Özbekistan Semerkant

Özbekistan Semerkant

Şehir, tarihteki ünlü Türk imparatorlarından biri olan Amir Timur’un imparatorluk başkentidir.

Şehir, Zerafshan nehri vadisindedir. Vadideki bu coğrafi açıdan avantajlı konumu nedeniyle, şehir Orta Asya şehirleri arasında ilk sırada yer almıştır.

Şehir, dünya üzerinde, Babil ve Roma şehri ile aynı yaştadır. Şehirde 500 bin kişi yaşamaktadır. Nüfus ve alan sayısı bakımından Özbekistan ülkesinin ikinci büyük şehridir.

Semerkant şehrinin geçmişi, yaklaşık 2500 yıl geriye kadar gitmektedir. Şehir: Büyük İskender, Arap fatihleri, Cengiz Han ve son olarak Timur Han dönemlerine tanıklık etmiştir. Bu yüzden şehrin kültürel yapısında: Batı ve Doğu kültürleri, İran-Hint, Moğol etkileri görülür.

Özbekistan Semerkant
Özbekistan Semerkant

Semerkant şehri: görkemli ve güzeldir.

Geçmişte şair ve tarihçiler “Doğu İslam dünyasının incisi olarak burayı göstermişlerdir”.

İpek Yolu: tarih boyunca bu efsanevi şehrin büyümesi ve canlanmasını sağlamıştır. İran’a ve batıya giden ve doğuda Çin’e, güneyde Hindistan’a giden ticaret yolları, burada kesişmiştir.

Günümüzde, Semerkant eşsiz antik ruhu ile tam bir hazinedir. Maddi ve manevi değerlerin bolluğu nedeniyle şehir UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehir: Buhara şehrine 286 km uzaklıktadır ve bu uzaklık otobüsle yaklaşık 3.5 saat sürmektedir.

Bu şehre yolunuz düşerse, özellikle “Özbek pilavı” yemeyi unutmayın.

Özbekistan Semerkant Tarihi

SEMERKANT TARİHİ

Semerkant dünyanın en eski şehirlerinden birisidir. Avantajlı konumu, oldukça olumlu iklimi ve Zaravshan nehri gibi doğal su kaynaklarının bulunması, vahşi hayvanların yaşadığı dağlara yakınlığı, güçlü duvarlar ve kaleler, görkemli binalar yüzyıllar boyunca şehrin önemini korumasına neden olmuştur.

Antik dönemde: tarihsel olaylar değerlendirilirken en önemli etkinlik: MÖ 329 yılında Büyük İskender’in ordusu ile şehri ele geçirmesidir. Bu dönemde, Semerkant kalabalık nüfusu, gelişmiş el sanatları, ticaret ve kültürü ile büyük bir şehir olarak bilinmektedir. Aynı dönemde, şehirde savunma duvarları 10.5 km’yi bulan kale bulunmaktadır.

Gelelim tarihi geçmişine.

Arkeolojik kazılara göre, bölgedeki ilk yerleşim MÖ.4 ve 6. yüzyıllarda Akhemenidsler dönemindedir. Bu nedenle, şehrin ilk kuruluşunun 2500 yıl öncesine dayandığı düşünülmektedir.
Tarih boyunca, şehir yarı vahşi kabileler, İslam dininin takipçileri fanatik Arap komutanları tarafından yıkıcı işgallere direnmiştir.

Cengiz Han’ın kanlı orduları, ateş ve kılıçları ile şehre saldırmışlardır. Ardından, şehir Timur’un büyük imparatorluğunun başkenti olmuştur.

Timur’un ölümünün ardından onun imparatorluğu çocukları ve torunları arasında paylaşılmıştır. Semerkant ve çevresi, Timur’un torunu Ulugbeg’e devredilmiştir.

Ulugbek

40 yıl boyunca şehre hükmetmiş ve barışsever bir hükümdar olmuştur. Kendisi, ülkelerin geleneklerini ve kültürlerini öğrenmek için diğer ülkelere birçok ziyarette bulunmuştur. Bu yüzden, kendisi aynı zamanda büyük bir bilim adamı, astronom, matematikçi olmuştur. Bu n edenle, kendisi farklı ülkelerden pek çok bilim adamını, buraya getirtmiştir.

14 ve 15. yüzyıllar, şehrin altın dönemidir. Bu dönemlerde şehir inşaatlarda imar edilmiş, taş döşeli, şehrin içinden geçen müstahkem duvarlar, yeni sokaklar, mavi kubbeli yapılar şehrin silüetinde görülmektedirler. Bunların çoğu, günümüzde şehrin ana sembolleri arasında gezilip görülebilmektedir.

Özbekistan Semerkant
Özbekistan Semerkant

TİMUR

Timur: Özbek dilinde “demir” anlamına gelmektedir ve Semerkant şehrinin güneyindeki, Şebr-i Sebz şehri yakınlarında bulunan “Keş” köyünde doğmuştur. Yani soylu bir geçmişi yoktur. Barlas aşiretine bağlı olan Timur: sert kişiliği ve savaşçı kimliğiyle aşiret içinde hızla yükselmiş ve lider olmuştur.

Timur: genç yaşlarda katıldığı bir savaşta, ayağına aldığı bir ok darbesi ile yaralanmış ve ayağı aksak olmuştur. Ardından özellikle düşmanları, kendisini aşağılamak için “Lenk” lakabını takmışlar ve “Timurlenk” olarak isimlendirmişlerdir.

Burada bir önemli not vermek istiyorum.

Özbekistan topraklarına geziye giderseniz, Timur’dan söz ederken sakın Timurlenk ismini kullanmayın, çünkü Timur, Özbekler için önemlidir ve Soylu aileden gelmediği için kendisine “Amir Timur” yani “Komutan Timur” demektedirler.

Semerkant şehri, Timur için bir tutkudur. Tüm şehri görkemli binalarla donatan Timur: bunun sebebi olarak “ordumu görmeyenler, şehirlerimdeki görkemi görsünler ve gücümü hissetsinler” diyerek açıklamıştır. Evet: Timur gerçekten büyük ama acımasız bir komutan olarak tarihe geçmiştir.

Çünkü hayatı boyunca milyonlarca kişinin ölümüne sebep olmuş, ele geçirdiği yerlerdeki insanları kılıçtan geçirtmiş, yakıp yıkmıştır. Hatta: 1402 yılında, Anadolu içinde Ankara şehri yakınlarına kadar gelmiş ve burada Yıldırım Beyazıt ile yaptığı savaşı da kazanarak, savaş meydanında teslim olan ilk ve tek Osmanlı padişahı imajını yaratmıştır.

Timur’un bir başka önemli özelliği: ele geçirdiği yerlerde ne kadar bilim adamı ve sanatçı varsa, bunları kendisiyle birlikte, başkentine yani Semerkant şehrine götürmüş olmasıdır. Zaten seferlerde yapılan talanlarda elde edilen hazineler de Semerkant şehrinin hızla büyümesindeki en büyük etken olmuştur.

Timur: Çin ülkesini fethetmeye giderken, Kazakistan’da ölmüştür. Sağlığında kendisine bir mezar yaptırmak istemeyen Timur, çok sevdiği torunu Muhammed Şah için yaptırdığı “Gur Amir” denilen yere gömülmüştür. Ama gömüldükten sonra da olaylar bitmemiştir.

Timur’un mezarı ve mezarın laneti hakkında anlatılan ve yaşanılanlar: Gur Amir denilen bölümde anlatılmıştır.

Özbekistan Semerkant

SEMERKANT ŞEHRİ TARİHİNDEKİ TRAJEDİLER

MÖ.329 yılında, Makedonyalı İskender tarafından şehir tamamen yıkılmış ve insanlar imha edilmiştir. Şehrin yeniden inşasında: doğu ve Yunan kültürü karışımı kullanılmıştır.

Araplar: Orta Asya’yı ele geçirirken, şehirde ikinci trajedi yaşanır. 8. yüzyıldaki bu trajedi sonucunda Orta Asya’da İslam ana din haline gelmiştir. Ama daha önce farklı dinler bulunmaktadır. Arapların kılıç ve ateşle, Orta Asya insanlarına İslam dinini benimsettikleri söylenmektedir.

Cengiz Han, Orta Asya’yı fetih ederken, şehirde üçüncü trajedi yaşanmıştır. 13.yüzyıldaki bu trajedi sonucunda şehir yıkılmış ve 14. yüzyılda yeniden inşa edilmiştir. Timur, 14. yüzyılda iktidara gelince, şehirdeki imar faaliyetleri hızlanmıştır.

Timur, 14. ve 15. yüzyıllarda şehre birçok farklı bilim adamı getirterek, Orta Asya’da farklı bilimlerin gelişmesine katkı sağlamıştır.

Özbekistan Semerkant

SEMERKANT ŞEHRİNDE TURİZM

Şehir günümüzde eski ve yeni şehir olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Yeni şehir bölümü: endüstriyel ve kültürel merkezleri, yüksek öğrenim kurumlarını ve şehrin idari merkezi olarak kullanılmaktadır.

Eski şehir bölümü: tarihsel anıtlar, mağazalar, atölyeler, eski özel konutlar bulundurur.
Genellikle şehirdeki turistik gezi, şehrin eski kısmında yapılabilir.

Özellikle: Registan Camii ve medresesi, Bibi Khanum camii, Shakhi-Zinde bileşik ve Gur Emir Topluluğu ve Ulugh-Bey Rasathanesi.

Özbekistan Semerkant
Özbekistan Semerkant
Özbekistan Semerkant
Özbekistan Semerkant

ŞEHİR MERKEZİNDE GEZİLECEK YERLER

Özbekistan Semerkant Afrasiab Müzesi
Özbekistan Semerkant Afrasiab Müzesi
Özbekistan Semerkant Afrasiab Müzesi

Afrasiab Müzesi

Tashkentskaya str adresindedir. Pazar günleri hariç hergün açıktır ve saat: 09.00-17.00 arasında ziyarete açıktır.

Semerkant’ın merkezinde bulunan Afrasiab antik kenti, 13. yüzyıl başlarında Moğollar tarafından tahrip edilmiştir.

Müze: bu Afrasiab antik yerleşim yerinin bulunduğu tepelerin yakınında, yuvarlak çarşının kuzey kesiminde bulunmaktadır. Müze binası: 1970 yılında Ermeni mimar Bagdasar Arzuman tarafından tasarlanmıştır.

Müze, şehrin tarihine adanmıştır. Ama müzenin en değerli eserleri, Afrasiab arkeolojik kazılarında bulunan buluntulardır. Bunlar arasında öne çıkanlar: antik kılıç fragmanları, bıçak, ok, sikke, çanak-çömlek ve İkhshidid Hanedanı (7. ve 8. yüzyıllar) ait Semerkant saray freskleridir.

Ayrıca: 7. ve 8. yüzyıllara tarihlenen, av sahneleri ve tatil kutlamaları betimlenen duvar resimleri de büyük ilgi çekmektedir.

Antik kentteki arkeolojik kazılar, 19.yüzyıl sonlarında başlamış ve günümüzde de devam etmektedir.

Özbekistan Semerkant Afrasiab Yerleşim Yeri

Afrasiab Yerleşim Yeri

Semerkant şehrinin girişinde, yüksek tepelerde bulunmaktadır. Antik yerdeki yerleşimin, MÖ.7 ile 2. yüzyıllarda olduğu tespit edilmiştir. Büyük şehrin efsanevi kral Turan tarafından kurulduğu bilinmektedir. Ancak şehir 1220 yılında Moğol askerleri tarafından imha edilmiştir.

Burada yapılan arkeolojik kazılarda: şehir içi ve eteklerinde şehir kalesi bulunduğu saptanmıştır. Şehir içi bölümlerde ise, konut ve el sanatları bölümleri, cami ve şehir hayatı olaylarına adanmış harika freskler bulunmuştur. Semerkant hükümdarı, 7. ve 8. yüzyıllarda buradaki sarayda kalmıştır.

Özbekistan Semerkant Aysel Sanat Galerisi

Aysel Sanat Galerisi

Registan str adresindedir. Açık olduğu saatler, saat: 09.00-17.00 arasındadır.

Aysel Sanat Galerisi ve Sanat Stüdyosu: Semerkant şehrinde en başarılı ve en büyük galerilerden birisidir. 1992 yılından bu yana, Özbekistan Sanat Akademisi ve Semerkandlı sanatçılar burada bir araya gelmektedirler.

Başlangıçta

Burası Özbekistan el sanatlarını teşvik etmek için açılmasına rağmen, günümüzde burada toplanan sanat nesnelerinin kültürel değeri gerçekten büyüktür. Burada, yetenekli çağdaş sanatçıların resim ve heykelleri, Semerkant ustalarının ürünlerinin güzel örnekleri sergilenmektedir.

Ama buranın esas yoğunluğu ipek kumaşlar üzerinedir. Modern teknolojiler ve eski zaman yöntemleri kullanılarak, ulusal kumaşlar farklı yöntemlerle işlenmekte ve giysi koleksiyonları üretilmektedir. Bunların yarattığı moda koleksiyonları Özbekistan ve yurtdışında büyük ilgi çekmektedir.

Evet: Özbekistan halkı ve turistler, burayı ziyaret ederek Semerkandlı tasarımcıların son koleksiyonlarını görebilirler.

Özbekistan Semerkant Bibi Hanım Mescidi
Özbekistan Semerkant Bibi Hanım Mescidi
Özbekistan Semerkant Bibi Hanım Mescidi
Özbekistan Semerkant Bibi Hanım Mescidi, Khanym Camii

Bibi Hanım Mescidi-Bibi-Khanym Camii

Anlatılanlara göre: Bibi Khanym: aslen Çinli bir prenses ve Amir Temur’un karısıdır ve kocası sevgi ifadesi olarak burayı yaptırmıştır.

Temur: Doğu’nun en büyük binasını inşa ettirmeye karar verdiğinde, şehirde yüzlerce mimar, ressam ve inşaatçı toplamıştır. İnşaat 1399 yılında başlamış ve beş yıllık çalışmanın ardından 1404 yılında tamamlanmıştır. (Timur’un Hindistan seferi dönüşünde) Caminin inşaatında: 15 bin işçi, 100 fil ve 300 sanatkar usta çalışmışlardır.

Yapım çalışmalarında filler çalışmış olması nedeniyle, yapının kapısı oldukça büyüktür ve bu büyük kapısı ile ün kazanmıştır.

Günümüzde 30 metre yükseklikte olan cami, yapıldığında aslında 60 metre yüksekliğinde dev bir kubbeye sahipmiş. Ancak, mimari bir hata yüzünden, 17. yüzyılda kubbe çökmüş ve yüzlerce kişi ölmüş.

Günümüzde de bu yıkımın izlerini görmek mümkündür. Öte yandan caminin her yanının çatlaklarla dolu görüntüsü, sanki her an yeniden yıkılacakmış gibi his vermektedir.

Yine de yapının görkemli mavi kubbesi ve büyüklüğü ve güzelliği gerçekten etkileyicidir.

Özellikle 50 metreye kadar yükselen güçlü giriş portalları dikkati çeker.
Caminin kubbesi: cennet kubbe olarak isimlendirilir.
Caminin anıtsal kapısı muhteşem güzelliktedir. Kapı çinilerle ve kufi yazılarla süslenmiştir.

Caminin avlusunda ise, mermer bir rahle ilgi çeker. Bu rahle: Hz Osman tarafından ceylan derisine yazdırılan dünyanın en eski Kuran-ı Kerimlerinden biri için yapılmış rahledir. Timur, bu rahleyi, İran seferi dönüşünde getirmiş ve önemli günlerde bu rahle üzerine konularak Kur-an okunmaktaymış. (Rahle üzerine konulan Kur-an, günümüzde Taşkent Müzesinde sergilenmektedir)

Caminin bahçesinde lüks galeriler görülür. Kemerler, 300 den fazla sütun üzerine yerleşmiştir. Küpürlü duvarlar, yüksek minareler, oyma mermer ile dekore edilmiş cami: geniş portalları ile yüzyıllar boyunca Temur tarafından, sevdiği karısına bir övgü olarak yaptırılmıştır.

Özbekistan Semerkant Gur-Emir Türbesi
Özbekistan Semerkant Gur-Emir Türbesi
Özbekistan Semerkant
Özbekistan Semerkant

 

Gur-Emir Türbesi

Burası, Ortaçağ döneminde doğunun en önemli mimari yapılarından biridir. Semerkant şehrinin en çok gezilen yerlerinin başında gelmektedir.

15.yüzyıl başında, Semerkant şehrinin güneybatısında inşa edilmiştir. Karşılıklı iki simetrik minare ve ortalarında bulunan kubbeden oluşmaktadır. Minareler üzerinde: kufi yazısı ile “Allah” ve “Hu Allah” yazıları bulunmaktadır.

Türbenin girişinde bir taç kapı dikkat çeker. Bu kapı: mavi ve yeşilin birçok tonu ile işlenmiştir ve türbenin en süslü kısmıdır.

Türbe olarak kullanılan yapının ilk yapılış amacı

Muhammed Sultan Medresesi iken: daha sonra Amir Timur’un torunu ve Amir Timur’un kendisi ve soyundan gelenlerin mezarı olmuştur. Ama ilk gömülen: Timur’un çok sevdiği ve genç yaşta ölen torunu Muhammed Şah için türbe olmasıdır.

Ancak, aşağıda belirteceğim gibi, Timur’da buraya gömülmüştür, çünkü sağlığında kendisine bir mezar yeri yaptırmayı istememiştir.

Gur-Emir

Semerkant şehrinde çocuklara asaleti öğretmek için medrese olarak kurulmuştur. Burada merkezi bir salon ve hücreler bulunmaktadır. Mukhammad Sultan’ın emriyle inşa edilmiş ve İslami bir eğitim merkezi haline gelmiştir. Ama 1403 yılında Muhammed’in ani ölümü üzerine, kompleksin bu amacı değiştirilmiştir.

Medresenin köşe odasında, Muhammed’in defnedilmesi için bir mezar yapımına başlanmıştır. Burası: muhteşem bir giriş portalı ile dekore edilmiş, karmaşık avlu, köşelerde bulunan dört minaresi ve tek duvar dekore edilerek hazırlanmıştır. Zaten mozolenin mezar bölümüne girdiğinizde, muhteşem görüntü karşısında şaşıracaksınız.

Anıtın yüksek kubbesinin altında, yan yana bulunan mezar taşları görülüyor. Timur’un mezarı, mezar taşının siyah mermerden yapılmış olması nedeniyle hemen görülüyor. (bu mezar taşı hakkında da aşağıda bir efsaneden söz edeceğim)

Ancak, bu türbe, Timur’un torunu Ulugbek zamanında bitirilememiştir ve inşaat Timur’un bir başka torunu tarafından tamamlanmıştır.

Ulugbek 1405 yılında ölünce, onun mezarı ve onun soyundan gelenlerin mezar yeri olarak Gur-Emir belirlenmiştir. Buradaki mezarda: Amir Temur, Muhammed Sultan, Ulugbek ve Timur’un manevi hocası Mir-Said Baraka ve iki oğlunun mezarı bulunmaktadır.

Günümüzde, Gur-Emir türbesindeki mezar yerleri, mezar taşları ile işaretlenmiştir. Timur’un mezar taşı: yeşim ve tek parça yapılmıştır ve mezar merkezinde yer almaktadır.

Bu mezar taşı ile ilgili çeşitli söylentiler bulunmaktadır. Bu nefrit mezar taşının buraya nasıl geldiği meçhuldür. Ama efsaneye göre: bir nefrit plaka: Çin imparatorunun sarayından Moğollar tarafından alınmıştır.

Bu Çin kökenli levhanın: ilahi gücün kaynağı olduğuna inanılmaktadır ve Moğollar da bu inancı sürdürmüşlerdir.

Bu plakanın

1425 yılında, Ketmen tepe köyü yakınlarındaki bir savaşta, Ulugbek tarafından ele geçirildiği ve buraya yerleştirildiği düşünülüyor.

Amir Timur’un mezar taşları ise, Semerkandlı ustalar tarafından inşa hazırlanmıştır. 1740 yılında: İranlılar Buhara hanlığını ele geçirince, nefritler mezarını kaldırmak istediler. Nodir Shakh isimli İranlı hükümdar, bu taşları, İran’daki kutsal binalardan birine götürmeyi planladı.

Ancak, yine efsaneye göre, Timur’un ruhani lideri Mir Seyyid Bereke: Nodir Shakh isimli hükümdarın rüyasında göründü ve taşı götürmemesini, aksi halde korkunç talihsizlikler yaşayacağını söyledi. Sabah olduğunda, Nefritler taşı getirilmiş olmasına rağmen, eski yerine konulmasını emretti.

Ama Semerkant yolunda bir kaza oldu, nehri geçerken taş düştü ve iki eşitsiz parçaya bölündü. Ardından taşlar yerine geri getirildi ve ustalar iki eski taşı eski yerine koydular. Bu nedenle, günümüzde Amir Temur mezarının üzerinde, nefritler taşı üzerinde çatlaklar görülmektedir.

Evet: mezarlar: bodrumda, türbenin aşağısındadır. Üst kattaki salonda, sadece mezar taşları görülür. Timur’un mezarı 1941 tarihinde bir kez açılmış ve bu olay ile ilgili bir efsane üretilmiştir.

Gelelim bu efsane hakkında anlatılanlara

Tashmuhammed Kari-Niyazov ve Mikhail Gerasimov liderliğindeki Ruslar, buraya sefer düzenlediklerinde, Gür-emir denilen yere gelirler ve Haziran 1941 tarihinde kazılar başlatırlar. Bunun üzerine yerel din adamları ve Müslüman din adamları kazıları durdurmaya çalışırlar, ancak çalışmalar sürdürülür.

Bu kazılar: mezarlardaki kalıntıların Timur ve onun en yakın akrabalarına ait olup olmadığını kanıtlamak amacıyla yapılmıştır. Kazılar başladığında ilk olarak Timur’un oğulları ve ardından Ulugbek oğullarının mezarları açıldı.

Daha sonra Timur’un torunu Ulugbek mezarı keşfedildi ve 19 Haziran tarihinde ise, Timur’un mezarı bulundu. 20 Haziran tarihinde Timur’un mezarı açıldı ve türbe reçine karışımı keskin bir koku ile kaplandı.

Çünkü: Timur: Çin’e giderken Otrar denilen yerde ölmüş ve o nedenle mumyalanmıştı. Çünkü ceset Semerkant şehrine getirilmeliydi. İngiliz ve Fransız bilim adamları da, Mısır firavunlarının mezarları açıldığında, aynı koku ile karşılaşmışlardır.

Bunlar ilk anda anlaşılmamış olsa da daha sonra mumyalamada kullanılan yağların kokusu olduğu anlaşılmıştır. Yani, Timur’un mezarı açıldığında ortama yayılan kokunun da, Timur’un lanetiyle ilgili değil, mumyalama işinde kullanılan yağlarla ilgili olduğu anlaşılmıştır.

Ancak, efsanelere göre

Timur’un laneti yine gündeme oturmuştur. Çünkü 22 Haziran tarihinde, yani mezarın açılmasının hemen ardından, Nazi Almanya’sı, savaş ilan etmeden Sovyet topraklarını işgal etmeye başladılar.

Bu durumu, birçok kişi Timur’un mezarının açılması ile bağdaştırdı. Semerkant insanları paniklediler ve Timur ve onun hanedanının kalıntıları: incelenmek üzere Moskova’ya gönderildi.

Nazi Almanya’sı ile Sovyetler arasındaki şiddetli çatışmalarda en önemli dönüm noktası: Stalingrad savaşında elde edilen zaferdir.

Söylenenlere göre Sovyet lider Stalin:

Bu zaferden bir ay önce, Timur ve onun hanedanının kalıntılarını, Semerkant şehrine geri göndermiş ve türbeye mezar yerlerine gömülmelerini emretmiştir. Evet, bu olayın Stanlingrat cephesinde kazanılan büyük zaferle bağlantı kurulmaktadır.

Bu efsaneden söz ettikten sonra, türbe ile ilgili son birkaç not aktarmak istiyorum.
Evet, türbe ortaçağ mimari işçiliğinin güzel bir örneğidir. Uyum mükemmeldir. Yivli kubbe ve tonoz duvarları tamamen açık ve koyu mavi sırlı tuğlalar, resimli mozaiklerle kaplıdır.

Kubbenin üzerindeki kabartma rozetler bir yıldızlı gökyüzünü tasvir etmektedir. İç oyma ve yarı değerli taşlar, kakma bar, oyma pencereler, mermer ızgaralar ve resimlerle kaplı oniks panelleri ortamı zenginleştirmektedir.

Gur-Emir Türbesi

Delhi ve Kuzey Hindistan bölgelerini yöneten, Timur torunları tarafından özellikle Agra Taj Mahal yapısının yapımında örnek alınmış, Babür mimarisini etkilemiştir.
Türbe ile ilgili son bir not: Timur, bu türbede hocaları, danışmanları, oğulları ve torunları ile birlikte gömülmüştür. Bu önemlidir, çünkü hocalarıyla gömülmesi bilime verdiği değeri ifade etmektedir.

Özbekistan Semerkant Khodja Akhrar Ensemle
Özbekistan Semerkant Khodja Akhrar Ensemle
Özbekistan Semerkant Khodja Akhrar Ensemle

Khodja Akhrar Ensemle

Khodja Akhror: Özbekistan tarihiyle bağlantılıdır. Bu ünlü kişi: bölgedeki siyasi yaşamın gelişimi üzerine etkili olmuş, aynı zamanda Sufi Nakşibendi lideri olarak tanınmıştır. Aynı zamanda, sıradan insanlar yanında birçok hükümdarın ruhani lideri olarak bilinir.

Kendisi, Maveraülnehir bölgesindeki şiddetli vergilerin kaldırılmasını sağlamıştır. Ayrıca: Semerkant, Fergana ve Taşkent önderleri arasında kanlı bir savaşı önlemesi hatırlanır.

Ünlü şair Djami onun hakkında şunları yazmıştır: “O meselenin özünü bilen kişidir. İnsanlar onun kutsallığı, görünüm ve mukavemetine saygı duyarlar.

Birçok çağdaşı onun için yüksek övgüler düzmüşlerdir. Onun sloganı gereği kişilerin onun manevi misyonunu yerine getirmek için siyasi gücünü kullanmamasıdır. “

O, 86 yaşında iken 1490 yılında ölmüş ve Semerkant yakınlarında gömülmüştür. Üzerine beyaz büyük mezar taşı konulan mezar, birçok inananı tarafından ziyaret edilmektedir.

1630 yılında Semerkant hükümdarı Nori Divan Begi

Mezarın bulunduğu yere yakın bölüme cami ve medrese inşa ettirmiştir. Medrese inşaatı 2 yıl boyunca devam etmiştir. Medresenin portalında iki aslan ve iki geyik görüntüsü ilgi çeker.

Ama bir yüz yıl sonra, medrese ağır hasar görmüş ve portal öne doğru eğilmiştir. Ayrıca dekorasyonun büyük kısmı düşmüş ve tüm bina harap hale gelmiştir.

20.yüzyıl başlarında: bu mimari anıt restorasyona tabi tutulmuştur. Bu çalışmalarda dekoratif cephe kurtarılmış, portal yerine tespit edilmiştir. Günümüzde kompleks içinde: mezar yanında, medrese, kış ve yaz camileri, ayvan ve minare bulunmaktadır.

Özbekistan Semerkant Hoca Abdi Darunee Mozolesi

Hoca Abdi Darunee Mozolesi

Anıt: Hoca Abdi Darunee türbesi yakınlarında, 12.yüzyılda ortaya çıkmıştır. Efsaneye göre: Şeyh Abdi-Darunee: 9. yüzyılda Arap Yarımadasından Semerkant şehrine gelmiş ve Kur’an ve şeriat konularında bir uzman olarak, burada yargıç işlevlerini yerine getirmiştir. “Darunee” kelime anlamı olarak “iç” demektir. Onun mezarı, Semerkant şehir surları içinde bulunmaktadır.

Türbe: 12. yüzyılda inşa edilmiş ve 15.yüzyılda yenilenmiştir. Günümüzde bir piramidal kubbe ile küçük kare bir evden oluşmaktadır. Türbenin içi, altın ve seramik ile süslenmiştir. Mozole yakınında, 15. yüzyılda bir ibadet yeri yapılmıştır. Mezardaki antik dönemden kalan çınar ağaçları, büyük su birikintisi (khauz) çevresinde büyümektedirler.

Ulugbek Memorial Müzesi

Tashkentskaya str adresindedir. Pazar günü hariç her gün ziyarete açıktır ve saat: 09.00-17.00 arasında gezilebilir.

Ulugbek: yalnızca Timur’un torunu olarak değil, aynı zamanda Orta Asya’nın en büyük alimlerinden biri olarak halkların hafızasında kalmıştır. Ulugbek’in gerçek ismi Muhammed Taragdır. Amir Timur’un en küçük oğlu Shahrukh’un oğlu olarak 1394 yılında doğmuştur.

Doğumundan itibaren, Timur’un en sevdiği eşi Saray Mülk Hanım tarafından bakım altına alınmıştır. Çünkü, Timur döneminde çocuklara ebeveynlerinin bakımı değil, böyle bir uygulama bakımı vardır. Ulugbek: büyük dedesinin çalışmalarında yer aldı.

Erken yaşlardan itibaren diğer Timur prenslerinden farklı olarak

Bilimler alanında büyük yeteneğinin olduğu ortaya çıktı. Timur ile yaptığı geziler sırasında: bir gün eski bir al-Tusi dönemi gözlemevi kalıntıları bulunan Maragheng şehrine ulaştılar. Ören yerindeki bu gözlemevi, Ulugbek’in Astronomi ile ilgilenmesine neden oldu.

Birkaç yıl sonra dedesi Timur’un ölümünün ardından: babası kararıyla Ulugbek, Maveraülnehir hükümdarı oldu.

Kendisi bu dönemde, Semerkant-Buhara-Gijduvan şehirlerinde medreseler inşa ettirdi. Çünkü sürekli olarak herkesin eğitilmesinden yana oldu ve bilgi almak için insanları teşvik etti. Onun iktidarı sırasında, Orta Asya: Doğu Rönesans’ı yaşandı.

Özbekistan Semerkant Ulugbek Gözlemevi, Rasathanesi

Uluğbek Gözlemevi-Rasathanesi

1428 yılında Uluğbek gözlemevinin yapımı tamamlandı. Gözlemevi şehir merkezine 3 km uzaklıkta bir tepe üzerine kurulmuştur.

Tahminen 2-3 katlıdır ve yükseklik yaklaşık yine tahminen 40 metre civarındadır.
Yapının yuvarlak forumda çapı 46 metredir. Burası: Semerkant şehrinin bilimde ulaştığı en üst noktayı göstermesi açısından önemlidir.

Dönemin ünlü astronomları (Kadı-Zada el Rumi, El-Kaşi gibi) onun gözlemevinde seçkin bilim adamlarıyla birlikte çalıştılar. 1437 yılında Uluğbek: 1018 yıldızlı bir yıldız kataloğu derledi. Bu katalog daha sonra Avrupa dillerine çevrildi ve tüm dünyada temel astronomi rehberi oldu.

Astronomi tarihindeki alimler: Uluğbek, Kopernink, Galileo ve Batlamyus olarak sıralanır. Uluğbek: dünyanın güneş çevresinde döndüğünü bulduğunda: bu durumu batılı Kopernink 60 yıl sonra, Galileo ise 200 yıl sonra bulabilmişlerdir.

Uluğbek’in

Günümüzden yıllarca önce, hiçbir teknolojik alet olmadan bunu birkaç saniyelik yanılma ile tespit etmesi inanılmazdır. Zaten bu yüzden: aya ayak basan ilk astronot: ay üzerinde gördüğü üç tepeden birine “Ulukbey” ismini vermiştir.

Uluğbek ölümünün ardından, gözlemevi yıkılmış ve dini hayranları tarafından yağmalanmıştır. Rasathanenin yok olması şöyledir: Uluğbek’in oğlu, babasının bilimle çok uğraştığını, devletle ilgilenmediğini ve devletin zayıfladığını düşünen oğlu Abdülaziz: tahtı bırakmasını ve hacca gitmesini söyler.

Bunu kabul eden Uluğbek, Semerkant şehir çıkışında oğlu tarafından öldürülür. Uluğbek’in öldüğünü duyan yobazlar: uzun zamandır kin duydukları rasathaneye saldırırlar, yapıyı yıkarlar ve içindeki tüm kitapları yakarlar. Rasathanedeki bir kısım bilim adamı ise, kaçarak canını zor kurtarır.

Bunlar arasında bulunan Ali Kuşçu: önce Tebriz şehrine ve ardından İstanbul’a gelerek Fatih Sultan Mehmet’in himayesine girer ve 1474 yılında İstanbul’da ölür. Ali Kuşçu’nun Semerkant şehrindeki rasathaneden kaçırabildiği kitaplar ise yüzyıllar boyunca astronomi için kaynak kitap olarak kullanılır.

Evet, bu rasathanenin harap temelleri

1930 yılında Rus arkeolog Viatkin tarafından tesadüfen bulunur. Ancak yalnızca yer altı bölümleri belirlenebilmiştir. Yani başkaca bir kalıntı bulunmamaktadır.

Bunlar: yani rasathaneden geriye kalanlar 63 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde, aşağıya doğru 11 metre inen yarım ay şeklindeki bir çukurluktur. Bulunan belgeler ve bilim adamları tarafından gözlem evinin bir modeli yapılmıştır.

Gününüzde Taşkent şehri sokakları: ilçeleri, metro istasyonları, bu büyük astronomun ismiyle adlandırılır. Semerkant Ulugbek Memorial Museum: gözlemevi kalıntıları yanında kurulmuştur. Müzede: Ulugbek mirası ile ilgili bir koleksiyon sergilenmektedir. Ayrıca, yine koleksiyon içinde, o döneme ait yazılar ve kitaplar bulunur.

Özbekistan Semerkant Şarapçılık Müzesi
Özbekistan Semerkant Şarapçılık Müzesi
Özbekistan Semerkant Şarapçılık Müzesi

Şarapçılık Müzesi

Makhmud Kaşgari Str adresindedir.
Müzenin geçmişi, yaklaşık 150 yıl kadar geride eski Khovrenko dönemine kadar gitmektedir. Orta Asya toprakları Rus imparatorluğu tarafından işgal edilince, bu toprakların tüm zenginlikleri keşfedilmeye başlanmıştır. Semerkant şehrinde şeker içeriği yüksek ünlü üzümler yetiştirilmeye başlanmıştır.

Bunun ardından, Rus şarap üreticisi ve işadamı DM Filatov, Özbekistan ülkesinde ilk şarapçılık faaliyetini başlatmıştır. Çalışma 15 yıl boyunca sürmüştür. Burada üretilen şarap ve konyaklar: Paris ve diğer uluslar arası sergilerde ödüller kazanmışlar ve Semerkant şarapları dünyaca ün kazanmıştır.

Ardından Sovyet iktidarı gündeme gelince: Filatov şarapçılık ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Günümüzde: Khovrenko Şaraphanesi tarafından üretilen şarap, konyak ve votkalar: üretimi sürdürülmektedir. Burada ziyaretçiler için turlar düzenleniyor ve bu turlarda şarapları tatma imkanı bulunmaktadır. Ayrıca, yine burada bir şarap müzesi bulunmaktadır.

Özbekistan Semerkant Registan Meydanı
Özbekistan Semerkant Registan Meydanı

Registan Meydanı

Yüzyıllardır Registan Meydanı, Semerkant şehrinin merkezi olmuştur. Kelime anlamı “kumlu yer” demektir. Meydanda ilk medrese inşa edilmeden önce, burada asırlar önce bir nehir vardı. Yıllar sonra 15. yüzyılda meydan düzenlendi ve ilk medrese kuruldu.

Meydanın sol bölümünde eski nehirle ilgili kalıntılar bulunmaktadır. Meydana Timur’dan öte Ulugbek’in damgasını vurduğu hissediliyor.

Meydan şehrin akademik, dini ve idari merkezidir. Meydan: Timur döneminde çarşılarla doluymuş. Timur’un torunu Ulugbek han olunca bu çarşıları yıktırmış ve yerine kendi adını taşıyan, dünyanın en büyük medresesini yaptırmıştır.

Ardından da, aşağıda ayrıntılı olarak belirttiğim gibi, hemen karşısına aynı büyüklükte ve ihtişamda Sher-Dor medresesi yapılmıştır. Böylece 3 medreseden oluşan muhteşem bir bilim meydanı ortaya çıkmıştır.

Bütün büyük şehirlerin merkezleri

Ortaçağ döneminde “Registan” olarak isimlendirilmiştir. Bunlar özellikle: Taşkent, Buhara, Semerkant şehirlerinde öne çıkmaktadırlar. Semerkant, Orta Asya’da kentsel planlamanın seçkin örneklerinden birisidir.

Timur, bir zamanlar Semerkant şehrini merkezi olarak düzenletmiştir. 1409-1499 yılları arasındaki Mirzo Ulugbek zamanında, meydanın bulunduğu biliniyor.

Meydan Sovyet döneminde önemli bir buluşma yeri olarak kullanılmıştır. Kızıl Ordu Semerkant şehrini ele geçirmesi sırasında, bombardımandan Registan meydanı da etkilenmiştir. Ancak, ardından Sovyetler, şehirdeki tarihi binaları restore etmişler ve özellikle Registan Meydanına çok önem vermişlerdir.

Çünkü, bu meydan çeşitli gösterilerde kullanılmıştır. Halk mahkemesi, burada yargılama yapmıştır.

Şehirdeki tüm geçit törenleri, festivaller ve Pazar çarşıları bu meydanda düzenlenmektedir.

Meydanda 3 medrese bulunmaktadır.

Bunlar

1.Ulugbek Medresesi.
2.Sher-Dor Medresesi.
3.Tilla-Kari Medresesi.

Medreseler, Müslümanların yüksek öğretim kurumları olarak önem kazanır ve aileler çocuklarını orada okutmak isterler. Buralardaki eğitim, yerine göre 10, 12 veya 20 yıl sürer. Öğrencilerin seçimindeki en büyük etken disiplindir. Hepsi için ana disiplin “Kur-an” dır.

Özbekistan Semerkant Ulugbek Medresesi

Ulugbek Medresesi

1417-1420 yılları arasında yapılmıştır. Registan meydanını solunda-batı kısmındadır. Burada 110 tane öğrenci yaşayabilecek şekilde 54 hücre ve bir bahçe bulunmaktadır. Doğunun klasik eğitim kurumlarından birisi olarak tanımlanır.

Bu medrese ölçeği, Amir Timur’un yapılarının en büyüğü ile rekabet edebilecek boyutlardadır. Ulugbek, ölümüne kadar burada matematik ve astronomi dersleri vermiştir.

Zaten, medresede astronomik gözlemler yapmak içinde bir platform bulunuyormuş.
Medrese yapısı, Ulugbek’in astronomiye olan tutkusu nedeniyle yıldızlarla bezenmiştir. Kapı üzerindeki on yıldız, uzayı sembolize etmektedir.

Ayrıca geometrik desenlerde kullanılmıştır. Medreseye 15 metre yükseklikteki bir kapıdan giriliyor ve bu kapının bizzat Ulugbek tarafından tasarlandığı söyleniyor. Medresenin içinde Ulugbek’in bir heykeli bulunuyor.

Özbekistan Semerkant Sher-Dor Medresesi
Özbekistan Semerkant Sher-Dor Medresesi

Sher-Dor Medresesi

Burası bir askeri lider ve politikacı olan Semerkant hükümdarı Yalangtush Bahadur’un emriyle 1619-1636 yılları arasında yapılmıştır. Medrese 200 yıl önce inşa edilen Ulugbek Khanaka yıkıntıları üzerine yapılmıştır.

Portal üzerindeki kitabede mimar Abd al-Jabbar ve Muhammed Abbas Kamarkandi ustaların adları yazılıdır. Ayrıca, Kuran’dan alıntılar, bitkisel süslemeler yaygın olarak kullanılmıştır.

Ulugbek medresesinden farklı olarak iki kış öğretim salonu vardır ama ana yapısı Ulugbek medresesinin aynısıdır.

Halk arasında “Aslanlı Medrese” olarak bilinir. Çünkü giriş kapısı üzerinde bir aslan resmi bulunmaktadır.

Medresenin giriş kapısının üstünde: “güneş” ve “aslanların ceylan avı” resmedilmiştir. “Güneş” ise Zerdüştlüğün etkisini göstermektedir. Medrese 32 metre yüksekliğinde minareye sahiptir. Yapının duvarları kufi yazılarıyla süslenmiştir.

2001 yılında medrese UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Özbekistan Semerkant Tilla-Kari Medresesi
Özbekistan Semerkant Tilla-Kari Medresesi

Tilla-Kari Medresesi

1647-1660 yılları arasında yapılmıştır. Registan meydanının kuzey tarafındadır. Bibi Hatun Medresesi kullanılmayacak kadar harap hale gelince, yeni bir camiye ihtiyaç duyulmuş ve hem cami, hem de medrese olarak hizmet vermesi için burası yapılmıştır.

Medresenin inşasına Semerkant hükümdarı Yalangtush Bakhadur emriyle başlanmıştır. Aslında burada daha önce, 200 yıllık bir kervansaray bulunuyormuş.

Biraz önce de sözünü ettiğim gibi, bittikten sonra yani 17.yüzyılda Semerkant şehrinin en büyük camisi olarak kullanılmıştır.

Medrese ve cami inşaat çalışmaları

1646-1660 yılları arasındaki 15 yıllık dönemde yürütülmüştür. Yapıda kabartma süsleme, altın yaprak boyama teknolojileri yaygın olarak kullanılmıştır. Bu nedenle yapıya: “altın kaplama” anlamında “Tel Kari” ismi verilmiştir.

Caminin bahçesi, Cuma namazı için kullanılmıştır. Mihrap yakınlarındaki Minber: kıbleyi belirtmek üzere Mekke yönündedir.

Medresenin kapısı alçak boyutludur çünkü buraya girenlerin kafasını eğmesi yani boyun eğmesi düşünülür. Medresenin küçük ve fazla yüksek olmayan bir minaresi vardır.

Medresenin dekorasyonunun önemli kısmı kaybolmuş ama restorasyon çalışmaları sırasında 20. yüzyılda yeniden tamamlanmıştır.

Orta Asya mimarisinin bu güzel anıtı, 2001 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Özbekistan Semerkant Rukhabad Türbesi

Rukhabad Türbesi

Bu türbe, 1380 yılında Timur tarafından Timur’un çağdaşı değerli İslam alimi ve mutasavvıf Şeyh Burhaneddin Sagaradzhi’nin mezarı üzerine yapılmıştır. Burhaneddin Sagaradzhi: kendi döneminde Doğu Türkistan göçebe kabileleri arasında İslam’ın yaygınlaştırmasıyla tanınır.

Kendisi Çinli bir prensesle evlenmiş ve Çin Yuan hanedanı sarayında büyük etkilerde bulunmuştur. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir, ama Çin’de öldüğü bilinmemektedir.

Ölümünün ardından Sagaradzhi: kendi vasiyeti üzerine oğlu Ebu Said tarafından Semerkant şehrine getirilerek gömülmüştür.

Rukhabad kelime anlamı “yerleşik ruh” demektir. O dönemin mimari özellikleri haricinde, giriş portalı olmadan tek kubbe olarak inşa edilmiştir. Bunun hemen yakınındaki “Gur-Emir” e bakıldığında, çok mütevazi olduğu görülür.

Bir efsaneye göre, kubbede: aziz şeyhte bulunan peygamberimizin yedi adet sakal kılı bulunan bir kutu bulunmaktadır.

Türbenin kuzey, batı ve güney yönünde üç giriş kapısı bulunmaktadır. Türbenin iç dekorasyonu çok mütevazidir. Burada: Sagaradzhi, Prenses eşi ve 9 çocuğunun mezarları bulunmaktadır.

Semerkant Tren İstasyonu

Özbekistan, Rus İmparatorluğu içinde Türkistan eyaletinin bir parçası iken, 19. yüzyıl sonlarında, burada aktif demiryolları inşa edilmiştir. Semerkant o zamanlar, Orta Asya’nın önemli ticaret merkezlerinden birisi olarak, yeni ulaşım sistemine şiddetle ihtiyaç duyulmuş ve Mayıs 1888 tarihinde Amu Derya nehri üzerine bir demiryolu köprüsü inşa edilerek, Semerkant Trans-Hazar demiryolu yapılmıştır.

Semerkant tren istasyonu zamanla yenilenmiş ve günümüzde modern bir kompleks olarak kullanılmaktadır. Birçok yerli ve uluslar arası trenler, buradan geçmektedirler. Özellikle son zamanlarda yüksek hızlı trenler: Taşkent-Semerkant arasında seferler başlatmışlardır.

Özbekistan Semerkant Shakhi-Zinde Kabristanı
Özbekistan Semerkant Shakhi-Zinde Kabristanı
Özbekistan Semerkant Shakhi-Zinde Kabristanı
Özbekistan Semerkant Shakhi-Zinde Kabristanı
Özbekistan Semerkant Shakhi-Zinde Kabristanı

Shakhi-Zinde Kabristanı-Mezarlığı

Bibi Hanım camisinin bulunduğu yerde, Şah-ı Zinde kompleksinin en gizemli ve eşsiz mimari eserlerinden birisidir. Kelime anlamı yaşayan kraldır. Burada mavi renkli pırıl pırıl mezar dizileri bulunmaktadır.

Ortaçağ sokakları boyunca, uyumlu ve canlı kombine türbe çeşitleri sıralanmıştır. Shahi Zinde: 14. yüzyılda birbiri ardına inşa edilen 11 türbeden oluşmaktadır.

Antik mezarlar: 1370-1449 yılları arasında Afrasiab yerleşimi yakınlarında bulunmaktadır. Buraya “Sokak mezarlığı” da denilir.

Shahi-Zinde kabristanı

Kraliyet kişi ve soyluların gömüldüğü bir yer olarak bilinir. Ana türbe, Hz. Muhammed’in kuzeni (yeğeninin oğlu) Kusama İbn Abbas türbesi ile başlar. Kendisi bölgede İslam’ı vaaz edenlerden birisidir.

Söylentiye göre, 7. yüzyılda Arap fatihler ile birlikte bölgeye İslam’ı yaymak için gelmiş ve 640 yılında Semerkant şehrinde vaaz vermiş, 13 yıl burada yaşamış ve daha sonra bir namaz sırasında Zerdüştler tarafından öldürülmüştür.

Öldüğünde cennete yükseldiğine inanılır ve bu yüzden burası kutsal kabul edilir. Ardından şehir valileri, buraya sürekli türbe yapıları yaptırmışlardır. Böylece burası 20. yüzyıl başlarında mimari güzelliklerle dolmuştur. Tüm anıtlar, antik cadde boyunca sıralanır.

Kusama İbn Abbas mezarı: dini ve manevi olarak birçok ziyaretçi çekmektedir. Bir efsaneye göre, mezarın su kaynağı şifalıdır.

Tüm türbeler, karmaşık Shahi Zinde’de: tek bir kompozisyon oluşturmaktadır. Her türbe, kubbeli kare bir bina ve girişinde bir revak bulundurur. Tuğla kullanılan binalar, çini fayans, oyma mozaikler ile mimari açıdan dekore edilmişlerdir.

Shali-Zinde’nin ana girişi inşaat bütünlüğünü tamamlar. Ana girişteki yazıtta şunlar yazılıdır “Bu görkemli yapı, Abdulaziz oğlu Ulugbek tarafından 848 yılında oluşturulmuştur”

Semerkant şehrini ziyaret ederseniz, burayı da mutlaka görmenizi öneririm.

Siyop Bozori-Pazarı

Tarihi İpek yolu üzerinde bulunan şehir, tarihi özellikleri yanında tam bir ticaret şehridir. İpek yolu üzerindeki en büyük pazarlardan biri olan Siyop pazarı: söylenenlere göre 800 yıldır aynı yerde yani Bubi hatun camisi yanında faaliyetini sürdürmektedir.

Ancak, son yıllarda yapılan çalışmalar ile Pazar daha modern bir havaya bürünmüştür. Pazarda; giyimden yiyeceğe aradığınız her türlü malı bulup satın alabilirsiniz. Satılan malların çeşitliliği yanında, insanların renkliliği, içtenliği ve sevimliliği de görülmeye değerdir.

Buraya gitmek isteyenler için son bir not: Registan meydanından buraya yürüyerek geçebilirsiniz.

İpek Halı Fabrikası

İpek: Doğu’daki en değerli kumaşlardandır. İpek giysiler yapma geleneği: ipek halılar, antik çağlarda nesilden nesle geçmiştir.

Her evin birkaç ipek halısı vardır. Çünkü ipek dokuma sanatı, en değerli beceri olarak kabul edilir. Günümüzde: İran, Azerbaycan ve tabii ki Orta Asya okullarında ipek halı dokuma eğitimi verilen yerler bulunur.

Özbekistan’da

Semerkant, Buhara ve Hiva şehirlerinde Özbek kadın ustalar tarafından dokunan el yapımı, muhteşem güzel ipek halılar görebilirsiniz. Çoğunlukla dokuma işinde kızlar çalışırlar. Onlar önce iplikleri boyarlar ardından kuruturlar ve ana çalışmalar başlar.

İpek halı imalatı zaman alıcı bir iştir. Bu halılar 1 ile 6 aylık sürede dokunurlar ve hatta bazen bu dokuma işlemi halının büyüklüğüne göre 1 yıl sürebilir.

Halının desen ve karmaşası da bu süreyi etkiler. Semerkant şehrinde, buraya yolunuz düşerse “Hudzhum” ipek halı fabrikasını da ziyaret etmenizi öneririm. Burada, halı üretimi ve benzersiz halı desenlerini görebilirsiniz.

Çoğunlukla fabrikada genç kızlar çalışır ve onlar canlı ve çeşitli renklerden inanılmaz halılar dokurlar. Fabrika ziyareti sırasında bir halı siparişi verebilirsiniz ve aynı zamanda bir halının dokunmasına katılabilirsiniz.

Özbekistan Semerkant Hz Hyzr Camisi
Özbekistan Semerkant Hz Hyzr Camisi

Hz Hyzr Camisi

Afrasiab kalesinin güneyindedir. Cami boyutları 30 x 16 metredir. Doğal bir yükselti üzerindeki camiye, dik merdivenlerle çıkılır. Camide: kapalı bir gölgelik ayaktadır ve burası zengin süslemeler ile dekore edilmiştir.

Minare ayrı yerdedir. Yivli kubbeye sarmal merdiven ile çıkılır. Caminin cephesi tuğla ile kaplanmıştır.

Özbekistan Semerkant Ebu Mansur El-Maturidiy Mozolesi

Ebu Mansur El-Maturidiy Mozolesi

Ebu Mansur: İslam hukuku-fıkıh alimi, bir bilgin ve filozof olarak Semerkant yakınlarındaki bu küçük kasabada 870 yılında doğmuştur. Kendisi ilk başta köy okuluna ve daha sonra medreseye devam etmiştir.

Daha sonra birçok öğrenci ona gitmiştir. Çünkü, Müslüman dünyasının doğusunda, gerçek bir bilim adamı olarak görülmüştür. Onun takipçileri arasında en ünlü olanı “Ebul Muin Nesefi” dir. İmam El Mansur El Maturidi: 944 yılında ölmüş ve bu türbe inşa edilmiştir. Efsaneye göre, buranın yakınlarında 3000 den fazla ilahiyatçı toprağa verilmiş, ancak Mauseloum 1930 yılında yıkılmıştır.

Özbekistan Semerkant Ali Nesefiye Mousoleum

Ali Nesefiye Mousoleum

Türbe dikdörtgen şekilde tek odacık olarak inşa edilmiştir. Yerel çini kaplamaları ilgi çeker. Aynı çiniler Shahrisabz yakınlarında da görülür. Çünkü bunlar erken Timur dönemindeki türbelerde kullanılmıştır. Yapının diğer bölümlerindeki dekor, turkuaz ve beyaz renk oyma sırlı pişmiş toprak çinilerle yürütülür.

Türbelerin dekorunda, yerel ustalar tarafından yürütülen ve zor geometrik desenlere dayalı ve renkli ölçekli çiniler kullanılır. Hatta, ortaçağ mimarisi uzmanları “Türk Halı Tarzı” dedikleri mimari dekor için burası parlak bir örnektir.

Özbekistan Semerkant İmam Buhari Anıt Kompleksi
Özbekistan Semerkant İmam Buhari Anıt Kompleksi

İmam Buhari Anıt Kompleksi

İmam Buhari, tüm Müslüman dünyasında hadiste en önemli uzmanlardan birisidir ve 21 Temmuz 810 tarihinde Buhara şehrinde doğmuş ve Semerkant’a 25 km uzaklıktaki Hartang köyünde ölmüş ve 870 yılında buraya gömülmüştür.

Bu nedenle, burası dünyadaki Müslümanların en saygın yerlerinden biri haline gelmiştir.

Özbekistan bağımsızlığını kazanırken, İmam Buhari’nin şanlı mirasından yararlanılmıştır. Tüm yaşamını ve gücünü bilgiye adamış bu muhterem kişi, hadiste uzman olarak büyük dikkat ve saygıya layık görülmüştür.

29 Nisan 1997 tarihinde İmam Buhari’nin doğumunun 1225 yılı, çeşitli etkinliklerle kutlanmıştır. 1998 yılı UNESCO tarafından “İmam Buhari” anma yılı ilan edilmiştir.

Özbekistan Semerkant Şehir Yakınlarında gezilecek yerler
Özbekistan Semerkant şehir yakınlarında gezilecek yerler

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Hazreti Davut Cave-Mağarası

Şehir merkezinin güneybatısında, Aksay köyü topraklarında, yaklaşık 40 km uzaklıkta, Özbekistan ülkesinin en ünlü ve kutsal yerlerinden biri bulunur. Üç dünya dininde kutsal kabul edilen, Hz Davud’un bu mağarada yaşadığına inanılır.

Bir Arap efsanesine göre: vaaz vermek üzere Asya’ya King David gönderilir. O, Müslümanlar tarafından “Hz Davud” olarak bilinir ve bölgede vaazlar vermiştir. Davud, dağlara sığınan ve Allaha dua eden eller ile taşları birbirinden ayırmayı başarmıştır.

Bir başka popüler efsaneye göre: David: Goliath ile savaşmadan önce dinlenmek için gizli bir yer arar. Bu aramalar sırasında, Semerkant yakınlarında bir dağlık alana gelir. Ama İfrits onu bulur ve ardından Goliath gelir.

Ancak David, henüz onunla savaşa hazır değildir. Kendisi, ulaşılmaz uçurumlara dek koşar. Rab onu korur ve David’in eli aniden balmumundan daha yumuşak olur ve bir kayaya delik kazmaya başlar ve kaya derinliklerine ulaşır.

Evet günümüzde

Hz Davut mağarasını ziyaret etmek isterseniz, dağ tepesine kadar yükselen 1303 basamaklı bir merdiveni tırmanmanız gerekir. Buraya ulaşırsanız, antik camide dua edebilirsiniz. Sonra Hz Davud’un mağarasında 500 adımlık aşağı doğru olan inişe girebilirsiniz.

Mağara: 4-15 metre arasındaki yüksekliğe ve 60 metre uzunluğa sahiptir. Onun ucunda, Daud adlı ve ayak izlerini görebileceğiniz bir karanlık tünel bulunmaktadır.

Bu ayak izlerine dokunarak, dilekte bulunabilirsiniz.

Sonuç olarak, burayı ziyaret etmek isteyenlerin yaklaşık 2000 adım tırmanmaları gerekmektedir. Yerliler dağa tırmanmak için eşek ya da at seçeneklerini ücreti karşılığı sunmaktadırlar.

Ayrıca, merdiven boyunca su, şifalı dağ otları, ucuz hediyelik eşyalar ve vahşi hayvan postları satan alışveriş tezgahları bulunmaktadır.

Özbekistan Semerkant İmam-Moturidi Mausoleum

İmam-Moturidi Mausoeum

İmam Moturidi mezarı, Semerkant şehrinin kutsal yerlerinden bir diğeridir. Kendisi: ünlü filozof ve teolog olarak İslam için savaşmıştır. Öldüğünde 944 yılında İslam dünyasının birçok ünlü bilim adamının gömüldüğü bu mezarlığa gömülmüştür.

Bir zamanlar bir askeri kale bulunması nedeniyle, mezarlık “Chokar” yani “kale” ismiyle anılır.

1947 yılında mezarlık yerle-bir edildi. 2000 yılında Kasım ayında restorasyon sonucu türbe yeniden ziyarete açıldı.

Özbekistan Semerkant Ishratkhan Türbesi

Ishratkhan Türbesi

Semerkant şehrinin güneydoğu kesiminde, İslam mimarisinin en gizemli anıtlarından birisidir. Bazıları, buranın aristokrat kökenli bir kadın için mezar yeri olarak yapıldığını ileri sürmektedirler.

Özbekistan Semerkant Saint Daniel Mausoleum Mezarı

Saint Daniel Mausoleum-Mezarı

Burası, dünya üzerinde eşi bulunmayan: Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin dua etmek için bir araya geldikleri yerdir. Eski Ahit’e göre Daniel Peygamber olarak bilinen kişinin bu türbesi, ayrıca Daniiel veya Doniyar olarak da bilinir.

Semerkant şehrinin kuzeydoğusunda bulunan yerleşim: Afrasiab eteklerindedir. Binanın uzunluğu 18 metredir. Öte yandan mezarla bağlantılı olarak birçok efsane ve hipotez üretilmiştir. Bazı kalıntıların: erken Hıristiyanlar veya Emir Timur tarafından buraya getirildiği iddia edilmektedir.

Mezarın içinde çeşitli farklılıklar vardır. Buna göre, bazı kaynaklarda burada yalnızca Aziz Daniel’in kolunun bulunduğu söylenir. Diğer bazı kaynaklara göre ise, burada azizin mezarından getirilmiş bir avuç toprak bulunduğu söylenir.

Burada mezarın boyutu hakkında da çeşitli söylentiler vardır. Bir yoruma göre, kutsal emanetler yıldan yıla artar. Diğer bir söylentiye göre, mezardaki kalıntıların çalınmasını önlemek için mezar büyük yapılmıştır.

Özbekistan Semerkant Meros Kağıt Fabrikası
Özbekistan Semerkant Meros Kağıt Fabrikası
Özbekistan Semerkant Meros Kağıt Fabrikası
Özbekistan Semerkant Meros Kağıt Fabrikası

Meros Kağıt Fabrikası

Semerkant şehri yakınlarında Konigil denilen köyde, tanınmış usta Muhtarov kardeşler tarafından kurulan “Meros” kağıt fabrikası bulunmaktadır. Onların çabaları sayesinde: yerel fabrika, Semerkant teknolojilerine dayalı eski bir geleneği yeniden canlandırmıştır.

Semerkant kağıt yapma teknolojisinde dut kabuğu hammadde olarak kullanılır. Kabuk dışarıdan temizlenir ve uzun süre bir tavada kaynatılır.

Sonra kıvamdaki hamur, püre yapmak için büyük stupas ile dövülür. Elde edilen hamur, daha sonra su dolu bir küvete konulur ve filtre edilir. Ardından kağıt levhadan çıkarılır ve bir gün boyunca dikey pozisyonda bekletilir.

Sonuçta kurutulmuş bu kağıt oldukça güçlenir. Kağıdın pürüzsüzlüğünü sağlamak için, granit veya kemik boynuz parçası ile parlatılır ve böylece ünlü pürüzsüz Semerkant kağıdı elde edilir.

Karakteristik Semerkant kağıdı: sarı renktedir. Kimyasallarla ağartılmış ve bu nedenle düz beyaz kağıda göre daha uzun ömürlüdür. Hatta 300-400 yıl dayandığı söylenir. Halbuki kaliteli bir beyaz kağıdın ömrü 40-50 yıldır.

Semerkant kağıt fabrikası, yalnızca kartpostallar, not defterleri, elbise, bebek ve çanta yapımında kullanılır. Fabrika mağazasında, tüm bunlara ait hediyelik eşyaları bulup satın alabilirsiniz.

Burayı ziyaret ederseniz, kağıt yapımı faaliyetlerini izleyebilirsiniz. Ücreti karşılığı fabrikada tur düzenlenmektedir.

Bodrum Yarımada

Bodrum Yarımada

Evet, Bodrum merkezinden; yarımada da bulunan, diğer güzel yerleşim yerlerine ulaşmak mümkün. Merkezden, bu yerleşimlere sürekli olarak: dolmuş tipi, toplu ulaşım araçları gitmektedir. Bu araçlar, Bodrum yarımadasında birçok yere gidiyor ama yine de elbette gitmek istediğiniz yer için, mutlaka sürücülere  danışmanız şart.

Bu yerleşim yerlerini: Bodrum merkezden uzaklıkları sırasına göre; ayrı ayrı inceleyeceğim. Sizler; bu beldelere ait yazıları okuduktan sonra, tercihlerinize göre, kendinize bir gezi planı yapabilirsiniz.

Bodrum Yarımada Gümbet

GÜMBET

Bodrum’un, yalnızca 3 km. güneyinde kalıyor. Adını: sayısız, beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alıyor. Yarımadanın, en uzun ve ünlü kumsalları burada. Deniz: sığ. Sahilden ilerledikçe: yavaş yavaş derinleşiyor. Uzun kumsalı ile ilgi çekmesinin yanında: deniz, güneş ve kum kombinasyonu da, buranın popüler olmasında etken.

En sıcak günlerde bile: koyun, boğazdan içeri giren, serin bir esintisi var. Burada: ufak, kiralık sandallar, su kayağı, sörf ve diğer su sporlarını da yapmak mümkün.

Gümbet’in diğer bir özelliği: gece yaşamının hareketli olması. Sokaklarda: gece, gün doğumuna kadar, barlardan ve yol kenarındaki kafelerden gelen müzik seslerini duyabilirsiniz.

Burası: yabancı turistler tarafından, özellikle tercih ediliyor. Süslü ve renkli çarşısının ve barlar sokağının; yapay bir havası var. Kendinizi: bir film setinde gibi hissedeceksiniz.

Gençler ve orta yaşın altındaki turistler için; burası, tam bir cennet. Eğlence ve gece yaşamı: muhteşem. Yabancı turistler: ülkelerindeki yaşamı, burada sürdürebiliyorlar. Türkçe bir tabelaya rastlamanız mümkün değil. Kısaca, burada: İngilizler, Türklerden daha fazla.

Yarımadanın en çok tercih edilen otelleri ve pansiyonları burada. Otellerin genellikle deniz kıyısında oluşu ve merkeze yürüme mesafesinde bulunması, özellikle çocuklu aileler için, burayı cazip kılıyor.

   

Bodrum Yarımada Bitez
Bodrum Yarımada Bitez

BİTEZ

Bodrum merkeze; 8 km. uzaklıkta. Vızır vızır çalışan minibüsler ile, 10 dakika içinde ulaşım mümkün. İsterseniz, yürüyerek, 1 saatte de gidebilirsiniz.

Evet, Bitez’de: geniş kumsal var. Kıyı boyunda: denize girmek ve güneşlenmek için inşa edilmiş, küçük iskeleler uzanıyor. Kumsalın arkasında ise; kurumuş nehir yataklarında ilerlediğinizde, yüzlerce dönümlük mandalina bahçelerini görebilirsiniz. Yani: burası, yarımadanın, en önemli narenciye yetiştirme alanı. Aynı zamanda: Bodrum yarımadasının en sakin koyu.

Bitez’in diğer adı: Ağaçlı. Esas yerleşim yeri olan köy: sahilden içeride kalıyor. Köyün sahil kesimine ise: “Bitez Yalısı” deniliyor. Meşhur türküden hatırlayabilirsiniz. Nasıldı? “Çökertmeden çıktım da Halilim, Aman başım selamet.

Bitez yalısına varmadan Halilim, Aman koptu kıyamet.” Bu türküye konu olan hikaye şöyle: “ Gülsüm ve Halil, birbirini çok seven iki aşık. Yasak aşk yaşıyorlar. Çökertmeden yola çıkarlar, hedefleri: Aspat’a varmak. Kaçmalarına yardım edecek olan arkadaşları, “kalleşlik” yapıyor. Yemeklerine konulan bir uyutucu bitki ve sonunda iki aşık, gözlerini: Bitez’de açıyorlar.

Arkadaş kazığı sonucu; yasak aşkları, ölümle sonuçlanıyor. “ Evet, köye gitmeyi bence ihmal etmeyin, gidin. Köy kahvehanesi çok güzel. Bir de, özellikle öğleden sonraları açılan: kadınlar kahvehanesi var. Bir sürü kadın: fasulye ayıklamaya ve örgü örmeye buraya geliyorlar. Köydeki Bitez dondurmacısının, meyveli dondurmasından tatmayı da sakın ihmal etmeyin.

Evet, Bitez kumsalı: su sporları meraklıları ve güneş aşıkları ile ünlü. Plaj çok güzel. İnsan yüzmeye doyamıyor. Göz alabildiğince: şezlong ve şemsiye var. Açılmadığınız sürece, deniz sığ. Özellikle: çocuklu aileler için çok uygun bir ortam var.

Arada: macera isterseniz, su sporları merkezi, bu ihtiyacınızı karşılıyor. Bu arada: koyun ucunda, sanki iklim değişiyor. Koyda bulunmayan rüzgar nedeniyle: sörfler ve yelkenliler, denizin üstünde adeta uçmaya başlıyorlar.

KARGI

Ortakent sahilinden geçerek, devam ettiğinizde, Kargı koyuna varacaksınız. Güneydeki, sahil yolundan geçen dolmuşlar, Kargı’ya da uğruyorlar.

Buradaki kumsal, yarımada üzerindeki birçok sahilden çok daha güzel. Hem yüzmeye daha elverişli ve hem de daha tenha. Kalabalık yok. Ayrıca, kıyıdaki birkaç taverna, standart kıyı tarifelerinden daha farklı fiyatlarla, yani uygun fiyatlı menülerle hizmet sunuyor.

Evet, Kargı denilince, insanların aklına develer geliyor. Bu develer: uzun yıllardır, müşterilerini: sahilde, bir aşağı, bir yukarı taşıyorlar ve bakım masraflarını çıkarıyorlar. Buraya: bu yüzden, “deve plajı” da deniliyor. Yabancılar: develere binmek için, inanamayacaksınız, sıra oluşturuyorlar. Bir tur: ya 10 Euro.

Bodrum Yarımada Bağla Koyu

BAĞLA KOYU

Merkeze: toplam: 22 km. Kargı’yı geçtikten sonra, deniz yolu ile gidildiğinde, ufak bir burnu geçerek varılıyor. Karadan gidildiğinde ise, parmak parmak uzanan bayırlardan birini tırmanarak, arkasındaki ufak Bağla Koyuna varabilirsiniz.

Bağla Koyunda: sahilden açıklara kadar, denizin dibinde, eski çağlardan kalan, kalıntılar görebilirsiniz. Bu çevrede: bu koy, yüzmeye en elverişli yerlerden biri. Bağla Koyu: her gün buraya uğrayan, günübirlik tekneler için önemli bir durak.

Bodrum Yarımada Yahşi

YAHŞİ

Ortakent’de, Bitez gibi kumsaldan içeride kalan bir yerleşim yeri. Ortakent’den, ileriye doğru gidilince varılıyor. Anayol üzerinde.

Ama: yarımadanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Büyük bir mandalina üretim merkezi. Bodrum  suyu: buradan sağlanıyor. Buradan küçük bir yol: otel ve restoranlarla, birkaç küçük iskelenin bulunduğu, geniş kumsala uzanıyor. Bu kumsalın kıyısında, çeşitli oteller, restoranlar var.

Özellikle: Yahşi bölgesindeki restoranlarda rahatlıkla yöresel otlardan yapılan lezzetli mezeler ve balık yiyebilirsiniz. Çünkü: Bodrum yöresinde balık yemek isterseniz, özellikle Gümüşlükten sakınmanızı ve Yahşi bölgesinde balık tatmanızı öneririm, yoksa muhteşem bir hesap ödemek zorunda kalabilirsiniz. Yahşi bölgesindeki bir restoranda: iki kişilik doyurucu bir yemek, içki dahil, muhtemelen 150 TL. civarında hesap ödemenize karşılık gelecektir.

Evet, bu kıyıdaki restoranların bir kısmı denize sıfır yani hemen deniz kıyısında konumlanmış durumdadır. Bunun haricinde, kıyıda, bazı restoranların hemen önünde, kumsal bulunuyor. Kumsalda, şezlonglar ve şemsiyeler var. Kumsal; tamamen ince kum değil ama rahatsız etmiyor. Denize gelince: deniz soğuk veya rüzgar karadan estiğinde deniz soğukmuş.

Aniden derinleşiyor yani beş altı metre gittiğinizde, deniz boy derinliğine ulaşıyor. Elbette, herhangi bir cankurtaran veya şamandıra sistemi yok, bu yüzden özellikle çocuklu ailelerin denize giren çocuklarına dikkat etmeleri şart. Deniz kıyısında, uzunca bir tahta iskele var. Bu iskele üzerinden denize atlamak yasak, ancak balık tutma meraklıları bu iskeleyi kullanıyorlar.

Güneş, hemen sağ yanda bulunan tepenin üzerinden batıyor, yani denize batma keyfini burada alamıyorsunuz. Yahşinin en büyük özelliğinin Bodrumun diğer birçok yöresine nazaran uygun fiyatlarının olduğunu öğrendim ki gerçekten öyle.

Çevredeki, 13 orijinal kuleli ev: burada. 1601 yılında inşa edilmiş olan kuleli Mustafa Paşa konağının damında ve 60 cm. kalınlığındaki duvarlarında: top ateşlerinin açtığı gedikleri görmek mümkün. Son bir not: deniz kıyısında, hemen karşıda Yunanistan’ın Kos adası bulunuyor, ada o kadar yakın ki, akşam saatlerinde ada üzerindeki ışıklar rahatlıkla görülebiliyor.

Bodrum Yarımada Akyarlar
Bodrum Yarımada Akyarlar

     

AKYARLAR

Bodrum merkeze: 25 km. uzaklıkta. Aspat dağı geçilerek, eski bir balıkçı köyü olan Akyarlar’a varmak mümkün. Aspat dağının : tepesinde Osmanlı ormanları ve yamaçlarında ise, tarihi bir Yunan kilisesinin kalıntıları var.

Sahildeki birkaç evden de anlaşılacağı gibi: Akyarlar, eskiden ünlü bir Rum yazlık beldesiymiş. Yakın zamana kadar, Akyarlar’ın asıl geçim kaynağı: balıkçılık imiş. Kıyıdaki küçük liman, yerli balık tekneleriyle dolarmış. Ancak: günümüzde, Rumlar: 5 km. uzaklıktaki, İstanköy adasında yaşıyorlar.

Balıkçı teknelerinin yerini ise: tur tekneleri almış durumda. Ancak: Akyarlar, halen, o kendisine has atmosferini koruyor. Bugün: koyun bir ucunda liman var. Diğer ucunda ise, kumsal var ve dönemeç yaparak gözden kayboluyor. Sahil boyunda: küçük pansiyon ve restoranlar bulunuyor.

Bodrum Yarımada Turgut Reis
Bodrum Yarımada Turgut Reis
Bodrum Yarımada Turgut Reis
Bodrum Yarımada Turgut Reis

TURGUT REİS

Bodrum merkeze: 22 km. uzaklıkta. Bodrum yarımadasında bulunan, ikinci en büyük kasabadır. Burası: konuklara yani turistlere, gerçek Türk yaşamıyla, yeterince dinlendirici ortamı bir arada sunuyor. Bodrum yarımadasında, Bodrum merkez dışında en büyük yerleşim yeri olarak dikkat çekiyor. Ayrıca: deniz kıyısındaki caminin muhteşem iki minaresi de hemen dikkati çekiyor ve silüeti etkiliyor.

Turgut Reis e geldiğinizde, gayet güzel bir yoldan buraya giriyorsunuz ve kıyıya ulaştığınızda, Marina bölgesinde aracınızı park edebiliyorsunuz. Marina: buraya yanaşan yatların ve teknelerin sahiplerinin alışveriş yapmaları için düzenlenmiş bir kısım mağazadan oluşuyor.

Ama, bir kahve markasının yeri, bölgenin en ilgi çeken yeri. Burada, deniz kıyısında küçük bir mola verip, bir kahve içebilirsiniz. Bunun dışında, diğer mağazalar, genellikle yatlarla burayı ziyaret eden zengin müşterilerini bekliyorlar.

Marina dan sonra, sağ bölüme yürüdüğünüzde: ilk karşınıza çıkan, törenlerin yapıldığı ve Atatürk heykelinin bulunduğu alan. Daha sonra, buranın en meşhur yeri olan “Amiralin kahvehanesi” karşımıza çıkıyor ki, burada gayet uygun fiyatlar var, mutlaka zaman ayırın ve bir çay için.

O anda, sizinle birlikte, burada birçok ve özellikle “emekli” müşterilerin sabah keyfi veya çay keyfi yaptığına şahit olacaksınız. Hatta, pazardan gelenler bile, burada bir süre dinlenip, sohbet, muhabbetin ardından evlerine gidiyorlarmış.

Bodrum Yarımada Turgut Reis

Daha sonra: yürümeye devam ettiğimizde, dalgakıran yani yat limanının devamı olan yeri görüyoruz. Burada,  dalgakıran ucundaki “deniz kızı” heykeli de ilgi çekiyor. Dalgakıran da, “Turgut Reis” ve “Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir” in büstlerini de görebiliyorsunuz.

Kasabaya: “Turgut Reis” adı; 16’ncı yüzyılda, burada doğan, aynı isimdeki büyük Türk Amirali Turgut Reis’in anısına verilmiş. Batı dünyasında:”Dragut” adı ile anılan Turgut Reis, özellikle, Osmanlı donanmasının Malta Kuşatması ile tanınır. Kasabanın birkaç kilometre dışında, deniz kenarındaki bir anıt, onun ilk yelken açtığı yer olarak biliniyor.

Büyük Amiralin adını taşıyan kasaba; halen, yarımadanın batısındaki bir ticaret merkezi. Çevre köylerde üretilen ürünler, buradan nakliye şirketlerine veya fırın, dükkan ve diğer servis noktalarına ulaştırılıyor.

Bodrum Yarımada Turgut Reis

Daha çok dinlenmek isteyenler için, Turgutreis’deki kilometrelerce uzunluğundaki kumsal ve kıyılar var. Buralarda: Türk damak tadını sunan restoranlar ve barlara, mutlaka uğrayın. Bodrum yarımadasının en büyük yerleşim yeri, burada mutlaka güzel zaman geçirecek yerler bulacaksınız. En ilgimi çeken, tepelere büyük devasa “Türk Bayrağı” dikilmesi oldu.

Bodrum Yarımada Kadı Kalesi

KADI KALESİ

Turgutreis’in 6 km. kuzeyindedir ve Gümüşlük yolundadır.

Karadan ulaşılan, küçük bir sahil köyü. Köyün tepesindeki Rum kilisesi, yaklaşık olarak, 100 yıldan uzun bir zamandır burada ve iyi durumda korunarak günümüze ulaşmış. Kapısının arkasındaki Rum tasvirleri, hiç örselenmemiş. Bu özelliği ise, şaşırtıcı. Küçük kumsal: köyü yaz rüzgarlarından koruyor. Bazı iskele ve restoranlar, bu sakin kıyıda, dağınık olarak bulunuyorlar.

Bodrum Yarımada Gümüşlük

GÜMÜŞLÜK

Bodrum merkeze: 22 km uzaklıkta. Huzur dolu bir köy. Yarımada üzerindeki en eski yerleşim yerlerinden biri. Fakat: köy genişleyemiyor. Çünkü: burası, resmi olarak, arkeolojik SİT alanı olarak ilan edilmiş bir bölge. Doğal görünümü değiştirecek herhangi bir yapılanma ve kazı kesinlikle yasak.

Bu arada: anayoldan ayrıldıktan sonra, buraya ulaşan yolun rezalet ve berbat olduğunu söylemem gerek, özellikle mi yapılmamış anlamadın ama yapılmış olsa bile, yol üzerinde herhangi bir işaret olmadan, sık aralıklarla ani tümseklere rastlıyorsunuz ve arabanız la hoplaya zıplaya gümüşlük merkezine ulaşıyorsunuz ki, yetkililer lütfen bu tümsekleri boyayın veya işaret koyun, insanlara ve arabalarına yazık.

Bu arada, Gümüşlük yolunda, hemen tepenin üzerinde eski yel değirmenleri de ilginizi çekecektir zaten onları görmeseniz bile, köy içinde, hediyelik eşya satan yerlerde, “yel değirmeni” minyatürlerini bolca göreceksiniz.

Evet: Gümüşlük köyünün altında; antik “Mindos” sitesi var. Mindos: orijinal bir Likya kenti. MÖ.4’ncü yüzyılda, Kral Mozolus, yeni bir şehir kurmayı düşünür ve burada Mindos kentini kurar.

Günümüzden; yaklaşık yüz yıl önce, burada, görülmeye değer kalıntılar (bir tiyatro ve stadyum gibi) varmış. Ancak; bu antik yapılara ait taşlar; yavaş yavaş sökülerek, bina duvarlarında kullanılmış, artık burada, pek görülecek bir şey kalmamış. Yalnızca, hemen yakındaki ada üzerindeki antik kalıntılar uzaktan da olsa görülebiliyor.

Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bodrum Yarımada Gümüşlük

Eğer: Gümüşlük’ün kuzeydoğusundaki koya doğru; 10 dakika yürürseniz, bir yamacın kenarından denizin içine doğru yönelen bir duvar görebilirsiniz. Deniz içinde daha pek çok duvar ve antik dönemden kalan dalgakıranı da görebilirsiniz. Ancak: buranın arkeolojik statüsü: denize tüple dalmayı yasaklıyor.

Yalnızca; şinolker ile dalış yapmak mümkün.

Buraya teknesi ile gelenler: sualtı kalıntılarına çarpmamak için, girişe yakın ada yakınlarına demirlemek zorunda kalıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim gibi, koy istikametinde yürürseniz: hemen  deniz kıyısında ve denize sıfır bir kısım evleri görebilirsiniz ki, sanırım bu evlerin ücretleri, para ile ölçülmeyecek kadar yüksektir.

Bu evlerin hemen önünde ise, denize sıfır konumda: restoranlar var ki, bu restoranlarda özellikle balık ve yöreye özgü otlarla yapılan mezeler servis ediliyor. Ancak, daha önce sözünü ettiğim gibi, Gümüşlük, Bodrum yöresinin en pahalı restoranlarının bulunduğu bir yer olarak bilinip tanınıyor.

Yani, iki kişi, bir balık yemeyi düşündüğünüzde, asgari 500 TL. civarında bir hesap ödemenizin gerektiği söyleniyor. Bir de bu restoranlarda, genellikle “mavi-beyaz” renkler tercih edilmiş ki, sanırım Yunan adaları özentisi olarak böyle seçilmiş ki, bence hiç gerek yok.

Bu restoranlar hattında yürümeye devam ederseniz, sonlara doğru, denize sıfır konumda bulunan “Erkek Berberi” mutlaka dikkatinizi çekecektir ki, bence bu berber, dünyanın en güzel konumlandırılmış berberi olsa gerek, saç tıraşı olurken, cennet gibi bir yerde bulunmak hoş olsa gerek.

Bodrum Yarımada Gümüşlük

Bir de, yine sonlara doğru, deniz içinde bulunan ve sanırım sonradan yerleştirilmiş olsa gerek, bir “dilek ağacı” görülüyor, ağacın üzerindeki renkli şeritler, sanırım dilek tutanlar tarafından bağlanmış ama, bu ağaca dilek şeridi veya bir şeyler bağlamak isterseniz, dizinize kadar denize girmek gerekiyor.

Bir de, yine en son restoranın menü tahtasında yazanları unutmam mümkün değil, adını sorduğumda “Konyalı” olarak tanındığını söyleyen bir arkadaş, bu menü tahtasında yöresel lisan kullanarak ilginç şeyler yazmış ki, en ilgi çekeni “kahve iç, neden içtin diye mi soracağız, para da istemeyeceğiz” yazısı ve buna istinaden “hadi ver iki kahve” dedik, hemen Türk kahvesi servis edildi ve ısrarlarımıza rağmen, ücret almadı. Gümüşlük pahalı derken, bu tür insanların da bulunduğunu yazmam gerek.

Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bodrum Yarımada Gümüşlük

Daha sonra

Gümüşlük ün hemen merkezinde, çamlar altında, deniz kıyısındaki bir restoranın ilgi çektiğinden söz etmem gerek. Bu restoranın hemen önünde insanlar denize girebiliyorlar, istemeyenler ise, restoranda, çamların altında gölgede oturup, bir şeyler yiyip içiyorlar.

Gümüşlük köyünün en büyük özelliklerinden birisi de, hani tarih yanında, marjinal tiplerin ve birçok ünlü sanatçı, şarkıcı, tiyatrocunun burada yazlığı bulunması, tatil için burayı tercih etmesidir. Burada gezerken, denize girerken veya bir restoranda otururken, mutlaka tanıdık bir yüz görebilirsiniz.

Hatta: saçlarını gayet marjinal yaptırmış, sakal ve bıyıkları ilgi çeken insanlara da rastlayabilirsiniz. Hatta: buraya yolunuz düşerse, hemen iç sokaktaki “hamur işleri” satan dükkana mutlaka uğramanızı ve buradan “dereotlu-peynirli poça” almanızı ve yine yöreye özgü, muhteşem lezzetli “mandalina gazozu” içmenizi öneririm.

Bodrum Yarımada Tavşan Adası
Bodrum Yarımada Tavşan Adası

Bu ada: tavşan adası. Gümüşlük’ün: açık denizden korumalı iki koyunu birbirinden ayırıyor. Eğer: kıyıda bir restorana oturarak bir süre bakarsanız, adanın üzerinde tavşanları görebilirsiniz. Dizboyu suda, deniz içinde yürüyerek, bu adaya gitmek mümkün. Ayrıca: adada; kayaların arasında güneşlenmek ve denize girmek de mümkündür.

Evet, kıyıdan iki tane yol var. Bir tanesi: sonradan antik dönemde döşenmiş kayalar üzerinden adaya gidilen yol ki, bu tercih edilmiyor, çünkü kayalar kaygan, ikinci yol ise, deniz tabanında kum/çakıl zemin üzerinden yürünerek adaya ulaşan yol ki, genellikle biraz önce sözünü ettiğim gibi dizlerinize kadar denize girmeyi göze alırsanız adaya kadar yürüyebiliyorsunuz, ama adaya giriş yasak, çünkü adanın üzerindeki arkeolojik kalıntıları zaten uzaktan da olsa görebiliyorsunuz.

Adanın hemen girişinde balık tutanları gördüm, balık tutma meraklıları varsa, adanın hemen girişinde balık tutmayı deneyebilirler. Öte yandan, adaya giriş yasak dedim ama, bu yasak yalnızca tabela koymakla kalmış, isteyenler, küçük bir çit üzerinden atlayıp, adayı ve üzerindeki tarihi kalıntıları ziyaret edebiliyorlar ki, umarım bir yetkili bu satırları okur da, kalıntıların ziyaretçiler tarafından tahrip edilmemesi için gerekli önlemleri alırlar.

Kalabalığın az olduğu Gümüşlük’de: restoranlardaki yiyeceklerin kalitesi, şaşılacak derecede güzel. Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, sizi ısrarla restoranlarına davet eden ve taze balıkları gösteren garsonların ısrarına kapılıp bir yere girmeden önce, mutlaka fiyatları inceleyin diyorum, aksi halde kötü sürprizle karşılaşabilirsiniz.

Çünkü, gerçekten fiyatlar aşırı pahalı ve mekan sahipleri, yılın yalnızca üç/dört ayı çalıştıklarını ve kazandıklarını tüm yıl harcadıklarını söylemek gibi bir mazeretleri var. Yine de, Bodrum yöresine gelen bir çok ziyaretçi, bilmedikleri için, bu mekanlara girip, bir kez de olsa, deniz ürünleri tadıp bu aşırı yüksek ücretleri ödüyorlar ve bir daha gelmemek üzere, mekanlardan ayrılıyorlar.

Bodrum Yarımada Yalıkavak

YALIKAVAK

Bodrum merkeze:22 km. uzaklıkta. Bodrum’dan Yalıkavak’a yapılan yolculuk sırasında: yarımada üzerinde, en çok görülmesi gereken, en güzel manzarayı görebilirsiniz. Verimli vadilerden yukarı doğru tırmanıyorsunuz. Sonra: yol, dağın tepesini keserek, aşağıya doğru, yarımadanın ortasına iniyor. Yalıkavak’a varmadan önce ise, yöreyi ve güney kıyılarını: ortadan ikiye ayırıyor.

Yalıkavak: yıllarca, Ege’nin Türk kıyılarındaki en önemli balıkçılık merkezlerinden biri olmuş. Balık ve sünger avcılarının teknelerinin sığındığı bir liman olmuş. Günümüzde, yerli halkın büyük çoğunluğu, hala denizcilik yapıyor.

Yalıkavak; bir yandan, denizin ağır işçiliği olan balıkçılığı ve diğer yandan ise, çağın günümüze getirdiği: kafe, restoran ve barları barındırıyor. Getirdikleri deniz ürünlerini boşaltan balıkçı motorları ve yolcularını karaya çıkaran yatları bir arada görebilirsiniz. Bu eşsiz atmosfer: durmaksızın işliyor.

Bodrum Yarımada Gündoğan

GÜNDOĞAN

Bodrum merkeze: 22 km. uzaklıkta. Yalıkavak’tan, birkaç dakika doğuya ilerlediğinizde buraya varmak mümkün. Ama varmadan önce: harika kaya oluşumlarını ve çam ormanlarıyla örtülü yüksek tepeleri geçiyorsunuz. Bu yol, sizi Gündoğan köyüne çıkarıyor.

Köyün eski adı: Farilya. Eski bir Rum sözcüğü. Yani: güneşin doğuşu demek. Yol üzerindeki bazı yol tabelalarında: hala, bu sözcüğü görmek mümkün. Bir zamanlar, halkın çoğunluğu sahilde yaşıyormuş. Balıkçılık ve sünger avcılığı yapıyorlarmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz savaş gemilerinden bir kısmı, buradaki halkı korkutmuş. Onlar da, iç kesimlere kaçarak, rıhtımı, öylece, olduğu gibi ıssız bırakmışlar.

Bugün, buranın en önemli geçim kaynağı: tarım. Özellikle: narenciye. Bunun yanında, elbette turizm var. Sahilde: birkaç, konforlu ama küçük otel mevcut. Çok özel kıyı restoranları, Gündoğan balıkçılarının gün boyu yakaladıkları balıkları ve diğer deniz ürünlerini, müşterilerine sunuyorlar.

Sahili, baştan başa geçen yol, kumsalı da kapsıyor. Kıyıdan denize uzanan küçük iskelelerin üzerinde denize giriliyor ve güneşleniliyor. Küçük limanda ise, günübirlik gezi tekneleri var.

Gündoğan’da, ayrıca bazı tarihi kalıntıları da görebilirsiniz. Koyun karşısındaki: Küçük Tavşan Adası’nın yamacında, eski bir Rum kilisesi var. Köyün, üst yanından, yamaca doğru, dikçe bir tırmanıştan sonra ise: kayalara oyulmuş, 50 taş basamak sizi karşılayacak.

Buradan da, küçük fakat harika görünümlü bir manastır girişine çıkılıyor. Bundan başka: Yalıkavak-Torba anayolunun biraz ilerisinde, köyün yukarı kısmının karşısındaki çam ormanının arasından, başı göğe doğru yükselen, eski bir Osmanlı kulesi görülüyor.

Bodrum Yarımada Türkbükü

TÜRKBÜKÜ

Evet, buradaki koyun batı yakası: tepeler arasında gömülü ve önündeki iki ada ile korunmuş. Balıkçılar, burada sahilden denize doğru çıkık, pek çok küçük tahta iskeleden hareket ediyorlar. Koyun hemen çıkışında ise, dil balıklarının yataklarının bulunduğu söyleniyor.

Bodrum Yarımada Gölköy

GÖLKÖY

Yarımadanın, kuzey kıyısı boyunca uzanan yolun ortalarında ve büyük koyda kurulu bir köy. Önünde, upuzun uzanan kumsal ile, küçük pansiyon ve restoranlar var. Gölköy’de; keyif çıkaracak pek çok şey arasında: belki de ilk akla gelen, modern yaşamın parıltısından çok uzaklarda, sessiz sedasız çalışmalarını sürdüren halkın: balıkçılık ve çiftçilik uğraşlarını ve koşuşturmalarını seyretmek.

Bodrum Yarımada Torba

TORBA

Yarımadanın en kuzeydoğu ucunda kalıyor. Korumalı bir koyu var. Sakin ve huzurlu atmosferi ve Bodrum’a kolayca ulaşılabilecek yakınlıkta oluşu; buranın popilitesini arttırıyor. Uzun kıyısı boyunca, küçük pansiyonlar, barlar ve özel güneşlenme iskeleleri var.

Koya: yatçılar sıkça uğruyorlar. Yerli halk ise, balıkçılık yapıyor. Ayrıca: her gün, feribotla, henüz bozulmamış Güllük körfezinden karşıya geçerek, Didim’e gitmek mümkün. Böylece: bir yandan muhteşem Apollo Tapınağı’nı seyrederken, diğer yandan da, hoş bir vapur seferi yapmak mümkün.

   

Bodrum Yarımada Güllük
Bodrum Yarımada Güllük

GÜLLÜK

Bodrum-Milas karayolu üzerinden, sağa ayrılan 8 km. uzunluğundaki yol, sizi Güllük’e ulaştırır.
Güllük’ün anlamı: gül bahçesi demektir. Güllük: Ege kıyılarında uzanan küçük bir balıkçı köyüdür. Kendine ait küçük bir limanı ve çok keyifli plajları var. Bu sevimli ve küçük tatil beldesi: özellikle yerli turistler tarafından, uzun zamandır özellikle tercih edilmekte. Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayanlar, Güllük’ü tercih ediyorlar.

Güllük: Türkiye’nin balık cenneti olarak biliniyor. Kasaba’da: deniz levreği ve mercan gibi, spesiyal balık yemekleriyle ünlü restoranlar bulmak mümkün. Kasabanın kuzeyinde kurulu Dalyan’da ve denizde çok iyi balık çıkarılıyor.

Yılan balığı da, burada sık avlanan deniz ürünü. Adının yılan oluşu sizi itmesin, gerçekten lezzetli. Ayrıca: çevredeki koyların çoğunda, kültür balıkçılığı da yapılmakta, çipura ve levrek yetiştirilmekte.

Tüm bunların yanında: buraya has bir özellik daha var. Çevrede çıkarılan “boksit” madeni, Güllük limanından ihraç ediliyor. Zaten: yolda sıkça boksit madeni taşıyan kamyonları görmeniz mümkün. Kasabaya girerken ki yüksek yerden, limana baktığınızda ise, mutlaka bu madeni taşıyan, ağır tonajlı gemileri de görebilirsiniz.

Buranın yapısı nedeniyle: sahilden hemen sonra yükselen tepelere yerleştirilmiş oteller ve evler, hep deniz görüyor.

Diğer bir özellik ise: Güllük’de, komşusu Bodrum gibi, bölgeye has tekneler (gulet) yapılan tersaneler bulunması. Bunların görünüşü güzel ama limanda, maden taşımak üzere bulunan şileplerin görüntüleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Bodrum Yarımada Yalıçiftlik ve Çiftlikköy

YALIÇİFTLİK VE ÇİFTLİKKÖY 

Bodrum’a 22 km. uzaklıkta. Dolmuşla 20 dakikada ulaşmak mümkün. Çam ormanları arasında, kıvrıla kıvrıla giden yol üzerindeki Gümbetlerin önünden geçilerek, buraya varılıyor.

Burada: çevreye serpiştirilmiş, birkaç restoran bulunmakta. Kıyının doğu yanı kumluk. Biraz daha ilerideki ıssız kayaların arasında, denize girmek ve güneşlenmek mümkün.

Yalıçiftlik’den 4 km. sonra, tarımla uğraşan insanların yaşadıkları; Çiftlikköy’e ulaşılıyor. Taştan yapılmış çiftlik evleri, tepenin eteklerine yayılmış. Belli başlı ürünler: ormandaki kovanlarda toplanan çam balı ve çevredeki bahçelerde yetiştirilen: incir.

Turizm elinin değmediği bu köy, Bodrum yarımadası üzerindeki çiftlik yaşamından örnekleri, gözler önüne sermesi bakımından ilginç.

Evet, değerli konuklar. Benim, Bodrum yarımadasında, görüp sizlere anlatabileceğim yerleşim yerleri bunlar. Bunlar dışında, benim görmediğim yerler, mutlaka vardır.

Buraların küçük özelliklerini sizlere anlatmaya çalıştım. Sizler, tercihleriniz doğrultusunda, kendinize bir rota ve plan çizebilir ve Bodrum merkezinden zamanınız kaldığında, yarımadanın bu yerleşim birimlerini de gezebilirsiniz. Çok keyif alacağınızdan eminim. Zamanınız ve imkanınız olursa, bu geziyi mutlaka deneyin.

Norveç Oslo

Norveç Oslo

Bu şehir, dünyanın en pahalı şehirleri listesinde en üst sırada bulunmaktadır. Yani: ne kadar turistik olursa olsun, o kadar da pahalılığı nedeniyle turizmden uzaktır.

Şehir, Norveç ülkesinin hem en kalabalık şehri hem de başkentidir. Deniz sanayinde ve Avrupa deniz ticaretinde önemli bir yere sahiptir. Şehirde: denizcilik sektöründe çalışan birçok kuruluşun merkezi veya şubesi bulunmaktadır.

Şehirde: 1.5 milyon insan yaşamaktadır. Avrupa’da, nüfus hızının en yüksek olduğu şehirlerden birisidir. Çünkü: özellikle şehirde yerleşik göçmenler arasında, nüfus artış hızı çok yüksektir. Böylece, şehrin göçmen nüfusu hızla artmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre: Oslo şehri: dünyanın en pahalı şehirleri listesinde, en üst sırada bulunmaktadır.

Gelelim coğrafi özelliklerine: şehir, yeşil tepeler ve dağlarla çevrilidir. Şehir sınırları içinde, 40 ada bulunmaktadır ki, bunlardan en büyüğü “Malmoya” adasıdır. Ayrıca, yine şehir bölgesinde 343 göl bulunur. Bunlar, aynı zamanda, şehrin içme suyu kaynağıdırlar.

Norveç Oslo

TARİH

Oslo şehri: 1000 yılı civarında kurulmuştur. 1048 yılında, Kral Harald döneminde, şehrin ticari faaliyetlerinin önem kazandığı görülür. 1070 yılında ise, şehir piskoposluk merkezi olur.
1299-1319 yılları arasında, şehir, Kral Haakon döneminde, başkent olarak kabul edilmiş ve kraliyet, burada ikamet etmeye başlamıştır.

Akerhus kalesi de, bu dönemde yapılmıştır.

1300 yılına gelindiğinde Danimarka ve 1539-1814 yılları arasında İsveç’ten gelenler ile, şehrin nüfusu hızla artar. 1624 yılında ise, şehirde, büyük bir yangın felaketi görülür ve yeni şehir, hemen yakınlara yeniden kurulur ve Kral Christian onuruna, yeni kurulan şehre “Christiania” ismi verilir.

1838 yılında, şehirde ilk Belediye teşkilatının kurulduğu görülür. 1877-1925 yılları arasında, şehrin ismi revize edilerek “Kristiania”olarak kullanılmaya başlanır.

ULAŞIM

Şehrin ana havaalanı “Gardenmoen”(OSL): şehir merkezine 45 km. uzaklıkta ve kuzeydedir. Norveç ülkesinin en büyük havaalanıdır. Terminal ve park alanları arasında, her 15 dakikada bir hareket eden ücretsiz otobüs servisleri vardır. Havaalanındaki gümrüksüz satış mağazaları, 24 saat süresince açıktır.

Havaalanından, şehir merkezine ulaşabilmek için: ekspres tren, ekspres otobüs, yerel tren ve taksi kullanılmaktadır. Ancak, havaalanı ile şehir merkezi arasında çalışan otobüs için 50 Euro ücret ödediğinizde, gerçekten dünyanın en pahalı şehrine geldiğinizi hemen anlıyorsunuz.

İNSANLAR

Bu şehirde yaşayanların % 30 kadarı göçmendir. Bunlar arasında 6 binden fazla Türk bulunduğu da söyleniyor. Yani, bu şehirde yaşayan dört kişiden birinin göçmen yani yabancı olduğu söyleniyor. Çünkü: yabancılar arasında nüfus artış hızı da çok yüksekmiş ve şehirdeki yabancı yani göçmenler hızla çoğalıyorlar.

İKLİM

Şehirde: karasal iklim hakimdir. Şehrin kıyıda bulunması nedeniyle, kışın, kara bölgelerine göre, daha ılıman hava durumu mevcuttur. Yaz dönemindeki sıcaklık ortalamaları 20-24 arasındadır. Kışlar ise, genellikle soğuk ve karlı geçer ve ısı ortalaması, eksi 7 derece civarındadır.

Yani, kışın bu şehri ziyaret ederseniz, soğuktan donmaya karşı hazırlıklı gitmeniz şarttır.

Öte yandan: kuzey enlem bölgesinde bulunması nedeniyle: gündüzler, yaz ortasında 18 saat ve kış ortasında ise 6 saat olur. Geceler ise, tamamen karanlık geçmez. Yani, özellikle yaz aylarında hava kararın ancak gece olmaz. Özellikle: Opera binasının üstünden, havanın kararmasını izlemenizi öneririm.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Oslo şehrinde, şehir içi ulaşımın en büyük özelliği: şehir merkezine giren her türlü aracın: bir ücret ödeme durumunda olmasıdır. Şehir merkezindeki trafik yoğunluğunu azaltmak için böyle bir uygulama yapıyorlarmış.

“Ruter” denilen sistem: Oslo şehrindeki ulaşım sisteminin adıdır ve buna kayıtlı: yerel otobüsler, tramvay, metro ve vapurlar bulunmaktadır. Bu araçlara binebilmek için gereken biletler: Ruter satış noktalarından satın alınır. Vapurlarda yapılan seyahatlerde kullanılan biletler diğerlerine nazaran 20 NOK daha pahalıdır.

Ancak: şehir merkezini bisikletle gezmek isterseniz, şehir merkezinde birçok yerde bulunan bisiklet parklarından bir bisiklet kiralayabilirsiniz.

Norveç Oslo

ALIŞVERİŞ

Oslo şehrinde, hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz, en iyi tercih “City Hall” çevresinde bulabilirsiniz.
Şehirdeki alışveriş merkezlerine ulaşmanın en iyi yolu: yürüyerek gezmektir ve böylece birçok büyük alışveriş merkezi ve mağazaları görebilirsiniz.
Bunlar arasında öne çıkanlar: Byporten, Glasmagasinet, Sten&Strom, Palet, Karl Johan, Aker Brygge.

Norveç Oslo City Alışveriş Merkezi

Oslo City Alışveriş Merkezi

Stenersgata bölgesindedir. Yani şehir merkezindedir.
Norveç ülkesinin en çok ziyaret edilen alışveriş merkezidir ve 5 katlı yapıda, 90’dan fazla farkı mağaza ve restoranlar dizilmiştir. Bunlarda: giysi, ayakkabı, müzik, elektronik, kozmetik, mücevher, yiyecek vs. gibi çok çeşitli ürünler satışa sunulmaktadır.

Byporten

Jernbanetoget bölgesindedir. Yani, Oslo Merkez İstasyonunun hemen yanındadır.
Burada, 71 mağaza ve 12 restoran bulunmaktadır. Restoranlar arasında bulunan “Egon restoran” ülkenin en büyük restoranıdır.

GlasMagasinet Stortorvet

Stortorvet bölgesindedir. Norveç ülkesinin en eski ve en ünlü mağazalarından birisidir. Zemin katta: kozmetik ve bunun yanı sıra birçok küçük hediyelik eşyaların ve cam ve kristal objelerin satıldığı dükkanlar bulunuyor. 1’nci katta: 24 adet moda mağazası bulunur. 2’nci katta: bir kafe ve Alt katta ise: Norveç ülkesinin en büyük mutfak bölümü bulunur.

Norveç Oslo Sten&Strom

Sten&Strom

Nerde Slottsgate bölgesindedir.
Burada: tek bir çatı altında, çok iyi bilinen ve çekici: Norveç, İskandinavya ve uluslar arası markaların satıldığı yerler bulunmaktadır.
Bu yerlerde: kadın, erkek ve çocuk giysileri, tasarım öğeleri, gıda, şarap ve yemek ve içmek üzerine ürünler satılır.

Norveç Oslo Eger Karl Johan

Eger Karl Johan

Karl Johans gate bölgesindedir. Yani: Egertorget meydanındadır.
Burada: 300 uluslar arası moda, güzellik ve yaşam tarzı markaları sunulmaktadır.

Aker Brygge

Oslo Sentrum bölgesindedir.
Liman boyunca uzanan bu alışveriş alanında: 30 mağaza, 40 restoran ve çeşitli barlar ve yemek alanları bulunmaktadır. Eski tersane binaları ve modern mimari yapıları: gayet güzel şekilde, burada birbiriyle bütünleştirilmiştir.
Marina bölümü, 125 tekne kapasitelidir. Restoran ve barlar ise, 5000 ziyaretçi kapasitelidir.

GECE HAYATI

Şehir merkezinde, özellikle “Karl Johans Kapısı” çevresinde: popüler gece hayatı mekanlarını bulmak mümkündür. Bunlar arasında öne çıkanlar: Nasjonal Jazzscene, Herr Nilsen, Buckleys.
Oslo şehrinde, ucuz bira içmek isterseniz, bu kere “Gronland” yani şehrin doğu kısmına gitmeniz gerekir.

Norveç Oslo
Norveç Oslo
Norveç Oslo

GEZİLECEK YERLER

Norveç Oslo Akershus Festning
Norveç Oslo Akershus Festnign

AKERSHUS FESTNİNG-AKERHUS KALESİ

Kale, şehir merkezinde, Oslo Liman bölgesindedir.
Oslo şehrindeki bir ortaçağ kalesidir. Ancak, kale işlevi yanında, hapishane olarak da kullanılmıştır. Kale ilk olarak, tarihçe bölümünde de belirttiğim gibi: 1290 yılı civarında, Kral Haakon döneminde yapılmaya başlanmıştır.
1309 yılında, kalenin, İsveç Dükü tarafından kuşatıldığı görülür.
Özellikle: 17’nci yüzyılda, Kral Charles XII döneminde, etkin olarak kullanılmıştır.

Takip eden süreçte ise: herhangi bir askeri saldırı sonucu ele geçirilemeyen kale: II. Dünya savaşında, Nazi Almanya’sına, savaşsız olarak teslim edilmiştir. Bu dönemde: kalede: bazı Danimarka ve Norveç kökenli milliyetçiler, infaz edilmiştir. Kale: 11 Mayıs 1945 tarihinde, Norveç direniş hareketine teslim edilmiştir. Savaşın ardından: savaş suçlusu Norveçliler burada yargılanmış ve infaz edilmişlerdir.

II. Dünya Savaşının ardından, kale: hapishane olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Evet: tarihi süreç içinde birçok etkinlikte başrol oynayan ve 700 yıllık süreçte inşa edilen kale, günümüzde: çeşitli restorasyonlar sonucu yeniden düzenlenmiş ve ana bina: yabancı devlet adamları ve devlet başkanları için resmi etkinliklerde ve özellikle yemeklerde kullanılır olmuştur. Ancak: kale, Norveç Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına ayrılmıştır. Norveç Savunma Bakanlığının, kale içinde modern bir merkezi bulunmaktadır.

Kaleyi ziyaret etmek mümkündür. Kale içinde bulunanlar:

Akershus Kalesi Kilisesi

Burası: Norveç Silahlı Kuvvetlerinin başlıca kilisesidir. Norveç Silahlı Kuvvetleri personelinin düğün törenleri burada yapılmaktadır. Ziyarete açıktır.

Norveç Oslo Armed Forces Museum

Norveç Armed Forces Museum-Norveç Silahlı Kuvvetleri Müzesi

Müzede genellikle ordu malzemesi sergilenmektedir. 1946 yılında kurulmuş ve 1978 yılında halka açılmıştır. Müzenin temel amacı: Norveç’in askeri tarihini ziyaretçilere göstermektir ve 6 bölümden oluşmaktadır.

Norveç Oslo Resistence Museum

Norveç Resistance Museum-Norveç Direniş Müzesi

Kale bölgesi içinde, 17’nci yüzyıldan kalma bir binada bulunmaktadır.
Müzede sergilenen koleksiyon içinde: Nazi Almanya’sının işgali sırasında, yani 1940-1945 yılları arasında, Norveç direnişine ait ekipmanlar, fotoğraflar, gazete kayıtları ve belgeler bulunmaktadır.
Müze, 1966 yılında kurulmuş ve 1970 yılında ziyarete açılmıştır.

Norveç Kraliyet Mezarlığı

Burada gömülü bulunan hanedan üyelerinden bazıları şunlardır: Kral Haakon, Kraliçe Eufemia, Kraliçe Maud, Kral Olav, Veliaht Prenses Martha, Kral Sigurd Ben.

Norveç Oslo Opera ve Bale
Norveç Oslo Opera ve Bale
Norveç Oslo Opera ve Bale

NORVEÇ OPERA VE BALE

Yapı: Bjorvika semtinde: borsa ve merkez istasyonu yakınında, kıyıdadır.
Bjorvika yılında: mermer ve cam ile yapılan bu bina: mimari stil olarak ödül kazanmıştır. Nisan 2008 tarihinde açılan bina: ünlü Norveçli mimarlık firması “Snohetta” tarafından tasarlanmıştır. Yapımı, 5 yıl sürmüştür. Norveç ülkesinde bulunan en büyük kültürel yapıdır. Açılışından bu yana, burada düzenlenen gösteriler için 8 milyon insan ziyaretçi olmuştur.

Yapının en büyük özelliği: dışarıda, ziyaretçilerin yürüyerek çıktıkları ve şehir manzarasını izledikleri, beyaz eğimli mermer çatı bölümüdür. Burada: güneş panelleri görülmektedir ki, bunlardan elde edilen enerjinin bir kısmı, yapının kendi ihtiyaçları için kullanılmaktadır.
Evet, günümüzde, opera binasını gezmek isterseniz, rehberli turlara katılabilirsiniz ve bu turlar, yaklaşık 50 dakika sürüyor.

Norveç Oslo Holmenkollen
Norveç Oslo Hollenkollen

HOLMENKOLLEN

Holmenkollen: Oslo şehir merkezinden, 20-30 dakika uzaklıkta bulunmaktadır. Metro ile, buraya rahatlıkla ulaşabilirsiniz.
Burası, dünyaca ünlü, kayakla atlama pistidir. Bu nedenle: “Holmenkollen Ski Jump” olarak bilinir. Bu beton ve çelik görkemli yapı: dünyanın en modern kayak atlama pistidir. Mart 2010 tarihinde açılmıştır. Başlangıçta: yerden yaklaşık 60 metre yüksektedir ve yapının çelik ağırlığı yaklaşık 100 tondur.
Geceleri: ışıklandırılan kayak pisti, uzaklardan görülebilmektedir. Burayı ziyaret etmek isterseniz: üst platformu ziyaret edebilirsiniz.

Ski Jump Tower

Architects tarafından tasarlanan kayak atlama pisti: tam bir mühendislik harikasıdır ve sporcular için özel olarak üretilmiştir. Özellikle: sürekli rüzgar koruması, buz parça makinesi, gelişmiş kar üretim tesisleri, ışık ve ses sistemleri ilgi çekmektedir.

Ski Museum

Müze: kulenin tabanı içinde bulunmaktadır. Türünün tek örneği olan müze, 1923 yılında açılmıştır.

Müzede: Norveçli kutup kaşifi Fridtjof Nansen ve Roald Amundsen’in keşifleri ve kayak tarihine ait objeler sergilenmektedir. Ayrıca: 1952 ve 1994 yıllarında, Oslo şehrinde yapılan “Kış Olimpiyatları” hakkında da, çeşitli objeler ve fotoğraflar sergilenmektedir.

Norveç Oslo National Gallery

NATİONAL GALLERY

Universitetsgata bölgesindedir.
Ulusal Galeri içinde bulunanlar: heykeller, çizimler ve tablolardır. Bunlar: Norveç ülkesinin en büyük koleksiyonunu oluştururlar.

Norveç Oslo Doğa Tarihi Müzesi

DOĞA TARİHİ MÜZESİ

Sars/Monrads kapısı-Toyen bölgesindedir.
Oslo şehir merkezinin doğusundaki bu müzenin bünyesinde: “Zooloji Müzesi” ve “Jeoloji Müzesi” bulunmaktadır. Müzede: dünyanın dört bir yanından getirilen 7500 bitki türünün sergilendiği bir “Botanik Bahçesi” görülür. Bu bahçe: huzurlu bir zaman geçirmek için idealdir ve müzenin açık bulunduğu saatler dışında da ziyarete açıktır.
Ayrıca: müze içinde “Dinozor Bölümü” de bulunmaktadır.

Norveç Oslo Tusenfryd

TUSENFRYD

Şehir merkezinin yalnızca 20 dakika güneyindedir. Vinterbro bölgesindedir.
Burası bir eğlence merkezidir. Merkezde: 30 civarında etkinlik cihazı bulunmaktadır ki, özellikle roller coaster ilgi çeker. Bu saatte 100 km. hıza yolculuk sırasında 12 kez ulaşır ve bu maksimum hızı ile, Avrupa’da, en iyi ve hızlı 5’nci roller coaster olarak seçilmiştir.
Ayrıca: 2 saniyede 0-90 km. hıza ulaşan “SpeedMonster”: yolcularına 4G dikey hissi verir.
Evet, Norveç ülkesinin bu en büyük eğlence parkına mutlaka uğramanızı öneririm.

Norveç Oslo Polar Ship Fram

FRAM MÜZESİ-POLAR SHİP FRAM

Bygdoynesveien bölgesindedir.
Burası: dünyanın en ünlü kutup gemisi olan “Fram” a ev sahipliği yapmaktadır. Gemi: günümüze kadar yapılmış, en güçlü ahşap ve yelkenli gemidir. Gemide: kutuplara yolculuk yapan mürettebat ve onların köpekleri yaşamıştır. Unutmamak gerekir ki, bunlar: dünyanın en soğuk ve en tehlikeli yerlerine yolculuk yaparken, hayatta kalmak için büyük çaba sarf etmişlerdir.

Özellikle: 1903-1906 yılları arasında, kutuplara yolculuk yapan “Roalt Amundsen” ile ilgili objeler de sergilenmektedir.
Burayı ziyaret ederseniz: kutuplarda, günümüzden 100 yıl önce keşifler yapmış ve yeryüzünün en soğuk yerlerindeki hayatın nasıl sürdürüldüğünü görebilirsiniz.

Norveç Oslo Norsk Teknisk Museum

NORSK TEKNİSK MUSEUM-NORVEÇ BİLİM, TEKNOLOJİ VE TIP MÜZESİ

Kjelsasveien bölgesindedir.
Müzede: enerji, sanayi, petrol, tıp, uçaklar, arabalar ve trenler hakkında, 20 üzerinde kalıcı ve geçici sergiler düzenlenmektedir.
Tıp Müzesi bölümünde: halk sağlığı, tıp ve sağlık iyileştirmeleri alanında, son 150 yıl içinde yapılan değişimler sergilenmektedir. Bilim Merkezi ise, meraklı zihinler için ideal bir yer olarak kabul edilir.

Norveç Oslo Astrup Fearnley Museum
Norveç Oslo Astrup Fearnley Museum

ASTRUP FEARNLEY MUSEUM

Strandpromenaden bölgesindedir. Tjuvholmen adasında bulunan bu bölge: daha önce kirli bir sanayi bölgesiyken, daha sonra bir kültür adası haline getirilmiştir.
Müze binası, Eylül 2012 tarihinde buradaki yeni binasına taşınmıştır. Yeni müze binası: İtalyan mimar Renzo Piano tarafından tasarlanmıştır. Adada bulunan bu çağdaş sanat galerisi: toplam 7000 m. karelik bir alanı kapsamaktadır.

Yapının tasarımı: gemi biçiminde, tek bir kemer yelken şeklinde cam çatı altında, dar bir su kanalı boyunca uzanan üç bağımsız pavyondan oluşmaktadır. İç alan, doğal ışık ile aydınlatılmaktadır. Cam, çelik ve ahşap malzeme: Norveç sanatına göre: basitlik ve özgürlükçülük duygularını vurgulamaktadır.
Evet, bu sanat atölyesinde: geçici sergiler yanı sıra, özellikle çocuklar için sanat atölyelerinde çeşitli etkinlikler sunulmaktadır.

Norveç Oslo Royal Place
Norveç Oslo Royal Place
Norveç Oslo Royal Place

ROYAL PLACE-KRALİYET SARAYI

Saray: Oslo şehrinin ana caddesi “Karl Johans” üzerindedir. Norveç ülkesinin en önemli yapılarından birisidir.
Sarayın bahçesinde insanlar dolaşıyorlar, bir heykel var. Bu heykel: İsveç ve Norveç tek bir ülke iken başlarındaki krala ait bir heykeldir. Bu kral: Fransız asıllı imiş ve kendisini kral olmak üzere, bölgeye Napolyon göndermiş. Ama: Norveç halkı bu kralı çok sevmiş, hatta onun meşhur bir sözünü sürekli gündemde tutuyorlar “Benim için en büyük hediye halkın sevgisidir”

Evet, başlangıç için bir not daha verip, saray hakkında bilgi vermeye başlayacağım. Burayı ziyaret ettiğinizde: saray önünde ilginç giysili askerlerin nöbet değişim törenini izlemenizi öneririm, ilginç gelecektir. Sarayın dört bir köşesinde nöbet tutan kraliyet muhafızları, turistlere hoş gelecek şekilde nöbet değişimi yapıyorlar.

Gelelim, sarayı anlatmaya

Oslo şehir merkezinin batısında, 19’ncu yüzyılda, hanedan için ikametgah olarak inşa edilmiş ve takip eden süreçte de, Norveç hükümdarlarının resmi konutu olarak kullanılmıştır. Sarayın temel taşı: 1825 yılında Kral Carl Johan tarafından konulmuştur. Resmen kullanıma ise, 1849 yılında, Kral Oscar I tarafından başlanmıştır.

Yapıda, 173 oda bulunmaktadır. Burada, Norveç kralı tarafından: devlete ait işler yürütülür. Yani, kral ve kraliçe; günlük çalışmalarını burada yaparlar. Ayrıca: Oslo şehrini ziyaret eden devlet başkanları, bu sarayda ağırlanırlar. Kraliyet mahkemesinin üyeleri de burada çalışırlar. Sarayın önünde: Norveç-İsveç kralı Karl Johan’ın bir heykeli bulunuyor.

Evet: yaz aylarında, kraliyet sarayının belli bölümleri, rehberli turla gezilebiliyor. (rehberli tura katılım bedeli olarak yaklaşık 12 Euro ücret alınıyor)
Ayrıca: saray çevresindeki küçük park alanında güzel bir yürüyüş yapılabiliyor ve bu sırada küçük göller ve heykeller görülüyor. En büyük cazibe ise, her gün saat 13.30’da yapılan nöbet değişim törenidir.

Norveç Oslo Nobel Enstitüsü ve Peace Center
Norveç Oslo Nobel Enstitüsü ve Peace Center
Norveç Oslo Nobel Enstitüsü ve Peace Center

NOBEL ENSTİTÜSÜ VE PEACE CENTER

Norveç Nobel Enstitüsü: Nobel Barış Ödülüne layık bulunacak kişiyi seçen Nobel Komitesinin çalışması için, 1 Şubat 1904 tarihinde kurulmuştur.

Enstitü içinde: araştırma departmanı, toplantı odası, ofisler, okuma odası ve bir kütüphane bulunmaktadır.

Nobel Komitesi, bu toplantı odasında toplanır ve Barış Ödülü verilecek kişiyi seçer. Tören ise: Oslo City Hall denilen yerde yapılır.

Nobel Barış Merkezi ise: Brynjulf Bulls Plass bölgesindedir. 2005 yılında, Norveç ve İsveç kraliyet ailesi üyelerinin katıldığı bir törenle, Kral Harald tarafından açılmıştır. Yapı: İngiliz mimar David Adjaye tarafından tasarlanmıştır.

Merkezin finansmanı: Norveç Kültür Bakanlığı, özel sponsorlar ve giriş ücretleriyle sağlanmaktadır. Merkez: Barış ödülü kazananlar ve faaliyetlerinin yanı sıra, Alfred Nobel’in yaşamı hakkında bir bilgi merkezidir. Ayrıca: sergiler, tartışmalar, savaş, barış ve çatışmaların çözümü ile ilgili toplantılar burada yapılmaktadır.

Buradaki geçici sergiler, sponsor bulunarak yapılır. Bu geçici sergileri ve merkezi gezmek isterseniz, 80 NOK giriş ücreti ödemeniz gerekir. Burada, ayrıca bir kafe ve dükkan bulunmaktadır.

Nobel Barış Ödülü Törenleri: her yıl, 10 Aralık tarihinde biraz önce de söylediğim gibi, Oslo City Hall binasında yapılmaktadır.

PARKLAR

Norveç Oslo Frogner Park

Frogner Park

Şehir merkezine, birkaç dakikalık yürüyüş mesafesindedir.

İlk olarak: 18’nci yüzyılda, Hans Jacob Schell tarafından, küçük bir malikane çevresinde yapılan peyzajlı bir alan olarak ortaya çıkmıştır. 19’ncu yüzyılda genişletilen park alanı, 1896 yılında, Christiania Belediyesi tarafından satın alınarak, halkın kullanımına açılmıştır. Günümüzde, park alanı, yıllık 1 milyon civarında turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Özellikle yaz aylarında: yüzlerce Norveçli: bu park alanında barbekü ile piknik yaparlar, aşağıda söz edeceğim park alanındaki heykeller arasında oynarlar, zaman geçirirler. Kış aylarında da, park alanı yürüyüş için gayet güzeldir.
Heykeller yanında: havuzlar ve köprüler görülür. Özellikle, parkın merkezindeki “Frogner Göleti” ilgi çekmektedir.
Parkın güneyinde “Oslo Şehir Müzesi” bulunmaktadır.

Norveç Oslo Vigelandsparken Heykel Parkı

Vigelandsparken Heykel Parkı

Evet: Norveç ülkesine gidip, Oslo şehrini gezerseniz, burayı görmeden sakın şehirden ayrılmayın. Muhteşem güzel ve etkileyici bir yer.

Bu büyük parkta, geniş bir heykel koleksiyonu bulunmaktadır. Bu koleksiyondaki heykeller: çimler ve ağaçlarla çevrili uzun bir caddenin üzerinde tasarlanmıştır.

Bu heykeller: Gustav Vigeland tarafından tasarlanmıştır ve dünyaca ünlüdür. Sanatçı: tam boyutlu bu heykelleri yaparken, diğer sanatçılardan ve öğrencilerinden herhangi bir yardım almamıştır.

Aslında: Gustav Vigeland: Oslo Belediyesiyle bir anlaşma yapmıştır. Buna göre: evinin ve atölyesinin bulunduğu bölge, kendisine tahsis edilecek ve yaşamı boyunca parasal yardım görecek ve bunun karşılığında ise, tüm heykellerini, Oslo Belediyesi için yapacaktır. Ancak: parkın son halini göremeden, yaşama veda ettiği de bir gerçektir.

Evet, dünyanın tek bir sanatçı tarafından düzenlenmiş en büyük heykel parkı olarak önem kazanır. Park alanında 212 tane bronz ve granit heykel bulunmaktadır.

Bu heykellerin bazılarından söz etmek istiyorum. En ünlü heykel “Monolith” isimli heykeldir. Bu sütun: 14 metreden daha yüksektir ve taş oyma olarak yapılmıştır.

Bu sütun üzerinde, 121 insan figürü bulunmaktadır. Bunlar arasında betimlenenler: insanın dirilişi, yaşam mücadelesi, manevi küreler, özlem, günlük yaşam, döngüsel tekrar. Park alanındaki bir diğer meşhur heykel ise kızgın çocuk heykelidir.

Norveç Oslo Vigeland Museum

Vigeland Museum

Park alanı içinde, Nobels kapısı yakınlarındadır. Müze esas olarak: heykeltıraş Vigeland (1869-1943) tarafından kullanılan bir stüdyo ve evdir. Yapı: neo-klasik mimari özellikler taşır ve Norveç ülkesindeki en güzel mimari yapılardan birisidir. Müzede bulunan koleksiyon içindekiler: Vigeland’ın erken dönem eserleri, portre ve anıtı, alçı modelleridir.

Vigeland Cafe

Cafe: park alanı içinde, ana girişte bulunur ve pastane ve hediyelik eşya satış yeri olarak kullanılır. Burada: kekler, hamur işleri, sandviçler, çeşitli içecekler, kahve çeşitleri bulabilirsiniz.

Bygdoy Parkı

Bu büyük yeşil alan, aynı zamanda “Oslo Müzesi Yarımadası” olarak da isimlendirilir. Denizle çevrilidir ve Norveç ülkesinin en pahalı yöresi olarak tanınır ve bilinir.
Burada bulunan müzeler şunlardır:

Norveç Tarihi Kültür Müzesi-Norsk Folke museum

Müzede: ülkedeki tüm sosyal guruplara ait eserler ve ülkenin çeşitli yerlerinden gelmiş koleksiyonlar bulunmaktadır. Yani bir anlamda “Etnoğrafya” ağırlıklı bir müzedir.

Norveç Oslo Vikingskipshuset

Vikingskipshuset-Viking Gemi Müzesi

Huk Aveny bölgesindedir.
9’ncu yüzyıldan kalma, dünyanın en iyi korunmuş Viking gemilerinin sergilendiği bu müze içinde, özellikle dikkati çekenler şunlardır: Gokstad gemi, Dinle gemi ve Oseberg gemi. Ayrıca, yine müzenin koleksiyonu içinde: Viking dönemine ait: çadırlar, mezarlar, ahşap oyma örnekleri, kızaklar ve bir at arabası görülmektedir.

Bu arada: Gökstad ve Oseberg gemileri: 1913 yılında, İsveçli Gabriel Gustafson tarafından bulunmuş ve Oslo Üniversitesindeki geçici barınaklarda uzun süre saklanmıştır. 1957 yılında, bu müze tamamlanınca: özellikle Oseberg araştırmalarında bulunan birçok buluntu buraya nakledilmiş ve sergilenmektedir.

Norss Maritimt Museum-Norveç Denizcilik Müzesi

1914 yılında kurulan müzenin binası: mimari ödül kazanmış olmasıyla dikkati çeker. Müzenin daimi koleksiyonu içinde bulunanlar şunlardır: deniz resimleri, gemi inşa teknikleri, tekne modelleri, balıkçılık ve deniz arkeolojisine ait objelerdir.

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Norveç Oslo Drammem

DRAMMEN ŞEHRİ

Oslo şehir merkezinin 40 km. güneybatısındadır. Buradan: Oslofjord nehrinin bir kolu geçmektedir. Bu yüzden, şehrin kelime anlamı “nehir şehri” demektir. Şehir: Norveç ülkesinin en büyük yollarının bir kavşağında yani kritik bir noktada bulunmaktadır.

Evet, Oslo’ya oldukça yakın bu şehri ziyaret ederseniz: özellikle, şehir merkezindeki “Bragernes Torg” denilen şehir meydanını görmenizi öneririm. Bu meydanın özelliği: çok geniş bir alana yayılmış olmasıdır.

Hatta: Avrupa kıtasındaki en büyük şehir meydanı olduğu bile söylenmektedir. 1866 yılında şehirde çıkan yangın sonucu şehrin büyük bölümü harap olduğundan, yeni şehir planında, bina ve yerleşim yerlerini yangından etkilenmesinler diye birbirlerine uzak yapmak istemişler ve böylece, büyük bir şehir meydanı ortaya çıkmıştır.

Evet, bu şehir meydanı, şehirde görmeniz gereken birçok şeyi barındırıyor. Burada: pazarlar kuruluyor, şehrin bütün eğlence mekanları, kafeteryalar ve barlar, publar burada bulunuyor.
Bu şehirde, daha ilginç bir yer daha var. Spiralen denilen bu yer: bir tirbüşon gibi inşa edilen bir tünel.

Tünel, II. Dünya savaşı döneminde, Almanlar tarafından, Norveçlilere zorla yaptırılmış ve Drammen şehri üstündeki tepelere kolay erişimi sağlıyor. Almanlar: toplarını bu tepelere yerleştirmek için, bu tüneli yaptırmışlar ve tünel, günümüzde araba ile geçilerek, tepelere ulaşımı sağlıyor ama tepelerde, muhteşem bir manzara izlemek mümkün.

Bu yüzden: ışıklandırılmış bu tünel içinde, araba ile ilerleyerek rahatlıkla tepelere ulaşabilirsiniz ki, bence buraya yolunuz düşerse, bu tünele çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Sert kayadan oluşan tepeye oyulmuş ve ilginç bir yol açılmış tünel.

Evet, bu şehir hakkındaki son bir not. Ülkemiz insanı, yani Türkler, yıllarca önce bu şehre gelmişler. Bu şehirde, büyük bir kağıt endüstrisi ve fabrikaları bulunuyormuş.

Ormanlardan kesilen ağaçlar-tomruklar nehirden aşağıya gönderiliyormuş ve fabrikanın önüne gelince, bu tomruklar fabrikalara çekilerek işleniyor ve kağıt haline getiriliyormuş ki, yıllar önce, ülkemizden birçok insan bu kağıt fabrikalarında çalışmaya bu şehre gelmişler.