Aslında, ilçe denildiğine bakmayın, çoğu Anadolu ilinden daha büyüktür. Bu kadar büyük olmasının yanında, ilçe de hayat da çok hareketlidir ve insanlar, genellikle caddelerde, sokaklarda geziyorlar ve görüntü olarak büyük bir hareketlilik gözlemleniyor.
Bu hareketlilik yanında, ilçede bulunan rakı fabrikası: bazen havanın “anason” kokmasına neden oluyor.
Giriş için son bir not, burada geçireceğiniz saatlerde, mutlaka motosiklet sesi, gürültüsü en yakın arkadaşınız olacak ve sizi sürekli rahatsız edecektir.
ULAŞIM
Manisa Turgutlu
Yörede, Turgutlu için herhangi bir ulaşım problemi bulunmuyor. Çünkü: Ankara-İzmir; E-23 karayolu, ilçenin güneyinden ve İzmir-Uşak-Afyon demiryolu ise, ilçenin kuzeyinden geçiyor. İzmir-Turgutlu arasındaki, 33 km. lik demiryolu, 1866 yılında yapılmış ve halen hizmet sürdürmektedir.
Turgutlu ilçesinin, bağlı bulunduğu Manisa iline olan uzaklığı: 30 km. ve İzmir iline uzaklığı ise: 45 km. dir. Turgutlu-Ankara arasındaki uzaklık: 535 km. Turgutlu-İstanbul arasındaki uzaklık: 557 km.dir.
Tüm bunların yanında, Turgutlu otogarının, şehir dışında, şehir merkezine 3 km. uzaklıkta bulunması ilginç, bu nedenle, sanırım buraya gelenlerin büyük bölümü, taksi kullanmak zorunda kalıyorlar, yani şehir merkezine yürümek mümkün değil.
TARİHİ
Turgutlu, tarihi geçmişi çok gerilere giden ve tarihi özellikleri olan bir yöremiz değil. Bunun sebebi, beklide, bu yörede bulunan bir kısım höyükte, resmi arkeolojik kazıların yapılmamış olmasıdır.
Ancak, yüzey araştırmalarına göre, yörenin tarihinin MÖ.5 ile 4 binli yıllara kadar gittiği tahmin ediliyor, ama söylediğim gibi, herhangi bir antik kalıntı ve buluntu yok.
Bölgedeki, ilk yerleşimcilerin: Frigler ve devamında Lidyalılar olduğu bilinmektedir. Özellikle, Lidya uygarlığının başkenti “Sart” şehrinin, yakın çevrede bulunması, yörenin önemini arttırmaktadır.
MÖ.546-334 yılları arasında, Anadolu’nun diğer birçok yerinde olduğu gibi, burada da Pers istilası görülür. MÖ.334-282 yılları arasında ise, bu kez, Persleri yenen Büyük İskender bölgede egemen olur. MÖ.129 ile MS.395 yılları arasında ise, bu kez, Romalılar ve takiben görülür.
1313 yılında
Saruhanoğulları bölgeyi ele geçirirler. 1390 yılında ise, Yıldırım Beyazıt, bölgeyi, Osmanlı egemenliğine sokar.
Yerleşim yeri olarak ise, II. Murat döneminde, Dalbahçe köyü yakınlarında, Turgud aşireti tarafından ilk yerleşimin kurulduğu görülmektedir. Her ne kadar önce Dalbahçe köyü yakınlarında kurulu olsa da, yerleşim yeri, daha sonraki yıllarda, ovaya, yani bugünkü yerine inmiştir.
16’ncı yüzyıla gelindiğinde, Turgutlu’nun, Manisa’dan sonra yörenin en büyük yerleşim yeri olduğu görülür.
1610 yılında, Turgutlu’nun tarihi sürecinde büyük bir gelişme olur ve ilçede, Pazar kurulmasına karar verilir. Böylece, Turgutlu kasaba hüviyetinden çıkar ve nahiye olur.
Evet, Kurtuluş mücadelesi öncesinde, ilçe, 1919-1922 tarihleri arasında Yunan işgalinde kalır. 30 Ağustos tarihinde kazanılan büyük zaferin ardından ise, Yunanlılar, arkalarına bakmadan kaçarak, yöreyi terk ederler.
Ancak: Yunanlılar, yöreyi terk ederken, Bozkurt ve Küllük mahalleleri hariç, ilçe yerleşimini tümüyle yakmışlardır.
Manisa Turgutlu
GENEL
Turgutlu ilçesinin, denize uzaklığı: 55 km. dir. Denizden yükseklik, yani rakım ise: 78 metredir. Bağlı bulunduğu Manisa ilinin, en büyük ilçesidir. Türkiye genelinde ise, en büyük 13’ncü ilçedir. Yokuşu-bayırı olmayan bir ilçedir.
Coğrafi özellikler değerlendirildiğinde, bölgenin tamamen ovalık olduğu görülür. Zaten, ilçe merkezi, Gediz vadisi üzerinde kurulmuştur. Çünkü: Gediz ırmağı, ilçe topraklarını doğudan-batıya doğru kat eder.
Yörede, Akdeniz iklimi egemendir. Buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. Yıllık ortalama sıcaklık; 15-16 derece civarındadır. Yağışın önemli bir bölümü, kış mevsiminde gerçekleşir.
Yöre insanının ekonomik etkinlikleri: tarım ve sanayi ağırlıklıdır. Gediz havzasının verimli topraklarında özellikle çekirdeksiz üzüm, pamuk, tütün, buğday, kiraz, domates, erik ve zeytin yetiştiriciliği yapılır. Özellikle: sofralık üzüm üretimi, önemli orandadır.
İlçede, çok miktarda bulunan konserve fabrikalarında: domates, biber konservesi yapılmaktadır. İlçenin ekonomik etkinliğini etkileyen diğer bir faktör tuğla fabrikalarıdır. Fabrikalara son bir örnek, Organize Sanayi bölgesindeki “Seramiksan” sayılabilir.
Zaten, bu kadar çok fabrika olması, sanırım ilçeyi bu ölçüde büyütmüş, çünkü bu insanlar ekonomik gelirleri olmasa, yörenin bu kadar kalabalık olması mümkün değil.
Manisa Turgutlu
KONAKLAMA
57 yataklı öğretmen evi, şehir merkezindedir (7 Eylül Mahallesi. Eski Manisa yolu) ve buraya ulaşmak için telefon numarası: 0236-3122353
NE YENİR-NE İÇİLİR
Evliya Çelebi, günümüzden yüzyıllarca önce: Turgutlu hakkında bilgi verirken: özellikle üzümden söz etmektedir ki o dönemlerde üzüm, Turgutlu’nun simgesidir. Bunun yanında: Turgutlu’ya yolunuz düşerse “tereyağı” satın alın.
Yenileceklere son bir örnek: Turgutlu’da, mutlaka dikkatinizi çekecektir, çok sayıda “kokoreç” ci var, ilginizi çekerse, mutlaka tatmanızı öneririm, muhteşem bir lezzet. Bu arada, uykuluk ve köfteyi de unutmamalısınız.
NE SATIN ALINIR
Turgutlu yöresine yolunuz düşerse, buradan kurutulmuş çekirdeksiz kuru üzüm satın alabilirsiniz.
Manisa Turgutlu
GEZİLECEK YERLER
İlçe merkezinde, gezilecek yerler denildiğinde, maalesef pek fazla alternatif yok. Yalnızca: Belediyenin hemen karşısında güzel bir park ve o parkın içinde ilginç bir saat kulesi görebilirsiniz. Bu arada, park içindeki restorana uğramayı ihmal etmeyin. Orta park olarak adlandırılan bu park: Turgutluların yoğun olarak buluştukları ve kullandıkları bir yer olarak önem kazanıyor.
İlçe içinde gezerken: hemen girişteki “üzüm salkımı” anıtı ve savaş uçaklarını görebilirsiniz. Savaş uçakları, eski bir Genelkurmay Başkanının, memleketine hediyesi olarak, ilçe içinde sergilenmektedir. Bu arada, Turgutlu kamu ve özel internet sitelerinde, maalesef, ilçenin tam merkezindeki bu saat kulesi hakkında hiçbir bilgi bulmak mümkün olmadı.
Manisa Turgutlu
Bu saat kulesini gördüğünüzde, anlıyorsunuz ki, günümüzden yıllarca önce yapıldığı belli ama kim tarafından, hangi dönemde, ne zaman yapıldığı hakkında en ufak bir bilgiye ulaşmak mümkün değil, sanırım Turgutlu, turizm ve turist ile pek ilgilenmiyor.
SELVİ TEPE ŞEHİTLER ANITI
Ankara-İzmir yolu üzerindedir. Taşlardan yapılmış şehitlik, yöreyi ziyaret edenler tarafından ziyaret edilmektedir. Anıtın çevresindeki, Türk Devletlerine ait bayrakların, yeni olması ilgi çekiyor.
ASARTEPE HÖYÜĞÜ
Urganlı kaplıcasının, yaklaşık 300 metre kuzeyinde, Gediz ırmağının kenarındadır.
Burada: MÖ. 2 binli yıllardan itibaren yerleşim bulunduğu tahmin edilmektedir.
Ayrıca, höyüğün bulunduğu yerin stratejik önemi nedeniyle, tarihi süreç içinde, sürekli olarak iskan gördüğü, Bizans’ın son dönemlerinde, burada bir kale yapıldığı bilinmektedir.
Çünkü, sur duvarlarının bir kısmı, günümüze kadar ulaşmıştır. Burası: Yamanlar üzerinden İzmir’e ulaşan bir yol ile Phokaia Sardeis yolunun geçtiği Hermos geçidinin kesiştiği stratejik önemi olan bir kavşağı kontrol etmekteydi.
Son yıllarda, burada sürekli kazak kazılar yapılmıştır. Resmi arkeolojik kazılar yapılmamıştır. Bu nedenle, kaçak kazılar, höyük üzerindeki yerleşim yerinde büyük hasarlar oluşturmuştur.
Antik alanın, Akropolis yani iç kale alanı dışında, halkın yaşadığı mekanlar, Değirmendere Vadisine bakan yamaç üzerinde ve eteklerde görülmektedir.
Kuzey ve güneydeki bu dik yamaçlar, Değirmendere’ye kadar inen sur duvarı ile korunmuştur.
Yüzeyde bulunan çanak-çömlek parçalarının analizinde, buranın MÖ.3 ve hatta 2’nci yüzyıla kadar yerleşim için kullanıldığını göstermektedir ve daha sonra terk edilmiştir.
URGANLI KAPLICALARI
İlçe merkezine 17 km. uzaklıkta: İzmir-Ankara kara yolundan sapılan Urganlı yolu üzerindedir. Kaplıcaların deniz seviyesinden yüksekliği 100 metredir.
Bölgenin en önemli turistik yerlerinin başında gelmektedir. Buradaki kaplıca suları: 50-78 derece arasındaki sıcaklık ile çıkar ve içinde çeşitli anyon ve katyonlar bulunmaktadır. Açık bir havuz olan tesiste, 120 oda ve 186 yatak bulunmaktadır.
Kaplıca suları, hem kaplıca hem de içmece olarak kullanılmaktadır. Özellikle: romatizma, kireçlenme, siyatik, hemeroid, cilt, sinir ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir.
İçmece olarak kullanıldığında ise, mide, bağırsak ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Kaplıca hakkında, ilk bilgiler, yıllarca önce, Evliya Çelebi tarafından verilmiştir.
Soma denilince, dağların arasında küçük bir ilçe ve linyit kömürü ve Termik Santral akla geliyor. Bir de yöreye özgü bir deyim var, benim hoşuma gitti “Yüz karası değil, kömür karası, böyle kazanılır ekmek parası” Bir de, Soma denilince, özellikle hafta sonlarında yani Cumartesi-Pazar günlerinde, ilçe merkezinde bolca görebileceğiniz, komando askerleri. Giriş için son bir not, Soma yöresine yolunuz düşerse, Darkale köyünü görmeyi sakın ihmal etmeyin.
Manisa Soma
ULAŞIM
Akhisar-Bergama karayolu, ilçe merkezinden geçmektedir. Soma-Manisa arasındaki uzaklık: 87 km. Soma-Bergama arasındaki uzaklık: 42 km. Soma-İzmir arasındaki uzaklık: 144 km. Soma-Balıkesir arasındaki uzaklık: 94 km. Soma-Akhisar arasındaki uzaklık: 42 km.
TARİHİ
Yöredeki ilk yerleşimcilerin: daha önce: Güllüce mevkiinde bulunan “Sumak” adlı bir yerleşim yerinde yaşayan halk, büyük bir deprem sonucu yaşadıkları yeri terk ederek, bu bölgeye gelirler ve buraya “Soma” ismini vermişlerdir. Soma isminin kelime anlamı ise “ilk damıtılan rakı” olarak geçmektedir. Ancak, Soma isminin temelinde: “ekşi tadı ile, salatalarda kullanılan somak yani sumak” bulunduğu da bir gerçektir ve ismin en büyük kaynağının bu olduğu düşünülmektedir.
Çünkü: meyvesi mercimeğe benzeyen sumak ağacı, bu yörede bolca yetiştirilir.
Evet, bölgede, tarihi süreç içinde, birçok uygarlık egemenlik kurmuşlardır. 1336 yılında Sancak Beyliği olarak gündeme gelen ilçe, Ankara savaşından sonra, Saruhan Beyliğinin egemenliğine girer.
1919 yılındaki Yunan işgali, 1922 tarihinde sona erdirilir.
Manisa Soma
GENEL
İlçe, Ege bölgesinin kuzeyindedir. Denizden yükseklik: 175 metredir. Yerleşim: Yunt dağının uzantılarının eteklerinde kurulmuştur. Ancak, coğrafi yönden en büyük özellik: Savaştepe fay hattı üzerinde yani ülkemizin en aktif fay hattı üzerinde bulunmasıdır. Deniz kıyısına olan bağlantısı, 40 km. uzaklıktaki Dikili üzerindendir.
Bölge arazisinin büyük bölümü, dağlıktır. Özellikle, güney bölüm: tepeler ve yüksek dağlarla çevrilidir. Yine, doğu bölümünde de yüksek dağlar görülür. Batı bölümde ise “Bakırçay” görülür. Burada, Ege bölgesinin sayılı ovalarından olan “Bakırçay ovası” bulunmaktadır. Batı yönünde, 15 km. kadar uzanan ovada, her çeşit tarım ürünü yetiştirilmektedir.
Yörede, yarı nemli Akdeniz iklimi egemendir. Kışları yağışlı, .yazları ise kurak geçer. Kış döneminde, yoğun kar yağışları görülür ve don olaylarına rastlanır.
Yörenin ekonomik etkinliklerinin başında ise, Türkiye Kömür İşletmeleri tesisleri gelmektedir. Bölgede yoğun “linyit kömürü” yatakları bulunmaktadır ve ülkemizde kullanılan kömürün yaklaşık % 22’lik bölümü buradan temin edilmektedir.
Soma Termik Santralı ise: Batı ve Kuzey Batı Anadolu bölgelerimizin elektrik ihtiyacını karşılamaktadır. Çift jeneratörlüdür. İlk bölümü 1957 tarihinde, ikinci bölümü ise 1958 tarihinde kurulmuştur. 1985 yılından sonra, 4 jeneratör daha devreye girmiştir. Ayrıca, bölgenin sosyal ve ekonomik kalkınmasında önem kazanmaktadır.
KARAELMAS KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ
Her yıl, Haziran ayının ilk haftasında, Belediye Başkanlığı tarafından; 4 yıldan bu yana düzenlenmektedir. Festivalde: Soma sevgisi ve kömürün önemi vurgulanmaktadır.
CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ SOMA MESLEK YÜKSEKOKULU
İlçe merkezinde, 2 yıllık eğitim vermek üzere, 1994 yılında kurulmuştur. Elektrik ve Maden programları yürütülmektedir. Daha sonra Makine programı da açılmıştır.
Günümüzde, halen 1150 civarında öğrenci eğitim görmektedir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Buraya yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz “tahin helvası ve cevizli lokum” denemenizi öneririm.
NE SATIN ALINIR
Darkale köyünden, yöre kadınları tarafından işlenen “iğne oyaları” satın alabilirsiniz.
KONAKLAMA
Soma Öğretmenevi Kültür Park içi. 236-6133165
GEZİLECEK YERLER
Manisa Soma Emin Hıdır Bey Camisi
EMİN HIDIR BEY CAMİSİ
İlçe merkezinde, Cuma mahallesinde, yörenin en eski ve en büyük camisidir.
Yapı: 16 x 18 metre boyutlarındadır. Yapılış tarihi bilinmemesine rağmen, Selçuklu Beylerinden Emin Hıdır Bey tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. 1786 yılında ise Süleyman Bey tarafından onarılmıştır.
Manisa Soma Damgacı Camii
DAMGACI CAMİİ
İlçe merkezinde, Karamanlı mahallesindedir.
Caminin 19’ncu yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Caminin adının kaynağı ise “Bergama yöresinden Soma yöresine, ölçü-tartı aletlerini damgalamaya gelen bir kişinin öncülüğünde yapılması” nedeniyle verildiği düşünülmektedir.
Manisa Soma Darkale Tarhala KöyüManisa Soma Darkale Tarhala KöyüManisa Soma Darkale Tarhala Köyü
DARKALE-TARHALA KÖYÜ
İlçe merkezinin 3 km. güneyindedir.
Günümüzdeki Soma ilçesinin ilk yerleşim yeridir. 1980’li yıllara kadar gayet kalabalık olan bu yerleşim, daha sonra hemen yanı başındaki Soma’nın büyüyüp gelişmesi üzerine, Soma ilçe merkezine göç vermeye başlamıştır. Bunun sonucunda, Darkale evleri ve mimari yapıları terk edilmişliğin sonucunda, harabe haline gelmiş, birçoğu yıkılmış, birçoğu ise yıkılmaya yüz tutmuş, zamana karşı koymaya çalışmaktadır.
Yörenin isminin kelime anlamı ise “Trakhys” yani “taşlık, kayalık” demektir. Yani, taşlık ve kayalık bir yerdeki şehir anlamına gelmektedir. Şehrin, kuruluşu, MÖ.2’nci yüzyıl başlarına kadar gitmektedir ve şehrin ilk görüntülerine yörede bulunan sikkelerde ulaşılır. Aynı dönemde, yörede Bergama krallığının egemenliği görülür. Hatta, tarih araştırmacılarına göre, Bergama krallığının önemli şehirlerinden sayılan “Germe” buralarda bir yerlerde kurulmuştur.
Tarhala ismi
Selçuklular döneminde “Darkale” olarak değiştirilmiştir. Günümüzde, burada: set üzerine yapılmış, manzaralı evler, dar sokaklar, camiler, bedesten ve hamam görülmeye değerdir. Bu yapıların çoğu, hala, Osmanlı izleri taşımaktadırlar. Safranbolu, Kula ve Beypazarı evlerini görenler, bunlarla benzerlik kuracaklardır.
Soma yöresine yolunuz düşerse, mutlaka, bu tarihi köyü görmelisiniz. Hatta: Eylül ve Ekim aylarında buraya yolunuz düşerse, değişik bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Köyün içindeki sokaklarda ve çevredeki birçok yerde, nar ağaçlarında toplanan ekşi narların önce taneleri çıkarılır, sonra suyu sıkılarak kaynatılır ve “Nar ekşisi” yapılır, bu döneme rastlarsanız, satın almayı unutmamalısınız.
Çünkü, muhteşem bir lezzet ortaya çıkıyor. Bir zamanlar, burada dondurma yapımı da önem kazanıyormuş. Buzdolabı gibi teknolojik imkanların olmadığı dönemlerde, Darkaleli dondurmacıların yaptığı dondurma, gerek burada ve gerekse çevre yörelerde çok tercih edilirmiş. Darkaleli dondurmacılar, orman içinde yaptıkları taş çukurlar içinde, karları sıkıştırıp buz haline getirirler ve Temmuz-Ağustos aylarına kadar muhafaza ederlermiş. Daha sonra bu buzları ve yörenin lezzetli sütünü ve doğal orkiden elde edilen salep kullanarak, muhteşem lezzetli dondurmalar yaparlarmış.
DARKALE-LİNYİT OCAKLARI
Yöre, çevrede, kömür rezervleriyle de önem kazanmaktadır. İlk olarak, 1900’lü yılların başında, Osman Ağa isimli bir şahıs tarafından kömür bulunur ve maden ocağı açılarak işletilmeye başlanır. Ancak, hemen akabinde, I. Dünya savaşı ve köyün bütün erkekleri, Çanakkale cephesine giderler. Bunun üzerine, Darkaleli kadınlar, yer altındaki maden ocağını işletmeye başlarlar ve bu çabalar, Darkaleli kadınları, Dünya Madencilik tarihine yazdırır.
DARKALE-MİNARELİ CAMİ
Darkale köyündeki minareli tek camidir. Bu minare: 19’ncu yüzyıl yapısıdır ve camiden ayrı, özgün bir yapıdır. Özellikle minarenin yapımında, antik malzeme kullanılması ilgi çekmektedir.
DARKALE-CAMİ
Darkale köyü yolu üzerinde, 19’ncu yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Caminin minaresi yoktur. Şadırvan bölümü: 15’nci yüzyıla ait bir hamamdan sökülerek buraya getirilmiştir. Bunun hemen altından, dere geçmektedir. Yapının çeşmeleri ilgi çekmektedir.
Manisa Soma Darkale Hamamı
DARKALE-HAMAMI
Darkale köyünde: köyün girişindedir. Hamam yapısının, değişik tip kurnaları ilgi çekmektedir. Ayrıca: yine büyük bir göbek taşı ve iki büyük halvet bölümü bulunmaktadır. Hamam yakın zamana kadar kullanılıyor olmasına rağmen, günümüzde kaderine terk edilmiştir.
SEVİŞLER BARAJI
Soma-Savaştepe kara yolu üzerindedir.
Soma Termik Santralının su ihtiyacının karşılanması ve Bakırçay ırmağının taşkınlarının önlenmesi için yapılmıştır.
Baraj toprak dolgusu yüksekliği: 60 metredir. 1981 yılında yapılan baraj gölü kıyısında: piknik alanları bulunmaktadır ve olta balıkçılığı yapılabilmektedir.
MENTEŞE KAPLICALARI
İlçe merkezine bağlı, 30 km uzaklıktaki, Menteşe köyündedir.
Termal suların sıcaklığı: 85 derecedir. Kaplıca sularının iyi geldiği söylenen hastalıklar: siyatik, romatizma, kadın hastalıkları.
Şehrin, İngilizce ismi “Luxembourg” dur. İsminin kelime anlamı Işıklı ülkedir.
Dünya üzerinde, yaşam kalitesi açısından, dünya 4’ncüsüdür.
2005 yılında ise, dünya birincisidir. Milli gelir açısından ise, resmi rakamlara göre, dünyanın en zengin insanlarının yaşadığı bir ülke olarak öne çıkmaktadır.
Ancak, özellikle İstanbul’dan küçük bir ülke olması, İstanbul’dan buraya giden ziyaretçilerin, başlangıçta kabullenememelerine sebep olmaktadır.
Bunların yanında, şehir, iyi korunmuş, eski kaleleriyle, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Özellikle, 1000 yıllık evler, gerçekten korunması gereken yapılardır.
HAVAALANI
Ülkenin havaalanı ismi “Findel Havaalanı” dır. Buraya, havayolu ile ulaşmayı düşünürseniz, bindiğiniz uçakta kesinlikle, bankacı tipli, gerek kıyafetleri ve gerekse tavırlarıyla, bambaşka insanlarla karşılaşacaksınız.
Havaalanı, şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Alan ile şehir merkezi arasında, otobüs ile yaklaşık 30 dakika bir yolculuk yapmanız ve 1.5 Euro ödemeniz yeterlidir. Taksi düşünürseniz, bu kez, 20 Euro ödemeniz gerekir.
Şehirden, Avrupa’nın yakın diğer şehirlerine trenle yolculuk yapmak isterseniz: Brüksel 2.5 saat ve 30 Euro, Amsterdam 6 saat ve 50 Euro, Paris 4 saat ve 45 Euro’dur. Paris ile aradaki bağlantı için, son yıllarda yapıla hızlı tren, büyük kolaylık sağlamıştır. Ayrıca: 150 km. uzunluğundaki otoyol ile, şehir, komşu Belçika-Hollanda ülkelerine bağlanmıştır.
Son bir not, buranın havaalanına çok sayıda büyük uçak inip kalktığını görürseniz şaşırmayın, çünkü bu havaalanı, Avrupa’nın en büyük kargo havaalanıdır.
TARİH
Şehrin geçmişi, 1000 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. Ülke hakkındaki ilk yazılı bilgiler: 963 yılında, Kont Siegfried zamanında, bölgede, Lüttenburg kalesinin kurulması ile başlar.
1354 yılında, kral Karl, şehri dukalığa dönüştürmüştür. Dukalık yönetimi: 1443 yılında, başkalarının egemenliğine girer. Ancak, 1600’lü yılların başında, evlilik bağları sonucu, bölgede İspanyol egemenliği hakim olur.
1685 yılında ise, bölge, Fransızlar tarafından ele geçirilir. 1815 yılına kadar Fransız hakimiyeti altında kalan ülke: Viyana kongresi sonucu bağımsız bir dukalık olarak, Hollanda’ya geçer.
1830 yılında ise, bu kez, Belçika hakimiyeti görülür.
Her iki dünya savaşında, tarafsızlık gösteren ülke: yine de, Alman işgaline uğramıştır.
1947 yılında ise, Hollanda ve Belçika ile birlikte “Benelüks” denilen gümrük birliği kurulmuştur.
Lüksemburk
GENEL
Şehir, 90 bin kişilik bir nüfusa sahiptir. Deniz kıyısında bulunmaması, ülkenin en büyük özelliklerinin başında gelmektedir. Avrupa’nın en küçük ülkelerinden birisidir.
Ülkenin genişliği en fazla 58-80 km. arasında değişmektedir ve Şehir: 1995 ve 2007 yıllarında “Avrupa Kültür Başkenti” seçilmiştir. Yani, Avrupa’da, başkaca iki kez, kültür başkenti seçilen şehir bulunmamaktadır.
Ülkenin kuzeyinde: Ardenler bulunur. Bu bölge, yoğun ormanlık yani yeşil alan ile kaplıdır. Buraya: Ösling ismi verilir. Burada, nüfus seyrekleşir.
Ülke: “Grandük” denilen bir kral tarafından yönetilir. Ama aynı zamanda, parlamenter temsili demokrasi sistemi geçerlidir. Ülkenin anayasası ise, ilk olarak “1868” yılında yapılmıştır. Hükümet Başkanı ve bakanlar, Grandük tarafından atanır ve onaylanır.
Ülkede: çevresindeki komşularının etkisiyle 3 dil konuşulmaktadır. Bunlar: Almanca, Fransızca ve Lüksemburgçadır. Lüksemburgça dili: tüm Lüksemburklular tarafından bilinir. Almanya sınırında Almancadan, Fransa sınırında ise, Fransızcadan yoğun olarak etkilenmiştir.
Eğitimde kullanılan dil: 3 dillidir. Bu 3 resmi dil dışında, İngilizce de zorunlu olarak öğretilmektedir. Ancak, sokaktaki yaşantıda, otellerde ve restoranlarda, İngilizce pek yaygın değil, bilginiz ola.
Yani, bir restorana gittiğinizde, önünüze gelen menü, büyük olasılıkla “Fransızca” olabilecektir. İngilizce istediğinizde ise, “hayır yok” denilecektir. Çünkü İngilizce sokaktaki insan tarafından pek bilinip kullanılan bir dil değildir. Dini yapılanmada ise, Katoliklik öne çıkar.
Şehir: birçok uluslar arası kuruluşun, genel merkezlerinin bulunduğu bir yer olarak önem kazanmaktadır. Özellikle: Avrupa Birliğinin birçok kurum ve kuruluşu, daire ve ofisi, burada bulunmaktadır.
Ülkede, para birimi olarak “Euro” kullanılmaktadır.
Ekonomi derseniz, ülke, dünya üzerinde en yüksek ekonomik gelire sahip insanların yaşadığı bir yer olarak önem kazanmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir ortalaması bakımından: dünya birincisidir. Kişi başı gelir, bu ülkede, 82 bin dolar iken, ülkemizde 13.500 dolardır.
Yani, buradaki insan, ülkemiz insanından, 6 kat daha fazla gelir elde ediyor. İnsandan bahsetmişken, bu ülkede, gerçekten çok miktarda “Portekiz” göçmeni bulunduğunu hatırlatmam gerekir. İnsanlardan bahsetmişken, bu ülkede, muhteşem bir köpek varlığının bulunduğunu da söylemem gerek, şöyle ki, her 5 kişiden birinin köpeği bulunduğu söyleniyor.
Ülkede: enflasyon ve işsizlik oranı, neredeyse sıfırdır. Avrupa’nın en önde gelen sigorta şirketleri, burada konuşlanmıştır. Ayrıca: dünyanın en büyük ikinci yatırım fonu merkezi, buradadır.
Bunların yanında, bireysel bankacılık sistemi de oldukça gelişmiştir. Şehirde, 220 banka şubesi bulunmaktadır. Avrupa’nın birçok zengini, bu ülkede banka hesabı açtırmıştır ve ülkenin bankaları, mahkeme kararı bile olsa, bu hesaplar hakkında kimseye bilgi vermezler.
Burada, en dikkat çeken özellik:
İnsanların burada çalışıp, çevre ülke ve şehirlerde yaşıyor olmaları ve buraya her gün gidip geliyor olmalarıdır. Bunun sebebi: şehirdeki iş gücünün yüksek maaşlar alması, ama aynı zamanda şehirdeki yaşamın çok pahalı olmasıdır.
Bu yüzden, insanlar, burada çalışıyorlar ama burada yaşamayı pek tercih etmiyorlar, çünkü gerçekten pahalı bir şehirdir. Ama öte yandan bu durum nedeniyle, özellikle sabah ve akşam saatlerinde trafik çok sıkışır ve yarım saatlik yollar, ancak 1 saatte alınır hale gelir.
Bunun doğal bir sonucu olarak da: şehrin boşluğu gösterilebilir, insanlar hep şehir dışında yaşadıkları için, özellikle akşam saatlerinde, şehir sokakları bomboştur.
Özellikle, emlak fiyatlarının çok pahalı olması dikkat çekmektedir. 40 m. Karelik bir stüdyo dairenin kirasının, 800 Euro’dan yüksek olduğu söylenir.
İklim derseniz: ülkede “deniz iklimi” egemendir. Buna bağlı olarak, özellikle yaz aylarının son günlerinde, yoğun yağış görülür. Yani, genel anlamda, soğuk bir ülkedir ve bu ülkeyi gezmeye giderseniz, yaz günü bile olsa, yanınızda mutlaka mont bulundurmanızı öneririm. Avrupa’nın en yağışlı ülkesi denebilir. İklim ne kadar ılımlı olsa da, bu yağmurlara dikkat etmeniz gerekir.
Lüksemburk
TATİL GÜNLERİ
1 Ocak Yeni yıl kutlaması,
23 Şubat Karnaval kutlaması,
10 Nisan İyi Cuma kutlaması,
13 Mart Paskalya kutlaması,
1 Mayıs 1 Mayıs bayramı,
21 Mayıs Yükseliş günü,
1 Haziran Whif Pazartesi,
23 Haziran Milli gün
15 Ağustos Varsayım günü,
31 Ağustos Lüksemburg Fete
1 Kasım Tüm azizler günü
2 Kasım All Souls günü
25 Aralık Noel günü,
26 Aralık Aziz Stephen günü
Lüksemburk
GECE HAYATI
Şehirde, yoğun bir gece hayatı bulmak mümkün olmamaktadır. Çünkü, normalde, şehirde akşam saat 7’de hayat bitmektedir. Ama, size bir küçük ipucu: merkezi tren istasyonunun karşısındaki kulüpleri, eğlenmek için düşünebilirsiniz ve hatta bu kulüplerin bazıları, striptiz kulübüdür.
Lüksemburk
NE YENİR-NE İÇİLİR
Bu küçücük şehirde, yaklaşık 10 civarında, Türk kebapçı dükkanı bulunmaktadır. Özellikle, hemen tren istasyonunun karşısındaki dikkatinizi çekecektir. Bence, yerel lezzetler yanında, kendi damak tadımızı tatmak isterseniz, bunların bulunması büyük güzelliktir. Yine de, bu şehirde Türk sayısı çok azdır.
Yine de, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Judd mat Gaardebounen” yani “bakla ve domuz etinden yapılan bir tür yemek” denenebilir. Elbette, domuz eti olmaması gerektiğinde ise “Friture de la Moselle” yani “yağda kızartılmış nehir balığı” düşünülebilir. Sosis ve lahana turşusu yanında, bir şişe şarap ısmarlamak gerekebilir.
Tüm bunların yanında, şehirdeki birçok pastanede, bir dilim kek ve bir fincan kahve içmeyi düşünebilirsiniz.
Ülkede, ne içilir derseniz, buranın meşhur şarapları var. Bunların başında gelen markalar: “Pinot Gris” ve “Gewürztraminer” olabilir. Bira severseniz, bu kez, tercih etmenizi önereceğim markalar “Simon Dubbel Donkers” ve “Mousel” olabilir. Yani: bu ülkede, birkaç çeşit üzümden üretilen şaraplar ve içimi yumuşak şampanyalar ünlüdür.
Ayrıca, yine bu ülkeye has “Cremon” denilen içkiyi tatmak önerilir. Bu içki türü: şarap-şampanya karışımı bir içki türü olarak ilgi çekmektedir.
Ancak, zamanla, Fransızlar, bunların ürettiği şampanyaların daha fazla satıldığını görünce, şampanya kelimesinin kullanılmasını yasaklamışlardır. Bunun üzerine, burada üretilen şampanya türü içeceklere “Cremon” ismi verilmeye başlanmıştır.
Özellikle: Ağustos-Kasım ayları arasındaki sürede, çeşitli üzüm ve şarap festivalleri düzenlenmekte ve bunlara, rehberli turlarla katılım mümkün olmaktadır.
Lüksemburk
NE SATIN ALINIR
Burada, sigara ucuzdur, çünkü vergi azdır. Bunun sonucunda, bunu bilenler, buradan fazla miktarda sigara alırlar, ama, özellikle Fransa ülkesine trenle geçerken, gümrük görevlileri, çantalarda sigara araması yaparlar ve fazla sigaralara el koyarlar.
Bunun dışında, bu ülkeden alışveriş yapılmaz. Hatta, bir dilim karpuz bile, 2.5 Euro ücretle satılıyor dersem, bu ülkenin ne ölçüde pahalı olduğu konusunda bana hak verirsiniz. Ama bu arada, eğer araç kiralayıp yaptığınız bir gezi varsa, benzininizi bu ülkeden almanızı öneririm, çünkü vergi olmaması, burada benzinin fiyatının diğer komşulara göre daha düşük olmasını sağlıyor.
Yani, bu ülkede, benzin ve sigaradan alınan vergiler, diğer ülkelere nazaran çok düşüktür ve bu nedenle, sınıra yakın birçok benzinlikte, uzun kuyruklar görürseniz şaşırmayın. Ülkeden arabası ile geçen her kez, bir depo benzin ve bir karton sigarasını alarak geçer.
Bunun dışında, bu ülkede: yılın belli dönemlerinde, genellikle 4 kere, ucuz satış günleri düzenlenir. Bu ucuz satış günlerinde: özellikle tekstil ürünlerinde, uygun fiyatlar yaratılır. Bu dönemlerde, aynı zamanda, alkol ve gıda satışları da artar ve insanlar, trafiğe kapatılan bazı sokaklarda, çılgınca eğlenirler.
Alışveriş ile ilgili son bir not: şehirde, her ayın 2 ve 4’ncü cumartesi günleri kurulan, bit pazarını ziyaret etmenizi öneririm.
Lüksemburk
TURİZM
Şehirde, tüm gezmeniz önerilen yerler, yürüme mesafesindedir. Yani, şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Ama, yine de toplu ulaşım araçlarını kullanmak isterseniz: tek binişlik otobüs biletlerinin, 1.5 Euro olduğunu bilmelisiniz. Bu şehri, bir günde rahatlıkla gezebilirsiniz.
Akşam saat 7 de, boşalan sokaklar, günün ilk ışıklarında, yani saat 6 da kalabalıklaşmaktadır. Özellikle, tren istasyonu, sabah saat 6 da, bayağı kalabalık oluyor.
Evet şehir gezinizde, şunu unutmamak gerekir. Şehri, 2 katlı bir şekilde düşünmek gerekir. Şehir merkezinden aşağıya inen dar ve kıvrımlı sokakları çok ilgi çeker. Sokaklarda bulunan dar ve renkli evler, sempati çeker.
1.Kat
Burası, şehri ikiye bölen vadidir. Grund ve Clausen semtleri, burada bulunmaktadır. Bu semtlerde: güzel kafeler, restoranlar görülür. Genelde, insanlar, buralara, hafta sonlarında yani tatil günlerinde giderler. Şehirdeki çeşitli festivaller burada yapılır.
Şehrin en güzel fotoğrafları, yine burada çekilebilir. Vadiden, yukarıya doğru uzanan duvarlar üzerinde, birkaç mağara görülmektedir. Evet, yazının en yukarısında belirttiğim gibi, bu bölge, UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.
2. Kat
Burada, özellikle “Kircberg” semti ilgi çekmektedir. Çünkü, Avrupa Birliği kurumları buradadır. Avrupa Birliğinin: Sayıştay, Adalet Divanı, çeşitli komisyonları ve Parlamentosu buradadır.
Lüksemburk
GEZİLECEK YERLER
Lüksemburk PLACE D’ARMES
PLACE D’ARMES
Kısa ismi olarak “Pless” kullanılır. Özellikle, yaz aylarında, yerli ve yabancı birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Ama, başlangıçta, askeri bir tören alanı olarak kullanılmıştır.
Dizayn edilen alanda, 1554 yılında, büyük bir yangın çıkmıştır.
1671 yılında ise, İspanyol mühendis Jean Charles tarafından, aynı yerde, daha küçük bir meydan dizayn edilmiştir. Biraz önce söylediğim gibi, bunun yapılış amacı, askeri törenlerin icrasıdır. Alan, ıhlamur ağaçlarıyla çevrilidir.
Günümüzde, burası yaya bölgesi olarak kullanılır. Yaz aylarında: kaldırımlar, sayısız kafe ve restoranlar ile çevrelenir. Müzik gurupları, her yaz akşamı, burada konserler düzenlerler. Ayrıca, alışveriş bölümünde söz ettiğim gibi, her ayın 2 ve 4’ncu cumartesi günleri, burada “bit pazarı” düzenlenir. Aralık ayında ise, Noel pazarı düzenlenir.
Meydanın doğu ucunda: Cercle Belediyesi binası bulunur. Yapı, 1906 yılında tamamlanmıştır ve 1909 yılında iç çalışmaları bitirilmiştir. Cephesinde: Lüksemburglu sanatçı Federspiel tarafından yapılan bir heykel görülmektedir. Bina: 1969 yılına kadar, “Avrupa Adalet Divanı” olarak kullanılmıştır. Aynı tarihten sonra ise, Palais Belediyesi tarafından teslim alınmış ve çeşitli kutlamalar ve kültürel etkinlikler için kullanılmaktadır.
Meydanın batısında: “Dicks-Lentz Anıtı” isimli bir anıt görülüyor. Bu anıt: Pierre Federspiel tarafından yapılmıştır. Anıtta, iki ulusal şair (Dicks ve Michel Lentz) tarafından yazılmış milli marşın sözleri görülmektedir. Anıtın tepesindeki aslan, büyük dukalığı temsil eder. Genel olarak “demir-çelik” endüstrisini temsil eden anıt, Lüksemburglular olarak slogan olarak kabul edilen sözleri içermektedir.
Lüksemburk PLACE GUİLLAUME
PLACE GUİLLAUME
Şehrin güneyindeki bir kent meydanıdır.
Meydanın batısında: Lüksemburg City Hall bulunur. Güneybatısında ise, bir atlı heykel bulunur. Heykel: Büyük Dük II. William’ı temsil etmektedir.
Meydanın ismini etkileyen özelliği, meydanın doğusundadır. Meydan: özellikle heykel çevresinde daralır ve ağaçlarla çevrilir.
Meydan alanında, daha önce bir “Frensisken Manastırı” bulunduğu için, buraya halk dilinde “Knuedler” ismi verilir. 1797 yılında, Fransız askerleri, Fransız devrim savaşları sırasında, buradaki bu manastırı işgal etmişlerdir. 1804 yılında, Napolyon, şehri ziyaret ettiğinde, meydanı, Dük II. Guillaume’ye sunmuştur.
1829 yılında, meydan, Belçikalı mimar Justin Remont tarafından yeniden dizayn edilmiştir. 1838 yılında ilk kent konseyi tarafından kullanılan, Belediye Binası tamamlanmıştır. Bu bina: Grandük II William tarafından, 1844 yılında hizmete açılmıştır ve zaten, kendisinin bir heykeli de meydanda bulunmaktadır.
1991 yılından bu yana, her yıl, meydanda, açık hava müzik festivali düzenlenmektedir. The Rock um Kneudler konserleri olarak isimlendirilen bu konserler: 1991 yılından bu yana bu meydanda ücretsiz olarak yapılır ve halkın katılımı sağlanır ve binlerce kişi tarafından izlenir. 1995 yılından sonra, bu konserler uluslar arası düzeyde yapılmaya başlanmıştır.
MUSEE NATİONAL D’HİSTOİRE ET D’ART LUXEMBOURG-ULUSAL TARİH VE SANAT MÜZESİ
Şehirde: tarihi merkezde, Fish Market caddesi üzerindedir. Kısa adı: “MNHA” olarak bilinir.
Şehrin ve küçük ülkenin en büyük müzesidir.
Müzede: Roma ve Ortaçağ dönemlerine ait tarihi eserler bulunmaktadır. Ayrıca: sanat eserleri ve şehrin tarihine ait çeşitli objeler sergilenmektedir.
Bunların yanında: Lüksemburg’da hayat isimli bir bölüm var. Burada: süsleme sanatları ve halk sanatları ve gelenekleri sergileniyor. Ayrıca, çevre ülkelerin dekoratif sanatları da sergileniyor. Başka bir odada, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden temin edilmiş, cam üzerine resimler var.
Kısa ismi “NMMH” olarak bilinir. Bamertal-Diekirch bölgesindedir. Savaş üzerine oluşturulmuş, büyük bir müzedir.
Müzede: askeri araçlar ve silahlar bulunmaktadır. Ayrıca, fotoğraf arşivi bulunmaktadır. Müzenin binası ise: 1944-1945 yılları arasında, şehirde kullanılan “eski bira fabrikası” dır.
Müzede özellikle: Amerikan askerlerinin, Dünya savaşı sırasında, askeri operasyonlarda kullandıkları malzemelerin teşhir edilmesidir. Özellikle, Amerikan 5. Piyade Tümeninin, nehir geçişinde kullandıkları gereçlerdir. Bunlar, manken askerler ile birlikte canlandırılmıştır.
Müzenin ikinci kısmı: Lüksemburg tarihine adanmıştır.
MUSEE D’ART MODERNE GRAND-DUC JEAN-GRANDÜK JEAN MODERN SANATLAR MÜZESİ
Müze: Dral Eechelen Park alanı içindedir.
Müzenin kısa ismi “MUDAM” dır. Yani, bu müze “MUDAM LUXEMBOURG” olarak biliniyor.
1999 yılında başlayan inşaat sonucu, 2006 yılında ziyarete açılan müzenin binası, mimar Çinli-Amerikalı M. Pei tarafından yapılmıştır. Ancak, doğal çevre ile mükemmel bir uyum söz konusudur. Yapı: 4500 m. Karelik bir alana kurulmuştur.
Müze, yoğun ziyaretçi almaktadır, ilginizi çekebilecek eserler b ulunmaktadır, ziyaret etmenizi öneririm. Koleksiyonlar içinde:; teknik ve estetik formlarda, çağdaş yaradılışın tanıklık ettiği, resim, desen, heykel, fotoğraf ve aynı zamanda tasarım, moda, grafik tasarım ürünleri görülebilmektedir.
Bu eserler, uluslar arası üne sahip, 100 den fazla sanatçı tarafından üretilmiş, 230 eserdir. Müzenin içinde, özellikle cam saray muhteşem.
Lüksemburk CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ Lüksemburk CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ
CHEMİN DE LA CORNİCHE-YAYA YÜRÜYÜŞ BÖLGESİ
Burası, şehirde, çok keyifli bir yürüyüş yoludur. Ancak, Avrupa’nın en güzel balkonu olarak da değerlendirilmektedir. Bu doğal yürüyüş yolu, St.Esprit platosunda, Bock burnuna kadar gitmektedir. Bu yol; 17’nci yüzyılda İspanyollar ve Fransızlar tarafından inşa edilen surların, 1860 yılında tasfiye edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
Burada, eski şehir duvarları boyunca, Alzette nehrinin kıyısında, dar bir vadi izlenir. Yol: Citadelle du St Esprit kalesi ve 1632 yılında inşa edilmiş olan şehir kapısı Grunder kapısı ile Bock burnunu birbirine bağlar.
Yürüyüş yolu: Saint Esprit nehrinin vadisi ve panoramik şehir manzarası sunmaktadır. Bunun yanında: Petrusse ve Alzette vadileri ve Grund bölgesinin muhteşem manzarasını görebilirsiniz. Ayrıca, Arnavut kaldırımlı sokakları ile insanların ilgisini çekmektedir.
Evet, burada, 100 dakikalık bir yürüyüş sırasında, 1000 yıllık bir geçmişi görebilirsiniz. Bu zengin yürüyüş yolu, sizi, şehrin en eski mahallelerine götürür.
Zaten, şehrin bu eski bölümleri, UNESCO tarafından, koruma altına alınmıştır. Kale köprüsü: kırmızı kumtaşından, 1735 yılında yapılmıştır. St.Ulric ise, şehrin en eski kilisesidir.
Lüksemburk WENZEL WALK MAHALLESİ
WENZEL WALK MAHALLESİ
Şehrin en eski mahallelerinden birisidir ve geçmişi, yaklaşık 1000 yıl öncesine kadar gider. Mahallenin: 1383-1419 yılları arasında, Lüksemburg Dükü II. Wenceslas’a vergi ödediği, kayıtlarda görülmektedir.
Burada, ilk yerleşim: 963 yılında, Kont Siegfried tarafından, Alzette nehrine bakan bir kayalık üzerinde kale inşa edilmesiyle yapılmıştır. Bu kale: diğer Avrupalı güçler tarafından sürekli ele geçirilmeye çalışılır.
Bunlar arasında: İspanyollar, Fransızlar, Avusturyalılar, Prusyalılar ve Almanlar sayılabilir. Çünkü: burası, Fransa ve Almanya arasında sıkışmış ve çevresine hakim, doğal bir oluşumdur. Bu yüzden, sürekli çalkantılı bir dönem geçirmiştir.
Bu mahallede, rehberli bir tur ile gezinmenizi öneririm. Bu gezinizde: gayet güzel ve yeterli tabelalarla, gezi istikameti belirtilmektedir.
Gezi parkurunda: 14’ncü yüzyıldan günümüze gelen: kale surları, tüneller, kuleler, köprüler, hareketli caddeler görebilirsiniz. Ayrıca, çevrenin panoramik manzarası da muhteşemdir.
Dar bir vadide ilerlerken
Çeşitli köprü ve viyadükler üzerinden geçeceksiniz. Başlangıç noktası: Bock Promontory denilen ve Lüksemburg kalesinden daha muhteşem bir yerden başlanılıyor.
Bu noktada: Jacob kulesinde, tarihi ve görsel-işitsel bir anlatım yapılıyor. Bock denilen bu bölgenin altında: şehrin farklı bölgelerine erişimi sağlayan, nemli tüneller uzanıyor.
Bu tüneller: farklı dönemlerde, buraya yapılmış ve özellikle II. Dünya savaşında, bombardımanlar sırasında sığınak olarak kullanılmıştır.
Tüneller günümüzde, küçük doğal açıklıkları, zayıf elektrik ışıkları, merdivenleri ile, ürkütücü bir görünüm sunuyor. Ama, bu muhteşem tahkimat: buranın, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmasını sağlamıştır.
Yürüyüş, Alzette nehrinin yeşil sularının kenarında, işgal etmek üzere bölgeye gelen kuvvetleri engellemek için yapılan su setinin yanında devam ediyor ve şehrin en eski kilisesi olan St. Ulric yakınlarında bitiyor.
Evet, 100 dakikalık bu yürüyüş sırasında, 1000 yıllık bir tarihi süreci yaşıyorsunuz. Kesinlikle, burayı görmenizi öneriyorum.
Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ Lüksemburk MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ
MUSEE D’HİSTOİRE DE LA VİLLE DE LUXEMBOURG-ŞEHİR TARİHİ MÜZESİ
Müze: Saint-Esprit bölgesindedir. Yani, eski şehrin kalbindedir. Müzeye giriş ücretlidir: giriş ücreti, yetişkinler için 5 Euro’dur. Gençler için ise, 3 Euro’dur.
Bu müze, Lüksemburg şehrinin tarihi anlatmaktadır. 1996 yılında, Lüksemburglu mimar Conny Lentz tarafından yapılmıştır. Müze binasında: özellikle cam cephe ve katlar arasındaki geniş panoramik manzaralı asansörler de ilgi çekmektedir.
18 metre karelik bu asansör, dakikada 65 kişiye hizmet verebilmektedir. Düşük hızla ilerleyen bu asansörlere bindiğinizde: katlarda gömülü belirgin kayaları hayranlıkla izleyebilir ve Grund tepesinin panoramik manzarasını izleyebilirsiniz.
Müze, iki bölümden oluşmaktadır. Müzede, yerli ve yabancı halk kültürleri ve toplumsal konuları içeren geçici sergiler düzenlenmektedir. Geçici sergiler, 1.katta: 18-19’nolu odalarda görülüyor.
Ayrıca, yıl boyunca, çağdaş sanatçıların eserlerinin bulunduğu daimi koleksiyon sergilenmektedir. Diğer bölümlerde ise, 1839 yılından günümüze kadar olan süreçte, Lüksemburg’un evrimi, tarihi geçmişi anlatılmaktadır. Müzede, dokunmatik ekranlar var, bunlar ile şehrin kentsel gelişimi de görülebiliyor.
Lüksemburk PALAİS GRAND DUCAL
PALAİS GRAND DUCAL
1570’li yıllarda, İspanyollar döneminde yapılan yapının mimarı tarzı: Kuzey Afrika esintileri taşımaktadır. Aslında bir anlamda, kraliyet ailesine yaraşır bir saray denilse de, günümüzde, kraliyet ailesi bu sarayda yaşamıyor. Ama, başlangıçta, Lüksemburg Büyük Dükü’nün resmi konutu olarak yapılmıştır.
II. Dünya savaşında ise, yapı, Naziler tarafından konser salonu ve lokal olarak kullanılmıştır. Ancak, bu kullanım sırasında, saraya büyük hasarlar verilmiş, mobilyaları ve sanat koleksiyonu hırpalanmıştır.
1945 yılında, Büyük Düşes Charlotte ülkeye sürgünden dönünde, burada yaşamaya başlamıştır. Ancak, yapı 1960 yılında yeniden dekore edilmiş ve 1991-1996 yılları arasında ise, büyük restorasyona tabii tutulmuştur.
Evet, gelelim günümüze, Saray, günümüzde ziyarete açıktır. Burası, Grandük resmi ikametgahı olarak kullanılıyor ve Lüksemburg askerleri tarafından korunuyor. Ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamları, burada ağırlanıyor. Yıl boyunca, birçok resepsiyonlar veriliyor.
Lüksemburk CATHEDRALE NOTRE DAME
CATHEDRALE NOTRE DAME
Ülkenin: Meryem Ana’ya adanmış, en büyük dini yapısıdır.
Yapının ilk yapılışının, 1613 yılına kadar gittiği ve aynı yıl, burada bir Cizvit kilisesinin kurulduğu söylenmektedir.
Günümüzdeki yapının mimarisi, gotik mimari özellikleri göstermektedir. Kilise yapısı: 1870 yılında, Papa tarafından kutsanmış ve katedral haline gelmiştir. Yapı: 1935-1938 yılları arasında genişletilmiştir. Yapının merkezinde, ünlü Lüksemburklu heykeltıraş Lucien Wercollier tarafından yapılan bir bronz heykel bulunmaktadır.
Burası, şehir merkezinde bir konser salonudur.
2005 yılında açılmıştır. Salonun inşa edilmesi sebebi: Lüksemburg şehrinin, 1995 yılında, Avrupa Kültür Başkentliğine aday gösterilmesidir.
Bunun üzerine, Lüksemburg Parlamentosu, 1997 yılında, bu konser salonunun yapılmasına karar verir ve yapılan yarışma sonucunda seçilen proje uygulamaya konulur. Salonun inşaatı: 2002-2005 yılları arasında sürdürülür.
Yapının mimarı: Christian de Portzamparc’dır. Cephede: 823 tane, 3-4 sıra halinde düzenlenmiş, beyaz çelikten sütunlar görülmektedir. Yapı içindeki, üç salonun akustik düzeni: Çinli Albert Yanying tarafından yapılmıştır.
Sonuçta, konser merakınız olmasa da, salonun mimari görünümü mutlaka ilginizi çekecektir.
GRAND-DUC JEAN-MODERN SANAT MÜZESİ
Kirchberg bölgesindedir. Kısa ismi “Mudam” olarak bilinir.
Müze binası: Hritzker ödüllü mimar IM Pei tarafından yapılmış ve 2006 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede, daimi koleksiyon için, 100 kadar sanatçının, 200 kadar eseri sergilenmektedir.
Lüksemburk
ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER
Lüksemburk ECTERNACH
ECTERNACH
Ülkenin en eski şehridir. 800’lü yıllarda kurulmuş şehirde, bir manastır ve manastırın küçük ve ilginç bir müzesi, görülmeye değerdir. Almanya sınırı yakınlarındadır.
Şehir, 698 yılında, Echternach Abbey tarafından kurulmuştur. Sauer nehri ise, Lüksemburg ile Almanya arasında sınırı oluşturur. Roma döneminde de, burada yerleşim görülür. Özellikle, 1975 yılında keşfedilen Roma villası ilgi çekmektedir. Hatta, bu Roma villasının, Alplerin ve Kuzeyin en büyük Roma dönemi yapısı olduğu söyleniyor.
Burada, ayrıca 2 kilise var. Bunlardan, St. Wilibrord, 8’nci yüzyıldan kalmadır ve kentin tarihi merkezindedir. Diğer kilise St. Peter ise, Paul bölgesindedir. Şehir merkezindeki, Prehistorya Müzesi ise, insanlık tarihinin bir milyon yıllık geçmişine dair izler taşımaktadır.
1975 yılından bu yana, şehirde, her yıl Mayıs ve Haziran aylarında “Uluslar arası Müzik Festivali” düzenlenmektedir.
Aynı zamanda, Lüksemburg şehrinde, buraya giderken, yine birkaç ilginç şato görebilirsiniz ki, bunları da gezmenizi öneririm.
Lüksemburk VİANDEN KASABASI
VİANDEN KASABASI
Ülkenin kuzeyindedir. Buranın en görülmesi gereken yapısı: Vianden kalesidir. Kale: Ortaçağ döneminde yapılmıştır ve çok yeni görülmesinin sebebi, 19’ncu yüzyılda restorasyona tabi tutulmasıdır.
Kaleye çıkan yollar ve patikalar, gayet ilgi çekicidir. Ama, aynı zamanda yükseklik korkusu olanlar için de olumsuzdur. Kalenin içinde bulunan küçük müze bölümünde: 11’nci yüzyıldan kalan goblenler, zırhlar, süslü mobilyalar görülebilmektedir.
Fransız yazar Victor Hugo: burada, bir süre sürgünde kalmıştır. Bölgede, kendisinin sürgünde iken yaşadığı ev, günümüzde “Victor Hugo House” olarak düzenlenmiş ve 1935 yılından bu yana müze olarak kullanılmaktadır. Burada, ünlü yazarın kişisel belgeleri, özgün eserleri ve mobilyaları görülebilir. Ayrıca, Rodin tarafından yapılan büstü görülüyor.
Lüksemburk SCHENGEN ŞEHRİ
SCHENGEN ŞEHRİ
Schengen anlaşmasının imzalandığı bir kasabadır. Küçük bir şarapçılık köyü olarak bilinirken, 14 Haziran 1985 tarihinde “Schengen Anlaşması” nın imzalanması ile, bütün dünyada, meşhur ve bilinir olmuştur.
Kasabanın bir köşesinde durup, muhtemelen 10-15 metre uzaklığa baktığınızda, Almanya-Fransa topraklarını görebilirsiniz. Yani, burası bir anlamda, üç ülkenin topraklarının birleştiği bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ayrıca: şehirde, 1390 yılı yapımlı bir kale görülmektedir. Kale, 19’ncu yüzyılda yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde, otel ve konferans salonu olarak kullanılmaktadır.
Şehirdeki diğer bir yapı ise, “Centre Europeen” olarak isimlendirilen Avrupa Müzesidir. Müze, 13 Haziran 2010 tarihinde, yani anlaşmanın imzalanmasının 25’nci yılında açılmıştır. Müzede, anlaşma ile ilgili olarak, tarihi fotoğraflar, video ve ses görüntüleri bulunmaktadır.