslak olduğu söyleniyor.

Bu yüzden: kiliseye “Kıyamet” yani “Diriliş” kilisesi ismi verilmiştir.

Evet: yapımı yaklaşık 1500 yıl geriye giden bu kilise, şehirdeki gezilecek yerlerden birisidir. Günümüzde: bazilika içindeki değişik alanlar: değişik Hıristiyan mezheplerinin kontrolü altındadır.
Örneğin: Hz. İsa’nın mezarının bulunduğuna inanılan yer, Yunan Ortodokslarının denetimindedir.

Burayı gezerseniz: duvarlarda yüzlerce yıl boyunca kazınmış haçlar göreceksiniz. Zemin seviyesinin altında, merdivenlerden indiğinizde: Kraliçe Helene döneminde yaptırılan ilk kilisenin temellerini-kalıntılarını görebilirsiniz.

 

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Dormition Abbey

Zion tepesindeki bu muhteşem kilisede, Meryem’in öldüğüne yada “ebedi uykuya” daldığına inanılıyor.

Kilise, 1906 yılında kutsanmıştır. 1948 ve 1967 yılındaki savaşlarda ise zarar görmüştür. Kilisenin yukarısındaki kubbeli mozaik burç, bir Hıristiyan kilisesi için son derece sıra dışı bir görünüm vermektedir.

Manastırın bodrum katında “uyuyan Meryem” heykeli bulunuyor. Manastırın hemen yanında ise, yine dini özellikleri ağır basan bir yer bulunuyor.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Coenaculum

İsa ve 12 havarisinin son akşam yemeği yedikleri yerdir.

Burada: Kral Davut’un mezarı da bulunuyor. Ancak, söylenenlere göre, David: şehrin daha güneydoğusunda yatmaktadır. Ama, mezarı burada bulunmaktadır.

Yahudi hacılar, Kral David’in geleneksel ölüm yıldönümünü burada kutlamaktadırlar. Yani: mezarın buraya sonradan monte edildiği söyleniyor. Günümüzde, burası, gerek Hıristiyanlar ve gerekse Yahudiler tarafından paylaşılmaktadır.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

MÜSLÜMAN MAHALLESİ

Şehrin doğusundadır ve içinde “Hakem-i Şerif (burası Yahudiler tarafından “Tapınak dağı” olarak tanınmaktadır) bulunur. Ayrıca: 691 yılında tamamlanmış olan “Kubbet-ül Sahra” ( buraya Ömer Camii ismi verilmektedir) ve El-Aksa Camisi ziyaret edilmektedir.

MESCİD-İ AKSA

Burayı ziyaret etmek isterseniz: önce İsrail askerleri ve daha sonra Arap görevlilerin kontrolünden geçmek ve

Müslüman olduğunuzu ispatlamak zorundasınız. Çünkü: şehirde diğer kutsal yerlere girerken “din” zorunluluğu aranmamasına rağmen, buraya girmek için “Müslüman” olmak bir şart olarak ortaya konuluyor.

Hatta: girişin bu kadar zor olduğu kutsal mekanın içinde bile, uyulması gereken kurallar bulunuyor.

İçeride: gülmek, yüksek sesle konuşmak, şakalaşmak, laobali hareket etmek kesinlikle yasak, giysi zorunluluğunu elbette söylemiyorum, onu tahmin edebiliyorsunuzdur, özellikle bayan ziyaretçilerin giysilerinin uygun, yani kapalı olmaları şart.

Gelelim burası hakkında ayrıntılı bilgi vermeye

Burada bulunan 144 dönümlük alanda: Mescid-i Aksa, Aksa Camisi ve Kubbet-ül Sahra başta olmak üzere, birçok tarihi yapı bulunuyor ve bölgenin ismi “Beytülmakdis” olarak biliniyor.

Ancak: Kuran-ı Kerim’deki “İsra” suresinde, buranın ismi, Allah tarafından “Mescid-i Aksa” olarak belirtilmiştir.

Bu yüzden: Müslümanlar, Beytülmakdis olan bölgenin ismini “Mescid-i Aksa” olarak kullanırlar. Yani; Mescid-i Aksa; bir bina değil, bölgenin ismidir.

Özellikle: altın kubbeli yapının Mescid-i Aksa olduğu konusundaki bilgi, tamamen yanlıştır.

Müslüman inanışına göre: Beytülmakdis’in temelleri: Hz. Adem ve çocukları tarafından atılmış; MÖ.940 yılında ise, Hz. Süleyman tarafından yeniden inşa edilmiş ilk İslam mabedidir.

Cennetin kapılarının yeryüzüne en yakın olduğu yer olarak burası kabul edilmektedir. Çünkü: Hz. Adem cennetten çıkarılınca ilk olarak buraya gelmiş ve bir süre burada yaşamıştır.

Mescid-i Aksa ismi:

Burada bulunan “Muallak kayası” yani “Kubbet-ül Sahra” dan gelmektedir. Zaten: Mescid-i Aksa, bu kaya üzerine kurulmuştur. Peygamberimizin: bu kayanın üzerinden “miraca” yükseldiğine inanılır. Aynı zamanda, yeryüzündeki bütün tatlı suların kaynağının da, bu kaya olduğuna inanılır.

Hatta: bu muallak kayasının, Miraca yükselirken Peygamberimizi takip etmek istediği, onunla birlikte yükseldiği, bir süre havada asılı kaldıktan sonra ancak Hz.Cebrail tarafından durdurulduğuna ve yere düştüğüne inanılır.

Bu muallak kayasının: aynı zamanda, Hz. İbrahim’in en sevdiği oğlunu (oğlunun ismi Müslümanlara göre İsmail, Yahudilere göre İshak’tır) kurban etmek istediği yerdir.

Öte yandan: Mescid-i Aksa: Müslümanların ilk kıblesidir. Kabe’den sonra, yeryüzündeki en kutsal ikinci mabet burasıdır. Mekke şehrindeki “Mescid-i Haram” ve Medine şehrindeki “Mescid-i Nebevi” den sonra: üçüncü kutsal mekan olarak kabul edilmektedir.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Kubbet-ül Sahra

Buraya ulaştığınızda: “Kubbet-ül Sahra” yani “Sarı Kubbe” hemen dikkat çekiyor. Bu kubbe: Muallak kayasının zirvesinde kuruludur. Zaten bu yüzden, günümüze kadar olan süreçte bölgede olan depremlerden etkilenmemiştir, sadece zaman zaman yenilenmiştir.

Dış döşeme 1963 yılında yenilenmiş ve kubbe 1993-1994 yıllarında yeniden yaldızla süslenmiştir.

Bu kubbenin: MS.600’lü yılların sonunda Hz. Ömer tarafından 14 ayar altından yaptırıldığı biliniyor. İnşası: 668-691 yılları arasında tamamlanmıştır.

Kubbet-ül Sahra’nın hemen altında kalan mağaranın: “Miraç gecesi” Peygamberimiz tarafından ziyaret edildiğine ve Peygamberimizin: bu mağarada: Hz. İbrahim, Hz. Davut, Hz. Süleyman ve Hz. İlyas ile birlikte namaz kıldığına inanılıyor.

Kubbet-ül Sahra içinde bulunan ilk taş yani “hacer-i muallak”: Hz. İbrahim’in üzerinde oğlunu (oğlunun ismi Yahudilerde İshak, Müslümanlarda ise İsmail olarak geçer) kurban etmek istediği taştır.

Buranın çinileri Osmanlı çinileri ve halıları da Anadolu’dan gelmedir. İç kısımdaki ahşap süslemeler ve renkli mozaikler de ilgi çekmektedir.

El Aksa Camisi

Burası: Mescid-i Aksa bölgesindeki: ikinci büyük binadır. Hz. Ömer’in: Kudüs şehrine geldiğinde, beraberindekilerle birlikte ilk namazını burada kıldığına inanılıyor ve Aksa Camisinin temelleri, burada atılıyor.

Ancak: cami, yüzyıllar boyunca birçok kez yıkılıp yeniden yapılmıştır.

Caminin alt katında: iki koridor şeklinde “Kadim Aksa Camisi” bulunuyor. Bu koridorlara açılan kapıya ise “Nebi kapısı” deniliyor. Çünkü: Peygamberimiz, Miraca yükselmeden önce bu koridorlardan birini kullandığına inanılıyor.

Hatta, bu koridorlardaki kireç taşından yontulmuş sütunların; Miraç gecesi, Peygamberimiz tarafından, Mescid-i Aksa’da gördüğünü belirttiği sütunlar olduğuna inanılıyor.

Evet, cami günümüzde 5000 kişinin aynı anda ibadet edebileceği boyutlardadır. Caminin yakın tarihi geçmişinde dikkat çeken olaylara gelince: Ürdün Kralı Abdullah’ın 1951 yılında burada öldürüldüğü ve 1969 yılında yine caminin kundaklandığı hatırlanmaktadır.

Burak Mescidi

Mescid-i Aksa’nın güneydoğu köşesindedir. Yine inanışa göre: Peygamberimiz, Miraca yükselmeden önce, Kudüs şehrine geldiğinde “Burak” adlı bineğini, buraya bağlamıştır.

Zaten: mescidin duvarında küçük bir demir halka görülmektedir. Peygamberimiz: “Burak’ı, peygamberlerin atlarını bağladıkları halkaya bağladım” hadisiyle , bu halkayı ifade ettiğine inanılıyor.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

ESKİ ŞEHİR BÖLÜMÜNDEKİ ARKEOLOJİK YERLER

GENİŞ DUVAR

Şehrin kuzey duvarı kalıntıları, 1970 yılında ortaya çıkarılmıştır. Rechov Plugat Hakotel’in köşesindeki bu antik duvar kalıntılarını görebilirsiniz.

Duvar yaklaşık 23 metre genişliğindedir ve uzunluğu 10 metredir. Orijinal yüksekliğinin ise, muhtemelen 25 metre olduğu sanılıyor.

BURNT HOUSE

Burada, Roma döneminden kalma bir ev kalıntısı bulunuyor. Burayı ziyaret ederseniz: yanmış-kömürleşmiş ahşap gemi kalıntıları, bir Roma mızrağı ve bir kadının kol iskeleti görülebiliyor. Burada ayrıca o dönemde bir evin içindeki yaşamın betimlendiği bir slayt gösterisi de izlenebiliyor.

CARDO

Burası, antik Roma döneminde, şehrin iki ana caddesinden birisidir. Bir zamanlar burada dev sütunlar bulunuyormuş. Hatta yüksekliklerinin 16 metreye kadar ulaştığı tahmin ediliyor. Yolun genişliği ise, kaldırımlarla birlikte 50 ayaktır. Her iki tarafında, geniş kaldırımlar ve dükkanlar bulunmaktadır.

WOHL ARKEOLOJİ MÜZESİ

Müze “Yeshiva Hakotel” binasının bodrum katındadır. Burada, 2000 sene önceki evlerin neye benzediğini görebilirsiniz. Kalıntılarda: ilginç mozaik zeminler, taş mobilyalar, süs eserleri ve duvar resimleri, freskler görülür.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

YENİ ŞEHİR-NEW CİTY BÖLÜMÜ

Evet, yazının başında da belirttiğim gibi, burada pek ilgi çekici yer yok. Burası, 19’ncu yüzyıl sonlarında inşa edilmeye başlanmıştır.

Özellikle: 1967 yılındaki savaştan sonra: şehrin bu bölümü, İsrail tarafından imara açılmış ve hızla yeni yerleşim alanları inşa edilmiştir. Bu bölüm “Holoskot” olarak da isimlendiriliyor.

Holoskot

“Holoskot” kelime anlamı olarak: Nazi Almanya’sı tarafından, Avrupalı Yahudilerin zulüm ve imha dönemine verilen isimdir.

1933 yılında, Hitler, Almanya’da iktidara yükselince, Alman Yahudilerine karşı zulüm başlar. Yahudiler, zorla gettolara sürgün edilirler. Haklarına ve mülklerine el konulur ve son olarak Toplama kamplarına sürülürler.

II. Dünya Savaşının başlaması ile, Hitler: imha mangalarını bu kamplara gönderir ve toplama kampları, ölüm kampları haline dönüşür. “Babi Yar” denilen yerde, bir anda 30.000 Yahudi öldürülür.

Toplamda ise, 1.7 milyon Yahudi öldürülür. Evet, tüm bu olaylara “Holoskot” deniliyor.
Holoskot anısını korumak için, burada müze ve anıtlar bulunuyor.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Yüksek Mahkeme

Yüksek Mahkeme, etkileyici şekilde tasarlanmıştır. Yapıda, 5 tane görkemli mahkeme salonu bulunmaktadır.

İsrail Müzesi

1 Rupin Road üzerindedir.
Buranın koleksiyonunda “Ölü Deniz Parşömenleri” dikkat çekmektedir. Ayrıca: Japon Zen bahçeleri temelleri, uluslar arası sanatçıların heykel koleksiyonları ve eserleri sergilenmektedir. Kudüs: ikinci Tapınak dönemi modeli, şehrin topoğrafyası ve mimarlık özellikleri açısından ilgi çekmektedir.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Hayvanat Bahçesi

Malkha Mall yakınındaki Aharon Sholov Road üzerindedir.
Burada, 250 dönümlük bahçede, 1200 hayvan bulunmaktadır. Özellikle, İncil’de adı geçen ve soyu tükenme durumunda olan hayvan türleri barındırılmaktadır.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Knesset

Burası, İsrail Devletinin temsilcilerinin bulunduğu bir yerdir. Mekanda: genel kurul ve konferans salonları bulunur. Ayrıca devlet resepsiyonları için bir salon daha vardır. Genel Kurul salonu rehberli turlarla ziyaret edilmektedir.

Mahane Yehuda Market

Mahane Yehuda ve Elz Haim sokakları arasında, 1928 yılında inşa edilmiş bir büyük açık hava pazarıdır. Burada: meyve-sebze, balık, kümes hayvanları, ekmek ve unlu mamuller, ucuz restoranlar bulunur. Ayrıca: ev eşyaları, giysiler ve biraz önce de söylediğim gibi her türden taze gıdalar bulmak mümkündür.
Tezgahlarda ise, satıcı olarak: genç öğrenciler, Araplar ve Yahudiler göreceksiniz.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler
İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Rockefeller Müzesi

Bu müze: 1938 yılında, eski şehirde ilk müze olarak John D. Rockefeller tarafından kurulmuştur. Yapıda: ağır ceviz kapılar ve metal armatürler ile Ortadoğu taş kemerleri, kubbeleri ve iç avlu birleştirilmiştir.

Müzede: özellikle sikke ve mozaikler, heykeller ve lahitler görülmeye değerdir. Tarih severlere bu müzeyi ziyaret etmelerini öneririm.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

Bible Lands Müzesi

Müzede, antik bölgelerin ve tarihi dönemlerin içinde bir gezinti yapmak mümkündür. Özellikle İncil’de anlatılan topraklarla ilgili bilgiler bulunur. Kenan tanrıları, Kraliçe Esther ve daha birçokları.

Ayrıca: İsrail arazisi üzerindeki sayısız kültür ve inançlarda sergilenen objelerin ana temasıdır. Sergilenen objelerin çoğu: Mısır, Türkiye, Mezopotamya ve Yakın Doğu’dan toplanmıştır.

Objeler: 1913-2003 yılları arasında, Elie Borowski isimli şahıs tarafından toplanmıştır.

İsrail Kudüs Gezilecek Yerler

İslam Sanatı Müzesi

2.Hapalmach Street üzerindedir.
Başkanın ikametgahına yakın olan bu müze, 1974 yılında ziyarete açılmıştır. Müze: Bayan Vera Bryce Salomons tarafından kurulmuştur. Kendisi: Yahudiler ve Araplar arasında köprüler inşa etmesiyle tanınır ve bilinir. Sonuçta, İslam sanatında ileri düzey bilgi sahibi olmuştur.

Günümüzde: Arap şehirlerinden ve Doğu Kudüs bölgesinden gelen çocuklar, Arap ülkelerinden gelen devlet konukları da, bu müzeyi ziyaret etmektedirler.

Müzede sergilenen objeler: hançer, kılıç, kask, diğer silahlar, tekstil, halı, takı, cam eşyalar, seramik, metal eşyalar, satranç taşları, domino ve antika oyun kartları.
Müzede: İbranice, İngilizce, Arapça olmak üzere, üç dilde rehberli turlar düzenlenmektedir.

Yafa

Kudüs, Genel

Kudüs, Tarih

İstanbul Sultanahmet Meydanı

İstanbul Sultanahmet Meydanı

Evet; Sultanahmet meydanı; Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde, kentin en önemli meydanlarından biri. Burada; önemli yapılar var.

Hamamlar, mabetler, dini, kültürel, idari ve sosyal merkezler, hepsi, bu civarda yerleşmiş. Ayrıca; İstanbul’un en önemli abideleri; Ayasofya, Sultanahmet Cami, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yerebatan Sarnıcı, burada.

 

Mesa Caddesi;

Tüm bu yapılar yanında; İstanbul’dan Roma şehrine kadar uzanan yolun başlangıç noktası olan ve “Mesa” adı verilen cadde; burada başlıyor. Yani yarımadanın burnundan başlayarak omurgası boyunca batıya gider, daha sonra Theodosius Formunda çatal yaparak kara surlarına ulaşırdı.

Sonra: surlardan; “Altın Kapı’dan (Via Egnetia) geçiyor ve Roma şehrine kadar ulaşıyor. Bu caddenin hemen başlangıcında ise; bir taş var. Kilometre taşı, “Million Taşı” olarak isimlendiriliyor.

 

MİLİON TAŞI:

Yerebatan Sarayının önündeki bazilikanın önünde. Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti İstanbul; o dönemde, aynı zamanda, dünyanın da merkezi olarak kabul ediliyormuş. Bunu kanıtlamak için de; buraya, bu taşı dikmişler. Bu taş; bulunduğu yeri, “dünyanın sıfır noktası” olarak kabul ediyor.

Bunu anlatınca, Akşehir’de bir yer aklıma geldi. Gidenleriniz varsa bilebilirler. Akşehir’de, Nasrettin Hoca’nın türbesinin bulunduğu yerin, hemen önünde, yerde bir işaret var. Nasrettin Hoca, bu dairenin ortasının, dünyanın merkezi olduğunu söylemiş. Çevresindekiler onun bu sözüne gülünce de: ” Hadi, aksini ispat edin de size inanayım ” demiş. Gerçekten; burada da, bir taş ve taşın bulunduğu bu yerin dünyanın merkezi olduğu iddia edilmiş.

Aksini söylemek kolay ama ispat etmek elbette zor. Neyse; bu küçük ayrıntıdan sonra, bölgede gezimize devam edelim. Taşın üstünde; o dönemde, dünyada bilinen büyük merkezlerin, İstanbul’a uzaklıkları ve yönleri yazılmış. Kent; bu taşın bulunduğu yerden sonra; küçük caddelere ayrılıyor. Çatallar yaparak, surlara varıyor ve surlardan sonra da, dünyanın her yanına ulaşılıyor. “Y” harfine benzetilen bu çatalın altı; Sultanahmet, iki ucu da; Yedikule ve Edirnekapı’yı simgeliyor. İmparatorluk kenti İstanbul; bu çatalın çevresinde toplanmış.

 

CONSTANTİNUS FORUMU:

Bundan kısa süre sonra, Constantinus Forumu adı verilen, ortasında anma amaçlı bir portif sütun ve bunun üzerinde Constantinus’un güneş tanrısı Helios olarak tunç bir heykeli (bu heykel 1106’da bir fırtınada devrilene kadar durmuştur) bulunan oval bir meydana gelinirdi.

Sütunun gövdesi heykelli değildi.

Ancak, yeni başkentin adanması sırasında Yunan-Roma geçmişten ve Hırıstiyan bugünden gelen, mesela orijinal olarak Truva’dan geldiği düşünülen Palladium adı verilen eski bir Athena heykeli gibi itibarlı nesneler kaidenin içine yerleştirilmişti.

Bu forum yeni kentin kamusal yapılarının bulunduğu yerdi.

Contantinus’un oval forumunun zeminin düzeyi artık bugünkü sokakların 3 metre altıda kalmış olsa da hasarlı tepesindeki heykelden yoksun ve metal çemberlerle sabitlenmiş bir dizi tamburdan oluşan parçalar halindeki sütun halen ayaktadır.

 

Evet, devam ediyoruz.

Bugün; Sultanahmet Meydanı olarak bilinen burada; MÖ.196 yılında, Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından; büyük bir hipodrom yaptırılır ve daha sonra Constantinus tarafından tekrar inşa ettirilir.

 

HİPODROM:

İmparator Sarayının (sonraki yüzyıllar içinde gelişecekti) yanında bulunan Hipodrom 480 x 117.5 metre ölçülerinde, uzun dar bir sirkti.

Dev ölçülerdeki yapı: “U” şeklinde yapılır. Ortadaki saha: kum kaplı. Pistin bir ucu, başlangıçta ve bitişleri için düzgünken, kıvrılan güneydoğudaki diğer ucu Sphendone, tepenin Marmara denizine doğru meyillendiği alanda bulunduğundan, tonozlardan oluşan dev bir yapıyla destekleniyordu.

Bu sahayı ikiye bölen, arabaların çevresinde yarıştığı “Spina” denilen alçak bir duvar var.

Bu duvarın üzerinde ise; imparatorluğun çeşitli yörelerinden getirilen ; abideler ve meşhur at sürücülerinin heykelleri var.

Çünkü; burada, at yarışları gerçekten büyük önem taşıyor ve araba sürücüleri, her türlü maddi olanaklar yanında, heykelleri yapılarak ödüllendiriliyorlar.

Hidopdomda; doğuya doğru ilerleyen uzun tarafın damında; balkon şeklinde, “Katkisma” denilen, imparatorluk locası var.

Bu locanın damında ise; dört bronz at heykeli var. Bu heykeller: 1204 yılında, Latin İstilasında, tahrip olmaktan kurtulsa da, haçlılar tarafından çalınarak, Vatikan’a götürülmüş.

Bugün, Vatikan’da, Sen Marco Katedralinin üst kısmında bulunuyor.

Araba yarışları yanında; burada, şehir toplantıları, müzisyen topluluklarının konserleri, akrobatlar, vahşi hayvanlarla yapılan gösteriler, toplantılar gibi etkinlikler düzenlenir.

Ancak; elbette, en önemli etkinlik, araba yarışları. Öyle ki; iki ve dört at tarafından çekilen arabalar; meydanda, Romanın kutsal sayısı olan yedi kez tur atarlar.

Yarışçılar: yeşil-mavi-sarı-kırmızı gibi, politik güçleri ifade eden takımlara ayrılırlar. Çünkü: yarışlarda, politik güçler, gerçekten çok etkin. Hatta, karşılıklı güçlerin mücadelesi, tarihi süreç içinde, zaman zaman, korkunç katliamlara bile dönüştü.

Evet, zaman içinde, hipodrom; İmparator Constantinus (306-337) döneminde yenilendi. Oturma yerleri: taş ve mermere dönüştürüldü. Seyirci kapasitesi: 100 bin kişiye çıkarıldı. Yani, hipodrom; bir seferde; şehir nüfusunun dörtte birini alabilecek hale getirildi.

Dönemin; en ünlü araba ve at yarışları ile, gösterilerinin yapılmasına devam edildi. Meydan o kadar önemli hale geldi ki; büyük saray olarak bilinen, “İmparatorluk Sarayı”, hipodromun hemen yanı başından başlayıp, deniz kenarına kadar iniyordu. Bu saraydan, günümüze, yalnızca, büyük bir salon ve taban mozaikleri panosu gelebilmiş.

Derken, 1204 yılı Latin istilası, haçlılar tarafından, şehrin birçok meydanı gibi, burası da talan edilir ve bu talan sonunda ise, hipodrom, önemini yitirir.

1509 yılında, kent halkının küçük kıyamet olarak tanımladığı deprem ve takip eden dönemlerdeki her türlü felakette, meydan, toplanan halk için bir ikamet yeri haline getir. Halk uzun süre, gece-gündüz bu meydanda yaşar.

Osmanlı döneminde; buraya “At Meydanı” ismi verilir. Özellikle; tarihi süreçte, yeniçeri isyanlarının burada başlaması, 40 gün 40 gece süren şehzade sünnet düğünleri ve şenliklerin yapılması, meydanı tekrar hareketli ve önemli hale getirir. Özellikle: 1920 yılında, İstanbul’un işgali üzerine yapılan ve Halide Edip’in konuşmacı olduğu büyük mitingde, meydanda yüzbinlerce İstanbullu toplanır.

Günümüzde; Hipodromun zemini; ilk bulunduğu yerden, 4-5 m. yükselmiştir. Çünkü; tarihi süreç içinde, her tarihi bölgede; toz, rüzgar ve benzeri gibi nedenlerle, bu zeminde yükselmeler görülmektedir. Burada da; 4-5 m. bir yükselme var. Meydandaki sanat eserlerinin çoğu ise, talan edilmiş, günümüze yalnızca üç anıt kalabilmiş.

Yine de; buraya mutlaka gidin. Sizi; muhteşem bir açık hava müzesi karşılayacak. İstanbul’un en önemli turistik merkezi. Burada; çiçeklerin arasında, çimlerin üstünde dolaşın, banklara oturun ve tarihi mekanların muhteşemliğini izleyin. Özellikle; geceleri yapılan ışık gösterilerine rastlayabilirseniz, bu muhteşem görüntünün, başka bir yüzünü görme şansınız da olabilir.

İstanbul Sultanahmet Meydanı

ALMAN ÇEŞMESİ

İstanbul Sultanahmet Meydanı; Hipodromun, bir zamanlar, gösterişli kapısının bulunduğu yerin hemen yanında imiş. Tam meydanın orta yerinde. 1898 yılında Almanya’da yaptırılmış. İstanbul’u, ikinci kez ziyaret eden, Alman İmparatoru Kayser II. Wılhelm’in, Sultan II. Abdülhamit’e hediyesi. 1901 yılında, bugünkü yerine konulmuş. Mimarı: Spitta.
Bu eserde: Alman mimarisi görülmekte. Biçim ve bezeme yönünden, Osmanlı çeşme mimarisinden çok farklı. Ancak; çevresindeki diğer eski abidelerle uyumlu olmaması bir tezat yaratıyor.

Çeşme üzerinde göze çarpan ayrıntılar şunlar

Yapı; sekizgen yapılmış. Bir yüzünde basamaklar, diğer yüzünde ise, birer çeşme var. Ön taraftaki basamaklardan yukarı, çeşmenin üstüne çıkıldığında, çardak olarak kullanılan bölüm var. Buranın ortasında ise, çeşmenin deposu bulunuyor. Deponun üstünde, çeşmenin yapılış tarihi ve sebebinin yazılı olduğu, Almanca bir yazıt mevcut.
Çeşmenin iç tarafı, beyaz mermerden yapılmış. Her köşede; yeşil mermerden yapılmış sütunlar var. Bu sütunlar; çeşmenin üzerini örten, sekizli tonozu taşıyor. Tonozun içi; altın yaldızlı, dışı ise renkli çinilerle bezenmiştir.

Sütunların altları, aynı motifle süslenmiş. Birleştikleri yerlerin biraz üstünde ise; karşılıklı olarak, II. Abdülhamit ve II. Wilhelm’in tuğraları var. Yine; sütunları bağlayan kemerlerin iç tarafında, Arapça bazı bilgiler yazılı. Bugün, Alman Çeşmesi, tarihsel nitelikleri yanında, çeşme olarak da halka hizmet vermeyi sürdürüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmalar sonucu, çeşmenin muslukları tamir edilmiş ve çalışması sağlanmış.

Özellikle; sıcak yaz günlerinde, bu çeşmenin suyu, yöreye gelen yerli-yabancı turistler için, büyük orijinallik taşıyor. Özellikle; Alman turistleri düşünebiliyor musunuz? Çeşmenin Almanya’da yapılmış olması, sanırım büyük ilgilerini çekmesi açısından etkin. Evet; bu güzel çeşmeyi inceleyin, mimari özellikleri gerçekten güzel ve görülmeye değer.

İstanbul Sultanahmet Meydanı

DİKİLİTAŞ (OBELİSK)

Amerika ve Avrupa’da, birçok dikilitaş olmasına rağmen, İstanbul’daki bu örnek, bir bölümü kesilmişse de, en görkemli taşlardan biri olması açısından önemlidir.

Aslında, Mısır’dan hareket eden gemiler ile, iki tane Dikilitaş’ın İstanbul’a getirilmesi söz konusu imiş. Ancak, gemilerden biri, Marmara Denizinde batmış ve taşlardan yalnızca bir tanesi İstanbul’a getirilebilmiş.

Diğeri; Marmara Denizinin dibinde. Evet, bu sütun, yani buraya gelen sütun: daha önce, ilk kez; Mısır’da, Firavun III. Tutmosis (MÖ.1504-1450) tarafından, MÖ.1450 yılında, kazandığı zaferlerin anısına, Karnak Şehrindeki Amon-ra Tapınağına diktirilmiş.

Ancak; İmparator Julianus Apostata, İstanbul’un yeniden imarında, meydanları süslemesi için, imparatorluğa bağlı tüm bölgelerden sanat eserlerinin getirilmesini istemiş. Bunun üzerine; 361-363 yılları arasında getirilen sütun; dikilmeden, hipodrom meydanının bir kenarına bırakılmış. Yaklaşık 30 yıl (361-390) taşa el sürülmemiş ve bulunduğu yerde kalmış.

Ama; daha sonraki dönemde, 390 yılında, İmparator I. Theodosius döneminde, taş, bugün bulunduğu yere, yani o dönemde hipodromun ortasından geçen Spina denilen yere, mermer kaidesi üzerine dikilmiş. Bu nedenle; sütuna, Theodosius sütunu ismi de verilmektedir. Neden dikilmiştir? I Theodosius’un bir  başka zorba Magnus Maximus’a karşı kazandığı zaferin anısına hipodromun merkezi noktası (Spina) üzerine dikilmiştir.

Yüksekliği: 19,59 m. Tek parça, mermer granitten yapılmış ve bu yüzden üzerindeki aşınma yok denecek kadar az. Orijinal bir yüzün, bu kadar düzgün olması, sizi şaşırtacak. Herhalde restore edilmiş diye düşünebilirsiniz. Ama, hayır. Taşın orijinal hali bu. Yani, binlerce yıl bozulmadan, yağmur, çamur, kar, fırtına demeden, nasıl dayandığına şaşmamak elde değil.

Üstünde, bronz bir küre varmış. Bu küre; 865 yılındaki depremde yere düşmüş ve bir daha yukarı çıkılıp yerine konulamamış.

Baktığınızda; sütunun üzerindeki hiyerogliflerin, alt bölümlerinin bir kısmının kesik olduğunu göreceksiniz. Bu durumda, sanki taşın, birkaç parça olduğu düşünülüyor. Gerçekte ise, taş çok uzun olduğu için, nakliye de kolaylık sağlasın diye, alt bölümlerinin biraz kesildiğine inanılıyor.

Bu kesilme olayının bir başka boyutu, hikayesi daha söylenmekte. Bir söylentiye göre ise; taşın üç parça olduğu, bizdeki bu parçanın en üst parça olduğu, orta parçanın Londra’da bulunduğu, en alt parçanın ise Kahire’de bulunduğu rivayeti var.

Sütunun üzerindeki yazılar:

Sütunun 4 yüzünde: Firavunun zaferleri anlatılmış. Yazıda yazılanlar ise şöyle: ” zenginliğini, gücünü, yeteneğini; güneşin altın renklerini dünyaya saçan tanrı Amon’dan alan; 18 nci sülaleden III. Thutmosis’in, tanrı Amon’a şükran borcunu ödemek için armağanını sunmasından ” söz ediliyor. Zaten; dikilitaşa baktığınızda, bunun Mısırlılara ait bir eser olduğunu hemen anlayacaksınız. Çünkü: dikilitaşın, dört bir yanında, hiyeroglif yazıları var. Bu yazıların içinde, küçük bir ayrıntı belki gözünüze çarpacak.

İstanbul Sultanahmet Meydanı

Anıtın, batı yüzünde; ortada, küçük bir “surat” resmi var. Bu surat resmi ilginç. Bakın bakalım, neye benzeteceksiniz? Hayallerinizin boyutunu geniş tutun. Bu dünyadan ve özellikle bir Mısırlıya benziyor mu? Uzaylı olabilir mi? Belki ilginizi çekmiştir. Mısır tarihinde, günümüze kadar çözülemeyen birçok olay ve olguların esrarengizliği sürmekte.

Kaide:

Tabanın aşağı kısmı üzerindeki bir dizi rölyef, at yarışı sahnelerini, pantomimleri, dansçıların yanı sıra obeliskin kendisinin zahmetli taşınması ve dikilmesinin keskin tasvirini gösteriyordu.

Ana resim programı, kaidenin üst kısmında sergilenmektedir.

Anıtın dört tarafı imparatoru bir dizi simgesel ilişkilerde tasvir etmektedir.

Bunların ikisinde imparator, II Valentinianus ve ilan edilmiş veliahtları Arcadius ile Honorius gibi iktidarı paylaştığı diğer aile üyeleri eşliğinde, arenaya bakan locada oturuyor olarak görülmektedir.

Bu her iki sahnede, farklı düzeylerde yüksek rütbeli sivil ve askeri önde gelenler ile imparatorluğun silahlı muhafız birliği mensupları imparatora eşlik etmektedir. Dolayısıyla bu sahneler, imparatorluğun yöneten kalbini temsil etmektedir. Bununla birlikte, rölyeflerin sıkıştırılmış izleyici sıralarında kentin sıradan insanlarının (ki bunlar bir anlamda imparatorluğun tebaa kitlesini temsil ediyordu) tasvir ediliyor olması da aynı şekilde önemlidir. Gerçekten 4 yüzyılda sonra imparator ve sıradan halk arasındaki bağlantı, büyük oranda bunun gibi ritüelleşmiş anlarla sınırlıydı. Theodosius Obeliskin kaidesi, Doğu Roma İmparatorluğunun hipodromda halkıyla çok önemli karşılaşmasını tasvir eden ilk anıttır. Böylece taş anıt, hükümdar ve tebaasının aynı yerde gerçekleşen hakiki buluşmasını ideal bir biçimde yansıtıyordu. İmparatorluk ailesinin en önemli mensuplarını ve devletin önde gelen şahsiyetlerini dahil eden anıt, böylece bütün hanedanın meşruiyetini ve otoritesini ortaya koymaktadır.

Dikilitaşın kaidesinin içinde: 4 taş var. Bu taşların içinde ise, kurşun madde konulmuş. Herhangi bir deprem veya sarsıntı sırasında, anıtın esnemesi ve devrilmemesi için yapılmış. Mermer kaidenin dört bir yüzünde, hipodrom ve imparator ailesini sembolize eden, bir kısım kabartma resim görülüyor.

Doğu’sunda: bir kısım Latince yazı var. Bu yazıda: taşın ağzından konuşulmuş. Şöyle diyor; ” önceleri, ulu efendilere itaat etmek zordu. Ama, ölmüş tiranların üstünde zafer çelengi taşımam emredildi. Her şeye boyun eğen Theodosius ve onun soyuna; 32 günde yenilip, Praefektus Proclusus döneminde, yüksek göğe kaldırıldım.”

Kuzey’inde, en üstten en alta kadar uzanan bir oluk var. Bu oluk, sanırım kaidenin üzerinde biriken; yağmur ve kar sularının, dikilitaşın dengesini bozmadan aşağıya akması için açılmış.

Güney’indeki Latince ve Yunanca yazılarda, taşın Mısır’dan getirilişi ve yerine yerleştirilişi anlatılıyor. Bu yazıların anlamı şöyle:” Yalnızca, imparator Theodosius, ağırlığı ile toprağı bastıran bu dörtgen sütunu dikmeye cesaret ederek, Proklas’a görev verdi, 32 günde, bu hayranlık uyandıran kütleyi ayağa kaldırdılar. Bu devasa kütleyi; dikileceği yere kum yığarak diktiler. ”

Batı yüzünde; imparator I. Theodosius, yanında karısı ve çocukları, tahta oturmuş ve elçileri kabul ederken görülüyor.

Bu taş; 17 nci yüzyılda, ünlü gezgin Evliya Çelebi tarafından, İstanbul’a felaketten koruyan bir tılsım olarak tanımlanmış.

Evet: dikilitaşın tüm hikayesi bu. Muhteşem bir güzellik abidesi karşınızda, sanırım başından ayrılmadan bir süre bu anıtı izleyeceksiniz. Lütfen bu anıtın yapılışından günümüze 3450 yıl geçtiğini unutmayın. Muhteşem bir süre ve sanki ilk günkü gibi güzel. Bir de yaşadıklarını düşünün, Mısır’dan buraya getirilmesini.

Ya burada yaşananlar, at yarışları, araba yarışları, Nike ayaklanması, Latin istilası, yeniçeri isyanları, peki ya 1920 yılındaki bütün mitingde, Halide Edip’in sesinin yankılandığı bu meydandaki yüz binlerin isyanı, haykırışları. İşte, bu dikilitaş, bunların hepsinin şahidi.

İstanbul Sultanahmet Meydanı

YILANLI (BURMALI) SÜTUN

MÖ. 480-479 yılları arasında, Yunanlılar tarafından, Perslere karşı kazandıkları Plataia zaferin anısına; Delphi şehrindeki Apollon Tapınağına dikilmiş Dikildiği yerde; üç ayaklı, altından bir kazanın kaidesi imiş. Yazıtında; savaşlara katılan, 31 kent devletinin adı yazılıymış.

Bizans imparatoru Constantinus; İstanbul’un yeniden imar faaliyetlerinde, şehri güzelleştirme adına, bu anıtı da bulunduğu yerden söktürerek, şehre getirtmiş ve hipodroma diktirmiş.

Bronzdan yapılmış anıtın, iç tarafı boş. Anıt üzerinde; birbirine sarılmış, üç yılan figürü varmış.

Günümüzde ise; yılanların başı kopmuş. Kopan bu parçalardan yalnızca bir tanesi, Londra’da British Museumda sergilenmekte. Diğer parçanın ise, yalnızca çene kısmı, İstanbul Arkeoloji Müzesinde. Diğer yılan başı ise, tamamen kayıp.

Ancak; 1204 yılındaki Latin istilasında, bu anıt da, diğer birçok sanat eseri gibi, haçlılar tarafından talan edilmiş.

1856 yılında, burada yapılan kazılarda, anıtın toprağa gömülü bulunan bölümü ortaya çıkarılmış. Bu sırada; altında, bir de su yolu bulunmuş. Büyük olasılıkla; anıt, Bizans döneminde, aynı zamanda, bir çeşme olarak da kullanılmış.

Günümüzde; anıt bir çukur içinde bulunuyor. Niye? Çünkü; yapıldığı dönemden sonra 4-5 m. yükselen zemin, günümüzde kazılmış ve açılmış. Halen bulunduğu zeminden, yaklaşık 5 m. yüksekliğindeki burmalı bölüm: demir parmaklıklar içine alınmış. Anıtın bugün görülen bölümü, bir zamanlar, belirgin bir sebepten hasar gördüğü açıkça belli.

Bunun yanında; geçmiş dönemlerde, yağmur, kar sularının ve rüzgar gibi dış etkenlerin olumsuz etkilerini de görmek mümkün. Tüm bunların sonucunda; bu eser meydandaki diğer eserlere göre, daha sade görünüyor. Ancak, eserin tarihçesini yukarıda okudunuz. Gerçekten görünüm olarak sade olsa da, tarihi geçmiş olarak hayranlık uyandıracak bir anıt. İlk yapıldığı zamanki güzelliğini düşleyin, kesinlikle muhteşem olduğuna kuşku yok.

ÖRME SÜTUN

Sultanahmet meydanının güneyinde.
İmparator VII. Konstantinus döneminde yaptırılmış. Ancak, net yapım tarihi bilinmiyor. Ancak, imparator Konstantinus döneminde (913-959) dikildiği yada onarıldığı tahmin edilmekte.

Meydanda bulunan diğer iki anıta göre daha yüksek. Yüksekliği: 32 m. Taş, tuğla ve çimentoya benzer bir madde kullanılarak yapılmış ve yapılırken örgü şekli kullanıldığından, örme sütun olarak isimlendirilmiş.

Kare gövdeli sütun, 11’nci yüzyıla kadar, üzerinde tasvirlerin bulunduğu bakır levhalar ile kaplıymış. En üstünde ise, tunç bir küre varmış. Zaten; örme sütun üzerine dikkatlice bakarsanız, bu bakır levhaların, sütun üzerine monte edildiği sık delikleri görebileceksiniz. Bu sık deliklere, bakır kaplamalar oturtulmuş.

1204 Latin istilasında, haçlılar tarafından, anıtın üzerindeki bakır levhalar, kaidesindeki tunç levhalar ve tepesinde bulunan tunç küre sökülmüş. Bakır levhalar sikke yapımında kullanılmış. Söylentiye göre, tunç küre ise, günümüzde İtalya’da bir müzede sergileniyormuş.

Kaidesinde; batı yönünde: anıtla ilgili Latince bilgiler yazılıymış. Şöyle: ” Bu yüce şeylerin, dört kenar harikası, zamanla eskidiğinden, şimdi hükümdarlık asasının şanı olan imparator tarafından onarttırılmış. Öyle ki, Rodos’ta, Kolassos bir harikaydı. Burada da hayranlık uyandırdı.” Evet, böyle yazıyor.

Örme sütunda; bugün, eski görüntüsü ve ihtişamından uzak. Ancak; tarihi süreç içindeki varlığı, buradaki birçok olaya şahit. Ona bakarken de, hayal açınızı geniş tutup, bu yazdıklarımı gözünüzün önüne getirerek bakarsanız, inanıyorum ki, anıt size daha muhteşem görünecek.

TÜRK VE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

Hipodromun hemen batısında, Sultanahmet caminin karşısında. Roma döneminde uzanan tarihi hipodrom kademeleri üzerinde yükseliyor.

Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılarak, gençlik arkadaşı ve kendisine onüç yıl sadrazamlık yapan ve kız kardeşi ile evli olan İbrahim Paşa’ya hediye edilmiş bir saray. Uzun süre “At Meydanı Sarayı” olarak isimlendirilmiş. Kesin yapılış tarihi ve amacı bilinmiyor. Ama; 16’ncı yüzyıldan kalma ve günümüze kadar ulaşabilen, zengin ve tipik, özel saray yapılarının yani sivil mimarinin tek ve tipik bir örneği olması açısından önemli.

Ayrıca: Topkapı sarayından daha büyük ve görkemli yapısı, birçok düğün, şenlik ve kutlamanın yanı sıra, karışık dönemlere ve isyanlara da sahne olması açısından önem taşıyor. Hanedan dışından birinin sahip olabildiği tek saray olması özelliği de var. Ancak: tüm bu ihtişamlı yaşam ve özellikler, sadrazam İbrahim Paşa’nın, diğer birçok sadrazam gibi, boğularak öldürülmesine engel olamamış. Kanuni; Hürrem Sultan’ın etkisiyle, 1536 yılında Paşa’yı boğdurur ve servetine de devlet adına el koyar.

Saray; dört büyük iç avlu çevresinde yapılmıştı. Osmanlı sivil mimarisinde, ahşap yapıların aksine, burası kesme taştan yapılmıştı. Sarayın ikinci avlusu; yapının ağırlık noktasıydı. Birinci avludan daha yüksekte olan ikinci avluya; merdiven ve kapılardan giriliyor. İkinci avlunun batı duvarında: Sultan II. Mahmut tuğralı bir çeşme var.

Yapımı: 1831-1832 yılları arasına tarihleniyor. Bugün, girişin üzerinde bulunan küçük köşk, daha geç tarihlerde yapılmış. İkinci avlunun batı ve kuzey yönünde; zemin kat üzerindeki mekanlar, tonoz ve kubbelerle örtülü. Bunların içinde; ocakların da bulunduğu odalar ve revaklar var. Sarayın ikinci avlusunun güneyinde, sultanların At Meydanında yapılan eğlenceleri seyrettikleri “Divanhane” var.

Burası, son onarımlar sırasında yenilenmiş. Bu bölümün duvarlarındaki izlerden, çini ile kaplı olduğu anlaşılıyor. Üçüncü avlunun ana cephesinin sağında; bugünkü Adalet Bakanlığı Arşiv Dairesi var. Bunun önünde, 19’ncu yüzyılda, Tapu ve Kadastro Binası yapılmış. Arkasındaki dördüncü avluda; altta koğuşlar, üstte kubbeli revaklar ve kubbeli odalar var. Dördüncü avlu; 1939 yılında, Adliye Sarayı’nın yapımı sırasında yıkılmış.

Bu yapının bir hikayesi var. Belki ilginizi çekebilir. Şöyle ki; Sultanahmet meydanında, o devirde, en görkemli saraylardan birine sahip olan İbrahim Paşa, Avrupa’dan-Budapeşte’den; üç tane tunç heykel getirttirir. Antik çağ tanrısal varlıkları olan; Herkül, Apollon ve Diana’ya ait bu heykelleri, saray yanındaki sütunların üzerine diktirir.

Ancak; halk, bunları görünce, Paşa’yı, putperestlik ile suçlar. İbrahim Paşa’nın öldürülmesinden sonra; bu heykeller, bulundukları yerlerden alınarak, halk tarafından parçalanır, yok edilir. Bu tunç heykellerin güzellikleri, yalnızca o dönem tarihçi ve gezginlerinin yazılarında kalakalır.

Bu sarayın günümüze gelen bölümlerinde; halen; Türk ve İslam eserleri bir arada ve topluca sergileniyor. Yapı; ilk Türk Müzesi olması açısından da önemli. Müze olmadan bir süre kışla olarak kullanılan binadaki müze çalışmaları; 19’ncu yüzyılın sonlarında başlar ve müze 1913 tarihinde açılarak faaliyete başlar.

1984 yılında; Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Yarışmasında, “Jüri Özel Ödülü” nü alır ve 1985 yılında ise; Avrupa Konseyi ve UNESCO tarafından, çocuklara kültür mirasını sevdirme konusundaki çalışmalar nedeniyle verilen “Özel Ödülü” de alır. Sonuçta; burası, konusunda dünyanın sayılı müzelerinin başında yer alıyor. Özellikle; iç avlusu görülmeye değer.

Müzedeki koleksiyonlarda, eser sayısı 40 bin civarında. İslam sanatının; hemen hemen her dönemine ait eser görmek mümkün. Bu eserler; çoğunlukla: halı, el yazması ve hat sanatı, ahşap eserler, taş sanatı, keramik ve cam, maden sanatına ait. Ayrıca; dünyanın en zengin halı koleksiyonu burada bulunuyor. Bunların yanında; uygarlıklar değerlendirildiğinde; Emeviler, Abbasiler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserleri, burada görebilirsiniz.

Bu güzel yapı; günümüzde, Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak ziyarete açık. Mutlaka ziyaret edin, gezin. Dikkat; müzenin kafeteryası, Sultanahmet meydanını yukarıdan gören konumu ile, yorgunluk atmanız için birebir bir mekan. Buraya da zaman ayırmayı sakın unutmayın.

İstanbul Sultanahmet Meydanı
İstanbul Sultanahmet Meydanı

       

OSMANLI DARPHANESİ

Topkapı sarayı, birinci avlusunda. Aya İrini Kilisesinden başlayarak, kuzeybatıya doğru, Soğukçeşme kapısına (Gülhane Parkı girişine) kadar uzanan, eğimli ve geniş bir arazi üzerinde bulunuyor. İstanbul sokağında.

Osmanlı döneminde: önceleri , birçok şehirde para/sikke basılıyorken, bu tarihten sonra; para ve sikkeler; İstanbul’daki darphanede yapılmaya başlanır. İlk darphane ise; Beyazıt civarında, bugünde mevcut olan “Simkeşhane Han” da bulunmaktaydı. Buradaki darphane ise; 1727 yılında, Sultan Abdülaziz zamanında; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılır.

17 bin metre karelik bir alana kurulu yapılar kompleksi. Osmanlı mali piyasası içinde, buranın önemli bir yeri var.
Para basımı yanında; saray için gerekli olan altın ve gümüş eşya, hatıra sikkeler ve mücevher imalatı da yapılmış.
Ayrıca: dökümhane, çarkhane, sikkehane, teksirhane, tamirhane, kalıp atölyesi gibi imalatla ilgili işlemler yapılmış.

Takip eden dönemde, bu yapıların; Sultan II. Mahmut döneminde; kapsamlı bir onarımdan geçirildiği görülüyor.

Darphane olarak, bu kompleks; Cumhuriyetin ilk yıllarında da kullanılmaya devam edilmiştir.

1967 yılında terk edilmiş, 30 yıllık bir mezbelelik döneminin sonunda, 1995 yılında,” Tarih Vakfı” burayı kiralamıştır. İçinden; 200 kamyona yakın moloz çıkarılan harabe haldeki binalar, temizlenmiş, restore edilerek, yeniden hayata geçirilmiştir.
1996 yılından itibaren ise; burası, farklı sanat sergilerinin açıldığı ve sanatsal etkinliklerin yapıldığı , bambaşka bir dokuya kavuşmuştur.

Bugün; burada, çeşitli kültür ve sanat etkinlikleri düzenleniyor. Ancak; burası; İstanbul Müzesi haline getirilmek istense de, Anıtlar Koruma Yüksek Kurulu’nun aldığı “ Sur-i Sultanı içerisinde, Kültür Bakanlığı dışında, hiçbir kuruluş müze açamaz “ şeklindeki, garip karar nedeniyle, açılamıyor. Ancak; çeşitli etkinliklerle halka açılan binaları gezebilir ve tarih dolu bir gün geçirebilirsiniz. Zamanınız varsa, düşünebilirsiniz.

Sultanahmet Camisi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

İsrail Kudüs Tarih

İsrail Kudüs Tarih

 

Şehir, tarihi süreç içinde, 2 kez yok edildi ve 23 kez ise işgal edildi.
Şehirdeki ilk yerleşimcilerin: MÖ.4000 yılında burada bulundukları tahmin edilmektedir. Şehrin ismi ilk kez: Mısır-El Arma bölgesinde bulunan bir çivi yazılı “Akatca” tablette görülmektedir.

İbraniler döneminde, şehrin ismi “Jebus” olarak kullanılmıştır. Şehir, çöl kıyısında, bir pınarla sulanan ve doğal yapısı nedeniyle savunmaya çok elverişlidir. İlk kez: kral Davut tarafından, MÖ.1000 yılında, bölge ele geçirilince, burada “Yebusiler” yaşamaktadırlar.

Ancak: şehir, kral Davut tarafından bölgede yaşayan 12 İsrail kabilesi için başkent olarak seçilmiştir. MÖ.970-930 yılları arasındaki dönemde ise, Davut’un oğlu kral Süleyman, şehirde hakimiyet kurar.

MÖ.960 yılında, şehirde, ilk tapınak ( günümüzde “Büyük Tapınak” olarak bilinen) kurulur. Ölümünün ardından ise: İsrail ve Yahuda, ayrı krallıklara dönüşür ve Yahuda krallığının başkenti “Kudüs” olur.

MÖ.720-700 yılları arasındaki dönemde: bölgenin kuzeyinde, Asurlular büyük bir güç haline gelirler ve bu bölgede bulunan İsrail kabilelerinin büyük bölümü, Yahuda krallığının içlerine doğru göçerler ve başkent Kudüs’ün nüfusu hızla artar.

Ancak yine aynı dönende, İsrail’in “On kabile” si kaybolur ve tarih sahnesinden silinir. Günümüzde, “DNA” testleriyle, bu kayıt 10 Yahudi kabilesi üyeleri aranmaktadır.

MÖ.586 yılına gelindiğinde, Babil kralı Nebukadnezar: Kudüs şehrindeki: kutsal Ahit sandığının içinde bulunduğu Süleyman Tapınağını yıkar, hazineleri yağmalar ve bölgedeki Yahudileri “Babil” şehrine sürgüne gönderir. Bu sürgün olayı: Yahudilerin ulusal kimlik kazanmasındaki ilk adım olarak önem kazanır.

MÖ.538 yılında ise, Babil topraklarını ele geçiren, Pers imparatoru Büyük Kiros; bölgedeki Yahudileri serbest bırakır ve Kudüs şehrinde, ikinci bir tapınak inşa etmelerine izin verir. Tapınak, MÖ.516 yılında tamamlanır.

MÖ.332 yılında: Büyük İskender, birçok yeri olduğu gibi, Kudüs şehrini de hakimiyeti altına alır. MÖ.332 yılında ölümünün ardından ise, General Ptolemaios, şehri, kendi Mısır krallığı topraklarına katar. MÖ.198-165 yılları arasında ise, Suriyeli Selevkoslar: şehri ele geçirirler.

MÖ.167-140 yılları arasında: Yahudiler, bölgeyi işgal eden Selevkoslara karşı isyan ederler ve MÖ.164 yılında, şehirdeki tapınak yeniden kutsanır. MÖ.140-62 yılları arasında ise: şehirde, Hasmoniler olarak isimlendirilen kral ve rahiplerin hüküm sürdüğü görülür.

 

Roma dönemi:

Ancak: bunlar, kendi aralarındaki bir anlaşmazlığı çözmek için, MÖ.62 yılında, Romalı Pompeius’u şehre davet ederler, Pompeius bu fırsatı kaçırmaz ve şehri işgal eder.

MÖ.40-3 yılları arasında: şehir, Roma’ya tabi bir yerel hükümdar olan Büyük Herodes’in denetimindeydi. Kral: MÖ.10 yılında, büyük tapınağı restore ettirir ve genişlettirir.

MÖ.3 ve MS.30 yılları arasında ise, şehir tarihinde yine önemli bir olay: Nasıralı İsa’nın yaşamı gündeme gelir.

66-73’de Romalılara karşı bir Yahudi ayaklanması, Titus tarafından bastırılmıştır. Roma askeri güçleri, şehri ve Herodes tarafından inşa ettirilen ikinci tapınak yani büyük tapınağı yıkarlar. Bölgede yaşayan Yahudilerden sağ kalanların büyük kısmı, sürgün edilir.

Bu olaydan Roma’daki Titus Takının rölyef heykellerinde bahsedilmiştir.

Bunun ardından, 132-135’de Hadrianus döneminde Yahudiler Bar Kohba önderliğinde ikinci bir ayaklanmaya giderler ve Roma bu ayaklanmayı da sert bir şekilde bastırır.

Bu sefer kentin adı Aelia Capitoline olarak değiştirilir ve bir cardo ve decumanus ile kesişim noktalarında bir forum ile tekrar yapılır.

Yahudilerin şehre girişi yasaklanır.

MS.313 yılına gelindiğinde: Roma imparatoru Konstantinus, Hıristiyanlığı kabul edince, şehir, takip eden 300 yıllık süreçte, Bizans’ın bir parçası olarak; Hıristiyanlar tarafından bir haç yeri olarak ziyaret edilir.

Çünkü: yine bu dönemin başında, Aziz Helena: Kudüs şehrine gider ve Hz. İsa’nın gerildiği çarmıhın parçalarını bulur. MS.335 yılında: İsa’nın çarmıha gerilişi, defni ve dirilişini simgeleyen “Kutsal Kabir Kilisesi” açılır.

MS.638 yılında: şehir Müslümanlar tarafından ele geçirilir. Halife Ömer: fazla bir direnişle karşılaşmadan, Bizanslılardan şehri teslim alır.

Ancak, Yahudi ve Hıristiyanların, şehirde yaşamalarına izin verir. MS.691 yılında “Kubbet-ül Sahra” ve MS.715 yılında “Mescid-i Aksa” açılır.

15 Temmuz 1099 tarihinde, şehir, haçlıların eline geçer. Bu dönemde şehirdeki Müslüman ve Yahudi nüfusu tamamen olmasa da büyük ölçüde yok edilir. “Kubbet-ül Sahra”; kiliseye dönüştürülür. “Mescid-i Aksa” ise haçlı şövalyelerin karargahı haline gelir.

“Davud” kulesinde savunma yapan, şehirdeki son Müslümanlardan vali İftiharüddevle ve adamları: canlı kalmaları şartı ile burayı haçlılara teslim ederler, bunun dışında, şehirde hiç Müslüman kalmamıştır ve hepsi haçlılar tarafından öldürülmüştür.

Hatta: şehirde yaşayan Yahudilerden, Sinegog’a sığınanlar, yine haçlılar tarafından canlı canlı yakılarak yok edilmişlerdir.

1187 yılında, şehir “Selahattin Eyyübi” tarafından, haçlılardan teslim alınır. Şehirde, Hıristiyanların ve Yahudilerin yaşamasına da izin verilir.

1260 yılında: Mısırlı Müslüman hanedanı Memlüklüler: şehri, yeni binalarla yeniden inşa ederler.

1516 yılında: Filistin ve Kudüs şehri yöresi: 400 yıl sürecek Osmanlı hakimiyeti altına girer. Yavuz Sultan Selim, şehri ve bölgeyi ele geçirir.

1538 yılında: Kanuni Sultan Süleyman tarafından, şehri çevreleyen surlar ve kapılar yaptırılmıştır.

Günümüzde, bu surlar: Eski Şehri: dört parçaya bölmekte ve bu parçalarda: Ermeniler, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar, ayrı ayrı bölgelerde yaşamaktadırlar. Ayrıca: yine Kanuni tarafından “Kubbet-ül Sahra” ve “Harem-i Şerif” yenilenir.

1885 yılında: Yahudi düşmanlığının sonunun gelmeyeceğini düşünen “Theodore Herzl”: Yahudi devleti kurmak amacıyla, Siyonizmi, dinden, siyasi boyuta taşımıştır.

1897 yılında, ilk Siyonist kongre: İsviçre-Basel şehrinde toplanır ve Filistin bölgesinde toprak satın almak üzere, bir BANKA kurulur.

Hatta: Herzl: Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’ten: Filistin bölgesinde toprak istemiş, karşılığında ise Osmanlının borçlarını ödemeyi teklif etmiştir.

Ama: Sultan II Abdülhamit: “Kanla alınan topraklar, ancak kanla verilir” diyerek, tarihe muhteşem bir not düşmüştür.

1917 yılına gelindiğinde: I. Dünya savaşı sırasında, İngiliz birlikleri, Kudüs şehrini Osmanlılardan alırlar. 1922 yılında, Milletler Cemiyeti, Filistin bölgesinin yönetimini, bölgedeki İngiliz idaresine bırakır.

Ama, İngilizler, savaş öncesinde, Kudüs şehri ve bölgedeki kutsal toprakları, Yahudilere verme sözü vermiştir.

Yahudiler ise, buna karşılık, görevlerini yerine getirirler ve hatta Çanakkale savaşlarına, 800 kişilik bir Yahudi ulaştırma askeri gücü gönderirler. Ayrıca, yine Yahudi ajanlar, Ortadoğu bölgesinde ajanlık faaliyetleri sürdürmüşlerdir.

Tüm bu hareketlenmeler: 1917 yılında imzalanan “Balfour” deklerasyonu ile imza altına alınmıştır. Ancak: takip eden süreçte, özellikle Kudüs şehrinde, Yahudi “Haganah” gibi örgütler, gerek Araplara ve gerekse İngilizlere karşı direniş gösterirler.

Hatta: yine aynı yıl, Kudüs şehrinde, İngilizler tarafından karargah olarak kullanılan King David Otelinin dinamitlenmesi eyleminin: tarihte ilk modern terör eylemi olduğuna inanılmaktadır.

1947 yılında: Birleşmiş Milletler Cemiyeti: Filistin bölgesinde, ayrı ayrı Yahudi ve Arap devletleri kurulmasına karar verir. Kudüs şehrini ise, Birleşmiş Milletler gözetiminde, tarafsız bir bölge olarak kabul eder.

1948 yılında, İsrail, bağımsızlığını ilan eder. Bunun üzerine, bölgedeki Arap güçleri, saldırıya geçerler ve savaş, 1949 yılında yapılan ateşkes ile biter ve Batı Kudüs İsrail’e, eski şehir ise Ürdün’e verilir.

Bu savaş sırasında, Filistin’deki “Der Yasin” köyünde, büyük bir katliam yaşanır ve 90 kadar Arap, İsrail güçleri tarafından öldürülür ve köy, haritadan silinir.

1967 yılına gelindiğinde, İsrail “6 gün savaşları” sonunda, Kudüs şehrindeki, eski şehir bölümünü de ele geçirir. İsrail toprakları, bölgede iki katına çıkmıştır. Ağlama duvarının kontrolü, İsrail’e geçmiştir.

Takip eden süreçte, yine bölgede ilginç gelişmeler yaşanır. Bir çok Yahudi organizasyonu: Kudüs şehri ve çevresindeki Müslümanların evlerini ve arazilerini, çok büyük paralar ödeyerek satın almaya çalışırlar ve Kudüs şehrinin tamamen Yahudi toprağı olması amaçlanır.

Buna karşılık, bazı Filistin güçleri de anti propaganda yapmalarına rağmen, tam olarak başarılı olamamışlar ve Kudüs şehrindeki birçok Müslüman Arap arazi ve evleri, Yahudiler tarafından büyük paralar ödeyerek satın alınmıştır.

Hatta: bu satın alınan yerler arasında, Yunan Ortodoks kilisesine ait İmperial Otel’de bulunmaktadır.

1981 yılına gelindiğinde ise, eski Kudüs şehri: 1981 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehrin modern yani yeni bölgesi ise: eski şehir sınırlarını aşarak büyümüştür.