Bolu Göynük

Bolu Göynük

Göynük ilçesine, birkaç kez gittim. Bir keresinde gezmeye ve bir keresinde ise Akşemsettin Şenlikleri için gittim. Ana yoldan ayrıldıktan sonraki yol, yani ilçeye varmadan önceki yol biraz sıkıntılı.

İlçe: biraz önce de sözünü ettiğim gibi, Akşemsettin ile anılıyor. İlçenin hemen ortasından bir çay geçiyor. Zafer kulesi, ilçenin bir simgesi olmuş. İlçe dışında ise, özellikle Sünnet gölü nü; doğa severlere ısrarla öneririm, mutlaka zaman ayırın ve burada, bir-iki gün tatil yapın.

Bolu Göynük

ULAŞIM

Göynük-Bolu arası uzaklık: 97 km. Göynük-Adapazarı arası uzaklık: 90 km. Göynük-Akyazı arası uzaklık: 97 km. Göynük-Taraklı arası uzaklık: 28 km. Göynük-Eskişehir arasındaki uzaklık: 210 km. Göynük-Bilecik arasındaki uzaklık: 85 km.

Göynük-İstanbul arası uzaklık: 230 km. Göynük-Ankara arası uzaklık: 220 km. Göynük-Mudurnu arası uzaklık: 52 km.

TARİH

Bölgede bilinen ilk yerleşimciler, Frigler zamanında başlamıştır. Daha sonra Lidyalılar, Persler ve Makedonyalı İskender görülür. MÖ.279-74 yılları arasında ise, Bitinya krallığı egemenlik kurar. MÖ.74 yılında ise, bu kez Romalılar var. Göynük’te Himmetoğlu köyünde, Çatak hamamı diye bilinen yerdeki hamam kalıntıları, Romalılardan kalmıştır.

Şehrin, Romalılar dönemindeki adı: Koinon Gallicanan.

Daha sonra, Bizanslılar bölgedeki hakimiyeti ele geçirirler. Göynük’te, Bizans döneminden kalma eserlere: Susuz, Kilciler, Boyacılar, Kayabaşı, Narzanlar köylerinde görülmektedir.

1071 yılından sonra ise, Türkler bölgede görülürler. Bölgedeki ilk Osmanlı akınları, 1292 yılında görülmeye başlar. 1323 yılında, Osman Gazi döneminde, yöre, Osmanlılar tarafından ele geçirilir. 1330 yılları gibi, Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa, yörede hakimiyeti ele geçirir. 1811 yılında, Bolu Livası kurulmuş ve Göynük, bu Liva’ya bağlı kaza olmuştur.

Göynük: 1923 tarihinde, Bolu ilinin ilk ilçesi olarak tarihe geçmiştir.

1987 yılına gelindiğinde ise, Göynük, kentsel SİT alanı ilan edilmiştir.

Bolu Göynük

GENEL

Bölgenin coğrafi durumu değerlendirildiğinde: çok yüksek olmayan engebeli bir alanda bulunduğu görülür. İlçenin güneyinde: Himmetoğlu ovası var. Bu ovanın uzunluğu: 17 km ve genişliği 5 km. dir.

İlçe merkezi, 2 vadi ve 5 tepe üzerinde kurulmuştur. % 40’lara varan eğimli tepelerde kurulan yerleşim, 1951 yılı imar planı ile, 1967 depreminde, önemli bir bölümünü kaybetmesine rağmen, bu güne kadar gelmeyi başaran evleriyle “az bozulmuş bir Osmanlı kasabası” görünümündedir. Yeni yapılaşmanın, eski mimari dokunun öğelerini  taşıması nedeniyle, tahribatın etkisinin azaldığı söylenebilir.

İlçe insanının ekonomik faaliyetleri: tarım, ormancılık ve hayvancılık üzerine yoğunlaşır. Tarımsal ürünlerden en fazla üretilenler: buğday, arpa, patates ve elma. Hayvancılık olarak ise: kıl keçisi ve koyun besiciliği ağırlıktadır.

Eskiden yörede yaygın olarak yapılan ipek böcekciliği günümüzde etkinliğini yitirmiştir. Bunun üzerine, bol miktarda bulunan dutluklar sökülmüş ve yerine günümüzde, meyve ağaçları ve sebze bahçeleri yoğunlaşmıştır.

Göynük yöresinde, besi tavukçuluğu da ileri düzeydedir. Yol üzerinde mutlaka dikkatinizi çekecek tavuk fabrikaları var. Bu fabrikalarda: bir baştan canlı olarak, ayaklarından çengellere asılan tavuklar, fabrikanın içinde geçirilen çeşitli evreler sonucunda, diğer baştan, paketlenmiş olarak çıkıyor.

Ben şahsen bunlardan birini gezdim ve kullanılan teknoloji karşısında gerçekten gurur duydum. Hatta, gezimiz için bile, kıyafet zorunluluğu vardı ve kullanılan teknoloji gerçekten ileri düzeydeydi.

AKŞEMSETTİN

15.yüzyılda yaşamış alimlerden biridir. Aynı zamanda, çok yönlü Türk bilim adamıdır. Tarihte, mikroorganizmalardan bahseden ilk bilim adamıdır. 1389 yılında Şam’ da doğmuştur.

Hacı Bayram Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocasıdır. İstanbul’un manevi fatihi olarak da anılır. Çünkü, İstanbul’un fethi sırasında, genç Sultan’ı teşvik ederek, zaferin kazanılmasında önemli katkısı bulunmuştur. Hatta, fethin ilk günlerinde “Ebu Eyyüb el-Ensari” kabrini bularak, ordunun maneviyatını yükseltmiştir.

Saçının ve sakalının beyaz olması ve sürekli olarak beyaz elbiseler giymesinden dolayı: Akşeyh veya Akşemsettin olarak isimlendirilmiştir.

Bolu Göynük Akşemsettin Şenlikleri

AKŞEMSETTİN ŞENLİKLERİ

Akşemsettin Anma günü; her yıl, Mayıs ayının son Pazar günü kutlanır. 1988 yılından bu yana yapılmakta olan törenler, genellikle, İstanbul’un fetih tarihi olan 29 Mayıs gününden bir önceki Pazar gününe denk getirilir.

Bu şenliklerde: çok miktarda pilav pişirilmekte ve şenliklere katılanlara ikram edilmektedir. Ayrıca: mehter takımı ve çeşitli etkinliklerle ve yöre insanının katılımı ile şenlikler sürdürülür. Bu arada, yöre dışından da şenliklere katılmak üzere, çok sayıda ziyaretçi bölgeye akın eder. Bu ziyaretçi yoğunluğunun, iki günlük sürede, yaklaşık 50 bin kişi olduğu oluyor.

NE YENİR

Göynük yöresinde, buraya özgü bir ürün var. Yıllık: 600-1000 ton arasında yetiştirilen “Bombay fasulyesi” tatmalısınız.

NE SATIN ALINIR

Biraz önce sözünü ettiğim Bombay fasulyesinden, mutlaka satın almalısınız. Çünkü, sadece bu yörede yetiştiriliyor. Bunun dışında: Göynük’te bolca arıcılık ta yapılıyor ve göynük balı satın alabilirsiniz.

Tüm bunların dışında: Göynük yöresinde özellikle Kılavuzlar köyünde: kayın, şimşir, ceviz ve ardıç ağaçlarından üretilen, çeşitli süs eşyaları, mutfak gereçleri ve bastonlar satın alabilirsiniz.

Hatta, buraya has “tokalı örtü” satın alabilirsiniz. El tezgahlarında, kadınlar tarafından, ilmek ilmek işlenmekte ve bir renk cümbüşünü andırmaktadır.

              

GEZİLECEK YERLER

Bolu Göynük Akşemsettin Türbesi

AKŞEMSETTİN TÜRBESİ

Akşemsettin: 1459 yılında vefat etmiştir. Bu türbe yapısı, 1464 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından, hocası için yaptırılmıştır. Kefeki taşından yapılmış, kasnaksız bir kubbeyle örtülü, altıgen planlı bir yapıdır.

Türbeye yolunuz düşerse, özellikle sandukaya dikkat etmenizi öneririm. Çünkü, sanduka: ceviz üzerine kabartma yazı ve süslerle bezenmiştir. Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel bir örneğidir.

Sandukanın boyutları: 2.50 x 0.50 metre boyutlarındadır. Akşemsettin türbesinin burada bulunması nedeniyle, yöre “Diyar-ı Akşemsettin” olarak da anılmaktadır.

Bolu Göynük Gazi Süleyman Paşa Camisi

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİSİ

Bu cami, Orhan Gazinin oğlu, Süleyman Paşa tarafından, 1331-1335 yılları arasında yaptırılmıştır. Minaresi, tek şerefelidir. Cami: 1948 ve 1960 yılında onarılmıştır. Caminin en büyük özelliği: yöredeki ilk Osmanlı eserlerinden, sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiş olmasıdır.

Caminin yapımı hakkında yörede anlatılan bir söylence var. Şöyle ki :”caminin yapımı sırasında, cami inşaatına taş getiren bir işçi, getirdiği taşı bırakmadan, geri götürür. Süleyman Paşa, işçiye sorar “niye, getirdiğin taşı yerine koymayıp geri götürüyorsun?”

İşçi, cevaben:” kirli olduğum için, mübarek bir yapının temeline taşı koymak istemedim” der. Bunun üzerine, Süleyman Paşa, hemen caminin yanında, bir de hamam yapılmasını emreder. Böylece: yörede, Süleyman Paşa camisi ve hamamı ortaya çıkar.

Bolu Göynük Gazi Süleyman Paşa Hamamı

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA HAMAMI

Süleyman Paşa tarafından, 1331 yılında, cami ile birlikte yaptırılmıştır. Bölgedeki en eski ve en büyük hamamdır. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, yazıtlarında, bu hamam hakkında şöyle der: “ Ankara ve İstanbul’da dahi, böyle muhteşem bir hamam görmedim”.

Bolu Göynük Zafer Kulesi

ZAFER KULESİ

Göynük ilçesinin simgesi, bu kuledir. Göynük yöresine gelenlerin hemen gözüne çarpar. İlçeye hakim bir tepe üzerinde, 1922 yılında yaptırılmıştır. Yapı: Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamlarından, Hurşit Bey tarafından yaptırılmış olup, dünya tarihinde, Amerika’da bulunan Zafer Anıtından sonraki, ikinci yapılan anıttır. Sakarya Meydan Savaşı anısına yaptırılmıştır. Yapı: ahşap ve 3 katlı ve yalı baskı tarzındadır.

Bolu Göynük Bıçakçı Ömer Dede Türbesi-Ömer Sıkkın Türbesi

BIÇAKÇI ÖMER DEDE TÜRBESİ – ÖMER SIKKIN TÜRBESİ

Bu şahıs: Akşemsettin ile aynı dönemde yaşamıştır. Hacı Bayram Veli’nin müritlerindendir. Ancak, yaşadığı dönemde, Göynük merkezde yaşar ve bıçakçılık yaparmış ve bu yüzden, 1475 yılında ölen bu şahsa, yöre insanı “Bıçakçı Dede” ismini de vermiştir.

Bunun hakkında anlatılan bir söylenti var: Hacı Bayram, vefat edip, Akşemsettin defin görevini yerine getirdikten sonra, Ankara’da kalmaz ve yöreye geri döner. Bu sırada, Hacı Bayram müritleriyle, Ömer Dede arasında, sıkıntı oluşur.

Bunun üzerine, Ömer dede: müritlere “Dervişlik hırkada ve taçta değildir” diyerek, dört koyunun piştiği ateşe, ani bir hareketle kendini atar. Bir süre sonra, ateşten çıkan Ömer Dede’nin üzerinde bulunan taç ve hırkanın yandığı görülür. Ancak, hocası Hacı Bayram’ın kendisine hediye ettiği “şal” a bir şey olmamıştır.

DEBBAĞ DEDE TÜRBESİ

Mesleği: deri tabakçılığıdır. Halk, kendisini “Tabak Dede” diye bilir ve tanır. Bir hac mevsiminde, Göynük ve çevresinden bir gurup haca giderler. Görevlerini yerine getirirken, aralarından biri kaybolur.

Diğer hacılar, geri  dönerler, o kalır, çaresizlik içinde kıvranırken Arabın biri yanına gelir ve  derdini sorar. O  da anlatır. Arap “merak etmemesini”, Göynük’ten bir zatın her sabah, namaz için Mekke’ye geldiğini, onunla dönebileceğini söyler. “Namazdan sonra, sıkıca  sarıl ne derse desin sakın bırakma” der.

Adam, söylenenleri yapar. Tabak Dede, bakar ki kurtuluş yok, gözlerini yum, ben aç demeden açma, bu olayı da kimseye söyleme der. Birlikte, Göynük yakınlarına gelirler, Gümele köyünden olan bu adam, dericilikte kullanılan tetere otu satarken Tabak Dedeyi tanır. Bunun üzerine, Tabak Dede, vademiz dolmuştur, suyumuz ısıtılsın der ve vefat eder.

Bolu Göynük Göynük Tarihi Evleri

GÖYNÜK TARİHİ EVLERİ

İlçe merkezinde, bir kısım tarihi ev restore edilerek, ziyaretçilerin konaklaması için tahsis edilmiştir. Gerçekten, bu evlerde, konaklayabilir ve yıllar öncesinin yaşam tarzını hissedebilirsiniz. Özellikle: evlerin yazın serin olması, yaz döneminde ilçeye gelen ziyaretçiler için, buraların güzel konaklama yerleri olmasına neden olmuştur.

Günümüzde konaklamak için kullanılan bu evlerin birkaçı hakkında bilgi vermek istiyorum:

Akşemsettin Konağı

Yaklaşık 200 yıllık bir yapı. 2000 yılında restore edilerek, konaklamaya açılmıştır. Tarihi yapısı bozulmadan hazırlanan, 18 odada konaklamak mümkün.

Hacı Ali Paşa Konağı

1996 yılında restore edilmiş ve 16 yatak kapasitesiyle günümüzde ziyaretçilere hizmet vermektedir.

FRİG KİTABESİ

Soğukçam köyündedir. 1966 yılında bulunmuştur. Bu yazıtın: Frigler dönemine ait olduğu sanılıyor. Yüksek bir kaya üzerindeki yazıtı/kitabeyi görebilirsiniz.

Bolu Göynük Sünnet Gölü

SÜNNET GÖLÜ

Göynük-Bolu yolunun 20.km.den sonra, sağa dönün ve 4 km. daha giderseniz, Sünnet gölüne ulaşırsınız.

İşte, tam bir cennet köşesi. Yemyeşil bir orman tabakası, ortasında bir göl. Gölün kıyısında: tamamen ahşap malzemeden yapılmış bir otel. İnanın, burada cep telefonu çekmiyor, hatta, televizyon hatları bile tam çekmiyor. Ben burada bulunduğum sürede: özellikle akşam geç ve sabah erken saatlerde, ormanlık alandan gelen yabani hayvan sesleri, göl kıyısındaki banklarda oturarak geçireceğiniz birkaç saatlik zaman, inanın bu keyfi herhangi bir yerde yaşama şansınız yok.

İsmini vermek istemediğim otel ise, tamamen doğal ürünler ile sunulan kahvaltısı ile öne çıkıyor. Ayrıca: biraz önce sözünü ettiğim gibi, otelde beton o kadar az kullanılmış ki, inanmayacaksınız.

Sanki tamamen ahşaptan yapılmış bir otel. Bu otel: 45 oda ve 125 yatak ile ziyaretçilere hizmet vermektedir. Otelde: sauna, jimnastik salonu, toplantı salonu, oyun salonu, futbol ve basketbol sahaları bulunmaktadır.

Bolu Göynük Sünnet Gölü

Evet, bunların yanında, biraz da bölge ile ilgili bilgi vermek gerekirse, Sünnet gölü, Göynük ilçe merkezine, 27 km. uzaklıktadır. Kurudağ ve Erenler Tepesi arasındaki dar ve derin bir vadide, heyelan sonucu oluşmuştur. Denizden yükseklik: 800 metredir. En derin yeri: 22 metredir. Gölde olta balıkçılığı yapmak mümkün.

Bolu Göynük Sünnet Gölü

ÇUBUK GÖLÜ

İlçe merkezine 11 km. uzaklıkta olup, kuzeydedir. Göynük-Bolu kara yolunda, 5.km.den sola dönülüyor ve 6 km. daha ilerledikten sonra, göle ulaşılıyor.

Göl: Kayabaşı tepesinden inen heyelan sonucu, vadinin tıkanması ile oluşmuştur. Deniz seviyesinden: 1150 metre yüksekliktedir.

Yanında ise, küçük bir köy yerleşkesi bulunuyor. Piknik yapmak için ideal bir yer. Göl çevresinde yürüyüş yapmak mümkün. Olta balıkçılığı yapılabiliyor.

Bolu

Bolu

 

 

 

 

 

 

Tam bir cennet, Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar için: fazla uzak olmayan, gerektiğinde sabah gidip akşam dönülebilecek, bir nefes, bir güzellik, evet tek kelime ile tam bir cennet.

Gidin ve bu cennetin güzelliklerini görün yaşayın.

 

bolu şehri.1
Bolu

ULAŞIM

Ankara-İstanbul kara yolu üzerinde bulunan Bolu şehrine ulaşım, yalnızca kara yolu ile yapılıyor. E-5 kara yolu yanında, Otoban bulunuyor. Otobanın Bolu-Ankara bölümü: 125 km. Bu bölüm: yerli bir firma tarafından yapılmış ve pek otoban özelliklerini taşımıyor. Yani: bol virajlar, rampalar, dönüşler, iniş-çıkışlar var.

Zaten bu yüzden: ağır vasıtaların bir çoğu otobanın bu bölümünü kullanmıyorlar. Aman, otoban diye güvenip te aşırı hız yapmayın, bazı virajlar o kadar sert ki inanamazsınız. Öte yandan: otobanda çok sayıda radar önlemi var, yani zaten aşırı hız yapılması hiçbir akla ve mantığa uygun değil, otobanda birçok yerde, hız tespiti yapan kameralar var, hız kurallarına uymanızı öneririm.

Bolu-İstanbul arasındaki otoban ise, yabancı bir firma tarafından yapılmış. İtalyan firması. Devletler arası ilişkilerde bile bu firmanın ismi sık sık gündeme gelmiş, alacak-verecek yüzünden, ama inanın, Bolu-İstanbul arasındaki bu otoban daha mantıklı yapılmış, yani düz ve viraj, dönüş, rampa, iniş-çıkış, yokuş olmayan bir otoban. Tek sıkıntısı, bazı yerlerde, iki şeride inmesi, düşünün bir şeritte onarım varsa, otoban adı altındaki yol, tek şerit, muhteşem rezillik.

Bu arada: Bolu dağı tüneli diyeceksiniz.

Bunu aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağım. Çünkü: eskiden, Bolu dağını geçmek gerçekten büyük problemdi. Hiç bir şey olmasa, yani kar-buz-yağmur olmasa, sis olurdu. Bu kısa mesafeli yolu, aşabilmek için saatlerce, döne-dolaşa, ine-çıka araba kullanmak gerekirdi. Yüzlerce insanın, trafik kazalarında hayatını kaybettiği kesin. Tek güzel yanı, Bolu dağında bulunan restoran ve lokantalar idi.

Tünelin açılması ile; bu tesislerin hepsi, ortadan kalktı, ama biraz önce de söylediğim gibi, tüm bu güzellikler, buranın trafik olumsuzluklarını asla gideremedi, iyi ki tünel açılmış. Tünel yaklaşık 3 dakika sürüyor ve tünel içinde hız limiti sınırlamaları var, 70 km den daha hızlı gitmemenizi öneririm, çünkü radar konuluyor ve limiti aşan sürücüler cezalandırılıyor. Diğer ilginç durum, tünel içinde tünelle ilgili bir radyo yayını olmasıdır.

Evet: Bolu şehrinin çevresindeki yerleşim yerlerine uzaklıkları şöyle. Bolu-Ankara arası uzaklık: 191 km. Bolu-İstanbul arası uzaklık: 262 km. Bolu-İzmir arası uzaklık: 595 km. Bolu-İzmit arası uzaklık: 151 km. Bolu-Zonguldak arası uzaklık: 159 km. Bolu-Adapazarı arası uzaklık: 114 km. Bolu-Bursa arası uzaklık: 273 km.

Bolu

TARİH

Bolu yöresinde ilk yerleşik toplumun, MÖ. 1200 yıllarında, Frigler olduğu düşünülüyor. Daha sonra: Persler sonra İskender ve ardından, Bitinya Krallığı. Bu yüzden, buraya “Btihynia” denilmiş. Romalılar zamanında, bölge “Claudio Polis” olarak isimlendirilir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır.

Şehir, üç tepe üzerine kurulmuş. İçte ve  dışta surları varmış. Şehrin kuzeyinde, Halı Hisarı bölgesinde, bugün, bu surların kalıntıları görülebiliyor.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra, batıya yayılan Türkmenler, 3 yıl sonra, Bolu bölgesine gelip yerleşirler. Osmanlılar, bölgede, ilk kez, Osman Gazi zamanında görülürler. Orhan Gazi döneminde, yöre tamamen ele geçirilir.

16. yüzyılda, Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri olur. Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliği döneminde buraya atanır. 1811 yılında, Tanzimat sonunda, şehir Kastamonu eyaletine bağlanır. I. Dünya Savaşı ve sonrasında, şehir düşman işgaline uğramaz, fakat maddi zarar görür. 1923 yılında, şehir olarak öne çıkar.

Bolu

GENEL

İl topraklarının, % 56’sı dağlarla kaplıdır. Bölgede: morfolojik yapının karışıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler, çok sayıda gölün oluşmasına sebep olmuş. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Sülüklügöl, Karamurat, bölgenin önemli gölleri.

Bolu’nun iklimi: Karadeniz iklim tipinde. Yıllık yağış miktarı fazla, yani bol yağmur ve kışın kar yağıyor. Güneşli gün sayısı pek fazla sayılmaz. Yani: gökyüzü, sürekli karanlık ve bulutludur. Zaten bu yüzden: Bolu, tamamen yeşil ve yeşillikler yöresi. İl’in, % 55’i ormanlarla kaplı.

Karadere, Seben ve Aladağ ormanları, ülkemizin en zengin ormanları olarak değerlendiriliyor. Ama, unutmamak gerekir ki, Bolu sürekli yağmur alan bir yer, özellikle Mayıs ve Haziran ayları arasında büyük olasılıkla yağmur ve karanlık gök yüzü ile karşılaşacaksınız. Bu yüzden, Bolu gezinizde yanınızda mutlaka şemsiye veya yağmurluk bulundurun.

Şehir, jeolojik bakımdan, önemli fay tabakası üzerinde bulunduğundan, çok miktarda, jeotermal su kaynağı ve kaplıca var.

Bolu, kümes hayvanları üretiminde, ülke çapında önemli bir yere sahiptir.

DEPREM

Buralarda ilk deprem 1 Şubat 1944 tarihinde oldu ve 4600 kişi öldü. 7.2 şiddetinde, sabah 06.21’de oldu. Kış mevsimi  nedeniyle, ölenlerin bir kısmının donarak öldüğü söylenir. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra, 12 Kasım 1999 tarihinde saat 18.57’de merkez üssü Düzce olan 7.2 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Bolu’nun bir bölümünde de mal ve can kaybı oldu.

Toplam 710 kişi öldü, 2678 kişi yaralandı. Depremin en büyük özelliği: Bolu şehir merkezinde, genellikle Karacasu denen, E-5 kara yolunun alt kısmında bulunan bölüm zemin durumu nedeniyle tehlikeli olarak düşünülürken, depremin E-5 kara yolunun üst kısmında olmasıdır, çünkü fay hattı buradan geçiyormuş. Sonuçta: depremin ardından kalıcı konutlar, daha yukarılara ve zemin sağlam bölgelere yapıldı, yani şehir bir anlamda yer değiştirdi denilebilir.

KÖROĞLU

Bolu denilince, akla, bu yörelerde yaşamış, Köroğlu gelir. Asıl adı: Ruşen Ali. “Benden selam olsun Bolu Bey’ine” diye başlayan sözleri ve haksızlığa karşı gelmesi, halk arasında, dilden dile dolaşarak günümüze kadar ulaşan söylentilere neden olmuştur.

Bolu Bey’i: at meraklısıdır. Seyisi olan Yusuf’u: güzel ve cins bir at aramaya gönderir. Yusuf; bir tay bularak geri döner. Tayın gösterişi yoktur, hatta çirkindir. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Bey: bu çirkin ve sevimsiz tayı beğenmez ve ceza olarak seyisi Yusuf’un gözlerine mil çektirir ve kör olmasını sağlar.

Yusuf tay ile birlikte köye döner ve olanları oğluna anlatır. Oğlu ile birlikte tayı terbiye ederler. Tay mükemmel bir küheylan olur. Oğlu Ruşen babasının intikamını almak için dağa çıkar. Ruşen Ali “Köroğlu” diye anılır. Gelen geçeni soyar, ünü yayılmaya başlar, kendisi gibi kanun kaçaklarını yanına toplar. Bolu şehrinin karşısında Çamlıbel’de bir kale yaptırır.

Babasının öcünü almak ve zalimlerden hesap sormak için Çamlıbel’deki otağında yaşar. Onun zalimlerle mücadelesi, yurdun dört bir yanına “Köroğlu Efsanesi” olarak yayılır. Günümüzde, Bolu şehrinin merkezi meydanında Köroğlu heykeli bulunmaktadır.

Bolu Kaplıcaları

BOLU KAPLICALARI

Kaplıcalar: şehir merkezine, 5 km. uzaklıktaki, Karacasu beldesinde bulunmaktadır. Burası: Gölcük gölüne çıkış yolu üzerindedir. Yani: 5 km. deyince, aslında burası şehirle birleşmiş bir durumdadır. Seben dağları eteklerinde, çevresi ormanlarla kaplı, sakin bir dinlenme yeridir.

Su: doğal kaynaktan çıkar. Sıcaklığı: 42-44 derecedir. İçindeki bileşimi: bikarbonat, sülfat, kalsiyum, magnezyum, karbondioksit ve flörür.

Sular: banyo ve içme kürlerine elverişlidir. Romatizmal hastalıklara, deri, kan dolaşımı ve kalp hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarına, kadın hastalıklarına, sindirim sistemi, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıklarına, kemik ve kireçlenme rahatsızlıklarına, metabolizma ve beslenme bozukluklarına iyi gelir.

Kaplıcaların bulunduğu Karacasu bölgesinin diğer en büyük özelliği ise: Sağlık Bakanlığının burada bulunan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinin bulunmasıdır. Gölcük çıkışında hemen sol yanda kalıyor.

İZZET BAYSAL VE ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

İzzet Baysal ismi: Bolu için büyük önem taşıyor. Bu hayırsever iş adamı: tüm hayatı boyunca sahip olduğu değerleri, tamamen Bolu şehri için harcamış. Bolu şehrinde: okullar, sağlık ocakları ve muhteşem bir Üniversite yaptırmış. Zaten vasiyeti üzerine de, 2000 yılında vefat edince, Üniversitenin hemen girişinde, sağ bölümde, küçük bir anıtın altına gömülmüş.

Muhteşem bir üniversite. Tam bir modern eğitim kurumu. Gerek tesisleri ve gerekse bölgesi itibarı ile, gerçekten muhteşem. Üniversite merkez kampüsü, Bolu şehir merkezine 8 km. uzaklıkta. Kampüse ulaşım, özel halk otobüsleri ve belediye otobüsleri ile sağlanıyor.

Aynı zamanda: bu güzel üniversitenin öğrencileri ve eğitim kadrosu, Bolu şehrine büyük bir kültürel farklılık yaratmış. Şehir içinde gezerken, çok miktarda, genç insan göreceksiniz.

Bu arada: bu muhteşem insan için, her yıl, Mayıs ayında, “İzzet Baysal Kültür ve Sanat Festivali” yapılmaktadır. Bolu şehrinin merkezindeki meydanda, İzzet Baysal heykeli bulunmaktadır.

Bolu Kökez Suyu

KÖKEZ SUYU

Bolu’da mutlaka dikkatinizi çekecektir. Buraya has, Gölcük bölgesinden, ormanların içinden çıkan ve şehirdeki çeşmelere verilen kökez suyu: içim lezzeti olarak çok güzel. İl genelinde, kökez suyu bağlanan: 87 çeşme bulunuyor. Kireç oranı son derece düşüktür. Kireç içermediği için, çay demlerken, oldukça kullanışlı. Bolu’da bulunduğunuzda, size belki de şu soru sorulacak: “şebeke mi, kökez mi”.

Ama: şunu da unutmayın, 2-3 yılda bir, kökez suyuna bir mikrop karışır ve tüm şehir “cırcır” olur. Yine de: kökez suyu bir alışkanlıktır, bu suyu içen, bir daha buradan ayrılamaz derler. Evet kökez suyunu tatmak isterseniz: Gölcük yolunda, şehir merkezinde solda bir çeşme var ve yine Gölcük yolunda, tepeye çıkarken yine solda bir çeşme bulunuyor.

Bolu Ne Yenir

NE YENİR

Şehir, yemekten öte, aşçıları ile ünlü. Mengen ilçesinde yetişen aşçıların ünü; Osmanlı döneminden günümüze kadar geliyor. Atatürk’ün aşçısının bile, Mengenli olduğu düşünüldüğünde, Mengenli aşçılara verilen önem hemen ortaya çıkıyor. Bunun yanında: her yıl, Mengen İlçesinde, “Mengen Aşçılar Festivali” düzenleniyor ve bu festivale: birçok aşçı yanında, birçok insan katılıyor.

Bolu il merkezinde; yemek denilince akla gelen şunlar: Kızılcık tarhana çorbası (mide ağrılarına iyi geldiği söyleniyor, ancak lezzeti biraz acıdır), tarhana çorbası, Bolu ekmeği (içinde patates bulunuyor, özellikle merkeze yakın Paşaköy ekmeği), keşli-cevizli makarna (keş; bir çeşit peynir, cevizle karıştırılarak makarnanın üstüne dökülerek servis yapılıyor).

Ayrıca: Bolu yöresinin, kaymaklı ekmek kadayıfı da yöresel bir lezzet olarak öne çıkıyor. Tüm bunların yanında: Bolu’da bulunduğunuz sürede, yörede bolca bulunan Alabalık Çiftlikleri nedeniyle, burada mutlaka alabalık yemelisiniz. Özellikle: Abant Gölü yolunda mutlaka alabalık yemeği sakın ihmal etmeyin. Son bir not: kızılcık tarhanası kilosu 20 TL, yine buraya özgü büyük boy kuru fasulyenin kilosu 15 TL. dir. Özel ekmeğin tanesi ise 6 TL. dir.

NE SATIN ALINIR

Bolu’dan satın alabileceğiniz başlıca şeyler: fındık şekeri, Bolu çikolatası, Bolu patatesi ve patatesli ekmek. Özellikle: Bolu çikolatası mutlaka ilginizi çekecektir, değişik bir tat, yalnız merkezde, bir-iki yerde satılıyor. Patatesli ekmeği de mutlaka tatmalısınız. Bolu patatesi çok özeldir, özellikler renginin sarılığı ile öne çıkıyor, özel aracınız ile gitti iseniz, bagajınıza mutlaka bir miktar patates alabilirsiniz.

Bolu Cumhuriyet Caddesi

GEZİLECEK YERLER

GEZİ PLANI

Ankara istikametinden şehre girmek için: otobandan ilk çıkıştan çıkmalısınız. (Eğer şehri gezmek isterseniz) Yalnızca: Abant istikametine gidecekseniz, otoban ‘BOLU BATI” çıkışına kadar gidebilir ve şehir trafiğine girmezsiniz.

Ancak şehri gezmek isterseniz: Ankara istikametinden gelirken, ilk otoban çıkışından (BOLU DOĞU) çıkıp, şehir merkezine 11 km. lik bir mesafeden merkeze yaklaşarak, şehri gezebilirsiniz. Otobandan çıktığınızda: sağınızda, önce Organize Sanayi Sitesi ve sonra bir Makarna Fabrikası göreceksiniz.

Evet, gezimize devam edelim.

Bu yolda ilerlediğinizde, sağınızda büyük tavukçuluk tesisleri göreceksiniz. Bolu adı duyulunca, burada kurulu tavukçuluk tesisleri ön plana çıkıyor. Özellikle: bir zamanlar Mudurnu, bunların başını çekiyordu. Tavukçuluk tesisleri kurulu bulundukları bölgede, çevre yaşayanları içinde büyük imkanlar yaratıyorlar. Köylerde: tavuk üretim tesisleri kuruluyor ve buralarda üretilen tavuklar, bu tesislerde, tam otomatik bu tesislerde, gayet güzel işleniyorlar.

Ben gördüğümde inanamadım, kamyonlarla tesise getirilen canlı tavuklar, bir yandan ayaklarından çengellere asılıyorlar, bu çengeller üzerinde raylı sistemde ilerleyen tavuklar, tesis içinde işlemlere tabi tutulduktan sonra, tesisin diğer çıkış kapısında, kesilmiş, şoklanmış, paketlenmiş olarak, koliler içinde, Türkiye’nin birçok yerine sevk edilmeye hazır hale geliyorlar.

Ah bir de, bu tesislerin yani tavuk kesim tesislerinin o kötü kokusu olmasa, özellikle Mudurnu ilçesi girişinde, tavukçuluk tesisinin yaydığı o kötü koku, pek dayanılır gibi değil.

Evet, Bolu dedik, tavuktan bahsettik. Derken: şehre yaklaşıyoruz.

Sağınızda, Bolu şehrinin simgesi bir yapı, bir oluşum göreceksiniz. “Bolu Komando Tugayı” Uzun yıllardır burada konuşlu bu askeri birlik, özellikle Güney Doğuda yaptığı kahramanca hamleler ile, Ordumuzun, Askeriyenin daima göz nuru olmuş, operasyon dönüşlerinde Bolu içinde yaptıkları tören geçişleri ile de Bolulunun sevgisini kazanmış bir unsur.

Tugayın konuşlandığı yer, şehre girişte hemen sağda, Bunun hemen karşısından, Kartalkaya yoluna çıkan sapak var. Kar ve kayak meraklıları bu yoldan sapıyorlar.

Şehre yaklaştığımızda: şehrin, üzerinde bulunduğumuz ve E-5 kara yolu olarak değerlendirilen, bu yolun her iki yanında kurulu olduğunu görüyoruz. Özellikle: sol yanda daha yoğun bir yerleşim var. Sağ yandaki küçük yerleşim, 1999 depreminden sonra daha yoğunlaşmış. Çünkü: duyduğuma göre, sol yan bölümün altı sulak yani yumuşak, sağ bölümün altı ise, daha sert, kayalık imiş. Burada biliyorsunuz, büyük bir fay hattı geçiyor.

Şehir içine girdiğinizde: şehrin tam merkezinden geçen “Cumhuriyet Caddesi” var.

Bu cadde bir süre önce trafiğe kapatıldı. Cadde üzerinde insanlar geziniyor, bazı yerlerde kafeler tarafından caddeye atılan masa ve sandalyeler var, eskiden daha çok kafe olmasına rağmen, günümüzde çok miktarda alışveriş mekanı bulunuyor. Bu yüzden, insanlar gezinmek için burayı kullanıyorlar ve burada sürekli bir kalabalık ortam var.

Bolu Valilik

Cumhuriyet caddesinin başlangıcı, E-5 karayolu üzerinde, bitim yeri ise, Bolu Valilik binasına kadar uzanıyor, şehrin merkezi bu cadde üzerinde kurulu olduğunda, caddede uzunca bir yürüyüş yapmalısınız.

Caddenin Valilik tarafında bulunan meydanın çevresinde, Bolu Askeri Orduevi, meydanın kıyısında Atatürk heykeli, yine meydanın yanında Bolu ziyaretçilerinin resim çektirmeleri için bir yazı bulunuyor.

Bolu Cumhuriyet Caddesi

Cadde boyunca yürüdüğünüzde ise

bir sonraki meydanda İzzet Baysal ve Köroğlu heykelleri, büyük bir cami görülüyor. Sonra bir küçük rampa çıkarak caddede ilerlemek mümkündür. Bu yürüyüş sırasında, sağ yanınız, İzzet Baysal Heykelinin bulunduğu meydanın hemen sağ yanında, Gölcük ve Termal Kaplıcalara giden yol ayrılıyor.

Bolu İzzet Baysal Anıtı

Cumhuriyet caddesi dışında, şehri tam ortadan kesen E-5 karayolu üzerinde ise, İstanbul yönüne giderken birkaç büyük Alışveriş Merkezi yani AVM yapıldığını gördüm. Ama unutmayın, günümüzde her yerde AVM var, sizler Bolu şehrinin yeşilliklerini, orman ve göllerinin tadını çıkarın.

Bolu Müzesi

BOLU MÜZESİ

Bolu il müzesi: 1975 yılında kurulmuştur. Bolu Kültür Merkezi içindedir. 1981 yılında, bugünkü şekli ile, ziyarete açılmıştır. 1999 yılı depreminde, hasar üzerine, bir süre ziyarete kapatılmıştır. 2006 yılında, yine ziyarete açılmıştır.

Kültür Merkezi giriş katındadır. 2 bölümden oluşmaktadır. Bunlar: Arkeoloji ve Etnoğrafya salonları.

Toplamda: 2935 arkeolojik eser, 1682 etnoğrafik eser ve 11364 sikke olmak üzere, Müzenin envanterinde, 15981 eser bulunmaktadır.

Arkeoloji Salonu

Eski dönemlere ait: mermer, cam, maden ve pişmiş topraktan yapılmış eserler var. Özellikle: Roma  dönemine ait olan mermer heykeller, pişmiş toprak ve cam mezar hediyeleri dikkat çekiyor. Bunun dışında: bronz, gümüş ve altın sikkelerin sergilendiği, zengin bir sikke koleksiyonu var. Kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkarılan: Roma dönemine ait bir tuğla mezar örneği, iskelet ve orijinal mezar hediyeleri, ilgi çekiyor, mutlaka görün.

Etnografya Salonu

Burada sergilenen eserler arasında: mahalli el sanatları olan Mudurnu oyaları, Bolu’da kına gecesi, eski Bolu evi mutfağı ve oturma odaları canlandırılmış, buralarda ziynet eşyaları, dini eserler, silah koleksiyonları ve çeşitli dokumalar sergileniyor.

Bolu Büyük Cami-Yıldırım Beyazıt Camii

BÜYÜK CAMİ (YILDIRIM BEYAZIT CAMİ)

Büyük cami mahallesinde bulunuyor. Cumhuriyet caddesi üzerinde yürüyüş sırasında, İzzet Baysal heykelinin bulunduğu meydanın hemen yanındadır, şehrin birçok yerinden görülebilecek yüksekliktedir.

Cami, Yıldırım Beyazıt tarafından, 1382 yılında yaptırılmış. 1899 yılında yanmış ve bunun üzerine, yeniden bugün görülen cami yaptırılmış. Caminin iki minaresi var. Tek kubbesi bulunuyor. İç mekanda: nakış işi süslemeler ilgi çekici.

Bolu Saraçhane Camisi

SARAÇHANE CAMİSİ

Kitabesine göre: 1750 yılında, Silahtar Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Yine Cumhuriyet caddesi gezisi sırasında hemen sağ yanda kalıyor. Yapı, dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Doğu ve güney cephe duvarlarında: sivri kemerli çeşmeleri var.

Bolu  Taşhan

TAŞHAN

Büyük cami mahallesinde, caminin hemen arkasında bulunuyor. Yani, buraya ulaşmak için, Cumhuriyet caddesinden biraz ayrılıp, Büyük Caminin arkasına dolanmanız gerekiyor. Yapı: 1804 yılında: Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır. İki katlı ve avlulu olan yapıda, toplam 30 oda bulunuyor. Burası, günümüzde alışveriş yeri olarak kullanılmaktadır.

Bolu Tokadi Hayreddin Türbesi

TOKADİ HAYREDDİN TÜRBESİ

İl merkezine 13 km. uzaklıktaki, Elmalık köyündedir. Otoban veya E-5 kara yolundan ilerlerken, buranın tabelasını mutlaka göreceksiniz. Bu kişinin ismi: tasavvuf kaynaklarında geçmektedir. 1535 yılında ölmüştür. Türbe: asırlık ağaçların altında, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Her yıl 20 Temmuz tarihinde, burada anma günü etkinlikleri düzenleniyor. Türkiye’nin birçok yerinden gelen ziyaretçiler var.

Bolu Akkayalar

AKKAYALAR

Bolu’nun 10 km. güneyinde, Mudurnu yolu üzerinde soldadır. Bu travertenler, Denizli-Pamukkale’nin bir minyatürü gibidir. Buradan çıkan maden suyu: değişik bir tatta ve 20 derece sıcaklıktadır. Bir zamanlar: burada akıp boşa giden maden suları, daha sonra modern tesisler kurulup şişelenerek satışa sunulmuştur. “Akmina” markalı maden suyu buradan çıkarılmaktadır. Özellikle bu maden suyunun şişesi, turkuvaz rengiyle dikkat çekiyor.

Bolu Gölköy

GÖLKÖY

Bolu’nun 13 km. güneyindedir. Suni olarak yapılmış bir set gölüdür. Çevresi: tamamen olmasa da, kısmen çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün içinde: sazan ve alabalık bulunuyor. Şehir merkezine yakınlığı ve ulaşımın kolaylığı nedeniyle, özellikle piknik yapmak isteyenler ve olta balıkçılığı için çok elverişli.

İzzet Baysal Üniversitesinin hemen arkasındaki bölümde bulunuyor. Giriş ücretli. DSİ Bölge Müdürlüğüne ait bir tesis var. Burada: konaklama ve restoran bulunuyor. Özellikle: Bolu’daki düğün alayları, araç konvoyları, gölün çevresinde mutlaka tur atarlar.

ALADAĞ YAYLASI

Bolu’nun 25 km. güneyinde, dağ yamaçları üzerinde bir bölge. Gölcük gölüne giderken, aynı yol üzerinde devam edildiğinde, buraya ulaşılıyor. Yol biraz zor ama pek fazla zahmetli değil. Buradaki tesislerden yer ayırtabilirseniz, iki veya üç gün burada kalmayı mutlaka deneyin. Ruhunuzun etkilendiğini göreceksiniz.

Orman alanları arasında bulunuyor. Burada: Orman İşletme Tesisleri, Aladağ İzcilik Kampı ve Gölet var. Buradaki: Orman İşletme Tesislerinde tek katlı, müstakil, ahşap barınma yerleri var. Ayrıca: göletin hemen kıyısında: Gençlik Spor Müdürlüğünün çok katlı bir tesisi var. Bu tesisin yanında ise, bungalov tipi evler bulunuyor. Buralarda da barınmak mümkün. Gölde ise, amatör balıkçılık yapılabiliyor.

Burası ile ilgili bir efsane, söylence anlatmak istiyorum.

Yaklaşık 10-15 yıl kadar önce, bu bölgede, bir yabancı şahıs ve oğlu kaybolmuş ve bunun üzerine, o ülkenin askeri birlikleri dahil, uzun süre arama çalışmaları sürdürülmüş ve sonunda bu iki insan sağ salim bulunmuştu. Tabii bu kaybolma üzerine, bir  sürü senaryo üretildi. Buyurun senaryolardan birini de ben söylemek istiyorum, belki ilginizi çeker.

Geçmiş dönemlerde, buradan geçen bir kervan, eşkıya baskını üzerine, yanlarında bulunduğu birçok deve yükü altın, mücevher ve değerli eşyayı, buradan geçen bir derenin yanına gömmüşler. Zamanla, bölgenin jeolojik değişimleri sonucu, derenin önü tıkanmış ve burada bu göl oluşmuş.

Sözüm ona, yabancı devlete mensup kaybolan bu şahıs, gökyüzünden yapılan araştırmalarda, bu hazine ile ilgili ipuçları bulmuş ve onu aramaya gelmiş. Sonuç? Merak ettiniz elbette, ama inanın sonucu bende bilmiyorum, bu define bulundu mu, bulunmadı mı. Ama insan düşünmeden edemiyor, bir yabancı, oğlu ile birlikte, Bolu’nun dağlarında, ormanlarında ne yapar, ne eder, kaybolur?

 

 

SARIALAN YAYLALARI

Bolunun, 20 km. güneydoğusunda, Kartalkaya yolu üzerindedir. Burada: kamp, piknik ve trekkingi yapılabiliyor. Kartalkaya yolu üzerinde bulunması: özellikle kar ve kayak turizmi için Kartalkaya’ya çıkan ziyaretçilerin, mutlaka gördüğü, tanıdığı bir yer olarak öne çıkmasına sebep oluyor. Burada bir gölet var.

ABANT GÖLÜ

Yine bu sitede, yalnızca Abant başlığı altında bulabilirsiniz.

Abant gölü tanıtım ve gezi yazım için. 

KARTALKAYA

Yine bu sitede, yalnızca Kartalkaya başlığı altında bulabilirsiniz.

Kartalkaya tanıtım ve gezi yazım için. 

YEDİGÖLLER

Yine bu sitede, yalnızca Yedi göller başlığı altında bulabilirsiniz.

Yedigöller tanıtım ve gezi yazım için. 

GÖLCÜK

Yine bu sitede, yalnızca Gölcük başlığı altında bulabilirsiniz.

Gölcük tanıtım ve gezi yazım için. 

SONUÇ

Bolu şehri gerek Ankara ve gerekse İstanbul gibi büyük metropol şehirlere yakınlığı ve otoban bulunması nedeniyle ulaşım sorunun olmaması nedeniyle ilgi çekiyor. Yani: Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar Bolu şehri ve güzelliklerine kısa sürede ve zahmetsiz olarak ulaşma şansına sahiptirler.

Eğer: bulunduğunuz büyük şehir ortamından kısa veya bir süreliğine uzaklaşmak isterseniz, Bolu şehri idealdir. Burada: şehir merkezinde: kaplıcalara gidebilir, yöresel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz.

Şehir yakınlarındaki: Abant, Gölcük, Yedi göller ve Gölköy: yeşillikler içindeki göllerin tabiat güzelliklerini ziyaretçilerin sunar. Kartalkaya ve Sarıalan yaylaları ise: özellikle kış turizmi ve kayak severler için idealdir. Aladağlar: yüksek konumu, yemyeşil ortamı ve ortasındaki gölü ile tam bir dinlenme yeridir. Bu güzellikleri mutlaka görün ve yaşayın.

Bolu Yedigöller

Bolu Yedigöller

 

Yedigöller’e, özel aracınız ile, iki şekilde gitmeniz mümkün. Geliş yönünüz: Ankara veya İstanbul üzerinden gelirken aşağıda belirteceğim noktalarda, otoyoldan çıkmanız gerek.

Tercih sizin, sonuçta iki yolda birbirinin benzeri. Yalnız, özellikle kışın gelmek isterseniz, Bolu içinden ayrılan yol kapalı, kesinlikle bunu tercih etmeyin, öbür yoldan gitmeniz gerek. Çünkü: Bolu içinden ayrılan yol, yüksek rakım nedeniyle daha fazla kar yağışı alıyor ve uzun süre kar nedeniyle kapalı kalıyormuş. Ben; baharda, Bolu içinden giden yolu kullandım.

Bolu Yedigöller

Evet devam ediyorum


Bu yollardan birincisi: Ankara-İstanbul otoyolunda, Yeniçağ’da otoyoldan çıkmanız gerek. Yeniçağ’dan çıktıktan sonra, Bolu-Gerede yoluna gireceksiniz ve 19’ncu km.de “Yedigöller” tabelasını görünce, buradan sapacaksınız. Bu dönüşten sonra, yol, stabilize ve toprak. Yani, tam bir rezalet mi demeli felaket mi demeli bilmiyorum.

Altı yere yakın araç ile sakın gitmeyin. Nispeten yerden yüksek bir araç ile gitmeniz şart. Aksi halde; yolun sıkıntılarını sürücü veya yolcu olarak zaten yaşayacaksınız, altınızdaki araba da, size ilave sıkıntı yaratmasın. Yani: toz yuta yuta gidiyorsunuz. Bu sıkıntılı yol, muhtemelen 3-4 saat sürüyor.

İkinci alternatif yol ise; Bolu şehir içinden, otoyolda çıkmanız gerekiyor. Bolu ilinde, otoyoldan çıktıktan sonra, şehir içinde, kuzeyde, ayrılan bir yol ile Yedigöller istikametine dönüyorsunuz. Bu yol uzunluğu: 42 km. Ama yol sıkıntılı olduğundan, bu yolu yaklaşık 3-4 saat civarında alıyorsunuz.

Tabii, sinirlenip, o kötü yolda hız yaparsanız, 3 saat da olabiliyor. Yol önceleri asfalt ama daha sonra virajlı ve stabilize. Aynı zamanda dar, karşıdan kamyon gelmesin diye sürekli tedirgin oluyorsunuz. Yolun bir tarafı dağ, diğer tarafı yamaç. Bir süre orman içinde gidiliyor. Hani, diğer yol kötü demiştim ya, bununda ondan pek farkı yok.

Sonuçta Yedigöller’e ulaşım problemli.

Bir zamanlar, Bolu Valisine, “niye ulaşım için doğru dürüst bir yol yaptırılmıyor? ” diye sormuştum. Aldığım cevap: ” Buraya yol yaptırmak sorun değil, ama düzgün bir yol yapılırsa, burası da Abant gibi olur, insanlar yoğunlaşır, kirlilik artar, bu güzellik elden çıkar” demişti. Bilmiyorum, bu cevap içinde, hem mantık, hem de anlaşılmaz bir tutum var. Mantık var, söylenenler doğru. Anlaşılmaz tutum ise, bu ülkenin bir insanı olarak, ülkemin güzellikleri görmenin en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum.

Ama, biliyorsunuz, bir sorun varsa tedbir alarak onu çözümlemek yerine, kapat gitsin. Sorunu çözmek gerekir, insanları bilinçlendirmek, insanların çöplerini, kirliliklerini bulundukları yere bırakıp gitmemeleri için, onların eğitilmesin gerekir diye düşünmemek elde değil. Yoksa; buraya kimse gelmesin, temiz kalır demek çözüm mü?

Neyse, biraz sıkıntıya katlanın, çünkü, oraya varınca sizi bir cennet bekliyor. Muhteşem keyif alacağınız bir yer. Buna inanın ve sıkıntıya katlanın. Yeter ki, altınızdaki aracınız, bu yolu gitmeye uygun olsun. Veya size daha gerçekçi bir öneri sunmak istiyorum. Buraya kendi aracınız ile değil de, herhangi bir seyahat firmasının, tur organizasyonu ile gidin, rahat edin.

Bolu Yedigöller

GENEL


Yedigöller havzası, kayan kütlelerin, vadiler ve akarsuların önünü kapatması sonucu oluşmuş. Yüzeysel ve yeraltı suları ile, bu göller birbirine bağlı. İsimleri: Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl, Seringöl.

Yöre: 1965 yılında, Milli Park Statüsüne alınmış. 2900 hektarlık bir alan. Yeşil denizinin ortasında, yedi tane mavi ada. Kuzeyden, güneye doğru, 1500 m. lik bir aralan sıralanmış, yedi tane göl. Kademeli vadide yer alan bu göllerin bazılarının arasında küçük çağlayanlar göreceksiniz.


Seyir terasları ve göl kıyılarındaki tahta iskeleler de, muhteşem.


Milli park içinde; kayın, meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, sarıçam, köknar, ıhlamur ve benzeri birçok ağaç görmek mümkün. Toplam 238 farklı bitki türü varmış. Ülkemizin en güzel karışık doğal ormanı burada. Bölge, doğanın yarattığı bir Arboretum (canlı ağaç müzesi) görünümlü. Ayrıca, zamanı geldiğinde, gölün yüzeyindeki Nilüfer’ler bambaşka güzellik katıyor.

Buranın en ilginç özelliği: burada mevcut ağaçların aralarından sızan gün ve güneş ışığının, yarattığı renk armonisi. Ayrıca, bu görüntüler, göl kıyısında, göl yüzeyine yansıyarak, çok güzel görüntüler oluşturuyor. Sonbahar ve kış mevsiminde, ağaçların rengi turuncu ve kızıl arasında dolaşırken, bu renk armonisi doğaya bambaşka bir güzellik yansıtıyor. Zaten, bu görüntüleri ve renk çeşitliliğini başkaca bir yerde görmek mümkün değil. Kendinizi cennette hissedeceksiniz.


İnsanlar, Yedigöller’e ne için geliyorlar? Dinlenmez, gezi, piknik amaçlı olarak geliyorlar. Bunun yanında, botanikçiler ve fotoğraf meraklıları da buraya geliyor.
Evet, Yedigöller’i ziyaret etmek için en uygun tarih?

Nisan ve Mayıs aylarında. Yanınıza, mutlaka kalın giysilerinizi ve uygun (altı kaymayan) ayakkabılarınızı almanız şart. Özellikle, burada ve yakın çevresinde, hiç bir alışveriş merkezi olmadığını unutmayın. Yani; yanınıza, her türlü ihtiyaç duyacağınız şeyi almanız şart. Ayrıca; burada cep telefonu da çekmiyor. Yani, yakınlarınız sizi aradığında bulamayacaklar.

Bolu Yedigöller

YEDİGÖLLER EFSANESİ


Burada malum yedi tane göl var. Şöyle ki; ” Zamanın birinde, buraya 7 tane evli çift gelir ve farklı yerlere yerleşirler. Bunlardan, en büyük yaşı olan çift, büyük gölün bulunduğu yere yerleşir. Yaşı en küçük olan çift, küçük gölün bulunduğu yere yerleşir. Sazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin damadı, sürekli saz çalmaktadır. Nazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin gelini ise, çok nazlıdır. Bu çiftlere, buraya yerleştikten bir zaman sonra burada bu göller oluşur. Evet, lütfen mantık aramayın. Sonuçta, efsane bunlar.

ALABALIK


Buradaki göllerde, muhteşem lezzeti olan alabalık bulmak mümkün. Ama, balıkçıların, Abant’tan getirdikleri alabalık türü, buranın doğal alabalığının yumurtalarını yiyerek, yok olma noktasına getirmiş. Bunun yanında, 1969 yılında, milli parkın kuruluşu ile, burada ülkemizin ilk alabalık üretim istasyonu da kurulmuş. Hala, faaliyetlerini sürdürüyor.

Çevresinde, yüksek tellerle çevrili bir göl. Burada, alabalık satın alma şansınız var. Mangalda güzel bir alabalık ziyafeti için, mutlaka buradan alabalık satın alın. Ama, hayır ben alabalık tutmak ve kendi tuttuğum alabalıkları yemek istiyorum derseniz, o da mümkün.

Ücreti karşılığı, göllerde alabalık tutabiliyorsunuz. Yeter ki, olta takımınız ve birazcık yem olarak ekmek içi olsun. Tabii, biraz da sabır gerekli. Evet, Yedigöller’de, olta balıkçılığı, balık tutmak mümkün. Ücretini ödeyin, görevliler zaten sürekli dolaşıyorlar.

Bolu Yedigöller

PİKNİK-YEDİGÖLLERDE NE YENİR


Milli park alanı içinde, pikniğe gelenler için tahta masalar ve ocaklar var. Yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka beraberinizde getirin. Aksi halde, burada yalnızca alabalık satın alabilirsiniz. Veya, amatör balıkçılık yeteneğiniz varsa, göllerden tutacağınız balıkları mangalda pişirme şansınız olacak.

NE SATIN ALINIR


Yol kıyısında, yolda ilerlerken, yörenin insanları çeşitli şeyler satıyorlar. Özellikle, alıç almanızı öneririm. Napolyon kirazı büyüklüğünde, iplere dizilerek satılıyor. Beyaz renkli bu meyveyi mutlaka tadın. Meyveleri kokulu ve lezzetli. C vitaminince zengin. Dokularında elma asidi var. İdrar söktürücü olduğu söyleniyor.

KONAKLAMA

Bungalov evler rezervasyon           374-2178086

GEZİ PARKURU

Evet, bir şekilde ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Yedigöller’e vardınız. Önce küçük bir kulübe sizi karşılıyor. Giriş ücretli. Kişi sayısı ve araç büyüklüğüne göre, giriş bileti almanız gerekiyor.

Arazi düzleşince, Orman Bölge Müdürlüğünün konaklama tesisini göreceksiniz. Hemen yanında idare binası. Orman Bakanlığına ait bu tesiste: 40 yatak var. Bungalov tipi evlerde var. Sınırlı kapasitedeki bu tesiste kalabilmek için önceden rezervasyon yaptırmanız şart. Ankara da Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğünün ilgili birimine rezervasyon için telefon açmanız gerekli.

Tabii, öncelik kendi personellerin de olmak üzere, boş yer kalırsa, ücreti karşılığı rezervasyon yapıyorlar. Ama, bu tesiste, yemek yok. Yemek yapmak için gerekli düzen (ocak vs.) var. Yani, yemek malzemenizi yanınızda getirmeniz şart. Hatta, yanınızda çarşaf bile götürmenizi öneririm.

Bu misafirhaneden yararlanmayı düşünmez iseniz, burada çadır kurmanız mümkün. Çadırlı kamping alanı var. Ama, özellikle hangi mevsimde giderseniz gidin, geceleri serin.

Yanınıza, gerekli kıyafetleri almanız şart, yoksa üşürsünüz. Tabii, bu arada, gerekli yiyecek maddelerini de almanız şart. Daha önce söylediğimi gibi, burada alışveriş yapabileceğiniz hiçbir yer yok.

Evet, gezmeye devam edelim.

Ön tarafta, hemen girişte otopark var. Aracınızı burada bırakın. Konaklama yerinin önünde, göl isimleri ve yerlerini gösteren pano var. Bu panoya paralel olarak ilerlediğinizde, araçların park edildiği alandan sonra, tesisin hemen yanında, iç içe girmiş iki göl göreceksiniz.

Muhteşem görüntü ve kuş sesleri, sizi hemen büyüleyecek ve yolda çektiğiniz sıkıntıları unutacaksınız. Uzun boylu ağaçlar arasından gün ışığı yansıyor. Göl; ilginç akustik yaratıyor. Konuşmalar, çevredeki kuşların seslerine karışıyor. Ekolu ve farklı olarak duyuluyor. Göl yüzeyinin bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle örtülü. Gölün uzak kıyısı ise, yosunlu bitkiler, bodur çalılarla kaplı.

Yedigöller’de, herkesin gidebileceği oldukça kolay yürüyüş parkurları var. Parkuru tamamen gezmek, yaklaşık 2-3 saat alabiliyor. Evet, gezi parkurunda yürümeye devam edin. Bu gölden sonra, daha büyük bir göl göreceksiniz. Ama, ikisinin arasında, küçük boyutlu şelalelerin yarattığı güzellik, etkileyici. Bu bölüm: piknik masaları ile, piknik yapmaya gelenler için düzenlenmiş.

Burada, göl kıyısında, bir de ağaç seyir terası var. Burası; Yedigöller’in en keyifli bakış açısına sahip yeri. Göl yüzeyine baktığınızda, suya vuran farklı renklerdeki göl yüzeyi göreceksiniz.

KAPANKAYA MEVKİİ VE ANIT ÇAM AĞACI


Yaklaşık 900 m. yüksekliğinde bir yer. Tabelaları takip ederek gidebilirsiniz. Tırmanma ve inme zor. Tercih sizin. Ama kendinize güveniyorsanız, mutlaka gidin ve görün. Oldukça dik bir yamaca tırmanmak gerek. Aşağı yukarı 15-20 dakika zaman alıyor. Bu tırmanıştan sonra, tepeye Kapanyaka Mevkiine ulaşıyorsunuz.

Buradan, tüm milli park alanını ve Yedigöller’den, aynı anda üç-dört tanesini görebileceksiniz. Yalnız, dikkat, bu yamaçtan inerken, çıkıştan daha tehlikeli bir durum oluşuyor. Ayakkabılarınızın, mutlaka altı kaymayan cins olması gerek. Aşağı indikten sonra, tabelaları takip ederek, anıt çam bölümüne gidin.

Ana yoldan ayrılan dik bir patikada 30-40 m. ilerledikten sonra, karşınıza çıkıyor. Son derece sağlıklı. Büyüklüğü 30 m. den fazla. Çapı ise; 2 m. civarında. Bu dev karaçam ağacının 550-600 yaşında olduğu söyleniyor. Düşünebiliyor musunuz, İstanbul fetih edildiğinde, bu çam ağacı bir fidan imiş. Kabuklarının rengi de, diğer karaçam kabuklarına nazaran farklı, gri ve beyaz.

BÜYÜK GÖL


Çam ve kızılçamların yoğun olduğu bir göl. Yüz ölçümü 24 bin metre kare. Yedi gölün en büyüğü. Gölün kıyısında: Milli Parklar Müdürlüğünün idare binası ve misafirhanesi var. Bu gölün sonunda: aşıklar köprüsü olarak adlandırılan bir yer. Yedigöller’in simgesi bu köprüyü mutlaka görün.

SERİNGÖL


Burada alabalık yetiştiriliyor. Malum, alabalık soğuk suyu sever. Yedigöller alabalık üretim istasyonu burada. Gölün çevresi: yüksek kafes telleri ile örtülmüş. Seringöl’ün hemen arkasında, ücreti karşılığı alabalık satın alabiliyorsunuz.

GEYİK ÜRETME ÇİFTLİĞİ


Burası Milli Park olmadan önce, geyik sürüleri varmış. Tabii, zamanla bu sürüler bitmiş ve buradaki geyik nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bunun üzerine, geyikler koruma altına alınmış. Tabelaları takip ederek, burayı ziyaret edebilirsiniz. Özellikle, çocukların ilgisini çeken bir yer.

Evet; Yedigöller böyle. Ulaşım zor, ama hayatınızda bir kez de olsa, mutlaka gidin ve bu doğal cenneti görün. Burada sizi: sessizlik, sakinlik, kuş sesleri, muhteşem bir orman, yeşilin her tonu, su yüzeyine çok güzel görüntülerin yansıdığı göller, merakınız varsa alabalık, tertemiz ve bol oksijenli bir hava bekliyor.