Trabzon

Trabzon

Trabzon denince akla hemen ilk gelenler: hamsi, kemençe, fıkra ve elbetteeeeee Trabzonspor. Bunlar: gerçekten buranın kültürünün temel parçaları. Bu muhteşem güzel, benim ülkemizdeki en beğendiğim şehirlerin başında gelen yöre, gezilmesi, görülmesi gereken bir yer. Mutlaka gidin, görün, gezin beğeneceksiniz.

Son zamanlarda Trabzon’da en çok dikkati çeken husus: müthiş bir kentsel dönüşümdür. Neredeyse şehir baştan başa yeniden imar edilmektedir. Ziyaretiniz de, zaten bunu mutlaka hissedeceksiniz, her yer de inşaatlar yükseliyor.

ULAŞIM

Trabzon-Samsun arası uzaklık: 330 km. Trabzon-Ordu arası uzaklık: 175 km. Trabzon-Giresun arası uzaklık: 125 km. Trabzon-Rize arası uzaklık: 71 km. Trabzon-Artvin arası uzaklık: 230 km. Trabzon-İstanbul arası uzaklık: 1070 km. Trabzon-Ankara arası uzaklık: 752 km. Trabzon-İzmir arası uzaklık: 1345 km. Trabzon-Erzurum arası uzaklık: 302 km. Trabzon-Gümüşhane arası uzaklık: 110 km. Trabzon-Antalya arası uzaklık: 1295 km. Trabzon-Bursa arası uzaklık: 1090 km. Trabzon-Şanlıurfa arası uzaklık: 800 km. Trabzon şehirler arası yolcu terminalinin, şehir merkezine uzaklığı: 2 km. dir.

Otobüs terminalinden, şehir merkezine ulaşım: taksi ve dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Trabzon’a deniz yolu ile de gitmek mümkündür. Limanın kent merkezine uzaklığı: 1 km. dir. Trabzon limanı, Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük limanıdır.

Trabzon hava limanı: ülkemizin ve bölgenin en büyük uluslar arası hava alanıdır. Şehir merkezine, 6 km. uzaklıktadır. Şehir merkezi ile ulaşım: taksi ve dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Trabzon

TARİHİ

İl merkezinde, Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan bölüm düzgün değil. Burası: bir masa gibidir.

Bu bölümde: kentin bilinen en eski yerleşim kalıntıları bulunmuş. Bu nedenle: Trabzon isminin buradan geldiği düşünülüyor. Yani: eski Yunancada, “masa” veya “trapez” biçimi karşılığı olarak “Trapezos” kelimesi kullanılıyor. Kıbrıs’da yerliler masaya “trapez” derler. Trapez kelimesi: masa şeklinde yerleşim yeri, masa şehri gibi anlamlar taşır.

Trabzon isminin de, biraz önce söylediğim gibi, ilk kurulduğu yerin; bu biçime benzemesi nedeniyle, bu kelimeden geldiği düşünülüyor. Şehri kuranlar, limana geldiklerinde masa şeklindeki taşlar veya günümüzdeki Boztepe’nin üstündeki düzlük masaya benzetildiğinden şehre bu isim verilmiştir.

Bu kelimeye (Trapezos) ilk kez: MÖ.4. yüzyılda geçen bir olayın anlatıldığı ve Kesnophon tarafından kaleme alınan bir kaynakta (Anabasis isimli) rastlanıyor. Yani: Trabzon isminin, yaklaşık 2700 yıllık bir geçmişi olduğu söyleniyor.

Evet; ismin kaynağından sonra, bölgeye ilk yerleşimciler hakkında bilgi vermek istiyorum. İyon kökenli Miletoslular, Ege denizi kıyılarından yola çıkarak, MÖ.7’nci yüzyılda, Karadeniz’e gelmişler ve deniz kıyısında koloniler kurmuşlar.

Trabzon’da, Sinop gibi bölgenin en büyük kolonilerinden biri olarak öne çıkmış. Ancak: yapılan araştırmalarda, bu kolonicilerden önce; bu bölgede; Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimlerin yaşadıkları tespit edilmiş.

Nasıl? MÖ. 400 yıllarında, Trabzon’u ziyaret eden, Sokrates’in öğrencisi Zenefon’un günlüklerinde bu halkların ismi geçiyor, ama maalesef günümüze bunlar hakkında herhangi bir bilgi, kalıntı ulaşmamış.

Evet, bu dönemde: Orta Asya’dan ve Orta Doğu’dan gelen ticaret yolları, Trabzon bölgesinde denize ulaşıyordu. Bu yüzden: Trabzon ticari ve stratejik öneme sahipti. Bu durum: Ege kıyılarında yaşayan insanlar tarafından da biliniyordu.

Meşhur Arganotlar’ın “Altın Post” bulmak için yaptıkları efsanevi sefer de, bunu göstermektedir. Bazı söylentilere göre: madencilik sanatı, bu bölgede oturan kavimler tarafından bulunmuştur.

Aynı dönemde: yani kolonicilerin bölgeye geldikleri tarihlerde: Kafkasya’dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitler de, bölgeye akınlar yapmışlar. MÖ.6. yüzyılda ise, Perslerin egemenliği görülüyor. Bu dönemde: burada, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık kurulmuş.

MÖ. 334 yılında, Makedon kralı Büyük İskender, tüm Anadolu’da olduğu gibi, bu bölgedeki Pers egemenliğine de son verir. Ancak: İskender’in ani ölümü üzerine, ortaya çıkan karışıklıklarda, burada; Pont Satrabı II. Ariantes’in oğlu Mithridates, yerli halkın de desteğini alarak: Karadeniz Pontus Devletini kurar.

Bu devletin merkezi Amasya’dır ve Trabzon, MÖ.280 yılına kadar, bu devletin egemenlik alanı sınırları içinde kalır.

MÖ.1’nci yüzyılda, Romalı’lar Anadolu’yu işgal ederler. Roma imparatoru Ponpeius tarafından; Kelkit vadisindeki çatışmada, Pontus kralı V. Mithridates yenilir ve Pontus krallığı sona erer. Bölgede: MÖ. 66 yılından itibaren, Roma hakimiyeti görülür.

Ünlü Roma İmparatoru Hadrian döneminde (117-138): tüm imparatorluk topraklarında olduğu gibi, Trabzon’da da önemli imar faaliyetleri görülür. Birçok dini ve askeri binalar ve su kemerleri yapılır.

Hatta: yapay bir liman inşaatı bile söz konusu olur. Ancak, imparator Hadrian’dan sonra, Trabzon yöresinin parlak dönemi biter. Roma döneminde: burada basılan sikkelerde, her ne kadar ön yüzünde Roma imparatorlarının büstleri olmasına rağmen, arkasında Pontus krallığı döneminden beri süregelen mitolojik tasvirler ve Grekçe yazılar kullanılmıştır.

Ama biraz önce de söylediğim gibi, parlak dönemin bitmesi ile, sikke basma yetkisi de elden alınmış.

395 yılında, Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca: Trabzon, Bizans sınırları içinde kalır. Bizans imparatoru Justinianus, Trabzon’da kent surlarını restore ettirir. 1204 yılında: Bizans imparatorluğu, IV. Haçlı Seferini yapan Latinlerin eline geçince, Bizans imparatoru I. Andronikos Komnenos’un torunları İstanbul’dan kaçarak, Trabzon’a gelirler ve Trabzon’da, 1204 yılında, bağımsız “Komnenos” krallığını kurarlar.

Krallık: 1238-1265 yılları arasında, en parlak dönemlerini yaşarlar. Bu dönemde: Gümüşhane’deki gümüş madenlerinin etkisiyle, ekonomik olarak güçlenen Manuel I’in sikkeleri üzerinde “en mutlu” unvanı yazar.

1461 yılında: Fatih Sultan Mehmet öncülüğündeki Osmanlı kuvvetleri, Trabzon’u ele geçirir ve Komnenos krallığına son verir. Osmanlı döneminde: Trabzon, bir eyalet ve sancak olarak; şehzadeler tarafından yönetilir. Kanuni Sultan Süleyman, burada doğar.

1840 yılında, Trabzon ile Marsilya şehri arasında, direkt gemi seferleri yapılıyordu. Aynı dönemde: Trabzon’da: Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan başkonsoloslukları bulunuyordu. 1867 yılında, Trabzon’da büyük bir yangın çıkar.

Kent, daha sonra yeniden düzenlenir. 1868 yılında vilayet olur. I. Dünya Savaşı sırasında, Ruslar, 1916 yılında, Trabzon’a saldırırlar. Trabzonlu yerel milis güçler, bu saldırı sırasında, birçok çatışmaya girerler. Ancak, düşmanın Trabzon’a girmesine engel olamazlar.

Ruslar, 14 Nisan 1916 tarihinde, Trabzon’u işgal ederler. 1917 yılında, Rusya da, Bolşevik ihtilali olması, Rus ordusunda panik oluşmasına neden olur ve Ruslar, Trabzon’dan çekilirler. 24 Şubat 1918 tarihinde, Trabzon geri alınır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında: Trabzon’da: opera, tiyatro binaları vardı. Sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösteriliyordu. Ana meydandaki restoranlarda: piyano resitalleri veriliyordu. Yani: şehrin kültürel yapısı ve büyüklüğünü ifade etmek adına, bunları yazıyorum.

Ulu Önder Atatürk: Cumhuriyet döneminde, üç kez, Trabzon’a gelir. İlk geldiği tarih olan, 15 Eylül tarihi, Trabzonlularca “Atatürk Günü” olarak kabul edilir.

Trabzon

GENEL

Şehir merkezi: denizden tatlı bir meyille yükselen, parçalı bir kıyı üzerinde kurulmuştur. Şehrin kurulduğu alan: Değirmendere’den, Fatih Mahallesine kadar uzanıyor iken, günümüzde: bugün, ilaveten, Çimenli ve Beşirli Mahallelerini de kapsamaktadır.

Trabzon ilinin yeryüzü şekillerine bakıldığında: kıyı çizgisi boyunca, Doğu-Batı doğrultusunda uzanan dağlık alanlar var. Bunlar arasında: mevcut akarsuların oluşturduğu vadiler ve deltalar bulunuyor. Yörenin nemli iklimi nedeniyle, akarsuların havzalarının akışı hızlı ve oldukça fazladır. Bu yüzden: yük taşınmasına uygun değildir.

İklim değerlendirildiğinde: yağışlar kıyıla yakın yerlerde yağmur, yüksek kesimlerde ise genellikle kar şeklinde düşer. Bahar mevsimleri: bol yağmurlar ile dikkati çeker.

Trabzon, yer altı kaynakları, madenler bakımından oldukça zengindir. Bölgedeki kaynaklar, 17. yüzyıldan günümüze kadar, yerli ve yabancı şirketler tarafından işletilmektedir.

Şehrin ekonomisi: tütün, mısır, fındık ve çay tarımına dayanmaktadır. Ülkemizdeki tütün üretiminin, % 20 si Trabzon’dan karşılanmaktadır. Ayrıca: elbette balıkçılık yapılıyor. Ülkemizin balık üretiminin % 20”si Trabzon’dan elde edilir. Keten dokumalar, kuyumculuk, bakırcılık gibi geleneksel el sanatları da hala canlılığını korumaktadır.

Trabzon bölgesinde müzik: mahalli özellikler taşımaktadır. Geleneksel çalgılar: şimşir, kaval, kemençe, davul-zurna ve tulum. Ayrıca: kadın ve erkekler tarafından topluca oynanan geleneksel dans olan “horon” yaygındır.

Bunun dışında, bölgede Türkmenler saz çalar ve saz eşliğinde çeşitli oyunlar oynarlar. Özellikle: kolbastı oyunu, 1930 yılında, Trabzon’un Faroz mahallesinde başlamıştır. Farozlu balıkçıların kendi aralarında oynadıkları bir oyundur. Ama, günümüzde, tüm ülke çapında yaygınlaşmıştır.

TRABZONSPOR

Trabzon denir de “Trabzonspor” akla gelmez mi? Elbette gelir. Trabzon yöresinde gezerken, bir taksinin arka camında Trabzonspor takım posterini gördüm, ancak ilginç olan bu posterin ters asılması idi, yani futbolcular baş aşağı duruyordu, nedeni merak ettim ve öğrendiğinde: o ve aynı düşüncede olan bazı taraftarların “takımda oynayan futbolcuların aklı başlarına gelene kadar posteri ters asmaya karar verdiklerini” öğrendim.

Peki ya Trabzonspor’un renklerinin anlamı nedir? Mavi: denizi temsil eder. Bordo ise: Hamsi balığını temsil eder deniliyor. Trabzon gezisinde, şehrin hemen çıkışında, yeni yapılan muhteşem Stadyumunu da görebilirsiniz, özellikle uzaktan mimari açıdan gayet güzel görünüyor.

Trabzon Hasır Bilezikler-Telkari

TRABZON İŞİ TAKI VE DOKUMA SANATI

HASIR BİLEZİKLER

Hasır bilezikler: altın yada gümüş ince tellerden yapılır. Hasır bilezik: 31-32 mikron inceliğindeki altın yada gümüş tellerin: ilmek ilmek örülmesiyle yapılır. Tamamen el emeği, göz nuru olan bu sanat, Trabzonlu genç kızlar ve kadınlar tarafından dokunmaktadır. Örme gümüş ve altın “tespih püskülleri” de Trabzon’a has örneklerdir.

KAZAZ SANATI (KAZAZİYE İŞİ)

İpek veya naylon tel üzerine, burularak sarılan, çok ince, altın ve gümüş teller ile yapılan, yöresel bir el sanatıdır. Altın ve gümüş tellerin sarılması sırasında: içte kalan ipek yada naylon iplik, kıvrık tutularak, sarma işlemi yapılır. Sonuçta, bitmiş bir telin kalınlığı: 03-05 mm. kalınlığa ulaşır.

Bu ürünler: kolye, küpe, bilezik, tespih ve tespih püskülleridir. I. Dünya Savaşı yıllarında, Trabzon’da, 50’nin üzerinde kazaz dükkanı varken, günümüzde, bu sanat, sınırlı sayıda sanatkar tarafından yürütülüyor.

TELKARİ İŞLEMECİLİĞİ

Tel işi anlamına gelir. Trabzon işi telkariler: likör ve kahve takımı, çay tepsisi, takunya ve ev ve mutfak eşyaları.

HEYBE

İşte, alışverişte, pazarda: erzak ve ihtiyaç maddelerini koymaya yarar, geniş bantlar arasında, ince çizgiler  taşıyan bir dokumadır. Ağız kısımları, kendi ipiyle büzülür.

KEŞAN

Tahta el tezgahlarında dokunur. Yöre kadınları: başlarına, peştemallere ise bellerine bağlarlar. Her yörenin, birbirinden farklı desenli peştemalleri vardır. Kök boyadan yapılan Keşan ve peştemaller, el dokuması çarşaf ve kumaşlar: hem günlük yaşamda hem de dekoratif amaçlı olarak kullanılır.

KUŞAK

Kalın yün iplikten yapılır. Genellikle bölgede yaşayan kadınlar, bellerine dolarlar.

ÇORAP

Boyanmış ya da boyanmamış yünden örülür. Boyanmamış yünler: beyaz ve kahverengi doğal renklerdir. Trabzon yapımı çoraplar: erkek çorapları, kadın çorapları ve çocuk çorapları olarak örülürler.

Çorap süsleri: genellikle üçgen motifli, Trabzon örneği özelliğini taşırlar. Nazara karşı önlem olarak kullanılırlar. Evet, sanırım en çok bu özellikleri, turistlerin ilgisini çekiyor.

Trabzon

NE YENİR

Yörede: bölge mutfağının temel besin maddeleri olarak: karalahana, mısır ve hamsi kullanılmaktadır. Kış aylarında avlanan hamsi: oldukça lezzetli. Yöre mutfağının adeta bir sembolü. Bu üç ürünün; her türlü yemeği yapılmaktadır. Ama, özellik arz edenler şunlardır:

Kuymak: mısır unundan yapılır.

Haçapur:

Hamsili ekmek,

Lamelsi ekmak,

Karalahana’dan yapılan: çorba ve sarma.

Tatlı olarak: kabak tatlısı, kabak pilavı,

Hamsi balığından yapılan: buğulama, hoholli hamsi, hamsili ekmek, kaygana,

Fasulyeden yapılan: turşu kavurma,

Mısır’dan: korkot (mısır çorbası)

Trabzon pidesi: kıymalı ve peynirlisi yapılan ünlü Trabzon pidesi, özellikle kış aylarında, hafta sonu kahvaltıların vazgeçilmez yiyecekleri arasındadır.

Trabzon ekmeği: Taş fırındı pişirilir. İl genelinde, ilçelerde de üretilir. Uzun süre taze kalışı ve büyüklüğü ile ünlüdür.

Bu yörede: yukarıda yazdığım yemekleri deneyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Trabzon’da: maden ve ağaç işlerine  dayalı el sanatları, yüzyıllardır sürdürülmektedir. Bu el sanatlarının başında: bakırdan yapılan kap-kacak yapımı önde gelmektedir. Yerel zevklerle şekillendirilen mutfak aletleri: yüzyıllardır yapılagelmektedir.

Ayrıca: gümüşün işlenmesiyle yapılan: gümüş işi hasır bilezik, telkari denilen ve gümüşten yapılan, çeşitli süs eşyaları, oldukça ilgi çekmektedir. Bunun dışında: renkli dokuma kilimler, peştamal, sırt ve omuz çantaları, yün çoraplar, yük taşıma ipleri; buradan satın alabileceğiniz objeler.

Evet, özellikle: ekonomik şartlarınıza göre: buraya has, gümüş objeler gerçekten, özellikle bayanlar için çekici.

Nereden alışveriş yapabilirsiniz? Daracık Arnavut kaldırımları olan, tek katlı arasta biçimli ve koridoru andıran sokakları olan: Kemeraltı. Buradan: tüm Trabzon halkı da alışveriş yapmaktadır. Ayrıca: kunduracılar caddesi ve uzun sokak da, gözde alışveriş merkezlerinden.

Bu alışveriş mekanlarında: yukarıda sözünü ettiğim ve özellikle: el tezgahlarında dokunan: Keşan, peştamal, kuşak ve yöresel elbiseler satın alabilirsiniz. Ama: yine yukarıda söylediğim gibi: Trabzon’a has “Trabzon işi” olarak ünlenen “hasır bilezik ve telkari usulü ile yapılan gümüş ve altın işlemeler” gerçekten görüntü olarak muhteşem. Altıncılar ve gümüşçüler çarşılarını, mutlaka gezmelisiniz.

Trabzon Yayla Turizmi

YAYLA TURİZMİ

İl merkezine bağlı, iki yayla kent inşa edilmiş ve özel sektöre kiralanarak, turizmin hizmetine sunulmuş. Bu yaylalar: Hıdırnebi ve Kayabaşı yaylaları. Bir diğer yayla kentinin ise yapımı devam ediyormuş. Bu da: Savandoz mevkiindeki Hakça Yaylası. Bu yaylalarda: çok sayıda turistik tesis bulunuyor.

1966 yılında ise: Üniversite, bugünkü merkez kampüsüne taşınmıştır. Günümüzde: Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde: 14 fakülte, 1 konservatuvar, 3 yüksekokul, 7 meslek yüksek okul ve 3 enstitü bulunmaktadır. Bu kurumlarda: 1800 akademik kadro ve yaklaşık 40.000 öğrenci, eğitim görmektedir.

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite: 1955 yılında kurulmuş. İstanbul ve Ankara illeri dışında kurulan, ilk üniversitedir. Kuruluşundan, yaklaşık 8 yıl sonra: 1963 yılında, Rektörlük ve Fakülte kadroları verilerek, Temel Bilimler, İnşaat-Mimarlık, Makine-Elektrik ve Orman Fakülteleri kurulmuştur.

GEZİLECEK YERLER

2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.2a
Trabzon Atatürk Köşkü
2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.5a
Trabzon Atatürk Köşkü

ATATÜRK KÖŞKÜ

Giriş ücreti, sivil 5 TL ve öğrenci 2 TL dir. Ziyaret saatleri: 08.00-19.00 arasındadır. Müze kart geçersizdir.

Trabzon ilinin Soğuksu semtindeki bu yapı, yazlık konut olarak 1890 yılında Osmanlı vatandaşı Konstantin Kabayanidis tarafından yaptırılmıştır. Kendisi çok zengindir, arazileri vardır ve özellikle bankerdir, gemileri vardır, armatörlük, taşımacılık yapar. Trabzon şehrindeki en zengin ailelerden biridir. Rum kökenlidir. 1890 yılında bir yazlık konut yaptırmak ister.

Temmuz ve Ağustos ayları burada “çürük ayı” olarak bilinir. Nem çok fazladır, nem çok fazla olunca sahil kenarında durulmaz. Denizden 300-400 metre yükseğe çıkınca yani köşkün bulunduğu yerde nem yoktur.

Kabayanidis: yurt dışında buna benzer birçok küçük köşk görür ve o gördüklerinin daha büyüğünü buraya yaptırmaya karar verir. Köşkün bütün parçaları yurt dışından gemilerle gelir ve burada yani Soğuksu’da birleştirilir.

Özellikle, köşkün dış cephesinin taş işçiliği çok güzeldir. Bahçesi çam ağaçlarıyla çevrilidir. İç cephede tuğla kullanılmış, merdivenler ahşap ve korkuluklu olarak yapılmıştır. Su ve ısı tesisatı ise, zamanın ileri teknolojisiyle döşenmiştir.

Avrupa mimarisinin izlerini taşıyan köşk 4 katlı ve kagirdir. En küçük ayrıntı düşünülür. Örneğin: kapıların çarpmasını engelleyecek sistem geliştirilmiştir.

Köşk; 1924 yılına kadar bu aile tarafından kullanılmıştır. Ancak, 1924 yılındaki mübadelede, burada yaşayan aile burayı terk eden ve köşk, hazineye kalır.

Atatürk: 15 Eylül 1924 tarihinde, Atatürk, Trabzon şehrine yaptığı ilk ziyaretinde burayı gezmiş ve çok beğenmiştir.

İkinci kere, Trabzon şehrine geldiğinde ise, burada kendisi şerefine bir akşam yemeği organize edilir. Köşk çok hoşuna gider. Bunun üzerine, Trabzon İl Daimi Encümeni, 18.05.1931 tarih ve 361 sayılı kararıyla, Trabzonluların bir hediyesi olarak köşk, Atatürk adına temlik ettirilmiştir.

Atatürk: 10-12 Haziran 1937 tarihinde, Trabzon şehrine yaptığı son ziyarette, burada 3 gün, 2 gece kalır ve bu sırada: mal varlığını hazineye bağışlama kararını alır, vasiyetini burada yazar.

2017.07.21-3.Trabzon.3.Atatürk köşkü.20b
Trabzon Atatürk Köşkü

Köşkün gezilmesi

Köşk: çok güzel bir bahçe içinde bulunuyor. Bahçede, özellikle Atatürk’ün bir büstü dikkat çekiyor. Bahçe ve köşkün katlarından ise, Trabzon şehrinin güzel bir manzarası izleniyor.

Ancak, eskiden sahilden köşk görülürken, günümüzde önde bulunan ağaçlar nedeniyle, köşk sahilden görülmüyor. Güzel bir yapı: Trabzon ilini ziyaret edenlere, bu güzel ve ilginç, Atatürk’ün anıları dolu yapıyı mutlaka gezmelerini öneriyorum.

Köşk: bodrum katı ile birlikte 4 katlıdır.

Köşkün iki girişi vardır. Ön taraftaki giriş, özel davetler olduğunda misafirler geldiğinde kullanılır. Arka taraftaki kapı ise gündelik kullanım kapısıdır. Yapıya, orta katından yani giriş katından girilir. En üst kata kadar çıkılabilir. Köşkte küçük tip mobilyalar kullanılmıştır ki, bunlar o dönemin özelliğini yansıtmaktadır.

Giriş katında: hemen yan tarafta; vestiyer, ayakkabılık, asa ve şemsiye konulan yerler vardır. Giriş katında: oturma, dinlenme, yemek ve misafir odaları vardır. Ayrıca yine giriş katında: Atatürk’ün 1924 yılında, buradaki yemekte yaptığı konuşmanın yazılı metni asılıdır. Salonun ortasında bilardo masası bulunur.

Hemen girişte, sağdaki odada yerde bir halı görülüyor. Bu halı: İran Şahı tarafından, Atatürk’e hediye edilmiştir. Bu konu ile ilgili bir anı vardır. Atatürk, İran şahına, bu halı karşılığında iki bidon turşu gönderir.

İran şahı: “Ben sana çok değerli bir halı gönderdin, sen bana turşu gönderdin”  diye sitem edince, Atatürk “Sen halıyı bana devlet hazinesinden gönderdin, ben turşuların parasını kendi cebimden ödeyerek sana gönderdim” der.

Varenda, kış bahçesi olarak kullanılır. Her odanın yer karosu, İtalya’dan getirilmiştir ve farklıdır. Yemek odasında, servis yapılan kapı dikkat çeker. Kapılar sürgülü kapıdır, servis yapıldıktan sonra sürgülü kapı kapatılır ve böylece hiç kimse içeriyi göremez.

Burada dikkati çeken bir diğer husus: kalorifer peteğinin ortasında bir fırın bulunmasıdır ve burası, kuzine gibi kullanılır, yemeklerin sıcak kalması sağlanır.

Pencerelerde çift pencere sistemi vardır. Camların arasında yukarıdan aşağıya çekilen kepenek sistemi bulunur. Yukarıda ise ahşap pancur sistemi bulunur. Sahilden bakınca: pencere ve kapılar aynı şekilde, içeride saklanmış gibi görülür. Kapıların arkasında pimler bulunur, kapı çarpınca bu pimler kilitlenir.

Aşağıda kalorifer kazanları vardır. Sıcak su buharı: duvarlar içinde, birçok noktadan geçerek yukarı çıkar ve böylece binanın ısınması sağlanır.

Birinci katta: çalışma odası, büyük yatak odası, bekleme odası ve toplantı odası vardır. Yatak odasında, lavabo ve banyo bölümlerine içten geçilir. Yani, bir anlamda, o yıllarda “ebeveyn banyosu” yapılmıştır.

Bu katta bulunan odalar arasındaki salon duvarında, Atatürk’ün bizzat kendi kurşun kalemi ile işaretlediği, Türkiye haritası bulunur. 1934 yılı yapımı bu harita çok detaylıdır. 1937 yılında Dersim isyanında, bu harita Atatürk tarafından kullanılmıştır. Haritanın üstünde, Atatürk’ün kendi el yazısı ile yazdığı notlar görülür.

İkinci katta: salon ve salona açılan iki oda bulunur. Bu odalardan birinde, Atatürk vasiyetinin bir kısmını yazmıştır. Ancak vasiyetinde bu köşkü belirtmemiştir. O yüzden, ölünce köşk, kız kardeşi Makbule hanıma kalır. Makbule hanıma intikal eden köşk: 06.04.1943 tarihinde Trabzon Belediyesi tarafından satın alınarak “Atatürk Müzesi” olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.2b
Trabzon Ayasofya Müzesi

AYASOFYA MÜZESİ

Trabzon  şehir merkezinin 2 km batısındadır. Giriş ücretsizdir, yapı halen cami olarak ibadete açıktır. Ancak gezilmesi mümkündür.

Yapılışı

1204 yılında, İstanbul Latin Haçlı ordusu tarafından işgal ve talan edilince: Komnenos sülalesi Karadeniz üzerinden kaçarak buraya gelir. Onlara teyzeleri Gürcü kraliçesi yardım eder ve Trabzon şehrinde Pontus Rum Devletini kurarlar. Rum denilen kişiler, aslında Romalıdır. Burada: o devleti kurunca ellerindeki en değerli yer “Sümela Manastırı” dır. İstanbul’daki hayatlarını özlerler, orada bir Ayasofya vardır. Burada ise sadece kale içinde, küçük iki kilise vardır.

1238 yılında Komnenos Kralı I. Manuel Komnenos (1238-1263), büyük bir kilise inşa ettirmek ister. Ancak maddi durumları elvermez, ticaret yollarına önem verirler. Selçuklularla yakın ilişkiler kurarlar, kız verirler, akrabalık ilişkileriyle birlikte, ticaret hacmi de artar.

Farklı ticaret yolları geliştirmeye çalışırlar. Zilkale yapılarak yolun güvenliği sağlanır ve bu şekilde ticareti arttırırlar, paralar kazanmaya başlarlar ve kazandıklarını imara harcarlar. Ayasofya kilisesinin yapılışı, maddi sıkıntılar nedeniyle yaklaşık 30 yıl sürer.

“Aya”  kutsal ve “Sofya” ise hikmet, bilgelik demektir. Bir sürü Ayasofya vardır, en meşhuru ise İstanbul şehrindedir, sonra İznik ve sonrasında Trabzon şehrindeki Ayasofya gelir. Burası bir Ortodoks kilisesidir. “Orto” doğru ve “doks” ise yol demektir. “Doğru yol” doğru şeyi kabul eden demektir. Ortodokslar, bu kiliseye girerken, dünyanın sonu gelecek “iyiler cennete, kötüler cehenneme” gidecek derler.

Önemi

Bölgenin, son Bizans dönemi yapılarından en önemlisidir. Taş süslemeleri ve freskleri çok zengindir. Özellikle: batı cephesindeki mukarnas nişler, sütun başlıkları ve kuzey cephesindeki geometrik kompozisyonlu madalyon, Selçuklu taş işlemeciliğinin çok güzel örneklerindendir. Özellikleri nedeniyle, yüzyıllardır şehri ziyaret eden seyyah ve araştırmacıların ilgisini çeker.

Mimarisi

Yan tarafında çan kulesiyle beraber 3 mimari usulle inşa edilmiştir, Romalılarda yunan kapalı haç planı vardır, o planla inşa edilmiştir. Roma, Gürcü, soğan kubbesi Gürcü üslubu, taş işçiliği de Selçuklu, Türkler de bunun inşasında yardımcı olmuşlardır.

Yapı: çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Taş süsleme ve fresk bakımından oldukça zengindir. Yüksek bir merkezi kubbe bulunur. Narteks denilen giriş holündeki bina: 3 neflidir. Nartaksin üstünde şapel vardır. Yapının kuzey, batı ve güney kısımlarında, üç revaklı girişler vardır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.12c
Trabzon Ayasofya Müzesi

Freskler ve Resimler

Kilisenin içindeki çok zengin figürlerde: Adem ve Havva’nın cennetten kovulmaları, tahta oturmuş Meryem, Hz İsa’nın göğe yükselişi, doğumu, mucizeleri, son akşam yemeği ve cennete inişi, vaftiz, İncil yazarlarının sembolleri gibi tasvirler vardır. İsa’nın vaftiz töreni, vaftizci Yahya ve hemen yan tarafında, körün gözlerinin açılması mucizesi resmedilmiştir. “Kana düğün sahnesi” görülür.

Herkes düğüne gelir, hiç şarap kalmaz, Hz İsa elini gezdirdiğinde, bütün küplerde bulunan sular şaraba dönüşür. Felçli adamı iyileştirir, resimde felçli adamın sırtında yatağı görülür. Şeytan çıkarma sahnesi görülüyor, resimdeki kişinin ağzına baktığınızda kötülüğün ağzından çıktığı görülür.

Yakarış sahnesinde: insanların günahlarını affetmesi için Meryem, Hz İsa’ya dua etmektedir. Ayrıca: tek başlı kartal, hayali yaratıklar, geometrik bitkisel süslemeler ve kuş figürleri bulunur.

Gemi resimleri

Yapının dış tarafında: duvarda gemi resimleri göreceksiniz. Buraya gelen gemiciler, geceyi burada geçirirler, Karadeniz’in azgın sularından kendilerini korumak için, gemilerinin resimlerini buraya duvara kazırlarmış. Bu kült uzun zaman devam etmiştir. Hatta İslam döneminde de devam etmiştir.

Hatta: Çanakkale Asos-Behramkale’de bulunan caminin duvarlarında da gemi resimleri, Arapça ve Osmanlıca yazılar vardır. Buradaki yazılar tek bir dilde yazılmamıştır. Gemilerin armaları görülür, armalar Ceneviz, Venedik, Selçuklu armalarıdır, yani burada birçok gemi arması görülür, hatta Gürcü gemileri, Yahudi gemileri armaları bile görülür.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.40b
Trabzon Ayasofya Müzesi Kral Kapısı
2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.41b
Trabzon Ayasofya Müzesi Kral Kapısı

Kral kapısı

Kilisenin arka bölümünde, ağacın hemen yanındadır.

Kilisenin 3 kapısı vardır. Burada görülen Kral kapısı alışkanlığı, zaman içinde Osmanlı’ya da geçer. İstanbul’da camilerde Sultan mahfilleri vardır. Bunların amacı güvenlik sağlanmasıdır. Biraz gösteriş ve şaşa vardır ama en önemli işlevleri: güvenliğin sağlanmasıdır. Bu yüzden, Osmanlı’da Sultanlar için ayrı kapılar yapılmıştır.

Buraya gelince: Kral kapısı, gayet şaşalı ve gösterişli inşa edilmiştir. Ancak burada daha da farklı bir şey karşımıza çıkar. Hıristiyanlık’da eski ve yeni ahitler vardır. Eski ahit “Tevrat” ve yeni ahit ise “İncil” dir.

İncil, Tevrat’ın devamı şeklindedir ve Tevrat’tan alıntılar bulunur. Bu alıntılardan bir tanesi “Dünyanın yaratılışı” dır. Buna göre: Tanrı dünyayı 6 günde yarattı ve 7’nci gün, yani Cumartesi günü dinlenmeye çekildi. Bu yüzden, Yahudiler Cumartesi günleri çalışmazlar, günahtır. Pazar günü ise, Hıristiyanlarda kutsaldır.

Pazar günü, birinci gündür, çünkü tanrı dünyayı yaratmaya Pazar günü başlamıştır. Bu yüzden, Pazar birinci gün, Cumartesi son gündür. Bütün her yerde Pazar birinci gün olarak kabul edilir. Evet, Tanrı dünyayı yarattı, Adem’i bahçesine koydu, bu bahçenin sınırları Fırat-Dicli-Pişoncon nehirleridir. (Pişoncon nehrinin nerede olduğu bilinmemektedir.)

Bu durum Tevrat’ta net olarak geçer. Adem; cennetteki hayvanları sayarken bütün hayvanların çift olduğunu görür, cennette bir çok iş vardır ve kendisine bir eş ister.

Tanrı: ona uykuyu verir ve sağ kürek kemiğinden Havva’yı yaratır.

Şimdi: Kral kapısının hemen üstündeki taş tasvirlere bakınız. En sağda, en başta kabartma şeklinde Havva’nın yaratılışı görülüyor. Aslında, bizde de yani Müslümanlıkta da Havva’nın Adem’in sağ kürek kemiğinden yaratıldığı anlatılır. Bu hikaye: İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da aynı geçer.

Tasvirlere bakmaya devam ediyoruz. Cennetten kovulmaya neden olan yasak meyvenin yenilmesi ve şeytan tarafından kandırılma, burada sarmal şekilde yılan görülür, yılan: Havva’ya cennetten kovulmaya neden olan yasak meyveyi yemesini söyler ve yasak meyveyi Havva’ya uzatır.

Havva yasak meyveyi yer ve Adem’e uzatır ve her ikisi de yasak meyveyi yerler. Ardından utanırlar, cennette 3 gün boyunca saklanırlar ve sonunda Cebrail, onlara cennetten kovulduklarını tebliğ eder. Tebliğden sonra, tekrar cennete girmek isterler. Çünkü: ölümsüzlük meyvesi cennettedir.

Yine kapının üstündeki tasvirlere bakıyoruz. Sütunun tam üstünde, Cebrail, cennetin kapısında bekleyen bir melek olarak tasvir edilmiştir.

Tekrar cennete girmek istediklerinde: Tanrı “sen kadın toprağa ihanet ettin, doğum yaparak çoğalacaksın ve  doğum yaparken acılar çekeceksin, senin cezan budur. Sen Adem: toprağa ihanet ettin, emek vermeden toprak ta sana ekmek vermeyecektir. Sen yılan: toprağa ihanet ettin, toprakta yaşayacaksın ve toprak yiyerek hayatını sürdüreceksin” der.

Adem: çiftçiliğe başlar, çocukları ikiz olur, büyük erkek ile küçük kız evlenir, bu şekilde bir eşleşme söz konusudur. Habil ve Kabil hikayesi, ilk cinayet Tevrat’ta geçer. Habil: küçük ikizinin kızıyla evlenecektir, bu şekilde olması gereklidir. Kabil: kendi ikiz kardeşinin kızı ile evlenmek ister, isyan eder, Adem “Her kez Tanrı’ya adaklarını sunsun, kimin ki kabul olur ise, onun dileği olacaktır” der. Habil: hayvancılıkla uğraşmaktadır, adak olarak en güzel kuzusunu getirir.

Kabil ise tarımla uğraşmaktadır, adak olarak en çürük meyveleri getirir. Bu bir yakma törenidir. Habil’in adak kuzusu yanar ve yükselir. Fakat: Kabil’in çürük meyveleri yanmaz ve yükselmez. Kabil buna dayanamaz ve yerden aldığı bir taş parçasını kafasına vurarak abisi Habil’i öldürür. (Yine tasvirlere bakıyoruz. Öldürme sahnesi, en sondaki kemerin bittiği nokta, Habil’in öldürülme sahnesidir, yani tarihteki ilk cinayet, orada betimlenmiştir.)

Evet, en sağdan en sola doğru bir film şeridi gibi uzayan tasvirler, bu anlattıklarımı açıklamaktadır.

Bu tasvirlerin üstünde, mitolojik alıntılar görülür. Bunlar: kanatlı at ve aslan figürüdür. Bunlar mitolojik canlılardır. Yukarıda: sağ tarafa bakan bir kartal görülür, kartal onların simgesidir. İki tarafa bakan güvercin ise Hıristiyanlık simgesidir.

Burada daha da ilginç bir simge görülüyor. Pencerenin sağ tarafından “ay-yıldız” görülüyor. Ama yıldız çok köşelidir, Selçuklu döneminde yapılmıştır, Türklüğün simgesidir.

Kule

Kule: kilisenin hemen yanı başında yükselir. 1427 yılında yapılmıştır. Şapel olarak kullanılan kulenin birinci katı yıkılmış, çatı tonozları düşmüş ve üzerindeki resimler tahrip olmuştur. Bununla birlikte, şapelin duvarları üzerindeki tasvirler, günümüze iyi şekilde ulaşmıştır. Kulenin güneyinde bir merdivenle çıkılan apsis bölümü vardır.

2017.07.21-3.Trabzon.5.Aya sofya kilisesi.30a
Trabzon Ayasofya Müzesi

Camiye dönüşüm

1461 yılında, Trabzon şehri Fatih Sultan Mehmet tarafından alınınca, burası da camiye çevrilir. Ancak, Müslümanlıkta tasvirler günah olduğundan, yani resim yasak olduğunda resimlerin bulunduğu üst bölüme tente çekilir. (Kubbenin üstündeki tente, üst bölümdeki resimlerin görülmesini engeller, yan taraftan bu resimleri uzaktan görmem mümkündür) 1868 yılında harap durumda olan cami: Bursalı Rıza Efendinin gayretleriyle onarılır.

I. Dünya savaşı yıllarında yapı depo ve hastane olarak kullanılır. 1964 yılında ise Vakıflar Müdürlüğü tarafından restore edilerek ziyarete açılır.

TRABZON MÜZESİ

Burası: 1900’lü yılların başında: Banker Kostaki Teophylaktos isimli bir rum tarafından yaptırılmış. Zeytinlik caddesi üzerinde. Mimarının kim olduğu bilinmiyor. Ancak: yapıda kullanılan malzemelerin çoğunluğunun İtalya’dan getirilmiş olması, mimarının da İtalyan olabileceğini düşündürüyor.

Yapının sahibi: Kostaki, 1917 yılında iflas edince, diğer tüm mal varlığı ile birlikte, bu yapıya da haciz konmuş ve konak: Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmış.

Yapı: Milli Mücadele yıllarında, karargah olarak kullanılmış. 1924 yılında, Atatürk, Trabzon’a ilk kez gelişinde, eşi Latife Hanım ile birlikte, bu yapıda konaklamış.

Yapı: 1937 yılında, Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmiş ve bir süre, 50.Yıl Kız Lisesi olarak kullanılmış. Ancak: daha sonra, 1987 yılında, Kültür Bakanlığına tahsis edilmiş ve 13 yıl süren restorasyon sonucu, 2001 yılında müze olarak hizmete açılmış.

Konağın: bodrum kat hariç, tüm kat duvarları: tamamen kalem işi ile bezenmiştir. Bu katlarda: kronolojik sıraya göre düzenlenen arkeolojik eser seksiyonları: 4 mekandan oluşur.

Giriş salonu: MS.2’nci yüzyıla tarihlenen Roma dönemine ait, normal insan boyutunda, bronz Hermes heykeli var. Heykel: müzenin en önemli eserleri arasında. Bu bölümde ayrıca, bir kazıda çıkarılan mermer tapınak buluntuları, Roma dönemi mermer mimari parçalar ve Osmanlı dönemi mermer mimari parçalar bulunuyor. Bunun dışında, arkeolojik eserler seksiyonunda bulunanlar:

1.Bölüm: Asur dönemi, silindir mühür.

2.Bölüm: Roma ve Helenistik dönemlere ait: bronz, pişmiş toprak ve cam eserler ve sikkeler.

3.Bölüm: Bizans dönemi sikkeleri, ikonalar ve Osmanlı dönemi objeleri var.

Bu katta, ayrıca, ziyaretçi bekleme salonu ve kafeterya olarak düzenlenen bir salon da bulunuyor.

Birinci Kat: Giriş katına göre, daha sade. Etnoğrafik eserler burada sergileniyor. İslami eserler, silahlar, yazma eserler, dokumalar, takılar, giysiler var.

Asma Kat: Trabzon Müzeler Müdürlüğü olarak düzenlenmiş. İdari kat olarak ayrılmış.

Bahçe düzenlemesi: konağın hemen girişinde, Tyke (Şehirlerin kurucu tanrıçası) heykeli var. Bahçedeki diğer süslemeler ise: doğu köşesinde, ortasında alttaki daha geniş iki kenarlı dilimli çanakları bulunan şadırvanlı havuz bulunuyor. Ayrıca: çam, palmiye ağaçları ve çeşitli çiçekler var.

ST.ANNA/ KÜÇÜK AYVASIL KİLİSESİ

Trabzon’da, şehir içinde, Çarşı mahallesinde, Maraş caddesi Hartama sokak üzerindedir.

Kilise, 1923 yılına kadar, faal olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, Belediyenin ambarı olarak kullanılmıştır. Bina: 1999 yılında Trabzon Valiliği tarafından önerilmiş. Günümüzde ise, herhangi bir şekilde kullanılmıyor.

Trabzon’un, günümüze kadar ulaşmış, ayakta kalan en eski kilisesidir. Narteksi yoktur. Nefler, içten ve dıştan yuvarlak planlıdır. 7. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. 9. yüzyılda, onarım görmüş.

Aslında, küçük boyutlu bir kilise. İç duvarlarındaki fresklerinin büyük bölümü tahrip edilmiş. Güneyindeki giriş kapısının üzerinde: bir Bizans kabartması ve bir kitabe var. Bu kitabenin, Roma döneminde, I. Basil dönemine (884-885) ait olduğu sanılıyor ve onarım yapıldığını yazıyor.

Zeminin altında, bir mezar odası var. Batı duvarı dışında kalan izler, yapının bir zamanlar, başka bir yapıya bağlı olduğunu göstermektedir. Yapıda: fresk kalıntıları var ama çok bozulmuş durumda.

Trabzon Santa Maria Kilisesi

SANTA MARİA KİLİSESİ

1845 yılında, Rus Çarı I. Nikolas’ın emri üzerine, 8 bin kişilik, İtalyan rahipler gurubu, Rusya’dan kovulurlar ve Trabzon’a varırlar. Trabzon’da, Fransız konsolosunun katkıları ile, bir dernek kurarlar. 1952 yılından, 1854 yılına kadar, bu manastırı ve ana binayı inşa ederler. Karadeniz manzarasına sahip olan bina: tamamen taştan inşa edilir. Bütün kapı ve pencerelerinin dışa bakan cepheleri, oyma taştan çerçevelerle süslenir.

28 Şubat 1855 yılında, Kırım Savaşı sırasında, Sultan Abdülmecid, Trabzon’u ziyarete gelen Hıristiyanların kullanabilmesi için; bir kilise yapılmasına izin verir. 4 Ekim 1869 yılında, kilisenin inşası için ilk taş konur. İnşaatın yapımına: Trabzon’da yaşayan tüm Hıristiyanlar katılır. Sonuçta: kilise, 2 Şubat 1874 tarihinde hizmete açılır.

Kilise: günümüzde, ziyarete açıktır. Karadeniz’e gelen hacılar, turistler ve ticaret için şehre gelen Hıristiyanlar burayı kullanmaktadırlar. Geçen yakın zamanda, belki hatırlayanlar olabilir, buranın rahibi vuruldu. Burada en dikkati çeken husus şu. Bu kilise: Vatikan tarafından yaptırılmıştır, yani Katoliklere ait. Ancak, bu bölgede yaşayan yoğun Rum nüfus, kendileri Ortodoks oldukları için, bu kilisenin yapımını engellemeye çalışmışlardır.

Trabzon St Eugeneus Kilisesi-Yeni Cuma Camisi

ST.EUGENEUS KİLİSESİ. YENİ CUMA CAMİSİ

Trabzon şehrinde, Cuma mahallesindedir.

Bizans döneminde, Trabzon şehrinin korucusu azizi olduğuna inanılan; St Eugenios’a atfen yapılmış.

Yapılış tarihi olarak: 13. veya 14.yüzyıl düşünülüyor. Ama, ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor.

Yapının, bugün narteksi bulunmuyor. Merkezi kubbe: doğuda haç biçimli iki ayağa, batıda yuvarlak iki Dorik sütuna pandantifler yardımıyla oturur. Yan neflerin üzeri, tonozlarla örtülmüştür. Bu yapıda da fresk izleri ve zemin mozaiklerinin kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca, orta apsisin dışında kartal ve güvercin kabartmalarına yer verilmiş.

Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrilen yapıya: kuzey giriş kısmı ile minare ilave edilmiştir. Büyük apsisten bir giriş daha açılmıştır. Taştan yapılan mihrap, barok karakterlidir. Minberi ahşaptan yapılmış olup, sade bırakılmıştır. Mahfilde, iyi bir ahşap işçilik görülür. Bu ilavelerden başka, caminin içinde çok değerli kalem işi süslemeler var. Kullanılan diğer kısımlardaki yazı ve nakışlar yenilenmiş.

ÇARŞI CAMİSİ

Kemer altı semtinde, Çarşı mahallesinde, Bedesten karşısındadır.

Cami: 1839 yılında, Trabzon Valisi, Osman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin kurulduğu saha eğimli olduğu için, kuzey cephesinin son cemaat yerinin altına dükkanlar yerleştirilmiştir. Şehrin en büyük camisidir. Ancak, günümüzde daha büyük camiler yapılmış.

Muntazam  taş işçiliği hemen göze çarpıyor. Örtüsü: tamamen kurşunla kaplanmış. Kapı ve pencerelerinde, barok süslemeli bordürler görülüyor.

Trabzon Kalesi

TRABZON KALESİ

Evet, şehirde bugün mevcut bulunan surlar: Roma döneminde, MS.5’nci yüzyıla tarihleniyor. Kale: 3 bölüme ayrılıyor. Bunlar: Yukarı Hisar, İçkale ve Aşağı hisar. Yukarı hisar ile Orta hisar: Kuzgun Dere ile İmaret deresi arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuş. Bu bölüm, kalenin en eski bölümü. Ancak: kaba olarak, bir yamuğa benziyor.

Bu yamak şekli nedeniyle: şehrin isminin “Trapez-Trabezus” isminden türediği bilinmektedir. Hatırlarsanız, tarih bölümünde bu konuyu anlatmıştım.

Yukarı Hisar: İç kaleyi koruyan ve Akrapol ile, bu kısmın en eski ve şehrin içinde kapalı bir sitedir. İlk yapıldığı tarih, MÖ. 2000 yıllarına kadar gitmektedir.

Doruğunda: imparator ve imparatoriçenin ikametgahları, bunların çevresinde prensler ve diğer soyluların binaları bulunur idi. Bu binalardan başka: kale muhafızlığı, katip ve hizmetçiler sınıfının bulunduğu yapılar yer almakta idi.

Orta Hisar: Yukarı hisar ve iç kalenin devamı olan bu kısım: yamuksu şeklindedir. İç kaleden, bu kısma, iki kapı ile geçilmektedir. Bu bölümde: Ortahisar camii, eski Hükümet konağı, Zağnos köprüsü, kule ve çifte hamamlar, Amasya camisi, Şirin Hatun camisi, Musa Paşa camisi var. Kule hamamı, çifte hamamı, Amasya camisi, günümüzde yıkık durumdadır. Bu kısımdaki surlar: Trabzon imparatoru Alexsioz II, zamanında yukarı hisardan aşağı hisara kadar yaptırılmıştır.

Aşağı Hisar: Bu kale, batıdan Zagnos burcunun yanı başından başlayıp denize kadar inen surlardan meydana gelmiştir. Bu kısım surların Sotka kapısı adı verilen iki kapısı var. Günümüzde “kale kapısı” ismi verilen mevkide, suru delinerek taşıtların geçmesine elverişli duruma getirilen kısmı, daha yüksek duvarlardan meydana gelmiştir.

Aşağı hisarın çevrelemiş olduğu bölgede, St. Andrea kilisesi, Molla Siyah Camii, Hoca Halil Camii, Pazarkapı Camii, Kundupoğlu ve Yarımbıyıkoğlu Evleri, Sekiz direkli hamam, Tophane hamamı, Hacı Arif hamamı, İskenderpaşa Çeşmesi gibi tarihi eserler var.

Trabzon Kalesi Cephanelik

CEPHANELİK

Burası: Fatih Kulesi veya İrene Kulesi olarak da biliniyor. Ancak; yapılışına ait herhangi bir kitabe yok. Kulenin: imparatoriçe Irene (1340-1341) tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Trabzon aristokratları, burada toplantı yapıyorlarmış.

Kapısı üzerinde, Sultan II. Abdülhamit tuğrası ve kitabesi var. Buna göre: cephaneliğin bugünkü yapısı, 1887 yılında yaptırılmış. Çünkü: Yıldız Sarayı Albümünde fotoğrafı var.

Burası: yaklaşık 25 metre yüksekliğinde ve 40 metre çapında, iç içe iki bölümden oluşuyor. İç bölüm:4 ve dış bölüm ise: 3 katlı.

1916-1918 Rus işgali sırasında, mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 9 Temmuz 1919 tarihinde, bir patlama ile, hasar görmüş. Günümüzde: özel sektör tarafından, aslına uygun olarak restore edilme çalışmaları sürdürülüyor.

Trabzon Gülbahar Hatun Camisi ve Türbesi

GÜLBAHAR HATUN CAMİSİ VE TÜRBESİ

Şehir merkezinde, Atapark’ın güneyinde bulunuyor. Yavuz Sultan Selim zamanında, annesi Gülbahar Hatun adına, 1514 yılında yaptırılmış. Zamanla: çevresinde oluşturulan: medrese, imaret, mektep, türbe ile birlikte bir külliye oluşturulmuş. Ancak: günümüze, yalnızca türbe kalmış. Diğerleri yok.

Cami: tek kubbeli, kesme taşlardan yapılmış. Kuzey cephesinde ana giriş kapısı var. Cümle kapısı, sivri kemerli ve basık kemerlidir. Bu kapının üzerinde: 1883-1884 yıllarında yapılan onarıma ait, bir kitabe var. Minarenin şerefesi: üç sıra ve iri bademli ve sarkmalıdır. Korkuluk altı ise, köşe kabartmalıdır.

Trabzon Boztepe Mesire Yeri

BOZTEPE MESİRE YERİ

Şehir merkezine 2 km. uzaklıkta ve 250 metre yüksekliktedir. Çam ağaçları ile çevrili bir tepedir. Burada: her türlü yeme-içme tesisi bulunmaktadır.

Trabzon 100 Yıl Parkı

100.YIL PARKI

Trabzon-Rize kara yolu üzerindedir. Şehir merkezine 3 km. uzaklıktadır. Deniz kıyısında, Trabzon Belediyesi tarafından işletilen güzel bir piknik yeri.

TRABZON KIYILARI-PLAJLARI

Trabzon: yaklaşık 115 km. lik kıyı şeridine sahip. Güneşli günlerin azlığı ve bol yağışlı iklim nedeniyle, deniz turizmi istenilen ölçüde gelişmemiş durumda.

Ayrıca: son yıllarda yapımı devam eden Sarp-Samsun kara yolu nedeniyle, Karadeniz kıyı bandının önemli bir kısmına, dolgu yapılıyor. Bu dolgu çalışmaları, kıyılardaki doğal alanları olumsuz etkilemiş. Böylece de, deniz turizmi olumsuz yönde etkilenmiş.

Beşikdüzü Pirinçlik Plajı, Çarşıbaşı Halk Plajı var. Bunlar merkezdeki plajlar. Bunların dışında: Trabzonspor Tesislerinin hemen yanında bir marina yapılmış, burası yüksek kapasitede yat barındıracak büyüklükte.

Trabzon Kızlar Manastırı (Panagia Theosepastos)

KIZLAR MANASTIRI (PANAGİA THEOSKEPASTOS)

Trabzon’da, Boztepe’ye çıkan yol üzerindedir. Belediye tarafından onarılarak ziyarete açılmış. Boztepe’nin yamacında, şehre hakim bir noktada kurulmuş olup, iki teras üzerindeki kayalar işlenerek inşa edilmiş.

Çatısı kayalardan oluştuğu için: manastır adı “Tanrının örttüğü” olarak ortaya çıkmıştır. Manastır kompleksinin çevresi, yüksek koruma duvarları ile çevrilidir.

14.yüzyılda, III. Alexios döneminde, Boztepe’nin güney yamaçlarındaki bir kaya kilise çevresinde yapılmıştır. Daha sonraki dönemde, 19’ncu yüzyılda genişletilmiş ve bugünkü şeklini almıştır.

İlk olarak, güneyde, içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisenin içinde: kitabeler ve Alexios III. karısı Theodora ve annesi Eirene’nin portreleri var.

Theoskepastos kelimesi: yukarıda sözünü ettiğim gibi; “Tanrı tarafından örtülmüş ve korunmuş” anlamına gelir. Geniş kütlesi ile ayakta kalarak günümüze kadar ulaşmış olması, buranın önemini ortaya koyuyor. Ayrıca: Aleksios’un oğulları: Anrokinos ve Manuel, burada gömülü.

Günümüzde: burada: Anakaya kilisesi, çan kulesi, öğrenci yurtları, misafir odaları, mezar şapeli, çilehane ve kutsal su gibi yerler var. Zaten, 1923 yılına kadar fiilen kullanılmış olan manastır, daha sonra terk edilmiş. Kent merkezinde kalan tek manastır özelliği taşıyan yapıyı görmenizi öneriyorum.

Trabzon Peristere Manastırı (Kuştul Manastırı)

PERİSTERA MANASTIRI (KUŞTUL MANASTIRI)

Trabzon-Maçka kara yolunun 22. km. de, Şahinkaya yol ayrımından 14. km. daha gidildikten sonra ulaşılıyor.

Sümela manastırına benzeyen bu manastır, sanki Sümela’nın küçüğü. 300 metrelik dik bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuş. Kale gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuş. 752 yılında kurulduğu tahmin edilen manastır: 1230 yılında yağma edilmiş ve terk edilmiş. Ancak: 1393 yılında tekrar kurulmuş ve 15.yüzyıl başlarında, eski önemini kazanmış.

Ancak: 1906 yılında, burada büyük bir yangın çıkıyor ve sonra her ne kadar onarım da yapılsa, Karadeniz bölgesinin önemli bir kartal yuvalarından biri olan manastır, terk ediliyor.

Manastıra: batı cephesindeki bir merdivenle çıkılıyor. Büyük kilise: açık hollü ve galeri İtalyan stilinde yapılmış bir bina olarak öne çıkıyor. Manastır: defineciler tarafından, maalesef aşırı miktarda tahrip edilmiş. Günümüzde: büyük kilise yıkılmış durumda. Eskiden: bir merdivenle alt avluya bağlanıyormuş.

Avusturya Viyana Alışveriş

Avusturya Viyana Alışveriş

Viyana: genel bölümde belirttiğim gibi, dünyanın en pahalı şehirlerinin başında geliyor. Yani: burada, alışveriş yapmak pek kolay değil. Şehre özgü: Mozart isminin kullanıldığı pek çok hediyelik ürün var. Bunlardan gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için alabilirsiniz. Örneğin: çikolata olabilir. Bunun dışında: bu şehirde cam ürünleri öne çıkıyor. Bunlar; şehre özgü özellikler. Elbette: birçok ürünün satıldığı yüzlerce alışveriş mekanı var. Ama, unutmamak gereken en büyük husus: etiketler “Euro” ile yazılı ve her ürünün fiyatını, bizim paramıza çevirmek için iki ile çarpmanız gerekiyor ve sonuçta, ortaya yüksek fiyatlar çıkıyor.

Tabii, indirimli ürünlerin satıldığı yerler, diğer bu tür şehirlerde olduğu gibi: şehrin dışında, yani şehir merkezine asgari 1 saatlik uzaklıktaki alışveriş merkezlerinde bulunabiliyor. Özellikle, şehir dışında “Parndorf” ve “Leoville” fabrika satış mağazalarında, indirimli satılan ürünlerden bulabilirsiniz.

Ama dediğim gibi

Şehir merkezine biraz uzak, gerek zaman ve gerekse ulaşım probleminiz yoksa, deneyebilirsiniz. Çünkü bu iki alışveriş merkezinde: Tommy Hilfiger, Calvin Klein, Adidas gibi ürünlerin fabrika satış mağazalarını, yani uygun fiyatlı ürünlerini bulup satın alabilirsiniz.

Ayrıca: değişik çanta ve aksesuarların fiyatları çok uygun olabiliyor. Şehir merkezindeki fiyatlardan, muhtemelen % 80 daha uygun fiyatları, buralarda bulabilirsiniz. Viyana sizin için alışveriş açısından öne çıkıyorsa, mutlaka buralara gitmeli, yani şehir merkezinden biraz uzaklaşmalısınız. Buralara ulaşmak için son olarak bir alternatif daha sunabilirim: sayıca yeterli iseniz, araç kiralayarak gidebilirsiniz.

İndirimden söz edince: şehirdeki indirim sezonları “Ocak” ve “Temmuz” aylarında uygulanıyor. İndirimler, daha yoğun olarak “moda” sektöründe yapılıyor, ama; elektronik cihazlar ve ev eşyalarında da indirimler yapılabiliyor. Ama inanın indirim de olsa, fiyatlar çok yüksektir.

Şehirde, mağazalar

Avusturya Viyana Alışveriş: Hafta içi günlerde: saat: 09.00-19.00 arasında ve Cumartesi günleri ise: saat: 09.00-18.00 arasında açık kalıyor. Öğlen arasında: 2 saat yemek molası veriliyor. Bazı mağazalar ise, saat: 20.00’de kapanıyor. Pazar günü, tüm mağazalar kapalı. Pazar günleri yapabileceğiniz tek şey: Müzeleri gezmek. Veya, bir güzel yerde uzun uzun oturup, kahve içmektir.

Belki fazla ayrıntı olacak ama yine de söylememde sanırım yarar olabilir. Viyana süpermarketlerinde, poşetler para ile satılıyor. Bu yüzden, alışveriş yapmaya giderken, yanınızda çanta götürmenizi kimse yadırgamıyor.

VERGİ İADESİ

Bu arada, diğer Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu üzere: burada da, vergi iadesi konusu var. Avrupa Birliği dışından gelip te alışveriş yaptığımız için; bir ürün satın aldığınızda, bu ürün için etiket fiyatı içinde bulunan ve doğal olarak alırken ödediğiniz vergiyi, ülke sınırlarından dışarı çıkarken, geri alma şansınız var. Ama, elbette bazı şartlar var. Bunları isterseniz bir inceleyin: KDV iadesi, 80 Euro üzerindeki alışverişlerde, ödediğiniz katma değer vergisini, malları Avrupa Birliği dışına çıkarırken, geri alabiliyorsunuz.

Ancak fatura aynı tarihli ve tek olmalıdır. Yani farklı yerlere ait faturaların toplamı 80 Euro’yu geçmesi yetmiyor. Alışveriş sırasında, satıcıdan “U34” denilen, bir formu, ev adresiniz, pasaport numaranız ve alışverişte harcadığınız miktarı yazarak doldurun. Sınırda, bir gümrük memuru, formu damgalar ve siz de sonradan formu mağazaya postalarsınız. Formu alan mağaza, çek ya da banka havalesi yoluyla, ödediğiniz vergiyi, size iade edecektir. (Alacağınız vergi iade tutarı, muhtemelen etiket fiyatının, yani ödediğiniz rakamın % 13’ü civarında)

Avusturya Viyana Alışveriş

VİYANA’DAN NE SATIN ALINIR

Avusturya Viyana Alışveriş: Şehirdeki alışveriş mekanlarına girmeden önce, Viyana’dan ne satın alabilirsiniz?

Viyana şehrinden, genellikle sizin için yük olmayacak ve taşınması kolay ürünler satın almanızın gerekliliğine eminim ki sizde inanıyorsunuz. Bu yüzden, kolay taşınır şeyler almalısınız: Örneğin: kahve olabilir. Bu şehirde, kahve meraklıları çok çeşitli kahve ürünleri bulup satın alabilirler. Kahve yanında: tatlı merakınız varsa: pasta ve kek gibi tatlı çeşitlerinden satın alabilirsiniz.

Ama, bunları ülkedeki yakınlarınız veya kendiniz için, taşımanız mümkün değil. Siz: en iyisi, çikolata dükkanlarından, çikolata ürünleri satın alın. Özellikle: 9.Nolu İlçede, Servien Mahallesinde güzel bir çikolata fabrikası bulunuyor. Buradan, çok değişik tat ve şekildeki, çikolatalardan satın alabilirsiniz.

Buraya gidemezseniz, yine şehrin çeşitli yerlerinden çikolata  satın alabilirsiniz. Zaten, bu ülkede: Mozart çikolataları çok meşhur. Bunların içinde: Antep fıstığı ve badem ezmesi olanlar var, misket gibi yuvarlak şekilleriyle, muhteşem çekiciler ve güzeller. Özellikle: badem ezmeli olanları yani içi yeşil olanları satın almanızı öneririm. Bunlar kutulu veya paketli olarak satılıyor ama küçük bir paket yani 250 gramlık bir paket, bir çok yerde fiyat farklı olmasına rağmen, genelde 5-8 Euro arasında değişmektedir yani 8 Euro üzerinde ise pahalıdır almayın, 5 Euro’dan daha ucuz bulamazsınız.

Avusturya Viyana Alışveriş

Viyana şehrindeki porselen üreticisi Augarten firması: Avrupa’nın en büyük porselen üreticisidir. 1718 yılında kurulan bu firma, 1744 yılında Habsburg hanedanlığı tarafından satın alınmış ve bu tarihten sonra üretilen ürünlerine “Habsburg” hanedanlık arması konulmaya başlanmıştır.

Günümüzde: burada üretilen porselen tamamen el işlemesi ile üretiliyor. Bunun dışında: mutfak eşyaları ve hediyelik porselenler de bulabilirsiniz. Nerede?

Schloss Augarten Fabrikasında. Bu fabrikayı bulmak, porselen satın almak da pek kolay olmuyor, yani hediyelik porselen alternatifiniz de pek geçerli kalmıyor.

VİYANA’DA ALIŞVERİŞ MEKANLARI

Evet, şimdi gelelim: Viyana şehrindeki alışverişe mekanlarına. Nerelerden alışveriş yapmanızı önereceğim, alışveriş mekanları hakkında kısa bilgiler, aşağıda: (elbette, benim dikkatimden kaçmış, güzel alışveriş mekanları göreceksiniz dir, alışverişte en önemli özellik: şehirde bulunacağınız gün sayısı, yani, kısa bir şehir turunda, sizleri uzak alışveriş mekanlarına yönlendirmenin bir anlamı yok, bunun yanında, alışverişin keyifli olması için, bol çeşit ve uygun fiyat gibi bir gereklilik var ki, Viyana’da, bu gereklilik pek bulunmuyor)

Şehirde alışveriş yapmak isteyenler için en ideal mekanlar: iç kent bölgesindedir. Bunlar: Hofburg, Graben ve Karntner St. ve çevresidir. Şehrin birinci bölge olarak isimlendirilen yöresinde: Augarten porselen ürünlerinin satıldığı bir yer olarak öne çıkıyor. Bunun yanında: Ludwig Reiter ayakkabı fabrikasının ürünlerini satın alabileceğiniz satış mağazası var.

Bunların  dışında: Mariahilfer St., şehrin ana alışveriş caddelerinin başında gelir.

Kohlmarkt

Biraz önce sözünü ettiğim gibi, burada lüks mağazalar var. Hermes, Louis Vuittino, Chanel, Escada, Gucci gibi markaların satış yerlerini, burada bulabilirsiniz.

Demel Hofzucker Pastanesi

Aslına bakarsanız; Viyana-yiyecek bölümünde buradan sözettim. Ama yinede, alışveriş turunuzda, buradan satın alabileceğiniz muhteşem güzellikteki şeyler için, burada da bir-iki kelime söz etmek istedim.

Şöyle ki, buranın ününün tek kelimeyle anlatımı gerekirse: Kraliçe Sisi, bu pastaneye çok sevdiği “menekşeli bonbon” şekerlerini yaptırırmış. Siz de, bu pastaneye girin ve içerideki güzelliklerden mutlaka hoşunuza giden bir şeyler olacaktır.

Hofburg yakınları

Hofburg yakınlarında: uluslar arası ünlü markaların satışlarının yapıldığı yerleri bulabilirsiniz. Bunlar: Chanel, Cartier, Gucci ve Tiffany gibi. Ayrıca: Bulgari ve Dolca&Gabana’da burada yerini almış.

Kartner Strase

Trafiğe kapalı bir yol, yani yalnızca yayalara açık. Yazın: caddenin ortasında, kafeler kuruluyor. Bu caddede: geleneksel Viyana marka firmalarının ve uluslar arası bir kısım marka firmaların satış mağazaları var. Gucci, Lous Vuittin gibi, pahalı ve şık ürünler satan mağazalar var. Burada, aynı zamanda Avusturya markası olan “Steffl” satan mağazalar bulunuyor. Nezih bir cadde olarak dikkat çekiyor. Cadde üzerinde, yerel pandomin sanatçılarını göreceksiniz. Ayrıca: ünlü “Avusturya Casino” bu cadde üzerinde bulunuyor.

Graben

Burada, pahalı ve şık mağazalar var. Burası da, araç trafiğine kapalı, yayalar tarafından kullanılıyor.

Steff Mağazası

Karntner sts. bölgesindedir. Mağaza, birkaç kattan oluşuyor. Bildik marka moda ürünlerini bulabileceğiniz bir yer. Yani: moda ürünleri satın almak isterseniz, bu mağaza tam size göre. Kozmetik ürünleri de satılıyor. Mağaza içinde, bir İtalyan restoranı var. Ayrıca: kafe ve kitapçı bulunuyor. En üst katta ise, bir bar var. Burası, aşırı yüksek fiyatlı ürünlerin satıldığı bir yer değil, bu yüzden mutlaka zaman ayırın, gezin, görün.

Lobmery Mağazası

Karntner sts. bölgesindedir. Cam ürünlerini burada bulabilirsiniz. Hatta, cam sanatının en ince ürünleri demek sanırım daha doğru olacaktır. Özellikle: su bardakları ve kristal ürünler, muhteşem.

Mariahilfer Strasse:

Burası, şehrin en popüler ana alışveriş caddelerinden biridir. Museum Quartier girişindedir. İsmini, üzerinde bulunan kiliseden alıyor.

Ancak, hemen yazının başında belirtmeliyim ki, saat: 17.00’de, buradaki mağazaların hepsi kapanıyor. Cadde, kilometrelerce uzunlukta. Burada, çok fazla seçenek bulabiliyorsunuz. Butikler ve tasarım ürünlerinin satıldığı, çok miktarda mağaza ve dükkan var.

Yüzlerce çeşit, takı ve aksesuar ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca: film, video ve bilgisayar malzemeleri satan dükkanlar, sinemalar, çok sayıda restoran, kafe, snack-bar var. Yani: burası, daha çok gençlere yönelik, spor ve abiye giyim tarzı ürünlerin satıldığı mağazaların bulunduğu bir yer.

Burada bulabileceğiniz markaların bazıları şunlar: Zara, Mango vs. Sıra dışı bir şeyler bulmak isterseniz, burada, ara sokaklara dalın. Tişört ve sokak giyimi konusunda, mutlaka hoşunuza gidecek bir şeyler bulabilirsiniz. Hatta, cadde üzerinde, ünlü İtalyan dondurmacısı “Bartolotti” nin dondurmalarının tadına bakmayı sakın unutmayın.

Nasch Markt

Karlplatz bölgesindedir. Şehrin en iyi pazarıdır. Tuna nehrinin hemen kıyısında kurulu, çok geniş bir alana yayılmıştır. Daha doğrusu, şehirde, taze sebze-meyve bulunabilecek çok ünlü bir markettir. Özellikle, cumartesi günleri aşırı kalabalık olur. Burada ayrıca birçok: lokanta, cafe ve Çin/Hint mağazaları bulunuyor. Marketin bulunduğu bölgede, Cumartesi günleri de antika pazarı kuruluyor. Aslında, daha çok bir ikinci el  pazarı da denilebilir. Ama, bu Pazar yerinde, özellikle hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Kolleksiyonerler için de, çok uygun bir alışveriş mekanı.

Brunnen Markt

Brunnungasse bölgesindedir. Burası bir Pazar yeri. Özellikle: Balkan-Türk ürünleri burada bulunuyor. Çok renkli bir alışveriş merkezi. Buranın en büyük avantajı: yorulduğunuzda bir cafe ve acıktığınızda kebapçı salonlarının bulunması. Ama, ülkemizde bulunan değerleri, Viyana’da aramam diyorsanız, buraya gitmenize gerek yok.

Stephans Platz

Şehrin tam merkezinde olup, ismini ünlü Katedralden almıştır. Burası hemen şehir merkezine yakın olması nedeniyle zaten birkaç kez geçilen ve genelde dolaşılan yer olarak önem kazanıyor. Burada birçok mağaza var ama genel değerlendirme fiyatlar yüksektir. Burada: “United Chocolates” dükkanı var ve muhteşem çikolataları çok ünlü.

Ayrıca: bu meydanda, Viyanalılar tarafından çok tutulan bir cafe var: Aida. Burada mutlaka bir kahve içmelisiniz. Kahve olarak da, size önerim “wien melange” olabilir. Hatta, bu kahvenizin yanında bir şeyler yemek isterseniz: “kaiserschmarrn” siparişi verin, kesinlikle çok beğeneceğiniz bir tat.

SÜPERMARKETLER

Viyana şehrinde Spar ve Billa isimli süpermarketler vardır. Bunlar, şehrin birçok yerine dağılmıştır. Bunlardan gayet uygun fiyatlı alışverişler yapabilirsiniz. Sadece yanınızda naylon poşet veya torba götürün, çünkü alışverişin ardından poşet veya çanta vermiyorlar.

Bir de bu süpermarketler, saat 19.00 da kapanıyor. Son bir not: Viyana şehrinden alışveriş düşündüğünüzde, eğer ülkeye dönüşünüz Viyana havaalanından olacaksa, Viyana hava alanında gayet büyük bir Spar süpermarket ve küçük bir Billa Süpermarket bulunuyor.

Bence, şehir merkezinden almak istediklerinizi belirleyin ve uçağa binmeden önce, Viyana Hava alanındaki bu süpermarketlerden satın alın. En basiti, Mozart çikolatası almak isterseniz, şehir merkezinden değil, Viyana Hava alanındaki bu süpermarketlerden hem aynı kalite hem belki de daha ucuz fiyata satın alabilirsiniz ki, bu süpermarketler hava alanında gayet merkezi yerde bulunuyor.

Viyana Ne yenir Ne içilir

20160804_155909

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Viyana şehrinde, yeme-içme konusuna ayrıntılı olarak girmeden önce, burada, size tanıdık gelecek bir koku ve görüntüden söz ederek, başlamak istiyorum. Şehre girer-girmez “döner kebap” kokularını hissedecek ve kebapçı dükkanlarını göreceksiniz. Buralarda: olup da, döner kebap yemek isterseniz: fiyatları, muhtemelen 2.5-3 Euro civarında.

Ancak, kebapçılar, saat: 24.00’de kapanıyor. Zaten, bu saatten sonra, Viyana şehrinde, yiyecek bir şeyler bulmanız mümkün değil. Her ne kadar kebap kokularından söz etsem de, Viyana daha çok “Pastaneleri” ile öne çıkan bir şehir. Hatta, dünyada, içinde pastane bulunan “Mc. Donalts” fast-food restoranı, Viyana’da bulunuyor. Ama büyük olasılıkla pastaları beğenmeyeceksiniz, çünkü, ilk anda gerek pahalı olmaları ve gerekse damak tadımıza uygun gelmemeleri, antipatiktir.

Evet, yerel Viyana mutfağı: Orta Avrupa ülkelerinin mutfağının bir karışımından oluşuyor. Meşhur: Macar gulaşı, burada da güzel yapılıyor ve tercih ediliyor. Et suyu katılan çorbaları gayet güzel. Ama, et yemeklerini tercih ederseniz, çoğu yerde bu et yemeklerinde “domuz eti” kullanıldığını unutmamalısınız.

İsterseniz, kahvaltı ile başlayalım. Özellikle, cumartesi günleri kahvaltı için en popüler mekan: Nachmarkt. Burada: birçok kafe bulunuyor ve kahvaltıda: kahve ve tatlı çörekler yeniliyor. Çay, yumurta, domates, salatalık, peynir de bulunabiliyor. Ama, bu türlerin bulunduğu kahvaltı, genelde, maalesef “Yunan kahvaltısı” ismi ile servis ediliyor. Bu arada otellerde çıkan kahvaltılardan söz etmek gerekirse: bizdekine benzer türden, peynir, zeytin, yumurta, reçel gibi ürünler sunuluyor. Tabii bir tür yuvarlak ekmek, haşhaşlı kek, meyve suyu, çay ve kahve var, yani otellerdeki kahvaltı doyurucu ve yeterlidir.

Schnitzel

Şehirde en sık karşılaşacağınız ve özellikle tatmanızı önereceğim yiyeceklerin başında: Wiener Schnitzel ve Backhendl Schnitzel geliyor. Ama: her ne kadar bizim ülkemizde de bilinse de, Şinitzel burada farklı yapılıyor. Hatta, bizim ülkemizde tavuktan yapılırken, burada dana etinden de yapılıyor ve çok daha muhteşem lezzetli oluyor. Yani dana etinden yapılanı yemenizi önemle tavsiye ediyorum.

Şöyle ki: yumurta ve ekmek kırıntısına bulanıp, sote edilen, ince bir dilim dana-tavuk eti. Yalnız: bir kısım ucuz restoranlarda, şinitzel, domuz etinden yapılara, sunuluyor. Herhangi bir yerde, şinitzel yemek istediğinizde, içindeki eti mutlaka sorun.

Zaten şinitzel fiyatı sorduğunuzda eğer 10 Euro altında bir fiyat verirse, kesinlikle domuz eti olduğunu anlayabilirsiniz ve tercih etmeyin. Bu arada: şinitzel yanında: limon dilimi veriyorlar. Başkaca bir şey isterseniz, ilave para ödemek durumundasınız. Örneğin: bir salata ve bir bira isteyebilirsiniz.

Wiener Schnitzel

Biraz önce sözünü ettiğim gibi hazırlanan, dana etinin ismi budur. Avusturyalılar buna “kalb şinitzel” de diyorlar.

Backhendl Schnitzel

Yukarıda sözünü ettiğim gibi hazırlanan, ancak tavuk eti kullanılan cins budur.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Tafel Spitz

Şehirde, en çok tercih edilen bir diğer yemek çeşididir. Son imparator Franz Joseph tarafından çok tercih edilen bir yemek cinsi olması nedeniyle, günümüzde “Milli” bir yiyecek ve hatta “bir nevi Tanrı yemeği” olarak kabul edilerek sunuluyor. Bunun özü: haşlanmış sığır eti. Buna: kök sebze ve baharatlar ekleniyor. Servis edilirken, yanında: genellikle bir dilim ekşi krema ya da patates sunuluyor.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Macar Gulaşı

Yine, şehre has bir lezzet. Ama kökleri, Macar mutfağına dayanıyor. 9.yüzyılda, Macar çobanlarının yediği bir haşlama yemeğiymiş. Zaten, yemeğin adı: Macarcada “sığır güden kişi, çoban” anlamına geliyor. Bu yemekte: sığır eti, soğan, sarımsak, kırmızı biber, domates ve kerevizle ağır ateşte pişirilerek hazırlanıyor ve servis ediliyor. Günümüzde, gulaşın vazgeçilmez baharatı olarak kabul edilen “kırmızı biber”, yemeğe 18.yüzyılda eklenmeye başlamış.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Knödel (Hamur Köftesi) 

Bu da, yöresel lezzetlerden biridir. Unlu, mayalı veya patatesli çeşitleri bulunuyor. Ana yemeklerden ve çorbalardan önce servis ediliyor.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Viyana Sosisi

Şehirde yaşayan: her gelir seviyesindeki, her tür insan: bolca bulunan sosis stantlarında buluşup, birçok çeşidi bulunan sosislerden tadarlar. Zaten, şehrin çoğu yerinde, bu sosis stantlarından göreceksiniz. Buradaki standart ürün çeşitleri şunlar: Debreziner (ince ve baharatlıdır), Bratwurst (kızarmış ve kalındır), Kasekrainer (etli ve peynirli olup, kalın bir cinstir). Evet, bu saydıklarımdan, arzu ettiklerinizi sizde deneyebilirsiniz. Ama önermem, lezzetleri rezalet, bizim damak tadımıza uygun değiller.

TATLILAR

Viyanalılar, her zaman tatlıları ile övünürler ve bunların güzelliklerini dünyaya kanıtlarlar.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Palatschinken

Bu bir tür “Macar” tatlısıdır. İçi reçel veya fıstık dolu, krepe benziyor. Söylediğim gibi, Macar kökenli bir tatlı. Daha çok krepe benziyor. Buğday unu, süt, tuz ve tereyağı ile tavada kızartılarak yapılıyor. Öğle ve akşam yemeklerinde  sunuluyor. Geleneksel olarak: kayısı reçelli, çilek reçelli ve üzerine pudra şekeri serpilerek servis ediliyor.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Sachertorte 

İşte Viyana şehrinin en meşhur tatlısı budur. Bu pasta, iki kattan yapılıyor ve kayısı reçeliyle tatlandırılıyor. Daha açıkçası, çikolatalı bir kek. 1832 yılında, Franz Sacher tarafından ilk kez yapılmış bir tatlı çeşidi olarak öne çıkıyor. Yani: orijinal Viyana şehrine ait bir tatlı türüdür. Kek: geleneksel pasta (iki katlı yoğun çikolata ve aşırı tatlı pandispanya),  ince bir tabaka kayısı ve üstü, koyu çikolata ile kaplanıyor.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Apfelstrudel

Bir tür: elmalı turta denilebilir. İnce dilimlenmiş, elma, kuru üzüm ve tarçın dolu, kat kat pasta. Ama ön büyük özelliği, çok şeffaf olması.

Bunu mutlaka denemenizi ve üzerine vanilya sosu koydurmanızı öneririm.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir

Kaisersschmarren

Bu: Avusturya’nın milli bir tatlısı olarak öne çıkıyor. Çünkü: son imparator Franz Joseph için geliştirilmiş bir tatlı. Muhteşem bir lezzet. Bilinen en iyi Avusturya tatlısıdır. İçinde: fındık, kiraz, erik reçeli ya da elma, küçük parçalar halinde kuru üzüm ve kıyılmış badem bulunuyor.

İÇECEKLER

BİRA

Gösser

Viyana şehrinde, bira meraklıları için, en tercih edilen marka: Gösser.

KAHVE

Viyana denilince, akla hemen buradaki yaygın kahve kültürü geliyor. Şehirde, sonsuz çeşitlilikte kahve bulabilirsiniz. Siyahtan, beyaza, her renk ve her tonda, her tat da kahve bulmanız mümkün. Türk kahvesi dışındaki, bütün kahveleri gayet lezzetli yapıyor ve sunuyorlar. Türk kahvesi yapmayı beceremiyorlar.

Peki, bu kahve kültürü şehre nasıl gelmiş?

Bu konuda: çeşitli söylentiler var. Birincisi: Kuşatmadan sonra, Osmanlının bıraktığı, kahve çuvallarından, şehre kahve kültürü gelmiş. Diğer bir söylentiye göre ise: 17.yüzyılda, bir tüccar, Osmanlıdan ele geçirdiği bir miktar kahve stoku ile şehre gelir ve ilk kahve evini açar ve böylece kahve kültürü, şehre yayılır. Zaten, özellikle: İmparatoriçe Maria Theresa zamanında: bu kahve evleri şehirde yayılır ve insanlar, buralarda bir araya gelirler. Hatta, batı ünlü yazar ve müzisyenler, bu tür kahve evlerinin müdavimi olurlar.

Kapuziner

Viyana şehrine özgü, üstünde bol kreması bulunan bir çeşit kapuçino.

Ein Türkischer

Evet, tahmin ettiğiniz gibi, “Türk Kahvesi”. Bakır cezvede, hafif tatlı olarak hazırlanıyor ve servis ediliyor. Ama, biz bunun gerçek tadını bildiğimizden, bu ülkede yapılan ve “Türk kahvesi” ismi verilen bu kahve, bizim damak tadımıza pek uygun gelmiyor.

MEKANLAR

YEMEK MEKANLARI

20160804_153736
Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir Figl-müller

 

20160804_154449
Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir Figl-müller

Figl-müller

Stephanplatz meydanına yakındır. Yani katedrale hemen birkaç dakika uzaklıktadır, yeşil bir tabelası var, kolay bulabilirsiniz. Şehir içinde, birkaç yerde şubesi bulunuyor. Yapı: Amerikanvari tarzdadır. Yüksek tavanlı bir yer. Burası, şinitzel’in en güzel yapıldığı yer olarak öne çıkıyor. Yani: burada, yalnızca şinitzel yiyebiliyorsunuz.

Her ne kadar biraz kalabalık olsa ve sıra beklemeniz gerekse de, bu devasa boyutlu olarak servis edilen şinitzellerden mutlaka tatmalısınız. Kapıya geldiğinizde, doğrudan masalara geçemezsiniz, bekleyin, garsonlar sizi yönlendirecek, sizden önce bekleyen varsa onları alacaklardır. Ben burayı ziyaret ettiğimde, fazla beklemedim, çünkü yemek saati dışında gittim ve aşağı kata beni aldılar.

Burada daha önce sözünü ettiğim gibi tavuk ve dana şinitzel yapıyorlar. Dana şinitzelin porsiyonu 22-23 Euro civarındadır. Tabakta, iki parça şinitzel var, başkaca bir şey yok, sadece limon veriyorlar. Sipariş verdikten sonra, yaklaşık 30-35 dakika beklemek durumunda kalıyorsunuz.

Yani porsiyonlar büyük, iki kişi gittiğimizde kesinlikle iki porsiyon istemeyin, önce bir porsiyon isteyin, doymazsanız, ikinci porsiyonu istersiniz, çünkü bir kişiye bir porsiyon fazla gelebiliyor. Tavuk şinitzel fiyatı, dana şinitzel fiyatından 2-3 Euro daha ucuzdur ama tavuk şinitzel ülkemizde var, burada dana şinitzeli deneyin.

Restaurant Steirereck

Şehir merkezinde, stadtpark (şehir parkı) içindedir. Kaliteli bir yer. Yalnız, fiyatları pahalı. Kişi başı, yaklaşık 70-80 Euro civarında çıkabilirsiniz. Buranın hemen altında ise: Meierei isimli bir kafe bulunuyor. Burada: değişik peynir çeşitleri ve mezeler eşliğinde, şarap çeşitlerini tadabiliyorsunuz.

Plachutta

Tipik bir Avusturya restoranı olarak öne çıkıyor. Öğlen veya akşam gidebilirsiniz. Şinitzel ve şarap, tatlı olarak da, Kaisersschmarren yemelisiniz. Çünkü, bu tatlı, Avusturya’nın milli bir tatlısı. Wiener Schnitzel yiyecekseniz, mutlaka buraya gitmeniz gerekli. Mekan: biraz pahalı. Ama, yinede yer bulmak büyük sorun. Rezervasyon yaptırmadan giderseniz, büyük olasılıkla yer bulamasınız. Benden size öneri, saat: 21.00’den sonra gidin, çünkü Viyanalılar o saatte uyuyorlar, yer bulmak sorun olmaz.

Blau Stern

Burası: şehrin en popüler mekanlarından biri. Merkezde, sağ tarafta bulunuyor. Yoğun saatlerde, burada yer bulmak zor. Özellikle, hafta sonlarında, buraya erken saatte gitmeniz şart. Yoksa, güzel bir kahvaltı yapabilmek için, bir süre sıra beklemeniz gerekebilir. Menüsünde, klasik kafe içeceklerinin yanı sıra, farklı içecekler de bulunuyor.

TATLI MEKANLARI-PASTAHANELER

Demel

Kohlmarkt bölgesindedir. İmparator ve krallara tatlı hizmeti veren, meşhur bir yer. Burada, dünyanın en lezzetli kek ve pastalarını bulabilirsiniz. Burada, mutlaka bir Viyana kahvesi içmenizi ve tatlı yemenizi öneririm.

Hotel Sacher

Şehirde, en iyi tatlıların sunulduğu bir mekandır. Operanın hemen karşısındadır. Sacher turtası, burada yapılıyor. Ancak, turta deyip geçmemek lazım. Çünkü, bu turta, 1880 yılından bu yana yapılıyor ve tarifi gizleniyor. İçinde: kayısı reçeli var ve dışı çikolata kaplı. Öyle ki, bu turtayı, dönüşte evinize götürmek isteyebileceğinizi düşünmüşler ve ahşap kutular içinde de, satışını yapıyorlar.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir Şarap Evleri

HEURİGER (ŞARAP EVLERİ)

Şarap elbette her yerde bulunabiliyor. Ancak, Viyana’da: öyle muhteşem bir ortam yaratmışlar ki: ılık akşamlarda, yıldızların altında şarap içilebiliyor. Bu yerlere: “Huriger” yani “Şarap Evi” deniliyor. Yani, şarapların tadından öte, içildiği ortamın da güzelliğine özen göstermişler.

Bunlar: şarap üreticilerinin, kendi ürettikleri ürünleri, doğrudan müşterilerine pazarlamaları için izin verilen mekanlardır.

Üretimden yeni çıkmış, taze şarap bulunduğu: kapılara asılan “Ausg Steckt” yani “Açık” ibareli, çam dalları asılarak duyurulur. Taze şarap bittiğinde ise, bu çam dallarının kaldırılması zorunludur.

Evet, bu şarap evleri: genellikle öğlen saatlerinden açılır ve akşamın geç saatlerine kadar, biraz önce söylediğim gibi, taze şarap bitene kadar açık kalır. Ancak: bu şehirde, şarabı, tatlandırıcılar ile servis ediyorlar. Şarap meraklıları için, şarap servisinden önce, şarabın sek getirilmesini, görevliye hatırlatmalarını öneririm.

Evet, bu “Heuriger” mekanlarının en popüler olanı: Grinzing Heuriger.

Burada: geleneksel Avusturya kültürünü yansıtan, çoğu birer-ikişer katlı binalar ve restoranlar var. Burada bulunan şarap evlerinde şarap içerken, daha önce de sözünü ettiğim gibi, bazı şarapların maden suyu ile karıştırıldığını göreceksiniz. Ayrıca: şarabın yanında getirilen “zencefil” şaraba bambaşka bir tat veriyor, mutlaka denemelisiniz.

KAHVE MEKANLARI – KAFELER

Viyana şehrinde: birçok kafe yanında, “Starbuck kafe” de bulunuyor. Ama, Viyanalılar buraya gidenleri, zevksiz olarak düşünüyorlar. Çünkü:  diğer kafelerde, daha lezzetli kahvelerin bulunduğuna inanıyorlar.

Avusturya Viyana Ne yenir Ne içilir Cafe Hawelka

Cafe Hawelka

Şehirde oturanlar tarafından tercih edilen bir yer. Sadece kahve çeşitleri bulunuyor. Çok tutuluyor, mutlaka uğrayın,

Cafe Demel

Şehir merkezinde, Graben denilen yerde bulunuyor. Ama, yer bulmak zor, biraz beklemeniz gerekebilir. Özellikle, pastalarını tatmanızı öneririm. Biraz kalabalık ve yer bulmak zor ama beklemeye değer. “Schwarzwalder” isimli “kara orman pastasını” özellikle öneriyorum.

Cafe Landtmann

Rathaus platz (Belediye Meydanı) bölgesine, yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Her ne kadar ismi cafe olsa da, burada lezzetli yemeklerde bulmak mümkün. Birçok ülke yemek kültürünü burada tadabilirsiniz. Ayrıca: Viyana şehrine özgü şarapların bolca bulunduğu, şarap mahzeni de var. Müzik var, yemekler güzel. Fiyatları ise nispeten makul sayılabilir. Kişi başı, yaklaşık 35-40 Euro civarında ücret ödemeniz söz konusu.

Cafe Central

Innere Stadt bölgesindedir. Şehirdeki en eski ve en popüler kahve mekanıdır. 1860 yılında hizmete açılmıştır. Dünya Savaşından sonra ise uzun süre kapalı kalmış ve 1975 yılında yapılan restorasyondan sonra: yeniden hizmete açılmıştır. Günümüzde, burası, hem turistik bir yer ve hem de popüler bir kafe olarak öne çıkmaktadır. Akşamları: burada caz müziği de çalınıyor.