Londra Westminster Abbey-Westminster Palace

Londra Westminster Abbey-Westminster Palace

 

Westminster Abbey’in karşısındaki bu yapı: Victoria dönemi neo-gotik mimari stildedir ve 1512 yılından bu yana, Lordlar ve Avam Kamaralarına ev sahipliği yapmaktadır. Ancak, günümüzde görülen yapı: 1834 yılındaki büyük yangının ardından yapılmıştır.

Westminster Abbey: küçük bir adadır ve Westminster Palace: aslında bu küçük ada üzerine inşa edilmiştir.

Adanın yaklaşık 1000 yıllık bir geçmişi vardır ve “Thorney Adası” olarak bilinir. Ancak: Thorney adası günümüzde ana karanın içinde kalmıştır.

Binanın kuzey ucunda: ünlü Big Ben saat kulesi bulunmaktadır. Güney ucunda ise “Victoria Tower” bulunur. Yapı: 1858 yılında tamamlandığında, dünyadaki en yüksek laik yapı olarak önem kazanmıştır.

Avam Kamarası

Parlamentodaki partilerin seçimle gelmiş üyelerinden oluşur. Bu üyelere “MP” ismi verilir. En fazla üyeye sahip olan parti: “Hükümet” ve o partinin başkanı da “Başbakan” olur. Diğerleri ise, “Muhalefeti” oluşturur.

Avam Kamarasında bazen ateşli tartışmalar “Başkan” seçilen bir üye tarafından yönetilir. Her iki kamarada da tartışıldıktan sonra gündeme alınan öneriler, Avam Kamarasında kanunlaştırılır.

Parlamento açılışında, Kraliçe bu salondaki “Lordlar Kamarası” tahtından, hükümetin vizyonuna ilişkin bir konuşma yapar. Ama, konuşmaya gelirken: “Sovereign’s Etrance” koridorunu kullanır.

Burayı ziyaret etmek isterseniz

Rehberli turlarla gezerken, tartışma halinde veya komite çalışmaları yapan parlamento üyelerini görebilirsiniz.

Gezi için girişler

Central Lobbye açılan “Parliament Square” üstündeki “St Stephen’s” denilen girişten yapılıyor. Bu girişin solunda ”Great Hall” denilen bölüm bulunur ki, burası tarihin kalbidir.

1097 yılından kalma salonda: Kuzey Avrupa’daki en büyük ahşap çatı bulunur ve onun altında: sayısız yasa geçmiş, mahkemeler düzenlenmiş ve taç giyme kahvaltıları yapılmıştır.

İçeriye girdiğinizde: Lobinin solunda: “House of Commons” denilen yer vardır ve burada seçilmiş Parlamento üyeleri otururlar. Bunlara “MP” ismi verilir. Lobinin sağında ise “House of Lords” bölümü bulunur.

Ayrıca: lobinin üstündeki “Central Tower” a çıkabilirsiniz.

 

Evet: şimdi gelelim: burayı ayrıntılı olarak incelemeye

Dünyaca ünlü bu bölgede: Ortaçağ döneminden bu yana krallığın gücünü ifade eden çeşitli binaların bulunduğu biliniyor. Hatta: daha da öncesinde, burada efsanevi “Apolon” tapınağı bulunduğu ancak bir depremle yıkıldığı söyleniyor.

Bilinen geçmişinde, burada MS.8.yüzyılın ilk dönemlerinde, St Peter adına adanmış bir Sakson kilisesi bulunuyordu. 10.yüzyılda bu kilise: bir kraliyet kilisesi olarak benimsenmiştir. Kraliyet buraya ilgi gösteriyordu, çünkü: burası bir mezar yeri ve aynı zamanda Hıristiyan krallığın önemli bir manastırıydı.

11.yüzyılın ilk yarısında: Danimarka Kralı Cnut (1016-1035) döneminde burada bir yapı inşa edildi.

Ancak, aynı dönemde yapılan bu binalar: Thorney adası üzerindeydi. Themes nehri: çok daha geniş ve sığ olması nedeniyle, burada küçücük bir ada oluşturmuştu. Kalan bölge ise, tamamen bataklıktı.

1042 yılında ise, İngiltere’nin son Sakson hükümdarı St Edward: Wesminster Abbey’i oluşturmaya başladı. Abbey: 1065 yılında tamamlanmıştır ve kendisi de, 1066 yılında Abbey’e gömülmüştür.

Abbey kilisesi

Adada en iyi arazi üzerine inşa edilmişti. Diğer binalar ise, İngiliz monarşisinin önemli bir kraliyet ikametgahı ve kilisesi olarak bölgeye önem kazandırdı.

Old Place Yard: 1065 yılında bölgenin merkezi oldu. Yine takip eden dönemde: yakalanan ve suçlu ilan edilenler: Yard bölgesine dikilmiş bir iskelede asılarak idam edildiler.

1618 yılında: Sir Walter Raleigh: burada idam edildi. Onun dul eşi: başını aldı ve pelerinine sararak, ölene kadar bir cam içinde, 20 yıl muhafaza etti.

New Palace Yard: Wesminster Hall’ın kuzey ucunda bulunuyor. Bu Hall binası: 1097 yılında William II tarafından inşa edilmiştir. Daha sonra inşa edilen “Old Place Yard” ise güneydedir. Edward Confessor Sarayının büyük salonu: 1972-1974 yılları arasında inşa edilen 450 araçlık bir 5 katlı otoparka dönüşmüştür.

Burada yapılan arkeolojik araştırmalarda: Henry VI tarafından 1443 yılında inşa edilen, büyük bir havuzun sekizgen tabanı ortaya çıkarılmıştır. 12. yüzyılda yapıldığı düşünülen bu çeşme, 17.yüzyıl sonlarına kadar bahçede durmuştur.

1066 yılında

Kral William Fatih: hanedanının sürekliliğini göstermek için Westminster kilisesi ve manastırını benimsemiştir. Kral aynı zamanda: Londra kulesi ve yeni bir taş kale inşa ettirdi. Aynı dönemde: Londra’nın nüfusu büyüdü ve ticaret limanı ve iş merkezi olarak önemli hale geldi.

Ancak: hükümet, bu dönemde de henüz kalıcı olarak “Westminster” merkezinde değildi.
1097 yılında: Kral William II döneminde, Great Hall yani Wesminster Sarayı temelleri atıldı.

Proje: zamanında Avrupa’nın ve türünün en büyüğü idi. Salon: Westminster krallığının tören merkezi ve kraliyet bayramları ve ziyafetler için kullanıldı.

Takip eden yüzyılda

Kraliyet kurumları ve üyeleri: Westminster bölgesine yerleşmeye başladılar. Anglo-Saksonlar zamanında, İngiltere’nin başkenti Wessex krallığında Winchester oldu.

Kral Henry II döneminde: kraliyet hazinesi Winchester kalesinde muhafaza edildi.
Westminster Sarayı: Kral Henry III döneminde, hükümet ve kraliyet otoritesinin merkezi olarak gittikçe daha önemli hale geldi.

Yeni binalar: 1270 yılı civarında: Great Hall’ın kuzey ucunda inşa edilmeye devam etti.

1245 yılında: Westminster Hall güney bölümünde, bir kraliyet tahtı yapıldı. Taht: sarayın tören bölümünün merkezinde, kralın sürekli varlığını sembolize ediyordu. Saray: aynı zamanda kamu günleri için Kral Henry III tarafından düzenli olarak kullanıldı.

Kral Henry III: yoksullara gıda yardımında özen gösterdi. 1244 yılında, bir günde, 10.000 yoksul insan, tek günde Westminster Sarayında beslendi.

Evet: 13.yüzyılda, Kral Henry III: Westminster sarayında birkaç önemli değişiklik yaptı. Bunlar: Kraliçenin Şapeli, Kraliçenin odası, Kral odası, Ticaret odası (Boyalı oda) onun yaptığı değişikliklerin en önemlileridir.

Boyalı Oda

Boyalı oda: yapılan değişikliklerin en muhteşemidir. Günümüz St Stephen Hall temelleri üzerinde özel bir daire olarak kral tarafından inşa ettirilmiştir.

Kral Henry için buraya bir yatak konuldu. Kral Henry: altın yaldızlı ve yeşil boyalı bu duvarlar içinde görkemli bir yatakta yatıyordu. Yatağın üstünde: Edward Confessor’e ait büyük bir resim bulunmaktadır.

Resepsiyon Salonu

Burası: duvarlarını kaplayan muhteşem tablolarla dikkati çekmektedir. Kralın resim ustaları: 1226 yılında resim çalışmalarına başladılar ve yaklaşık 60 yıl boyunca bu çalışmalar sürdürüldü.

Ancak: 1263 yılında bir yangın çıktığında, orijinal süslemelerden tahrip olanların tamir edilmesi gerekti. Onarılan resimler 1267 yılında tekrar yerlerine asıldılar.

13.yüzyıla gelindiğinde: Westminster Sarayı: Lordlar ve Avam kamarası için buluşma yeri oldu. 1341 yılında: Lordlar ve Commons: burada karşı karşıya geldiler.

Lordlar Kamarası

Lordlar Kamarası: Kraliçenin odası kompleksinin güney ucunda mütevazi bir ortaçağ salonunda biraya geldiler. 1801 yılında ise Lesser Hall’e taşındılar.

 

Avam Kamarası

1547 yılında: Kral Edward VI döneminde: St Stephen Chapel’i: toplantı yeri olarak kullanılmaya başlandı.

 

Parlamento Daimi Evi

Saray: Kral Henry VIII döneminde, yangın sonrasında, 1512 yılında “Meclis” in daimi evi olarak kullanılmaya başlandı.

Kraliyet ailesinin ayrılmasından sonra: Westminster Sarayı yine de kraliyet sarayı olarak bilinir kalmıştır. Sonraki yıllarda: Saray ve külliyenin kontrolü hükümdarın temsilcisi “Lord Chamberlain” tarafından yürütülür olmuştur.

 

Westminster Abbey Manastırı

Burası: Londra’nın en güzel binası ve aynı zamanda en eski yapısıdır. Günümüzdeki manastırın tarihi: “Thames” nehri kıyısında, bir zamanlar “Parliament Square” güneyinde bulunan ve 12 Benedit keşişinin MS.960 yılında kurduğu manastıra kadar uzanır.

Bu “Benedit manastırı”: Aziz Dunstan (909-988) tarafından kurulmuş ve bir zamanlar bataklık olan “Isle of Thorney” bölgesine inşa edilmiştir. (Yukarıda söz etmiştim, burası Thames nehrinin ortasında kalan bir adadır)

Kral Edward: “The Confessor” denilen manastırı yenileyerek, 1065 yılında daha büyük bir kilise ve manastır inşa ettirmiştir. Manastır: reform döneminde korunmuş ve kraliyet törenlerine ev sahipliği yapmaya devam etmiştir. Hatta: 1066 yılında Kral William, burada taç giymiştir.

1245 yılında

Kral Henry III’ün mimarı: Henry: kilisenin büyük bölümünü yenilemiştir. 1376 yılında “nef” bölümü tamamlanmış ve doğuya Kral Henry VII döneminde “Lady Chapel” yapılarak manastır genişletilmiştir.

Manastırın batı cephesindeki ikiz kuleler ise “Nicholas Hawksmoor” tarafından 1734-1745 yılları arasında yapılmıştır.

Günümüzde görülen gotik manastırda: Edward tarafından yaptırılan manastırın bazı bölümlerini görmek mümkündür. Buna “Westminster Okulu” dahildir. Kilise korosu “Choir School” un yani “Koro Okulu” nun 30 delikanlısı: koro servisinde bulunurlar.

1953 yılında, Kraliçe Elizabeth II; burada taç giymiştir. 1997 yılında ise, yine burada Prenses Diana’nın cenaze töreni düzenlenmiştir. 2001 yılında Prens William’ın düğünü yine burada yapılmıştır.

Evet: günümüzde hem kilise ve hem de ulusal müze olarak kullanılan manastır: İngilizlerde ulusal bilincin oluşmasında da büyük rol oynamıştır. Çünkü: ünlü krallar, şairler, devlet adamları ve yazarlar, burada gömülüdür.

Söylenenlere göre, burada kilise ve dehlizlerde 3300 kişi gömülüdür, hatta: boşluk olmaması için bazı tabutların dik bulunduğu de belirtiliyor. Burada gömülü ünlüler arasında bulunanlar: Charles Darwin, Isaac Newton, David Livingstone.

Burayı ziyaret ederseniz, görmenizi önereceğim yerler şunlardır

1.Aziz Edward Şapeli
2.Nef
3.Şairler köşesi
4.Lady Chapel
5.Taç giyme koltuğu
6.I.Elizabeth Mezarı
7.Koro
8.Adsız asker anıtı
9.Toplantı odası
10.Revaklar.

1.Aziz Edward Şapeli

Son Anglosakson kral olan Aziz Edward’ın (1003-1066) basit mezarı, manastırın kalbinde bulunmaktadır. Kral: Londra’nın ilk kraliyet sarayı olan Westminster’in yanı sıra, bugünkü manastır

2.Nef

Manastır nefi: İngiltere’de en yüksektir. Nef yakınında: meçhul asker anıtı ve yakında Winston Churchill için yapılan bir mermer anıt bulunur.

3.Şairler Köşesi

Kilisenin haç şeklindeki yan kollarının güney bölümü, İngiliz yazarlarının hayatını anar. Shakespeare ve Lord Byron için yapılan anıtların yanı sıra, Dr Samuel Johnson, Charles Dickens ve besteci Gegorge Frideric Handel’in mezarları buradadır.

Ayrıca aktör Sir Laurence Oliver’in külleri de buraya gömülmüştür.

4.Lady-Henry VII Chapel

Henry VII Chapel: 1503-1512 yılları arasında inşa edilmiş, muhteşem bir tonoz ile zamanın en önemli şapellerinden birisidir. Şapel: büyük bir vitray pencereye sahiptir ve bu pencere: İngiltere’deki en popüler anıt penceredir.

Ancak, orijinal pencere 1947 tarihinde, II. Dünya Savaşı sırasındaki bombardımandan etkilenmiş, hasar görmüş ve günümüzde görülen pencere yerleştirilmiştir. Bu yeni pencere: 1940 yılında Britanya savaşı sırasında ölen savaşçı pilotlar ve ekiplerin anısına yapılmıştır.

9.Papazlar Meclisi Binası-Toplantı Odası

3’ncü yüzyıldan kalma ikonik zeminiyle öne çıkan sekizgen manastır, keşişlerin mekanıydı. İngiltere’de türünün en büyüklerinden birisidir. Yerdeki orijinal karo döşemesi: 1250 yılından kalmadır.

Ayrıca, 14.yüzyıl yapımı duvar resimleri de ilgi çeker. Avam kamarası bir süre burada toplanmıştır.

 

Yüksek Sunak

Kuzey girişinde dümdüz yürür ve solunuza bakarsanız, yüksek sunağın 1268 yılından kalma renkli mozaik yer döşemesini görebilirsiniz.

Sunağın arkasındaki St Edward’s Chapel; King Edward the Confessor’ı anar. Kendisinin yeni yaptığı şapel ölümünden bir yıl önce, 1065 yılında kutsanmıştır. Şapelde Edward’ın türbesi ve kraliyet ailesinden geri kalanların mezarları bulunur.

Şapelin dışında yüksek duvarlı masif meşeden yapılmış Coronation Chair (taç giyme koltuğu) dört yıldızlı aslan tarafından korunur. 1308 yılından bu yana, sadece iki kral (Kral V Edward ve Kral VIII Edward) burada taç giymiştir.

Henry VII Chapel

Coronation Chair’in arkasında mücevher benzeri Henry VII’nin Lady Chapelini ziyaret edin. Yelpaze şekilli kemerlerinde dantel dokunuşları vardır.

Henry’nin üyesi olduğu House of Tudor (Tudor evi) sembolü; bronz kapıları süsler. Kralın mezarı, eşi Elizabeth of York’un son dinlenme yeri ile birlikte sunağın arkasındadır.

Lady Chapel’in kuzey koridorunda I. Kraliçe Elizabeth’in ve yarı kardeşi kraliçe Mary’nin renkli Tudor mezarları bulunur. Din nedeniyle birbirlerinin düşmanı olmuş olan kız kardeşler, burada ölümlerinden sonra birleşmişlerdir.

Güney koridorunda gömülü olan başka kraliyet ailesi üyeleri de vardır, bunların arasında buraya son olarak 1760 yılında gömülen Kral II George bulunmaktadır.

Kilise Salonu

150 yıllık ve 31 metrelik kilise tavanı İngiltere’nin en yükseğidir. Burada gömülü olanlar arasında On the Origin of Species’in (Türklerin kökeni) yazarı Charles Darwin de vardır. Batı pencerelerinin altında, I.Dünya Savaşında ölenlerin anısına yapılmış olan “Bilinmeyen Asker” mezarı da bulunmaktadır.

St Stephen Şapeli: (1184-1363)

Şapel: ilk olarak 1184 yılında Westminster Sarayında, kralın özel şapeli olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise sitede durmaya devam etmektedir.

Kral Edward: 1292-1297 yılları arasında: Paris’te bulunan “Louis IX Sainte Şapeli”ne rakip olarak burayı yaptırdı. İnşaat 20 yıl sürdü. İki katlı binanın taşları, Fransa Boulogne ve Caen bölgelerinden geldi.

Mermerler ise İspanya’dan geldi. Şapelin üst çatısı: gök mavisi boyalı ve altın yaldızlıdır, pencerelerin altında ise boyalı İncil karakterleri ve hikayeler betimlenmiştir.

Duvarların boyanması ve pencere camları: 1348-1363 yılları arasındaki dönemde, yani 15 yıl sürdü. Ahşap ve dekore edilmiş çatı, yaklaşık 100 metre yükseldi. Her bölümü: yeşil, mavi ve kızıl boyandı.

Kral: bütün ve birleşen parçalar arasında hassas bir uyum yaratmak için çalıştı. Bu basit fikir: İngiliz mimarisin sonraki gelişimi ve özellikle Gotik tarzı üzerinde güçlü etkiler yarattı.

St Mary Undercroft Şapeli

Şapelin inşaatına, 1297 yılında Kral Edward I döneminde başlanmış ve 1365 yılında, Kral Edward III döneminde tamamlanmıştır. St Stephen Şapeli Kraliyet ailesinin şapeli iken, St Mary Undercroft: kraliyet hane halkının ibadet yeri olarak kullanıldı.

Şapel: tonozlu ve cilalı mermer sütunları içermektedir. Tavan: yeşilli oymalar, ejderhalar, müzikal melekler, hayvanlarla dekore edilmiş ve zemin mermer ve karışık çinilerle kaplanmıştır.

1834 yılını takiben: Şapel, Oliver Cromwell’in atları için bir ahır ve ardından bir şarap mahzeni olarak kullanılmıştır.

Takip eden dönemde: Şapel: Avam Kamarası başkanı için bir yemek odasına dönüştürüldü. Onun taş işçiliği büyük ölçüde zarar görmesine rağmen, Crypt; 1834 yılında, büyük bir yangında, Westminster Sarayında ayakta kalan birkaç yerden biridir.

Şapel: 1860-1870 yılları arasında restore edilmiştir. Restorasyon çalışmaları sırasında: 1464 yılında ölen Piskopos William Lyndwoode’un kalıntıları, Şapelin kuzey duvarında mumyalanmış olarak bulundu ve manastıra tekrar gömüldü.

Evet, günümüzde de Şapel: Chamberlain Sekreteri sorumluğunda: düğün ve vaftiz hizmetlerinde kullanılmaktadır.

 

Jewel Kulesi

Bu mücevher kulesi; Abingdon Street üzerindedir.

Günümüzde halen durmakta olan bu kule: Ortaçağ döneminden kalma Westminster Sarayının ayakta kalan dört bölümünden birisidir. (diğerleri: Westminster Hall, Avlu ve St Stephen bölümü, St Mary Undercroft Şapeli)

Kule: Sarayın güneybatı köşesinde, Kraliyet dairelerine bitişik özel bir bahçenin kenarında, Westminster Abbey için ayrılan arazi üzerinde, 1365-1366 yılları arasında, Kral Edward III tarafından yaptırılmıştır.

O günlerde, ortaçağ sarayı buraya kadar uzanıyordu. 3 katlı kulenin: o yıllarda, kralın mücevherleri, altın ve gümüşlerinden oluşan özel koleksiyonu için bir depo olarak kullanılması amaçlanmıştır.

Kule Henry Yevele: yani o dönemin en iyi mimarı tarafından dizayn edilmiştir. Kulenin çevresinde: yangın ve hırsızlara karşı önlem için bir hendek ve ortaçağ iskelesi görülür.

1512 yılında yangının ardından: burada muhafaza edilen kralın giysileri ve mücevherleri topluca başka yere taşınmıştır.

Fransız savaşı sırasında ise, burası askeri malzeme ve teçhizat ile doludur. 1621 yılından sonra ise, Lordlar Kamarasının kayıtları: Jewel kulesinde muhafaza edilmeye başlanmıştır.

Ancak, bunlarda 19.yüzyılda Victoria Tower’a aktarılır ve Jewel Kulesi: halka açık bir turistik yer haline gelir. 1869 ile 1938 yılları arasında ise kule: ağırlıklar ve ölçümler ofisi olarak kullanılmıştır.

Günümüzde burada “Parliament Past and Present” sergisi ve “Jewell Tower” in geçmişine adanmış bir sergi bulunmaktadır. Ayrıca: hendek ve Ortaçağ iskelesi görülmeye değerdir.

 

Victoria Tower

Westminster Sarayında yükselen: Big Ben karşısındaki bu kule: Kraliçe Victoria adına yapılmıştır. Yüksekliği 98.5 metredir ve uzun yıllar boyunca: dünyanın en yüksek ve en büyük taş kulesi olarak önem kazanmıştır.

Ancak: her zaman büyük bir saati olmadığı için, ünlü kardeşi Big Ben’in gölgesinde kalmıştır.

1860 yılında yapılan kulenin ilk yapılış amacı: Parlamento kayıtları için bir depo olarak kullanılmasıdır ki, günümüzde de Parlamento Arşivleri buradadır.

Kulenin üstünde, 120 metre yükseklikteki bir demir direk bulunur. Burada: “Royal Standard” veya “Birlik Bayrağı” asılı durur.

1860 yılında tamamlanan yeni sarayın son parçalarından biri olan kule: ölümünden hemen önce Barry tarafından tasarlanmıştır. Kulenin iç ve giriş kemerlerinin altında: kraliyet törenleri için mimar Charles Barry tarafından tasarlanan zengin oyma ve heykeller bulunur.

Bunlar: İngiltere, İskoçya, İrlanda ve Galler bölgeleri ve Kraliçe Victoria ve Adalet-Merhameti betimleyen figürler ve koruyucu aziz heykelleridir. Kulenin genelinde ise: Tudor dönemi özelliklerine atfen çok sayıda kraliyet amblemi, güller ve tuğralar görülür. Kulenin kapısı: yeterince geniş yapılmıştır.

Aslında bu kulenin

Thames sonundaki Big Ben kulesine karşı bir denge sağlaması için simetri olarak yapıldığı söylenir. Ama aslında bu kule: Parlamento Arşivlerinin muhafaza edileceği bir yer olarak özel olarak tasarlanmıştır.

Commons kayıtları, 1834 yangınında yok olurken, Lordlar Kamarasının “Jewel kule”deki kayıtları hasar görmemiş ve bunlar, daha sonra bu kuledeki koleksiyona dahil edilmiştir.

Bu koleksiyondaki kayıtların 1497 yılına kadar gittiği söyleniyor. Bunların koyulduğu rafların 345 metre uzunluğunda olduğu belirtiliyor.

Bu 12 katlı arşiv bölümüne, bir asansörle veya 553 adımlık dökme demir spiral bir merdivenle çıkılır.
Kule: 1990 ve 1994 yılları arasında restorasyona alındığında yapılan iskele: Avrupa’nın en büyük bağımsız iskelesi olarak dikkati çekmiştir. Duvarcı bir ekip tarafından: çürümüş taşlardan bazıları yerlerinden sökülmüş ve yenileri yerleştirilmiştir.

Kulenin dibinde: Saraya giren her kraliçe tarafından kullanılan “Sovereign Giriş” görülür. Oradan “Kraliyet Merdivenleri” olarak bilinen yol takip edilerek, Kraliçenin geçtiği yerler görülür.

Buraya “Norman Sundurması” de denilir. Çünki, “Norman kralları”nın heykelleriyle süslenmiştir. Daha sonra ise: Lordlar Kamarasına girmek için izin verilen tek yer olarak kullanılmıştır.

1834 Yılı Büyük Yangın

1826 yılından sonra kullanılan, eski muhasebe sistemine ait kayıtların yakılmasına karar verildiğinde, Lordlar Kamarasının bodrum katındaki sobaların kullanılması düşünüldü ve bunlar 1834 yılında, 16 Ekim günü: bu talimat üzerine, işçiler: sabah saatlerinde evrakları yakmaya başladılar, ancak öğlene doğru üst kattaki bölümde, zeminin aşırı ısınmış olduğu anlaşıldı.

Ama işçiler, bu aşırı ısınmaya rağmen, belgeleri yakmaya devam ettiler ve fırınlar, saat: 17.00 gibi söndürüldü. Saat: 18.00’de ise, Lordlar Kamarasında yangın başladı ve alevler Sarayın kalanına yayıldı. Sokaklarda toplanan kalabalıklar, askerler tarafından geri tutuldu ve bu manzarayı gösteren birçok resim yapıldı ki, bunlar arasında özellikle JMW Turner tarafından yapılan resim önem kazanmaktadır.

Parlamento Hall sitesindeki birçok bina yıkıldı ve gece boyunca sürdürülen yangın söndürme çalışmaları, rüzgarın yön değiştirmesi nedeniyle başarılı olmadı ve sarayda yalnızca “Jewel Kulesi, Undercroft Şapeli, Avlu ve St Stephen evi” sağlam kalabildi.

Saray Yeniden Yapılıyor

1835 yılında, Sarayın yeniden yapılması için bir komisyon kuruldu ve önerilen stiller üzerinde bir tartışma başlatıldı. Aynı dönemde: Amerika’da Beyaz Saray’a benzer neo-klasik bir mimari stil çok popülerdi.

Ancak “gotik” tarzın kullanılmasını benimseyenler de vardı. Haziran 1835 tarihinde: eski sarayın orijinal düzeninin korunarak yenisinin yapılmasına karar verdi. Bir yarışma düzenlendi.

Bu yarışma sonucunda: Charles Barry tarafından sunulan proje kabul edildi. Buna göre, yeni saray: mevcut yapılar ile uyumlu ve gotik tarzda olacaktı. 40 yaşındaki Charles Barry: birçok kilise inşa etmiştir. Ancak: onun mimari tarzı “gotik” idi.

Yeni sarayın inşasına 1840 yılında başlandı ve yapım aşaması 30 yıldan fazla sürdü. Binanın ilk taşı: 27 Ağustos 1840 tarihinde Barry’nin eşi tarafından yerleştirilmiştir. Sarayın inşasında: Yorkshire Anston Ocağı: kum renkli kireçtaşı kullanılmıştır.

1839 yılında Charles Barry başkanlığında bir taş oymacı komitesi, ocaklara ve binalara bakarak ülkenin birçok yerini gezdiler ve Anston taşları seçildi. Çünkü: bunlar daha ucuz ve 4 metre kalınlığa kadar blokta verilebiliyordu.

Ancak, yinede Londra şehrinde taş kömürü kullanılması ve bunun sonucunda oluşan hava kirliliği, taşlarda çürümeye yol açtı. 1930 yılında başlayan restorasyon çalışmasında: çürüyen taşların yerine Clipsham taşı kullanılması gündeme geldi ve ancak II. Dünya savaşı sırasında durma noktasına gelen restorasyon çalışmaları 1960 yılında tamamlanabildi.

İnşaat devam ederken Avam Kamarası

Lesser Salonunda yerleşti ve Lordlar Kamarası ise Boyalı Odayı kullandı. Lordlar Kamarası: 1847 yılında yeni yerine geçti ve 1852 yılında Avam Kamarası günümüzdeki yerine geçti. Binanın geri kalan bölümleri ise, 1860 yılında tamamlandı, ancak inşaat takip eden 10 yıl boyunca devam etti.

Yeni sarayın: özellikle detayları, parçaları ve mobilyaları 23 yaşındaki Katolik mimar ve ressam Pugin tarafından dizayn edildi. Çeşitli oymalar, yaldızlı iş odaları, lambri ve mobilyalar ve hatta kapı tokmakları ve dökülme tepsiler gibi sarayın görkemli gotik iç donanımının çoğu, Pugin tarafından tasarlandı.

Teknik ressam Pugin: gotik mimarinin canlanmasında önemli rol üstlenmiştir. Pugin: buranın ardından Birmingham Katedrali, Liverpool St Oswald Kilisesi, St Giles Kilisesi ve bunların yanı sıra çok sayıda kilise ve manastır tasarlamıştır.

1970’lere gelindiğinde: kirliliğin etkileri yine göründü ve taş temizleme ve restorasyon için 1981 yılında çalışmalara başlandı. Tüm faaliyetler 1994 yılında tamamlandı.

 

Parlamento Kuleleri

Victoria kulesi dışında, Saray iki çarpıcı kuleye daha sahiptir. Hemen merkez lobisi üzerinde, Sarayın ortasında: sekizgen “Merkez Kulesi” bulunur ki, bunun yüksekliği 91.4 metredir.
Diğer kule “Central Tower” bundan farklı olarak sivridir ve merkezi bir sütunu olmadan, bilinen en büyük sekizgen kuledir.

Bu kule, aslan: saray içindeki şöminelerin dumanı ve havalandırma için: havalandırma bacası olarak tasarlanmıştır. Binanın merkezindeki konumu: önemli bir mühendislik becerisi gerektirmiştir.

 

Big-Ben Kulesi

Sarayın kuzeydoğu ucunda; Bridge Street üzerindedir.

Kulenin ismi “Elizabeth Kulesi” olmasına rağmen yaygın olarak ana zilinin adıyla yani “Big-Ben” olarak bilinen “Saat Kulesi” 96.3 metre yüksekliğindedir. Kulenin ismi “Elizabeth Kulesi” olarak değiştirilmeden önce “Avam Saat Kulesi” olarak biliniyordu. 1843-1858 yılları arasında inşa edilen kulenin yüksekliği 96 metredir. Saat yüzleri ise toprak seviyesinden 55 metre yüksekliktedir.

Kule aynı zamanda: Augustus Pugin tarafından tasarlanan, dört yüzlü saate sahiptir. Kule: Pugin’in mimar Charles Barry için yaptığı son iştir ve Barry: saati belirgin yapmak için çok uğraşmıştır. Saat: kulenin dört cephesindeki 7 metre çapında, hafif olması için içi boş bakırdan yapılan 4.2 metrelik yelkovanı ile ülkenin en büyük saatidir.

Yelkovanın ağırlığı 100 kg. dur. Saatin sayıları, yaklaşık 60 cm uzunluğundadır. Mayıs 1859 tarihinde, ilk kuruluşundan bu yana: hiç aksamadan, zamanı doğru olarak göstermiştir.

Saat: yapıldıktan sonra çok nadir olarak durmuştur. II. Dünya savaşı sırasında bir bomba “Commons adası”nı tahrip edince, saat bir süre durmuştur.

Meclis oturumda olduğunda: saat yüzleri üzerinde özel bir ışık yanar.

Burada: popüler olan, saat başı sesi duyulan 13.760 kilo ağırlığındaki tok sesli çanın adıdır. Çan: 1858 yılında yerine asılmıştır ve çanın ismi: o dönem “Kamu İşleri Müdürü” olan Sir Benjamin Hall’den gelmektedir.

Whitechapel’de dökülen “Big-Ben” çanı: deneme çalışı sırasında çatlamış ve ardından buraya asılan ikinci çan yapılmıştır. Hatta: şu anda kullanılan çanın bile hafif bir çatlığı bulunduğu söyleniyor. 1858 yılında asılan bu en büyük çan: saat başlarında çalar. Diğer dört küçük çan ise, çeyreklerde çalar.

İngiltere’nin dünya çapında simgesi olan çanın tok sesi: her gün BBC radyosunda yayınlanmaktadır. Bu gelenek: 31 Aralık 1923 tarihinden bu yana sürdürülmektedir.
Özellikle: geceleri ışıklandırıldığında, kulenin görüntüsü muhteşemdir. Evet: ne yazık ki kule ziyarete açık değildir, bu yüzden kuleyi yalnızca uzaktan izlemekle yetineceksiniz.

SARAYIN İÇİ

Robing Odası

Burası: Parlamento açılışında, Kral tarafından kullanılır. Günümüzde: Kraliçe, Lordlar Kamarasına giderken, Taç ve Tören elbiseleri bu odada muhafaza edilir. Burada: 19.yüzyılda inşa edilmiş bir gölgelikte çeşitli figürler oyulmuştur.

Bunlar: İngiltere’nin gül, İskoçya’nın devedikeni, İrlanda’nın yonca ve Kraliçe Victoria’nın tuğrasıdır.

Odadaki şömine: Barry tarafından dizayn edilmiştir. Ayrıca: odada: Britanya adalarını temsilen farklı renkli mermerler, ejderha ve şeytan figürleri, St Michael ve savaşan Aziz George gösteren, iki dökme pirinç heykelcik bulunur.

Odanın kapısı: gül ve aslan ve firiz kalkanlar bulunan hanedan simgeleriyle süslüdür. Odanın tavanının zengin paneli, İngiltere hükümdarlarının rozetleriyle süslüdür.

Odanın duvarlarında ise: Dyce tarafından yapılan resimler bulunur ki, bunlar: misafirperverlik, cömertlik, merhamet, din ve nezaket betimlemektedir. Vefa ve cesaret gösteren, diğer iki freskler ise başlangıçta amaçlanmasına rağmen, tamamlanamamıştır.

Commons Odası, II. Dünya savaşı sırasındaki bombalamalar sırasında yıkılmıştır. Bu yüzden, birkaç yıl boyunca Lordlar, Robing odasında oturmuşlardır. 1941 ve 1944 yılları arasındaki yeni dönem açılışlar Robing Salonunda gerçekleşmiştir. Lordlar, 29 Mayıs 1951 tarihinde kendi odalarına dönmüşlerdir.

Kraliyet Galerisi

Burası: genellikle devlet resepsiyonları, akşam yemekleri ve parlamento törenleri gibi önemli günler için kullanılır. Galeri duvarlarında: hükümdarlar ve onların eşlerinin çeşitli portreleri bulunur. Örneğin: kapı yanında, Richard I ve Edward II gibi hükümdarların yaldızlı taş heykelleri görülür.

Vitray bölüm ise: II. Dünya savaşındaki bombalamada hasar görmüştür. Bu vitray: İngiltere ve İskoçya krallıklarının silahlarını göstermektedir.

Galerinin duvarları: Napolyon savaşlarının önemli anlarını gösteren, Daniel Maclise’nin iki büyük resmi ile dekore edilmiştir. Odada bir cam stant üzerinde: II. Dünya savaşı sırasında hayatını kaybeden Lordlar Evinin, 408 üyesinin isimleri yazılıdır.

Evet, ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamları, buradaki resepsiyonda ağırlanmaktadırlar.

 

Lords Odası

Burası: Westminster Sarayı bölgesinde en güzel dekore edilen odalardan birisidir. Burada: Parlamentonun üç unsuru ( Lordlar, Commons, Egemenler ) bir araya gelirler. Bu yüzden, iç dekorasyon muhteşemdir ve mobilyalar ağırlıklı olarak kırmızı dekore edilmiştir.

Salonun tavanı: Richard II dönemine ait antik amblemleri de gösteren 18 panelli bölmelere ayrılmıştır. İngiltere ve İskoçya hükümdarları: Pugin tarafından yapılan orijinal vitray pencerelerde tasvir edilmiştir. Ancak, bunlar II. Dünya savaşı sırasında kaybolmuştur. Bunlar 1950 yılında yenilenmiştir.

Pencerelerin arasında: 16 baronun heykeliyle birlikte, 1215 yılında Magna Carta imzalanması sırasında bulunan iki piskopos görülmektedir.

Salonun birçok parçası, eşyaları ve mobilyaları Pugin tarafından tasarlanmıştır.

Kapı bölümündeki pirinç kapılar bir ton ağırlığındadır. Odanın sonunda ise, kraliyet tahtı bulunur. Bu süslü ve yaldızlı taht: Westminster Abbey döneminde, 14’nci yüzyılda Coronation Chair’e dayanmaktadır.

Arş bölümü önünde yün kürsü: Lordlar Kamarası başkanının yeri görülür. Bu: İngiltere’de yün ticaretinin önemini yansıtmak için 14.yüzyılda getirilmiştir. Son olarak: 1938 yılında: İngiltere, Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Commonwealth ülkelerinden getirilen yün ile yeniden doldurulmuştur.

Merkez Lobby

Charles Barry tarafından tasarlanan bu bölüm: Sarayın merkezidir ve üyeler için bir buluşma yeri olarak yapılmıştır. Milletvekilleri ve ziyaretçileri burada buluşurlar. Burada: zemin, sekizgen taş ve zengin bir mozaik ile kaplıdır.

Sarayın merkez kulesi: bu Merkez Lobi üzerine inşa edilmiştir. Koridorlarda: Lordlar, Avam kamarası üyeleri ve Westminster Hall üyeleri buluşurlar. Halk ve milletvekilleri, bu lobide randevuya gerek kalmadan karşılaşabilirler.

Loby’de yüksek pencereler görülür. Bu pencerelerde metal çubuklar görülür. 1834 yangınından sonra: kadınlar, bu menfezlerden milletvekillerini izliyorlarmış. Bugün pencerelerde görülen ızgaralar: o yıllarda çok sıcak ve havasız ortamlarda, kadınların Parlamento üyelerini izleme gibi bir dışlanma olayını simgelemek için durmaktadır.

İngiltere’de kadınlar 20.yüzyılın başlarında parlamentoda oy kullanma hakkını kazandılar.

1908 yılında bu durumu yani kadınların oy kullanamamasını tenkit etmek isteyen iki kadın: bir protesto olarak ızgaralara kendilerini zincirlediler. Izgaralar: Ağustos 1917 yılında kalıcı olarak kaldırıldı.

Lobynin dört çıkışında ise: koruyucu aziz, I. Edward ve ardından gelen krallar, İngiltere ve İskoçya Kraliçeleri heykelleri görülür.

Üyelerin Lobi ve Churchill Kemer

Burası: Comons bölümünün çalışma yeri olarak tasarlanmıştır. Ancak, oda II. Dünya savaşındaki yoğun bombardımanda zarar görmüş ve basitleştirilerek daha sonra yeniden inşa edilmiştir.
Burada: milletvekillerine bırakılan notlar için güvercin delikleri ve mesaj panoları bulunur. Yuvalarda bir şey varsa milletvekilinin adı otomatik olarak yanar.

Izgara altında, üyelerin lobisi ve Commons odası arasındaki kapılardan birinde ilginç bir nedenle hasar vardır. Devlet açılışlarını: kraliyet üyeleri buradan takip ederler.

Devlet açılışında: Lordları, Lordlar House Commons çağırmak için: “Kara Rod Gentlemen Usher” gönderilir. O, önce kendi personelini toplamalıdır ve bunun için Commons odasındaki kapıya üç kez vurur. Yıllar boyunca, bu nedenle, bu kapı hasara uğramıştır.

Odanın girişindeki kemer “Churchill kemeri” olarak bilinir. Bu kemerin yeniden yapılması: savaşın çileli durumunun ifadesi olarak Winston Churchill tarafından önerilmiştir ve gelecek nesiller için bir hatırlatma amacı güdülmektedir.

Kemerde: I. ve II. Dünya savaşları sırasında Britanya Başbakanları olan David Lloyd George ve Churchill heykelleri görülür. Her heykel: odasına çıkarken şans getirmesi için milletvekilleri tarafından dokunulmaktan parlak hale gelmiştir. Hemen karşıda ise: Barones Margaret Thatcher heykeli görülüyor.

 

Commons Odası

Lordlar odasına göre daha az süslüdür. Mimar Sir Giles Gilbert Scott tarafından inşa edilmiştir. Onun oturma yerleri ve diğer mobilyalarında: 300 yıl geriye giden bir gelenek gereği “yeşil” ton hakimdir.

Mimar Barry tarafından tasarlanan oda tavanı: üyelerin yeterli akustiği istemeleri talepleri için özel olarak tasarlanmıştır. Günümüzde görülen oda: 1945 yılında yeniden tasarlanmıştır.

Yeni odada: camlar düz yerine vitray yapılmış, duvarlar ise düz meşe lambri ile dekore edilmiştir. Mevcut oda: II. Dünya savaşındaki bombardımanda tahrip olduğundan, aynı Neo-gotik tarzda yeniden inşa edilmiştir.

Buranın bir diğer ilginç yönü: yeni odanın maliyetine: Commons üyesi ülkeler olan Avustralya, Kanada, Jameika, Yeni Zelanda, Hindistan, Pakistan tarafından katkıda bulunulmasıdır. Yeni oda: 26 Ekim 1950 tarihinde ilk kez kullanılmıştır.

Konuşmacı Sandalye

Avam Kamarası, 1941 yılında bombalandığında 1849 yılında Pugin tarafından tasarlanan Konuşmacı Başkan bölümü yıkılmıştır. Mevcut sandalye: Avustralya tarafından verilmiş ve Kuzey Queensland eyaletinde yapılmıştır.

Sandalyenin replikaları yani benzerleri: yıllar içinde Commons üyesi ülkelere verilmiştir.

 

St Stephen Hall

1834 yılında yangın tarafından tahrip edilinceye kadar, Avam Kamarası, burada duruyordu. Günümüzdeki salon: eski şapel boyutlarında yani 29 metre uzunluğunda ve 9 metre genişliğindedir.

Konuşmacı kürsüsünün yerini belirlemek için iki pirinç tablet bulunmaktadır. Commons odasının yeniden inşası sırasında, 1945-1950 yılları arasında iki kez bombalandı. 1960 yılında ise, bütün bölüm yenilenmiş ve savaş hasarları onarılmıştır.

Salonun dekorasyonunda ünlü milletvekilleri heykelleri dikkati çekmektedir. Kapının iki tarafında ise: erken Krallık ve İngiltere kraliçelerinin heykelleri görülür.

Bölümün doğu ve batı uçlarında: Kral Stephen ve Edward III tarafından yeniden inşa edilen şapelin kuruluşuna ilişkin, Anning Bell tarafından yapılan iki büyük mozaik pano bulunur. Batı uçtaki mozaik 1926 yılında açılmıştır.

Vitray pencereler: her iki tarafta beş tane olarak sıralanmıştır. Duvarlarda: şehir ve mahallelerin silahlarını tasvir eden tablolar görülür. Ayrıca, yine bu tablolarda İngiliz tarihinin çeşitli önemli olayları betimlenir.

 

Cloisters

St Stephan Chapel cloisters: Westminster antik sarayından günümüze kadar gelebilen birkaç parçadan birisidir. Burası: 1526-1529 yılları arasında, Kral Henry VII döneminde yeniden inşa edilmiştir. Alt kat: 1834 büyük yangını ardından yeniden restore edilmiştir. Çatı: büyük güzellik taşımaktadır.

Burada: özellikle defne ve nar hakim olan küçük oymalar dikkati çeker. Üst katta bulunan dehlizlerin hepsi 1834 yangınında yok olmuştur. Ama onun eski hatları üzerinde, sonradan yeniden restore edilmiştir.

Aralık 1940 tarihinde, revakların güney ve doğu bölümleri bombalarla tahrip olmuştur. Ama tahrip olan bölümler, eski taş işçiliğiyle yeniden inşa edilmiştir. Revaklar ve üst bölüm, günümüzde ofisler ve yazma odaları olarak kullanılmaktadır.

Saray Heykelleri

1841 yılında saray mimar Charles Barry tarafından yeniden inşa edilirken, Prens Albert başkanlığında, sarayı güzelleştirmek için bir komisyon kurulmuştur. Komisyon, İngiliz tarihinin tüm alanlarını kapsayan çalışmalar yapmıştır.

Bu çalışmalar sonucunda: heykel, ahşap oyma çalışmaları, vitray, fresk ve metal süs işleri önerilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda: Kraliçe Victoria ve Norman fethinde bulunan aziz ve hükümdarları temsil eden heykeller, binanın ana cephesinin süslenmesi için kullanılmıştır.

Ancak, saray daha sonraki yıllarda da birçok heykelle süslenmiştir. Prensin odasında: Kraliçe Victoria’nın elinde asa ve defne tacı bulunan beyaz mermer büyük heykeli görülür. Ana merdivenlerin dibinde: Sir Charles Barry’nin büyük beyaz mermer heykeli bulunur.

St Stephan Salonunun her iki yanında: büyük parlamenterlerin resimleri ve heykelleri bulunur. Sonraki dönemde eklenen heykeller ise şunlardır: Winston Churchill, David Lloyd George, Clement Attlee, Margaret Thatcher.

 

Aslan Yürekli Richard Heykeli

Yard’daki heykel: 1851 yılında Hyde Park’ta düzenlenen büyük fuar için bronz döküm olarak hazırlandı.

Aslan Yürekli Richard heykelinin kılıcı: II. Dünya savaşı sırasında, 1940 yılında bir bomba ile eğildi ve ortak düşmana karşı bir meydan okuma amblemi olarak öylece bırakıldı.

Sarayın Sanat Eserleri

Sarayın her yerinde: heykeller, freskler, duvar resimleri ve parlamento tarihi ve ünlü politikacıları betimleyen resimler bulunur.

 

Robing Odası

Burada: William Dyce tarafından yapılan resim ilgi çekmektedir. Bu resimde: misafirperverlik, cömertlik, merhamet, din ve nezaket erdemleri gösterilmektedir.

 

Prens Odası, Peer en Koridoru ve Teras Merdivenleri

Prens odası: Tudor dönemi tarihsel kişiler ve olayları tasvir eden resim ve heykellerle süslüdür. Bunlar: Richard Burchett ve öğrencileri tarafından Tudor hanedanı üyelerinin çekici portrelerini de barındırır.

Peer koridoru: Stuart krallarının saltanat sahneleri resimleriyle dekore edilmiştir.
19.yüzyıl başında eski St Stephen Chapel bulunan resimlerin rekonstrüksiyonları, Teras merdivenine yerleştirilmiştir.

 

Kraliyet Galerisi

Kraliyet Galerisinin duvarları: Napolyon savaşlarının önemli anlarını gösteren resimlerle süslenmiştir. Bunlardan biri: 1805 yılında Trafalgar savaşında HMS Victory gemisinde vurulan Nelson’un ölümüne aittir. Fresk karşısında: “Wellington ve Blucher Toplantısı” betimlenmektedir. Wellington Dükü: 1815 Waterloo Savaşında Napolyon’u mağlup etmiştir.

BÖLGEDEKİ DİĞER YAPILAR

 

Norman Shaw ve Parliament Street

Bu binalar: çok sayıda üst düzey subay ve milletvekili için ofis olarak tasarlanmıştır. Bu binalar 1887 yılında Richard Norman Shaw tarafından “Metropolitan Polis Servisi” olarak tasarlanmıştır. Ancak, 1890 yılında açıldığında polis teşkilatının ihtiyaçları için yetersiz bulundu ve bir uzantı eklendi. Ancak, polis teşkilatı 1967 yılında buradan taşındı.

 

Portcullis House

Burası: Parlamento üyeleri ve çalışan personel için yeni ofisler sağlamak amacıyla 2011 yılında yapılmıştır.

 

St Margaret’s Church

Westminster Abbey ve Parlamento evleri arasındadır. Genellikle “Avam Kamarası Bölge Kilisesi”olarak bilinir ve tanınır.

Manastırın gölgesinde kalan kilise: 1065 yılında Kral Edward döneminde yaptırılmıştır. Yapılış amacı: Westminster rahipleri için bir yaşam merkezi oluşturmaktır. Kilise: Antakyalı “St Margaret” e ithaf edilmiştir.

Kilise, uzun yıllar Winston ve Clemen Churchill gibi politikacıların ve ünlülerin evlilik törenlerine ev sahipliği yapmıştır.

Büyük ölçüde yenilenmiş olsa da, kilise Tudor döneminden izler taşır. Aragonlu Catherina ile VIII Henry’nin evliliği anısına yapılan vitraylı pencereyi görmenizi öneririm. Bu vitray pencereler, 16. yüzyıla tarihlenmektedir.

 

Dean’s Yard

Broad Sanctuary. SW1 adresindedir.
Westminster Abbey bölgesinin merkezindedir. Burası: Westminster Okulu öğrencileri tarafından “yeşil” olarak isimlendirilir ve Abbey binaları tarafından çevrilmiştir. Trafiğe kapalı alanda, Westminster okulu öğrencileri futbol oynarlar. Yaz aylarında, sessiz bir alan arayanlar için idealdir.

Westminster Abbey’e bakan sakin “Dean’s Yard” bölümünde, özellikle “Church House” ilgi çekmektedir. Yüksek tavanlı ve süslü, özgün odalara sahip 3 katlı yapı: konferans, sunumlar ve ödül törenleriyle akşam yemekleri için kullanılıyor. Yakınlarda: Westminster Sarayı, Big Ben, Parlamento Meydanı, London Eye ve London Aquarium bulunmaktadır.

 

Rusya Soçi

Rusya Soçi

Şehir: Rusya’nın güneyinde: Karadeniz kıyısındaki bir tatil şehridir. Ancak, aynı zamanda önemli bir ticaret merkezidir. Şehrin turizm yönü o kadar öne çıkıyor ki, Rusya Federasyonu Devlet Başkanının yazlık konutu bile, bu şehirde bulunmaktadır.

Yani: burası, Rus zenginlerin yazlıklarının bulunduğu bir yer olarak önem kazanıyor. Ama, Devlet Başkanının bu şehre karşı olan özel ilgisi sonucu: şehre, yoğun şekilde yatırımlar akıyor ve şehir yakın zamanlardan günümüze kadar olan süreçte, tam bir inşaat alanı haline gelmiştir.

Öte yandan, tatil yanında, şehirdeki spa tesislerinin ve kaynak sularının şifalı olması da, turist çekim alanı olmasını etkiliyor.

Her yıl milyonlarca insan gerek tatil ve gerekse şifalı sulardan yararlanmak üzere, buraya geliyorlar.

1961 yılından sonra deniz kıyı şeridi olan 140 km. lik alanda kurulan spa tesisleri; 1902 yılından sonra büyük gelişme gösteren şehrin gelişimini iyice hızlandırmıştır.

Giriş kısmı için son bir not

Bu şehir, genellikle ve özellikle bizim erkekler tarafından: yoğun tercih edilen bir yer olarak biliniyor ve şehrin birçok eğlence mekanında: Soçili kızlar ve Türk erkekleri görülebilmektedir.

Yani: buranın turistik yerlerinden öte, burayı ziyaret edenler: genellikle gece hayatını yaşamaya gidenlerdir. Zaten: buraya yapılan toplu turların hemen hemen hepsi: acenta ve bayi gezileri, yani erkeklerin kendi başlarına katıldıkları geziler olarak dikkati çekiyor.

Bunun yanında: ben yine de sizlere, şehrin gece hayatı dışındaki gündüzleri yaşanabilecek, gezilebilecek yerleri hakkında bilgi vermek istiyorum ki; gerçekten bu şehir Karadeniz kıyısındaki plajları, ılıman iklimi, spa kaynakları, şifalı içmeleri, çamur banyoları ve kaplıcaları ile de ilgi çekiyor.

Hatta

Bu ılıman iklim bölgesinin hemen yakınlarında, bu kez, tam bir kayak cenneti bulunuyor. Evet: Soçi ve yakın çevresi, gerçekten çok yönlü bir yer ve en büyük özelliği: ülkemizden buraya ulaşmanın kolay olması, öte yandan burada fiyatların da uygun olması, Avrupa’da bir ülkeye gittiğinizde, burada yaşayacağınız hayat için, en azından 4-5 misli paralar ayırmak, ödemek zorunda kalacaksınız.

Öte yandan: Ruslara gelince, tatil yapmak istediklerinde, bunlar Soçi yerine, Antalya’yı tercih etmektedirler.

Çünkü: Soçi’de tatil yapmak onlara pahalı geliyormuş, Soçi’ye gidiş-geliş uçak bileti parasına, Antalya’da bir hafta uçak ve konaklama dahil tatil yapabildiklerini öğrendim.

Rusya Soçi

TARİH

Soçi şehrinin tarihi denilince: ayrıntıya girmeye gerek kalmadan söylenebilecek birkaç cümle vardır. Burada, bir zamanlar yerli halk olarak “Ubıhlar” denilen bir ulus yaşıyormuş.

Bunlar: yörenin diğer bölgelerinde yaşayan Çerkezler gibi: bu topraklardan çıkarılarak daha güneye, gerek dağlara ve gerekse Osmanlı topraklarına zorla sürülmüşlerdir.

Bu insanların bölgeden sürülerek uzaklaştırılmasının ardından ise: 1897 yılından sonra: Ruslar tarafından, burada Soçi şehri kurularak yerleşime açılmıştır.

Evet, tarih konusunda daha ayrıntıya girmek istemiyorum, bilinen tek gerçek, burada bir zamanlar “Ubıhlar” denilen bir ulusun yaşadığı, Rusların bölgeye gelmesiyle bu insanların topraklarından başka yerlere sürgün edildiği veya imha edilerek yok edildikleridir.

Şehrin tarihi geçmişinde en büyük olay budur.

Rusya Soçi

ULAŞIM

Sochi havaalanı, Rusya ülkesinin en işlek 8’nci havaalanı olarak bilinmektedir. Şehir merkezine 30 km. uzaklıkta; Adler kasabasındadır. Burada Adler kasabası önemli çünkü 2014 Kış Olimpiyatları, orada yapılacaktır.

Buraya, 40 civarında havayolu şirketi, charter uçuşları yapmaktadırlar. 2012 yılında, havaalanının saatlik yolcu kapasitesi 2500 yolcu iken, Olimpiyatlar öncesinde bu kapasite, saatlik 3800 yolcuya çıkarılacaktır.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için çeşitli alternatifler bulunmaktadır. Taksi düşünülebilir, taksiler resmi kontrollüdür ve güvenilirdir.

Ayrıca: toplu taşıma araçları da düşünülebilir. Soci ve Adler arasındaki karayolunda, yerel otobüsler çalışmaktadırlar. Özellikle Olimpiyatlar döneminde: olimpiyat katılımcıları ve misafirler için, toplam 1300 otobüsün görev yapacağı belirtiliyor.

Evet: İstanbul-Soçi şehri arasında hava ulaşımı yapılmaktadır. 938 km. lik bu uzaklık: uçakla 1 saat 45 dakika sürmektedir ki, Soçi şehrinin tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden birisi de bu yakınlığıdır. İstanbul-Soçi arasında: İstanbul’dan iki havayolu şirketi haftanın 5 günü sefer düzenlemektedirler.

Trabzon-Soci arasında ise, 12 saat süren bir deniz yolculuğu hattı bulunmaktadır. Ancak, özellikle kış döneminde Karadeniz’in çok dalgalı olması nedeniyle, bu deniz yolculuğunun keyifsiz olduğu söyleniyor.

Hatta, aynı dönemde vapurların çalışıp-çalışmayacakları bile son anda değişen kararlarla etkileniyormuş. Sonuç olarak: Trabzon-Soçi arasında sefer yapan vapurlar, genellikle Mayıs-Ekim ayları arasında sefer düzenliyorlar.

Öte yandan: Trabzon-Soçi şehri arasında haftanın iki günü olan uçak seferlerinin de bulunduğunu öğrendim.

Havayolu mesafesi: 289 km. dir ve uçak yolculuğu 1 saat sürmektedir. Karayolu mesafesi ise, 578 km. dir. Karayolu ile yolculuk tercih edenler, 8 saatten daha uzun süreli bir yolculuğu kabullenmek durumundadırlar.

Soçi-Moskova arasındaki uçak yolculuğunun da 2.5 saat sürdüğünü belirtmek isterim. Moskova-Soçi arasındaki tren yolculuğu ise, yaklaşık 30 saat sürüyormuş. Bilet fiyatları, 150-215 dolar arasında değişiyormuş.

Rusya Soçi Prometheus efsanesi

PROMETHEUS EFSANESİ

Bu yörede sıkça anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Efsaneye göre: “Olymposlular ve Titanlar: kendi aralarında yaptıkları savaşın ardından; Olymposlular savaşı kazanınca: evreni kendi aralarında paylaşırlar.

Daha sonra: ölümsüzlerle ölümlü insanlar “Mekone” denilen yerde toplanırlar. Ölümlüler tarafından kesilen her kurbandaki, tanrıların payı: bu toplantıda saptanmaya çalışılır. Ancak: Prometheus: bu toplantıda ölümlülerden yana olur.

Hatta: kurnazlığını gösterip, büyük öküzü keserek ikiye ayırır bir yana etini koyar, üzerini işkembeyle örter. Diğer yana ise kemiklerini koyar ve üstünü yağla kaplar.

Bu durumda seçici Zeus: kötü tarafı seçerse, aslan payı ölümlü insanların olacaktır.

Aksi olursa, bu kez, üstünlük tanrılarda yani ölümsüzlerde kalacaktır. Seçici Zeus: önüne konan paylardan iştah verici, yağlı olanı seçer ve yağın altındaki kemikleri fark edince Prometheus’a çok öfkelenir ve bir daha etlerini pişirmesinler diye, ölümlülerden ateşi saklar.

Ancak: kurnaz Prometheus bir kez daha Zeus’u kandırır ve Olympos’a çıkar, orada güneşin alev alev yanan tekerleğinden bir kıvılcım çalar ve bunu bir rezene kabı içine koyarak, insanlara götürür verir.

Bunun üzerine, Zeus: Prometheus’u bir dağa zincirler ve ona korkunç bir ceza verir. Her gün, bir kartal gelir ve Prometheus’un karaciğerini yiyormuş.

O gece, yeniden karaciğer oluşuyor ve yeniden oluşan karaciğer, ertesi günü kartalın yeni yemeği oluyormuş.

Bu bitmek tükenmek bilmeyen bir işkence imiş.

Ancak: Prometheus: bu işkenceler karşısında sakinliğini korumuş, çünkü insanlığın bilgi ile ateşi büyütüp, onu kurtaracaklarına inanıyormuş.

Rusya Soçi Olimpiyat Oyunları

Rusya Soçi Olimpiyat Oyunları

OLİMPİYAT OYUNLARI

2014 yılındaki Kış Olimpiyat Oyunları: Eylül 2014 tarihinde, Soçi şehrindeki Adler bölgesinde “Krasnaya Polyana” isimli küçük bir kasabada yapılmıştır.

Bu oyunlar: Rusya’da ilk kez, bu şehirde düzenlenmiş olması nedeniyle önemlidir.

Çünkü: Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in bu şehre karşı büyük bir sevgisinin olduğu, devletin bütün imkanlarının buraya yönlendirildiği ve Rusya’nın populitesinin artması için, bu Olimpiyatları almak için büyük gayret sarf ettiği söyleniyor.

Kasaba: deniz seviyesinden 538 metre yüksekliktedir. Karadeniz kıyısından ise, 39 km içeridedir.

Soçi havaalanı ve Adler bölgesiyle arasında modern karayolu bulunmaktadır. Buranın en büyük özelliği: popüler bir “kayak” ve “snowboard” merkezi olmasıdır. Özellikle: nemli hava olması nedeniyle, kayak alanlarının üstü iyi kar örtüsüyle kaplanmaktadır.

Yani: pist dışında da, arazide kayak yapılabilecek alanlar oluşmaktadır. Oyunların yapıldığı başlıca kayak merkezi ise: “Alpica-Service” denilen ve kasabaya 12 km. uzaklıkta, Esto-Sadok köyüne ise 8 km. uzaklıkta bir yerdedir.

Soçi’de Olimpiyatlar için 11 spor tesisi yapılmıştır. Tesisler: dağ ve kıyı şeridi olmak üzere, iki yerde kümelenmiş bulunuyorlar.

Aralarındaki 48 km. lik uzaklık: iki kümeyi birbirine bağlayan 8500 kişi kapasiteli demiryolu hattı ile sağlanıyor. Bu yolculuk, yaklaşık 1 saat sürüyor.

Ancak: gerek kayak merkezi ve gerekse pistler: Soçi Milli Parkı ve Kafkasya doğal biyosfer rezervine yakın olması nedeniyle: çevreciler tarafından protesto edilmiştir. Yine de; 2014 Kış Olimpiyat Oyunları: burada yapılmıştır.

Evet, Olimpiyat oyunlarının burada yapılacak olmasının bizimle olan yakın ilgisine gelince: spor tesislerinin yapılışında çok miktarda Türk işçisinin çalışmış olmasıdır. Son bir not: sırf kış olimpiyatları değil, 2018 yılında Rusya’da yapılan FIFA Dünya Kupası futbol maçlarının bir kısmı da: Soçi şehrinde yapılmıştır.

Rusya Soçi

İKLİM

Şehirde, subtropikal nemli iklim hüküm sürmektedir. Deniz, bölgenin ikliminde önemli bir yer tutar. Deniz: havayı, yaz aylarında ısıtır, kışın ise serinletir. Dağlar ise: soğuk kuzey rüzgarlarına kalkan görevi yapar ve kıyıyı korur.

Kış mevsiminde, yağışlar, yalnızca yağmur şeklinde görülür. Yazlar: sıcak ve nemlidir. Kışın: nadiren don ve kar görülür. Bu şehri ziyaret etmek isterseniz: özellikle deniz suyunun ısındığı: Temmuz-Ağustos aylarını tercih etmelisiniz.

Deniz önemli değil derseniz: Ocak-Şubat ayları hariç, bu şehri yılın her ayında ziyaret edebilirsiniz.

Evet, şehirde ortalama yaz sıcaklığı 26.5 derece, deniz suyu sıcaklığı 24.5 derecedir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık ise 8 derece civarındadır.

İNSANLAR

Şehirde yaşayan halkın dağılımı şu şekildedir: % 70 Rus, % 20 Ermeni, % 3 Ukraynalı, % 2’si  Gürcü’dür.

PARA

Rus şehri Soçi’de “ruble” kullanılıyor. Madeni para olarak, Rublenin bir küçüğü ise “Kapik” dir. 1 Ruble= 0.095 TL. dir. 100 TL = 1.052 Ruble ( Bu oranların değiştiğini unutmamak gerek.)

Rusya Soçi Maden Suyu Kaynakları ve SPA Tesisleri

MADEN SUYU KAYNAKLARI VE SPA TESİSLERİ

Şehir topraklarında akan nehir vadileri: Macesta, Agoura ve Hotsa bölgelerinde, zengin maden suyu kaynakları bulunmaktadır.

Bunlar: antik dönemden bu yana bir spa merkezi olarak kullanılmışlardır. Buralardaki suyun en büyük özelliği, en iyi “klorür sodyum su” olmasıdır.

Bu su: Matsesty bölgesindedir. Burada: 1902 yılında, ilk banyo tesisi hizmete açılmıştır. İlk SPA otel tesisi ise, Kafkas Rivierası bölgesinde, yani Soçi şehrinde 1909 yılında açılmış olup, ilaveten: laboratuvarlar, bir konser salonu, kumarhane, restoran, kafe, okuma salonu gibi yerler de bulunmaktadır.

Günümüzde, Soçhi bölgesinde: 50’den fazla maden suyu kaynağı ve içmece bulunmaktadır. En yaygın olarak ise “hidrojen sülfit ve bromlu su” kullanılmaktadır. Bunlar: büyük ölçüde birçok hastalık için söylenenlere göre, iyi geliyormuş.

Rusya Soçi

ALIŞVERİŞ

Soçi şehrinde alışveriş denince akla gelen başlıca alışveriş mekanları şunlardır: Central Market: Burası, taze meyve ve sebze pazarıdır. Burada özellikle “nibles churchkhela” yani “taze nar suyu” içmeden ayrılmayın.

Art Salon: Burası gelişmiş bir sanat topluluğuna sahiptir ve burada: tahta oyma objeler, resimler, simgeler ve seramik öğeler satılmaktadır.

Peterson Süpermarket: Şehirde ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi bu süpermarkette bulabilirsiniz. Peki: şehre özgü bir hediyelik var mı derseniz: buraya has özel bir hediyelik obje veya nesne yok.

Rusya Soçi Gece Hayatı

Rusya Soçi Gece Hayatı

GECE HAYATI-EĞLENCE

Soçhi şehrinde: dans ve eğlence dünyasına atılmak için birçok gece kulübü bulunuyor. Bunlar arasında öne çıkanlar hakkında kısaca söz etmek istiyorum. Adler bölgesinde “Voyage” isimli gece kulübü tercih edilebilir. Ayrıca “X-Taz” da iyi bir seçim olacaktır.

Bu bölgedeki bir diğer kulüp: Plazma olacaktır. Şehir merkezinde: “Saint-Tropez” isimli gece kulübü düşünülebilir. Yine şehir merkezindeki “Oskar” güzel yemekleri ve geniş içecek seçenekleriyle öne çıkıyor.

Yazının baş kısımlarında da söylediğim gibi: özellikle Türkler, buraya gece yani eğlence hayatı için gidiyorlar. Çünkü: bu şehirde gerçekten çok canlı bir eğlence hayatı vardır.

Rusya Soçi

TURİZM

Şehirdeki başlıca turizm etkinlikleri: plajlar, sıcak iklim ve maden suyu ile yoğunlaşmıştır. Şehrin hemen batısındaki “Colchis Virgin” ormanları: UNESCO tarafından, Kafkas Devlet Biyosfer Rezervi olarak “Dünya Mirası” ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

Şehir: yaz aylarında, tedavi ve dinlenme için gelenlere hitap eden, 227 farklı ve yaklaşık 70 bin yatak kapasiteli oteller ve turistik merkezlerle doludur.

Bu yüzden, şehre, yıl boyunca yaklaşık 50 bin ziyaretçi gelir. Şehir gerçekten yalnızca seks turizmi için düşünülmemeli, Karadeniz kıyısındaki bu şehirde: deniz kıyısındaki plajlar ve kumsallar yanında, harika bir iklim ve spa yani kaplıca tesisleri bulunuyor ki, bunlar da değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

Rusya Soçi

GEZİLECEK YERLER

MİCHAEL ARCHANGEL ANITI

Bu şahıs: şehrin koruyucu azizidir. Anıt: Esplanade caddesi üzerindedir. 2006 yılında buraya dikilen anıt: 7 metre uzunluğundadır ve bronzdan yapılmıştır. Bulunduğu kaide ise: kırmızı granit ve 24 metre betonarme bir kolon şeklindedir.

ALTIN POST ANITI

Altın post denilince, elbette bunun hikayesini bilen biliyor, bilmeyenler için, kısa bir açıklama yapmak gerekirse: bir bir Yunan efsanesine dayanmaktadır. Yunan mitolojisinde: Teselya kralının ikinci kez evlenince: oğlu Phriksos ve kızı Hele: kendilerinden nefret eden üvey annelerinin hışmından kurtulmak için: öz annelerinin kendilerine hediye ettiği “altın postu” uçan bir koçun sırtına bindirirler ve kendileri de üzerine çıkarak: Teselya’dan kaçarlar.

Ancak: yolculuk sırasında: Helle: Çanakkale boğazı üzerinde; denize düşer ve boğularak ölür. (Helle’nin düştüğü denize, daha sonraki dönemde, Yunanlılar tarafından “Helle denizi” denilmektedir.

Kardeşi Phriksos ise: Karadeniz’in doğu ucundaki Kolkhis ( günümüzdeki Gürcistan) e ulaşarak canını kurtarır. Kolkis kralı: Phriksos’a çok iyi davranır. Kızı Khalkiope ile evlendirir. Phriksos: kendisini ölümden kurtaran yolculuğu yaptıran koçunu: adak olarak tanrılar kralı Zeus için kurban eder.

Postunu ise: Kolkhis’te, bir ejderhanın nöbet tuttuğu bir koruluğa asar. Bu sırada: Teselya kralı ölür, yerine oğlu Aison geçer. Ama bir süre sonra: Pelias: Aison’u devirir ve tahta geçer. Aison’un oğlu İason: büyür ve Pelias’ın karşısına çıkıp, babasının tahtını geri isteyince: Pelias korkar ve genç adamdan kurtulmak için: kendisine bir öneride bulunur.

“ altın postu getirirse, krallığı ona bırakacağına söz verir ve İason bu anlaşmayı kabul eder, kısa süre sonra Yunanistan’ın dört bir yanından topladığı 50 yiğit insan ile, hızlı anlamına gelen “Argo” gemisiyle yola çıkar.

Bu kahramanlar: pek çok macera yaşadıktan sonra Kolkhis’e ulaşırlar ve kraldan altın postu isterler, ancak kral altın postu bunlara vermek istemez. Bunun için, 3 şart öne sürer.

Bunlar: “ İason: ateş püskürten iki korkunç boğayı çifte koşarak bir tarla sürecektir. Bu tarlaya, bir ejderhanın dişlerini ekecek ve sonunda her ektiği diş için topraktan fışkıran zırhlı savaşçıları yenecektir.”

Bu istekler zor olsa da, kralın küçük kızı Medeia, güçlü bir büyücüdür ve İason’a aşık olur. Medeia: büyü ve sihirler ile bu güç görevi başarması için İason’a yardımcı olur ve İason: altın postu ve Medeia’,yı da alarak Argo gemisiyle kaçar.

Bu efsanenin anısına: 2008 yılında, Sanat Müzesi yanında, bu anıt açılmıştır. Anıt: 5 ton ağırlığındadır.

Zarif sütunlar arasında: korkunç bir ejderha tarafından korunan, altın dökümlü-gerilmiş koyun derisi bulunmaktadır. Efsaneyi anlatırken sözünü ettiğim “Medeia” da: bu şehirde önemli bir simgedir.

Rusya Soçi Amfibius su parkı

AMFİBİUS-SU PARKI

Burası, Rusya ülkesindeki en büyük su parklarından birisidir. Aquapark alanı içinde, her yaştan insan için ilginç gelebilecek 15 farklı su kaydırağı bulunmaktadır. Su kaydırakları: en fazla 15 metreden, keskin dönüşler yaparak ve ziyaretçilerine büyük heyecanlar yaşatırlar.

Park alanında ayrıca 4 tane yüzme havuzu bulunmaktadır. Ana havuz, 120 cm derinliğinde ve varil şeklindedir. Tüm havuzlarda, çok iyi temizleme sistemleri bulunduğu söyleniyor.

Rusya Soçi Macesta Anıtı

MACESTA ANITI

Bu heykel: dünyaca ünlü “Macesta” nın kişisel portresidir ve aynı zamanda, şehrin en bilinen ve tanınan sembollerinin başında gelir. Söylenenlere göre: bölgedeki sıcak su kaynaklarının yüzeye çıkmasında yardımı olmuştur.

Anıt: 1967 yılında, Soçhili heykeltıraş Gusleva tarafından yapılmıştır. Heykel: mimar Serdyukov tarafından yapılan yere: uyumlu olarak monte edilmiştir.

Rusya Soçi State Circus

Rusya Soçi State Circus

SOCHİ STATE CİRCUS

Parlamento sokakta bulunan, bu sabit sirk: 19 Mayıs 1971 tarihinde kurulmuştur.

Sirkin bulunduğu yapı ise: SSCB Devlet ödülü sahibi Shvartsbreyna başkanlığındaki bir gurup mimar tarafından yapılmıştır. 1992 yılından bu yana: Soçhi Sirki: uluslar arası sirk yarışmalarında birçok ödül kazanmış ve sirk dünyası yıllıklarına adını yazdırmıştır.

Salon 2000 kişi kapasitelidir. Onarım için: Kasım 2013 tarihine kadar kapalı olan bu sirki: şehri ziyaret ettiğinizde, açık bulunduğunda mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Rusya Soçi Adler Sochi Utrishskiy Dolphinarium

Rusya Soçi Adler Sochi Utrishskiy Dolphinarium

ADLER SOCHİ UTRİSHSKİY DOLPHİNARİUM

Burası: yunuslar üzerine araştırmaların yapıldığı bir enstitü olarak bilinir. 1984 yılında açılmıştır. Eğlence tesisleri ise, 1997 yılında açılmıştır. Burada: 20 metre çapındaki ve 6 metre derinliğindeki havuzda: 1000 seyirci kapasiteli bölümde: balinalar ve yunuslar: 45-50 dakika süren gösteriler yapıyorlar.

13 yıldan bu yana: tesiste yapılan gösteriler 2 milyondan fazla kişi tarafından izlenmiştir. Evet: yaklaşık 1 ton ağırlığındaki bir deniz aslanının su da yaptığı kıvrak hareketler ilgi çekiyor.

Hatta: Karadeniz’e özgü: şişe burunlu yunuslar: büyük sanatçı edasıyla resim çiziyorlar ve bunlar Dolphinarium alışveriş merkezinde, ziyaretçiler tarafından büyük talep görüyor.

OCEANARİUM SOCHİ DİSCOVERY WORLD AQUARİUM

Burası: Rusya’nın en büyük ve dünyanın sayılı büyük akvaryumlarından birisi olarak bilinir. 17 Eylül 2009 tarihinde ziyarete açılmıştır. Her gün, saat: 10.00-18.00 arasında ziyarete açıktır. Lobiden bilet satın alarak girebiliyorsunuz.

Biletler ne kadar derseniz: yetişkinler 500 ovmak, 4-12 yaş arası çocuklar 250 ruble, fotoğraf ve video çekimi: 100 ovmaktır. Akvaryum tasarımı: 6000 metre karelik bir alanda: 5 milyon su kapasitesi bulunan 30 tank ile yapılmıştır.

Bunlarda: 200’den fazla farklı türlerde deniz ve tatlı su canlısı: toplam 4 bin tane bulunmaktadır. Ayrıca: yine burada 24 metre karelik bir akrilik pencere alanı ve 44 metrelik bir akrilik tünel bulunur.

Burada: dalış meraklıları için dalış yapmak mümkündür. 3000 deniz canlısı arasındaki bu dalış, yaklaşık 30 dakika sürüyor ve ücret olarak 3000 ruble ödeniyor.

Evet, şehir ziyaretçilerinin burayı mutlaka görmelerini öneriyorum. Yapıya girdiğinizde, ilk olarak tatlı su balıklarının bulunduğu akvaryumlar görülüyor.

Gölet üzerindeki köprüden ilerleyerek, yağmur ormanlarının içinde akan şelaleyi göreceksiniz. Açık sularda: yine Amazonlar, Avustralya ve Ekvator bölgesinden getirilen 100 farklı tatlı su canlısını görebiliyorsunuz.

Bunlar arasında özellikle: piranhalar, discus, gurami balıkları ilgi çekiyor. Daha sonra: 44 metrelik akrilik tünel var. Bu tünelden geçerken, üç tarafınızın sularla çevrili olması ve bu sularda gezinen deniz canlıları, değişik bir ortam yaratıyor.

Cam arkasında: görünüşte kırılgan (aslında camın kalınlığı 17 cm. dir) olan su yaşamında: güzel bitkiler, resifler ve kayalar, aniden yavaş yavaş yaklaşan köpek balıkları görülüyor. Son olarak: burada “temalı cafe”, “balık besleme” bölümü ve “hediyelik eşya mağazası” da bulunuyor.

SOCHİ SANAT MÜZESİ

Şehir merkezinde, Ave Resort adresinde: bir eğitim ve kültür merkezi olarak bilinmektedir. Müzenin bulunduğu yapı: 1936 yılında, Zholtovsky tarafından tasarlanmıştır ve mimari yapıt olarak, Rusya Federasyonunda, öneme sahiptir.

Müze sergi bölümünde: Rus, Sovyet ve yabancı sanatçılara ait, 3000 civarında: resim, heykel, çizim, dekoratif ve el sanatları ürünleri sergilenmektedir.

Rusya Soçi Loosky Tapınağı

Rusya Soçi Loosky Tapınağı

BİZANS KİLİSESİ KALINTILARI-LOOSKY TAPINAĞI

Burası: Sochi şehrinin Lazarev ilçesinde bulunan bir ortaçağ dönemi kalıntısıdır. Karadeniz kıyısından 1.5 km. uzaklıktadır. 1987-1997 yılları arasında burada yapılan arkeolojik çalışmalara göre: ilk tapınak inşaatı, 10-11’nci yüzyıllardan kalmadır.

15 ve 16’ncı yüzyıllarda ise, burası bir kale haline getirilmiştir. Günümüzde görülen tapınak kalıntısının “Bizans” dönemine ait olduğu düşünülüyor.

MARİNE STATİON-LİMAN

Burası: şehrin limanında bulunan bir istasyon olarak bilinmektedir. Yapı: 1955 yılında inşa edilmiştir. 2 katlıdır ve L şeklindedir. Binanın merkezinde: sivri bir kule bulunmaktadır ki, bu kule paslanmaz çelikten yapılmıştır.

Bu 3 katmanlı kulenin yüksekliği, 71 metredir. Üzerinde: heykeller bulunur. Bunlar: dört mevsimde, dört ana yönü işaret ederler. Hemen limanın önünde ise, Navigasyon tanrıçasına adanmış bir havuz bulunmaktadır.

Rusya Soçi Tren İstasyonu

SOÇİ TREN İSTASYONU

Bu yapı da, şehirdeki diğer bir kısım yapı gibi “Federal anıt” olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bina: 10 Eylül 1952 tarihinde hizmete açılmıştır. 3 katlıdır ve 3 avlu ile 55 metre yüksekliğinde bir katlı kuleye sahiptir.

ST SERGİUS CATHEDRAL

Burası bir “Ermeni” dini yapısıdır. 1993 yılında kutsanmış ve ibadete açılmıştır. Çan kulesi ise, 2004 yılında yapılmıştır.

SOCHİ MİLLİ PARKI

Burası, Bakanlar Kurulu kararı ile, 1983 yılında, milli park olarak ilan edilmiştir. Karadeniz kıyısındaki park alanında: eğlence, eğitim ve bilimsel amaçlı çalışmalar yapılmaktadır. Rusya’nın ilk milli parklarından birisidir.

Park alanı: nehir vadileri ve dağlarla kaplıdır. Karadeniz ise, park alanında dar bir şerit halinde kıyıda uzanır.

Söylenenlere göre: park alanında 40 nehir ve dere bulunuyormuş ve bunların tümü Karadeniz’e akıyor. Park alanı, ilginizi çekerse, 28 farklı yürüyüş yolu barındırıyor.

AKHUN DAĞI VE GÖZLEM KULESİ

Akhun dağının deniz seviyesinden 500 metre yükseklikteki zirvesinde: bir gözlem kulesi bulunuyor. 1932 yılında yapılan bu gözlem yani seyir kulesinde: hediyelik eşya satan yerler ve kafeteryalar bulunuyor.

Buraya çıkarsanız: gerek Adler, gerek Soçi ve gerekse Kafkas sıradağlarının muhteşem panoramasını izleyebilirsiniz.

Gürcistan Tiflis

Gürcistan Tiflis

Şehir: Gürcistan ülkesinin başkentidir. Zaten, ülkenin 4.469 bin kişilik nüfusunun 1.225 bin kişilik bölümü, Tiflis şehrinde yaşamaktadır.

Bu nüfusun: % 84’lük bölümü Gürcüler, % 6.5’luk bölümü Azeriler, % 5.7’lik bölümü Ermeniler, % 1.5’luk bölümü Ruslar ve geri kalanı çeşitli uluslardan oluşmaktadır.

Coğrafi olarak:

Şehir: toplam uzunluğu 1515 km. olan Kura nehrinin iki yakasında kurulmuştur. Bu yüzden nehrin her iki yakasında birçok restoran bulunur.

Hatta: Başkanlık Sarayı, Adalet Bakanlığı binası ve daha birçok kurumsal yapı da bu nehir kıyısındaki şeritte konuşlanmıştır. Zaten, burada görebileceğiniz Sovyet döneminden kalma devasa ve eski yapılar, olduğu gibi yani olanca kasveti ile duruyorlar.

Söylenenlere göre: o zamanlarda, yapının dışı ve merdivenleri devlete, içi ise özel kişilere aitmiş ve bu yüzden yapıların dışının onarılmadığı ve uzun yıllar öylece kaldığı söyleniyor. Öte yandan yine Rusça yazılar da, bu yapıların kasvetini arttırıyor.

Bir diğer duyduğum ise, Gürcülerin bu eski yapılara karşı bir saygı ifadesi olarak dokunmadıkları yönünde. Dışını aynı bırakıp içini yeniliyorlarmış, yani dıştan berbat bir yapı, içinde ise modern bir mekan.

Şehrin deniz seviyesinden yüksekliği: 380-600 metredir. Toplam alanı ise 500 km. karedir.

Şehrin en büyük problemi: ekonomik sıkıntılar. Her ne kadar bölgedeki komşularında, bol miktarda petrol ve doğal gaz bulunmasına rağmen, Gürcistan ülkesinde, petrol ve doğalgaz bulunmuyor ve enflasyonla mücadele de büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Bu yüzden, ülkenin geçim kaynakları: tarım, turizm ve özellikle şarap üretimidir.

Giriş kısmı için son bir not: şehirde kalacak yer aradığınızda, yanınıza yaklaşıp ta “guesthouse” diyerek, sizi bir yere yönlendirmeye kalkanlar olacaktır ki, bunları kesinlikle kabul etmeyin.

Çünkü: bu tür aracılar: genellikle kendi mahallesindeki bir komşusu veya bir tanıdığı, bir arkadaşının evini, size pazarlamaya çalışacaktır. Ama unutmayın ki, bu evler; şehirdeki orta karar bir otel için ödeyeceğiniz ücretten daha ucuz olmayacaktır.

Son olarak: bu şehri ziyaret edecekseniz, 2 veya bilemediniz en fazla 3 gün yeterlidir.

Gürcistan Tiflis

ULAŞIM

Tiflis, sarp sınır kapısından 450 km. uzaklıktadır. Tiflis havaalanı ise şehir merkezinin biraz dışındadır. (17.5 km. uzaklıktadır.)

2007 yılında inşa edilen havaalanı, bizim “TAV” denilen şirket tarafından işletiliyor ve bu nedenle, havaalanına inince pek yabancılık çekilmiyor.

Havaalanı işletmesinde, önemli konumdaki bütün personel Türk. Bu yüzden herhangi bir şey sormanız durumunda, aşırı yardımseverlik gösteriyorlar. İstanbul-Tiflis arasında direkt uçak seferleri bulunuyor ve uçuş süresi, 1 saat 40 dakikadır.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki taksi ulaşımında sizden 35-40 gel isteyeceklerdir, ancak vermeniz gereken ücret, en fazla 10 geldir. Daha açık bir örnek gerekirse: havaalanı ile şehir merkezindeki Mariot oteli arasındaki ulaşım için taksiye ödemeniz gereken ücret, azami 20-25 geldir.

Şehir merkezine otobüs ile ulaşmak isterseniz: Özgürlük meydanı ve Rustaveli Bulvarına ulaşan: 37 numaralı otobüse binmeniz gerekir.

Yolculuk yaklaşık 30-40 dakika sürer ve otobüs durağı: hemen geliş salonu önündedir ve otobüsler, her 20-30 dakikada bir şehir merkezine hareket ederler. Otobüsler, yalnızca para kabul ederler ve tek bilet 0.50 lari’dir.

Otobüsler, her gün saat: 07.00-22.00 arasında çalışırlar.

Son bir not: havaalanı ile şehir merkezi arasında tren ulaşımı da bulunuyor ki, çok seyrek olan bu trene binmek isterseniz, şehir merkezine çok daha ekonomik olarak ulaşabilirsiniz. Tren istasyonu: havaalanı terminaline yürüyerek 2 dakika uzaklıktadır.

Ana tren istasyonuna yolculuk yaklaşık 35 dakika sürer. Maliyeti 0.50 lari’dir. Ancak, gün boyunca sadece iki tren çalışır. Bunlar: saat: 08.45 ve 18.05 saatlerinde çalışırlar.

TARİH

Şehrin ilk kuruluşu hakkında bilinen bir efsaneden söz etmek istiyorum. Şöyle ki: şehir, günümüzden yüzlerce yıl önce, tamamen ormanlarla kaplı bir yer olarak bilinirmiş. Bir gün, bölgenin kralı: Kral Gorgasal: bu ormanlık alanda ava çıkar. Av sırasında: ormanlık alandaki sülün sürüsünün üzerine, av konusunda eğitilmiş atmacasını gönderir.

Ancak, aradan zaman geçmesine rağmen, ne sülün sürüsünden ne de atmacadan herhangi bir haber ve görüntü alamazlar. Aramalar sonucunda: sülün sürüsü ve atmacanın bir sıcak suya düştüğünü görürler ve kral: bu suyun bulunduğu yeri çok beğenir ve burada şehir kurulmasını emreder. Hatta: şehrin kurulduğu yerde bulunan sıcak suyun anısına şehre “tbilisi” yani “ılık su” adı verilir.

Evet, şehrin kuruluşuna ait Tiflislilerin anlattığı efsane bu, ancak şehrin bulunduğu yerde, MÖ.4000 binli yıllara kadar geriye giden yerleşimler bulunduğu da bilinmektedir. Ancak: yazılı kaynaklar, yukarıda söz ettiğim efsaneden itibaren şehrin kuruluşunu anlatırlar. Hatta: Tiflis şehrine ilk yapının yani kalenin, MS.4’ncü yüzyılda, Kral Bakur döneminde yapıldığı da yazılıdır.

MS.5’nci yüzyılda şehir

Kral Gorgasal tarafından ele geçirilir ve takip eden dönemde, şehir hızla kalkınır.
MS.6’ncı yüzyılda, Tiflis şehrinin: Gürcistan ve İberia denilen krallığın başkenti olduğu görülür.

Aynı dönemde: Doğu bölgelerini, Avrupa’ya bağlayan ticaret yolunun gelişmesiyle: şehir gittikçe daha önem kazanır ve hızla gelişimini sürdürür. Tüm Kafkasya’nın en önemli şehirlerinin başında gelmeye başlar.

Evet, şehir bu kadar önem kazanınca: elbette tarihi süreç içinde, birçok ulusun ele geçirmek için büyük uğraş verdiği bir yer olarak bilinir. Özellikle: Bizans, İran, Arap ve Selçuklu dönemlerinde, büyük güç mücadeleleri yaşanır.

570’li yıllarda: şehir İranlılar tarafından ele geçirilir. Takip eden dönemde, yine birçok medeniyet tarafından ele geçirilir ve özellikle 850-1050 yılları arasındaki Arap egemenliği, bunların en uzunu olarak bilinir. 1060 yılında ise, bu kez Selçuklular şehri ele geçirirler.

1122 yılında ise: Kral Davit, bu kez, şehri ele geçirir. Şehri, Gürcistan ülkesinin başkenti yapar. 12-13’ncü yüzyıllarda, Gürcistan’ın altın çağı yaşanır ve şehir bu dönemde iyice gelişir ve nüfus, 1 milyon kişiye yaklaşır. Aynı zamanda, şehir: kültür merkezi haline gelir.

1236 yılına gelindiğinde ise, bölgede Moğol istilası görülür. 1320 yılında Moğollar ülkeden çıkarılırlar ve Tiflis, yine Gürcü devletinin başkenti olur. Ancak: tarihi süreç içindeki işgaller yine devam eder ve şehir birçok kez yağmalanır.

1578 yılında ise, şehir bu kez Osmanlı yönetimine girer. 1603 yılında bu kez İranlılar şehri yeniden ele geçirirler. 1632 yılında, şehirde yeniden Osmanlı hakimiyeti görülür. 1723 yılında ise, bu kez Ruslar bölgeyi ele geçirirler. 1732 yılında, İranlılar, Tiflis şehrini yeniden ele geçirirler.

Ancak, İran baskısından yılmış olan kral Erekle: Ruslardan yardım ister ve 1801 yılında, Ruslar şehri ele geçirirler. 1850’li yıllarda, Tiflis yeniden bölgenin ticaret ve kültür merkezi haline gelir.

1917 yılında Tiflis şehrinin Gürcistan bağımsız Cumhuriyetinin başkenti olduğu görülür ancak 1921 tarihinde Rus kızıl ordusu şehri işgal eder. 1936-1991 yılları arasında: şehir, Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin başkenti olur.

Ancak, takip eden tarihi süreçte, şehirde, Moskova yönetimine karşı sürekli olarak ayaklanmalar ve gösteriler düzenlenir ve bunlar her seferinde, Moskova yönetimi tarafından kanlı şekilde bastırılır.

İNSANLAR

Tiflisliler: kendilerini Gürcü olarak kabul etmiyorlar. Kendilerini “Tiflisli” olarak tanımlıyorlar. Bu arada: Rusları, İranlıları, Azerileri, Türkleri, Ermenileri sevmediklerini söylüyorlar.

Ama, bu sevgisizlik, şehirde herhangi bir güvenlik problemi yaratmıyor. Sokaklarda gündüzleri genellikle yaşlı insanlar görülüyor, gençler ise hava kararınca sokaklara çıkıyorlar.

Ülkede: işsizliğin yüksek boyutlarda olmasının en büyük sonucu: erkeklerin evlere kapanıp kendi yaptıkları şarapları içip sarhoş olmaları veya zengin erkeklerin kumarhanelerde zaman geçirmeleri olarak sonuçlanıyor.

Bunun doğal sonucu olarak: Gürcü kadınları, birkaç kişilik kadın gurubu şeklinde, kulüplerde eğlenmeye gidebiliyorlar. Yani, bir kulübe veya eğlence mekanına gittiğinizde, çevrenizde, kendi başlarına eğlenmeye gelmiş Gürcü kadınları görürseniz şaşırmamanız gerekiyor.

Öte yandan: Gürcistan’da, kadın nüfusun erkek nüfustan fazla olduğunu da söylemem gerek. Herhangi bir ortamda: Gürcü kadın gurubu bulunan bir masa gördüğünüzde: medeni bir şekilde yanlarına gidildiğinde, konuşmaktan çekinmiyorlar.

Zaten: Gürcistan’da yazının en başında da belirttiğim gibi, büyük bir ekonomik sıkıntı var.

Gürcüler: kendi geleceklerini Amerika ve Avrupa ülkelerine ve bu ülkelerden gelecek turistlerin bırakacağı gelirlere bağlamışlar. Yani: Amerikalı, Avrupalı veya Türk: konuşmaktan çekinmiyorlar. Ama, daha ötesi için herhangi bir şey söylemem mümkün değil.

Gürcistan Tiflis

DİL

Gürcü alfabesi: Latin harfleri kullanmıyor, bu yüzden özellikle kaldığınız otel veya konutun adresi bulunan bir kartı yanınızda bulundurun ki, taksi ile otele gitmek zorunda kaldığınızda, bunu yani kaldığınız yerin adresini Gürcü alfabesine göre izah edemezsiniz.

Gürcülerin bu kendilerine özgü kullandıkları dili: havaalanında uçaktan inip şehir merkezine giderken yol üzerindeki tabelalardan zaten hemen hissediyorsunuz.

Ermeni alfabesinden geldiği söylenen bu dilde: harfler, bizim karınca duasına benziyor. Yani, anlamak mümkün değil. Birbirine benzeyen ve yuvarlak harfler kullanılıyor. Ama yazıldığı gibi okunuyor. Sonuç olarak Gürcüce zor bir dil.

Gürcüler: pek misafirperver değiller. İngilizce konuştuğunuzda, çok mecbur kalmadıkça size cevap vermiyorlar.

Rusça veya Gürcü dili konuşmanızı bekliyorlar. Yani, İngilizce bilmek, bu ülkede ve şehirde, pek de geçerli bir durum olamıyor. İngilizce bilmemeleri sıkıntı yaratıyor. Sıkıştığınızda çevrenizdeki genç birine, İngilizce bir şeyler sormayı deneyin.

ELEKTRİK

Gürcistan ülkesinde, 220 volt elektrik akımı kullanılmaktadır. Tüm prizler: iki yuvarlak ayaklıdır.

Gürcistan Tiflis

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehir içi ulaşımdan söz etmeden önce, bu şehirde berbat bir trafik olduğunu söylemem gerekir. Kimse kurallara uymuyor ve şerit diye bir şey kullanılmıyor. Zaten bu yüzden, dikkatli baktığınızda, birçok arabanın hasarlı olduğunu görürsünüz.

Şehir içi nispeten küçük olduğundan, birçok yere metro ile ulaşabilirsiniz. Metronun gitmediği ücra ve sapa yerlere ise otobüsler gider.

Otobüsler: sarı renklidir ve her otobüsün ön tarafında gidilen yerlerin isimlerinin bulunduğu bir levha bulunur. Otobüslere orta kapıdan binilir. Eskiden şoföre ödeme yapılırken, 1 Şubat 2009 tarihinden bu yana: otobüs ve metro ücreti kontrollü kasa makinalarından yapılmaktadır.

Yani, sürücüye doğrudan ödeme yasaklanmıştır. Bilet almadan yolculuk yapanlardan, ceza olarak 15 gel alınmaktadır.

Her bir yolculuk için 0.50 lari ödenir. Aslında: Metromani denilen seyahat kartı da kullanabilirsiniz. Bu kartlara: her metro istasyonunda para yüklenebilmektedir. Kart ücreti olarak 2 gel ödenir.

Taksi

Taksiler, ülkemizdeki veya birçok ülkede olduğu gibi tek bir renk değil. Üstlerindeki “Taksi” yazısı ise oldukça küçüktür. Ayrıca, taksilerde taksimetre yoktur.

Herhangi bir durakları yok, elinizi kaldırdığınızda bir taksi bulabiliyorsunuz. Arabalar ise, eski Avrupa tarzı arabalardır. Şanslı iseniz Mersedes denk gelebilir.

Bu şehirde, taksiye binmeden önce, taksi şoförü ile mutlaka pazarlık yapmalısınız. Sovyet döneminde toplu taşıma sistemi oldukça gelişmiş olmasına rağmen, taksiler çok ucuzdurlar ama yine de turist olduğunuzu bilince fiyatları uçururlar.

Yine de, bir yerden bir yere gitmek istediğinizde, otobüslerde Gürcü alfabesi yani anlaşılmayan alfabe ile yazılı semt isimlerini anlamak zorunda kalmayın ve taksi kullanın derim.

Taksi ücretleri için, bir örnek olması açısından şunu bilmelisiniz ki: şehir içinde yakın mesafelerde 3-4 gel ve uzun mesafelerde 9-10 gel dışında ücret ödemeyin. Olur a, pazarlık yapmadan taksiye bindiniz, bu durumda: inmeden önce paranızı hazırlayın ve üstü kalmayacak şekilde, şoföre ücreti sormadan, siz peşin parayı verin ve taksiden inin. Gündüz saatlerinde en fazla 5 gel ödeyin ve inin.

Metro

1966 yılından bu yana kullanılan metro: nükleer saldırı ihtimali durumunda sığınak olarak kullanılmak için yerin çok altına yani derinlerine yapılmıştır. Yani, metro trenlerine binmek için yüzlerce metre derinlere iniyorsunuz.

Metro trenleri ise, 1960’lı yıllarda Ukrayna’dan alınmıştır. Metronun 3 hattı bulunmaktadır ve bunlar: yeşil, kırmızı ve mor hatlardır.

Bu metro istasyonlarından özellikle: Rustavi caddesindeki freedom square yakınlarındaki istasyon: belki de dünyanın en derin metro istasyonu olarak düşünülebilir, çünkü gerçekten yerin metrelerce altındadır.

Dakikalarca, yürüyen merdivenle aşağıya iniyorsunuz. Hızla ilerleyen yürüyen merdivenlerle, metroya yani yerin altına 3-4 dakikalık bir sürede ulaşıyorsunuz.

Yani, inanılır gibi değil.
Metrolar, sabah 06.00-24.00 arasında çalışırlar. Her yolculuk, 0.50 laridir. Günlük yolcu kapasitesi 300 bin kişidir. 22 tane metro istasyonu bulunur.

Şehirde, en büyük metro istasyonu, aynı zamanda bir otobüs terminali olan “diduba” dır.

Burası: maalesef hiçbir anlam taşımayan, gayet kalabalık ve aynı zamanda düzensiz bir otobüs terminalidir. Zaten, şehirdeki hangi istasyondan metroya binerseniz binin, sonuçta özgürlük meydanı durağına ulaşıyorsunuz ki, burası şehrin merkezidir.

Son bir not: genellikle her şehirde olduğu gibi, Tiflis şehrinde de, metro da suç oranının yüksek olduğu söyleniyor.

Minibüs

Bunlar “Marshrutkas” olarak isimlendirilirler ve hepsi sarı renklidir. İstediğiniz yerde durdurarak bu minibüslere binebilirsiniz, ancak daha önce de söylediğim gibi, bunların gidecekleri yerler, önlerindeki tabelalarda Gürcü alfabesiyle yazılıdır.

Her yolculuk, 0.80 laridir. Nakit veya Metromani kartları ile ödeme yapabilirsiniz.

Gürcistan Tiflis

ALIŞVERİŞ

Bu şehirde: sigara ve alkol gayet ucuzdur. Hatta: et bile ucuzdur. Şöyleki: burayı ziyarete gelen Türklerin: dönerken yanlarında içki ve sigara yanında, et de götürdükleri söylenmektedir. (Dana kıymanın kilosunun 10 gel olduğu, yani 10 TL. olduğu söyleniyor)

Hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz: buradan “Kantsi” denilen geleneksel boynuzları veya gümüş yada metal el yapımı bıçakları, Papakhi ve Teka denilen büyük kabarık yün şapkaları ve Gürcü şaraplarını tercih etmelisiniz.

Sebze-meyve ve yiyecek maddeleri almayı düşünenler için, şehirdeki “Populi” denilen marketler zinciri düşünülebilir. Çünkü: her yerde bunun bir şubesini bulmak mümkündür.

Mtkvari nehrinin kıyısında bulunan “9 MART” parkı ve “Dedaena” parkı arasındaki köprüde: “Digomi” ismi verilen bir bit pazarı kuruluyor ki, alışveriş meraklıları için bu pazarın kaçırılmamasını öneririm.

Bu pazarda: özellikle Sovyet ordusundan kalan malzemeler, ikinci el Rus kristalleri, antika fotoğraf makinaları, antika gümüş yemek takımları gibi nesneler bulup satın alabilirsiniz.

Bunun yanında, sanat meraklıları yani yağlı boya tablosu meraklıları için: Tiflis şehri bulunmazdır, çünkü bu şehirde, sanatçılar yaptıkları muhteşem yağlı boya tabloları, bizzat kendileri satıyorlar.

Şehirden kendiniz veya yakınlarınız için hediyelik şarap satın almak isterseniz: Leselidze bölgesindeki (metrodan Özgürlük Meydanı durağında inmeniz gerekir) “Wine Shop” iyi bir seçim olacaktır. Burada: Gürcü şarapları bulunur.

Özellikle: Saperavi şarabı ve vişne likörü almalısınız. Ayrıca: bunların dışında kendi ürünlerini de satıyorlar. Şarap barı ve tadım yeri de bulunuyor.

Gürcistan Tiflis

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bu şehre yolunuz düşerse, özellikle “kolkheti” isimli restorana uğramanızı ve “hinkalı” (bu bir tür mantıdır ama boyutu çok büyüktür, neredeyse yarım yumruk büyüklüğünde diyebilirim ve zaten bunu yemek isterseniz, adet olarak sipariş veriyorsunuz, bir oturuşta 10 tane yiyebilirsiniz, önce bunu ısırıyorsunuz ve içindeki suyu içiyorsunuz, sonra kendisini yutuyorsunuz.

Gürcülerin milli yemeği olarak mutlaka denemelisiniz. Burada bir şey hatırlatmam gerek, bunun içine genellikle domuz eti koyuyorlar, ancak sebzeli ve peynirli cinsleri de var, sipariş verirken buna dikkat edin ) veya “haçapiri” (bu bir tür pidedir) denilen yerel yemekleri tatmanızı öneririm.

Haçapuri en çok satılan yiyecek maddesi olarak biliniyor. Şehirde her köşe başında bunun satıldığı mekanları görebilirsiniz. Özellikle: tereyağlı ve yumurtalı-peynirlisini yanında portakal suyu ile birlikte denemenizi öneririm.

Hatta: etli çorba veya mantar çorbası da denenebilir. Evet: Gürcistan’da et fiyatları ucuzdur. Burada yapılan et yemeklerinde de sürekli olarak sebze yer alıyor ve yemeklerin üzeri daima taze otlarla süsleniyor.

Gürcüler: hamur işi dışında, özellikle yemeklerinde soslar, baharatlar ve ceviz kullanmayı çok seviyorlar. Ceviz kullanılarak yapılan yemeklerinden birkaç örnek vermek gerekirse: cevizli yeşil domates, cevizli pırasa, cevizli kabak, cevizli fasulye, cevizli patlıcan, cevizli ıspanak sayılabilir.

Kolkheti denilen restoranın ortaçağ havası verilmiş dekorasyonu çok ilgi çekmektedir. Bu şehirde “peynir” ile harikalar yaratıyorlar. Geleneksel yemeklerinde et yanında: mantar, patates ve peynir kullanarak, muhteşem lezzetler yaratıyorlar.

Mantar, Gürcistan ülkesinde birçok farklı türden yetişiyor ve yemeklerde başarılı şekilde kullanılıyor. Bu muhteşem lezzetli yemeklerden sonra ise, yine bu ülkenin dünyaca meşhur ama bizdekilere nazaran daha tuzlu olan tadı ile maden suyu olan “Borjomi” tadılmalıdır.

Tüm bunların yanında, hazır yiyecek yani fast-food tatmak isterseniz, şehirdeki Mc Donalts restoranlarında, menü kavramının bulunmadığını, her aldığınız yiyecek ve içecek için ayrı ücret ödemeniz gerektiğini bilmelisiniz.

Bu arada: restoranlarda % 10-15’lik servis ücreti çoğu zaman faturaya dahil edilmektedir.

İçki denilince,

Bu ülkede “şarap” akla gelir. Burada, gayet ucuz fiyata, gayet güzel ve lezzetli şarap içmek mümkündür. Çünkü: şaraplar konusunda Gürcistan oldukça zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Kura nehrinin her iki yanında kurulu, geniş mekanlarda Gürcüler şarap içmeye bayılıyorlar.

Çünkü: şarap, Gürcülerin kutsal içeceği ve Gürcü kimliğinin en önemli parçasıdır. 1990 yılında Sovyetlerin çöküşünün ardından: Gürcü şarap üreticileri, şaraplarının uluslar arası piyasalardaki değerini öğrenmişlerdir.

Ülkede yetişen 530 çeşit üzümden üretilen şaraplar, günümüzde Gürcü-Fransız ortaklığındaki bir firma tarafından, Amerika ve Avrupa’da ve hatta Rusya’da birçok yere dağıtılıyor.

İyi bir şarap markası isteyenler için “Teliani” markası önerilir. Bunun kırmızı ve beyaz cinsleri bulunuyor. Şaraplar söylediğim gibi, çok fazla çeşitlidir. Ancak, kalite şarap düşünenler “mukuzani” üzümünden yapılma şarabı tercih etmelidirler.

Saperavi üzümünden yapılma şaraplar da tercih edilebilir. Son bir not: bu ülkede şarabın en popüler olanı: “saperavi” markasının “kırmızı” şarabıdır.

Bu şehirde: insanlar her yerde gerek sigara ve gerekse alkol kullanabiliyorlar. Hatta: cadde ve sokakların birçok yerinde, yerlerde, köşe başlarında bira şişeleri görebilirsiniz, ama bu bira şişeleri asla ve asla, içki içip sarhoş olan insanlar tarafından, başkalarını taciz etmek için kullanılmıyor. Yani, Gürcüler her yerde içiyorlar ama asla kokup bulaşmıyorlar diyebilirim.

Bu ülkede bira da çok meşhur ve yaygın, hatta fiyatı da çok ucuz olarak biliniyor. Özellikle: kazbeki ve nataktari markalı biralar tercih edilmelidir. Kazbekinin fabrikası, hemen şehir merkezinde nehir kıyısındadır ve biraz daha keskin ve buruk tatlıdır.

Bira fabrikasının şehir merkezinde olmasının en büyük faydası: insanların 5 litrelik pet şişelerle buraya gidip, bira doldurtmalarıdır ki, siz de şehirde uzun süre kalacaksanız bu yolu tercih edebilirsiniz. Birasını doldurtanlar, nehir kıyısında oturup bira içiyorlar.

YEMEK KÜLTÜRÜ

Gürcistan ülkesinde, bir tür yemek kültürü bulunuyor ve bundan söz etmek istiyorum. Olur da, bir Gürcü evine veya onların misafiri olarak bir mekana davet edildiğinizde, bu yemek kültürünü bilmenizde yarar var.

Gürcüler tarafından oluşturulan yemek sofralarında, mutlaka bir “tamada” denilen kişi bulunur. Bu kişi: sohbeti açan, sofrayı yöneten, ilk kadehi kaldıran kişi olarak, sofranın en görmüş geçirmiş, bilgili ve tecrübeli kişisidir.

Ancak, masada bir yabancı ülkeden gelen biri varsa: “tamaha” ilk kadehi, daima onun geldiği ülke ve Gürcistan ülkesi arasındaki dostluğun daim olması dileğiyle kaldırır.

Ardından kalkan kadehler ise: anne ve babalar, vatan, barış, ölen dostlar, akrabalar için kaldırılır. Kadehler her kaldırıldığında: erkekler tarafından o kadehteki içki bitirilmek zorundadır.

Kadınlar ise, genellikle bir iki yudum almak durumundadırlar. Ölenler için kadeh kaldırıldığında, masaya bir hüzün çöker. Tamada’nın burada görevi başlar ve takiben kadehini hayatın güzellikleri, tabiatın güzellikleri ve zenginlikleri adına kaldırarak bu hüzünlü havayı dağıtır. Evet: Gürcüler için, bu yemek kültürü bir anlamda, psikoterapi de sayılmaktadır.

Gürcistan Tiflis

PARA

Gürcistan ülkesinde kullanılan para biriminin ismi “gel” dir. Daha küçük para birimi ise, tetri olarak isimlendirilir ve 100 tetri, 1 lari (gel) e eşittir.
1 TL = 1 gel veya lari olarak isimlendirilir.

Kredi kardı, şehrin her yerinde geçiyor. Ayrıca: bankacılık sistemi de pek kötü değil, her yerde banka ATM leri görmek mümkündür.

Bu arada, para bozdurmak isterseniz, şehrin birçok yerinde bulunan döviz bürolarını göreceksiniz ama bunların bazılarında, döviz bozdurma sırasında sahte para verildiğini duydum, tabii bu olayın sonunda polis gündeme geliyor.

Siz bence otelinizin lobisinden veya banka şubesinden para bozdurun ve unutmayın ki, Gürcü parası uluslar arası geçerliliği olan bir para birimi değil, az az bozdurun, dönerken cebinizde kalan Gürcü paraları hatıra olur, herhangi bir başka yerde kullanamazsınız.

Gürcistan Tiflis Gece Hayatı

GECE HAYATI

Tiflis şehri: ziyaretçilerine gece hayatı konusunda çok fazla seçenek sunmuyor. Şehir merkezinde, sadece canlı müzik dinleyebileceğiniz bazı mekanlar bulunuyor. Hatta: bu caz müziği dinletisi bulunan mekanlarda çalan gurupların bazı üyelerinin ülkenin konservatuarında öğretim elemanı olduğunu bilseniz şaşarsınız.

Gürcistan ve Tiflis şehrini ziyaret edenlerin, gece hayatı konusundaki beklentileri elbette biliniyor.

Özellikle: gece kulüplerinde dansçı kızlar var. Bunlar, gece boyunca birçok farklı kostüm giyiyorlar ve geceye renk katıyorlar. Özellikle: bu tür yerleri düşünenler, “Cubic” denilen gece kulübünü tercih edebilirler.

Burada: yüksek volümlü müzik, karanlık ortam, güzel kızlar var. Gece hayatından ve eğlenceden söz edince, kumar tutkunları için de bir iki kelime etmekte fayda olabilir. Tiflis şehrinde casino kültürü yaşamak isterseniz:

“Adjara” otelinin casinosunu deneyebilirsiniz, bunun dışında, sokak ve caddelerde birçok bilgisayarlı kumar makineleri bulunuyor, ama bunlar pek önerilmiyor.

Son bir not: Özgürlük Meydanının bulunduğu yerde “Night Office” denilen bir gece kulübünün bulunduğunu ve burasının Tiflis şehrinin en gözde mekanlarından birisi olduğu söyleniyor. Striptiz kulübü var mı denince, “diva” isimli mekan, bunların başında gelmektedir.

Diğer söylenen yerlere gitmemeniz önerilir. Diva kulüp: Devlet Konser Salonu bölgesinde, otobüs duraklarının hemen sağındaki sokak üzerindedir.

İKLİM

Şehirde genellikle ılıman bir iklim hakimdir. Çünkü: şehrin dört tarafında bulunan dağlar: burayı korunaklı hale getirmiştir. Kafkasların sert hava şartları burada bulunmaz ve kış ayları, genellikle ülkemizdeki İç Anadolu kışlarına benzer ve hatta daha ılıman da denilebilir. Sonuç olarak: şehrin iklimi nispeten kışları soğuk, yazları sıcak geçmektedir.

Yıllık ortalama sıcaklık: 13 derece civarındadır. Ocak ayı, yani en soğuk ay sıcaklığı 1 derecedir. Temmuz yani en sıcak ay sıcaklığı ise, 24 derecedir. Kar: yılda ortalama 20-25 gün düşer.

TATİL GÜNLERİ

1 Ocak Yılbaşı
2 Ocak Bedoba günü
7 Ocak Noel
14 Ocak Eski yeni yıl
19 Ocak İsa Mesih Vaftiz günü
27 Ocak St Nino günü
8 Şubat St David günü
3 Mart Anneler günü
8 Mart Kadınlar günü
1 Nisan Palm Pazar
7 Nisan Duyuru
19 Nisan Paskalya
9 Mayıs Zafer Bayramı
12 Mayıs St Andria günü
14 Mayıs Kraliçe Tamar günü
26 Mayıs Bağımsızlık günü
1 Haziran Uluslar arası Çocuk günü
12 Temmuz St Petre ve St Pavle günü
19 Ağustos Tecelli
28 Ağustos St Mariam günü
21 Eylül Jvartamaghleba
14 Ekim svetitskhovloba
23 Kasım St. George günü
17 Aralık St Barbare günü
19 Aralık St Nikoloz günü

Gürcistan Tiflis

Gürcistan Tiflis

TURİZM

Turizm, burada fazla gelişmemiştir. Şehir merkezini tamamen yürüyerek dolaşabilirsiniz. Sadece, şehrin bir ucundan öbür ucuna gitmeyi düşünürseniz, bir arabaya ihtiyacınız olacaktır.
Şehir nispeten sakindir.

Yani, oldukça büyük sorunlar yaşanmıyor. Özellikle: yılbaşı öncesinde yılbaşı eğlenceleri için şehir cadde ve sokaklarını süslemede, büyük paralar harcandığı, şehrin tamamen ışıklandırıldığı ve süslendiği söyleniyor, yani Tiflis bir yılbaşı kutlaması için düşünülebilir.

Şehir: komünist yönetim sırasından kalma devasa binalar yanında, gayet mütevazi insanlarla doludur. Yeşil parklar: birer heykel müzesine dönüşmüştür. Botanik parkının muhteşem manzarası ve ortamı: insanı bambaşka bir havaya sokar.

Öte yandan: şehir gezinizde, sizi rahatsız eden, kolunuzdan tutup çekiştiren satıcılar göremezsiniz.

Şehirdeki müzelerin hepsinin giriş ücreti standarttır, giriş ücreti 5 gel, yani 5 TL. dir.

Gürcistan Tiflis

Gürcistan Tiflis

GEZİLECEK YERLER

ESKİ ŞEHİR MERKEZİ

GORGASALİS MEYDANI

Burada: zamanında büyük pazarlar kuruluyormuş.
Meydana geldiğinizde: Mtkvari nehri üzerindeki “Metekhi köprüsü” nü görebilirsiniz.

Gürcistan Tiflis Metekhi Köprüsü

METEKHİ KÖPRÜSÜ

Tiflis şehir merkezindeki köprü: ilk olarak 1821 yılında ahşap olarak inşa edilmiştir. Daha sonra 1870 yılında bunun yerine metal köprü yapılır. Günümüzde görülen köprü ise, 1950 yılında inşa edilmiştir.

Köprüden nehrin öbür yanına geçin.

Gürcistan Tiflis Metekhi Kilisesi

Gürcistan Tiflis Metekhi Kilisesi

METEKHİ KİLİSESİ

Burası, Tiflis şehrinin sembolüdür. Metekhi kelimesinin anlamı: saray çevresi” demektir.
Kilise ve çevresindeki bölgenin tarihi, MS.5’nci yüzyıla dayanmakta ve burası, Tiflis şehrinin en eski yerleşim yeri olarak bilinmektedir.

Kraliçe Tamara zamanında yapıldığı söyleniyor. Ancak: 1235 yılındaki Moğol işgali sonrasında: buradaki yapılardan, kilise dışındakiler günümüze kalmamıştır.

Kilise: kubbeli yapısı ile alışılmadık bir mimari stile sahiptir.

Sovyet döneminde (1988 yılında) kilise yakılmak istenmiş, ancak büyük bir halk direnişiyle karşılaşınca, bundan vazgeçilmiş ve yapı korunabilmiştir.

Kilisenin bahçesinde, görkemli bir heykel göreceksiniz. Bu heykel: Kral Gorgasali’nin ata binmiş heykelidir. 1961 yılında, heykeltıraş Amashukeli tarafından yapılmıştır.

Gürcistan Tiflis Abanotubani Semti

ABANOTUBANİ SEMTİ

Burada anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Hani en başta, tarih bölümünde şehrin kuruluşuna ait bir kral ve av durumundan söz etmiştim. Bu da ona benziyor.

Anlatılanlara göre: adı geçen kral burada avlanırken, bir geyik vurur ve geyik bir sıcak suya düşer, yarası hemen iyileşir ve hızla uzaklaşır.

Bunun üzerine, kral, bu noktada ve çevresinde bir şehir kurulmasını emreder ve böylece Tiflis şehri kurulur. Zaten şehrin isminin kelime anlamı da “sıcak sular” demektir.

Günümüzde, bu noktada: sıcak su hamamları bulunuyor.

Bu hamamlarda: 38-40 derece sabit sıcaklıkta ve sülfürlü suların: diğer minerallerle zenginleşmiş halde, özellikle: deri hastalıkları ve artrit gibi hastalıkların tedavisinde iyi geldiği söyleniyor.

Genellikle: halk, 5 x5 metrelik bu küçük havuzların bulunduğu odaları kiralayabiliyor ve bu hamamlara girip kükürtlü sıcak sularda şifa arıyorlar. Tuğladan örülmüş kubbeli damlardaki bacalardan tüten dumanlar: buraya gizemli bir hava veriyor.

Bu hamamlara girmeyi düşünürseniz, çıktıktan sonra, hemen yakınlarındaki kafelerde serinlemek için bir şeyler içebilirsiniz.

Evet, Metekhi kilisesini gördükten sonra, köprüyü kullanarak, yine nehrin öte yanına geçmelisiniz, çünkü, bu bölgede kilise dışında görülecek bir yer yok.

Gorgasalis Meydanından, Narikala kalesine doğru yürümeye devam edin.

ST. GEORGE ERMENİ KATEDRALİ

Katedralin özellikle tavan işlemelerini görmenizi öneririm.

Gürcistan Tiflis Harikala Fortress

HARİKALA FORTRESS-KALE

Girişin ücretsiz olduğu, burası, Tiflis şehrinin ana kalesi olarak isimlendirilir ve Tiflis şehrinin savunma sembolüdür. Kale: MS.4’ncü yüzyılda, şehirde kurulmuştur.

İlk yapıldığında “Shuris-tsikhe” olarak bilinmesine rağmen, sonradan “Narika kalesi” olarak isimlendirilmiştir ve bu ismi Farsça bir kelimeden türetilmiştir.

Başka bir teoriye göre: kalenin ismi, Moğollar tarafından verilmiştir ve kelime anlamı “küçük kale” dir. Kale: 7 ve 8’nci yüzyıllarda, Araplar tarafından genişletilmiştir. Araplar, kale duvarları içine “Emir Sarayı” inşa etmişlerdir.

11 nci yüzyıla gelindiğinde ise, kale bu kez, kral David tarafından genişletilmiştir. Kalenin 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalma surlarının büyük bölümü: 1827 yılındaki büyük depremde hasar görmüştür.

Günümüzde, kalenin yalnızca dış duvarları ayakta kalmıştır.

Kalenin içinde bulunan yapılar:

St Nikolas Kilisesi

Kale içinde, ayakta kalarak günümüze ulaşmış tek yapıdır. 12’nci yüzyıldan kalmadır. 1996 yılında yenilenmiştir.

Kilisenin duvarlarının üstüne çıkıp: Tiflis şehrinin muhteşem manzarasını mutlaka izleyin.

Kartin Deda-Gürcistan’ın Anası heykeli

Kiliseden çıkıp, tepeye doğru yürümeye devam ettiğimizde, Tiflis şehrinin birçok yerinden görülen bu heykele ulaşırsınız. Sololaki tepesindeki heykel, 1958 yılında inşa edilmiştir.

Heykel: konum olarak şehrin her yerinden görülebilecek bir yere yapılmıştır. Heykelde: kadın figürünün bir elinde kılıç, diğer elinde şarap kadehi bulunmaktadır.

Anlatılmak istenen ise: Gürcülerin kılıç ile, düşmana karşı sonsuz bir direniş gösterecekleri, şarap kadehi ise, dostlarına karşı sonsuz bir misafirperverlik göstereceklerinin ifadesidir. Heykel: bir anlamda, Gürcüleri anlatıyor. Burada son bir not aktarmak istiyorum.

Bu heykelin bir benzeri de “Erivan” şehrinde bulunuyormuş, ama Erivan şehrinde yani Ermenistan’da bulunan heykelin elinde yalnızca “kılıç” bulunuyormuş. Yani: dost olarak gelenlere ikram edecek şarapları yok galiba.

Evet, heykeli de gördükten sonra: Eski şehir bölümünde, eski Tiflis evlerinin bulunduğu ara sokaklardan ilerleyerek, yine yürüyüşe başladığımız Gorgasalis meydanına ulaşıyoruz.

Şimdiki hedefimiz “Tavisuplebis Meydanı”. Yani “Özgürlük Meydanı”

Gürcistan Tiflis Özgürlük Meydanı

ÖZGÜRLÜK MEYDANI

Burası, Gürcistan yakın tarihinde önemli olayların geçtiği bir yer olarak bilinir. Gürcistan ülkesinin bağımsızlığına kadar, meydan “Lenin Meydanı” olarak biliniyormuş.

Bağımsızlığın ardından ise, Özgürlük Meydanı olarak bilinmeye başlanmıştır.

Çünkü, 1990 yılının sonunda, ülkede bulunan son “Lenin” heykeli de yıkılıp yok edilmiştir.

Burada bulunan Lenin heykelinin yerine ise, Gürcülerin dini sembolü olan “St. George” heykeli konulmuştur.

Güzel Sanatlar Müzesi

Meydanda bulunan bu müzeyi mutlaka gezmenizi öneririm.
Özellikle “hazine” bölümü, kaçırılmaması gereken bir yerdir. Buranın en nadide eseri ise Kraliçe Tamarın: bir rastlantı sonucu bulunan tacıdır ve taç: yakut, zümrüt ve incilerle süslü olarak muhteşem bir güzelliğe sahiptir.

Bu müzede ayrıca: Gürcistan, Azerbaycan ve ülkemizin doğusunda bulunan, Gürcü kültürüne ait objeler sergilenmektedir.

Müzeden çıkınca, şehrin en önemli bulvarlarından birine ulaşıyorsunuz.

RUSTAVELİ GAMZİRİ

Bulvar, ismini ünlü Gürcü Şair Rustevi’den almaktadır.

Bulvar, yaklaşık 1.5 km. uzunluğundadır. Genişliği ise 100 metreden az değildir. Geniş kaldırımlar ve o geniş kaldırımdaki devasa ağaçlar, o ağaçların altındaki gölgeliklerdeki banklara oturan, gelip geçenleri izleyen insanlar göreceksiniz.

Hatta: her 50 metrede bir, yol kenarında veya apartman diplerinde bulunan heykelleri de görebilirsiniz. Boydan boya yürüseniz, 30 dakikada geçebilirsiniz. Ancak, Gürcistan ülkesinin en önemli caddesidir.

Bulvar üzerinde bulunan binalar: 19’ncu yüzyıl Rus ve Gürcü mimarisinin en güzel örnekleridir. Bu binalarda: klasik Sovyet mimarisi, kalın sütunlar ve duvarlar ile ince işlemeler görülür. Ayrıca, yine bu binaların çoğunda: bulvarla bağlantı sağlayan ara geçitler yani avlular bulunuyor.

Bulvar üzerinde trafik ışığı bulunmuyor. Bazı yerlerde, yayalar için yaya alt geçitleri yapılmıştır. Bu yüzden: bulvar üzerinde akıcı bir trafik işlemektedir. Yani, en yoğun saatlerde bile, burada trafik sıkışıklığı görülmez. Yemek olarak, Mc Donalt düşünenler, buraya gitmelidirler.

Gürcistan Müzesi

Bulvar üzerindeki bu müzede: Gürcistan tarihini izah eden objeler, kronolojik olarak düzenlenerek ziyaretçilere sunulmaktadır.

Parlamento Binası

Bulvarda, Gürcistan Müzesinden sonraki bölümdedir. Gül devriminin tipik görüntüleri, bu parlamento binasından dünyaya yansımıştır.

Bu binanın önünde, kutu şeklinde bir anıt göreceksiniz. Bu anıt: Rusya’ya karşı yapılan kurtuluş mücadelesinde ölen 14 kız adına yaptırılmıştır.

Yeni parlamento binası ise, 26 Mayıs 2012 tarihinde açılmıştır.

Kashveti Kilisesi

Parlamento binasının hemen karşısındadır.
Gürcü mimarisinin güzel bir örneği olan kilisede: pagan döneminden kalma semboller de bulunmaktadır. Kilisenin bahçesinde ise, ünlü Gürcü şair gömülüdür.

Rustaveli Milli Tiyatrosu

19’ncu yüzyılın son döneminde inşa edilmiş olan bu yapı: farklı mimari unsurları bir araya getiriyor. Özellikle, dış cephesindeki zengin rokoko süslemeler ve etkileyici genişliği dikkat çekiyor. Yapı, günümüzde de tiyatro işlevini sürdürmektedir.

Gürcistan Tiflis Paliashvili Operası

Paliashvili Operası

İtalyan bir mimar tarafından 4 yıllık inşaat süresi sonucunda yapı: 12 Nisan 851 tarihinde ziyarete açılmıştır. Aynı tarihte, bir İtalyan opera gurubu, üç ay süreyle burada 12 opera gösterisi yapmıştır. 800 seyirci kapasitelidir.

11 Ekim 1874 tarihindeki yangında, opera ve bale tiyatrosu tahrip olur ve 1990 yılında restorasyona alınır.

Bulvarın sonuna geldiğinizde: yine büyük bir meydanla karşılaşacaksınız. Bu meydan “tavisuplebis moedani” isimlidir. Bu meydanda “Saint George” yani Gürcistan ülkesinin kutsal koruyucusunun: at üzerinde, bir ejderhayı mızrakla öldürürken resmedildiği, 50 metrelik bir kaide üzerinde duran, altın rengindeki bir heykelini görebilirsiniz.

Bu meydanda ayrıca şehrin en lüks otellerinden olan “Mariot” bulunur.

Bu meydandan biraz daha yürürseniz, bu kez, bu bulvara ismini veren, ünlü Gürcü şair “Rustavelli” nin heykelini görebilirsiniz. Evet, bu meydan “Rustavelli” meydanı olarak biliniyor.

Bu meydanın hemen ilerisinde ise, şehrin üniversite semti olan “Vake” görülüyor. Vake bölgesinin diğer kenarında, yine ünlü “Vake Parkı” bulunuyor ki, bu park alanı gayet büyük ve üniversite gençleri bu parkta zaman geçiriyorlar, öte yandan bu parkın bulunduğu alan, Tiflis şehrinin en lüks ve pahalı semtlerinden birisidir.

JAVAKHİSHVİLİ TİFLİS DEVLET ÜNİVERSİTESİ

Yapı: mimar Svimon Kldiashvili tarafından tasarlanmış ve 1900’lü yılların başında tamamlanmıştır. 1918 yılında ise, devlet üniversitesinin kurulması üzerine, yapı üniversiteye devredilmiştir.

Gürcistan Tiflis Mtatsminda eğlence parkı

MTATSMİNDA EĞLENCE PARKI

Park: Mtatsminda dağının eteklerine kurulmuştur. Şehir merkezinden park alanına ulaşmak için taksi tutarsanız, sakın 10 gel üstünde ücret ödemeyin. Burası, şehir merkezine yaklaşık 20 dakika uzaklıktadır. Otobüs ile gitmek isterseniz: 124 numaralı otobüse binmeniz gerekir.
Yürüyerek buraya ulaşmak da mümkündür.

Güzel bir patikadan ilerleyerek ulaşılır ama yorucudur. Patika yol ise, düzenlenmiştir yani keçi yolu denilemez. Yol üzerinde: merdivenler, korkuluklar ve köprüler bulunur. Parkur boyunca ise, polis devriyesi bulunur.

Park alanında, televizyon kulesi de bulunmakta olup çok uzaklardan seçilebilmektedir. İçinde lunapark misali eğlence makineleri bulunan eğlence parkında, orman içindeki aletler, muhteşem güzel zaman geçirmenizi sağlayacaktır.

Özellikle roller coaster ilgi çekmektedir. Bu alet, 60 metre yükseğe çıkmaktadır. Ayrıca: video oyunları, su kaydırağı ve diğer bir kısım oyun aleti de bulunur.

Tepenin kenarında bulunan büyük dönme dolap binişi 2 laridir. Dönme dolaba binerseniz: Tiflis şehrinin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

Yalnızca eğlence aletleri değil, burada restoran ve kafelerde bulunuyor, yani oturup zaman geçirebilirsiniz. Yeşillikli ve sessiz, sakin bir yerdir. Ama, hava kararınca burada pek kalabalık kalmıyor, bu yüzden buraya gündüz saatlerinde gitmenizi öneririm ki, mutlaka gidin, manzarayı da izleyin.

TİFLİS HAYVANAT BAHÇESİ

Kostava bölgesinde bulunan hayvanat bahçesinde, 300’den fazla, farklı türden hayvan bulunmaktadır. Giriş ücreti yetişkinler için 2 lari ve 3 yaş üstü çocuklar için 1 laridir. Buraya ulaşmak için metrodan, Teknik Üniversite istasyonunda inmeniz gerekir.

Ek bir ücret karşılığında: sürüngenler ve deniz canlılarının bulunduğu “Axotarium” denilen yeri de ziyaret edebilirsiniz.

MARJANİSHVİLİ CADDESİ

Bu cadde: şehirdeki Türk caddesi olarak da bilinmektedir. Şehirde sayıları azımsanmayacak ölçülere ulaşan Türk girişimciler, bu caddeyi kendilerine mesken tutmuşlardır.

Bu cadde üzerinde: birçok Türk restoranı, bakkalı, satıcısı, berberi bulmak mümkündür. Tiflis şehrinde yaşarken veya ziyaretiniz sırasında, canınız memleket hasreti çekerse, bu caddeyi ziyaret ederek bu hasreti rahatlıkla giderebilirsiniz.

Cadde: “Sit” alanı olarak koruma altına alınmıştır, çivi dahi çakmak yasaktır.

Bu cadde üzerinde, bir de Mc.Donalts restoranı bulunuyor.

SAMEBA KATEDRALİ

Şehre hakim bir tepe üzerinde ve şehrin her yerinden görülen bu devasa yapı: görülmeye değerdir. Yapının: 1995 yılında Gürcü birliği, dirilişi ve ölümsüzlüğünün sembolü olarak yapımına başlanmış ve 2003 yılında tamamlanmıştır.

Öte yandan: şehirde birçok yoksul ve birçok kilise bulunmasına rağmen, bu devasa yapının yapılmasını anlamak da mümkün değildir.

Yine de, 15 bin kişinin aynı anda ibadet yapabildiği bu kilise: Ortodoks dünyasının önemli yapıları arasındadır. ( en yüksek üçüncü katedraldir) Yükseklik 101 metreye ulaşır.

Özellikle: bahçesindeki çan kulesi ilgi çeker. Yapının tepesindeki haç ise, 30 kg. altın kullanılarak kaplama yapılmıştır.

Yapının içinde ise, ses sistemi bulunur ve okunan dualar, yankılanarak elektronik müzikten farksız bir ses duyulur.

GEORGİAN NATİONAL MUSEUM

Müzeyi gezmek için 2 saat ayırmanız yeter. Giriş 5 laridir.

Müzenin koleksiyonu içinde bulunanlar: binlerce yıl öncesine dayanan: karmaşık mücevherler ve altın-gümüş dövme eserlerdir. Diğer sergiler içinde ise: Afrika dışında bulunan, dünyanın en eski insan kalıntılarına ait fosillerdir.

Müze içinde en ilgimi çeken yer “Sovyetlerden Nefret Köşesi” idi. Müze zaten genel anlamda: Rusların ülkeye girip, işgal sırasında yaptıklarının anlatımı için dizayn edilmiş havasını veriyor.

Evet, “The Soviet Opression” yani “Sovyet Baskısı” olarak isimlendirilen bu bölümü mutlaka gezmelisiniz. Duygularınıza sahip olmanız da gerekiyor.

Gürcistan Tiflis Barış Köprüsü

BARIŞ KÖPRÜSÜ

2010 yılında açılan köprü: çelik ve camdan yapılmıştır. Köprü: modern Tiflis şehrinin sembollerinden birisidir. Köprü, 150 metre uzunluğundadır.

Çağdaş bir tasarım sunmaktadır. Tasarım: bir deniz hayvanının anımsatmaktadır.

Özellikle: geceleri led ışıkları ile ışıklandırıldığında: çelik ve cam gölgelik ışıl ışıl parlamaktadır.

AERİAL CABLE CAR

2012 yılında açılan teleferik: Narikala kalesi ile Kura nehrinin sol kıyısındaki Rike Park alanını birbirine bağlar. Teleferiğin büyük pencerelerinden, 360 derecelik bir açı ile, güzel manzara izleyerek yolculuk yapabilirsiniz. Yolculuk birkaç dakika sürer.

ŞEHİR ÇEVRESİNDEKİ GEZİLECEK YERLER

Tiflis şehri çevresinde: muhtemelen 1-1.5 saat uzaklıktaki mesafelerde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış iki köy bulunmaktadır.

Gürcistan Tiflis Mtskheta

MTSKHETA

Tiflis şehir merkezinin yaklaşık 20 km. kuzeyindedir. Yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk ile ulaşılır.
1994 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınan burası: Gürcistan ülkesinin eski başkentidir ve burada bulunan tarihi kilise: Kafkasya’da, Ortaçağ dini mimarisinin en seçkin örneklerinden birisidir.

Bu dini yapının yüksek sanatsal ve kültürel seviyesi, kurulan krallığın gücünü ifade etmektedir.

Svetitskhoveli katedrali ve Jvari Manastırından oluşan bu dini yapılarda: Gürcü alfabesinin erken dönem örnekleri bulunmaktadır.

Jvari Manastırı

Bu yapı: 6’ncı yüzyıldan kalma bir Gürcü Ortodoks manastırıdır. İsminin kelime anlamı Haç Manastırıdır. Aynı adı taşıyan bir diğer Gürcü manastırı: Kudüs şehrinde bulunmaktadır.

Svetitskhoveli Katedrali

11’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Sitenin çevresi, erken Hıristiyanlık gelenekleri ve efsaneleriyle doludur. Uzun yıllar, burası Gürcüler tarafından baş kilise olarak kabul edilmiş ve en saygı duyulan ibadet yerlerinden biri olmuştur.

Samtavro

11’nci yüzyıldan kalma bu manastır kompleksinde: ilk Hıristiyan kral Miriani ve eşi Nana gömülüdür.

Gürcistan Tiflis Sighnaghi

SİGHNAGHİ

Tiflis şehir merkezinin 100 km. doğusundadır.

Şehir ilk olarak: 1762 yılında: Gürcistan kralı Heraklius II tarafından: daha önce var olan kale yıkıntıları üzerine inşa ettirilmiştir. Yapılış amacı ise: Dağıstan kabilesi saldırılarına karşı bir kale görevi yapması içindir.

Sighnaghi isminin kelime anlamı “liman” demektir.

Sighnaghi ve çevresi: birçok tarihi ve kültürel anıtlara ev sahipliği yapmaktadır. Günümüzde: kasabanın çevresinde 18’nci yüzyıldan kalma sur duvarları görülür.

Günümüzde buraya “Aşk kasabası” da deniliyor ve burada düğünler yapılıyor.