Bartın

Bartın

Küçük ve hatta küçücük bir şehir. Özellikle: Amasra ve Karadeniz kıyısındaki sahil beldeleriyle biliniyor ve öne çıkıyor. Bir başından diğer başına yarım saatte gidilebilen bu küçük şehir merkezi; özellikle emeklilik dönemi yaşayanlar için ideal ortam sunuyor.

ULAŞIM

Öncelikle belirtmem gereken şu ki, şehirlerarası otobüs terminali şehrin bayağı dışında, yaklaşık 5 km. uzaklıktadır. Şimdi gelelim, Bartın şehrinin çevredeki merkezlere olan uzaklığına. Bartın-Zonguldak arası uzaklık: 89 km. Bartın-Karabük arası uzaklık: 84 km. Bartın-Ankara arası uzaklık: 238 km. Bartın-İstanbul arası uzaklık: 420 km. Bartın-İzmir arası uzaklık: 753 km.

TARİHİ

Bartın ili adını: antik çağda Parthenios ismi verilen ve Paflagonya bölgesinin en önemli nehri olan Bartın Çayından almıştır. Kaynağını Olgassys (Ilgaz) dağından alan Bartın çayı, antik çağda Bitinya ile Paflagonya arasındaki sınırı belirlemesiyle bilinir.

Araştırmalara göre: Bartın ilinin antik dönemdeki ismi Partheria Kome ve Parthenios olduğu sonucuna varılmıştır.

Yine yapılan çalışmalar da bu şehrin, Amastis antik kentinebağlı demos olarak tabir edilen küçük boyutlu bir yerleşim olduğunu göstermektedir. Tüm bunların yanı sıra, kent, batıda Kemerköprü ve Kırtepe Mahallelerini, güneyde ise Hendekyanı Caddesi ile Demirciler Mahallesini içine alan bir bölgeye yayılmıştır.

Tarihçi Strabon’a göre: şehrin isminin anlamı, nehir, çiçekli bölgelerden geçtiği için bu ismi almıştır. Parthenia, Grekçede “bakire” anlamına gelmektedir ve bu ifade mitolojide Tanrıça Artemis ile Hera’nın sıfatlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Amastris sikkelerinde bir nehir tanrısı olarak betimlenen Parthenios, antik kaynaklara göre Truva savaşında adı geçen bir komutan olan Agamestor’un oğlu Kleistros ile parlak saçlı bir nympe’den doğmuştur. Özellikle nehirlerin ve kaynakların varlıkları olarak bilinen Naiad nymphelerin, Artemis’e eşlik eden ve onu koruyan ikinci derece tanrılardan oldukları bilinmektedir. Böylece, nehrin ve kentin isminin kaynağının, bu nymphe yardımıyla Artemis ile ilişkisi olduğu kabul edilmiştir.

Kaynaklar, Parthenios’tan MÖ 8’nci yüzyıldan itibaren söz etmeye başlarlar. Parthenios isminin geçtiği en erken antik kaynak, Homeros’un İlyasa destanıdır. Homeros: ünlü savaş için Truvalılara destek veren halklardan bahsederken, Parthenios’a da şu ifadelerle değinmiştir: “Kromna’dan, Parthenios ırmağının suladığı topraklardan, Sesamos ve Kydoros’tan gelen vahşi katırları pek meşhur olan Enetlerin ve Paflagonyalıların başında korkusuz yürekli Pylaimenes’in …………. ”

 

 

Bartın

GENEL

İl sınırlarının: yarıya yakın bölümü ormanlıktır. Bu ormanlarda: yayvan ve iğne yapraklı ağaçlar yoğunluk göstermektedir.

İl sınırları, kuzeyde Karadeniz kıyısında, 59 km. lik sahil şeridi ile devam ediyor. İl merkezinin rakımı: 25 metredir.

İl sınırları: pek de fazla yüksekliği olmayan dağlarla çevrili. Bunlar: söylediğim gibi pek fazla yüksek olmasa da, dik bir şekilde bir duvar gibi yükseliyorlar ve sahillere doğru sarp ve kayalık bir yapı gösteriyorlar.

İklim değerlendirildiğinde: bölgede yazları sıcak ve kışları serin geçen, ılıman Karadeniz ikliminin egemen olduğu görülür. Kıyı şeridi bölgelerinde, nem fazladır. Bölgeyi ziyaret etmek için en uygun zaman ise: Haziran-temmuz ve Ağustos aylarıdır.

İlin ekonomik faaliyetleri ise: madencilik, tarım ve ticaretten oluşmaktadır. Ayrıca: el işlemeleri, tel kırma, dokumacılık, ağaç oymacılığı, gemi yapımcılığı, taş saç yapımı el sanatları arasında sayılabilmektedir.

 

BARTIN IRMAĞI

Kente ismini veren Bartın Irmağının, antik dönemlerdeki ismi, yani MÖ.2000’li yıllardaki ismi: Parthenios olarak biliniyor. Şehrin hemen girişinde: Kocaçay ve Kocanaz çayı birleşiyor ve Bartın ırmağını oluşturuyorlar. Bartın ırmağı: daha sonra yani bu birleşimden sonra 15 km. daha akarak, Karadeniz’e dökülüyor.

Akış hızı: saatte 720 m. dir. Irmağın en büyük özelliği: 500 tonluk gemilerle, Karadeniz kıyısından şehir merkezine kadar ulaşım yapılabilen düzenli bir ırmak olması. Ama bu özelliğinin yanında, sık sık taşarak çevresini sel basan bir ırmak olarak da öne çıkıyor. En son olarak, 1998 yılında taşarak çevresinde büyük bir sel felaketi yaratmıştır.

Yakın geçmişe kadar Bartın çayı iç kesimlerdeki yerleşimlerin ticaret mallarının deniz yoluyla gönderilebilmesi için kullanılan bir su yolu olmuştur. Büyük gemiler, 1960-1965 yılları arasında liman inşa edilene kadar Bartın Boğazına girerek demirlemiş ve bu noktadan mallarını ya da yolcularını küçük gemilerle iskeleye yanaştırmışlardır.

 

ÇİLEK FESTİVALİ

Şehirdeki etkinlik, ilk olarak 1982 düzenlenmeye başlamıştır. Çilek toplama zamanında, yani 25 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında, bir hafta olarak düzenleniyor. Festival esnasında: halk oyunları gösterileri, konserler, sergiler, konferanslar, tiyatrolar, çeşitli yarışmalar ve söyleşi ve paneller düzenleniyor.

Yöreye ziyaretinizi bu döneme denk getirirseniz, bu festival mutlaka ilginizi çekecektir.

Bartın Üniversitesi

BARTIN ÜNİVERSİTESİ

2008 yılında kurulmuştur. Bünyesinde: 3 fakülte (Orman, İktisadi-İdari Bilimler, Mühendislik) , 3 meslek yüksek okulu, 2 enstitü bulunmaktadır. Kampus alanı: şehir merkezine 5.5 km. uzaklıktadır. Üniversite bünyesindeki okullarda yaklaşık 2100 öğrenci eğitim görmektedir. Bunlarla ilgili olarak ise 80 akademik personel görev yapmaktadır.

NE YENİR

Bartın’da, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: mısır unu, pastırma ve sucuk ile yapılan: Pum pum çorbası deneyebilirsiniz. Mısır unu, et suyu ve sütle yapılan bu çorba, üzerine tereyağında kavrulmuş pastırma veya kavurma eklenerek servis edilir. Üzerine genellikle pul biber ve kuru nane ile süslenir.

Ayrıca: yumurtalı ısput yemeğini de  tercih edebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Bartın yöresinden, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için alabileceğiniz hediyelik eşyaların başında: özellikle tel kırma yazmalar ve ahşap baskı yazmalar ünlüdür. Bunları tercih edebilirsiniz.

Bunun dışında, Bartın şehrinde Pazar yerini ziyaret etmek isterseniz: Salı günleri kurulan pazara gitmeniz gerek. Burada: yani Galla pazarı ( bu pazara kadınlar pazarı da deniliyor) denilen yerde:; taze süt, manda yoğurdu ve bahçe ürünleri bulabilirsiniz.

Bartın

GEZİLECEK YERLER

Bartın Kemal Samancıoğlu Etnografya Müzesi

KEMAL SAMANCIOĞLU ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Şehir merkezindedir. Burada; yaklaşık 700 civarında etnoğrafik eser sergileniyor. Müzenin bulunduğu mekan, eski Belediye Başkanlarından Kemal Samancıoğlunun evi. Bu ev, Bartın Belediyesi tarafından restore edilmiş ve müze olarak hazırlanmış. Müzede sergilenen eserlerin tamamı: Bartın halkı tarafından bağışlanmış.

Müze bahçesinde, bir dönem Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde, Kemal Samancıoğlu tarafından kullanılan  tarihi jeep de sergileniyor. Bina 3 katlı. Her katında, sergilenen eserler var. İlginizi çekerse, gidip ziyaret edebilirsiniz.

Bartın Halilbey Camii

HALİLBEY CAMİİ (YUKARI CAMİ)

Şehir merkezinde bulunan cami: 1872 yılında Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı: kubbesiz, kagirdir ve iki pencere ile aydınlatılmaktadır. Salon boyutları: 12×13 metre ebatlarındadır.

 

İBRAHİMPAŞA CAMİSİ (ORTA CAMİ)

Şehir merkezinde, çarşıdadır. Yapının: kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülmektedir. Yaptıran ise: İbrahim Paşa’dır. Cami: 1864 ve 1897 yıllarında iki kez yanmış, 1898 yılında yeniden yapılmıştır. 1968 yılında depremden hasar görünce, yeniden restorasyona alınmıştır.

Yapı: kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Toplam 32 pencere ile aydınlatılmaktadır. Cami yapısının altında, dükkanlar var.

Bartın Taşhan

TAŞHAN

Şehir merkezinde, Hükümet caddesindedir.

Hacı Ali ağa tarafından, 1982-1835 yılları arasında yaptırılmıştır. İki katlı, dikdörtgen planlı ve açık avluludur. Yapıda, toplam: 18  oda ve 16 bölme bulunmaktadır. Han: günümüzde, şahıs mülkiyetindedir.

Bartın Aya Nikolas Kilisesi

AYA NİKOLAS KİLİSESİ

Şehir merkezindedir. Bartın’da yaşayan Rumlar tarafından, 1319 yılında yaptırılan cami: mübadeleden sonra Rumların bölgeyi terk etmeleri üzerine, kaderine terk edilmiştir. 1936 yılında ise, bir süre elektrik santralı olarak kullanılmış ve 1955 yılında ise restore edilerek, kültür evi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bartın İnkumu

İNKUMU

Bartın şehir merkezine 15 km. uzaklıktadır. İnkumu-Ankara arasındaki uzaklık ise: 295 km. İnkumu-İstanbul arasındaki uzaklık: 465 km. Yani: günübirlik gidip dönülebilecek yer. Bu arada: Amasra-İnkumu arasındaki uzaklık: 30 km.

Güzel bir plaj bölgesi. 3 km. uzunluğunda kıyı şeridi var. Deniz ise, altı ince mil kum. Taş yok. İlginç ve güzel olan, diğer Karadeniz sahillerindeki denize oranla, birden derinleşmemesi ve öyle büyük dalgalar da yok. Bunların hepsi elbette burayı çekici kılıyor. Deniz kıyısında: çok miktarda küçük yengeç dikkatimi çekti. Ama, elbette denize girmenizi engelleyecek boyutta değil.

Yine de, Karadeniz denize girmek için aşırı tedbir gerektiren bir yer. Yani, dalga yok, derinlik ani değil desem de, Karadeniz’de denize girmek ve yüzmek, mutlaka tedbirli olmayı gerektirir. Çünkü: her ne kadar uyarılsalar da, İnkumu’nda denize giren insanların bir kısmı, her yıl boğularak ölüyormuş.

Evet, buranın öne çıkan diğer bir özelliği: tüm Bartınlıların yazlık evlerinin bulunduğu bir bölge olması. Yaz gelince, tüm Bartınlılar buraya akıyorlar. Dağın hemen dibinde, birçok yazlık ev yapılmış.

Yörenin içinden geçen asfalt yolun sol yanı evler, sağ yanı ise sahil olarak uzanıyor. Ama bir anlamda, tamamen bir betonlaşma egemen olmuş halde. Evlerin arkasındaki yamaçta ise, yemyeşil çam ormanları var. Bölge konaklama tesisi bakımından sorunlu değil.

Gerek otel, motel ve pansiyon ve gerekse çadırlı kamp yapmak mümkün.

Hatta bazı resmi kurumların (Hacettepe Üniversitesi ve Bartın Valiliğini biliyorum) konaklama tesisleri de bulunuyor. Sessiz ve sakin yani, diskotek türü gürültülü eğlence merkezleri olmayan bir tatil beldesi.

Ama, bu tür eğlence merkezleri bulunan Amasra’ya yakın olması büyük avantaj. Yani, burada konaklarken canınız sıkıldığında, Amasra’ya rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.

Burayı ziyarete giderseniz ki, mutlaka gitmenizi öneririm, özel aracınızı hemen belde içinden geçen asfalttaki araç park yerlerine bırakabilir ve mevsimi uygun değilse, sahildeki banklarda oturarak denizi seyredebilirsiniz.

Uygun mevsimde giderseniz, denize girmek mümkün, isminden de anlaşılacağı üzere, sahilde muhteşem bir kum ve plaj var. Genellikle: Amasya yöresine gezi düşünenler, İnkum bölgesine de mutlaka zaman ayırmalıdırlar.

Bartın Çakraz Plajı
Bartın Çakraz Plajı
Bartın Çakraz Plajı

 ÇAKRAZ PLAJI

Bartın şehir merkezinden sonra: Amasra-Kurucaşile yönünde gidiyorsunuz, 3-5 km. sonra gelinen kavşaktan sola döndüğünüzde, Amasra’ya ve oradan da Çakraz’a varabilirsiniz.

Yani; Bartın-Çakraz arası, yaklaşık 30 km. ve 40 dakikalık bir yolculuk ile gidilebiliyor. Eğer Amasra üzerinden gelmeyip, doğruca devam ederseniz, yaklaşık 16 km. sonra Çakraz bölgesine varabiliyorsunuz.

Amasra üzerinden buraya gitmek isterseniz, Amasra’dan çıkışta 10 dakikalık kötü bir yol, sonra 10 dakikalık iyi bir yolla buraya ulaşılıyor. Çakraz çok küçük bir yerdir. Ana yoldan ayrılıp, belde merkezine girdiğinizde, hemen solda otoparklar var, burada uzun süre kalacaksanız bu otoparklara arabanızı koymanızı öneririm, aksi halde gezip çıkmayı düşünürseniz, belde merkezinde yol kenarına araba bırakılıyor.

Burada da deniz kıyısında karşınıza çıkacak ilk tabela “TERS AKINTI VARDIR” tabelasıdır. Karadeniz’in birçok sahil kesiminde, tüm güzelliğe, kum, güneş, deniz güzelliklerine rağmen bu ters akıntı, birçok can alıyor ve almaya devam ediyor.

Çakraz özellikle 34 plakalı araçların yani İstanbulluların çokça olduğu bir yer, küçük sahil kesiminde, yine küçük sıra sıra evler vardır. Ayrıca, yine kıyıda sahil kesiminde çay bahçeleri vardır. Kumsal çok güzel, zaten beldenin meşhur olmasının en büyük sebebi, kumsal ve denizin güzelliğidir.

Konaklama bakımından pek sıkıntı yok.

Otel ve moteller yanında, ev pansiyonları da oldukça fazla. Tam bir kafa dinleme yeri. Sessiz ve sakin bir belde. Ancak, her ne kadar konaklama olanaklarının fazlalığından söz etmiş olsam da, buraya gitmeden önce mutlaka yer ayırtmalısınız.

Burası: doğal güzellikleri, kumsalı ve sakin denizi ile beğenilmektedir. Ama, burayı bilenler bilir, mutlaka balık yemek gerekir. Amasra’ya gelenler, Çakraz bölgesine balık yemek üzere giderler.

Özellikle: bir akşam vakti, tam güneş batımından önce buradaki bir balık restoranını ziyaret ettiğinizde, inanın belki de yemeğinizi yunusların gösterisi eşliğinde yiyebilirsiniz. Balık yemek için: koyun sağ tarafından bulunan kayalıklar üzerindeki “Balıkevleri”ni tercih edin.

Bartın Güzelcehisar

GÜZELCEHİSAR

Şehir merkezine, 17 km. uzaklıktadır. Konaklama açısından bakıldığında, kısmen ve yoğun olarak ev pansiyonculuğu yapılıyor. Yani, burası, yörede bulunan İnkumu, Çakraz ve Amasra’ya nazaran çok daha küçük ve göz önünde bulunmayan bir tatil beldesi. Daha çok günübirlik ziyaret için daha uygun bir yer.

Hemen arkadaki yeşil örtü, deniz kıyısında mavi ile birleşiyor. Sahil bandında muhteşem güzel bir kum var.

 

GÜZELCEHİSAR LAV KAYALARI

Buradaki lav kayalık bölümlerin,  muhtemelen 80 milyon yıllık olduğu söyleniyor. Dünyanın ender gelişen doğal oluşumlarındandır.

Bu lav kayaları: milyonlarca yıl önce bölgede meydana gelen jeolojik faaliyetler sonucu oluşmuştur. Altıgen, beşgen biçimli bir yapıya dönüşen, düzgün geometrik yapılara: Lav Kayaları deniliyor.

Boyları: 30 metreden fazladır. Dünya üzerinde: burası dışında, buna benzer oluşumlar, yani lav kayaları: Kuzey İrlanda, İskoçya ve Amerika-Kalifornia da bulunuyor.

Ancak: dünyanın bu bölgelerindeki lav kayalıkları, gerek dünya kültür mirası olarak kabul edilmeleri ve gerekse her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Umarım bir gün, buraya da gerekli önem gösterilir ve insanlar, milyonlarca yılda oluşan bu doğal güzellikleri izlemek üzere, yöreye akın ederler.

KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI

Adından da anlaşılacağı üzere, Küre dağlarının üzerinde bulunmaktadır. Bu milli parkta: mağaralar, kanyonlar, şelaleler  ve düdenler var. Ayrıca: 1000 yaşından daha büyük olduğu tahmin edilen ağaçlardan oluşan muhteşem bir orman, 130 civarında kuş çeşidi ve 40 civarında memeli hayvan yaşıyor.

Ancak, park bölgesinin büyük bölümünde herhangi bir yerleşim söz konusu değil ve aynı zamanda Milli Parklar Müdürlüğünce verilen bir hizmet te yok. Yani: tamamen doğal bir ortam. Ancak, hiçbir hizmet yok.

Milli park sınırları içinde görebileceğiniz yerler: Ilıca köyündeki Ilıca şelalesi, Valla kanyonu, Aydos kanyonu ve Ilgarini mağarası.

 

PARTHENİOS ANTİK KENTİNE AİT KALINTILAR:

Parthenios nehrinin denize açıldığı boğaz bölgesinde, gemi trafiğini denetleme ve savunma amaçlı küçük bir kale bulunduğu düşünülmektedir ancak yapıya tam olarak ulaşılamamıştır.

Roma dönemine ait mil taşlarından yola çıkılarak Amasra’ya kadar uzanan antik bir yolun varlığı tespit edilmiştir.

Roma dönemine ait bu güzergahın günümüzde de Bartın iline ulaşan D0100 kara yolu ile örtüşmesi dikkat çekicidir.

Zonguldak’dan gelen söz konusu yol, Bartın çayı üzerindeki Orduyeri köprüsü üzerinden devam ederek Amasra’ya ulaşmaktadır.

 

Kilis Polateli

Kilis Polateli

Polateli, Kilis il merkezi arasındaki uzaklık 20 km dir, bu yolda zeytin ağaçları oldukça güzel bir görüntü sunar. Polateli Şahinbey arasındaki uzaklık: 28 km. Polateli Oğuzeli arasındaki uzaklık: 45 km. Polateli Musabeyli arasındaki uzaklık: 35 km dir.

TARİHİ

Osmanlı döneminde, özellikle Güneydoğu Anadolu’da birer güvenlik unsuru olarak, Türkmenler yerleştirilmiştir.

İlçe olmadan önce buranın ismi “Ispanak” ve “Güldüzü” dür.

Kilis Polateli

GENEL

Nüfus bakımından Türkiye’nin en küçük ilçelerinden birisidir. Rakım 861 metredir.

Kilis Polateli

GEZİLECEK YERLER

Kilis Polateli Afrin Vadisi Su Kemeri

AFRİN VADİSİ SU KEMERİ

Kilis kent merkezinden, kuzeybatı yönünde Polateli ilçesi istikametine giderken, Ravanda kalesine varmadan önce Cengiz (Bağarası) köyü civarındadır.

Afrin çayına açılan dar bir vadide bulunan bu su kemeri Roma dönemi yapısıdır.

Kemerin bulunduğu ortam zakkum çiçekleri arasında oldukça güzeldir. Su kemeri iki katlıdır. Kesme taştan yapılmıştır.

Ancak nereden başlayıp nerede bittiği bilinmemektedir. Ancak tahminlere göre, su kemeri, Suriye’de kalan antik Chyris şehrine su götürüyordu.

Antik Chyris kenti, Kilis’in hemen altında sınırın diğer tarafında bulunuyordu.

Roma döneminde Zeugma’dan Chyris antik kentine ve Antakya’ya uzanan yol Kilis ovasından geçiyordu. Ovadan geçen yolun kontrolünü sağlamak amacıyla küçük kaleler inşa edilmişti.

 

AFRİN HARABESİ

Cengiz köyü civarında, su kemeri yakınlarındadır. Resul Osman dağının tepesinde, konik bir yükseltide bulunan bu yapı bir kaledir.

Araştırmalara göre Roma döneminde yapılan bu kalenin, Bizans döneminde de kullanıldığı öğrenilmiştir.

Kilis’ten geçen ve doğu bazı güzergahındaki yolun kontrolünü sağlamak için savunma amacı ile yapılan kale, çok büyük tahribata uğramıştır.

Kaçak kazı yapılmış, bütün taş duvarları yerinden oynatılmış, tahrip edilmiştir.

Ayrıca kalenin yanında, Orta Paleolitik döneme ait çakmaktaşı alet parçalarına rastlanmıştır. Bu da buranın Orta Paleolitik dönemde göçebelerin istasyonu olduğunu gösteriyor.

Resul Osman dağı ve çevresinde, oldukça zengin ve kaliteli çakmaktaşı yatakları vardır. Bundan dolayı bölgede konaklama yapılmış olmalıdır.

Kilis Polateli Ravanda Kalesi

 

RAVANDA KALESİ

Kale, il merkezinin 28 km. kuzeyinde, Polateli ilçesinde bağlı Belenözü (Ravanda) köyündedir.

Afrin çayının doğusunda, oldukça geniş bir açıda olan kale, yüksek konik bir tepe üzerine kurulmuştur.

Kale, dağın sivri tepesi oyulmak suretiyle yapılmıştır. Dağın eteğinden Afrin çayı geçer.

Kalede ve çevresinde halen arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından, kalenin geçmişi hakkındaki bilgiler, tahminlere dayanmaktadır.

Kilis Polateli Ravanda Kalesi

Kaleye ait kesin bilgiler 11’nci yüzyılda Haçlı seferlerine dayanmaktadır. İslam ve Latin kaynakları, kalenin varlığından ilk olarak Haçlı seferleri sırasında söz eder.

Kalenin ismi:

İslam kaynaklarında “er-Ravendan”, haçlı kaynaklarında ise “Ravendel/Ravandal/Ravenel” ve Ermeni kaynaklarında “Areventan” olarak geçer. Yani, tarihi süreç içinde kale, bölgede egemen olan bütün uluslar tarafından kullanılmıştır.

Özellikle, 7’nci yüzyılın ortalarında, bölgede yaşayan Hıristiyan-Müslüman çatışmasında “avasım, sügur” adı verilen bölge içinde bulunan Ravanda kalesi, İslam devletleri tarafından Hıristiyan Bizanslılara karşı verilen savaşlarda önemli bir askeri üs olarak kullanılmıştır.

Bölge ilk İslam devletlerini koruduğu için “Avasım” şeklinde adlandırılmıştır.

Bölgenin hemen yakınında: “Yesemek Heykel Atölyesi” bulunmaktadır. Ayrıca: kalede Hitit mimarisine ilişkin izlerinde bulunması nedeniyle, kalenin Hititler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

Memlukların uzun süre egemen olduğu kale, Bizans döneminin ardından, Arap akınları sırasında ve Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Bu dönemde kale, ilaveler yapılarak genişletilmiştir.

Ravanda kalesi, 1097 yılından itibaren, adından sıkça söz ettirmiştir.

Kilis Polateli Ravanda Kalesi

Günümüz

Kaleye ait yapılar zirvedeki düzlüktedir.

Surlar ve birbirinden farklı uzaklıkta köşeli ve yarım yuvarlak biçimdeki burçların bir kısmı hala ayaktadır.

Surun büyük bölümü yıkılmış ve toprakla örtülmüş durumdadır. Bazı yerlerde temel kalıntıları görülür.

Günümüze sadece iç kale bölümü ulaşmıştır.

Bu bölüme, yüksekliği 3 metre ve genişliği 2.20 metre olan bir kapıdan girilir. Kapının çeşitli dönemlerde onarım gördüğü, yapı tarzından ve kullanılan malzemenin farklılığından anlaşılmaktadır.

Kale içinde ise iki büyük su sarnıcı vardır. Bu su sarnıçlarının ön tarafında merdivenler vardır.

Ayrıca: kale içerisinde kalenin batı kısmında bulunan tonozlu yapı, güneydeki şapel, ortasında yer alan küçük yuvarlak kule, sarnıç ve burçlar dikkat çekicidir. Büyük yapının bir saray olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Büyük su sarnıçlarının içine, inşa edilen gizli tüneller ile aşağıdaki Afrin çayına ulaşıldığı düşünülmektedir.

Kilis Polatbey Höyük

POLATBEY HÖYÜK:

Höyük, Polateli (Cercik) köyündedir. İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Rakımı 830 metredir. 

Höyük tamamen çağdaş köyün altında kalmıştır. Çevresi toprak yol ile çevrilidir. Höyüğün güneydoğusunda Ziyaret Tepesi yer alır. 

Höyük ve çevresinde toplanan çanak-çömlek parçalarından Tunç çağından itibaren yerleşim gördüğü anlaşılır. 

Höyüğün tepesinde bazalt mimari kalıntılar görülmüştür. 

Evet höyük günümüzde 1 derece arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

 

 

Kilis Musabeyli

Tekirdağ Malkara

Tekirdağ Malkara

Tekirdağ ilinin en geniş yüzölçümüne sahip ilçesidir.

 

Tekirdağ Malkara

ULAŞIM

Malkara ilçesinin en önemli ulaşım yolu: Yunanistan-İpsala üzerinden gelerek, İstanbul yönüne giden, E-54 karayoludur. Malkara-Tekirdağ arasındaki uzaklık: 56 km. Malkara-Keşan arası uzaklık: 26 km. Malkara-Uzunköprü arasındaki uzaklık: 72 km. Malkara-Gelibolu arasındaki uzaklık: 100 km. Malkara-Şarköy arasındaki uzaklık: 48 km. Malkara-Hayrabolu arasındaki uzaklık: 46 km.

Tekirdağ Malkara

TARİHİ

Tarihi MÖ 5’nci yüzyıla kadar uzandığı tahmin edilmektedir ve bu süreçte Traklar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

İlçenin adı Farsça’da “yılanlı kale” anlamına gelen “Margaar” kelimesinden türemiştir. Bu adın, bölgedeki eski kalelerle ilişkilendirildiği düşünülmektedir.

Büyük İskender: Trakya bölgesinde, 30 yıldan fazla kalan Persleri, buradan uzaklaştırınca: Malkara bölgesinde, 3 komutanını bırakır. Bunlardan: Kumardaç isimli komutan: Kumardaş tepe olarak bilinen yere, bir kale yaptırır. Sazan adlı komutan: Sazan çiftliği olarak bilinen yere bir başka kale yaptırır. Bu kaleler daha sonra, Romalılar ve Bizanslıların eline geçer.

Osmanlılar, Rumeli bölgesine girdiklerinde, Malkara, surları ile ünlü, büyük bir yerleşim yeridir. Ama, Osmanlılar tarafından tüm bölge olduğu gibi, burası da ele geçirilir. Ancak, 1360 yılında, bölge, Bizanslılar tarafından geri alınır. Ancak, Sultan I. Murat döneminde, Malkara, yeniden Osmanlıların hakimiyetine girer. Burayı: Hacı İlbey isimli bir komutan fetheder.

Malkara’nın alınmasından sonra: Anadolu’dan getirilen: Yörükler bu civara yerleştirilirler. İstanbul’un, Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra ise, Malkara, Balkanlara yapılacak seferler sırasında, daha da önem kazanır.

1828 yılında, Osmanlı-Rus savaşı sırasında ve Balkan Savaşlarında, Malkara en kötü günlerini yaşar. 1912 yılında, ilçe, Bulgarlar tarafından işgal edilir.

Bu işgaller, katliamlar yaratır. 8.5 ay süren işgal sonucu, şehir yağma edilmiş, yakılmış ve yıkılmıştır. 1913 tarihinde, işgal bitirilir. Ancak, 1920 yılında, bu kez Yunan işgali görülür. 1922 tarihinde, işgal sona erdirilir.

Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesinde, Malkara hakkında şunları yazar: “ Malkara, 1150 haneden oluşan, kiremit örtülü evleri olan, bakımlı bir şehirdir. Ayrıca, burada: büyükler gibi çocuklarda çalışmaktadırlar.

Balı ve kaşkavalı yani kaşar peyniri ünlüdür. Bunların yanında: Tabakhaneleri yani deri imalathaneleri de ünlüdür. Malkara’nın, İstanbul’dan Selanik’e giden, eski yol üzerinde olması, konaklama yönünden önemli bir merkez olmasını sağlamıştır”

Tekirdağ Malkara

GENEL

Dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul’a, sadece 2 saatlik bir uzaklıkta bulunmaktadır.

İlçede: yüksek dağlar ve vadiler bulunmuyor. Arazi genellikle: yarı ova özelliği gösteren platolar şeklindedir. Bölgenin iklim şartları değerlendirildiğinde: burada, Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş bölgesi olduğu, kış aylarında Balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı havaların, bölgeyi yoğun olarak etkilediği görülür.

Kış mevsimi: kuru ve dondurucu soğuklarla geçer. Yazlar ise, genellikle sıcak ve kuraktır. Diğer mevsimler ise, yağışlı geçer.

Malkara’da: her yıl geleneksel olarak “Tarım ve Süt Ürünleri Festivali” düzenleniyor. Bu festival etkinliklerinde: konserler, gösteriler ve yağlı güreşler düzenleniyor. Zamanı mı: Eylül ayının içinde yapılıyor.

Bölgenin ekonomik etkinlikleri değerlendirildiğinde: süt ürünleri ve ay çiçeği alanlarında büyük yoğunluk görülmektedir. Özellikle: burada, mandıralarda, 15 çeşit peynir ve tereyağı, kaşar üretilmektedir.

Çünkü: bölgede, günlük 300 ton süt üretilmekte ve bu sütün 280 tonu, süt fabrikalarına verilmektedir. Bu süt: kaşar peyniri ve beyaz peynir yapılarak değerlendirilmektedir.

Malkara

Özellikle

Burada sizlere çok hassas bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum.

Şöyle ki: süt, üretilip toplandıktan çok kısa bir süre sonra, peynir fabrikalarına verilmekte ve bunun sonucunda üretilen peynirler, gerek lezzet ve gerekse hijyen bakımından çok daha güzel olmaktadır.

Çünkü: bölgenin arazi yapısı, üretilen sütün, kısa sürede, peynir fabrikalarına ulaştırılmasını sağlamaktadır.

Halbuki, ülkenin doğu bölgelerinde, üretilen süt, belli bir süre sonra yani daha uzun bir sürede, süt fabrikalarına ulaştırılmakta, bu sürede, sütün içindeki mikroorganizmalar yoğunlaşmakta ve peynir yapıldığında, gerek lezzet ve gerekse hijyen açısından, bu durum olumsuzluk yaratmaktadır.

Evet, burada üretilen peynirler gerçekten harika, mutlaka tadın ve gerekirse, kendiniz ve yakınlarınız için satın alın.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Malkara yöresinde, ekşi tarhana çorbası meşhur, tercih ederseniz, tadabilirsiniz. Bunun dışında: burada, özellikle pazarlarda muhteşem lezzetli peynirler satılıyor.

NE SATIN ALINIR

Malkara yöresinden: özellikle “kaşar” peyniri satın almalısınız.

 

GEZİLECEK YERLER

Malkara ilçesindeki gezi rotası olarak önerebileceğim: Hacırzade Camii, Gazi Ömer Bey Camii, Özel Müze, Kermeyan köyü, Kermeyan tümülüsü. Eğer zamanınız varsa: Elmalı kalesi, Yenidibek kalesi ve antik yürüyüş yollarını da düşünebilirsiniz.

Malkara Şehitlik Parkı

ŞEHİTLİK ABİDESİ VE PARKI

İlçe merkezinde, İncebey Mevkiinde Camiatik Mahallesindedir. Burası: 1912 yılında, Bulgarlar tarafından şehit edilen, 263 vatandaş için yaptırılmıştır.

Malkara Şehitlik Abidesi

Park: 1957-1960 yılları arasında Malkara Askerlik Şubesi Başkanlıının gayretleri ve cami derneğinin destekleriyle düzenlenerek, park olarak hizmete açılmıştır. 1968 yılında ise, çevresine duvarlar yapılmış, çiçek ve güllerle bezenerek, ağaçlandırılmıştır. Parkın içinde, bir de “Şehitlik Abidesi” bulunuyor.

 

ŞEHİR PARKI (KUĞULU PARK)

Gazibey Mahallesinde Künk çeşme caddesi üzerindedir.

Malkara ilçesinin ilk parkıdır. 1944 yılında yapımına başlanmış ve 1946 yılında halkın kullanımına sunulmuştur. Orta bölümde bulunan havuzda yıllarca kuğular yüzmüştür. Bu nedenle halk arasında “Kuğulu Park” olarak anılmaktadır. Zamanlar park, güller, ıhlamur ağaçları ve kuğulu havuzu ile ilçede ün kazanmıştır. Günümüzde ise özellikle akşam saatlerinde sakin bir dinlenme alanı olarak halkın ilgisini çekmektedir. Parkın içinde bir çocuk oyun alanı da bulunmaktadır.

Malkara Gazi Ömer Bey Türbesi

GAZİ ÖMER BEY TÜRBESİ

İlçe merkezinde, Gazi Ömer Bey Camiinin avlusundadır.

1488 yılında inşa edilen caminin hemen sol tarafından bulunan bu türbe, 1502 yılında tamamlanmıştır. Gazi Ömer Bey, Fatih Sultan Mehmet döneminde önemli bir akıncı beyiydi ve babası Molla Fatihi Gazi Turan Bey’in yanında yetişmiştir. Cesur bir komutan olarak tanınan Gazi Ömer Bey, 1473 yılında Otlukbeli Meydan Muharebesinde de yer almıştır.

Türbesi 8 köşeli kesme taştan inşa edilmiş olup, pencereleri mermer çerçevelerle ve demir parmaklıklarla örülmüştür. Kapısının üzerinde, Osmanlı arması yer almaktadır. Türbenin inşa tarihi, 1502 olarak kabul edilmektedir.

 

Tekirdağ Malkara Gazi Ömer Bey Camii

GAZİ ÖMER BEY CAMİ

İlçe Gazibey Mahallesindedir.

Gazi Ömer Bey tarafından, 1488 yılında yaptırılmıştır. Külliye olarak yapılan yapıdan, günümüze sadece, cami ve türbe sağlam olarak gelebilmiştir. Bunun dışında, mescit, kervansaray ve dükkanlar yok olmuştur. Cami yapısı: 1.5 metre kalınlığında, 13 metre boyunda ve düzgün kesme taşlar kullanılarak yapılmıştır.

Kare planlı, tek kubbelidir. Son cemaat yeri, üç küçük kubbe ile örtülmüştür. Mihrap: taş malzemeli ve mukarnas kavsaralıdır, palmetli süslemelerle taçlandırılmıştır. Pencereler: dıştan alçı şebekelidir ve sepet kulpu kemer şeklindedir.

Minare, batı yönündedir. Şerefeye kadar olan kısım orijinal, şerefeden yukarısı ise, yakın zaman önce onarım görmüştür.

Cami: Osmanlıların, Rumeli’de yapmış oldukları camiler arasında, en eski olarak öne çıkmaktadır.

Malkara Hacırzade İbrahim Bey Camii

HACIRZADE İBRAHİM BEY CAMİSİ

İlçe merkezinde, 14 Kasım caddesi üzerindedir.

1406 yılında, Harcerzade İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Malkara’nın en eski camisidir.

Yapının mimarı kesin olarak bilinmemekle birlikte, cami, Osmanlı erken dönem mimarisinin örneklerinden biridir.

Tek kubbeli, mescit planında inşa edilmiştir. Yapının tamamı düzgün kesme taş malzemeden yapılmış olup, cephesinde mermer de kullanılmıştır. Caminin iç mekanında destek elemanı bulunmaz. Kubbe, Türk üçgenleriyle geçiş sağlanarak örtülmüştür. Mihrap taş malzemeli ve mukarnas kavsaralı olup, palmetli bir süsleme ile taçlandırılmıştır.

Minare: kuzey-batı köşesindedir. Şerefe altına kadar olan kısım orijinaldir. Şerefe ve üst kısmı, 1970 yılında tamir görmüştür.

Ancak, Balkan savaşlarında ve ardından gelen büyük depremde hasar görmüştür. Daha sonraki tarihlerde restore edilen cami, 1971 yılında yeniden ibadete açılmıştır.

 

ELMALI VE YENİDİBEK KALELERİ

İlçenin Elmalı ve Yenidibek köylerindedir. Her iki kalede, Osmanlı fetihleri sırasında terk edilmiş ve yakılmıştır. Ancak günümüzde bazı kalıntıları hala görülebilir.

Malkara Elmalı Köyü

Elmalı Kalesi:

Elmalı köyü yakınlarında, köyün merkezinin biraz dışında, yüksekçe bir tepe üzerindedir. Türklerin Rumeli’ye ilk geçişlerinde, burada Rumlar yaşamaktaydı. Türkler bölgeyi fethederken, kaleyi almak için “Almıl, almalı, burayı mutlaka almalıyız” şeklinde bir arzu ifade etmişlerdir. Bu istekleri gerçekleşince, kalenin yakınındaki köye “Almalı” adı verilmiş, ancak köyün adı daha sonra “Elmalı” olarak değişmiştir. Kalenin surlarının bazı bölümleri görülebilmektedir.

Malkara Yenidibek Kalesi

Yenidibek Kalesi:

Yenidibek köyü yakınlarında, köyün merkezinin dışında, yüksekçe bir tepe üzerindedir. Osmanlı fetihleri sırasında tek edilmiş ve yıkılmıştır. Ancak günümüzde bazı kalıntıları görülmektedir. Kale, stratejik bir tepeye inşa edilmiştir.

 

APRİ-APROİ

Aproi antik kenti, Kermeyan köyü yakınlarında yer alan önemli bir arkeolojik alan olup Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılarıyla dikkat çeker.

MS 46 yılında Roma İmparatoru Claudius tarafından, emekli Roma askerleri için kurulan Apri, Bizans döneminde de önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.

Antik kent, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli yapılar ve kalıntılar bulundurur. Ancak, günümüzde bu kalıntıların çoğu toprak altındadır ve detaylı bir kazı çalışması yapılmamıştır.

Apri antik kentinin terk edilme sebepleri arasında, Osmanlı döneminde bölgeye yerleşen Germiyanlıların, kaleyi beğenmeyerek yaklaşık 1 km güneydoğusundaki yüksek sıralara yerleşmeleri ve bölgedeki büyük bir depremin etkileri sayılabilir.

 

 

Tekirdağ Malkara Eğitim ve Kültür Vakfı Özel Müzesi

MALKARA EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI ÖZEL MÜZESİ

Burası özel bir müze. Müzenin bulunduğu kültür sarayı inşaat çalışmaları, Malkara Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından yapılmıştır.

Vakıf tarafından alınan karar gereği, kültür sarayının bir bölümünde oluşturulan müze, 1992 yılında hizmete açılmıştır.

Müzede: Arkeoloji ve Etnografya başlıkları altında, 1837 eser sergilenmektedir.

Tekirdağ Malkara Eğitim ve Kültür Vakfı Özel Müzesi

Sergilenen eserler: Malkara ilçesi sınırları içinde: özellikle Apri ören yerinde bulunan, Roma dönemi yerleşim alanından toparlanan, arkeolojik kalıntılar sergileniyor.

Ayrıca, bu döneme ait, kişisel eşyalar da görülebilir.

 

MARGAR-MAGALOHORA

MÖ.6.yüzyılda, Persler tarafından kurulduğu düşünülmektedir.

Çünkü: yazılı kaynaklarda, Pers kralı Kserkes zamanında, bölgede bulunan Yunan şehirleriyle yapılan savaşlar sırasında, Malkara ilçesine çok yakın olan “Gürgen Bayırı” denilen bir yerde, bir kalenin yapıldığı öğrenilmektedir.

Bu kale civarında, birçok yılan bulunduğundan, kaleye: Farsça “Margar” ve “Margaar” ismi verilmiştir.

Yani: Malkara sözü: yılanlı mağara veya yılanlı kale anlamına gelmektedir.

MÖ 4’ncü yüzyılda Büyük İskender’in bölgeyi ele geçirmesiyle Pers egemenliği sona erer. Daha sonra Galat akınlarına uğrayan yöre, İskender’in ölümünden sonra Seleukosların hakimiyetine girer.

MÖ 168’de Roma egemenliğine girmiştir. MS 395’te Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Bizans İmparatorluğu toprakları içinde kalmıştır.

MS 4’ncü yüzyılda Gotların, Bizans döneminde de Avarlar ile Slavların istilasına uğramıştır.

7’nci yüzyılda Araplar, 8’nci yüzyılda Bulgarlar, 12’nci yüzyılda ise Peçenekler tarafından yağmalanmıştır.

11’nci yüzyılda Bizans’ın Trakya Theması sınırları içinde yer almıştır.

Malkara Kermeyan Tümülüsü

KERMEYAN TÜMÜLÜSÜ

Apri antik kenti (Kermeyan köyü civarı) sınırları içindedir. İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır. Taşlıkdere ve Kale deresi arasındaki 200 dönümlük bir yerdedir.

Antik dönemde Apri adıyla bilinen bu yerleşim, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir konuma sahiptir. Çevredeki 3 tümülüsten biridir.

Tümülüs, kentin üst düzey yöneticilerinden birine ait  mezar yapısı olarak düşünülüyor.

Tarihsel olarak, Roma dönemine aittir. Yüksekliği yaklaşık 10 metredir. Fakat yamaçlardaki tarım arazilerinin sürülmesi nedeniyle bazı bölümleri zamanla yayvanlaşmış durumdadır.

Üstünde kaçak kazı izleri bulunmaktadır. Kermeyan köyü sınırları içinde, iki tümülüs birlikte bir gurup oluşturuyor.  Yapılan arkeolojik araştırmalarda: burada eski çağlara ait çeşitli paralar, toprak kap-kacaklar, gözyaşı şişeleri ve değişik malzemeler bulunmuştur.

Şehrin Osmanlılardan önce, Balkanlardan yöreye inen akıncılar tarafından yok edildiği veya Türklerin bölgeye gelişinden sonra, Trakya’daki büyük depremler sonucu yıkılarak yok olduğu düşünülmektedir. Ayrıntılı arkeolojik araştırmalar yapılmamıştır.