Adana Yüreğir

Adana Yüreğir


Adana şehrinin merkez ilçelerinden birisidir. Yani: burayı değerlendirirken, Adana şehrinin genel özelliklerini düşünmek gerekir. Yüreğir ilçesi; Misis ören yeri ile tarih meraklılarının ilgisini çekiyor.

Adana Yüreğir

 

ULAŞIM

Adana şehrine ulaşım olanakları değerlendirildiğinde, buraya ulaşım anlaşılır. Yani, ulaşım yönünden herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. Çünkü: Adana şehir merkezinin bir bölümünü oluşturmaktadır.

Yüreğil-Osmaniye arasındaki uzaklık: 87 km. Yüreğil-Mersin arasındaki uzaklık: 69 km. Yüreğil-Hatay arasındaki uzaklık: 191 km. Yüreğil-Niğde arasındaki uzaklık: 205 km. Yüreğil-Kayseri arasındaki uzaklık: 334 km. Yüreğil-Ceyhan arasındaki uzaklık: 48 km. Yüreğil-Karaisalı arasındaki uzaklık: 47 km. Yüreğil-Yumurtalık arasındaki uzaklık: 81 km. Yüreğil-Karataş arasındaki uzaklık: 50 km. Adana Şakirpaşa Havaalanı, ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır.

TARİH

Tarihi süreç içinde, bölgede: günümüzde Ceyhan ırmağının kıyısındaki “Yakapınar” bölgesinde kurulu yerleşim yeri olan Misis yöresinde: Roma ve Memlük dönemine ait uygarlıkların izleri görülür.
Misis şehri: İran satraplarının başkenti iken, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Yüreğil ismi nereden gelmektedir?

Orta Asya’da Özbekistan ve Kazakistan arasında kalan, dünyanın dördüncü büyük gölü Aral Gölüne dökülen Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki verimli bölge, eskiden “Yüreğil” diye anılırdı.

Çünkü iki nehir arasındaki bu bölge, Oğuz Türkler Üçoklar kolundan olan Yüreğil boyunun kışlağı idi.

1340’lı yıllarda, Üçok Türkmenlerinden “Yüreğil aşireti” Mısır Memlük Devletinin desteği sonucu Misis yakınlarına gelirler ve Çal dağı eteklerine yerleşirler. Yani, Yüreğil boyu, Çukurova’ya göç eder.

Çünkü: çalılarla kaplı bir tepelik alan olan Çal dağı: ovanın orta yerinde ve çevresine hakim bir konumdadır.

Burada: Camili isimli bir köy kurarlar.

Aynı dönemde: Adana merkezinden Halep ve Maraş yönüne giden kervan yolları da buradan geçmektedir.

Çal dağında yerleşen, Oğuz Türklerinin Yüreğil boyu: daha sonra Ramazanoğulları Beyliğini kurar. Hatta: Ramazanoğulları Beyliğinin kurucusu Ramazan Beyin babasının ismi “Yüreğir” dir.

Ramazanoğulları: 1360’lı yıllarda yöredeki Ermenilerle savaşırlar ve onları yenerek, Taşköprü’ye ulaşırlar ve köprüyü geçerek Adana şehir merkezini fetih ederler.

Adana Yüreğir

 

GENEL

Adana il merkezinde, 425 bin kişilik nüfus yoğunluğu ile, dört merkez ilçeden birisidir. Bu nüfus yoğunluğunun büyük çoğunluğu ve hatta yarıya yakını: ülkemizin Güneydoğu ve çevre illerinden gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Hatta: Ceyhan, Kadirli, Kozan ve Aladağ gibi ilçelerden de yoğun göç almıştır.

Bu yüzden: buraya gelenlerin büyük çoğunluğunun eğitim seviyesinin ve gelir seviyesinin düşük olması dikkat çeker. Ayrıca, kalabalık aile profili görülür.

Tüm bunların sonucu olarak, elbette kaçak yapılaşmanın üst düzeyde olduğunu söylemek gerekir. İlçe merkezindeki yapıların % 85’i kaçaktır, yani gecekondudur.

Bölgenin yüzölçümü: 859 km. karedir. Denizden yükseklik ise, 21 metredir.

Adana Yüreğir Uluslararası Ölümsüzlük Şehri Misis Kültür ve Sanat Festivali

ULUSLARARASI ÖLÜMSÜZLÜK ŞEHRİ MİSİS KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

Misis kenti, Lokman Hekim efsanesinde geçen ölümsüzlük iksirinin Ceyhan nehrine düşürülmesi ve böylece bölgenin ölümsüzlük yöresi olması nedeniyle, her yıl burada festival düzenlenmektedir.

Adana Yüreğir

 

GEZİLECEK YERLER

Adana Yüreğir Tek Kubbeli Kübik Mescit-Akça Mescit

TEK KUBBELİ KÜBİK MESCİT-AKÇA MESCİT

Ulu camiye yakındır. Türkmen Beyi Ağcabey tarafından muhtemelen 1489 yılında yaptırılmıştır. Dönem: Ramazanoğlu Şahabettin Bey dönemidir. 

Hemen yakınındaki Ulu Caminin 1513 yılında yapıldığı bilindiği için, bu mescidin çok daha önceden burada yapılması önemlidir.

Yapım tarihi itibarıyla Akça Mescit, Adana’nın en eski yapısıdır. Mescitte Selçuklu mimarisi izleri görülür. Girişteki kapıda bitki desenli rölyef işlenmiştir. Tamamen taştan yapılan mihrap da, oldukça görkemlidir.

 Yapının boyutları 10 x 10 metredir. Kubbesi tek bölümden oluşur ve oldukça küçük bir mescit olarak yapılmıştır. Dışarıdan bakıldığında türbe görüntüsü verir.

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

MİSİS-YAKAPINAR ÖREN YERİ

Merkeze bağlı, Ceyhan ırmağı kıyısındaki “Yakapınar” köyü bölgesindedir. Adana merkezine 27 km. uzaklıktadır. Yılanlı kale ise 16 km uzaklıktadır. Misis şehri, günümüzde Ceyhan ırmağının sağ tarafındaki büyük höyüğün toprak yığınları altında saklıdır. 

Yazının giriş kısmını biraz uzun tutmakta yarar var, çünkü yaklaşık 7000 yıllık bir yerleşim yeri yani Misis şehri kalıntılarını gezmeden önce, buranın önemini bilmekte yarar var. Bu yüzden, umarım sıkılmadan okursunuz, ama inanın okuduktan sonra burayı daha bilinçli gezeceksiniz. 

Tarihi ipek yolu buradan geçer. Adana şehir merkezinden sonra, bölgenin ikinci bir geçidi durumundadır. Suriye’den gelen bir yol, Amanos dağlarını aşarak Kanlı Geçit’ten Çukurova’ya, buradan da Misis ve Adana’ya ulaşmaktaydı.

Antakya’dan Belen Geçidi’ni aşıp İskenderun ve Payas üzerinden gelen  diğer bir yol, Misis üzerinden geçerek Tarsus’tan Gülek Boğazı yoluyla İç Anadolu’ya ulaşmaktaydı. Yumurtalık limanından başlayarak kuzey kervan yolunun ilk menzili Misis kentiydi. Uzak diyarlardan, farklı kültürlerden getirilen taşınabilir mallar, burada depolanır ve dağıtılırdı. 

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Misis şehrinin bilinen ilk ismi, Hititler tarafından kullanılan “Pahora” dır. Asurlular ise şehre “Pahru” demişlerdir. Yani MÖ 5500’lerde kurulduğu düşünülmektedir. 

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Helen dilinde ise şehrin ismi: Mopsuestia’dır. (Günümüzdeki Türkçesinde, bu isim: Mopsus’un ocağı” anlamına gelmektedir.)  Şehrin ismi, Bizans ve Haçlı kaynaklarında “Mopsuesta, Mamistra” olarak geçer. Süryanicede “Masista”, Arapçada “Massisa” Türkçede ise “Misis” olarak geçer.

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Evet, her ne kadar Misis şehrinin Hitit döneminde kurulduğu, kalıntıların Hitit dönemine kadar uzandığı bilinse de Grek inanışına göre: Mopsos isimli efsanevi kahin tarafından  MÖ 1200’lü yıllarda Truva savaşına katılmış ve ardından Çukurova’ya gelerek Mopsuestia yani Misis ile Külek Boğazındaki Mopsukhrene antik şehirlerini kurmuştur.

Efsanevi kahin liderliğindeki karışık toplulukların yerleştikleri ilk yerdir. Efsaneye göre, şehir Mopsos tarafından kurulduğu için Mopsuhestia yani Mopsos’un Evi olarak isimlendirilmiştir.

Ancak biraz önce de belirttiğim gibi, şehir, Mopsos bu topraklara ayak basmadan 4000 yıl önce de burada vardı ve onun zamanında kurulduğu gerçeği yansıtmaz.

Yapılan araştırmalara göre, MÖ 2 binli yıllarda, burası, Hitit imparatorluğunun ilk şehirlerinden birisidir. MÖ 1 binli yıllarda ise, şehirde Asur hakimiyeti görülür. 

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Makedonyalı İskender: MÖ. 333 yılında, Kilikya olarak bilinen Adana yöresine gelir. Deniz sahilindeki Magarsus ( günümüzdeki Karataş yakınlarında) Yüreğil ovasında ve Ceyhan nehri kıyısındaki Mallos (günümüzde Kızıltahta köyü yakınlarındadır) şehirlerine uğrar.

Buradan: doğuya yönelir ve Misis üzerinden Çukurova’yı körfeze bağlayan Demirkapı’dan geçerek “İsos” şehrine gider ve burada Pers kralı Darius ile savaşır.

Tarihi süreç içinde: Misis şehri gelişerek büyür. Şehrin stadyumu ve akropolü gibi büyük tesisler yükselir ve iki tarafı, mermer sütunlu geniş bir yoldan gemilerin bağlandığı ırmak boyuna gidilirdi.

İskender’in ölümünden sonra ise, şehir Seleukosların idaresine geçer. MÖ. 93 yılında: İskender’in generallerinden 6’ncı Selokos de, burada oturmuş, ancak halka çok fazla vergi uygulamıştır. Halk: bunun üzerine isyan eder ve kral sarayını ateşe verirler ve Selokos, yanarak ölür.

Takip eden dönemde, yani Roma döneminde, Misis şehri daha gelişerek büyür, Ceyhan nehrinin sağ ve sol kıyılarında gelişir ve çevresi büyük surlarla çevrilir. Roma İmparatoru Hadrian, burada birçok binalar yaptırır ve şehre “Hadrian Mopsuestia” ismi verilir.

Bu onarım ve yeniden yapılanma döneminde; araştırmacı Longlois tarafından Misis yöresinde bulunan bir taş üzerindeki şu yazıt dikkat çekmektedir “Mukaddes, hür, müstakil, Roma’nın dostu ve müttefiki Misis”. Evet, bu kısa yazı da, Romalıların Misis şehrine ne kadar önem verdiklerin kanıtlamaktadır.

710 yılında şehir Arapların istilasına uğrar ve Arapların eline geçer. Malazgirt Savaşından sonra ise, Selçuklu Türkleri, şehri ele geçirir. Misis şehri, Selçuklu döneminde Ayas (Yumurtalık) Limanından tüm Anadolu’ya ihraç edilmek üzere gönderilen malların güzergahı üzerinde bulunması nedeniyle önem kazanır.

1132-1151 yılları arasında Ermeniler ve Bizans arasında el değiştiren şehir, 1375 yılına kadar Kilikya Ermeni krallığının elinde kalır. 1375 yılında Memluklular ve 1516 yılında ise Osmanlılar görülür. I. Selim, bölgeyi Osmanlı topraklarına katar. 

1671 yılında Misis şehrini ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde şöyle yazar “Köprübaşında küçük bir han vardı. Dördüncü Sultan Mehmet; Köprülü Mehmet Paşa’ya emir verip köprübaşına büyük bir han ve bir de cami yaptırır.

Mutfağının gelip geçene nimeti boldur. Bir hamamı, üç yüz kulu, dizdarı vardır. Tüccar veya hacıları yanlarına silahlı kimseler verip diledikleri yere kadar götürürler”

1210-1211 yılları arasında Misis şehrine uğrayan gezgin Oldenburg: şehrin çevresinin kuleli surlarla çevrili olduğunu ve bu surların da tamire ihtiyacı olduğunu yazar. 

7000 yıldan bu yana, kesintisiz olarak kullanılan şehir, bu imajıyla diğer antik şehirlerden ayrılmakta ve bu yapısı, şehri özel kılmaktadır.

Son bir not: burası her ne kadar 1. Derece Sit alanı olarak koruma altına alınmış olsa da, halen burada 800 civarındaki kaçak konutta, 5 bin civarında insan yaşamaktadır. 

Ülkemizdeki tarihi yapıların başına gelen, tarihi yapı üzerinde ve çevresindeki yapılaşma, burada en üst düzeyde sürdürülmüş ve bölge bir tarihi mekan değil, gecekondu mekanı görünümü göstermektedir. Umarım bir gün birileri bu konutları kamulaştırır, bu insanlara başka yerlerde konut verir ve tarihi mekan, halkın ziyaretine açılır.

 

Misis şehri hakkında, antik yazarların yazdıkları şunlardır

Heredot: Troya ele geçirildikten sonra, Yunanlılardan Enflochos: Kilikya bölgesine geçer ve oradan Suriye hududunda eski Pesideion şehrini kurar.

Strabon: MÖ. 66 yılında Amasya şehrinde doğan Strabon, Misis şehri hakkındaki yazılarında: Enflochos’un, Mopsos ile birlikte Kilikya bölgesine geldiğini ve bunların beraberce Misis gibi bir sıra önemli şehirler kurduklarını yazar.

 

Misis yöresindeki kazılar

ilk olarak: 1956-1957 ve 1958 yılları arasında, Alman arkeolog Prof. Theodor Helmuth Bosser Başkanlığındaki heyet tarafından yapılır. Bu kazılarda: höyükte İslam dönemine ait kubbeli ve tuğladan yapılmış büyük sarnıç ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca yine bu kazılarda: höyüğün batısındaki kilisede, 4’ncü yüzyıla ait mozaikler ele geçirilir.

Kilisenin altında bir Roma tapınağı bulunduğu anlaşılır. Höyüğün merkezinde ve batısında yapılan çalışmalarda ise, Bizans ve daha geç dönemlere ait 6 metre yüksekliğindeki duvarlar ve tuğladan yapılmış, kaleye ait, kubbeli su sarnıcı bulunur. Ayrıca kilisede, bazı Arapça mezar taşları ve çok sayıda Bizans dönemine ait çanak-çömlek bulunmuştur.

Evet, Misis antik kenti kalıntıları, ilk olarak 1959 yılında ziyarete açılmıştır. Ancak 1990 yılında bir evin bahçesinde iki tane yuvarlak ve yazılı mezar taşı bulunmuştur. Başka bir evin bahçesinde, erken Bizans dönemi yazıtlı bir sütun başlığı bulunur. Antik kentin kuzeyinde, yeni su deposu ve Adana-Hatay kara yolu arasında yapılan bir kaçak kazıda ise, sur duvarları bulunur.

Bu sur  duvarlarında, yapı malzemesi olarak epigrafik ve arkeolojik taş eserler kullanılmıştır. Bu eserlerde horasan harcı kullanılmıştır. Horasan harcı, suya ve özellikle deniz suyuna karşı dayanıklıdır ve bu yüzden nem oranının yüksek olduğu deniz kıyısındaki şehirlerde Horasan harcı ve sıvası oldukça yaygın kullanılırdı. 

Bunların üstüne, 2012 yılında resmi arkeolojik kazılar yeniden başlamıştır. Bu kazılara katılanlar: Yüreğil Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Roma Antik Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü ve Ulusal Araştırma Merkezi, İtalya Pisa Üniversitesi ve Adana Müzesi Başkanlığıdır. Kazılarda 1100 metre karelik alan kazılmıştır. Bu kazılarda, farklı dönemlere ait buluntular elde edilmiş ve bunlar Misis’in oldukça önemli bir kent olduğunu ortaya koyar.

MS 7 ile 9’ncu yüzyıllara ait erken İslami dönem kale kalıntısı ve yine aynı döneme ait bir cami olduğuna inanılan bulgular bulunmuştur. O dönemde Misis şehrinin ismi Al-Masisa’dır ve Ceyhan ovasının tüm kontrolü buradan yapılmaktadır. Daha sonra Bizans ve öncesi döneme ait bazilika ve su sarnıcı bulunmuştur.

En büyük antik abide ise, yağmalanan ve son dönemlerde kullanılmış olan Roma imparatorluk dönemine tapınak olduğu değerlendirilen ait çok büyük bir bina bulunmuştur. Bu binanın bulunduğu alanda çok sayıda heykelcik de vardır.

Diğer kazı alanında, yine birden fazla döneme ait savunma binası kalıntılarına rastlanmıştır. Erken İslami dönem (7-9’ncü yüzyıllar) ve geç antik döneme ait surlar üzerinde sıralı platformlar bulunur ve bu platformlar yerleşim bölgesini ayırır. MÖ 1-2’nci yüzyıllara ait yüksek kalitede çanak çömlekler bulunan iki odalı bir bina bulunmuştur.

Demir çağına ait yüksek kalitede materyallerin olması Misis’in oldukça önemli bir bölge olduğunun kanıtıdır. En ilginç buluntulardan biri, büyük bir vazo içinde bir sığıra ait uzun kemiklere rastlanılması, arkeoloji dünyası açısından oldukça önemlidir.

Yine bu alanda tandır ve sarnıca ulaşılmıştır. Ayrıca Grek ve Kıbrıs kökenli resimlerle bezenmiş yüksek kalite çanak ve çömlekler, heybetli orandaki hayvan kemikleri de vardır. Bunlar Neo Hitit döneminde de Misis’in çok önemli olduğunu işaret eder.

Son olarak, Tarihi Kentler Birliği, Misis’e Antalya’da düzenlenen bir törenle “Başarı Ödülü” verdi.

Günümüzde, burada görebileceğiniz kalıntılar şunlardır:

SURLAR

Höyük ve Akropol çevresindeki surlar, yoğun olarak tahrip olmuş olup yer yer izlenebilmektedir. Yerleşimin doğusunda ve köprüye bakan taraflarında sur duvarı parçaları görülebilir. Günümüze kadar ulaşan surların büyük bölümü: kare şeklinde düzgün kesme taştan ve hafif yontulu taşlardan oluşmuştur.

Duvarlarda moloz taşlar, harç doldu ile yerleştirilmiştir. Bu surlar üzerinde 3 kapı vardır. Adana kapısı batıya, Halep kapısı doğuya açılıyordu.

Üçüncü kapı olan köprü kapısı ise, iki yandan yüksek duvarları olan bir geçit şeklinde iç kaleye açılıyordu. Köprü kapısı ana giriştir ve tahminlere göre görkemli bir şekilde inşa edilmiştir.

Çünkü günümüzde görülen ve özenle işlenmiş bir mermer blok, büyük olasılıkla kapının üst tarafının oluşturan lentoya aittir. (lento: kapının üstünde bulunan duvarda, boşluk bırakılan yerde, yatay olarak uygulanan ve kapının devamlılığını sağlayan elemandır.)

 

NEKROPOL

Misis Nekropolü, çok geniş bir alana yapılmıştır. Nekropolde, çoğunlukla görülen oda mezarları kalkere oyulmuştur. Mezarların çoğu açıkta olup, arazide bunları görmek mümkündür. Bunlar değerlendirildiğinde, şehirde ölülerin gömülmesinde, genellikle kayalara açılmış oda mezarları kullanılmıştır. Bu durum, özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde devam etmiştir.

Şehirde, bu kadar kaya mezarı arasında, günümüze kadar elde kalan tek örnek Misis Lahdidir. Halen Adana Müzesinde sergilenen lahdin mermer olması: Anavarza’da bulunan kalker lahit atölyesinden getirilme olasılığını ortadan kaldırır. Lahdin süsleme ve malzeme özelliklerine bakıldığında, başka merkezlerden buraya geldiği düşünülmektedir.

Roma imparatorluğunun her bölgesinde mermer yatağı olmadığı için, lahdin mermer olması istenmiş ve ithal yolu ile buraya getirilmiştir. Anadolu’da, mermer ocakları olan (Ephesos, Aphrodisias ve Karia gibi) yerlerde, yarı mamul halleriyle ya da yerel atölyeler tarafından tamamlandıktan sonra buraya getirildiği düşünülmektedir. Öte yandan: Misis üzerinden, diğer merkezlere de birçok malın yanın da lahitlerin de taşınması mümkündür. 

Adana Yüreğir Misis Köprüsü
Adana Yüreğir Misis Köprüsü

MİSİS KÖPRÜSÜ

Ceyhan (Pyramos) nehri üzerindedir. Antik dönem sikkelerinin üstündeki resimlere göre, köprünün MS 250’li yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor.

Ancak daha net bir bilgi, köprü: 4’ncü yüzyılda, Bizans imparatoru Constantinius’un ortanca oğlu İmparator 2’nci Flauius Constantinus tarafından yaptırılmıştır.

Eski: Adana-Halep kervan yolu, bu köprü üzerinden geçmektedir. Köprünün uzunluğu 132 metre ve genişliği 6.5 metredir. 9 gözlü olan köprü, taştan yapılmıştır. Gözler arasındaki en büyük genişlik 11 metredir. Köprü, sonraki yıllarda, 6’ncı yüzyılın ortalarında Bizans İmparatoru Justinianus tarafından onarılmıştır. 

Günümüzde ise, köprü kullanılabilir durumdadır. Ancak 1998 yılında yörede meydana gelen depremde, köprünün bazı bölümlerinde çatlaklar oluşmuş ve ardından onarım yapılmıştır. 

Son bir not: Lokman hekim efsanesi burada Misis köprüsünde geçer. Eski Tıp alimlerinden ve Kuran’da ismi geçen Lokman Hekim, Misis köprüsünden geçerken, karşısına Cebrail gelir. Konuşmaya başlarlar, Lokman Hekim çok sevinçlidir, ölümsüzlüğe çare bulduğunu söyler, çareye ait iksirin formülünün yazılı olduğu defteri ise koltuğunun altındadır.

Cebrail aniden kanat çırpar ve defter ırmağa suya düşer. Bir süre sonra, ırmak sahilinde, kitabın kağıt parçaları bulunur. Orada yazılı olan sözler, bugünkü tıbbın kaynağını oluşturur. Ancak, kitapta ölümsüzlük iksirinin yazılı olduğu bölüm bulunmaz. Ancak, Misis bölgesi ölümsüzlüğün merkezi kabul edilir.

SU SARNICI

1957 yılında yapılan kazılarda: höyükte, İslam dönemine ait, kubbeli ve tuğladan yapılmış, büyük bir sarnıç ortaya çıkarılmıştır.

ROMA BAZİLİKASI

Misis köprüsü yakınındadır. Burada: MS. 4’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülen, bozulmamış durumdaki “mozaik” ilgi çekmektedir. Bu Roma tapınağının üzerine kilise inşa edilmiştir. Kilisede, bazı Arapça yazılı mezar taşları ele geçirilmiştir. Ayrıca: bol miktarda, Bizans boyalı çanak-çömlek parçası bulunmuştur.

Adana Yüreğir Havraniye-Misis Kervansarayı
Adana Yüreğir Havraniye-Misis Kervansarayı
Adana Yüreğir

 

HAVRANİYE-MİSİS KERVANSARAYI

Misis ören yerinin 1 km. güneyinde, Ceyhan nehrinin kıyısında, Misis köprüsünün doğu ucundadır.

Misis köprüsü başına ilk olarak Selçuklular tarafından, köprüden geçen kervanların barınması için bir kervansaray yaptırılmıştır. Ancak bu kervansaray zamanla yıkılmış ve bunun üzerine 1542 yılında, Padişah 4’ncü Mehmet döneminde, Köprülü Mehmet Paşa tarafından eski kervansarayın yerine bir han ve bir de mescit yaptırılmıştır. Kervansaray ve Kervansaraya ait mescit, kare planlıdır, mescit tek kubbelidir.  

Günümüzde yapının taştan duvarları ve giriş kapı ayakta, diğer bölümleri ise tamamen yıkılmıştır. Mevcut duvarlardan anlaşıldığı üzere: Selçuklu dönemindeki kervansaray blok kesme taşlardan yapılmıştır. Ortasında bir avlu ve avlunun çevresinde mekanlar bulunmaktaydı. Avlu kapısı, sivri kemerli büyük bir niş içinde bulunmaktaydı.

Esas kapı, duvarlardan çıkan konsol taşlarıyla kenetlenmiş, düz silme halindedir. Niş kemerinin dış kontürü, bütün mermer boyunca stilize bitki motiflerinden taş bezemelidir. Kemerin iki yanında: rumi ve palmet motifleriyle süslü iki rozet bulunmaktadır.

Osmanlılar zamanında yapılmış handan, sadece üst örtüyü taşıyan payeler ve kemer kalıntıları kalmıştır. Diğer kısımları yıkılarak yerine petrol istasyonu yapılmıştır. 

Yapının kitabesi ise, Adana Arkeoloji Müzesindedir.

Son yıllarda buradaki kazı çalışmalarında, kervansaray restorasyonunu engelleyen binaların Belediye Başkanlığınca yıkılmıştır. 

Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi

        

MİSİS MOZAİK MÜZESİ

1959 yılında açılan müze: Adana-Ceyhan kara yolu üzerinde; Misis höyüğünün batı yönündeki sırt üzerindedir.

Müzede sergilenen, Geç Roma dönemine ait mozaikler: bir rastlantı sonucu, 1956 yılında Misis höyüğünde çalışan Prof. Bossert ve Dr. Ludvig tarafından bulunmuş ve korunması için buraya bu müze kurulmuştur.

Bu mozaiklerin, muhtemelen 4’ncü yüzyılın sonlarında, Bazilika tipinde inşa edilmiş bir tapınağın tabanını kapladıkları düşünülmektedir.

Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi

 

Bizans dönemine tarihlenen küp şeklindeki irili ufaklı ve renkli taşlardan yapılan bu mozaiklerin merkezinde, bir masa ve sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve çevresinde Nuh Peygamberin “Büyük Tufan” da gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları görülür. Bunların çevresinde ise vahşi ve evcil hayvan figürleri bulunur.

Bitkisel motiflerin tamamı sitilize olmasına karşılık, insan ve hayvan figürleri son derece gerçekçi olarak işlenmiştir.

Evet, müzede, mozaikler yanında, Misis höyüğünde yapılan kazılarda elde edilen birçok eser görülebilmektedir. Müzenin duvarları, dışarıdan ışığı geçirebilmesi için cam tuğla ile döşenmiştir.

 

ÇALDAĞI-CAMİLİ KÖYÜ

Burası: Adana şehir merkezini ele geçirmeden önce, Ramazanoğullarının bir süre kaldıkları yerleşim yeridir. Çaldağı ve doğu eteklerindeki tarihi Camili köyüne yolunuz düşerse: burada Yüreğil aşiretinin bey ailesi olan Ramazanoğulları’na ait “Üçok” damgalı mezarları görebilirsiniz.

 

NACARLI KÖYÜ

Pyramos (Ceyhan) ırmağı doğu kıyısındaki bu köyde, Mopsuhestia (Misis) şehrinden buraya getirilmiş olduğu tahmin edilen, Roma devri stoasının vakıf yazısı vardır. Bu yazıtın ilk satırlarında, MÖ 67 yılında başlayan Mopsuhesteia takvimine göre verilmiş olan 170 yılı sayısı okunur.

Buna göre, MS 103 yılına tarihlenen yazıttan Mopsuhesteia’nın Fabius Felix ismindeki bir hemşerisinin kentteki bir stoanın inşa giderlerini kendi servetinden karşıladığı anlatılmaktadır. 

 

NARLIDERE KÖYÜ

Aigeai antik kenti civarındaki tarlalardan getirilmiş olduğu söylenen Roma dönemine ait bir yazıt vardır. Üst tarafı kırılmış olan bu yazıttan, yazıtın kırılarak kaybolan kısmında kalmış olduğundan adı öğrenilemeyen bir kadının, dört stoayı, Tanrıça Demeter ve Aigeai kenti için, babası Titus Flavius Plitus’un ölümünden sonra bıraktığı servetten sağlanan 40.000 dineria ile yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Yine aynı köyde, Latince yazıtlı bir miltaşı incelenmiştir. Üst kısmı kırıldığından, hangi imparator döneminde diktirildiği belli değildir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Şili Santiago

Şili Santiago

 

Şehir ismini “Hz. İsa” nın havarilerinden “St. Santiago” (diğer adı Aziz Yakup) dan almıştır. Şili Santiago, Santiago Şili demektir.

Geniş bir düzlükte Andlar’ın görkemli eteklerinde, hükümetin ticari, sanayi ve finans gibi belli başlı organlarının idari merkezi olan Şili’nin başkenti Santiago uzanmaktadır. Ülkenin kültürel ve sanatsal faaliyetlerinin de kalbi konumundadır. Rio Mapocho nehrinin kıyısındaki vadidedir.

Şehir, Orta Vadi olarak bilinen bölgeye yerleşmiş, doğudan batıya Mapacho Nehri tarafından bölünmüştür. Deniz seviyesinden yükseklik: 520 metredir.

Şehir: bol bitki örtüsü ve uygun iklimi nedeniyle; İspanyollar tarafından; 1541 yılında “Nueva Extremadura” ismiyle kurulmuştur. Şehrin en büyük özelliği: tarihi süreç içinde yaşanmış büyük depremlerdir ve bunun sonucunda, şehirde: tarihi yapıların çoğu yok olmuştur.

Şehrin iklimi: biraz serin olan Akdeniz iklimi görülür. Yaz döneminde sıcaklık 35 dereceye kadar yükselse de, nispeten sıcak ve kuru yaz ayları geçirilir. Kışlar soğuktur. Günlük sıcaklık ortalaması 13 derece civarındadır. Kar yağışı çok nadiren görülür.

1947 yılındaki büyük depremde: şehrin büyük bölümü yok olmuş ve binlerce yaralı yanında, 12.000 kişi ölmüştür. Bu nedenle, Şili ülkesinin diğer birçok şehrinde olduğu gibi, burada da, birkaç istisna dışında, özellikle sömürge dönemi yapıları başta olmak üzere, tarihi bir kalıntı görmek mümkün değildir.

Şehirdeki asayiş: atlı askerler tarafından sağlanmaktadır, yani cadde ve sokaklarda atlarla gezen emniyet görevlilerini göreceksiniz. Şehirdeki elektrik sistemi ise, 220 volt ile çalışmaktadır. Yani, herhangi bir adaptöre ihtiyaç duymadan elektronik cihazlarınızı kullanabilirsiniz.

Para birimine gelince: Santiago şehrinde “Şili Pezosu” (CLP) kullanılmaktadır. Pezo: 1,5, 10,50, 100 ve 500 lük bozukluklar ve 500,1000,2000,5000,10.000, 20.000’lik banknotlar şeklindedir. Şehirde döviz bozdurmak için, her yerde ATM bulabilirsiniz.

Kredi kartına gelince, şehirdeki birçok restoran, dükkan, mağaza, otel ve benzeri yerler, kredi kartı kabul etmektedirler. Yani: döviz bozdururken komisyon ödemek yerine, kredi kartı kullanmanızı öneririm.

Şehirde, resmi dil olarak “İspanyolca” kullanılmaktadır. Şili ülkesindeki Büyükelçiliğimiz, Santiago şehrinde bulunmaktadır.

Şili Santiago

ULAŞIM


Ülkemizden, Santiago şehrine ulaşmak isterseniz: direkt uçuş bulamasınız. Ancak: Paris veya Sao Paulo aktarmalı olarak buraya ulaşmanız mümkündür.

Şehre ulaşım için “Comodoro Arturo Merino Benitez” uluslar arası havaalanı kullanılmaktadır. Latin Amerika havaalanları arasında en işlek olan 5’nci alandır. Şehir merkezinin 26 km. batısında olup, buradan şehir merkezine 15 dakikada ulaşılmaktadır. Ulaşım için “Buses Centropuerto” isimli otobüsleri kullanabilirsiniz. Hemen havaalanı çıkışında, otobüsler her 15 dakikada bir hareket ediyorlar. Otobüs biletini, havaalanı içinden veya dışındaki bilet satış gişelerinden bulabilirsiniz.

Şehir içi ulaşımında, çok gelişmiş metro sistemini rahatlıkla kullanabilirsiniz. Şehir içi ulaşımın diğer aktörleri ise: belediye otobüsleri, ve minibüslerdir.

Şehirde alışveriş yapmayı düşünürseniz: Costanera Merkezine gitmenizi önerimim. Burada, birçok alışveriş ve eğlence mekanı bulunuyor. 600.000 metre karelik bu alanda, 300 metre yüksekliğinde, Gran Torre Santiago gökdeleni de bulunuyor.

Evet, depremlerin tüm yıkım etkilerine rağmen, yine de bu şehir bir kısım ulusal ve tarihi anıtları barındırmaktadır.

La Moneda Sarayı, Cumhurbaşkanlığı köşkü, Milli kütüphane, Şili Üniversitesi Rektörlüğü, Güzel Sanatlar Sarayı, Posta İşletmeleri, Casa Colorada ve San Francico kilisesi şehrin mimari zenginliğini oluşturan belli başlı örneklerden birkaçıdır.

Bunlar, doğu tutkunları için hem bir gezinti hem de rekreasyon yeri olan Santa Lucai ve San Cristobal tepeleridir.

Şili Santiago

GEZİLECEK YERLER

 

AHUMADA STREET


Burası, şehrin kalbinin attığı caddelerdendir. Caddede: birçok kafe bulunmaktadır. Bu kafelerde mutlaka birkaç saat ayırıp bir kahve molası vermelisiniz. Ayrıca: yine cadde üzerinde, çocuk tiyatrocular, gelip-geçenleri eğlendirecek gösteriler sunmaktadırlar.

Ayrıca: alışveriş pasajları, hediyelik eşya, takı, kıyafetler satan yerler bulup satın alabilirsiniz. Caddenin sonunda “Plaza de Armas” meydanı bulunuyor. Gün doğarken ve batarken, caddenin manzarasını izlemenizi özellikle öneririm.

 

PLAZA DE ARMAS


Şehir merkezindeki bu meydan: kare şeklindedir ve merkezin ızgara düzenindeki yapılan ilk meydan olarak önem kazanmaktadır. Şehir merkezinde insanların buluşma noktasıdır.
1541 yılında, kent tasarımı sırasında, Petro de Gamboa tarafından tasarlanmıştır.
Bölge: yayalar için ayrılmıştır, yani trafik yoktur ve bu yüzden çok hareketlidir.

Burada: pansiyonlar, hosteller, restoranlar, müzeler ve doğal güzelliklerin bulunduğu parklar vardır.
Özel zamanlarda: orkestra tarafından müzik yapılır. Ressamlar ve seramikçiler, sanatlarını sergilerler.

Evet, özenle düzenlenmiş bu meydanın çevresinde: birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Bunlar: Palacio de la Moneda (yani Cumhurbaşkanlığı Sarayı), Santiago Metropolitan Katedrali, Merkez Postane Binası, Palacio de la Real Audiencia de Santiago (burada Şili Ulusal Tarih Müzesi bulunmaktadır), hemen güneydoğuda 1893 yılında inşa edilmiş yeşil ticari Edwards binası, Santiago Müzesine ev sahipliği yapan 1769 yılı yapımlı Casa Colorado kilisesi, Santiago Belediye Tiyatrosu ve Milli Kütüphane bulunmaktadır. Bunlar:

Şili Santiago

Santiago Metropolitan Katedrali


Depreme rağmen, ayakta kalmayı başarabilen tek ve en eski yapıdır.
Şehrin başpiskoposu burada oturmaktadır. Katedralin yapımına, 1748 yılında başlanır ve 1800 yılında tamamlanır. Yani, inşaatı 240 yıl civarında sürmüştür. Yapı: 1791 yılında: mimar Manuel Tolsa tarafından restore edilmiştir. Güneş Tapınağı olarak da bilinir.

Katedralin iki kulesinde, 16 çan bulunmaktadır. Bu çanların en büyüğü 12 ton ağırlığındadır. Katedralin içinde ise: birçok heykel, sunak, antika ve resim bulunmaktadır.

Katedralin tam önünde ise, sokak tiyatrocuları, çeşitli komedi oyunları sergilerler. Ama, bu katedralde, en çok ilgiyi çeken: “elinde çanı ile gezen papaz” dır

Şili Santiago

Merkez Postane Binası

Meydanın kuzey kenarındadır. Mevcut binanın yapımına, 1881 yılında başlanmış ve Ricardo Brown tarafından dizayn edilmiştir. Şimdiki görümüm ise, 1908 tarihine aittir. Yapı: 1976 yılında, Şili Ulusal Anıtı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Palacio de la Real Audiencia de Santiago- Şili Ulusal Tarih Müzesi

Meydanın kuzeyindedir.
1982 yılından bu yana “Şili Ulusal Tarih Müzesi” burada bulunan, 1808 yılından kalma evlerde bulunmaktadır. 1804-1807 yılları arasında inşa edilen bina, ilk olarak “Şili Kraliyet Mahkemeleri” ne ev sahipliği yapmıştır.

1818 yılında ise, bina, yeni kongre için ilk buluşma yeri olarak kullanılmıştır.

Şili: Ulusal Tarih Müzesi konseyi, 1911 yılında kurulmuştur. Müzenin koleksiyonlarında: kadın giyim, dikiş makineleri, mobilya ve diğer dekoratif ve fonksiyonel parçalar bulunan objeler, daha doğrusu Şili hayatının günlük kullanılan objeleri sergilenmektedir.

Şili Santiago

Palacio de la Moneda-Cumhurbaşkanlığı Sarayı

Orijinal bina: 1784-1805 yılları arasında inşa edilmiş olup, mimar Jaaquin Toesca’dır. Cumhurbaşkanı, Genel Sekreterlik ve Devlet Genel Sekreterliği bu binadadır.
Yapı, İtalyan mimar Joaquin Toesca tarafından 1784-1805 yılları arasında yapılmıştır.

1930 yılında, Anayasa Meydanı, sarayın önüne inşa edilmiştir. 11 Eylül 1973 tarihinde askeri darbeler sırasında, saray Şili Hava kuvvetleri uçakları tarafından bombalanmıştır. Sarayın son restorasyonu 11 Mart 1981 tarihinde tamamlanmıştır.

Evet: burayı ziyaret ederseniz, 1973 yılında Pinochet’in yaptığı darbenin izlerini görebilirsiniz. Her sabah, saat: 10.00’da, koyu yeşil üniformalar giyen kadın ve erkek askerler tarafından yapılan, nöbet değişim töreni ilgi çekmektedir.

 

Santiago Belediye Tiyatrosu

Fransız mimar Edward Baines tarafından, 1857 yılında inşa edilmiştir. 1906 yılındaki depremde büyük hasar görmüştür. Tiyatro binası, ilk olarak: biraz önce de sözünü ettiğim gibi, 1857 yılında “Giuseppe Verdi” nin “Ernani” operası ile sahnelerini açmıştır.

1800 seyirci kapasitelidir. 1927 yılına gelindiğinde, yapı, yine büyük bir yangın sonucu tahrip olmuştur. Bunun sonucunda yapılan çalışmalarda, seyirci kapasitesi 1500 kişiye düşürülmüş, ancak yapının içi daha da zenginleştirilmiştir. 1952 ve 1959 yıllarında yapılan modernizasyonlar sonucu, çok sayıda kültürel etkinlik düzenlenmiştir.

1955 yılında kurulan Santiago Filarmoni Orkestrası, konserlerini burada vermektedir.

Şili Santiago

Biblioteca Nacional de Chile-Milli Kütüphane

Güney Amerika’nın en büyük kütüphanelerinden birisidir. Bugünkü binasına, 1925 yılında taşınmıştır. Kütüphane: geniş ve değerli el yazmaları ve kitap koleksiyonları barındırmaktadır. Bunlardan ulusal tarih hazinesini oluşturan bir kısmı, sahipleri tarafından buraya bağışlanmıştır.

 

Dış İşleri Bakanlığı

Bu yapı, hemen alt caddedir. Ancak: çok ihtişamlıdır ve görmenizi öneririm. Bu yapı: ilk yapıldığında “Şili Parlamentosu” olarak kullanılmış, ancak daha sonra Parlamentonun “Valpario” ya taşınması ile Bakanlık olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Şili Santiago

ŞİLİ ÜNİVERSİTESİ

Latin Amerika’nın ve Şili ülkesinin en eski ve en büyük yüksek öğrenim kurumlarından birisidir. 1738 yılına ait, San Felipe kraliyet üniversitesinin yenilenmesi ve devamı olarak yapılmıştır. İlk Cumhurbaşkanı Andres Bello onuruna, buraya “Casa de Bello” yani “Bellonun evi “ denilmektedir.
Buranın mezunları: 2 Nobel Ödülü kazanmışlar ve diğer mezunlar arasında 22 devlet başkanı bulunmaktadır.

 

MUSEO NATİONAL DE HİSTORİA NATURAL

Burası: Ulusal doğa tarihi müzesidir. Burada: doldurulmuş hayvanlar görebilirsiniz. Bunlar aslında gerçek gibi görünmektedirler ve etkileyicidirler. Burada, ayrıca fosil halindeki hayvanların, canlı iken nasıl göründüklerine şahit olabilirsiniz.

Şili Santiago

MUSEO NACİONAL DE BELLAS ARTES-MNBA-GÜZEL SANATLAR SARAYI

Bu müze: Güney Amerika sanatı için en önemli merkezlerden birisidir. Buraya Pazar günleri giriş ücretsizdir.

1880 yılında kurulan “Sanat Birliği” isimli bir örgüt tarafından yönetilmektedir. Müze, şehrin bayraklı müzesidir. Bunun sebebi: bu müzede: ülkenin en son çağdaş sanat eserleri görebilecek olmanızdır.

Ayrıca: dünyaca ünlü birçok sanat eserini de görmek mümkündür. Bu yüzden, özellikle gençler arasında yoğun tercih görmektedir.

Müze binası: 1910 yılında, Şili’nin bağımsızlının 100’ncü yılı anısına yapılmıştır. Mimar: Fransız kökenli Şilili Emile Jecquier’dir. Burada, eskiden Şili Üniversitesine bağlı Güzel Sanatlar Fakültesi bulunuyormuş.

Bina, 2010 yılı Şili depreminde büyük hasar görmüştür.
Müzenin bahçesinde: ikinci el pazarı kuruluyor. Bu pazarda: yiyecek-içecek, giyim eşyaları ve kitaplar satılıyor. Ayrıca: yine burada çeşitli sanatçılar performanslarını sergiliyorlar.

Şili Santiago

CASA COLORADO KİLİSESİ-MUSEO DE ARTE CHİLENO PRECOMOMBİNO


Dışişleri Bakanlığı binasının hemen yanındaki Adalet Sarayının karşısındadır.

Burası: 1769 yılında inşa edilmiştir. Günümüzde “Museo de Santiago” yani “Santiago Müzesi” ne ev sahipliği yapmaktadır. 2 katlı yapıda: kil kiremit çatı, cumbalı pencereler, derin kırmızı duvarlar görülmektedir. Zaten, bu kırmızı duvarlar nedeniyle, yapıya “Red House” yani “Kırmızı ev” ismi verilmiştir.

Müzeyi ziyaret etmek isterseniz: iki büyük avluda yürüyerek, Kolomb öncesi dönemine ait ilginç objeler görebilirsiniz. Zaten müzenin ismi de Kolomb öncesi Sanat Şili Müzesidir.

Müze koleksiyonu: Şilili mimar ve antika toplayıcısı Sergio Larrain Garcia-Moreno tarafından 50 yıllık bir süreçte edinilmiştir. Koleksiyon, 4 alanda bölünür. 4500 yıllık uygarlıklarının izlerini görebileceğiniz bu müzeyi, mutlaka gezmenizi öneriyorum.

Yani: müze yalnızca klasik antropolojik veya Etnoğrafik bir müze olarak kalmamış, değişik objelerin her türü sanata dönüştürülmüştür. Harika sergiler, taş, bakır ve altın objeler, yeşim taşı objeler görebilirsiniz.

Alan Mezo

Burada bir heykel bulunmaktadır ki, özellikle görmenizi öneririm “Xipe Totec”.Bu heykel: “Maya kültürüne ait” kabartmadır. Bu tanrıya (Xipe Totec) özellikle İspanyolların fethi sırasında Meksika bölgesinde tapınılıyordu.

Genellikle: tanrıya adak olarak ayinlerde kurban edilmiş insanların yüzülmüş derilerini giymiş olarak tasvir edilmektedir.

Tasvirlerde, vücudun bir tarafı sarı, diğer tarafı bronz boyanır. Tanrı: yeniden doğuş ve mevsimlerin yenilenmesini sembolize eder. Tanrı tasviri üzerinde bulunan yüzülmüş derilere dokunulduğu zaman, iyileştirici özellikleri bulunduğuna inanılırdı.

Alan İntermedia

Buradaki vitrinlerde, Valdivia (bunlar Amerika’da yerleşmiş en eski kültürdür) kültürüne ait, kakao yaprağı çiğneme çömlekleri görülmektedir. Ayrıca: Veraguas ve Diquis kültürlerine ait altın nesneler sergilenmektedir.

Alan Andes Centrales

Burada mezarlardan çıkarılan maskeler ve bakır objeler sergilenmektedir. Müzedeki en eski tekstil örneği: bu alandadır ve neredeyse 3000 yaşındaki bir boyalı kumaştır. Chavin kültürüne aittir.

Alan Andes del Sur

Buradaki koleksiyonda, Şili ve Arjantin parçaları bulunmaktadır. Bunlar arasında sayılabilecekler: Aguada kültürüne ait enfiye tepsileri ve San Pedro kültürüne ait çeşitli objeler ve İnka Quipu’tudur.

 

PROVİDENCİA-LAS CONDES

Burası: Santiago şehrinin modern yüzünün görüntüsüdür. Burada: büyük alışveriş merkezleri, lüks oteller, şık caddeler, restoranlar ve barlar bulunur.
Özellikle: buradaki “Suecia” ve “El Bosque” bölgeleri: şehrin gece hayatının en hareketli yerleridir. Suecia bölgesinde birçok bar bulunmaktadır.

Şili Santiago

ATATÜRK RÖLYEFİ

Giriş bölümü için son bir not: burayı ziyarete gideceklerin belki ilgisini çekecektir, 1926 yılında yapılan antlaşma ile, Şili, yeni Türkiye Cumhuriyetini tanıyan ilk ülke olmuştur. Bu özelliği nedeniyle, Cumhuriyet tarihimizde özel bir yeri bulunmaktadır.

Santiago şehrinin ana caddelerindeki bir parkta “Atatürk rölyefi ve Lisesi” bulunmaktadır. Ülkemizden, binlerce kilometre uzaklıktaki, bu ülkenin, Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e bu derece sahip çıkması ve önem vermesi; sanırım günümüz için çok anlamlı.


Evet: Atatürk rölyefinin altında, Atatürk’ten övgüyle söz eden bir yazı var. “Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, vatanının fedakar ve sadık hizmetkarı, benzeri olmayan kahraman, insanlık idealinin canlı emsalidir.

Bütün hayatını Türk Milletine adamış, milletine kendi ruhunu, ateşini vermiştir. Hatırası milletinin ruhunu ateşli tutan sönmez bir meşale olarak yaşamaktadır”

Evet, Atatürk için, giriş kısmında sözünü ettiğim rölyef: şehrin, yeni ve güzel bölgesi olan “Suecia” bölgesinde: Türkiye Cumhuriyeti meydanında bulunuyor.

Anıt: 1917 Girit doğumlu Türk heykeltıraş Şadi Çalık tarafından, 1972 yılında bronzdan yapılmıştır. Anıtın açılışı: 1972 yılında, buraya ziyarete gelen İsmet İnönü tarafından yapılmıştır.

 

BARRİO BELLAVİSTA

Şehrin, en güzel barları, gece kulüpleri ve restoranlarının bulunduğu bir diğer bölgedir. Burada, bir Türk restoranı da bulunuyor. Şehrin en iyi gece hayatının burada yaşandığını bilmenizi isterim. Ancak, burası yalnız gece değil, gündüzleri de birçok etkinliğin bulunduğu bir alandır.

Şili Santiago

SANTİAGO BORSASI

Borsa, 1893 yılında kurulmuş ve Latin Amerika’nın en büyük üçüncü borsasıdır. (Brezilya ve Meksika’dan sonra)
Bolsa de Comercio olarak isimlendirilen yapı; 1917 yılında tamamlanmış ve borsa, 1925 yılında açılmıştır.

Şili Santiago

SANTA DOMİNGO CHURCH

Kilisenin ana gövdesi, kesme taşlardan yapılmıştır. Çan kulesi, sıva ile kaplı kil tuğla ile inşa edilmiştir. Mevcut yapı, burada inşa edilen dördüncü kilise yapısıdır. Daha önceki yapılar, 1898-1647 ve 1730 yıllarındaki depremlerde tahrip olmuştur. Dördüncü ve günümüzdeki kilisenin mimarı Juan de los Santos Vasconcellos’dur. 1747 yılında inşa edilmeye başlanan yapı, 1795 yılında bitirilmiştir.

 

MERCADO CENTRAL DE SANTİAGO

Burası, şehrin merkez pazarıdır. 1872 yılında açılmıştır ve 1864 yılındaki büyük yangında, tahrip olmuştur. Orijinal yapıdan günümüze kalan: dökme demir çatısıdır. Tasarım: Edward Woods ve Charles Henry tarafından tasarlanmıştır.

Metal yapı: kare bir kaide üzerinde durur ve tonozlu bir tavana sahiptir. Karmaşık çatı tasarımı, iki katmanlı tasarım ve sekiz küçük çatı ile çevrilidir. Kubbeli bir kule ile taçlandırılarak merkezi piramidal çatı oluşturulmuştur. Yapı: yığma bina ile çevrelenmiştir.

Şili Santiago

TORRO ENTEL

Burası, bir tv. Kulesidir ve yüksekliği 127.4 metredir. Tepesinde bir gözlem güvertesi bulunmaktadır ve burası ziyaretçilere açıktır. Yapı, 1970-1974 yılları arasında yapılmıştır. 1976 yılından sonra ilk televizyon yayınları başlamıştır.

Uzun yıllar, Şili ülkesinin en yüksek yapısıydı ve günümüzde ise, Santiago şehrinin bir sembolü olarak önem kazanmaktadır. Kule: beton, çelik ve alüminyum kullanılarak yapılmıştır.

Şili Santiago

SAN FRANCISCO KİLİSESİ

Burası, şehir merkezinde bir kilisedir. Kilise, bitişiğindeki manastır ile birlikte, ülkenin en eski sömürge dönemi binasıdır. Yapı: 1622 yılında kutsanmıştır.

Çan kulesi, bir depremde yıkılmıştır. 1751 yılında çan kulesi yeniden inşa edilmiştir. Mimar Fermin Vivaceta tarafından yapılan kulenin tepesinde, bir saat bulunmaktadır.

Şili Santiago

CERRA SANTA LUCİA

Şehir merkezindeki küçük bir tepedir. Tepe 69 metre yüksekliktedir ve 15 milyon yaşındaki bir volkan kalıntısıdır. Yürüyerek, 15-20 dakikada ulaşmak mümkündür. Burası, Santiago şehrinin ilk kurulduğu yer olarak önem kazanmaktadır. Tarihi kalenin yıkıntıları üzerine kurulmuş yeni binalar, bir park ve hayvanat bahçesi bulunmaktadır.

Yüzeyinde: süslü cepheler, merdivenler ve çeşmeler bulunmaktadır. Tepenin üzerinde, Santiago şehrinin eşsiz bir manzarasını görebilirsiniz. Bu yüzden zaten tepe, şehri ziyaret eden turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.

Birkaç yıl öncesinde, tepenin ışıklandırma sistemi yapılmıştır. Ayrıca: geleneksel olarak, her öğlen zamanında, tepede bulunan bir top ateşlenir. Tepede ayrıca, 2 metre yüksekliğinde taş bir anıt var. Bu anıt: İmparator Carlos V. Tarafından, Valdivia köyünün yeni arazilerinin açılması ile ilgilidir. Burada: Darwin’in “San Lucia” hakkındaki gözlem ve düşüncelerini kaleme aldığı yazı sergilenmektedir.

 

CERRO SAN CRİSTOBAL TEPESİ

Şehrin kuzeyindedir. Buraya ulaşmak için, Bellavista’dan “fenikülere” binebilir veya “teleferik” kullanabilirsiniz.

Tepenin yüksekliği 880 metredir. Şehrin ikinci en yüksek noktasıdır. Tepenin yerli dilindeki ismi “Tupahue” dir. Cristobal ismi ise, İspanyol fatihlerden “St. Christopher” anısına verilmiştir. Tepenin zirvesinde bir kilise vardır.

Ayrıca: bir amfi tiyatro ve 22 metre yüksekliğinde, bir “Meryem” heykeli bulunmaktadır. Heykel: özel katkılar ve döküm olarak yapılmış ve 1908 yılında buradaki yerinde açılmıştır.

1987 yılında, Papa John Paul II. bu heykelin bulunduğu yerde ayin düzenlemiştir.

Evet, buradan şehrin muhteşem manzarası izlenebilmektedir. Özellikle yaz aylarında, yani hava açıkken ve yağmur yokken, mutlaka buraya çıkın ve şehrin muhteşem görüntüsünü izleyin.

Dağın eteklerinde, şehrin “hayvanat bahçesi” ve “Japon Bahçesi” var.

LA CHASCONA


Burası, ünlü Şilili şair Pablo Neruda’nın, 3 evinden birisidir. Şairin üçüncü eşi Matilda’nın saçlarının dağınık ve gür olması nedeniyle, bu eve “La Chascona” ismi yani “dağınık saç” ismi verilmiştir.

Evi ziyaret ederseniz, evin birçok yerinde “P” ve “M” harfleri görebilirsiniz. Ev: dünyanın her köşesinden toplanmış, aklınıza gelebilecek ne varsa, bir sürü obje ile süslenmiştir.

Bunlar arasında: deniz kabukları, Neruda’nın özel eşyaları, yakın arkadaşı olan Salvador Dali ve Picasso’nu resimleri, kendisine gelen hediyeler ve ödüller ve elbette en büyük onur “Nobel Edebiyat Ödülü” görülebilmektedir.

Denizleri çok seven ancak denizlere açılmaktan korkan şair: evindeki bazı odaları ki, özellikle yemek odasını: bu odada oturanları sanki gemideymiş gibi hissettirecek şekilde dekore etmiştir. Şehrin güzel manzarasını, evin pencerelerinden görebilirsiniz.

Şili Santiago

TİTANYUM LA PORTADA

Şehir merkezinde, finans bölgesindeki bir ofis binasıdır. Ülkenin en yüksek gökdelenidir. Latin Amerika bölgesinin ise, en yüksek 13’ncü binasıdır. 9 şiddetinde depreme dayanacak şekilde inşa edilmiştir.
2007-2010 yılları arasında tamamlanmıştır. Yapının yüksekliği: 194 metredir. Yer üstünde 52 ve yeraltında 7 kat bulunmaktadır. Bu 7 kat, otopark olarak kullanılır.

 

GRAN TORRE SANTİAGO

İspanyolca kelime anlamı “Büyük Santiago Kulesi” demektir.
2006 yılında inşaatına başlanan binanın açılışının 2013 yılında yapılması planlanıyor ve açıldığında: Latin Amerika’nın en yüksek yapısı olacaktır. Binanın yüksekliği 300 metredir ve 63 katlıdır.

 

ARMASA MEYDANI

Burası, muhteşem renkli çiçekleriyle şehrin ortasında bir park-bahçedir. Bahçede: eski tip fotoğraf makinaları var ve isterseniz, bunlarla fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Ayrıca: bu parkın en büyük özelliklerinden birisi de, birçok satranç masası bulunmasıdır ki, bu masaların birçoğu özellikle öğleden sonraları tamamen doludur.

 

PARQUE DE ESCULTURAS

Şehir merkezinde, Macopocho ırmağının çevresinde bulunan “heykeller parkı” dır ve bu parkta 30 heykel bulunmaktadır. Bu heykeller, Şilili sanatçılar tarafından yapılmıştır. Özellikle yaz aylarında: yani Ocak-Şubat aylarında, burada verilen konserleri izleyebilirsiniz.

PARQUE ARAUCO

Şehirde, eğer yerel kıyafetlerden satın almak isterseniz: devasa alışveriş merkezlerine uğramalısınız. Bu alışveriş merkezlerinin açık ve kapalı alanlarında, şaşırtıcı sürprizler ile karşılaşabilirsiniz.

Örneğin: Nike mağazasında, buz pateni alanı bulunmaktadır. Apple mağazasında: zaman zaman canlı müzik yapılır. En muhteşem mağazaların başında ise “Portal La Dehesa” gelmektedir.

VİLLA GRİMALDİ

Burası: 1973-1978 yılları arasında, Diktatör Augusto Pinochet tarafından, işkence merkezi olarak kullanılan tarihi bir yapıdır. Buraya giderseniz, Şili’de bir zamanlar yapılan ve dünyanın pek haberi olmadığı işkencelerin nasıl yapıldığını görebilirsiniz.

Şili Santiago

SANHATTAN EL GOLF

Şehrin ekonomik merkezlerinden birisidir. Burada: mimari yapılar ve heykeller ilgi çekmektedir. Şehrin yüksek binaları, lüks ev ve işyerleri, restoranları buradadır.

Ayrıca, bu bölgede, boyanmış at heykelleri görebilirsiniz. Bu heykeller, değişik sanatçılar tarafından yapılmış ve kendi tarzlarını yansıtacak şekilde boyanmışlardır.

 

Kırıkkale Keskin

Kırıkkale Keskin

Ankara’dan özellikle, Ürgüp-Göreme bölgesine yapılan gezilerde, Keskin ilçesi içinden geçiliyor. Ama, buranın yine de pek fazla turistik özellikleri öne çıkmıyor.

Genellikle, burası, Cumhuriyet döneminden hemen sonra, Anadolu’nun güvenli bir bölgesi olması nedeniyle kurulan birkaç tesisle biliniyor ki, bu  tesisler halen ziyaretçilerin ziyareti ötesinde, çeşitli kamu kurum binaları olarak kullanılıyor.

Kırıkkale Keskin

ULAŞIM

Keskin ilçesi, Kırıkkale-Kayseri devlet karayolu üzerindedir.

Bağlı bulunduğu, Kırıkkale il merkezine uzaklığı: 27 km. dir. Keskin-Ankara arasındaki uzaklık: 100 km. Keskin-Kırşehir arası uzaklık: 82 km. Keskin-Kayseri arası uzaklık: 134 km.

TARİH

Keskin bölgesindeki bilinen ilk yerleşim: Denek dağı yakınlarındadır. Bu yüzden, yerleşime “Denek Madeni” ismi verilmiş ve  daha sonra ise, bu isim “Keskin Madeni” olarak değiştirilmiştir. Ancak, Keskin isminin nereden geldiği, kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda, daha çok “Elmadağ-Kırşehir-Yozgat” arasındaki bölgenin tanımlanması için kullanılmıştır.

Keskin, 1859 yılında Belediye, 1891 yılında Kırşehir iline bağlı bir ilçe olarak görülür. Daha sonra ise, Ankara ve en son olarak Kırıkkale şehrine bağlanmıştır.

Keskin halkı, 1926 yılında, bir uçak satın alarak, Türk ordusuna hediye etmiştir. Bu uçak: “Keskin-1” adı verilerek, uzun süre, Türk Hava gücünde hizmetini sürdürmüştür. Tarihi süreç içinde, Keskin’in önemini ortaya koyan diğer bir konu: Keskin Gazetesidir. Bu gazete, 1924 yılında, ilk kez basılmaya başlanmıştır.

Kırıkkale Keskin

GENEL

Keskin ilçesi: Denek dağının güneyinde, At Tepesi ve Kartal Tepesi denilen iki tepenin yamaçlarında kurulmuştur. İlçe arazisi, bir yayla görünümündedir. Denizden yükseklik, rakım: 1150 metredir.

Yörede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak, kışlar sert ve yağışlı geçer. Yazlar ise, sıcak ve kurudur. Yağışlar az olduğundan, yaz aylarının sonunda, yörede bozkır görünümü egemen olur.

Keskin ekonomisi:  tarım ve hayvancılığa  dayanır. Yoğun olarak, buğday ve arpa üretimi yapılmakta olup, kavun üretimi de önemlidir.

Keskin ilçesi, 1550’li yıllardan bu yana etkin yerleşime sahiptir. Bu nedenle, bölgede birçok Türk evi vardır. Günümüzde, bunların çoğu  tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Genellikle, iki katlı olan bu yapılar, alt katı kagir ve üst katı ahşap olarak yapılmıştır. Çatıları ise, üçgen alınlıklıdır.

Kırıkkale Keskin

RAHMİ PEHLİVANLI

Bu büyük ressam: 1926 yılında Keskin’de doğmuştur. Günümüzde, eserlerinin büyük bölümü, 17 değişik müzede sergilenmektedir. Birçok devlet başkanı tarafından, kendisine, ödül, takdirname ve nişanlar verilmiştir.

Özellikle, portre ressamı olarak, önemli bir yeri vardır. Sanat hayatına, 1952 yılında, Aziziye Savaşına katılan, Nene Hatun’un portresini yaparak başlamıştır. Bu portre, halen “Askeri Müze” de sergilenmektedir. Takip eden süreçte ise, 29 devlet adamının portrelerini yapmıştır.

1992 yılında, vefat etmiştir.

GEZİLECEK YERLER

ESATMÜMİNLİ ÖREN YERİ

Esatmüminli köyü ören yeri: ilçe merkezine 25 km. uzaklıktadır.

Esatmüminli köyü: Keskin yöresinde, tarihi özellikleri öne çıkan bir yerleşim yeridir. Büyük Selçuklu Devleti tarafından, Anadolu’nun Türkleştirilmesi amacıyla Horasan bölgesinden getirilen Türkmenler, bu bölgeye yerleştirilmişlerdir.

Böylece: Niğde-Ankara arasında, yoğun bir Türkmen yerleşimi oluşmuştur. Esatmüminli köyü ise: Osmanlının döneminde, savaşlara, en çok asker yollayan köy olarak önem kazanmıştır.

Bugün köyün bulunduğu yerde: Kızılırmak üzerine kurulmuş, Kapulukaya barajı var. Sonuçta, burada muhteşem güzel bir ören yeri oluşturulmuş. Piknik yapmak, gezinmek, dinlenmek mümkün.

ÇARŞI CAMİİ

İlçe merkezinde, çarşıdadır. Caminin, 1871 yılında yapıldığı biliniyor. Ancak, 1966 yılında büyük bir restorasyona tabii tutulmuştur. Minaresi, tuğladan yapılmış olup, kuzey batıda olup, taş bileziklerle süslüdür.

ESKİ BARUT-FİŞEK FABRİKASI

1920 yıllarında, ülke içinde, tehlikelerden uzak bir yerde, ordunun fişek ihtiyacını karşılamak üzere yapılmıştır. Bina, günümüzde, Lise binası olarak kullanılıyor.

Kırıkkale Keskin

KİBRİTHANE BİNASI

1903 yılında kibrit fabrikası olarak kurulmuştur. Günümüzde ise, Halk-Eğitim Merkezi olarak hizmet veriyor.

Kırıkkale Keskin

TAŞ MEKTEP

1913 yılında, Kız Mektebi olarak yapılmıştır. Günümüzde, Kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Kırıkkale Keskin

CERİTKALE KAYA MEZARLARI

İlçe merkezine, yaklaşık 10 km. uzaklıktaki Ceritkale köyündedir. Bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Buradaki yerleşim, muhtemelen Demir Çağına tarihlenmektedir. Yani, yaklaşık MÖ.1500 yıllarında burada yerleşim bulunduğu tahmin ediliyor. Bu kaya yerleşmeleri, bir vadi içinde ve vadinin doğuya bakan yamaçlarında yer almaktadır.

SULU MAĞARA

Keskin ilçesi, Arzu Bayırı mevkiindedir. Yatay olarak gelişmiş, yarı doğal-yarı yapay, düden konumlu fosil bir mağaradır. Sulu mağaranın doğal bölümü birbirine bağlı 3 kattan oluşur. 285 metre uzunluğunda olan mağaranın en derin yeri 25 metredir.

Tavan yüksekliği 1-14 metre arasında değişir. Gerek doğal ve gerekse yapay bölümleri birbirine bağlayan dar geçitler erken Hıristiyanlık döneminde yapılmış taş duvarlarla örtülüdür. Yağışlı dönemlerde tavandan damlayan sular, dışında bütünüyle kurudur.