Burdur Sagalassos

Burdur Sagalassos

Burdur Sagalassos antik şehrine ulaşmak için, Ağlasun ilçesinden geçiliyor. Ağlasun merkezi ile Sagalassos ören yeri arasındaki uzaklık 7 km. dir.

İlçenin içinden geçen yol, uzunca bir süre virajlar ve çıkışlar ile devam ederek, muhteşem bir yüksekliğe çıkılarak sonlanıyor. Yani, özellikle Ağlasun ilçesiyle Sagalassos arasındaki yol temiz ve düzgün olmasına rağmen, dar, virajlı ve yer yer tehlikeli olabilecek boyutta, yani, buraya kendi aracı ile gidecek olanların oldukça dikkatli araç kullanmalarını öneririm.

Burdur Sagalassos
Giriş

Ören yeri giriş ücretleri: 14 TL. dir. Öğretmenler ücretsiz girebilir. Ziyaret saatleri: yaz dönemi: 08.30-19.30 ve kış dönemi: 09.00-17.30 dur. Müze kartı geçerlidir.

Otobüs ve araçlar, ören yerinin hemen girişindeki otoparkta duruyor ve ziyaretçiler bilet gişesinden geçerek ören yerine geçiyorlar. Hemen başta belirtmek isterim ki, eğer ören yerini gezmek istemezseniz, tarihe ilginiz yoksa, araç park edilen yerin hemen solunda, gayet güzel bir kafe bulunuyor, merdivenlerden indiğinizde, tuvaletlerin bulunduğu yerde, muhteşem güzel manzaralı pırıl pırıl bir kafe var, burada istirahat edebilirsiniz, tuvaletleri kullanabilirsiniz.

Evet, biletimizi aldık ve ören yerine girdik. Hemen karşınıza bir gezi güzergahı tabelası çıkıyor, bence çok güzel bir uygulama, bu tabelada içerideki zamanınıza göre gezi güzergahı belirlenmiş. Sarı renkli güzergah, yaklaşık 1.5 km dir ve yaklaşık 1 saat sürer.

Kırmızı renkli güzergah, yaklaşık 2.5 km dir ve yaklaşık 2 saat sürer. Sarı-kırmızı-mavi renkli güzergah, yaklaşık 4 km dir ve 4 saat sürer. Siz, tur ile gitti iseniz, size verilen serbest zamana göre güzergah belirleyip ören yerini gezebilirsiniz.

Tabii önce, ören yerini gezmeden önce, kafanızda beliren bazı soruların yanıtlarını vermek istiyorum. Çünkü: buraya çıkmak için oldukça zahmetli bir yolculuk yaptınız, dar ve virajlı yollardan çıkarak buraya ulaştınız.

Evet: ören yerini gezmeden önce, sizlere bazı konularda bilgi vermek istiyorum, bu bilgiler sizin ören yerini daha bilinçli gezmenizi sağlayacaktır.

Burdur Sagalassos

1-Peki, insanlar, bu sarp yamaçlara neden yerleşmişler?

Bunun en önemli sebeplerinden birisi, güvenlik kaygısı ve burada suyun bol olmasıdır. Antik çağlarda, civardaki vadiler bugün olduğundan daha da verimlidir.

Bu bölge, insanlara yüksek kaliteli seramik kap kacak ve tuğla yapmaya uygun kil, kaliteli yapı taşı ve metal eşya üretmek için maden cevheri sunmuştur.

Kent, izole bir dağ yerleşimi değildir. Roma imparatorluk döneminde, Sagalassos, Anadolu’nun yol ağına ve Ege ve Akdeniz limanlarına bağlanmıştır.

2-Burada kimler, ne zaman yaşamıştır?

MÖ 3000-2000 döneminde, daha sonra Pisidia adını alacak bu bölgeye, Hititlerin bir kolu olan Luwiler yerleşir. Sagalassoslular, tarih boyunca değişik kültürlerin etkisi altında kalır.

Büyük İskender’den sonra, tüm yakın Doğu’da olduğu gibi bu bölgede de Helen kültürü hakim olur. Roma imparatorluğu döneminde, antik Grek ve Roma etkisi altında, kendi yerel kültürleri gelişir.

MS 4’ncü yüzyıldan itibaren Hıristiyanlaşan ve Doğu Roma İmparatorluğunun parçası olan bölge, MS 13’ncü yüzyılda Selçuklu Türkmenlerinin hakimiyetine girer.

3-Sagalassos adı nereden gelir, Ağlasun adı Sagalassos’tan mı gelir?

Sagalassos, tipik bir Luwice isimdir ama özgün anlamı bilinmez. MS 11’nci yüzyılda, buranın piskoposu kayıtlara “Agalassu Piskoposu” olarak geçer.

Selçuklu Türkleri, bölgeye gelip, hemen aşağıdaki yerleşimi kurduklarında bu ismi benimsemiş ve uyarlamış olmalıdır. Ağlasun ile Sagalassos adları arasında böyle bir bağ vardır.

4-İnsanlar geçimlerini nasıl sağlamıştır?

Sagalassos’un ekonomisi, tarıma dayalıdır. Özellikle Roma askeri birliklerine verilen tahıl önemliydi. Roma imparatorluk döneminde zeytin ve zeytinyağı, diğer önemli ürünlerdi.

Mısır’a bina ve gemi yapılında kullanılmak üzere göknar ağacı ihraç ettikleri düşünülmektedir. İmparator Augustus döneminden başlayarak (MÖ 25-MS 14) şehirde endüstriyel ölçekte kırmızı astarlı seramik kap kacak üretilmiştir.

Bunlar, Batı Anadolu ve Doğu Akdeniz’in başka kentlerine ihraç edilmiş ve Sagalassos’un geçim kaynaklarından birisi haline gelmiştir.

5-Ticaret ve Alışveriş nasıldır?

Antik çağlarda ticaret, çoğunlukla yerel nitelikliydi. Ancak Sagalassos gibi bazı kentler, Roma hakimiyetinin sağladığı uzun barış döneminden yararlanarak ürünlerini uzak yörelere pazarlamıştır.

Bu bağlamda: uzak mesafe ticaretinin boyutunu anlamak için çanak çömlek önemli bir role sahiptir.

Esasen çanak çömlek hiçbir zaman ticaretin temel sebebi olmamış, şarap, tahıl, yağ, kereste gibi daha kıymetli ve büyük hacimlerde pazarlanan ürünlerin yanında, kendisine yer bulmuştur.

Ancak bu ürünlerin çoğundan, geriye arkeolojik veriler kalmazken, keramik ürünleri yani çanak çömlek günümüze kadar korunmuştur.

Dolayısıyla çanak çömlek buluntuları, antik dönem ticaret ve alışverişi hakkında önemli kanıtlar sunar. Sagalassos’ta üretilmiş olduğu bilinen bazı çanak çömleklere, diğer antik kentlerde yapılan arkeolojik kazılarda da rastlanır.

Bu sayede, antik ticaret ve alışverişin boyutları anlaşılır. Yani, Sagalassos bölgesi ile antik Mısır arasında, politik, askeri, sosyal, ekonomik ve dinsel ilişkileri de içeren yoğun bağlantılar kanıtlanmıştır.

6-Şehre su temini nasıl yapılmıştır?

Sagalassos surları içinde ve şehrin biraz dışında, çeşitli aktif su kaynakları vardır. Ancak yerleşim alanı, MÖ 1’nci yüzyılda büyüyüp iki katına çıktığında, artan nüfusun su ihtiyacını karşılamak için, dışarıdan su temini kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bu amaçla, kayalara oyularak bir su kanalı yapılmış ve şehir merkezine, doğudan su getirilmiştir. Heyelan yüzünden zarar gören bu su kanalının bir kısmı, zaman içinde tamir görmüştür.

Bu kanal, sadece şehre içme suyu temin etmekle kalmıyor, aynı zamanda yerel keramik üretimi için gerekli olan suyu da sağlıyordu.

Zaman içinde, özellikle Romalıların hamam kültürünün halk tarafından benimsenmesiyle artan su talebini karşılamak için, şehrin batısında ve doğusunda yeni su kemerleri yapılmıştır. Su teminindeki bu artış, MS 2’nci yüzyılda hem çok büyük bir hamam kompleksinin, hem de beş yeni çeşmenin inşa edilmesine olanak sağlamıştır.

Kentin büyük meydanlarına kurulan çeşmeler, zengin mimarileriyle ve heykelleriyle, kentin refahının sembolü haline gelmiştir.

Sagalassos antik dönemin su kaynakları en zengin kentlerinden biridir. MS 6’ncı yüzyılın başlarındaki deprem sonucu tüm su kemerleri tahrip olmuş ve kentteki su azalmıştır. MS 7’nci yüzyıldaki deprem sonucu ise, su kaynakları tamamen tükenmiş ve muhtemelen bu yüzden şehir terk edilmiştir.

7-Neden ve ne zaman kenti terk etmişlerdir?

MS 541-542 yıllarından başlayarak, birçok defa vuran salgınlarla, kent nüfusunun büyük bölümü vebadan ölmüştür. MS 610 civarında çok güçlü bir deprem, kenti yerle bir etmiştir.

Bu büyük afetten kurtulanlar, çevresi duvarlarla çevrili küçük ve dağınık yerleşimler halinde, kent civarında yaşamayı sürdürmüşlerdir.

İskender Tepesinde yer alan son yerleşim, 13’ncü yüzyılda Selçuklular tarafından ele geçirilmiştir.

8-Sagalassos kentinin diğer genel özellikleri nelerdir?

Sagalassos antik kentinin kalıntıları: doğu batı yönünde 2.5 km ve kuzey güney yönünde ise 1.5 km lik bir alana yayılmıştır. Yani, muhteşem büyüklükteki bir antik kalıntı cenneti, kendinizi bir açık hava müzesinde hissedeceksiniz.

Pisidia bölgesinin en büyük ve önemli merkezlerinden birisidir. Akdağ’ın 1700 metre yükseklikteki bölümüne “teraslama” yöntemi yapılarak kurulmuştur.

Aynı: Bergama Krallığının kurulduğu başkent Bergama şehrinde olduğu gibi, teraslama yöntemi burada da kullanılmıştır. Yani, şehrin çekirdeğini kuzey terastaki yapılar oluşturur.

Sagalassos ismine, tarihi süreçte ilk olarak Büyük İskender’in MÖ 334 yılında, burayı işgal ettiğinde rastlanır.

9-Kentin tarihi gelişimi nedir?

Bölgedeki yerleşim izlerine bakıldığında, Sagalassos’da yaşam izlerinin çok eskilere gittiği düşünülür. MÖ 4200 yıllarında çiftçi topluluklarının yaşadığı bölgede, Erken Tunç Çağı’na (MÖ 3000-2500) ait küçük bir yerleşimin varlığı tespit edilmiştir.

Bu yerleşimin: İlk Demir Çağında yani MÖ 1200-750 yıllarında yerleşim haline geldiği tahmin ediliyor.

MÖ 333 yılında: Büyük İskender, kanlı bir savaş sonucu şehri ele geçirir. Büyük İskender: şehri almak için üç-dört kez saldırır. Ancak bir türlü şehri ele geçiremez.

Sonunda, bugün yıkıntıları bulunan Roma Hamamının bulunduğu yan taraftaki tepeden yaptığı son saldırı sırasında, kanlı çatışmalar sonucu şehri ele geçirir.

Bu tepenin adı: daha sonra, İskender Tepesi olarak isimlendirilir. Büyük İskender’in: bu bölgedeki seferini, annesi, sürekli olarak izlemektedir.

Bölgeden gelen habercilere: “İskender, Sagalassos’u aldı mı diye” sürekli sormaktadır. Haberciler ise “Büyük İskender, Sagalassos’u aldı.

Fakat, savaş sırasında, en sevdiği cesur komutanlarını kaybetti ve bu yüzden ağlamaktadır” derler. Bunun üzerine, annesi: “Oğlum, Sagalassos şehrini aldı ise, bırakın ağlarsa ağlasın” der.

Bunun üzerine, ilçenin ismi “Ağlarsın-Ağlasın-Ağlasun” şeklinde, kalır.

Büyük İskender: bu dağ kentini, ordusunu, hemen yakınlarındaki tepeye gizlice çıkararak ele geçirmiş. 50.000 askeri, gizlice buradan geçirmek gerçekten zor iş. Ama, belki de, bu yüzden, İskender’e “Büyük” deniliyor.

İskender’in şehri ele geçirmesiyle, Sagalassos’un Helenleşme süreci başlar.

Bu süreçte: MÖ 333-25 yılları arasında, şehir, Antik Pisidia bölgesinde önem kazanır ve Selge şehrinden sonra, bölgenin ikinci büyük şehri haline gelir.

İskender’in ardından, şehir birkaç kez el değiştirir. MÖ 25 yılında, İmparator Augustus tarafından Roma imparatorluğu topraklarına katılır. Zamanla, imparatorluk içinde gittikçe önem kazanan şehrin sınırları genişler ve kentin yazıtında “Pisidia’nın en önemli kenti, Romalıların dostu ve müttefiki” cümlesi yazılır.

Yeni anıtlar inşa edilir, çevresi büyük yapılarla süslenir. Şehrin ihtişamını sergilemek için, aristokratların, yöneticilerin ve imparatorların heykellerin, şehrin önemli yerlerine konur.

MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısında: muhtemelen deprem ve kıtlık gibi felaketler nedeniyle, şehirde bir duraklama ve gerileme dönemi yaşanır. MS 1’nci yüzyıldan 2’nci yüzyıla geçilirken, şehrin mimari gelişimi yeniden hızlanır.

Bu dönemde: Aşağı Agora’ya bir portiko, Agora’nın kuzeyine bir Odeon yapılır. Ayrıca: Apollon Klarios Tapınağı onarılır ve imparator ailesine ithaf edilir. Bu dönemde yapılan binalar: süslemeden uzak, basit ve yalın bir mimari uslüp yansıtır.

İmparator Hadrian dönemi başlamasıyla (MS 117-137) mimari yönden şehir en parlak dönemini yaşar. Aşağı Agora’nın kuzeyinde iki katlı çeşme binası ve Dionysos tapınakları tamamlanır.

Kentin önde gelen soylularından biri tarafından kütüphane yaptırılır.

MS 3’ncü yüzyıla gelindiğinde ise, bu yükseliş durur. MS 400 civarında, şehir merkezinde, bazı düzenlemeler yapılır.

Yukarı Agora, zemin taşlarının değiştirilmesi ve yeni portikoların yapılmasıyla yenilenir. Ayrıca kutsal sayılan bazı yerler, kiliseye dönüştürülür.

MS 518 yılında, şehrin hazin sonu oluşur. Önce ağır bir deprem yaşanır. Yıkılan anıtsal yapılar, özellikleri korunarak yeniden inşa edilir. Ancak merkezi otoritenin etkinliği gittikçe azalır ve kentte düzensizlik başlar, kamu binaları ve alanları, istilaya uğrar.

MS 542 yılında, bu kez veba salgını çıkar. Yaşanan bu felaketler, Sagalassos’un zenginliğini yok eder, alt yapı çöker, üretim ve ekonomi zayıflar. MS 7’nci yüzyılın ortalarında ise, yeni bir deprem, Sagalassos’un sonunu hızlandırır.

Bu kez, su kaynakları kapanır, ormanlar tükenir, ısınma sorunu ortaya çıkar. Salgın hastalıklar, susuzluk, Arap akınları ve savaşlar sonucunda, şehir terk edilir.

Sonunda: Akdağ’dan erozyon sonucu gelen topraklarla, şehrin üstü örtülür ve şehir kayıplara karışır. Böylece şehir, antik dönemin en iyi korunmuş kentlerinden birisi olarak günümüze ulaşır.

Sagalassos şehrini terk eden yerleşimciler ise, günümüzde Ağlasun ilçesinin bulunduğu yere yerleşir. Bu durum, buradaki Bizans kalıntılarından anlaşılır.

10-Kentin kalıntılarının bulunuşu ve arkeolojik çalışmalar?

Toprak altında kalan şehir, uzun süre bulunamaz. İlk kez 1706 yılında, Fransız gezgin Paul Lucas tarafından bulunur. Kalıntılar, Lucas’ı o kadar çok etkiler ki, bulduklarını: gerçekte var olmuş şehirler değil “Perilerin oturduğu mekanlar” olarak yorumlar.

Ancak, 1824 yılında, buranın kayıp Sagalassos şehri olduğu anlaşılır. 1971-1973 yılları arasındaki bilimsel kazılar, İstanbul Üniversitesinden Prof Dr Jale İnan tarafından yürütülür. Bu kazılarda: kütüphane binasının tabanındaki mozaik döşeme ortaya çıkarılır.

Yine, kütüphane binası içinde, yazıtlı kaideler üzerinde bulunan dokuz mermer tanrı ve tanrıça heykelleri bulunur ve Burdur Müzesine teslim edilir.

Günümüzde, buradaki kazı çalışmaları Belçika Leuven Üniversitesi görevlileri tarafından yürütülüyor.

Ama ekibin büyük bölümü Türk uzmanlardan oluşuyor. Son yıllarda, Türkiye’nin en büyük kazılarından birinde ondan fazla değişik meslekten ve ülkeden gelen yaklaşık 130 kişilik bilim ekibi, Ağlasunlu 100 kişilik işçi ekibiyle birlikte çalışıyormuş.

11-Antik kentin harabeleri ne zaman keşfedildi?

Kentin kalıntıları, 1706 yılında, Fransa Kralı XIV Louis’in isteği üzerine Osmanlı İmparatorluğunu dolaşan Paul Lucas tarafından keşfedilmiştir. Kentin adının Sagalassos olduğunu, İngiliz rahip F.V.J. Arundell, 1824 yılında bir yazıtın çevrisini yaparak belirlemiştir.

12-Kazıları kimler yapıyor, bütçesini kim karşılıyor?

Sagalassos’da kazılar, yörede “Mark Bey” olarak tanınan Prof. Marc Waelkens’in başkanlığında çok uluslu ve çoğunluğu Türk vatandaşlarından oluşan bir ekiple, Belçika Leveren Üniversitesi tarafından, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı izinleri ve denetimlerinde sürdürülmektedir.

Antik kentin 1200 km karelik geniş arazisine yayılan kazı ve araştırma çalışmaları, Belçika bilimsel fonlarından ve bazı özel Belçikalı yardımseverlerin desteğiyle sürdürülmektedir.

Koruma ve restorasyon projeleri, Belçika sponsor aileler, firmalar, bankalar ve 2006’dan itibaren Aygaz (Koç Holding) ve bazı yerel Türk firmaları tarafından desteklenmektedir.

13-Kazılarda ele geçen buluntular nereye gidiyor?

Arkeolojik buluntular, temizlik ve onarım sonrasında Burdur Müzesine teslim edilir. Bunlardan bir kısım seçilen eser müzede sergilenir, diğerleri ise müze deposunda muhafaza edilir.

Burdur Sagalassos

ÖREN YERİ GEZİ PLANI

AŞAĞI AGORA/ŞEHİR

Bu bilgilerden sonra ören yerini gezmeye başlıyoruz.

İlk gezilecek yer, hemen sağ yanda bulunan Aşağı Agoradır.

AŞAĞI AGORA/HALK MEYDANI

Aşağı Agora, kentin iki ana aksının kesişme noktasındadır. En geç MÖ 1 nci yüzyıla tarihlenen bu halk meydanı, iki tepe arasındaki alçak düzlüğe kurulmuştur. Augustus döneminde (MÖ 25-MS 14) meydan: batıdaki tepe üzerindeki Apollon Klarios Tapınağı için, bir ön avlu olarak da işlev görmüştür.

Meydandaki onursal kaidelerin bazıları Augustus dönemine ait olsalar da, Agoranın mevcut düzeni, büyük olasılıkla MS 100 dolaylarında yapılan bir düzenlemeye dayanır. Bu düzenleme sırasında: Agoranın kuzey kenarı boyunca, bir anıtsal çeşme yapılır.

Apollon kutsal alanı onarılır ve Agoranın batı kenarı boyunca, 50 metre uzunluğunda bir portiko yapılır. Meydanın güneybatı köşesine, Agoraya güneyden gelen esas girişe, anıtsal bir kapı yapılır.

Meydanın doğu kenarı boyunca dükkanların önüne de bir portiko eklenir. Hemen arkalarındaki dar bir sokak, doğu tepesine Severuslar döneminde MS 120-165 yılları arasında inşa edilen hamamdan, bu dükkanları ayırır.

Severuslar döneminde, MS 2’nci yüzyıldan MS 3’ncü yüzyıla geçiş yıllarında: kuzeydeki çeşmenin önüne ikinci bir anıtsal çeşme yapılır. MS 6’ncı yüzyılın başlarındaki bir deprem, Agoradaki anıtların birçoğunu tahrip eder ancak depremin hemen ardından bu yapılar özgün mimarilerine uygun olarak yeniden inşa edilir.

Ancak MS 7’nci yüzyılda ikinci bir deprem olur ve Agora enkazla dolar, yıkıntılar üzerine batı tarafı boyunca bir Hıristiyan mezarlığı kurulur.

Aşağı Agora’da ilk karşımıza çıkan yapı kalıntıları, Roma Hamamıdır.

Burdur Sagalassos Roma Hamamı

ROMA HAMAMI

Önce antik dönemdeki hamamlarla ilgili kısa bilgi vermekte yarar var. Antik dönemde hamamlar, önemli kamusal yapılardır. Kent halkı, hamamların lüks salonlarında bir araya gelerek yıkanırlardı.

Hamamlar, aynı zamanda kent hayatının ve imparatorluğun zenginliğini ve yüksek kültürünü yansıtan, politik anlamlar yüklü anıtlardı.

Hamamlarda çok sayıda büyük salon vardı. Bunlar pahalı ve çok renkli mermer kaplamalar, heykeller ve mozaiklerle dekore edilmişti.

Yükseltilmiş döşemelerin altından ve duvarlara saklanmış bacalar içinden, sıcak hava geçirilerek bu mekanlar sıcak tutulurdu.

Hamamın ziyaretçileri, soğuktan sıcağa doğru bir seri salondan geçerlerdi. Bu yıkanma mekanları soğukluk, ılıklık ve sıcaklık olarak adlandırılırdı.

Farklı ısılardaki salonlar ve banyolar düzeni, Roma zamanından günümüze dek yüzyıllar boyunca hamam planlarında kullanılmıştır. Bugün halen Türkiye’nin kültüründe yerini korumaktadır.

Burdur Sagalassos Roma Hamamı

 

Şimdi Sagalassos kentindeki bu hamam yapısından söz etmek istiyorum. Sagalassos kentindeki kazılarda ortaya çıkarılan büyük hamam: kent merkezinin güneydoğusunda bir tepede yer alır. Aşağı Agora’ya hakimdir.

Daha önce, bu tepe üzerinde, küçük bir hamam yapısı vardır. Bu ilk hamamın, güney duvarı ve birbirine paralel üç dikdörtgen mekanın kalıntıları bulunmuştur.

Arkeolojik malzemeye dayanarak, bu küçük hamam MS 1’nci yüzyılın ilk yarısına tarihlenir.

Evet, daha sonra yapılan Sagalassos kentinin büyük hamamı ise: İmparator Hadrian döneminde, MS 120’den itibaren, aynı yerde yani küçük hamamın yerinde çok daha büyük bir hamam yapılmaya başlanır.

Eski hamamın bazı duvarları ve malzemeleri, yeni hamamın yapımında kullanılır. Bu muazzam binanın tamamlanması onlarca yıl sürer.

Kazılarda, bu büyük hamam kompleksinin pek çok mekanı ortaya çıkarılmıştır. Hamamın orta kısmında bulunan salonda, anıtın yazıtına ait parçalar ele geçer.

Buna göre hamam: MS 165 yılında açılmış ve zamanın iki eş imparatoru Marcus Aurelius (MS 161-180) ve Lucius Verus’a (MS 161-169) ithaf edilmiştir.

Yapı: üç katlıdır. Alttaki iki katı, neredeyse tamamen korunarak günümüze kadar gelmiştir. Yani, Doğu Roma İmparatorluğunun en iyi korunmuş hamam yapısı olarak önem kazanır.

Burdur Sagalassos Roma Hamamı

 

Hamamın merkezinde bulunan mekan, bir imparatorluk salonu veya mermer salon olarak tasarlanmıştır.

Bu zengin dekorlu salona, Hadrian’dan başlayıp Marcus Aureius’a kadar süren Antoninler hanedanlığı imparatorlarının ve bunların eşlerinin heykelleri yerleştirilmiştir. Ayrıca, yine bu mekanda, Sagalassos kentinin ileri gelenleri ve tanrıların heykelleri de yer almış olabilir.

MS 3’ncü yüzyıl çeyreğinde, hamam binasının yanına, görkemli bir giriş kapısı yapılır.

MS 4-5 yüzyıllarda geniş çaplı bir yenileme geçirir. Yenileme sırasında, imparator ve imparatoriçe heykellerinin yerleri değiştirilir.

Daha önce hamamın ortasındaki imparatorluk salonunda sergilenen devasa heykeller, hamamın doğusundaki büyük salona alınır. Salona yeni bir mozaik taban döşenir ve bunun merkezinde bulunan yazıta göre, mekan bir ziyafet salonu olarak kullanılmaya başlanır.

Eskiden soğukluk olarak kullanılmış olan bu salon, kuzey güney doğrultusunda, uzun bir dikdörtgen şeklindedir. Merkezinde bulunan holün dört köşesinde, 11 metrelik büyük payeler vardır.

Bu merkez holün kuzeyinde ve güneyinde uzanan salonlar, soyunmalık olarak kullanılmıştır. Soyunmalıklarda altışar taşıyıcı paye yani ayak vardır ve payeler arasında, doğu ve batı kenarlar boyunca, karşılıklı derin girintiler bulunur.

MS 500 yılında ise büyük bir deprem olur. Bu depremde yıkılan hamam yapısı, daha sonra onarılır. Ancak: MS 590 civarında, tekrar deprem olur ve şehirdeki diğer birçok bina gibi hamam kompleksi de ağır hasar görür ve daha sonra onarılmaz, terk edilir.

Zaman içinde kısmen yıkılmış duvarları ve çökmüş tonoz parçaları düzenlenerek, günümüzdeki görüntü ortaya çıkmıştır.

Evet, Prof Marc Waelkens başkanlığında yürütülen kazılarda, 2007-2008 yılları arasında, güney soyunmalık salonunda birçok heykel parçası bulunur. Bu hanedanlık heykellerinin, hamamın yenilenmesi sırasında, payeler arasındaki nişlere, karşılıklı olarak yerleştirildiği anlaşılmıştır.

Böylece, eski güney soyunmalık bölümü: Antoninler hanedanlığının mensuplarının sergilendiği bir heykel galerisine dönüşmüştür. Hadrian’dan başlayarak, imparatorlar Antonius Pius ve Marcus Aurelius’un devasa heykelleri, batı nişler içinde, eşleri imparatoriçeler Sabina, Büyük Faustina ve Genç Faustina (bu heykel henüz bulunamadı), karşılarındaki nişler içine yerleştirilmişti.

Burada: gerek bu kişiler ve gerekse heykelleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vereceğim, burada bulunan heykeller: günümüzde Burdur Müzesinde sergileniyor.

Burdur Sagalassos İmparator Hadrian ve İmparatoriçe Sabina Heykeli

İmparator Hadrian ve İmparatoriçe Sabina Heykeli

İmparator Hadrian MS 117-138 yılları arasında, dünya tarihinin üç kıtaya yayılmış en büyük imparatorluklarından birinin hükümdarı olmuştur. Hadrian hakimiyetindeki yıllarda, Sagalassos kenti gelişmiş ve resmi olarak Psidiam Eyaletinin baş şehri olmuş, böylece şehrin ekonomik kalkınması önemli ölçüde hızlanmıştır.

Bu sayede: güney limanları (Attaleia, Perge, Side ve Aspendos) adeta, Sagalassos şehrinin kendi limanları haline gelmiş, bu durum da imparatorluğun her yeriyle ticaret için önemli imkanlar sağlamıştır.

Ayrıca: Hadrian, şehri Pisidia Eyaletinin “Neokoros”u ilan eder. Yani, şehir İmparatorluk kültünün resmi merkezi olur. Bu yüzden, düzenli olarak organize edilen ve binlerce ziyaretçiyi şehre çeken atletizm oyunları festivaline, Sagalassos ev sahipliği yapar.

Buna bağlı olarak, kenttin nüfusu 5000 kişiyi geçmemesine rağmen, ihtiyaç duyduğundan çok daha büyük kamusal yapılar inşa edilir.

Burdur Sagalassos İmparator Hadrian heykeli

 

2007 yılında yapılan kazılar sırasında: altı payeli güney salonun, güneybatı köşesindeki niş içinde, İmparator Hadrian’a (MS 117-138) ait heykelin parçaları bulunmuştur. Heykelin: sol bacağı, kırılmış olan ayağı ve başı birlikte bulunmuştur.

Hadrian’ın başı: imparatorun gençlik yıllarını gösterir. Hadrian, kendisinden önceki Roma hükümdarlarının tıraşlı ve kısa saçlı betimlerinden farklı olarak, imparator heykellerine antik Yunan tipi kıvırcık saç ve sakalı getirmiştir.

Gözlerde irisin ve gözbebeğinin işlenmemiş olması, heykelin Hadrian’ın hükümdarlığının ilk yıllarında yapılmış olduğunu gösterir. Saç kıvrımlarının yontusunda matkaptan yararlanılmıştır.

Kullanılan beyaz mermer, büyük olasılıkla 350 km uzaklıkta bulunan Dokimeion (bugünkü Afyon İscehisar) mermeridir.

Büyük incelikle yontulmuş sandaletler, bu heykelde imparatorun zırhlı askeri kıyafet içinde olduğunu gösterir. Sandalette ve saçların kıvrımlarında, kırmızı boya kalıntıları vardır. Kazılarda ele geçen parçalar göz önüne alındığında (heykel başı: 0.70 cm, ayak: 0.80 cm ve bacak: 0.70 cm), heykelin tamamının 5 metre boyunda olduğu tahmin edilir.

Gövdeden geriye hiç parça kalmamış olması, heykelin bir akrolit olduğu yani gövdesinin taştan değil daha hafif bir malzemeden yapıldığını gösterir.

Baş, kollar ve bacaklar, altın varak kaplı zırh ile süslenmiş, ahşap bir gövdeye ve imparatoru betimleyen diğer metal eşyalara (örnek silah) bağlanmış olmalıdır.

Evet, MS 2 yüzyılda, özellikle Antoninus Pius’tan itibaren, imparatorların ve eşlerinin devasa heykellerinin yapıldığına sıkça rastlanır. Sagalassos’ta bu gelenek, bir kuşak önce, Hadrian döneminde, İmparator ve İmparatoriçe Sabina’nın heykelleri yapılarak başlar.

Bunun sebebinin, muhtemelen Roma Hamam kompleksinin yapımına İmparator Hadrian döneminde başlanmış olmasıdır.

İmparator Hadrian heykelinin hemen karşısındaki payeler arasında ise: Hadrian’ın eşi İmparatoriçe Vibia Sabina heykelinin: ayakları bulunur.

Ayaklar: heykel yerleştirildikten sonra döşenmiş olan mozaik taban içinde kalmış olarak bulunmuştur.

İmparator Antonius Pius ve İmparatoriçe Faustina Maior Heykeli

2008 yılında yapılan kazılarda, Hadrian heykeline komşu niş içinde, kendisinden sonra gelen İmparator Antoninus Pius’a (MS 138-161) ait heykelin ayakları bulunur. Karşısındaki girintinin hemen önünde ise, eşi İmparatoriçe Büyük Faustina heykelinin: sol kolu ve başı, yüzüstü düşmüş biçimde bulunur.

İmparatoriçe Faustina: çocukları çok severmiş ve Sagalassos’ta başka kızlar olmak üzere fakir ve kimsesiz çocuklara sahip çıkıyormuş.

Heykel: 76 cm uzunluğunda ve 300 kg ağırlığındadır.

Burdur Sagalassos İmparator Marcus Aurelius Heykeli

İmparator Marcus Aurelius Heykeli

Antonius Pius’tan sonra imparatorluğun idaresini devralmış ve “Beş iyi imparator” olarak bilinen Roma imparatorlarının sonuncusu olan Marcus Aurelius’a ait heykelin kalıntıları: hemen yakındaki niş içinde ve çok etkileyici biçimde bulunmuştur.

Aurelius, Sagalassos halkı tarafından övgü ve saygı görmüştür. Kendisini abideleştirmek ve gönüllerde yaşatmak için heykeli yaptırılmıştır.

Aurelius’un heykeli, Hadrian’ın ki kadar devasa ölçüdedir. Yüksekliği: 0.70 metreyi bulan baş göz önüne alındığında, tüm heykelin boyunun 5 metreyi geçtiği tahmin edilmektedir.

Baş ağırlığı: 350 kg kadardır. Zarar görmeden saklı kalarak günümüze ulaşmıştır.

Evet: heykelin sadece baş, kollar ve bacakları bulunmuştur. Bu durum: heykelin, bir akrolit olduğunu gösterir, yani heykelin gövdesi daha hafif, ayrı bir malzemeden yapılmıştır.

Bu gövdeye tutturulan başın boyun kısmı kabaca yontulmuş ve demir kenetle vücuda bağlanmıştır.

Bu durum, Hadrian heykelinin başında da gözlenir. Heykelin: diz üstüne kadar, 1.6 metreden uzun olan bacakları, ayakta ve yerinde bulunur.

Niş içine birikmiş olan yıkıntı tabakaları arasında, heykelin arkaya düşmüş başı ve sağ kolu bulunur.

Günümüzde Roma Hamamı

Roma Hamamı: içinde birçok havuzu ile, günümüze kadar iki katı korunarak gelmiştir.

 

AŞAĞI AGORA KAPISI-TİBERİUS DÖNEMİ KAPISI

İmparator Tiberius döneminde (MS 14-37) Sagalassos’ta, orijinal konumu henüz belirlenememiş zarif bir giriş kapısı yapılır. Sonradan yeri değiştirilen, “U” biçimli anıtsal kapı, başlangıçta, aralarında 9.70 metre boşluk bulunan üçer metrelik iki kanattan oluşuyordu.

Kanatlarda en az iki ve orta kısımda ise dört korint sütun kullanılmıştır. Bunlardaki süslemeler, büyük olasılıkla Augustus döneminde başlayan “Altın Çağ” ın barış ruhunu simgeliyordu.

Bu mükemmel mimari süslemeleri olan kapı, muhtemelen MS 100 dolaylarında orijinal yerinden sökülüp, şu an ki yerine yani Aşağı Agora’nın güneybatı köşesine konur.

İki yan kanat kısaltılır. Yanlarda yüksek podyumlar üstüne ve oradan da podyumlarla aynı seviyede kaidelere oturtulmuştur. MS 6’ncı yüzyılda meydana gelen depremde, anıt kapı yıkılır.

Fakat, batı kanadı ve orta kısma dönen köşe, yeniden inşa edilerek, üç sütunlu bir anıt oluşturulur.

Orta kısma ait sütunun Korint başlığı, bu sırada aslan figürlü bir başlıkla değiştirilir. 1994-1996 yılı kazılarında, merdiven ve kapının kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

 

APOLLON KLARİOS MABEDİ

Aşağı Agora’nın batısındadır. Apollon Klarios’a ithaf edilmiş, iyonik bir tapınaktır. Daha öncekilerden farklı olarak son derece sade olan mimari parçalar, oldukça iyi korunarak günümüze ulaşmıştır. Kente zarar veren depremlerden ötürü, depremlerin ardından yapılan yapılarda sade mimari tarz benimsenmiştir.

Mabet: MS 1’nci yüzyılın sonu ile 2’nci yüzyılın başlarına tarihlenir. Mabedin, bezeme yönünden dikkat çeken elemanları, daha çok İyon sütun başlıklarıdır.

Bununla birlikte, kazı çalışmalarını yürüten araştırmacılar, mabedin kalıntıları arasında, birbirinden farklı, dört ayrı üslupta yapılmış sütun başlıklarına rastlamışlardır.

Bezeme yönünden süslü olan sütun başlıkları, dönem dönem daha da sadeye dönüşür. Günümüzde, ortaya çıkarılan sütunlar ve başlıkları, MÖ 2’nci yüzyıl ile 1’nci yüzyıl sonlarına, İmparator Augustus dönemine aittir.

Bunlar dikkate alındığında: mabedin erken imparatorluk döneminde yıkıldığı ve sonra da Augustus döneminde yenilendiği anlaşılır. Mabet, MS 5’nci yüzyılda kiliseye dönüştürülmüştür.

Roma hamamından sonra yukarı doğru yürümeye devam ediyoruz. Hemen sol yanda bir çeşme görülüyor.

Burdur Sagalassos Geç Helenistik Çeşme

GEÇ HELENİSTİK ÇEŞME

Bu küçük çeşme, İmparator Augustus döneminden önce, MÖ 50-25 yıllarında yapılır. Bu dönemde, şehir sur duvarlarının dışına taşarak gelişmiştir. Nüfus artar ve Helenistik kent merkezi, şehir insanlarına yetmez olur.

Çeşme, kentin doğuya doğru genişleyen yeni mahallesi için yapılır. İmparatorluk döneminde bu çeşmenin olduğu Doğu Mahallesi, Sagalassoslu varlıklı kesimin yerleştiği bölgedir.

Mahalle suyunu bu çeşmeden alırken, pek çok evin de doğrudan su bağlantısı vardı.

Burdur Sagalassos Geç Helenistik Çeşme

 

Bir ufak avlu etrafında düzenlenmiştir. Su haznesinin ön duvarı ve bunun üzerinde yükselen Dor düzenindeki sütunlar, avlunun üç kenarını çevreler.

Üstü örtülü su haznesi, güneşten ve kirden korunur. Su, havuza kuzey duvardaki küçük bir açıklıktan dökülür.

Bu küçük pencere açıklığından, arkadaki servis mekanına ulaşılır. Su, buraya henüz yeri bilinmeyen bir kaynaktan, bugün hala çalışmakta olan bir pişmiş toprak boru sistemi vasıtasıyla ulaşmaktadır.

Suyun bir havuz içinde ve bir portiko altında toplanması, antik Yunan mimarisinin bir özelliğidir. Yunan anlayışına göre: suyun bu şekilde kirlilikten ve güneşten korunması sağlanıyordu.

MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısında, çeşme, bir depremle tahrip olur. MS 2’nci yüzyılın başlarında, batı portiko yeniden kurulur ve avlunun güneyi boyunca yeni bir duvar eklenir.

Bir yüzyıl sonra, Neon kütüphanesinin önüne, çeşmeyi çevreleyen bir gezinti yeri yapılır. MS 6’ncı yüzyılda meydana gelen deprem sonucu çeşme kullanılmaz hale gelir, kısmen doldurulur, kentin çeşitli yerlerine borularla dağıtım yapılan bir su deposuna dönüştürülür.

Kazılar esnasında kısmen yıkılmış durumda ortaya çıkarılan çeşme yapısı, daha sonra yeniden ayağa kaldırılmış, 1997 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Ayrıca yine kazılar sırasında kendi su kaynağı bulununca, çeşmeye yeniden su bağlanmıştır.

Sagalassos antik ören yeri gezisinin en ilginç olayı, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen bu çeşmeden hala su akmasıdır.

Siz de mutlaka çeşmenin suyunu için, su değişik bir lezzete sahip, ancak uzanmak, avucunuzla su alıp içmek oldukça zor, yani yanınızda bardak veya su şişesi olmasında yarar var.

Çeşmenin hemen sağ yukarısında, üstü sonradan kapatılmış bir yapı göreceksiniz. Burası: şehrin Kütüphanesidir.

Burdur Sagalassos Neon Kütüphanesi

NEON KÜTÜPHANESİ

Sagalassos’da şehrin ileri gelenlerinin yaptırdığı pek çok anıt vardır. MS 120 civarında yapılmış kütüphane de bunlardan biridir.

Şehrin seçkinleri, bu tür anıtlarla hem kendi zenginliklerini göstermek hem de geriye eserler bırakmak istemişlerdir.

Kütüphaneyi: Titus Flavius Severianus Neon denen kişi, ölen babası için yaptırır. Neon: babaannesi tarafından, aralarında Sagalassos şehrinin ilk Roma vatandaşları ve soyluları bulunan bir aileden gelir. Sadece Sagalassos şehrinde değil Roma ordusu ve Mısır yönetiminde de söz sahibidir.

Aynı zamanda bir hayırseverdir, şehrin oyunlarının (spor ve eğlence) de hamisi ve sponsorudur.

Kütüphane, pek çok bakımdan Efes şehrinde bulunan Celsus kütüphanesine benzerdir. MS 114-117 yıllarında yapılmış olan Efes şehrindeki kütüphane de, bir oğul tarafından ölen babası için inşa edilmiştir. Her iki kütüphanenin mimarileri de benzerlik gösterir.

Burdur Sagalassos Neon Kütüphanesi

 

Anıt: kareye yakın, tek bir mekandan oluşur. Bu mekanın üç kenarı boyunca bir podyum bulunur. Podyumun yan duvarlarında, iki sıra üst üste, sırasıyla bir dikdörtgen ve bir kavisli, dörder heykel nişi bulunur.

Arka duvarlarda ise: iki sıra nişin ortasında, büyük kemerli bir heykel nişi vardır.

Neon kütüphanesinin bugünkü durumunda: sadece arka duvarın alt kısmı, yani taş kaidesi özgün yapım evresine aittir. Bu taş podyumda: heykeller için küçük nişler ve bunların üzerinde bir sıra yazıt bulunur.

Podyumun üzerindeki silmede, Neon’u ve ailesini onurlandıran yedi yazıt bulunur. Yani: sekiz kuşaklık bir aile albümü gibidir. Sagalassos’un üst sınıfının sosyal profilini verir. Aile üyelerinde yüksek rahiplerde vardır.

Arka duvarda bulunan bu yazıtta, Neon ve babasının yanı sıra, babaanne ve büyükbabası, amca ve halası ile halasının kayınpederi de onurlandırır. Bir diğer yazıtta: yazıtın sahibi Akgaliyanus, 500 kişilik bir birliğin komutanıdır.

Yine bir diğer yazıtın sahibi: Mısır’ın ikinci yöneticisidir. Ailenin etkin kadınları: Cladra ve Flabna da seçkinler katında yerlerini almışlardır.

Ancak, yazıtlar ile duvar nişleri arasında belirgin bir ilişki yoktur. Bu yüzden, nişlerin esasen kitaplar için yapılmış olduğu ve anıtın bir kütüphane olarak işlev gördüğü düşünülür.

Anıt: yüzyıllar içinde çeşitli değişiklikler geçirir. Arka duvarda, taş podyum üzerinde bulunan tuğladan yapılmış, büyük nişli duvar, ikinci yapım evresine yani MS 200 civarına aittir.

Bina: 11.80 x 9.90 metre ölçülerinde, iyi korunmuş bir odadan ibarettir. Antik dönemde hasar görmüş olan yapının arka duvarları, 3-6 metre yüksekliklerini koruyarak günümüze ulaşmıştır.

Binanın çatısı: geniş açıklık nedeniyle yapısal sorunlar gösterdiği için, MS 200 yılında salon küçültülür. Bugün görülen yan duvarlar, bu onarıma aittir.

Mozaikler

Yapının içinde: yerde görülen siyah-beyaz mozaik döşeme ise, ikinci bir onarım evresine aittir. 60 metre kare boyutundadır. Yapının önündeki mozaikten daha kalitelidir, geometrik desenlerden oluşur.

Yapımı: İmparator Jullanus dönemine tarihlenir. (MS 361-363) Mozaik tabanın ortasında bulunan, bugün bozulmuş durumdaki panelde: Truva savaşı destanından bir sahne vardır.

Theis, Archilies ve Phoenix’in görüldüğü bu panelde: destanın kahramanı Archilles, Truva savaşına gitmek için Yunanistan’dan ayrılırken annesi Thetis’e veda eder.

Bu panelin sanatçısı Dioskoros’un imzası, panelde halen okunmaktadır. MS 4’ncü yüzyılın sonuna doğru, Hıristiyanlar, bu çok tanrılı kültürün sembolü olan panelin ortasındaki sahneyi tahrip ederler.

Bir diğer mozaik yapının önündedir. Bu mozaik: 40 metre kare boyutunda ve üzerinde büyük yıldızların tasvir edildiği, siyah-beyaz bir mozaik de bulunuyor.

Arkeolojik kazı çalışmalarında: MS 4’ncü yüzyılın sonuna doğru binanın yağmalanıp yakıldığı ve bunu takiben atıklarla doldurulduğu anlaşılmıştır.

1997 yılında, kütüphane binasının üstü, sonradan arkeolojik çalışmalar sırasında kapatılarak koruma altına alınmış, mozaikler onarılmıştır.

Kütüphaneyi geçerek yukarı doğru tırmanmaya devam ederseniz, büyük kaya bloklarının arasından geçtiğinizde muhteşem bir Tiyatro yapısı göreceksiniz. Bu kayaları gördüğünüzde, orda bir şey yoktur diye düşünmeyin, mutlaka kaya bloklarının arasından geçin ve tiyatroyu görün.

Burdur Sagalassos Tiyatro

TİYATRO

Bugün, Sagalassos tiyatrosu, Anadolu’nun en etkileyici antik harabelerinden birisidir. Roma hamamından sonra, Sagalassos ören yerinin en iyi korunarak günümüze gelmiş yapısıdır.

İskender Tepesi, sahne binasının tam arkasında kalır. Yakın zamana kadar oldukça sağlam iken, son Burdur depreminde çok zarar gördüğü söyleniyor.

“Yükselen tepenin yamacında, bugüne dek gördüğüm veya duyduğum tiyatroların en zarifi ve güzeli yer alır” Bu sözler, Sagalassos şehrinin erken ziyaretçilerinden Charles Fellow tarafından yazılan “1839 Küçük Asya’da bir Seyahatin Güncesi” adlı eserinde yazılıdır.

Tiyatronun iyi korunmuş durumu, konumu ve İskender Tepesine doğru sunduğu manzara etkileyicidir.

Burdur Sagalassos Tiyatro

Tiyatronun yapımına büyük olasılıkla MS 120 civarında başlanır. Bu dönemde, İmparator Hadrian, Sagalassos şehrini Pisidya bölgesinin imparatorluk kült merkezi ilan eder. Böylece şehirde, her sene tüm Pisidya halkının katılımıyla kutlamalar yapılır.

Hemen ardından, şehre buna uygun yapılar inşa edilmeye başlanır. Bölgenin kült kutlamalarına ev sahipliği yapabilmesi için, kendi nüfusu 5000 kişi iken, 9000 seyirci kapasiteli tiyatro yapılır.

Ancak Tiyatronun yapımı, muhtemelen para sıkıntısı nedeniyle MS 180-190 yılları arasında durur. Çünkü: Sagalassos kenti, o yıllarda bu tür anıtlara fazlasıyla para harcamıştır. Bu yüzden, sahne binası iki değil, tek katlı yapılır.

Oturma sıraları, sırtını yasladığı tepeye yerleştirilmiştir. Bu oturma sıraları: tiyatronun arkasına yaslandığı tepenin granit taşlarından yararlanılarak yapılmıştır. Güneybatı girişi üstüne doğru devam etmesi gereken oturma sıraları ise hiç yapılmaz.

2011 yılında yapılan kazılarda, burada daha eski bir tiyatronun oturma sıraları bulunur.

Burdur Sagalassos Tiyatro

 

Tiyatroda, izleyicilerin kolay giriş çıkışını sağlayan, üzeri tonozlu koridor ve çıkışlar korunarak günümüze ulaşmıştır. Arkeologlar: tiyatroda gladyatör ve hayvan avları kabartmaları bulurlar.

Yani, burada gösterilerin yanı sıra gladyatör dövüşleri de yapılmış olmalıdır. Şehrin yöneticileri, bu gösteriler ile halkın sempatisini kazanmayı hedeflemişlerdir.

Evet, bu tiyatronun bulunduğu yerde, herhangi bir kurtarma kazısı yapılmamıştır.

 

Burdur Sagalassos Yukarı Agora-Şehir

YUKARI AGORA/ŞEHİR

Şehrin en büyük halk meydanı olan Yukarı Agora: MÖ 3’ncü yüzyılın başlarında mevcut olmalıydı. O dönemde, Yukarı Agora’nın kuzeydoğu köşesinde yiyecek malzemelerinin depolandığı bir Pazar yeri yapısı vardı. Agora’nın bugünkü düzeni, İmparator Augustus döneminde (MÖ 25- MS 14) yapılan bir düzenlemeye dayanır.

Bu düzenleme esnasında: meydan genişletilip yönü değiştirilmiş ve taş döşenmiştir. Onursal yapıtlarla bezenmiş olan meydanın dört köşesine, 19 metreden uzun, dört anıtsal sütun yerleştirilmiştir.

Sütunların üstünde yer alan heykellerin, meydandaki döşenenin masrafını karşılayan kentin ileri gelenlerine ait olduğu sanılıyor.

Bu dönüşümün bir parçası olarak, meydanın güney kısmına, İmparator Augustus’a ithaf edildiği sanılan taştan yapılmış, saçak çatılı onursal bir anıt inşa edilir. Mevcut Pazar yeri yapısının cephesi kısmen yıkılarak, meydanın kuzeyi boyunca uzanan bir teras duvar inşa edilir, duvarın üst kısmına yerel aristokrasinin üyelerine ithaf edilmiş anıtlar yerleştirilir.

Daha sonra, halk meydanı yavaş yavaş yerli seçkin kişileri ve imparator ailesini yücelten anıtların hakim olduğu kapalı bir alana dönüşür. Agora’nın sırasıyla güneybatı ve güneydoğu köşelerinde İmparator Celigula ve Cladius’a adanmış birer onur takı yer almaktaydı.

Diğer imparatorların ve yerel aristokratların heykelleri MS 4’ncü yüzyılın ilk yarısına kadar meydanı doldurmuştur. Marcus Aurelius’un hakimiyetinde (MS 161-180) meydanın kuzey kısmı boyunca uzanan görkemli bin anıtsal çeşme inşa edilmiştir.

Meydan: batı ve doğu kısmında portikolarla çevrilmiştir. Batı portiko MS 5’nci yüzyılda ve 6’ncı yüzyılın başlarında, yeniden inşa edilmiş olan dükkanların önüne kurulmuştur.

Yukarı şehirde; MÖ 100’lü yıllarda inşa edilen en önemli yapılar şunlardır:

1-Kent Meclisi (Bouleuterion)

2-Kahramanlar Anıtı (Heroon)

3-Antoninler çeşmesi.

Burdur Sagalassos Kent Meclisi-Bouleuterion

KENT MECLİSİ-BOULEUTERİON

MÖ 100 dolaylarında, Yukarı Agora’nın batı kısmının yukarısındaki düzlüğe: 21 x 22 metre boyutlarında bir bouleuterion inşa edilir. Yapının kuzeyinde: 16 x 22 metre boyutunda bir avlu bulunur. Avlu: meclis binasına beş ayrı kapıyla bağlanır.

Eskiden üstü kapalı olan binanın içindeki oturma sıraları, yapının batı, güney ve doğu duvarlarına paralel olarak düzenlenmiştir.

Batı duvarı boyunca: sekiz, güney duvarı boyunca beş ve doğu duvarı boyunca iki sıralı oturma yerleri olan meclis binası: yaklaşık olarak 220 kişiye oturma imkanı sağlıyordu.

Oturma sıralarının en az olduğu doğu bölümünde, içinde dört yarım sütunlu bir loca vardı. Bu yarım sütunlar dışarıda Dorik, içeride ise Korint düzenindedir.

Yapının ışığı batı, güney ve doğu duvarlarının üst kısımlarında bulunan bir dizi pencere tarafından sağlanıyordu.

Duvarların üst kısımlarında ince işlenmiş silah kabartmalı bir friz yer almaktaydı. Doğu cephesindeki kabartmalarda yer alan savaş tanrısı Ares ve Athena’nın büstleri, doğu locasındaki iki plasterin iç kısmını da süslemekteydi.

MS 400 dolaylarında yapı işlevini yitirmişti. Yapının çatısı ise artık yıkılmıştı. İşlemeli friz de sökülerek kentin geç dönem sur duvarlarında kullanılmıştır.

MS 5’nci yüzyılda, meclis binası, üstü açık bir avluya dönüştürülmüştür.

Binanın özgün avlusunun kuzeybatı köşesine bir vaftiz yeri yapılmış ve avluya üç nefli ve mozaik tabanlı bir bazilika inşa edilmiştir.

BAŞMELEK MİKAİL BAZİLİKASI-KISA ÖMÜRLÜ BİR KİLİSE

Kent Meclisi binası, MS 400 civarında kullanımdan çıkar ve terk edilir. Yapının taşları sökülüp kent çevresine, o yıllarda yeni inşa edilen sur duvarlarında kullanılır.

Eski meclisin bulunduğu yer, bir açık alana, bir kilise avlusuna dönüşür. Eskiden meclis binasının avlusunun olduğu yere ise yeni bir kilise yapılır.

Bu bazilika planlı kilise “Başmelek Mikail” e adanır. O dönemde, Pisidia’da Başmelek Mikail’e adanan pek çok anıt yaptırılır. Bazilikaya giriş, ilk baştan güneyden verilir.

Daha sonra, MS 6’ncı yüzyıl başlarında ise Yukarı Agora’dan, eski meclisin içine çıkan anıtsal bir merdiven yapılır. Bugün Yukarı Agora’nın batı kenarındaki basamaklar, törenlerde kullanılmış bu merdivene aittir.

Başmelek Mikail Bazilikası: uzun ömürlü olmaz. MS 500’den kısa bir süre sonra, bir depremde hasar görür. Bunun ardından restore edilmeye başlanır ama bu onarım muhtemelen MS 541-542 yıllarındaki veba salgını sırasında durur.

MS 600 civarındaki büyük depremde bu sefer onarılmamak üzere yıkılır. O döneme gelindiğinde artık Hıristiyanlığı benimsemiş Sagalassos’ta başka kiliseler de vardır.

Burdur Sagalassos Antoninler Çeşmesi-Şelaleli Çeşme

ANTONİNLER ÇEŞMESİ-ŞELALELİ ÇEŞME

Antik kentin, en görkemli yapılarından biridir. Yukarı Agora’nın kuzeyi boyunca uzanan teras duvarı önündeki basit bir çeşmenin yerindedir.

MS 161-180 yılları arasında, Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında, Yukarı Agora’ya sosyal ve estetik bir bütünlük kazandırmak için yapılmıştır.

Büyük olasılıkla, anıtsal çeşme: Sagalassos şehrinin en önemli hayırseveri Titus Flavius Severianus Neon ve eşi tarafından yaptırılmıştır.

Neon: Sagalassos’un en önemli sülalesine mensuptur. Bu aile, kentteki nüfus ve önemini yüzyıllar boyunca korur. Sagalassos şehrinde Neon tarafından yaptırılmış çok sayıda onursal anıt vardır.

Arkeologlar, bugüne kadar kendisinin heykelini taşımış bir düzineden fazla kaide bulmuşlardır. Bunlardan bazıları, ölümünden çok sonra yaptırılmıştır.

Evet anıt çeşmenin yapımında: birbirinden farklı renklerde altı tür taş, belirli bir renk düzenine göre kullanılmış, böylelikle daha çarpıcı görsel bir etki yaratılması amaçlanmıştır.

Dört farklı renkteki sütunların ve üç farklı renkteki arka duvar bloklarının yüzeyleri parlatılarak, beyaz kireçtaşından yontulmuş, diğer elemanlarla hoş bir tezat yaratılması hedeflenmiştir.

Burdur Sagalassos Antoninler Çeşmesi-Şelaleli Çeşme

 

Anıtta “su” mimari bezemenin bir parçası olarak kullanılmıştır. Haznede toplanan su, çeşmenin görkemli cephesini ve heykellerini yansıtır.

Yapının uzunluğu 30 metre, yüksekliği 9 metredir. Tek katlıdır. Her iki ucunda: dışarıya doğru çıkıntı yapan, sütunlu birer podyum vardır.

Su: merkez nişte bulunan 4.5 metre yükseklikteki şelaleden akar ve önündeki 61 metre küp kapasiteye sahip havuzu doldurur.

Çeşmenin iki ucundaki “edukaların” alınlıklarında: sarmal süsler kullanılmıştır. Diğer alınlıklar, yarım daire veya üçgen biçimlidir ve ortalarında “Medusa” başı kabartmaları bulunur.

Anıt çeşme: önceleri sadece, Tanrı Dionysos’a ithaf edilmiş sembollerle bezenmiştir. Yapının her iki köşesindeki edukalarda, Aphrodisias şehrinde yapılmış, insan boyutunda, büyük iki mermer Dionysos heykeli vardı.

MS 500 yılında çeşme onarılır ve bu sırada Neon’un ailesine ait şehirde, başka yerlerden getirilen heykeller, çeşmenin içine ve üstüne yerleştirilir.

Günümüzde, heykel kaidelerindeki yazılar hala okunmaktadır. Böylece, son kullanım evresinde, çeşme bir aile anıtına dönüştürülür.

Burdur Sagalassos Antoninler Çeşmesi-Şelaleli Çeşme

 

Yapının diğer edukalarına ve nişlerine yerleştirilmiş olan heykeller arasında ise: Neon kütüphane binasını yaptıran Flavius Sevirianus Neon’un çeşmenin masraflarını üstlendiği sanılan eşi Gulplana Neon ve kızının heykeli yer almaktaydı.

MS 4’ncü yüzyıldan önce, bu heykellerin çoğu yerlerinden kaldırılmıştır. Bu yüzyılda yapılan onarım sırasında: boş nişlere şehrin başka yerlerinden alınmış Doktmelon mermerinden yapılmış heykeller yerleştirilir.

Bunlar arasında: Apollon, Nemesis, Asklepios ve annesi Koronis heykelleri vardır.

Ancak: MS 610 civarındaki depremde anıt çeşme yıkılır ve üstü, kısa sürede erezyonla kapanır.

Nişlerde bulunan heykellerden sadece Dionysos heykelleri bütün yani sağlam olarak günümüze kadar ulaşır.

Kazılar sırasında, çeşmenin haznesi içinde bulunmuş heykellerin döküm kopyaları restore edilerek 2011 yılında anıta konulmuştur. Heykellerin asılları, Burdur Müzesinde sergileniyor.

Antoninler çeşmesi kazısı: 1994-1995 yılları arasında yapılır. Bu kazılar sırasında: yapının podyumunun halen ayakta olması ve yapı taşlarının kırılıp parçalanmasına rağmen, büyük çoğunluğunun mevcut ve çok iyi korunmuş olması nedeniyle; anastilosis tekniği kullanılarak, anıt çeşmenin yeniden ayağa kaldırılması sağlanmıştır.

2010 yılının Ağustos ayının sonlarında: anıt çeşmenin ortaya çıkarılması için 25 yıl çalışan Belçikalı Prof Marc Wealkans tarafından, çeşmenin özgün su sistemi restore edilmiş ve 230 metre ilerideki Geç Helenistik çeşmeye ait aktif kaynak suyu buraya taşınarak, şelaleden su akması sağlanmış, çeşme su ile buluşturulmuş ve açılışı yapılmıştır.

1998 yılında başlayan restorasyon projesi, mimari restorasyon uzmanı Semih Ercan yönetiminde, her yaz yaklaşık 3 ay olmak üzere, 13 yıl sürer.

Yapıya ait yaklaşık 3500 adet kırık parça, cam elyafı-epoksi sistemiyle birleştirilerek yaklaşık 400 adet bloğa dönüştürülür ve sonunda blokların yapıdaki yerleri anlaşılır.

Evet: aradan geçen yüzyıllara rağmen, anıt çeşmede halen sular akıyor. Siz de, ziyaretiniz sırasında bu suyu mutlaka tadın.

Burdur Sagalassos Anıt Çeşmede Süslemeler ve Heykeller
Anıt çeşmede süslemeler ve heykeller

Sagalassos şehrinde, pek çok anıt gibi, çeşme de zengin şekilde süslenmiştir. Anıtlarda süsleme kullanımı, İmparator Augustus döneminde başlar.

Onun döneminde başlayan barış ve refah yıllarını “Altın çağı” simgelemek için süsleme sanatı kullanılmıştır.

Bu çeşmede süslemede: hem su teması işlenir hem de şarap ve keyif tanrısı Dionysos kültürünün simgelerini kullanır. Dionysos kültü ile ilgili olarak, tiyatro maskeleri, üzümler ve sarhoş edici bitki kabartmaları bulunur.

Çeşmenin iki başında bulunan devasa heykeller “Sarhoş Dionysos ve ona destek olan Satry” gurubudur.

Bunlar: Afrodisias şehrinde yapılmış çok pahalı eserlerdir ve en başından beri çeşmede yer almış heykellerdir.

Anıtta, en son uçta bulunan bu heykel gurubu: Sagalassos kenti sikkelerinde, yerel üretim seramik kaplarda ve pişmiş toprak heykelciklerde de kullanılmıştır.

Arkeologlar tarafından, yapılan kazılar sonucu çeşmenin haznesi içinde bulunan diğer heykeller: anıt çeşmeye MS 4 ve 5’nci yüzyıllarda, şehrin başka alanlarından getirilerek buraya yerleştirilmiştir.

Bunlar: soldan başlayarak: Nemesis, Apollo, Asklepios ve Koronis heykelleridir. Hıristiyanlık döneminde, çok tanrılı dinin simgesi oldukları için, bu heykeller Hıristiyanlar tarafından kırılıp çeşmenin haznesine atılır.

Sadece: adalet ve intikam tanrıçası Nemesis heykeline ellenmez. Bu heykel: MS 600-620 yılları arasında gerçekleşen ağır depremde kendiliğinden yıkılır.

Çeşmede kopyaları bulunan heykellerin asılları, Burdur Müzesinde sergilenmektedir.

Çeşmeye MS 4-5’nci yüzyıllarda getirilmiş Nemesis heykeli, aslında büyük olasılıkla tiyatronun sahne cephesine aittir. MS 180 civarında Afrodisyas mermerlerinden oyulmuştur.

ANTONİNUS PİUS MABEDİ

Şehrin aşağı teraslarında, şehre hakim bir yerde kurulmuştur. Güneydoğuda’ki teras duvarlarıyla daha da güçlendirilmiştir.

Mabedin yapımı oldukça uzun sürmüştür. İmparator Hadrian döneminde yapımına başlanır, İmparator Antoninus döneminde biter.

Mabet: 68.80 x 40 metrelik bir alan üzerinde kuruludur. Dört tarafı: 7.20 metre genişlikteki porticolarla çevrilmiştir. Kısa kenarda 6 ve uzun kenarda ise 11 sütun bulunur.

Batı temenos duvarı caddeye bakar.

Şehirdeki diğer yapılarla karşılaştırıldığında, bu mabedin işçilik ve mimari elemanlar yönünden oldukça ileri bir düzeyde olduğu görülür.

Ancak: bir deprem sonucu burasının da üst kısmı yıkılır, çıkan taşlar, daha sonra diğer yapılarda kullanılır. Burayı gördüğünüzde: özellikle üst kısımdaki frizleri görün.

Burdur Sagalassos Heroon-Kahramanlar Anıtı

HEROON-KAHRAMANLAR ANITI

Hereon ismi verilen yapılar, küçük bir tapınak gibidir. Kent halkından, hayırsever bir kişiyi onurlandırmak için yapılır. Bazen bu kişinin mezarı da anıtın içinde olur.

Erken imparatorluk dönemine kadar, şehirde buna benzer pek çok anıt inşa edilmiştir.

Kuzeybatı’da bulunan Heroon: MS 1’nci yüzyıldan biraz önce veya sonra, İmparator Augustus döneminde yapılmıştır. Büyük olasılıkla: Sagalassos’lu seçkin bir aileden, genç bir kimse için yaptırılmıştır.

Arkeologlar, anıtta bir yazıt bulamadıkları için, kim için yaptırıldığı bilinmiyor. Hatta: kentin tarihinde önemli bir yeri olan ve tanrısallaştırılan bir insana, muhtemelen de Büyük İskender’e ithaf edilmiş olabileceği de ileri sürülüyor.

Kazılarda, Heroon’un ithaf edildiği kişiye ait devasa mermer heykelin parçaları ele geçirilmiştir. Bu heykel: 2.5 metre yükseklikte olup, üstün işçiliğe sahiptir, heykelin başı bulunmuştur.

Dokimeion (Afyon) mermerinden yapılmış bu heykel, anıtın kapısının önünde yer almış olmalıdır. MS 400 civarında Heroon, o sırada yeni inşa edilen su duvarlarıyla birleştirilir ve bir kule gibi kullanılır.

Burdur Sagalassos Heroon-Kahramanlar Anıtı

 

Xanthos şehrindeki “Nereidler” anıtı gibi: tabanı toprak olan küçük bir tapınak şeklindedir. Boyutları: 6.07 x 5.20 metredir. Çevresini 3 basamaklı bir platform destekler.

Yapı: bir kule gibi uzaklardan görünmesi için 15 metre yükseklikte yapılmıştır. Üzerinde bulunduğu podyum ölçüleri: 7.80 x 8.50 metredir.

2000-2010 yılları arasında, özgün taşları kullanılarak yeniden ayağa kaldırılmıştır. Mimarlar: bağlantı deliklerinden ve yapıdaki izlerden, özgün taşların tam yerlerini belirlemişlerdir.

Burdur Sagalassos Heroon-Kahramanlar Anıtı Süslemeleri

Süslemeler

Hereon’un podyumu üzerinde, anıtı üç cepheden çevreleyen yaklaşık 1.20 metre yüksekliğe sahip, muhteşem bir friz yer alır. Özgün taşları bugün Burdur Müzesinde sergilenen kabartma serisinde, neredeyse gerçek boyutlarda 14 kız gösterilmiştir.

Bunlardan en baştaki “tar” çalar, diğerleri birbirlerinin şallarının ucuna tutunarak dans ederler.

Bu dans eden kızlar, süslemesi tanrı Dionysos kültü ile ilgili bir temadır.

Belki de Kuzeybatı Heroon, Sagalassos’a Dionysos kültünü tanıtan bir kişi için yaptırılmıştır.

Burdur Sagalassos Heroon-Kahramanlar Anıtı Süslemeleri

 

Küçük tapınakvari yapının daha yukarılarında, yapının duvarları üstünde bir başka süsleme bulunur. Bu zengin sarmal süsleme, İtalya’dan gelen bir bezeme türüdür. İmparator Augustus’un mimarları, bu süslemeyi kendisinin hakimiyetinde başlayan refah döneminin “Altın Çağ”ın sembolü olarak kullanmışlardır.

Sagalassos kenti, imparatorluğun merkezinden gelen propaganda nitelikli bu süslemeyi alıp kullanmakta gecikmemiştir.

Heroon’u inşa edenler, üstün yetenekli ustalardır. Bu ustaların ve onlardan sonra gelen kuşakların taş işçiliklerini yaklaşık 400 yıl boyunca kentte yaptıkları yüksek kaliteli süslemeli mezar ve kamusal yapılardan takip edebiliyoruz.

MAKELLON-KAMU YÖNETİMİ BİNASI

Yukarı Agora’nın güneybatısındadır. Yapının arka duvarları, şehrin kuzey güney doğrultulu ana caddesine bakar. Bina: karedir ve ölçüleri 21 x 21 metredir.

5.5 metre genişliğindeki bir cadde: burayı, Yukarı Agora’ya bağlar.

Makellon’un mimari kalıntıları, oldukça düzensiz bir işçilik gösterir. Blokların yüzeyleri pürüzlü olup, sadece görülebilen kısımlarının yüzeyleri düzeltilmiştir. Bu yüzden, boyutlarda önemli değişiklikler gözlemlenir.

Yapı, antik dönemde hasar görür. Bu da bazı blokların tamir edilmiş ve ön taraftaki kenar bloklar arasında eklemeler yapılmış olmasından anlaşılır.

Yapı, şehir merkezindeki diğer yapılarla karşılaştırıldığında, daha alt düzeyde mimari bir üslup ve işçilik gösterir.

ODEON

Romalılar tarafından kapalı konser salonu olarak inşa edilmiştir. Boyutları 24 x 24 metredir. Arka duvarı oldukça iyi korunmuştur. MS 1’nci yüzyıla tarihlenir. Biri batıda, diğer ikisi değişik seviyelerde ve doğu yönünde, üç adet tonozlu giriş kapısı vardır.

Yapının: Roma döneminde, zenginlerin konser ve müzik salonu olarak kullanıldığı sanılıyor. Sahne olarak kullanıldığı tahmin edilen kuzeybatı bölümündeki arkeolojik kazılar sırasında, Roma dönemine ait sikkeler bulunmuş, aynı zamanda 7 metre boyunda, süslü kemerlerin orijinal hali ortaya çıkarılmıştır.

Roma döneminde, zenginlerin uğrak yeri olan Odeon: MS 6’ncı yüzyıldan sonra Roma imparatorluğunun izlerini silmek isteyen Bizanslılar tarafından hayvan mezarlığı ve daha sonra ise çöplüğe dönüştürülerek kullanıldığı öğreniliyor.

 

DOMESTİC AREA/YAMAÇ EVLER/SARAY

Saray yapısı: dört katlıdır ve muhtemelen yapılan kazılar sonrasında, 10-15 yıl içinde tamamen ortaya çıkarılacağı tahmin ediliyor.

Sagalassos kentinde, bu tür yapı bir tanedir ve yamaçta kurulmuş olması nedeniyle, “Yamaç Evler” olarak isimlendirilir.

Saray: MS 4 ile 5’nci yüzyıl arasından kalmadır. Normal saraylardan daha büyük olan bu yapıda: 62 oda, 7 teras, misafirlerin kabul edildiği 6 salon, sıcaklık-ılıklık-soğukluk bölümleri bulunan 4 küçük banyo odası, 2 büyük yemekhane, 2 özel avlusu bulunmaktadır.

Yani, bu ölçüler dikkate alındığında, Sagalassos şehrinin en muhteşem binalarından birisi olduğu kesindir.

Ancak: zaman içinde Sagalassos şehrinin en zenginlerini ağırlayan saray binası, daha sonra halkın fakirleşmesiyle birlikte: farklı amaçlar için kullanılmaya başlanır. Sarayın ortasına kireç fırını yapılır.

Sarayın çevresinde hayvancılık ve tarım yapılır.

Yapılan arkeolojik araştırmalarda: günümüze kadar, saray yapısında çeşitli renkli mozaikler, küçük bir çeşme, kireç fırını ve heykel parçaları bulunmuştur.

NEKROPOLİS

Sagalassos şehrinde ölü gömme ile ilgili adetler, tarih boyunca farklılık gösterir. Helenistik dönemde (MÖ 3-1 yüzyıllar), İskender Tepesi ile güney sur duvarları arasında kalan kısım: şehrin esas mezarlığı olarak kullanılmıştır.

O dönemde, ölüler yakılmakta ve külleri dikdörtgen ev biçimli urnaların içine konularak gömülmekteydi.

Bu urnaların dar yüzlerinden birinde bir kapı, diğer yüzünde de rozet ve ölenin iyi bir savaşçı olduğunu göstermek için silah kabartmaları bulunuyordu. Bazılarının çatı biçimli kapaklarının üstüne, mezarı koruyan çömelmiş bir aslan figürü de yontulmuştu.

Erken imparatorluk döneminde bu urnaların bazılarına girlandlar işlenmeye başlandı. Bu dönemden itibaren ve MS 1’nci yüzyılın ilk yarısı boyunca, Roma adetlerinin doğrudan etkilediği yeni bir urna biçimi kullanılmaya başlandı.

Büyük bir vazo biçimindeki bu yeni urnalar, tiyatro maskelerinden sarkan girlandlarla süslendi ve koni biçimli kapaklarla tamamlandı. MÖ 2 ve 3’ncü yüzyıllarda, ölülerin yakılarak gömülmesine devam edildi.

Kentin kuzeyinde ve doğusunda yeni mezarlıklar kuruldu. Kuzey Nekrolopis’te daha çok kaya mezarlar bulunmaktadır. Kemerli bir girinti şeklindeki bu mezarlarda, bazen kayaya yontulmuş bazen de kayadan bağımsız bir urna yer almaktadır.

Bu mezarlarda henüz hiç Roma ismine rastlanılmamış olması, bu mezarlığın halkın tutucu kesimi tarafından kullanılmış olduğunu düşündürür.

Güney ve doğu Nekropollerinde ise ölüler çoğunlukla, lahitler içine gömülmüştür. Kimisi ithal edilmiş kimisi de o yörede üretilmiş bu lahitlerin tipleri Roma etkilerini gösterir.

Her üç mezarlıkta da, buralardan geçen yollara hakim konumlara kurulmuş anıtsal mezarlar bulunmaktadır.

Bunların bazıları lahitleri koruyan üst örtüleri, bazıları da küçük bir tapınak formunda anıtlardır. Geç Antik dönemde daha çok kemerli aile mezarları kullanılmıştır.

MS 7’nci yüzyıldaki veba felaketin ardından, kentte ölüler taş dizileriyle çevrili son derece basit çukurlara gömülmüşlerdir.

ÇÖMLEKÇİLER MAHALLESİ

Sagalassos’un imalathaneleri kent merkezinin dışına, tiyatronun doğusuna kurulmuştur. Kirlilik yaratabilecek birçok farklı üretim faaliyetinin bir araya toplandığı bu bölgede, halen yüzeyde yoğun biçimde çanak-çömlek parçaları bulunmaktadır.

Kentin merkezden uzak bu kısmı, aynı dönemde nekropolis (mezarlık alanı) olarak da kullanılmıştır. Değişik tipte birçok çanak çömleğin yanı sıra Sagalassos’ta bir seri “doğu sigillata” tipi keramik üretimi yapılmıştır.

Doğu Akdeniz’de, Sagalassos’takiyle kıyaslanabilecek antik üretim merkezlerinin sayısı çok azdır ve Sagalassos’ta üretim diğer merkezlere göre çok daha uzun bir zaman diliminde devam etmiştir. Kentte üretim,

Geç Helenistik Dönemden Erken Bizans Dönemine kadar sürmüştür. Bu özellikleri sebebiyle Sagalassos’un çömlekçiler mahallesi araştırmaları, büyük önem taşımaktadır.

Yerel çanak çömlek imalatı organizasyonunu mümkün olduğunca detaylı olarak tanıyabilmek amacıyla, kazılar farklı bilim dallarının işbirliğiyle sürdürülmektedir.

Bu araştırmalarla şimdiden, antik çağlarda kil çıkarma işlemi, ham kilin işlenme süreci, çanak çömlek yapımı ve fırınlamasının nasıl olduğu tespit edilebilmiştir.

Ağlasun tanıtımı.

Burdur tanıtımı.

 

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

Hindistan ülkesinde, Delhi özerk bölgesinin en önemli şehri: Delhi’dir. Aynı zamanda, Hindistan ülkesinin federal başkentliğini de yapar.

Şehir, 17 milyon nüfus ile, ülkenin en kalabalık 2’nci şehridir.

Dünya çapında düşünüldüğünde ise, dünyanın en kalabalık 8’nci metropolüdür.

Toplam nüfusun, 22 milyon civarında bulunduğu söylenir.

Hindistan Delhi

ULAŞIM

Şehrin, birincil uluslararası havaalanıdır. Şehir merkezine 16 km. uzaklıktadır. Ülkenin en işlek havaalanı konumundadır. Yıllık, 45 milyon civarında yolcu kapasitesine sahiptir.

İndira Gandhi 3 numaralı terminali: dünyanın 8’nci en büyük yolcu terminalidir.

Ayrıca: 2008 yılında, burası, Aiprort Council İnternational tarafından; Asya-Pasifik bölgesinin en iyi ve dünyanın 4’ncü en iyi havaalanı ödülüne layık görülmüştür.

Hindistan Delhi

TARİHİ GEÇMİŞİ

Yapılan arkeolojik araştırmalara göre, bölgede, MÖ.6’ncı yüzyıldan günümüze kadar yaşamın sürdüğü anlaşılmıştır. Özellikle: Yamuna nehri kıyısında yaşam etkin olarak sürdürülmüştür.

Yamuna nehri kıyısındaki ilk yerleşimcilerin, MÖ.1000 yıllarında, buraya gelen Mahabbata kahramanı Yudhishthira ve halkı olduğu görülmektedir. İmparator Aşokadan, günümüze kalan kaya kitabesinde, şehrin, MÖ.3’ncü yüzyılda, ülkenin kuzeybatı sınırı ve başlıca merkezlerinden biri olduğu yazılıdır.

736 yılında: Tomara Racputları, Dhilika adını verdikleri şehri, başkent yaparlar. Ancak, bölgedeki kabile savaşları, 1200’lü yılların başlarına kadar sürer.

1205 yılında ise, bölge Müslümanlar tarafından ele geçirilir ve Kutbeddin Aybeg, burada Sultanlık kurar. Yine aynı dönemde, şehirde, yeni eserler yapılır, ancak 1398 yılındaki Timur işgali sırasında, bütün bu eserler yıkılarak yok edilir.

Timur, şehri ele geçirdikten sonra birçok taş ustası, yapı malzemesi ve kalifiye ustayı ve heykeltıraşı, kendi ülkesinin başkenti Semerkant şehrine götürür.

1526 yılına gelindiğinde ise, şehir, Gürkanlılar tarafından başkent yapılır. Aynı dönemde, her hükümdar, kendi zevkine göre, şehri çeşitli yapılarla donatmıştır.

Orta çağ döneminde ise,

Birçok Hint imparatorluğu, bu bölgede kurulmuştur. Hatta: Hindistan’ın en önemli ticaret yolları, buradan geçmiştir. 1639 yılında: Babür imparatoru Şah Cihan: burada, duvarlı bir kent yaptırır ve 1649-1857 yılları arasında, şehir, Babür imparatorluğunun başkenti olmuştur.

Daha sonra, ülke başkenti: Kalküta şehrine taşınır. 1911 yılında ise, Delhi, İngilizler tarafından yeniden başkent yapılır.

Sömürgeciler, şehri kendi mimari zevklerine göre yeniden imar ederler.

Yani, günümüzdeki Delhi şehri, genellikle, İngiliz tarzını yansıtmaktadır. 1947 yılında, Hintliler, İngilizlerden bağımsızlıklarını kazanınca, Delhi şehri, ülkenin başkenti olarak kalır.

Evet, sonuç olarak: Tarihi süreç içinde, şehir, birçok kez, kuzeyden gelen yabancılar tarafından istila edilmiştir.

Bu yüzden, her gelen yeni akım: kendisinden öncekilere ait izleri yok etmiştir. Ancak, yine de, şehir, Hindistan imparatorluğunun geçmişten gelen birikimlerini taşımaya devam etmiştir.

Hindistan Delhi

GENEL ÖZELLİKLERİ

Günümüzde, şehir, ülkenin birçok yerinden göç almaktadır. Bu yüzden, çok karışık ve kozmopolit bir şehir olmuştur.

Günümüzde, ülkenin en önemli kültürel, siyasi ve ticari merkezlerinden bir olmuştur.

Şehir: Yamuna (Cumna) nehri kıyısındadır. Yamuna nehri: Hinduizmim açısından, kutsal bir nehirdir.

Şehir: ülke genelindeki en yeşil ve ağaçlıklı, üçüncü şehirdir. Ancak, aynı zamanda, dünyanın en kirli 10 şehrinden birisidir.

Özellikle, araçların egzoz dumanları, şehrin havasını berbat hale getiriyor.

Yine de, 1998 yılından sonra, bu kirliliğin önlenmesi için, özellikle araçlarda, doğal gaz kullanılması yönünde önemli adımlar atılmıştır.

Hindistan Delhi

İklim durumuna gelince

Yörede, nemli subtropikal iklim egemendir ve buna bağlı olarak: Nisan-Ekim ayları arasındaki sezonda muson yağmurları görülür. Ayrıca, hava son derece sıcaktır.

Ocak-Kasım ayları arasında ise, hafif kış yaşanır. Kasım ayı sonlarında, havanın en büyük özelliği, yoğun sis yaşanmasıdır.

Şehir genel olarak, sıcak bir yer, bunu unutmamak gerekir, ama yine de akşamları tedbir almakta, yani ilave giysiler bulundurmakta yarar var.

Şehirde yaşayanların: % 82’si Hindu ve % 10’u ise Müslümandır. Halkın büyük bölümü, İngilizce bilir ve konuşur. Suçluluk oranı, ülkenin diğer şehirlerine nazaran daha yüksektir. Özellikle, kadınlara karşı olan suç oranı yüksektir.

Şehir: 780 km. karelik bir alana yapılmıştır. 3 bölüme ayrılmaktadır. Bunlar: şehir merkezi, Eski Delhi ve Yeni Delhi bölgeleridir.

Hindistan Delhi

ESKİ DELHİ ŞEHRİ

Buraya: Sancihanabad ismi verilmektedir.
Eski Delhi şehrinin sınırları: Ret Ford kalesinin batısından başlar ve devam eder. Eski Delhi bölgesinde gezebileceğiniz yerler, şunlardır:
1. Red Ford,
2. Chandi Chowk,
3. Jama Mascit Mescidi,
4. Raj Ghat anıtı,
5. Rashtrapati Bhavan,
6. Kutup Minar,
7. Kuvvet-ül İslam Camisi,
8. Lotus Temple,
9. Hümayun Kabri,
10. Purana Qila,

Hindistan Delhi

RED FORT-LAL KİLA-KIRMIZI KALE

Bu kompleks: 17’nci yüzyılda, Babür imparatoru Şah Cihan zamanında, bir kale olarak inşa edilmiş ve Babür imparatorları burada ikamet etmişlerdir.

Kalenin yapımına: Şah Cihan zamanında, 1638 yılında başlanmıştır. 10 yıllık bir süreç sonunda, 1648 yılında tamamlanmıştır.

Mimarının, Taj Mahalı da yapan mimar olduğu söylenmektedir. Başlangıçta: Qila-i Mübarek yani Mübarek kale olarak isimlendirilmiştir. Çünkü, biraz önce de söylediğim gibi, imparator ve ailesi burada barınıyordu.

Sonraki dönemde: kale, bölgede kurulan ortaçağ kentinin önemli bir odak noktası haline gelmiştir. Özellikle, kalenin ve bölgenin planlanmasında ki estetik: Babür imparatorluğu ve Şah Cihan döneminin yaratıcılığının en büyük simgesidir.

1857 yılına gelindiğinde: Hint ayaklanmasından sonra, sitede, ekleme-çıkarma şeklinde, birçok değişiklikler yapıldığı görülür. İngiliz döneminde, askeri birliklerin konuşlandırıldığı kale, bağımsızlık sonrasında da bu kez Hint ordusu kontrolüne girmiş ve 2003 yılında, turizme terk edilmiştir.

Ancak, özellikle İngiliz döneminde, bölgede, zarif oymalarla süslü yapıların çoğu İngilizler tarafından tahrip edilmiş ve bunların yerine, tuğla kışlalar yapılmıştır.

2007 yılında ise , UNESCO Dünya Miras Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

Günümüzde: kale içinde, özellikle Babür İmparatoru Şah Cihan’ın sarayı ilgi çekmektedir. Kale boyunca uzanan Yamuna nehri, duvarları çevreleyen hendeklerin içindeki suları beslemektedir. Kalenin sanat eseri formu: ifade ve renk açısından çok zengindir.

Avrupa-Hint sanatı örneğidir. Kalenin duvarları, gayet düzgündür. Bunların iki kapısı bulunmaktadır. Bu kapılar: Delhi ve Lahor kapılarıdır. Lahor kapısının ana girişinde: hediyelik eşyaların satıldığı mağazalar ve tezgahlar göreceksiniz. Yani: kale duvarları boyunca uzanan bir çarşı.

Kalenin güneyinde, Delhi şehri kapısının dışında, 2 fil heykeli göreceksiniz. Bu devasa fil heykellerinin orijinal tasarımlarının bir kısmı: putperestliği kabul etmeyen İmparator Evrengzib tarafından yıktırılmıştır.

Bunların yerine, 1903 yılında, şehrin valisi Lord Curzon tarafından, replikaları yani benzerleri diktirilmiştir. Kaleye: Lahor kapısındaki, batı yakası bölümünden girişte ise, kapalı çarşı var. Burası: Şah Cihan’ın, Bağdat’tan aldığı bir fikir ile yapılmıştır.

Evet, kale, her yıl binlerce yabancı ziyaretçi çekmektedir. Eski Delhi bölgesinin en popüler turistik merkezlerinden birisidir. Özellikle: burada, akşamları düzenlenen ses ve ışık gösterisini kaçırmayın. Bu gösteride, Babür geçmişi anlatılıyor.

Kale içindeki önemli yapılar

Kila-i Kahna Camisi

Şehirdeki, en eski Gürkanlı yapısıdır. Gürkanlıların, Türk-Afgan yapı tarzlarının, İran etkisinde kaldığı döneme aittir. Bunun ifadesi ise, zarif kemerlerdir. Cami: 1540 yılında, Şir Şah tarafından yaptırılmıştır.

Naubat Hane-Davul Evi

Hükümdar ve prensler, imparatorluk bandosunun burada çaldığı müzik eşliğinde, filler üzerinde geçit törenine katılıyorlarmış.

Hindistan Delhi

Divan-ı Aam-Halktan Seyirciler Salonu

Burası, büyük bir köşktür. Davul evinden sonra, soylular ve avam sınıfının törenleri izlemeleri için kullandıkları seyirciler salonu bölümüdür. İmparator burada: Tanrının gölgesindeki süslü tahtına otururmuş.

Bu sırada, soylular tarafından çevresi sarılır ve dilek ve şikayetlerin iletildiği toplantılar yapılırmış. Ancak, imparator ile toplantıya katılanları ayıran altın ve gümüş korkuluklar bulunuyormuş.

Salonun arka bölümlerinde, taş duvar pano içindeki çiçek ve kuş figürlerini görmeden buradan sakın ayrılmayın.

Hindistan Delhi

Divan-ı Has

Burası: saray ve devlet konukları için, özel olarak tasarlanan bir yerdir. Aynı zamanda: Özel seyirciler salonu da denilmektedir. Dikdörtgen merkez odanın çevresinde, yükselen kemerler görülüyor. Çatı: dört köşe sütunlu bölme ile çevrilidir.

Merkezde, salonun ortasında: mermer kaide içinde, 1739 yılında, İran Şahı Nadir tarafından sökülerek, İran’a götürülen bir taht dururmuş.

Bu tahtın ismi “Tavus kuşu Süslü Taht” dır. Tek parça ve altından yapılmış tahtı süsleyen, tavus kuşu deseni: inci, zümrüt, safir gibi değerli taşlar kullanılarak işlenmiştir.

Ayrıca, tamamen tek parça zümrütten işlenen bir papağan deseni bulunmaktadır. Taht: günümüzde, birçok parçası eksik olarak, İran-Tahran’da sergilenmektedir.

1761 yılında ise, bu kez, Marathan kralı, salonun gümüş tavanını sökerek götürmüştür. Salondaki kemerler üzerinde, bir yazı ilgi çekmektedir. Bu yazının anlamı “Eğer, dünyada cennet varsa, o burasıdır”

Kraliyet Hamamı

Salondan sonra, kraliyet hamamına geçilmektedir. Burada da: 3 geniş salon ve bir yanda akan çeşme, günümüze kadar ulaşmıştır.

Hindistan Delhi

Moti Mescidi

Hamamın batısında bulunan bir camidir. 1659 yılında, Aurangzeb tarafından yaptırılmıştır. Beyaz mermerden oyulmuş, küçük, 3 kubbeli bir camidir.

Rang Mahal-Renk Salonu-Ana Harem

Burası, günümüze kadar ulaşabilen harem bölümüdür. Ancak, buranın duvarlarındaki resimler, günümüzde bulunmuyor. Ayrıca, iç mekanda bulunan ve “Nahr-i Bihişt” isimli “cennetin nehri” isimli su, günümüzde akmamaktadır, yok olmuştur.

Tavan ve 6 yatak odasının duvarları, mozaiklerle süslenmiştir. Ancak, duvarlarındaki resimlerin çoğu, günümüze gelemeden kaybolmuştur.

Mümtaz Mahal

Burası güneydedir ve imparatorluk hareminin bir parçasıdır. Günümüzde ise, Gürkanlı sanatını yansıtan eserlerin sergilendiği küçük bir müzeye dönüştürülmüştür.

Moti Camisi-İnci Camisi

Burası, özel seyirciler salonunun batısındadır. Evrengzib tarafından yaptırılmıştır.

Cuma Camisi

Ret Ford’un güneybatısında, kayalık bölümdedir. Şah Cihan tarafından yaptırılmıştır. Özellikle: piramit şeklindeki üç merdiven bloğu: camiye girişi bayağı zor hale getirmektedir.

Özellikle: günün sıcak saatlerinde değil de, sabah erken veya akşam saatlerinde burayı ziyaret etmek önerilir. Caminin avlusu: 100 m. kare genişliktedir. Uzun sütunlarla çevrilidir.

JAİN TAPINAĞI

Caddenin tam köşesindedir. Burası: bir Sih tapınağıdır. Tapınak içine girebilirsiniz. Amritsar yöresindeki ünlü Sih Altın Tapınağını görmeyenler, burayı mutlaka ziyaret etmelidirler.

CHANDİ CHOWK

Burada, günün her saatinde, büyük bir kalabalık görebilirsiniz. Yeni Delhi bölümündeki caddelere pek benzemez. Bu caddenin bir ucunda, Red Fort ve diğer ucunda ise Jama Masjid bulunmaktadır.

Bir zamanlar, burada büyük geçit törenleri yapılıyormuş. Günümüzde, cadde üzerinde çok miktarda: giysi, mücevherat ve geleneksel ürünlerin satıldığı tarihi çarşılar ve dar sokaklar bulunuyor.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

JAMA MASJİD

Eski Delhi bölgesindedir.
Şehrin en büyük camisidir. İsminin kelime anlamı: Dünya-yansıtıcı camidir. Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından, 1644-1658 yılları arasındaki dönemde yaptırılmıştır.

Bu sürede, caminin yapımında, 5000 işçi çalışmıştır. Şah Cihan bilindiği gibi, aynı zamanda: Taj Mahal ve Red Ford gibi yapıları da yaptırmıştır.

Ülkenin en büyük ve en iyi bilinen camisidir. Yapının: 3 büyük kapısı, 4 kulesi ve 2 adet minaresi vardır. 1656 yılında, kumtaşı ve beyaz mermerden yapılan minareler: 41 metre yüksekliktedir ve kırmızı-boyuna çizgili şeritler halinde gökyüzüne uzanmaktadır.

Çatıdan aşağıdaki parçalar, mor ve beyaz renkli mermerlerden tekrarlanan şeritlerle kaplıdır. Tepede, 8 kubbe bulunmaktadır. Caminin arka tarafında, ön tarafında olduğu gibi, 4 küçük minare bulunmaktadır.

Cami avlusunda, 25 bin kişi, aynı anda ibadet edebilmektedir. Avlunun ölçüleri: 75 x 65 metre, dikdörtgen şeklinde ve zemini asfalttır. Avlunun doğu giriş bölümünde, Sultan Ahmet Şah’ın türbesi görülmektedir. Kubbe altında ise, salon kısmı, mermer kaplamalı olarak görülmektedir.

Caminin zemini ise: seccade taklidi, süslü siyah ve beyaz mermerler ile kaplıdır. Bu mermer zeminde, kişisel ibadet bölümleri: ince siyah bir mermerle belirlenmiş olup, 3×1.5 metre ebatlarındadır.

Bu şekilde işaretlenmiş, toplam: 900 bölüm bulunmaktadır. Ancak, burası, kapalı alandaki ibadet mekanıdır. Yani, kapalı alanda, 900 kişi aynı anda ibadet edebilmektedir.

Kuzey kapısı bölümünde

Geyik derisi üzerine yazılmış, Kuran-ı Kerim var, görmenizi öneririm. Ayrıca: caminin çevresinde bulunan: yiyecek stantları ve dükkanlardan oluşan tezgahların bulunduğu Pazar yerlerini gezebilirsiniz.

Ülkenin diğer yerlerinde olduğu gibi, burada da, terörist saldırılar söz konusu oluyor. En son, 2006 yılında, burada, iki patlama meydana gelmiştir.

Bu patlamalar sonucu, camide herhangi bir zarar söz konusu olmamıştır. Yine, 2010 yılında küçük çaplı bir saldırı gerçekleşmiştir. Yani: sonuç olarak, burayı ziyaretinizde dikkatli olmakta yarar var.

Hindistan Delhi

RAJ GHAT ANITI

Eski Delhi bölgesinde, Yamuna nehrine yukarıdan bakar konumdadır. Gürkanlı dönemiyle pek ilgisi olmasa da Eski Delhi bölgesinin en çok ziyaret edilen yerlerinden birisidir.

Mahatma Gandhi için yaptırılmıştır. Burası bir duvar şeklinde anıttır. Mahatma Gandhi, 1948 yılında öldürüldükten sonra, burada yakılmıştır.

Anıt: Vanu Bhuta tarafından dizayn edilmiştir. Ancak: Mahatma Gandhi’nin sade yaşantısının ifadesi olarak, tasarlanmıştır.

Ancak, burada yalnızca Gandhi anıtı yok. Bölgede: Mahatma Gandhi için siyah mermer bir platform bulunmaktadır. Jawaharlal Nehru için: çimle kaplı büyük bir kaide var. 1965 Hint-Pakistan savaşında büyük yararlılıkları görülen Lal Bahadur Shastri için: bir zafer platformu var.

Hindistan Başbakanı İndira Gandhi için, büyük bir grimsi yekpare taş var. Burada, Gandhinin naşı yakılmıştır. Bu platform üzerinde: Gandhi’nin son sözleri olan “He Ram” yani “Ey Tanrım” yazılıdır.

Ayrıca, yine Gandhi’ye ait bir söz daha yazılıdır: “Görmüş olabileceğiniz en fakir, en çaresiz insanı hatırlayın ve atmayı düşündüğünüz adımın, ona bir faydası olacak mı diye kendinize sorun”.

Başkaca simge anıtlar daha bulunuyor. Parktaki birçok ağacın üzerinde, o ağacı diken yabancı ve yöreye ziyarette bulunan yabancı devlet başkanının ismi yazılıdır.

Şehri ziyaret eden konuklar ve yabancı devlet adamları: burayı ziyaret ederler. Ancak, ziyaret öncesinde, ayakkabı çıkarmak gerekir.

Günümüzde, burası, günde yaklaşık 10 bin ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir. Ayrıca, her Cuma günü, anıtta anma töreni düzenlenmektedir. Gandhi’nin doğum ve ölüm yıldönümleri de burada kutlanmaktadır.

RASHTRAPATİ BHAVAN

1929 yılında yapılan burası, Hindistan Cumhurbaşkanının resmi konutu olarak kullanılmaktadır. Konut: saraya benzer bir görüntü sergilemektedir. Bahçeleri ise, 130 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

KUTB MİNARE

Delhi metro istasyonu yanında, şehrin güney bölümündedir. Kutub Minarın inşa edildiği bu alanda, daha önce bir Hindu tapınağının bulunduğu söyleniyor.

Eski tapınak kulesinden arta kalan taşlar, Kutp Minarın yapımında kullanılmıştır. Çünkü: orijinal taşların bir kısmında, Hindu süslemeleri görülmektedir.

1199 yılında; Delhi bölgesinin ilk Müslüman hükümdarı olan “Kutub-üd-din Aibak” tarafından; kırmızı kum taşı ve mermerden yaptırılmıştır. Aslında, buradaki bir kısım yıkıntı üzerine inşa edildiği söylenmektedir.

Minarenin inşa nedeni ise: hemen yan tarafta bulunan cami için, ezan okunması gerektiğinde, caminin minaresinin kısa kaldığı görülmüş ve bunun üzerine bu büyük minare inşa edilmiştir.

Dünyanın en uzun, serbest duran taş kulesidir. Yüksekliği: 72.5 metredir. Taban çapı: 15 metre, tepe çapı: 2.5 metredir. Yani, silindir şeklindeki minare, ucuna gittikçe sivrileşen bir yapı gösterir. Şerefelerle, 5 kata ayrılır.

Bal peteği tasarımı ile dekore edilmiş, taş tabanlık tarafından desteklenmektedir. Minare üstü ise: girift oymalar ve Kuran’dan ayetlerle kaplıdır. Ayrıca: gerek Arapça ve gerekse Nagari dilindeki çeşitli yazıtlar ile, Kutub kulesinin tarihi, anlatılmaktadır.

Üst bölüme çıkmak için

380 basamak merdiven tırmanmak gerekir. Yani, tepe noktasında muhteşem bir şehir manzarası izlemek mümkündür. Ancak, bu kısım, günümüzde ziyarete kapalıdır.

Hint-İslam mimarisinin en eski ve önemli örneklerinden birisidir. Minarenin bulunduğu yörede, çevrede de birçok antik ve ortaçağ kalıntısı bulunmaktadır. Özellikle: Alai Minaresini görmelisiniz. Alaiddin, hükümdarlığı döneminde, buraya çeşitli eklentiler yaptırmıştır.

Hatta, büyük bir ihtirasa kapılarak, Kutup Minaresinin, iki katı büyüklüğünde ve yüksekliğinde, ikinci bir minare yaptırma hevesine kapılmıştır.

Bunun sonucunda, yapıyı başlatmış, ancak minarenin yüksekliği 28 metreye ulaştığında ölmüş ve minare yarım kalmıştır. Günümüzde, yarım kalan bu minare de görülebilmektedir.

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Geçmiş dönemde, çeşitli depremler ve yıldırım çarpmaları sonucu biraz hasar almış olmasına rağmen, ilgili yöneticiler tarafından hemen restore edilerek, günümüze kadar ayakta gelmesi sağlanmıştır.

KUVVET-ÜL İSLAM CAMİSİ

Minarenin hemen kuzeydoğusundadır.
Burası da: 1198 yılında, Delhi bölgesinin ilk Müslüman hükümdarı olan “Kutub-ül-din Aibak” tarafından yaptırılmıştır. Hatta, Delhi Sultanları tarafından yaptırılan ilk cami olduğu söylenir.

Ancak, usta Müslüman işçiler olmadığından, cami, Hintli ustalar tarafından yapılmıştır. Yapımında ise, filler tarafından yıktırıldığı söylenen, 27 Hindu ve Cayna tapınağının malzemesi kullanılmıştır. Çünkü, yapıda, birbiri üzerine konulmuş tapınak sütunları görülüyor.

Yapı: dehlizleri ve ortada, kapalı bir dikdörtgen avludan oluşuyor.

Avluda: demir bir sütun ayak bulunuyor. 7 metre yüksekliktedir. MS.5’nci yüzyılda, Hint kralı Chandra Varman tarafından buraya yerleştirilmiştir.

Bu sütun her ne kadar demirden yapılmış olmasına rağmen, aradan geçen yüzlerce yıl süresince ve muson yağmurlarına rağmen paslanmaması ilginçtir. Sütunun yapıldığı demir kalitesinin çok iyi olduğu söyleniyor.

Sanırım yalnız demir değil, farklı metallerin karışımı bir sütun bu. Yani, sonuç olarak, 1600 yıllık bir süreçte paslanmayan demir bir sütun. Sütun: Hindu tanrısı “Vişnu”nun, Vahana denilen “binek kuşu Garuda” ya adanmıştır.

Sütun üzerinde: 4’ncü yüzyılda yazılmış bir yazıt bulunuyor. Sütunun çevresinde, günümüzde bir çit inşa edilmiştir.

Ama dikkat, bu sütunu gördüğünüzde, mutlaka denemenizi önereceğim bir alışkanlık var. Söylenenlere göre: “sütunun arkasına doğru, ayak ve kollarını birleştirebilen ziyaretçilerin, o sıradaki tuttukları dilekleri, mutlaka gerçekleşecektir”.

Bu bir inanış, ama inanarak yapmayı denerseniz, niye olmasın? Evet, söylenenlere bakılırsa, sütunun esrarengiz özellikleri bulunmaktadır.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

LOTUS TEMPLE

Yeni Delhi bölgesinde; bir tapınaktır. 26 dönümlük bir alana kurulmuş ve çevresinde gölet ve bahçeler bulunmaktadır. Dünya üzerinde bulunan 7 Bahai tapınağından biridir.

Bunların en büyük özellikleri, bulundukları yerin kültürel özelliklerinin mimari yapılarına yansıtılmasıdır. Bu yüzden, buradaki tapınak, lotus çiçeği şeklinde yapılmıştır.

Diğer ismi Bahai İbadet Evidir. Aynı zamanda, Delhi şehrindeki en önemli cazibe merkezlerinden birisidir.

Yapı: 1986 yılında tamamlanmıştır. Mimarı, İranlı Fariborz Sahba’dır.

Mali yardımda bulunan ise, Haydarabat şehrinden: Ardishir Rustanpür tarafından yapılan bağışlardır.

Hint yarımadasında, “Anne Tapınağı” olarak bilinir ve mimari özellikleri nedeniyle, sayısız mimari ödül kazanmış ve birçok yayına konu olmuştur.

Yapının tabanı: 35 metre ve yüksekliği ise 70 metredir. Tapınağın çevresindeki 9 havuzda bulunan su, doğal bir klima etkisi yaratmaktadır.

Bahai dini

Her ne olursa olsun, başka herhangi bir ayırım yapmadan, tüm dinlerden insanların, ibadet için aynı yerde buluşmasını öngörmektedir. Mevlana felsefesini mi düşündüler acaba? Neyse, biz devam edelim.

Bahai dini kanunlarında, tek şart, kutsal Bahai inancına sahip olmaktır. Bunun için, Bahai yazıtlarını okumak ve korolar halinde, müzik eşliğinde, duaları etmek gerekir. Başkaca bir vaaz veya dinsel-törensel uygulamadan söz edilmez.

Lotus tapınağının mimari elemanları, Bahai kutsal düşünceleri tarafından belirlenmiştir. Dinin kurucusunun oğlu Abdül-Baha tarafından belirlendiği üzere, tüm Bahai evleri: dokuz taraflı ve yuvarlak şekilde yapılır. Evlerde, bir kubbe bulunur. İçinde ise, herhangi bir heykel, resim veya görüntü bulunmaz.

Buradaki Bahai evinde: tasarım olarak “Lotus Çiçeği” kullanılmıştır. Bunlar: 9 taraf oluşturmak için, üçlü kümeler halinde düzenlenmiştir. 27 adet yaprak bölümü, serbest duran mermerlerden oluşturulmuştur.

Bunlar, öyle bir yerleştirilmiştir ki, havada asılı duruyormuş izlemini vermektedir. Bu durumun nasıl yaratıldığı ise, bir mühendislik sırrı olarak gündeme getirilmektedir.

Yapının içine: 9 kapıdan girilir. Yapının içinde: 40 metre yüksekliğindeki bir salon bulunur. Burada; 2500 kişinin aynı anda ibadet etme imkanı bulunmaktadır.

Yapının dış yüzeyi ise, beyaz mermerden yapılmıştır. Hatta, bu mermerlerin, Yunanistan’ın Pentelli dağında bulunan ve birçok dini yapının yapılmasında kullanılan mermerlerden olduğu söylenmektedir.

Evet, yapı

1986 yılında yapıldığından bu yana, yaklaşık 50 milyon ziyaretçi çekmiştir. Bu rakam ile, dünyanın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olduğu kabul edilmektedir.

Çünkü: bu dönemde, gerek Taj Mahal ve gerekse Paris şehrinde bulunan Eiffel kulesinden daha fazla ziyaretçi çekmiştir. Hatta: Hindu kutsal gününde, yapının 150 bin kişi tarafından ziyaret edildiği söylenmektedir.

Ancak, tapınağın içinin son derece sakin olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. Yapının içinin çok geniş olması ve tapınakta konuşmanın, yüksek sesle konuşmanın yasak olması, bu sakinliği yaratmaktadır.

1987 yılına gelindiğinde, buranın İranlı mimarına, İngiltere merkezli bir örgüt tarafından: sanat ve mimari mükemmellik ödülü verilmiştir. 1988 yılında bu kez, yapıya, Kuzey Amerika’dan bir ödül daha sunulmuştur.

Bu tür ödüller, takip eden dönemde de devam etmiş ve bu muhteşem yapı: birçok mimari ödüle sahip olmuştur.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

HUMAYUN KABRİ

Babür İmparatoru Hümayun için: Hümayunun eşi Hacı Begüm tarafından, İranlı mimara yaptırılmıştır. İmparator Hümayun; 1556 yılında ölünce, bu kabir sitesi yapılana kadar, kendi sarayına gömülür.

1565 yılında ise, yani ölümünden 9 yıl sonra, imparatorun dul eşi, buranın yapımını başlatır ve site: 1571 yılında tamamlanır.

Ülkedeki, ilk bahçe mezarıdır. Hatta: Agra yöresinde bulunan ünlü “Taj Mahal” için, ilham kaynağı olduğu söylenir. Çünkü: Taj Mahal’de, Babür mimarisi örneğidir.

Evet, Hümayun kabri, ayrıca: mimari açıdan, bu ölçekte, kırmızı kum taşı kullanılan ilk yapıdır. Türbenin yüksekliği: 47 metredir. Aslında bina 42.5 metre iken, tepede 6 metrelik bir pirinç bölüm vardır.

Burada: yarım ay yani hilal ile biten “alem” bulunmaktadır. Genişlik ise, 91 metredir. Kubbe: beyaz mermerdir. Binanın geri kalan kısmı ise, kırmızı kumtaşıdır. Aralarda ise, siyah ve beyaz mermer ve sarı kumtaşı kullanılmıştır.

Görkemli kubbe: Gürkanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Burada: ana kemerlerin destek yerlerinde, altı köşeli yıldızlar göreceksiniz.

Bu yıldızları, Yahudilerin “Davut yıldızı” ile karıştırmamak gerekir. Çünkü, bunlar, Hindistan’ın, birçok yerinde karşılaşılan gizemli simgelerdir.

Mezar kompleksi içinde: Hümayunun mezarı yanında, birkaç küçük anıt ve hatta birkaç kişiye ait mezar da bulunmaktadır. Hümayunun sandukası, ana odada tek başına durmaktadır.

Gerçek mezarı ise, mezarın altındaki bodrum katındadır. İmparatorun eşi, mezarı yaptıran Hamida Begüm’ün mezarı da buradadır.

Hatta, imparatorun oğlu Şah Cihan’ın mezarı da yine buradadır.

Mezar sitesi

Yamuna nehri kıyısında; Nizamuddin Dergahı yakınında yapılmıştır.

Çünkü: Nizamuddin: ünlü bir Sufi’dir ve Delhi yöneticileri tarafından çok sevilmekte ve saygı duyulmaktadır.

1611 yılında, burayı ziyaret eden bir İngiliz tüccarın, burası hakkında yazdıkları şöyledir: “ iç dekorasyon çok zengindir.

Merkezdeki odanın zemini: zengin halı ve saf beyaz bir levha ile kaplıdır. Sanduka üzerinde, küçük bir çadır bulunmaktadır. Ayrıca: Kuran-ı Kerim, kılıcı, türbanı ve ayakkabıları bulunmaktadır.”

Yapı: UNESCO tarafından, 1993 yılında, Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Takip eden süreçte: bakımsız bahçe yeniden düzenlenmiş, tarihi çeşmeler temizlenmiştir.

Ancak, yine de, günümüzde, bu muhteşem yapı birçok tehdidin gölgesinde varlığını sürdürmektedir. Bu tehditlerin başında ise, terörist saldırılar gelmektedir.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

CHARBAGH BAHÇESİ

Hümayunun mezarının ana yapısı: 30 hektarlık bir bahçe içine yerleştirilmiştir. Charbagh: İran tarzı bahçe düzeni demektir. Dörtgen bir bahçe, yürüme yolları, su akan küçük kanallar görülür. Bu yapı tarzı: İslam inanışına göre, cennet bahçesi tasvirini anımsatmaktadır.

Buna göre: dört nehrin akışını simgeleyen, döşeli, yürüyüş yolları ve iki merkezli su kanalları, dört bölüm ortaya çıkarmaktadır. Her 4 kare, daha sonra 36 kareye dönüştürülerek, tipik bir tasarım ortaya konulmuştur.

Küçük meydanlar, yollar ile birbirinden ayrılır. Merkezi su kanalları, mezar yapısı altında yok olur ve diğer taraftan, düz bir çizgide yeniden ortaya çıkar. Bununla: Cennet Bahçesi altında ırmaklar akar denilen ayetler, düşünülmüştür.

Hindistan Delhi

PURANA QİLA

Burası, bir kaledir.

Babür imparatoru Hümayun tarafından, 1533 yılında, şehrin iç kalesi olarak yaptırılmıştır. Ancak, 1540 yılında, Sher Shah Suri: Hümayunu yenince, kale yani burası: Shergarh olarak değiştirilmiş ve 1545 yılındaki ölümüne kadar olan süreçte, karmaşık birkaç yapı eklenmiştir.

Evet, kalenin surlarının yüksekliği: 18 metredir. Surların uzunluğu ise, yaklaşık 1.5 kilometredir. Bu surlar üzerinde, kemerli geçitler var. Kalenin kapıları ise: Batı yönündeki “Bara Darwaza” yani “Büyük kapı” ve güney yönündeki: Hümayun duvarları kapısıdır.

Bu kapıya bu ismin verilmesinin anlamı: Hümayun Mezarının, bu kapıdan görülebilmesidir. Son olarak ise, “Talaqi kapısı” yani “Yasak kapı” vardır.

Günümüzde, özellikle akşamları: burada ses ve ışık gösterileri düzenleniyor.

Kale içindeki diğer yapılar şunlardır:

Hindistan Delhi

Qila-i Kuhna Camisi

Şah Sher tarafından, 1541 yılında yaptırılmıştır. Tek kubbelidir. Babür mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Cami; Sultan ve saray ahalisi için, Cuma camisi olarak düzenlenmiştir. Boyutları: 15×51 metredir. Batı duvarında, dua nişleri ve mihraplar görülür.

Sol duvarda ise, süslü ve çerçeveli bir kapı var. Dikdörtgen salon boyunca uzanan dar bir geçit ise, ikinci kattaki kadınlar bölümüne ulaşıyor.

Burada, kraliyet üyesi saray kadınları dua ediyorlarmış. Caminin içinde bir yazı var, ilginizi çekebilir, bu yazının anlamı: “ Yeryüzünde, insanlar var olduğu sürece, bu yapıtın uğrak yeri olması ve insanların mutlu ve neşeli olmasıdır.

Sher Mandal

Caminin hemen güneyindedir. Firuz Şah tarafından, 14’ncü yüzyılda inşa edilmiştir.
Kale içinde, bir rasathane yani gözlemevi olarak yapılmıştır.

Daha sonraki dönemde, yani Hümayun döneminde ise, kütüphane olarak kullanılmıştır. Buna dair, yapının içindeki dekoratif sıva çalışmaları üzerinde, kitapların yerleştirildiği rafların izleri görülmektedir. Ancak, şehrin ilk gözlemevi olduğu kesindir.

İki katlı, sekizgen bir kuledir. Dik merdivenleri, çatıya kadar uzanmaktadır. Yapı: kırmızı kumtaşından yapılmıştır. Aslında, Şah Sher zamanında; yüksekliğinin arttırılması planlanmışsa da, Şah Sher’in zamansız ölünce, daha yükseğe ulaşmadan yapı tamamlanmıştır.

Buranın en büyük özelliği: İmparator Hümayunun, 24 Ocak 1556 tarihinde, bu yapının, 2’nci katından düşerek ölmesidir. Hümayun: yıldız ve gezegenleri seyrettikten sonra, merdivenlerden inerken, caminin müezzini ezan okumaya başlar. İmparator bunun üzerine merdivenlerde tökezler ve aşağı yuvarlanarak, başını merdivenlere çarpar ve ölür.

Bu olay: Gürkanlı tarihçiler tarafından, Hümayun için, şöyle denilmektedir: “yaşamında tökezlediği gibi, sonu da tökezleyerek geldi”.

Hindistan Delhi

YENİ DELHİ ŞEHRİ

Bölge: Janpath olarak isimlendirilmektedir. Şehrin, İngiliz yönetimi döneminde büyük değişikliklere uğratılan bu yeni bölümündeki caddelerin isimleri, İngiliz d önemindeki isimlerinden soyutlanarak, günümüzde, Hintçe isimlerle anılmaktadır.

Ayrıca, İngiliz liderlerin heykelleri kaldırılmıştır. Ancak, gerçek şu ki: şehirdeki İngiliz etkilerinin kaldırılması, tam anlamıyla mümkün olmamıştır.

Hatta: Delhi şehrinin eski ve yeni kent bölümleri: İngilizler tarafından yapılan bir demiryolu hattı ile birbirinden ayrılmıştır. İngiliz Neo-klasik mimari unsurları, şehir içinde, Hindu, Budacı ve Gürkanlı mimarı tarzları ile bir arada bulunmaktadır.

Yeni Delhi bölgesinde gezilecek yerler:

1. Connaught-Indıra Çovk Meydanı,
2. Jantar Mantar,
3. Hanuman Mandir,
4. Sansad Bhavan,
5. Rashtrapati Bhavan,
6. Rajpath Caddesi,
7. İndia Gate,
8. Ulusal Müze,
9. Indıra Gandhi Müzesi,
10. Nehru Müzesi,
11. Laxminarayan Tapınağı,
12. Akshardam Tapınağı,
13. Pitampura Tv.kulesi,
14. Dilli Haat,
15. Tibet Evi,
16. Raj Path,

CONNAUGHT-INDIRA ÇOVK MEYDANI

Burası, şehrin ticari merkezidir. Meydanın çevresindeki dairesel kemerlerde, şehrin sinemaları, bankalar, restoranlar, mağazalar ve seyahat acenteleri bulunmaktadır. Meydan, aynı zamanda, eski şehirdeki Mescit-i Cumayı, Hint Parlamentosuna bağlayan “Sansad Bhavan” ekseni üzerindedir.

Meydanın güneyinde bir anıt bulunuyor.

Hindistan Delhi

JANTAR MANTAR

Bu anıt: şehrin en sıra dışı anıtıdır. Bir gözlem evidir. Bahçesinde: 1724 yılından itibaren, 5’nci Babür İmparatoru Muhammed Şah tarafından yaptırılmış: takvim ve astronomik tablolar görülmektedir.

Bunlar: tuhaf şekiller, merdivenler, cephesinde odasız pencereler olarak dikkati çekmektedir. Burası, aslında, Racput Prensi II. Jai Sing tarafından kullanılan bir gözlemevidir.

Anıtın tam ortasında: dik açılı, üçgen şeklinde, Samrat Yantra görülmektedir.

Bir merdivenle çıkılan üst kubbe bölümünde ise, bir güneş saati var.

Bu güneş saati, söylenenlere göre, yarım saniye hassasiyetle gün saatini belirliyormuş. Jai Singh isimli Prens, bu anıt ile birlikte, 4 anıt daha yaptırmıştır.

HANUMAN MANDİR-MAYMUN TANRININ TAPINAĞI

Hanuman: bir tanrıdır. Hatta, klasik Hinduizm öncesinden kalan bir tanrıdır ve aynı zamanda çok cömerttir. Bu yüzden, insanlar, burada çevrelerinde dolaşan küçük maymunlara zarar vermeyi düşünmezler.

SANSAD BHAVAN

Burası, Hint Parlamento binasıdır. Herbert Baker tarafından tasarlanmıştır. Özellikle, kubbe binası, geceleri aydınlatıldığında, güzel bir görüntü ortaya çıkmaktadır.

RASHTRAPATİ BHAVAN

Bu yapı günümüzde, Başkanlık sarayı olarak kullanılmaktadır. Ancak, bir zamanlar, Genel Vali konutu olarak kullanılmıştır.

Zaten, sırf bu yüzden, İngiliz imparatorluğunun altın çağını yansıtmaktadır. Merkez blok: gri renkli kubbesiyle, bahçesindeki havuzları ve yeşil alanları muhteşem bir görüntü sunmaktadır.

RAJPATH CADDESİ-KRAL YOLU

Hindistan kapısının hemen ilerisindedir.

Hindistan Cumhuriyetinin tören bulvarı ve aynı zamanda kral yoludur. Ülkenin en önemli yollarından birisidir. İngiliz mimar Edwin Lutyens tarafından tasarlanmıştır.

Cadde: ağaçlar, göletler ve her iki tarafında çimlerle kaplıdır. Cumhuriyet Bayramı geçit törenleri, her yıl 26 Ocak tarihinde burada yapılmaktadır.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

İNDİA GATE

Ülkenin ulusal anıtıdır. Şehrin merkezinde bulunmaktadır.
Paris şehrinde bulunan: Arc de Triomphe anıtından esinlenilmiştir. Kırmızı ve soluk kum taşı ve granitten: 1931 yılında yapılmıştır.

Anıtın önünde ve 1947 yılında yapılan boş gölgelik altında: İngiltere kralı V. George’un bir heykeli bulunuyormuş.

Bu gölgelik: kumtaşından yapılmış ve Lutyens tarafından tasarlanmıştır. Ancak, bu heykel özgürlük sonrasında kaldırılmıştır. Buraya, İndira Gandhinin heykelinin konulması düşünülmüşse de, sonradan kabul edilmemiştir.

Evet, anıtın yüksekliği: 42 metredir. Anıtın kapladığı alan ise: 3 dönümdür. Anıt kemerinin hemen altında: 1971 yılında yapılan bir “yanan ateş” bulunuyor. Buna: “ölümsüz askerin alevi” deniliyor.

Meçhul Asker Mezarı olarak betimlenen burada: siyah mermer bir sanduka, bir tüfek, bir asker miğferi var. Ayrıca: “Amar Jawan” yani “Ölümsüz Savaşçılar” yazısı görülüyor. Burada: dört köşede, sürekli ateş yanan, 4 meşale bulunuyor.

Ayrıca, 3 bayrak var. Bunlar: Ordu, Donanma ve Hava Kuvvetlerini temsil ediyor. Bu güçlerden, birer asker, 24 saat boyunca, kapı ve mezar anıtını korumak üzere nöbet tutuyorlar.

Günümüzde: ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet konukları da, burayı ziyaret ediyorlar ve burada devlet törenleri düzenleniyor.

Ülkenin başlıca savaş anıtı olarak bilinmektedir. Hint imparatorluğunun dünyanın çeşitli yerlerinde mücadele ederken ölen 90 bin askeri için yaptırılmıştır.

Yani, bir anlamda: Hint ordusu “Meçhul Asker Mezarı” olarak değerlendiriliyor.

Anıtın çevresindeki yollar: terörist saldırı ihtimali nedeniyle, trafiğe kapatılmıştır. Zaten, anıtın çevresindeki yeşillik alan da: özellikle akşam saatlerinde: Delhililer tarafından dolduruluyor ve sokak satıcılarının da bulunduğu alan, gezinti ve piknik alanı olarak kullanılıyor.

Ülkenin “Cumhuriyet Bayramı” kutlama törenlerindeki kortejler de, buradan geçmektedirler.

ULUSAL MÜZE

Yeni Delhi bölgesindedir.

Müzenin galerilerinde: Mauryan döneminden günümüze kadar olan döneme ait objeler sergilenmektedir.

Bu sergilenen objeler arasında: pişmiş toprak oyuncaklar, resimler, çömlekler, takılar, mühürler, bronz ve bakır uygulamalar, heykeller, müzik aletleri, goblen, kabile maskesi, kılıç ve duvar resimleri bulunmaktadır.

Müzenin en değerli eserleri: Dunhuang galerisinde sergilenmektedir. Burada: Sir Aurel Stein tarafından, 1900-1916 yılları arasında toplanmış objeler ve Avrupa ile Çin arasında uzanan tarihi ipek yolu boyunca toplanan eserler sergilenmektedir.

İNDİRA GANDHİ MÜZESİ

Bir zamanlar, İndira Gandhinin yaşadığı ve ofis olarak kullandığı ev, günümüzde müze haline getirilerek ziyarete açılmıştır.

Gandhi, Sih koruması tarafından, suikast sonucu bu evde öldürülmüştür. Müzede: kendisinin kişisel eşyaları, vurulduğu yerdeki ayak izleri de görülebiliyor.

NEHRU MÜZESİ

Ülkenin ilk Başbakanı olan Nehrunun: kullandığı kişisel eşyaları, yaşamı ve mücadelesi ile ilgili basılmış kitaplar, fotoğraflar ve çeşitli yayınların sergilendiği bir müzedir.

Hindistan Delhi

LAXMİNARAYAN TAPINAĞI

Yeni Delhi bölgesindedir.

Burası, bir Hindu tapınağıdır. Hindu dininde, zenginlik tanrıçası olan Lakshi onuruna inşa edilmiştir. 1933-1939 yılları arasında, Mahatma Gandhi tarafından yaptırılmıştır.

3 katlıdır. Hindu tapınak mimarisi “Nagara” stilinde inşa edilmiştir. Tapınakta, Hindu Mitolojisinden gelen sahneleri betimleyen oymalar görülmektedir.

7.5 dönümlük alan üzerinde kurulu buluna tapınak alanında: çeşmeler, geniş bir bahçe, birçok mezar anıtı bulunmaktadır. Özellikle: Hindu festivallerinde, bu tapınak alanı, Hindular tarafından ziyaret edilmektedir.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

AKSHARDAM TAPINAĞI

Hindulara ait bir tapınak kompleksidir. Yamuna nehri kıyısındadır.
Yapının mimarisinde: geleneksel Hint ve Hindu kültürü karışımı görülür.

Çok ilginç bir durum var. Bu tapınak: 2007 yılında, Guinnes Dünya Rekorları Kitabına girmiştir. Özelliği Dünyanın en kapsamlı Hindu Tapınağıdır.

Kompleksin merkezinde: tamamen taş olarak hazırlanmış, geniş bir merkezi anıt bulunmaktadır. Bu ana anıt: 43 metre yüksekliktedir.

Genişlik ise, 96 metredir. Uzunluk: 110 metredir. Yapı, yukarıdan aşağıya: ayrıntıları ile oyulmuş: dansçılar, müzisyenler, tanrılar ve çiçeklerle süslüdür.

Pembe kumtaşından ve İtalyan Carrara mermerlerinden yapılmıştır. Herhangi bir destek ve çelik veya beton kullanılmamıştır.

Anıtta: ayrıca, 150 tane fil heykeli bulunmakta ve yalnızca bunların ağırlığının 3000 ton olduğu söylenilmektedir.

Anıtın içinde ise, merkezi kubbe altında: 3.4 metre yükseklikteki Murti bölümünde, Swamimarayan heykeli bulunuyor. Çevresinde de yine heykeller var.

Burada: geceleri, müzikal su fiskiye gösterileri düzenlenen bir çeşme bulunuyor. Çeşme, ismini kurucu olan “Shastriji Maharaj” dan almıştır. Lotus çiçeği şeklinde yapılmış olması çok ilginçtir.

Yapılan restorasyon çalışmaları sonucu, 2005 yılında ziyarete açılmıştır.

Hindistan Delhi

PİTAMPURA TV. KULESİ

Yeni Delhi bölgesindedir.

Şehir merkezinin kuzeybatısındaki bu kule, 1988 yılında yapılmış olup, 235 metre yüksekliktedir. 7.2 hektarlık bir alana yayılmıştır. Hemen yan tarafında, Pitampura Spor Kompleksi bulunmaktadır.

Hindistan Delhi

Hindistan Delhi

DİLLİ HAAT

Burası, bir Açıkhava pazarıdır. 1994 yılında kurulmuştur. Her gün, saat: 10.30 ile 21.00 arasında açıktır.

Burada: el sanatları ürünleri satılıyor. Ancak, daha yoğun olarak, yiyecek stantları var. Bunların dışında: sandal ağacı ve gül ağacı oymalar, süslü ayakkabılar, elbiselik ve perdelik kumaşlar, taşlar, boncuklar, pirinçten yapılmış metal el sanatı ürünleri, ipekli ve yünlü kumaşlar bulup satın alabilirsiniz.

Buradaki 60 civarında tezgah, yerel yönetim tarafından, 15 er günlük süreçler halinde, el sanatları ustalarına tahsis ediliyormuş.

TİBET EVİ

Burası, Çin saldırıları sırasında, Tibet’ten kaçan, Dalay Lama tarafından kullanılmıştır ve kendisinin kişisel koleksiyonu sergilenmektedir.

Tibetliler ve Budistler için, bir kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.

Burada görebilecekleriniz: ahşap bir heykel, resimler, halılar ve ritüel nesnelerin görüntüleridir.

Bunların büyük kısmı: ülke genelinde yayılmış Tibet köylerindeki Tibet manastırlarından buraya getirilmiştir.

Tibet evi bünyesinde: bir kütüphane bulunmaktadır. Ayrıca: çeşitli eski ve nadir Tibet sanat eserleri, tablolar da olmak üzere, toplam 2000 civarında nesne, bronz, bakır, pirinç, siyah taş ve sandal ağacından yapılmış heykeller, dini eserler, ritüel uygulamalar bulunmaktadır.

Delhi

Maharashta-Pune

Avustralya Darwin

 

Avustralya Darwin

Lonely Planet, Darwin şehrini dünyanın en iyi 10 şehrinden biri olarak derecelendirdi. Bunda etkili olanlar: Darwin Limanı, Litchfield Ulusal Parkı ve Mary nehri.

Ülkenin kuzey bölgesindeki toprakların başkentidir. Sydney şehrinden, yaklaşık 3000 km. uzaklıktadır. Yani, ülkenin biraz ücra bir yerinde.

Ama yine de, bu ücra konum, şehre gelen yabancıları engellemiyor. Şehirde yaşayan insanlar, birçok etnik guruba mensuplar. Bu durum: şehirdeki restoranlar için de öne çıkıyor.

Avustralya Darwin

Şehir: II. Dünya Savaşı sırasında, defalarca bombalanmış ve binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Ancak, savaştan sonra, şehir yeniden inşa edilmiştir.

Avustralya Darwin

Ancak, 1974 yılında, “Track Kasırgası” şehri vurmuş ve perişan etmiştir. Daha sonra ise, şehir yenilenmiş ve ülkenin, Asya bölgesine açılan kapısı olma rolü nedeniyle, muhteşem bir liman yapılmıştır. Şehir, limana bakan bir tepe üzerinde inşa edilmiştir. Kentin kalan kısımları: düz ve alçak kıyı alanları üzerindedir ve buralarda geniş plajlar bulunmaktadır.

Avustralya Darwin

Şehirde, gün boyunca büyük bir sıcaklık hakim. Günlük sıcaklık ortalaması, genelde 30 derecenin üzerindedir. Mayıs-Eylül ayları arasında çok az yağış düşer. Haziran ve Temmuz aylarında ise hava serindir ve çok nadiren don olayı görülür. En sıcak ay: Kasım ayıdır.

Evet, Darwin şehri denilince akla gelenler: Asya gıda pazarları, timsah karşılaşmaları, açık hava filmleri ve gün batımı gezilerine kadar her şey.

Avustralya Darwin Mary Nehri

MARY NEHRİ

Darwin şehir merkezinin yaklaşık 1 saat doğusundadır. Kakadu Milli Parkına giderken veya şehirden günübirlik bir gezi için iyi bir yerdir.

Yemyeşil Mary nehri sulak alanlarında, bir gemi yolculuğuna çıkabilir veya bir balıkçı teknesine binebilirsiniz. Yaban hayatı, kuşlar ve balıklardan oluşan olağanüstü güzelliklere şahit olursunuz.

Yoğun su kaynağına akın eden 250 kuş türünden bazılarını görmek için kurak mevsimde Fogg Barajı koruma rezervini ziyaret edin. Sulak alanlar ziyaretçi merkezindeki pencereden, kuşların ve hayvanların muhteşem interaktif gösterilerine göz atın.

Darwin Mary Nehri

Mary River Milli Parkı:

Parkta bulunan ünlü Shady Camp, Darwin şehir merkezinden yaklaşık 200 km uzaklıktadır. Nehirlerin çoğunda kilometre başına ortalama 5 timsah bulunurken, Mary nehrinde bu sayı kilometre kareye 15 tuzlu su timsahı olarak tespit edilmiştir.

Mary Nehri taşkın yatağına bakmak için Shady Camp’teki izleme platformuna tırmandığınızda bir timsahın yanı sıra diğer bol miktarda yaban hayatı bulunan bazı bölgeleri de görmek mümkündür.

Her yıl Mart ve Nisan aylarında Mary Nehrinin efsanevi barramundilerle dolup taştığı bir balık tutma gezisine çıkabilirsiniz.

Avustralya Darwin

GEZİLECEK YERLER

Bu şehirde, tarihi yerler görmeyi hayal etmeyin. Çünkü, yukarıda sözünü ettiğim gibi, 1974 yılında, büyük bir kasırga şehri yerle-bir etmiştir. Burada, eski olarak, sadece, 19’ncu yüzyıldan kalma ama restore edilmiş binaları görebilirsiniz. Aslında şehrin ilk kuruluş temelleri, 1840’lı yıllara kadar gitmesine rağmen, yukarıda sözünü ettiğim gibi, kasırga şehri tahrip etmiştir.

Darwin Kakadu Ulusal Parkı

KAKADU ULUSAL PARKI-KAKADU NATIONAL PARK

Darwin şehir merkezinden arabayla sadece 3 saat uzaklıktadır.

Kakadu ismi bölgede geleneksel olarak konuşulan başlıca dillerden birinin adı olan “Gagudju” kelimesinin Avrupa versiyonu olduğu düşünülüyor.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindedir. Aborjinlerin sahip olduğu ve yönettiği topraklarda, Adelaide Nehrinden gelen sular hayat vermektedir.

Avustralya’nın en büyük milli parkında: gürleyen şelaleler, yemyeşil yağmur ormanları, gezici sulak alanlar, egzotik yaban hayatı ve antik kaya sanatı ile antik manzaralar bulmak mümkündür. Park, yaklaşık 20 bin kilometre karelik bir alanı kaplar. Parkta, 5 binden fazla Aborijin, kaya sanatı alanı bulunan Bininj/Mugguy halkı, yaklaşık 65 bin yıldır Karadu’yu evi olarak görüyorlar. Yani, Aborijin halkı dünyadaki en eski kültürlerden biridir.

Geleneksel Aborijin’ler, yerel kültürü güçlü tutmak ve çevreyi korumak için park alanını Parks Austrialia ile ortaklaşa yönetiyorlar.

Avustralya’daki kuş türlerinin üçte biri, Kakadu’da bulunuyor. Kakadu’da 10 bin timsah olduğu tahmin ediliyor. Bu yüzden yüzmek için güvenli yerlerin tercih edilmesi önemseniyor.

Darwin Kakadu Ulusal Parkı

Padukal Aborjin Kültür Turları

2 saatlik bu turda, Aborjinler tarafından konuklara alkış sopası ve didgeridoo oynama, mızrak yapımım ve fırlatma, dereotu torbası ve sepet dokuma gibi geleneksel teknikler öğretilir ve gösterilir, ayrıca çalı tucker/ilaç yolu boyunca rehberli yürüyüşler ve konuşmalar yapılır. İkonik didgeridoo’nun doğum yeri olan Arnhem Land görülür. Dünyanın en büyük Aborijin kaya sanatı koleksiyonu vardır.

Nourlangie Kaya Sanatı Sitesi

Kakadu, Avustralya’nın herhangi bir yerindeki Aborijin kaya sanatının en iyi örneklerinden bazılarına ev sahipliği yapmaktadır. Nourlangie Rock Ant Kakadu, ziyaretçileri dünyanın en eski ve en iyi sanat galerilerinden biri olan Aborijin gelenekleri ve mitolojisinde manevi bir yolculuğa çıkarır.

Darwin Kakadu Ulusal Parkı Magug Gorge

Maguk Gorge:

Kayalık bir geçitten görünen tenha bir yüzme noktasıdır. Cooinda’nın 1 saat güneyinde yer alan Maguk Geçidine ulaşmak için, dört çekişli araç gerekir. Ancak oraya vardığınızda kristal berraklığındaki havuzlara ve antik kayalık çıkıntılara sadece 1 km lik yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

Darwin Kakadu Ulusal Parkı

Warradjan Aboriginal Culturel Centre

Cooing Lodge’a sadece 1 km uzaklıkta bulunan Warradjan Aborijin Kültür Merkezine, Aborijin halkının geleneksel olarak toprakla olan bağlantısını ve bunun günümüzde de nasıl devam ettiğini görebilirsiniz Kültür Merkezi, Kakadu bölgesindeki sanatçıların ürettiği çeşitli sanat ve el sanatlarından oluşan bir galeriye sahiptir.

Darwin Kakadu Ulusal Parkı

Kakadu Milli Parkının geleneksel sahiplerinin toprakla 50 bin yıllık kesintisiz bir bağı var ve bu büyüleyici kültür hakkında daha fazla şey öğrenmek için buraya gitmek gerekir.

Darwin Jim Jim Fals

Jim Jim Falls Twin Falls

Buraya ulaşmak için arazi araçları gerekir, çünkü yol çok engebeli ve oyukludur. Yağmurlu mevsimde parkur kapalıdır. Çünkü Jim Jim’de Twin Falls doğru devam etmek için geçilmesi gereken derin bir su geçişi vardır. Parkurun sonunda kamp alanında kamp yapmaya izin verilir. Twin Falls, araç erişimi, buradan 5-10 km daha ileridedir.

Darwin Jim Jim Fals

Bölgede başka şelaleler de var ama en büyüğü Jim Jim şelalesidir. 200 metre yüksekliğiyle Kuzey Bölgesindeki Litchfiel ve Nitmiluk Milli Parklarndaki tüm şelalelerden daha yüksektir. Tropikal yaz aylarında şiddetli yağmurlar, Kakadu’ya yağar ve geniş arazileri sular altında bırakır ve bu büyük yağışlar, şelalelerdeki düşüşleri körükler. Kakadu kurak mevsime girerken ve Jim Jim kurudukça muson ormanlarından ve kayaların üzerinden şelalenin dibine kadar yürümek mümkündür.

Darwin Ubirr

Ubirr:

Çarpıcı Ubirr kaya oluşumları arasında Kakadu Ulusal Parkının en iyi Aborijin kaya sanatı galerilerinden ikisi bulunur. Tasvirler arasında hikayeleri Aborijin tarihiyle iç içe geçmiş bir dizi yerli hayvan yer alırken, Gökkuşağı Yılanı ve Namarrgarn Kız Kardeşler gibi Aborijin efsaneleri de bulunabilir.

Darwin tuzlu su timsahları

TUZLU SU TİMSAHLARI

Kakadu billabong’un nilüferleri arasında yer alan yarı suya batmış timsah, Kuzey Bölgesinin ikonik bir görüntüsüdür. Neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna inanılan Avustralya tuzlu su timsahı, 1971 yılında korunan bir tür ilan edildi. Bugün Kuzey Bölgesinin su yollarında artan sayıda tuzlu su timsahı dolaşıyor.

Onu yakından görmek, doğanın en yüce ve ölümcül haline tanık olmaktır. Bu muhteşem canlılar dünyanın en büyük sürüngenidir ve 200 milyon yıldan fazla bir süredir bu topraklarda dolaşırlar. Avustralya tuzlu su timsahı, 6 metreyi aşan uzunluğa sahiptir. Ham tatlı su hem de nehir ağzı su yollarında yaşar ve kurnaz ve agresif bir avcıdır. Arnhem Land sınırındaki Doğu Timsah Nehrinde, bölgenin en büyük tuzlu su timsahlarından bazılarını görmek mümkündür.

 

LİTCHFİELD ULUSAL PARKI

Darwin şehir merkezinden arabayla kısa bir mesafededir. Sadece 90 dakikadır ve bu yüzden yerel halk tarafından yoğun tercih edilir. Burası Kuzey bölgesinin en iyi saklanan sırlarından biridir. İster sisli şelalelerin altında su sıçratın, ister sıra dışı termit tepelerine hayret edin. Su birikintileri arasında zıplayın ya da yürüyüş parkurlarında yürüyüş yapın. Bu muhteşem milli park gezisinde asla sıkılmayacaksınız.

Darwin Litchfield Ulusal Parkı

Waterfalls

Litchfield Milli Parkının şelaleleri, yaz aylarında dramatik bir manzara sunar. Florence şelalesinin ikiz çağlayanlarını görün ve derin, serin dalma havuzuna doğru 160 basamaklı bir merdiveni takip edin. Yağmurlu mevsimde hayatla dolup taşan bir dizi şelale ve su birikintisi olan Buley Rockhole kısa bir yürüyüş yapın. Gürleyen Wangi şelalesinin yanında yüzün ve piknik yapın. Son olarak yağışlı mevsimde termitler tarafından inşa edilen 2 metre uzunluğundaki tümsekler olan Manyetik Termit Höyüklerinin alanlarını görün.

Darwin Nitmiluk Ulusal Parkı

NİTMİLUK MİLLİ PARKI

Katherine, Darwin şehrinin güneyinde 3 saatlik mesafededir ve Nitmiluk Milli Parkına açılan kapıdır. Aborijin sanatını sergileyen galerileri ziyaret edin ve at binme ve müzik becerileriyle büyüleyecek Katherine Outback Experience gösterisini izleyin.

Hava durumuna bağlı olarak Leliyn’in (Edith Şelalesi) altındaki pandanuslarla çevrili alma havuzunda yüzebilir veya 2.6 km lik Leliyn Yolu boyunca orman yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Huzurlu bir kürek çekmek için bir kano kiralayın.

Darwin Tivi adaları

TİWİ ADALARI

Burada: gelişen Aborijin sanat kültürü, balıkçı kulübeleri, nefes kesen gün batımına sahip kıyı şeridi manzaraları görmek mümkündür. Burada yaşayan insanlar, geleneksel yaşam tarzı sürdürüyorlar. Canlı kumaşlar ve kumaşların yanı sıra futbola olan coşkulu tutkuları da öne çıkıyor. Avustralya kuralları futbolu, Tiwi adalarında dine benzetilir.

Her yıl Mart ayında futbol büyük finali ve sanat eseri için çok uzaklardan insanlar burayı ziyaret ederler. Bu oldukça popüler ve çok özel bir etkinliktir. Satış mekanı; Tiwi Tasarım Sanat merkezi, Bathus adasındadır. Satışlar Pazar günü saat 09.00 başlar ve futbolun başladığı saat 13.00 de biter.

Darwin Mindil Beach

MİNDİL BEACH SUNSET MARKETS

Şehir merkezinden 15-20 dakikalık bir yürüyüş uzaklığındadır.

Darwin şehrinin en büyük ve en iyi pazarıdır. Darwin şehrinin kültürel buluşma noktasının kalbidir. Timor denizi üzerindeki muhteşem gün batımıyla ünlü Mindil Plajının kıyısı boyunca uzanır.

Pazar, 1987 yılında dört kişinin Güneydoğu Asyanın gece pazarının lezzetini Avustralya kıyılarına getirme hayalinin gerçekleşmesiyle başladı Mütevazi bir başlangıçtan bu yana, bugün pazar, inanılmaz yerel ve uluslararası mutfaklar sunan yiyecek tezgahlarından çeşitli sanat, el sanatları ve hizmet tezgahlarına kadar 200’den fazla benzersiz tezgahın bir araya geldiği görülür.

Darwin Mindil Beach Sunset Market

Mindil Plajı gün batımı pazarı, Darwin’in kuru sezonu boyunca faaliyet göstermektedir. Her yıl Nisan ayı sonlarında geleneksel olarak Nisan ayının son Perşembe günü yeniden açılır ve Ekim ayının son Perşembe günü kapanır.

 

Darwin Goverment House

GOVERNMENT HOUSE

Limana bakan Hükümet Konağı, Kuzey Bölge Yöneticisinin resmi konutudur. Yüzbaşı William Douglas 1870 yılında Hükümet Konağı için burayı seçti.

Yapı, 1871 yılında tamamlanmıştır ve başlangıçta The Residency olarak biliniyordu. Şu anda, burada taş duvarlı merkezi bir salon, 6 yatak odası ve bir banyo, taş bacalı ve şömineli kiler ve mutfak, her tarafta bir varenda bulunmaktadır. Daha sonra 1874yılında ikinci kat eklenmiştir. 1878 yılında ünlü mimar John George Knight tarafından yeni konut tasarlanmıştır.

Yeni rezidans, 1879 yılında servi çamının yanı sıra yerel mercan resiflerinden elde edilen porselenit taşı ve kireç kullanılarak inşa edilir. Bu yeni binaya “Yedi Çatılı Ev” adı verilir. Ciddi kasırga hasarının ardından 1897 yılında ve Commonwealth’in NT kontrolünü ele geçirdiği 1911 yılında onarım yapılır.

1918  yılında 1000 kişilik bir gösteri gurubunun katılımı ile olan Darwin isyanı sonucu burası yine saldırıya uğradı.

Darwin Hükümet Konağı Tören Direkleri

1937 yılında başka bir kasırga yapıda geniş çaplı hasara neden olur. Bu sırada bomba sığınağı olarak da planlanan yeni bir ofis inşa edilir. 1942 yılında Darwin’in bombalanması sırasında doğrudan darbe alır. Aralık 1974 tarihinde TracyKasırgası vurduğunda, Hükümet Konağının çatısı gevşedi ancak bir rüzgar ve yağmur hasarına maruz kalmasına rağmen sağlam kaldı.

Daha sonra 2003 yılında Hükümet Konağının, 1930’ların sonu ve1940’ları yansıtacak şekilde yenilenmesine karar verildi. Konut Mart 1996 tarihinde Ulusal Miras Alanı ilan edildi.

Yenileme çalışmaları Kasım 2010 tarihinde tamamlandı ve Hükümet Konağının dış cephesi bugüne kadar 1937 yılındaki haliyle kaldı.

Evet, bina muhteşem güzel ve yemyeşil tropikal bahçelerle çevrilidir. Yaklaşık 1.3 hektarlık eğimli bir alanı kaplayan bahçeler, konuma uygun çeşitli bitki türlerinin kullanılmasına önem verilerek sürekli olarak geliştirilmektedir. Bahçeler ve araziler, 1996 yılında Avustralya’da Yılın Güzel Bahçesi ve En iyi Hükümet Departmanı ve Yasal Otorite Projesi ödülüne layık görüldü.

Darwin Çin Tapınağı

ÇİN TAPINAĞI-CHİNESE TEMPLE AND MUSEUM CHUNG WAH

Tapınak Darwin alışveriş merkezine yürüyerek sadece 5 dakika uzaklıktadır. Tapınağa giriş ücretsizdir ama müzeye giriş ücretlidir. (5 dolar)

Altına hücum günlerinde ilk Çinli yerleşimcilerden başlayarak, Darwin’de yaşayan Çinlilerin uzun bir tarihi vardır. Tapınak 1887 yılında şehir merkezindeki toprak yolların üzerinde inşa edilmiştir. 1977yılında inşa edilen tuğla binaya teneke baraka olarak başlayarak birkaç kez yeniden inşa ettiler. Savaş yıllarında yaşanan kasırgalar ve yağmalamalar, varlığı boyunca tapınağa zarar verdi, ancak yenilenmesine rağmen hala tarihi bir yapı olmayı sürdürüyor.

Darwin Çin Tapınağı

Dış cephe, parlak sütunların, duvarların ve çatının içinde ve çevresinde altın halkalarla Çin’in alamet-i farikası olan kırmızı renkte dekore edilmiştir. Tapınak her gün sabahın erken saatlerinden akşam 4’e kadar açıktır. Çin’de el yapımı olan Taş Aslanlar girişi koruyor. Çin’in kendisinde alışılmadık olmasına rağmen, Çin dışındaki Çin topluluklarında yaygın olan Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük’ün bir kombinasyonu uygulanmaktadır. Tapınak arazisinde yetişen kutsal Bodhi ağacının, Buda’nın altında aydınlanma elde ettiği ağacın doğrudan soyundan geldiğine inanılıyor.

Darwin Çin Tapınağı

Müzenin başka bir yerinde eski Çin mahallesinin küçük bir modeli vardır. Kentin tarihi yaşamını anlatıyor. Ayrıca geçmiş bireylerin hayatlarını, eski fotoğrafları, iş hayatlarını ve her bir üyenin yaşadığı mücadeleleri gösteriyor. Tapınağın ve müzenin çevresinde dolaşın ve Darwin’in tam kalbindeki bu inanılmaz kültürle bağlantı kurun.

 

 

Darwin Browns Mart Theatre

BROWN’S MART THEATRE

Darwin’deki Brown’s Mart, geçmişi 1880’lerden kalma benzersiz bir yapıdır ve şehirde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Porselanit taşından inşa edilmiş olup, oluklu demir çatıya sahiptir ve mimari, tarihi ve sosyal öneme sahip olduğu düşünülür. Mimar JG Knight, 1885yılında VL Solomon CO için yeni bir bina tasarladı ve burası Palmerston’daki (Darwin’in o zamanki adı) en iyi taş mağazası olan Solomons Emporium olarak tanındı.

Darwin Browns Mart Theatre

1887-1910 yılları arasında bina, JAV Brown ve HH Adcock tarafından yönetilen Port Darwin ticaret acentasının ithalatçı, gümrük ve nakliye acentesi olarak faaliyet gösterdiği Madencilik Borsası olarak biliniyordu. Bir nakliye acentesi ve müzayede mekanı olarak kullanımı, 1937’de Bank of New South Walles tarafından kiralanıp kendi binası inşa edilene kadar devam etti.

Bina 1897’de bir kasırgada büyük hasar gördü. II Dünya savaşı sırasında torpido atölyesine dönüştürüldü. Savaştan sonra 1952 yılına kadar Donanma tarafından kullanıldı. Daha sonra polis teşkilatını, Kraliyet Hukuk Bürosunu ve Motorlu Taşıt Sicilini barındırdı.

Bina 1974’teki Tracy Kasırgasından sonra onarıldı ve o zamandan beri halk tiyatrosu olarak kullanılıyor.

Darwin Fannie Bay Gaol Museum

FANNİE BAY GAOL MUSEUM

Burası bir hapishanedir. Hapishane neredeyse 100 yıl boyunca Majestelerinin hapishanesi ve işçi hapishanesi olarak faaliyet göstermiştir. Hapishane, 20 Eylül 1883’den 1 Eylül 1979’a kadar Darwin’in ana hapishanesiydi.

1979’da mahkumlar, Berrimah’ta bulunan ıslahevine yerleştirildiler. Artık önemli bir tarihi alan olan Fennie Bay Hapishanesi her yıl binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir.

Darwin Fannie Bay Gaol Museum

Orijinal binalar, 16 hücreli iki bloktan, bir çamaşırhane ve bir mutfaktan oluşuyordu.

1928’den itibaren erkek ve kadın mahkumlar ayrı binalarda tutuluyordu. Kadın hapishanesi bloğunda mahkumları oyalamak için tasarlanmış küçük bir bahçe vardı. 1887’de, Kuzey bölgesinde, 1952’de yapılan son infazlara kadar kullanılan darağacının bulunduğu bir revir eklendi. Darağacı en son 1953 yılında bir infaz için kullanılmıştır.

Darwin Fannie Bay Gaol Museum

Bir gözetleme kulesi, Aborijin mahkumlar için yerli bölümü, mutfak yemekhane binası, tutukluluk bölümü ve iki maksimum güvenlik kanadı eklendi.

II Dünya savaşı sırasında mahkumlar serbest bırakıldı ve hapishane Ordu ve Hava Kuvvetleri tarafından kullanıldı.

 

CBD MALL

Burası şehrin en büyük alışveriş merkezidir. Bu alışveriş merkezinde, rahat oturma yerleri ve yeşillikler arasında tropikal bir hava yaratılmıştır. Burada: giyim, kitap, gıda ve yerli eserlerin satıldığı, 20 salon var.

 

Sky City Darwin

SKYCİTY DARWİN

Mindil plaj bölgesinin hemen yanındadır.

Burası, bir beyaz piramit gibi görünmektedir. Bu ilginç mimari yapının içinde ise: bir eğlence ve kumar merkezi var. Kumar oynamak isteyenler: burada, her türlü kumar oyununu bulabiliyorlar. Haftanın 7 günü ve günün 24 saati hizmet veriyor.

NORTHERN TERRİTORY

Burası, muhteşem gıdalar ile ünlüdür. Asya mutfağı, bufalo, kanguru, çamur yengeci, timsah ve barramundi. Burada,  deniz manzaralı iskele üzerinde yemek yiyebilirsiniz.

CROCODYLUS PARK VE HAYVANAT BAHÇESİ

Burada, yüzlerce sürüngen türü hayvan var. Tuzlu su ve tatlı su crocks, timsahlar, kaplumbağalar, kerterkeleler ve yılanlar burada temsil ediliyor. Ayrıca: maymunlar, kaplanlar, aslanlar, kuş türleri var. Sabah burada giderseniz, hayvanların beslenmelerini de izleyebilirsiniz.

Darwin Avustralya Havacılık Müzesi

AVUSTRALYA HAVACILIK MÜZESİ

Burada uçaklar ile ilgili en güzel görüntüler var. Özellikle, bir Amerikan-B52 bombardıman uçağı sergileniyor.

Avustralya Canberra

Avustralya Genel özellikleri

Avustralya Sydney