Aksaray

Aksaray

Burada: üç gün kaldım. İlk aklımda kalanlar: şehir merkezinde güzel bir restoranda yenilen güzel bir yemek, sonra anayol üzerindeki birçok insanımız tarafından bilinen otobüs mola yerleri ( Ağaçlı Tesisleri ) ve modern bir şehir ve tüm bunların yanında: şehir yakınlarında, göl kıyısındaki piknik yeri ve elbette: Ihlara vadisi.

Aksaray

ULAŞIM

Şehir: E-90 kara yolu üzerindedir. Şehre her giriş noktasında “Welcomme to 68 Aksaray” yazmaktadır.

Aksaray-Niğde arasındaki uzaklık; 121 km. Aksaray-Ankara arasındaki uzaklık: 225 km. Aksaray-İstanbul arasındaki uzaklık: 674 km. Aksaray-Nevşehir arasındaki uzaklık: 75 km. Aksaray-Konya arasındaki uzaklık: 148 km. Aksaray-İzmir arasındaki uzaklık: 688 km. Aksaray-Antalya arasındaki uzaklık: 465 km.

Aksaray ilinin, yakın yerleşim yerlerine olan uzaklıkları ise şöyledir: Aksaray-Ihlara arasındaki uzaklık: 45 km. Aksaray-Sultanhanı arasındaki uzaklık: 40 km. Aksaray-Helvadere arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Selime arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Akhisar arasındaki uzaklık: 11 km. dir.

Aksaray

TARİHİ

Aksaray ve çevresindeki ilk yerleşimcilerin, Neolitik çağda ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bölgede bulunan “Acemhöyük” kazılarında: Asurlu tüccarların bölgeye gelerek ticaret yaptığına dair buluntular ele geçirilmiştir. Acemhöyük’ün en parlak dönemleri ise, MÖ.2000 yıllarında yaşanır. Hitit medeniyetinde “kurşaura”, Roma döneminde “Archelais garsaura” olarak geçer. MS.6.yüzyılda ele geçen bir sikkede “aqsara” ismiyle anılır. Yani, bugünkü şehir isminin, Türklerin egemenliğinden önce de, yörede kullanıldığı sanılıyor.

Aksaray: 1142 yılında, Selçuklular tarafından ele geçirilir. 1470 yıllarında ise, Osmanlılar bölgede görülür. Bu ara dönemde ise: İlhanlılar, Danışmentler ve Karamanoğlu Beyliği var. 1470 yılında, İshak Paşa, bölgeyi ele geçirir ve Osmanlı hakimiyetine sokar. Bunun üzerine, İstanbul’un Türkleşmesi için, Aksaray halkının büyük bölümü: İstanbul’a nakledilirler. İstanbul’daki: Aksaray, Laleli, Kurtuluş ve Ortaköy semtlerinin, bu sırada Aksaraylılar tarafından kurulduğu söylenmektedir.

1920 yılına gelindiğinde, Aksaray’ın il olduğu görülür. 1933 yılında ise, vilayet statüsü biter ve Niğde iline bağlı bir ilçe olur. 1989 yılında ise, yine il olur.

Bu arada: şehre “Aksaray” isminin verilmesinin nedeni hakkında: “Bir zamanlar, Selçuklu Sultanının çok sevdiği kızı  hastalanır. Ülkenin tüm hekimleri, saraya çağırılır  ama kızın hastalığı anlaşılamaz. Kız “ah saray” diye inlemektedir. O sırada, saraya, derviş kılığında bir adam gelir. Sultandan izin alır ve hasta kızı görür, konuşturur.

Sevda kelimeleri geldikçe, kızın nabzının hızla arttığını hisseder. Bunun üzerine, kızın sevdalı olduğunu anlar. Kız: saraydan kurtulup sevdiğine kavuşamayacağını düşündükçe, “Ah Saray” diye inlemektedir. Derviş, kızın babası Sultan’ın huzuruna çıkar ve durumu anlatır. Bunun üzerine, Sultan, kızının sevdalısı genci bulur, saraya getirttirir ve bunları evlendirir. Böylece: genç kızın “Ah Saray” iniltileri “ Aksaray” a dönüşür.

Aksaray

GENEL

Coğrafi bölge olarak, İç Anadolu’nun, Kızılırmak kesimindedir. Bölgede: Hasandağı, Melendiz ve Ekecik gibi, volkanik dağların oluşturduğu platolar yoğunluktadır. Batıda ise, Konya ovasının bir bölümü, Aksaray sınırları içine girer.

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 980 metredir.

Bitki örtüsü: yarı kurakçıl bitkiler şeklinde gelişmiştir. İklim durumu ise: yazları sıcak ve kurak, kışları ise, yağışlı bir iklim bölgede hakimdir.

Yörede, düzenlenen etkinlikler şunlardır: Temmuz ayı içinde: Ihlara Kültür ve Turizm Festivali, Eylül ayı başında: Yunus Emre Anma Günleri, Temmuz ayının sonlarında: Saratlı Kültür ve Sanat Etkinlikleri Festivali  düzenlenmektedir.

Aksaray ilinin en büyük özelliklerinden birisi: burada yaşayan insanların büyük bölümünün, bir zamanlar yurt dışına gitmiş olmalarıdır. Özellikle: İngiltere. Evet, burada yaşayanların ailesinden, en az iki kişi, yurt dışındadır. Yani, halkının % 70’i Avrupa görmüştür.

Yazın, bu gurbetçilerin şehre gelmesiyle, şehirde kışın yaşayan nüfus birden artar. Kışın: akşam saat: 07.00 gibi boşalan sokaklar, yazın akşam saat: 02-03.00’e kadar kalabalıktır.

Şehirde, 1980’li yıllarda kurulmuş olan “Mercedes Benz” fabrikası, kamyon üretimiyle, öne çıkmaktadır. Bu kamyon fabrikasının şehirde kurulmuş olması, şehrin öne çıkmasını sağlamıştır.

AĞAÇLI TESİSLERİ

Burası, Kapadokya’ya açılan bir kapı konumundadır. Ihlara vadisine 35 km. uzaklıktadır. Tesislerde: Türk mutfağı, fast-food bölümü ve alışveriş için bir çarşı bulunuyor. Ayrıca: burada 92 oda ve 225 kişi kapasiteli bir de toplantı salonu bulunan konaklama tesisi var. İlginç ve güzel bir yer. Buradan söz etmemin nedeni: ülkemizde yaşayan birçok insanın, mutlaka bir şekilde buraya uğramış olmasıdır. Ben birkaç kez uğradım, güzel, temiz bir tesis.

Aksaray Tuz Gölü

TUZ GÖLÜ

Türkiye’nin en büyük ikinci gölüdür. Koçhisar gölü olarak da bilinir.

Uzunluğu: 400 km. dir. Göl çevresi: bataklıklarla çevrilidir. Bataklık dışında kalan araziler ise, çoraklaşmıştır. Gölün en derin yeri: 1 metredir ki çoğu yerde 0.5 metre bile değildir. Yani, büyüklüğüne karşı, ülkemizin en sığ göllerinden biridir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: 899 metredir.

Ülkemizin en az yağış alan yöresinde bulunduğu için, akarsu bakımından çok fakirdir. Aşırı buharlaşma nedeniyle de, gölün tamamına yakın kısmı, yazın kurur. Kuruyan bu bölgelerde: 30 cm. kadar ulaşan, tuz tabakası oluşuyor. Dolayısıyla, ülkemizin tuz ihtiyacının büyük bölümü (% 64 lük bölümü) buradan karşılanmaktadır.

Göl: aynı zamanda, kuş varlığı bakımından, ülkemizin en zengin göllerinden biridir. Kışın, birçok kuş için, kışlama alanıdır. İlkbaharda, göl içinde oluşan adalar ve bataklıklarda, birçok kuş türü kuluçka yapmaktadırlar. Özellikle: flamingo türü kuşların, en önemli kuluçka alanıdır. Gölün orta kesimlerinde, 5-6 bin yuvadan oluşan, dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır.

Tuz gölü

Kıyısından geçerken, mutlaka küçük bir mola verin. Hatta, ayakkabılarınızı çıkarıp, tuz gölünün kıyısında, küçük bir gezinti yapın. Hatta, göl kıyısında, uzun bir yürüyüşe bile çıkabilirsiniz. Burada ilginç bir konudan daha söz etmek istiyorum. Göl kıyısındaki köylerde: kavun ve karpuz tarlaları göreceksiniz.

Tuz yoğunluğunun bu kadar fazla olduğu göl kıyısında yetiştirilen: bu kavun ve karpuzları tadarsanız, ne kadar tatlı olduklarını görüp şaşıracaksınız. Ayrıca: göl kıyısındaki bu köylerde: pek çok çömlekçi bulunuyor ve buralardaki ustalar: su kavanozları üretiyorlar ki, bunları, dünyanın başka herhangi bir yerinde bulmak mümkün değil.

Evet, Tuz gölü: yapılan araştırmalara göre, 1915 yılından bu yana % 85 oranında küçülmüştür. Bu şekilde küçülme devam ederse, 2015 yılında, göl tamamen yok olacaktır.

 

HASAN DAĞI

Aksaray il merkezine, 28 km. ve Ihlara’ya 15 km. uzaklıktadır.

Orta Anadolu bölgesinin, en yüksek ikinci dağıdır. Yüksekliği: 3268 metredir. 1750 metrelik yüksekliğe kadar, meşe ormanlarıyla kaplıdır. Anadolu’da, silüeti en güzel  dağ olarak bilinir. Ulaşım ise, rahattır. Çünkü: E-90 karayolunun hemen kenarında bulunmaktadır.

Turizm Bakanlığı tarafından, Turizm merkezi olarak ilan edilen Hasan Dağında, dağcılık ve yürüyüş yapmak mümkün. Zirvede bulunan Helvadere köyüne, 2 km. uzaklığında bulunan dağ evinden, muhtemelen 9 saatlik bir yürüyüş ile çıkabilirsiniz. Burada: muhteşem güzellikteki göleti görebilir, dağdan çıkan kaynak suyundan içebilirsiniz. Bu arada, Helvadere köyünde, antik Nora şehrini görebilirsiniz.

AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

2006 yılında açılmıştır. Üniversite bünyesinde: 4 fakülte, 2 yüksekokul, 5 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Bu eğitim kurumlarında: 6930 öğrenci bulunmaktadır. Akademik kadrolarda ise: 434 öğretim elemanı görev yapmaktadır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Aksaray yöresinde: yerel tatlardan denemek isterseniz: bamya çorbası ve un-su ve kaymaktan yapılan çiğleme yiyebilirsiniz. Ayrıca: çılbır (kırılmış yumurta, sarımsaklı yoğurt ve su içinde haşlanıyor), mıhlama ve Aksaray tava yiyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Aksaray Taşpınar yöresinden: halı satın alabilirsiniz.

Aksaray

GEZİLECEK YERLER

Aksaray Kültür Evi

AKSARAY KÜLTÜR EVİ

Şehirde, ilginç bir yapı var. Kısaca bilgi vereceğim, ilginizi çekerse, ziyaret edebilirsiniz. Burası: 1930 yılında yapılan, Vali konağı. Tamamı kesme taştan yapılmış, 2 katlı ve 5 odalı, 2 salonlu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış, ender güzellikteki yapılardan biri.

Son yıllarda, yeni Vali konağı yapılınca, burası, valilik tarafından terk edilmiş. 2007 yılında ise, Aksaray kültürünü, geleneklerini, göreneklerini, yaşam tarzını, sosyal hayatını yansıtan, bir müze haline getirilmiş. Ama, geleneksel müzecilik anlayışı dışına çıkılarak, her odada, ayrı bir kültür yansıtılmış ve bu durum heykellerle desteklenmiştir. Kültürevinde, yaklaşık 31 heykel bulunuyor. Kullanılan eşyaların tümü ise, vatandaşlardan hibe olarak alınmış.

Aksaray Müzesi-Zinciriye Medresesi

AKSARAY MÜZESİ- ZİNCİRİYE MEDRESESİ

İl merkezinde, Zincirli Mahallesindedir. Karamanoğlu Yahşi Bey tarafından, 1336-1338 yılları arasında yaptırılmıştır.

Anadolu’nun ilk üniversitelerindendir. Somuncu Baba, Yusuf Hakiki Baba, Ak Şemseddin gibi, büyük İslam alimleri, burada dersler vermişlerdir.

Plan olarak: kesme taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş, dört eyvanlı, üzeri kubbe ile örtülü, 8 bölmeli ve üstü açık avluludur. Ortadaki büyük revağın, tam ortasında, medresenin su ihtiyacının karşılandığı büyük bir kuyu bulunmaktadır. Bu kuyuda bulunan zincirden dolayı, buraya “Zinciriye Medresesi” ismi verilmiştir.

Giriş: doğu bölümündeki taç kapıdandır. Bu kapı: basık kemerlidir. Yapı: 15.yüzyıl ortalarında yapılmış ve 20.yüzyıl başlarına kadar, medrese olarak işlevini sürdürmüştür. 1940 yılından sonra ise, 1955 yılına kadar cezaevi olarak kullanılmıştır. Çakırcalı Mehmet Efe: bu cezaevinde yatmış ve tünel kazarak firar etmiştir. Bu tarihi bina, bir süre sonra terk edilmiştir.

1969 yılından sonra ise, müze olarak faaliyete geçmiştir. Müzede: 1997 yılı sonu itibarıyla: satın alma, bağış ve Aksaray ili sınırları içinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilmiş, toplam: 6134 eser bulunmaktadır. Bunlardan: 2022 tanesi arkeolojik eserdir.

Müze

Birbiriyle, koridorlarla bağlanan 4 teşhir salonundan oluşuyor. Bu salonlar: Etnografya, Arkeoloji, Mumyalar ve Üzerinden çıkan eserlerin sergilendiği salonlardır. Bahçede ise, küpler sergileniyor.

Müzede: Güvercinkaya yerleşkesinden getirilen 24 parça eser bulunmaktadır. Kalkolitik dönemden kalma bu eserler arasında: obsidyen’den kesici aletler, çanak-çömlek, sürtme ve öğütme taşları, kemikten bız ve süs eşyaları, pişmiş topraktan hayvan ve insan figürleri bulunmaktadır.

Acemhöyük kazısında ise, ortaya çıkarılan 819 eser, yine müzede sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan riton, testi, kapaklı vazo, ağırşak, damga, mühür ve bullaları, kemikten alet, mühür ve aplikleri, taştan el baltası, fayanstan ve pişmiş topraktan hayvan figürleri, kaya kristalinden objeler var. Ayrıca: altın ve gümüz küçük buluntular ile bronz iğneler müzede müzede sergilenmektedir.

Evet, bunların dışında, Müzede: Darphane (Melik Mahmut Gazi Hangahı) kazısında bulunan: 11 Selçuklu dönemi eseri ve başkaca, yörede bulunan arkeolojik eserler sergileniyor.

ETNOĞRAFYA SALONU

Aksaray çevresinden toparlanmış: etek, bindallı, cepken ve kaftan gibi giyim eşyaları, süs eşyaları, halılar, çorap, para kesesi, kılıç ve silahlardan oluşan, 584 eser sergileniyor.

Sikke Bölümünde: Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait: altın, gümüş, bronz ve bakır madenlerinden yapılmış,. Toplam 3528 sikke sergileniyor.

Aksaray Müzesi

Evet, müze gezisinde

Mutlaka görmenizi önereceğim obje: Aşıklı Höyükte bulunun ve dünyanın en eski kafatası ameliyat izlerini taşıyan, genç bir kadına ait kafatasıdır. Ayrıca: müzede, Mumyalar Bölümünde bulunan mumyalar: 10. ve 13.yüzyıllardan kalma, Çanlı Kilisenin içinden ve çevresinden çıkarılmışlardır. Bunların içinde : çocuk ve yetişkin mumyaları yanında bir de kedi mumyası bulunuyor.

Mumyaların üzerinden çıkarılanların sergilendiği bölümde ise: mumyalarla birlikte bulunan: cam bilezik, boncuk, metal yüzük, kolye, giysi, kefen parçaları, tarak,  patik ve fes gibi kişisel eşyalar ve elle yazılmış İncil ve çeşitli yazma eserler de görülebilir.

Aksaray Ulu Cami

ULU CAMİ

Şehir merkezinde, yığma bir tepe üzerinde: 1408-1409 yılları arasında, Kılıçaslan’ın oğlu Rükneddin Mesut tarafından yaptırılmıştır. Sultan Mesut’tan sonra hükümdar olan oğlu II. Kılıçaslan, babası tarafından yaptırılan camiyi genişlettirmiş, abanoz ağacından yapılan muhteşem minberine, babasının adı yanına kendi adını da yazdırmıştır. Özellikle, bu minber: yazının, sedef kakmacılığının, ince ağaç işçiliğinin ve süslemenin her çeşit inceliğinin bir arada kullanıldığı bir sanat eseridir. Bu minber: Hoca Anüştekin tarafından, Sultan I. Mesut zamanında yapılmıştır.

Minaresi: 1925 yılında yapılmıştır.

KIZIL (EĞRİ) MİNARE

Şehir merkezindedir. 1221 yılında; Selçuklular döneminde; Sultan I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.

Kırmızı tuğladan yapılmış olduğu için, Kızıl Minare olarak da isimlendirilmektedir. Yanında göreceğiniz cami, sonradan yapılmıştır.

Minare: dört köşe bir kaide üzerindedir. Silindirik gövdeli, ince bir silme ile, iki kısma bölünmüştür. Alt kısım: zikzak, üst kısım ise: mavi ve yeşil, çini mozaiklerle süslenmiştir. Ancak, bu tarih hazinesi yapı: yıkılma tehlikesine karşı, çelik halatlarla bağlanmış. Çünkü: yer çekimine meydan okurcasına yaptırılan bu Selçuklu eseri: ekseninden 27 derece eğiktir. Yüksekliği ise: 35-36 metre civarındadır.

Minare, yıkılma tehlikesine karşı: 1973 yılında, çelik halatlarla bağlanmıştır.

Aksaray Somuncu Baba Türbesi

SOMUNCU BABA TÜRBESİ

Şehir merkezinde, II. Kılıçaslan Tepesi eteğinde, Ervah mezarlığı içindedir. Bu açık türbe, Şeyh Hamid-i Veli’ye aittir. Türbe: 1412 yılında yapılmıştır. Yapıdan günümüze ulaşan, 2 tane mezar taşı vakfiyesi bulunmaktadır.

Türbenin girişinde ise bir yazı var: “ Ne kahrı düşman elinden, ne lütfu tanıdıktan bil. İşlerini Hakka havale et, onları Allah’tan bil”

Somuncu Baba: Hacı Bayram-ı Veli’yi: Aksaray’a çağırtır ve geldiğinde, ona “vefat zamanının geldiğini” söyler. Hacı Bayram-ı Veli: 18 yıl, burada, Şeyhinin hizmetinde bulunarak eğitim alır. Daha sonra, Fatih Sultan Mehmet’in hocalığını yapar.

YEŞİLOVA (ACEM HÖYÜK) 

 Acemhöyük hakkındaki ayrıntılı yazımı, yine bu sitede bulabilirsiniz. 

 

ÖRESİN HAN (TEPESİ DELİK HAN)

Aksaray-Nevşehir karayolu üzerinde ve il merkezine 21 km. uzaklıktadır. Anadolu’da sadece iki örneği bulunmakta olan bu yapı: hükümdarlara misafirhane, sığınak, borsa, ticaret işlerinin görüşüldüğü bir merkez olarak öne çıkmaktadır.

Dikdörtgen bir plana sahiptir. Duvarları: yığma olarak inşa edilmiştir. Kesme taş ile kaplıdır. Taç kapısı ve ön cephesi yıkık, kitabesi yoktur. Bu yüzden: 1264-1283 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Buranın, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılmış ve bir ihale ile, restoran olarak kullanılmak üzere özel sektöre kiraya verilmiştir. Kervansaray restoran adıyla, burada hizmet veren bir işletme var.

ALAYHAN

Aksaray-Nevşehir-Kayseri karayolu üzerinde, 22’nci km.de, Alayhan köyünün, 3 km. doğusundadır. Kapı üzerinde bulunan “çift gövdeli ve tek başlı aslan figürü” mutlaka görülmelidir.

Han yapısı: sağ ve solda, yedişer bölümden oluşmaktadır. Ancak: bütün kubbeler, tonozlar ve hanın üzerinde bulunan gözetleme kulesi yıkılmıştır. Ayakta kalan kısımlardan anlaşıldığına göre: yapı girişten itibaren, 6 sıra halinde, 24 ayaktan oluşmaktadır.

Moloz taşlarla, yığma olarak inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşla kaplanmıştır. Taç kapı, sadedir. Mimari ve süsleme şekillerinden, yapının: 12.yüzyıl sonları veya 13.yüzyıl başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet, günümüzde tam ortasından karayolu geçirilmiş ve han, tam bir harabe durumundadır.

Aksaray Aşıklı Höyük

AŞIKLI HÖYÜK

İl merkezinin 25 km. güneyinde, Kızılkaya köyündedir. Ihlara vadisinin, 4.5 km. kuzeydoğusundadır. Orta büyüklükte bir höyüktür.

Höyük: tarıma elverişli bir ova yanında ve Melendiz ırmağının kenarında kurulmuştur. Doğal oluşum sonucu, çevrede çok sayıda “doğal cam-volkanik cam” denilen “obsidiyen” yatakları var.

Bu höyükte yaşayan insanlar: binlerce yıl önce, alet ve silahlarını yapmak için, bu obsidiyen kaynakları kullanmışlar, bu hammaddeyi, çevredeki diğer yerleşim insanlarına satarak ve değiş-tokuş yaparak ticaretin başlamasına neden olmuşlardır. Çünkü: Kıbrıs, Suriye, Irak ve Filistin bölgelerinde, obsidiyen aletler bulunmuştur.

Burada: 1989 yılından bu yana arkeolojik kazılar yapılıyor. Çünkü: Mamasın Baraj gölünün su seviyesi yükseldiğinde, Aşıklı Höyüğün, kısmen batı ve kuzey yamaçları, su altında kalacaktır.

Burada: Anadolu’daki ilk köy yerleşimi, yani günümüzden on bin yıl öncesine ait köy yerleşimi bulunmuş olup, bu özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Burada bulunan kültürün benzeri: henüz bulunamamıştır. Burada: 10.000 yıllık, damından girilen neolitik bir ev tipi kullanıldığı anlaşılmıştır.

Aşıklı insanları: günümüzden binlerce yıl önce, ölülerini, konutlarının altına açtıkları çukurlara gömmüşlerdir. Aşıklı’da yaşayan insanlar, ilk kez, burada: buğday, arpa ve mercimek tarımı yapmışlardır. Ancak, yoğun olarak avcılık ile uğraşmışlardır. O dönemlerde, Melendiz vadisinde bulunan: yabani koyun, domuz, keçi, sığır, geyik, tavşan ve kuş gibi hayvanları, yoğun olarak avlamışlardır.

Aksaray Ihlara Bölgesi

IHLARA BÖLGESİ 

Ihlara vadisi bölgesi, Aksaray şehir merkezine 45 km. uzaklıktadır. Yol: düz ve asfalttır.

Öncelikle, Ihlara vadisinin nasıl oluştuğu hakkında kısa bilgi vermek istiyorum: Vadiye yakın Hasan dağı yükseltisi oluştuğunda, havzalar oldukça alçakta kalmıştır. Daha sonra, Hasan dağı, volkan püskürttüğünde, tektonik hareketler sonucu, çevre yüzeyinde büyük bir volkan tabakası oluşur. Bu volkan tabakası: rüzgar, erozyon ve  diğer doğal etkenler sonucu aşınır ve Selime ile Yaprakhisar bölgelerindeki, değişik görünüm ve renklerdeki “Peri bacaları” ortaya çıkar. Ihlara Vadisi boyunca ilerleyen “Melendiz Çayı” da, kanyon vadisinin tabanını oyarak, büyük bir derinlik kazandırır. Yer yer; 100 ve hatta 120 metrelere kadar ulaşan bu derinlik; vadiye farklı bir görüntü veriyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Evet: Ihlara vadisi içinde, 5000 yerleşim yeri ve 105 kilise bulunmaktadır. Bugün görülebilen 14 kilise mevcuttur. Bunlardan, 10 kadarı, canlılığını ve renk uyumunu korumaktadır.

Bölgenin eski adı: “Peristremma”dır. Bu kadar yoğun kilise yapılaşmasının nedeni hakkında; aşağıda yine kısa kısa bilgiler vereceğim.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Bölge

Hıristiyanlığın ilk yıllarında, önemli bir dini merkez olmuştur. Kayserili Basilus ve Nazianzoslu Gregorius gibi mezhep kurucuları, 4.yüzyılda, burada yetişmişlerdir. Bu şahıslar: Mısır ve Suriye sisteminden ayrı bir manastır hayatı geliştirmişler ve böylece: Yunan ve Slav sistemleri ortaya çıkmıştır.

Gregorius’un yetiştiği kayalık bölge: Manastır ruhuna uygun, kayalara oyulan kiliseler şeklinde yoğunlaştı. Ihlara vadisinde, kayalara oyulmuş bu freskli kiliseler: günümüze kadar korunarak gelmiş ve dünyada eşine rastlanmayan bir tarihi hazine olarak ziyaret edilmektedir.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Hıristiyanlığın ilk yıllarından itibaren, kayalara oyularak oluşturulan bu kiliseler: 14 km. uzunluğunda, Ihlara’dan Selimiye’ye kadar devam eden “Ihlara Vadisi” nin içindedirler.

Burada bulunan kiliselerden, sadece 2 tanesinin yapılış tarihleri belirlenebilmiştir. Bunlar: Direkli Kilise (976-1025) ve Saint Georges Kilisesi (1283-1295) dir. Özellikle: Saint Georges kilisesi: yapıldığı dönemin sanatsal özelliklerini taşımaktadır. Hatta, bir Selçuklu Sultanının elbisesini gösteren resim bulunması: buranın yani kilisenin, Türk hükümdarının himaye ve yardımları ile yapıldığının kanıtıdır.

10.yüzyılda, Bizanslılar: Toroslar ve Kilikya bölgelerinde, yeniden hakim olmaya başlayınca: Ihlara bölgesinde, yeni yeni kiliseler de yapılır. Özellikle: Bahaeddin Samanlığı, Sümbüllü ve Direkli Kiliselerin resimleri, bu dönemde işlenmiştir. 11.yüzyılda inşa edilen kiliseler ise: Ala kilise, Akhisar’daki Çanlı kilise ve Karagedik kilisesidir. Eski kiliselere, bu dönemde, yani 11.yüzyılda, yeni resimlerin ilave edildiği de görülmektedir.

11.yüzyılda, Selçuklular bölgeye gelince, kilise kültürü son bulur. Fakat, bölgedeki dini hayat devam eder. Bölgedeki dini kilise hayatı, ancak, mübadele sonrasında, 1924 yılında tamamen biter.

Vadi içinde: Melendiz çayı akıyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Ihlara bölgesine geldiğinizde

özel aracınız ile geldiyseniz, aracınızı bırakabileceğiniz otopark var, burada aracınızı bırakın ve müze gişesinden, giriş biletinizi alın. Vadiyi gezmek için size ayrılan zaman: 08.30 ile 19.30 arasındadır. Önce: seyir terasından çevreyi inceleyin ve sonra kanyonun içine inin. Birçok basamaklı merdiveni inip, Melendiz çayının kıyısına geldiğinizde, patika yol kıyısındaki  tabelalar, hangi kiliseye gitmek istiyorsanız, sizi yönlendiriyor.

Burada gezebileceğiniz birçok kilise: patika ve kayalar üzerinde olduğundan, rahat kıyafet ve özellikle ayaklarınızda spor/lastik tabanlı ayakkabı bulunması çok önemli. Ayrıca: gerek merdivenler ve gerekse kilise yapılarına inip-çıkarken mutlaka terleyeceksiniz, buna göre tedbirli olmanızda yarar var. Vadinin tamamını yürüyerek dolaşmanız, yaklaşık 5 saat sürmektedir.

Aksaray Ihlara Vadisi Gezi Planı

IHLARA VADİSİ GEZİSİ PLANI

Gezerken bir ipucu: Ihlara köyünden itibaren, Melendiz ırmağının sol tarafını takip ederek ilerleyin. Belisırma köyünden itibaren ise, ırmağın sağ tarafını izleyin. Vadinin çıkışında: Yaprakhisar köyüne ulaşın, köyde çok sayıda Bizans Manastırı görebilirsiniz. Yaprakhisar köyünün devamında ise, Peri bacalarıyla çevrili, Selime var.

Aksaray Eğritaş Kilisesi

EĞRİTAŞ KİLİSESİ

9.yüzyılda yapılmıştır. Vadinin en eski yapılarındandır. Çok büyük bir tapınak şeklinde inşa edilmiştir. Batı yönündeki bir bölümü, yıkılarak yok olmuştur. 2 katlı olarak yapılan yapıda, ana yapının altında cenaze törenlerinin yapıldığı bölüm ve bu bölüme açılan mezar odaları bulunmaktadır. Bu odalarda mezarları görebiliyorsunuz. Ancak, 2 katlı olarak yapılmış olsa da, iki katı birbirinden ayıran ahşap zemin, sonradan çökmüştür.

Doğu duvarındaki bir kitabeden: kilisenin “Meryem” e ithaf edildiği anlaşılmıştır.

Bunun dışında, yapıda bulunan fireskolarda işlenen konular: iki melek arasında oturan İsa, iki melek ve 6 piskopos arasındaki Meryem, Hz. Yusuf’un rüyası, Mısır’a kaçış, vaftiz, Kudüs’e giriş. Bunlar, oldukça yıpranmış olmalarına rağmen, boyalarının çok renkli ve canlı oluşları dikkat çekiyor.

Aksaray Kokar Kilise

KOKAR KİLİSE

10.yüzyılda yapılmıştır. Haç planlı ve tek katlıdır. Yapıya giriş: yıkılmış olan apsisinden sağlanmaktadır. Tek katlıdır ve kayanın içine, uzunlamasına oyulmuştur. Sonradan, kaya içine oyulan, 2 cenaze salonu ile, kilise, batıya doğru uzatılmıştır. Bu bölümde, zeminde mezarlıklar görülmektedir.

Freskolarında işlenen konular oldukça zengindir. Bunlar: son yemek, çarmıha gerilme, Mesih’in defnedilişi, göğe çekilme, havarilerin görevleri. Bu resimlerde: gri ton hakimdir. İyi korunmuş olan kubbenin tam ortasında, İsa’yı sembolize eden büyük bir haç motifi bulunmaktadır. Çevresinde ise, havariler bulunmaktadır.

Kilisede, 2 mezar odası var. Bu odalardaki süslemeler, kırmızı boya ile yapılmış ilk örnekler olarak öne çıkıyorlar.

PÜRENLİ SEKİ KİLİSESİ

Ağaçlı kilisesi ile aynı istikamettedir. Ihlaraya doğru, yaklaşık 300 metre uzaklıktadır. Irmak seviyesinden ise, 30 metre yukarıdadır. Çevresinde yetişen “püren” isimli ot nedeniyle, yöre halkı tarafından, bu isim verilmiştir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Kayaya oyulmuş 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünden sonra, büyük salona ve buradan da, diğer salonlara geçilmektedir. Salonlardan biri, cenaze tören salonu olarak da kullanılmıştır ve bu salonun zemininde, mezarlar bulunmaktadır.

Zeminde: mezarlar var. Fireskolarda: Peygamberlerin kehaneti, Meryem ve piskoposlar, müjde, ziyaret, çobanların tapınması, İsa’nın çocukluğu ve İncil’den çeşitli sahneler işlenmiştir.

DANİEL KİLİSESİ- AĞAÇALTI KİLİSESİ

Vadi içinde, vadiye giriş merdivenlerinin güney kısmındadır. Kiliseye: yıkık olan ana apsisten girilebilmektedir.

Burası, son dönem Roma ve Sasani etkisindedir. Yani, buradaki resimler, daha yoğun doğu havası taşımaktadır. Danyal Peygamberi: aslanlar arasında gösteren ve oldukça tahrip olmuş fresklere dayanılarak: Daniel kilisesi olarak da isimlendirilmektedir.

Aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tipinden çok ayrıdır. Kilisenin planı gereği: 5. veya 6.yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Haç planlıdır. Kubbeli bir yapıya sahiptir. Büyük kubbede, iyi korunmuş durumda çeşitli dini tasvirler var.

Diğer bölümlerdeki freskolarda: vahiy, ziyaret ve  doğum, Mısır’a kaçış, Hz. İsa’nın vaftizi ve Hz. Meryem’in ölümü işlenmiştir. Kubbedeki freskolarda ise, göğe çekilme sahnesi işlenmiştir. Kilisenin içinde, Batı kolunda: geometrik ve bitkisel süslemeler ile yukarıda sözünü ettiğim, Danyal Peygamberi, aslanlar arasında gösteren bir sahne var.

Ayrıca: bu kilisede “Göklerin Dürülüşü Sahnesi” betimlenen bir fresk var. Bu resimde: ortadaki İsa, baş aşağı görülmektedir. Bu sahne: İsa’nın Yüceleştirilmesi yani Apoheosis olarak adlandırılıyor. Tanım olarak: madalyonun içindeki bir İsa figürünün, melekler tarafından, göğe yükseltilmesi anlatılıyor.

Aksaray Sümbüllü Kilise

SÜMBÜLLÜ KİLİSE

Vadinin sol tarafındadır. Yapıya bu isim, çevresinde yetişen sümbül çiçeklerinden dolayı, yöre halkı tarafından verilmiştir. Irmak seviyesinden, 20 metre yüksektedir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Mekanlar: kaya kütlesine, 2 kat halinde oyulmuştur. Dış yüzü düzeltilerek, dekoratif bir görünüm kazandırılmıştır. Giriş kapısı: doğal etkenler ile doldurulmuş olan kiliseye, günümüzde, dar bir pencereden girilebilmektedir. Orta kubbe, oldukça tahrip olmuştur.

Bu yapıdaki freskolarda işlenen konular: Mikail ile Cebrail arasında Meryem, İsa ve fırında 3 İbrani genci ile azizlerin tasvirleri. Ancak: bu aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tiplerinden farklıdır. Göreme ve diğer kiliselerde rastlanmayan özellikler ve ifadeler vardır. Bütün resimlerde, İncil sahnelerinin sembolik bir üslupla gösterildiği dikkat çekmektedir.

YILANLI KİLİSE

9.yüzyılda yapılmıştır. Kilisenin ana girişi yıkılmıştır. Günümüzde, kiliseye yıkılın giriş koridorunun sonundaki bir bölümden girilmektedir. Bu kilise: gerek planı ve gerekse fresklerinin konusu bakımından, vadideki diğer kiliselerden farklılık gösterir.

Yapının: kuzeyinde ve güneyinde: dar haç kolları var. Tavanı: kabartma bir haçla bezenmiş.

Yapıdaki fireskolarda işlenen figürler: çarmıhta İsa, Kudüs’e giriş, Mısırlı Meryem’in gömülmesi, ziyaret. Bu fresklerde: İncil’de yer alan konular yanında, diğer kiliselerdekinden farklı olarak, öteki dünya ile ilgili konulara yer verilmiştir.

Kuzey duvarındaki şapelin içinde: keşiş mezarları var.

Batı duvarında: yılanların saldırısına uğramış, 4, çıplak ve günahkar kadınla ilgili sahneler nedeniyle, kiliseye “yılanlı kilise” adı verilmiştir. Sekiz yılanın saldırısına uğrayan birinci kadına ait kitabe tahrip olduğundan suçu anlaşılmamaktadır. Yılanlar: ikinci kadını, çocuğunu emzirmediği için göğsünden, üçüncü kadını yalan söylediği için ağzından, dördüncü kadını, itaat etmediği ve söz dinlemediği için, kulaklarından ısırmaktadırlar. Aynı duvar üzerinde bulunan “Son Yargı” sahnesi de dikkat çekicidir. Burada: 24 din görevlisi ve Sivaslı yani Sebaste’li 40 şehidin portreleri bulunmaktadır.

Bu sahneler  değerlendirildiğinde,

Buranın “Kadınlar Manastırı” olduğu sanılıyor. Kilisedeki son akşam yemeği sahnesinde Şeytanın da yer alması, ressamın doğruluğu kabul edilmeyen İncillerin etkisinde kalmasına bağlanıyor. Yani, bir anlamda, ressamlar Şeytana uymuşlardır.

Kilisede, bir de “Müjde” sahnesi var. Burada: din adamı kıyafetli bir baş melek görülüyor. Ancak, müjde sahnesi olabilmesi için: karşısında, kompozisyonu tamamlayacak bir “Meryem” figürü bulunması gerekiyor. Çünkü: ülkemizdeki kilise yapılarında, müjde sahnelerinde “Melek ve Meryem” hep aynı kare içinde görülmektedir. Ancak, böyle iki figürün, karşılıklı olabileceği kompozisyonlar, sadece “Sicilya” adası kiliselerinde görülüyor.

Aksaray Yaprakhisar Bölgesi

YAPRAKHİSAR BÖLGESİ

Güzelyurt ilçesine bağlı olan Yaprakhisar köyü: Ihlara vadisinin bitimindedir. Sarp kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Burada: mağaralar, mabetler ve barınaklar bulunmaktadır.

Aksaray Yaprakhisar Köprüsü

YAPRAKHİSAR KÖPRÜSÜ

Yaprakhisar köyündedir. Üç gözlü ve kemerli olarak, kesme taştan yapılmıştır. Melendiz çayı üzerindedir. Köprünün kitabesi bulunmadığından: kim tarafından ve ne zaman yapıldığı belli değildir. Günümüzde, kullanılmaktadır.

KALE YAPISI

Burada, bir yamaçta, 200 metre kadar yükselen, eski dönemlerden kalma mağaraların bulunduğu bir yapı var. Yapının: doğu ve kuzeydoğusu, 100-150 metre yüksekliktedir. Dik kayalar: ırmak vadisiyle çevrilmiştir. Batı bölümü, yine dik kayalarla çevrilidir. Burada: en üstte, o dönem insanlar kayayı burgu ile delerek, içine tırhazlı sığınaklar yapmışlardır. Bu bölümde: yörenin kaya içine oyularak yapılan en büyük mağarası bulunmaktadır.

Bu mağaranın mazgal delikleri de var. İnsanlar: kayaya oyulmuş küçük basamaklara ayaklarını koyup, elleriyle tırmanarak çıkıyorlarmış. Bir savaş veya tehlike anında ise, yapının kapısı, tırhaz taşı konularak kapatılıyormuş. Ayrıca, mazgallardan atılan taşlarla, düşmanlarını uzaklaştırıyorlarmış. Bu yapı içinde: birbirine geçen 12 oda ve geniş bir salon var. Büyük salonda, bir kuyu var. Bu kuyudan su çekildiği, ip ve halat yerlerinin kuyu ağzındaki izlerinden anlaşılıyor.

Aksaray Koyunağul Kilisesi

KOYUNAĞUL KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün solundadır.

11.yüzyılda yapılmıştır.

GÜVERCİNLİK (DAVULLU) KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün sağındadır. Bunların dışında: Yaprakhisar bölgesinde görebileceğiniz kiliseler şunlardır:

ÇOHUM KİLİSE

9 ve 11.yüzyılda yapılmıştır.

YAZILI KİLİSE

1024 yılında yapılmıştır.

ALAYGEDİĞİ KİLİSE

1023.yılında yapılmıştır.

PANAGA KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

Aksaray Selime Bölgesi

SELİME BÖLGESİ

Burası, il merkezine, 28 km. uzaklıktadır. Ihlara vadisinin bitiminde kurulu bir kasabadır. Burası: düz masa şeklindeki devasa bir tepenin eteğinde kurulmuştur.

Burada: kayadan oyma kiliseler bulunmaktadır. En önemlileri ise: Selima Katedrali olarak bilinen yapıdır. Bu yapı: kayalara oyulmuş, yüksekçe bir yerde bulunmaktadır. Ayrıca, burada: 13.yüzyıldan kalma mimari görünümüyle öne çıkan: Selime Sultan Türbesi, görülmeye değerdir.

SELİMA KATEDRALİ

Kayalara oyulmuş, yüksek bir yerdedir. Buraya: 365 basamaklı bir merdivenden çıkılıyor.

Yapı içinde, iki sıra halinde sütunlar var. Bu sütunlar, katedral yapısını, üç bölüme ayırmıştır. Üç nefli bazilika tipi kilise yapısı, bu planı nedeniyle, bölgede tektir. Yapı içindeki fresklerde: İsa’nın göğe çıkışı, müjde, doğum, üç müneccimin tapınması, çocukların öldürülmesi, Mısırdan kaçış, Elizabeth’in takip edilmesi, vaftiz, Meryem’in ilk yedi adımı, Meryem’in Mabede Takdimi, Koimesis, Piskopos tasvirleri.

Kapadokya bölgesindeki en büyük dini kuruluş olarak önem kazanıyor.

KALE KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

DOĞANYUVASI KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

SELİME HATUN TÜRBESİ

13.yüzyıldan, Selçuklu döneminden kalmadır. Görülmeye değerdir, mutlaka görün.

 

Şırnak

Şırnak

Şırnak şehrinde havaalanı vardır. Şerafettin Elçi isimli havaalanı, şehir merkezine 17 km uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, otobüs ve taksilerle sağlanır.

Şırnak, Eruh arası uzaklık:  47 km. Şırnak, Cizre arası uzaklık: 40 km. Şırnak, Diyarbakır arası uzaklık: 285 km. Şırnak, Siirt arası uzaklık: 97 km.

Şırnak

TARİHİ

İl bölgesindeki yerleşimin MÖ 7000’lere kadar gittiği tahmin edilmektedir. Ancak kesin bir bilgi ve belge yoktur.

Bir rivayete göre: Tufandan sonra “Nuh’un gemisi, Cudi dağının üzerinde durdu” şeklinde anlatılır. O dağdan inen ilk gurup, önce Heştan (Yoğurtçular köyü) ve ikinci gurup (Nuh peygamber bu gurubun içindedir) ise Şırnak yerleşim yerini kurmuştur.

Buraya önceleri Nuh’un şehrin anlamına gelen “Şeh-i Nuh” ismi verilmiş, bu isim zaman içinde değişerek “Şernah”, “Şırnek” ve günümüzde “Şırnak” olarak gelmiştir.

Bunun dışında: Şırnak tarihi incelendiğinde, buranın Eskiçağlarda Asur ve Babil gibi Mezopotamya’da kurulan devletlere komşu olduğu, ardından Kimmer ve İskitlerin akınlarına maruz kaldığı görülür. MÖ 330 yılına kadar Pers hakimiyeti sürer.

Ardından Büyük İskender ve onun ardılları Selevkoslar görülür. 639 yılında ise, Doğu Anadolu’nun güneyi ve güneydoğu kısa sürede İyaz Ganm tarafından İslam topraklarına katılır.

1042 yılında bölgeye Türkmen akınları başlar. 1085 yılında ise bölge Büyük Selçuklu Devleti hakimiyetine girer. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim, bölgeyi Osmanlı topraklarına katar.

1925 yılında Şırnak köyü, Eruh’tan ayrılarak Siirt iline bağlı bir kaza olur. 1930 yılında belediye teşkilatı kurulur. 1990 yılında ise İl merkezi olur.

Şırnak

GENEL

Şırnak, 1990 yılında Türkiye’nin 73’ncü ili olmuştur. İl merkezi, Güneydoğu Toroslarda 1990 metre yükseklikteki Namaz Dağının güneybatısına bakan yamaçları eteğinde, eğimli bir arazi üzerinde kurulmuştur. Şehrin orta kesiminin rakımı, 1370 metredir.

Şırnak ismi: 19’ncu yüzyılın sonlarında, bir köy adı olarak geçer. Yani, daha büyük bir yerleşim kurulmamıştır. Şehrin günümüzde en canlı bölgesi: Atatürk caddesi, Siirt caddesi ve Cizre caddesinin ortasında kalan, üçgen biçimli alandır.

Şehrin, kuzeybatıya doğru yüksek kesimlerinde bulunan Şehrinur mahallesinde rakım 1500 metreye ulaşır. İlde yaşayanların başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Bu yüzden göçerlik te yaygındır.

Göçerler ,koyunlarıyla birlikte yazın çayırların ve suların bol olduğu dağ zirvelerine, kışın ise, alçaklardaki daha sıcak ovalara göç ederler.

Erkekler sürüleri otlatırken, kadınlar da koyunlardan elde edilen yünlerden kilim ve halı dokurlar. Ancak son yıllardaki terör olayları nedeniyle göçerler, yerleşik hayata geçmişlerdir.

KUZU KIRMA VE YAYLA ŞENLİKLERİ

Şehirde, göçer kültürünün hatırlanması ve gelecek nesillere aktarılması için yapılan bir festivaldir. Şenlikler her yıl Beytüşşebap yaylasında, Ağustos ayında yapılır.

Şenliklerde giyilen elbiseler, oynanan oyunlar, söylenen türküler, çevrilen kuzular bereketin ve cömertliğin sergilendiği yer sofraları, yöre kültürü ve misafirperverliğini gösterir.

Şırnak

ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 22 Mayıs 2008 tarihinde kurulmuştur. Üniversite bünyesinde: 4 meslek yüksek okulu, 2 yüksek okul, 5 fakülte, 2 enstitü ve rektörlüğe bağlı 3 bölüm ile 73 açık bölüm vardır.

Açık olan 73 bölümün 37’sinde fiilen eğitim öğretim sürdürülmektedir.

Halen Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesinde il merkezinde 450 kişilik kız ve 450 kişilik erkek öğrenci yurdu vardır. Yine Şırnak il merkezinde çok sayıda özel öğrenci yurdu ve kamu kurumlarına ait misafirhaneler, oteller ve apart daireler bulunur.

Şırnak

CUDİ DAĞI

“Cudi” kelimesi, “cömertlik” anlamındaki “cud” kökünden gelir. Dağın tepesinin avuç içi gibi olması, tufandan sonra geminin konmasına ve gemidekilerin barınmasına elverişli durumu nedeniyle, bu adın verildiği düşünülmektedir.

Cudi dağı, Türkiye-Irak sınırına 15 km uzaklıktadır. Cizre’nin 33 km kuzeydoğusunda, Şırnak il merkezinin ise 17 km uzağındadır. Elip biçiminde olan dağın 2000 metreyi geçen dört ana zirvesi vardır. Bunların en yükseği 2115 metredir.

2017 metre yükseklikte olanı “Nuh Peygamber Ziyaret Tepesi” olarak isimlendirilir. Yüksekliği fazla olmamakla birlikte, batı ve güney yönünden oldukça görkemli görünür. 1500-2000 metre yükseklikteki bölgelerde çam ve meşe ormanları bulunur.

Tüm bu sayısal özellikleri dışında, Cudi dağının en önemli özelliği dinsel yönüdür. Kur’an da Hz Nuh’un gemisinin tufandan sonra, Cudi dağına oturduğu belirtilir. Bazıları tarafından ayet farklı yorumlanmış ve Nuh’un gemisinin indiği yer “Ararat” dağı denilmiştir.

Esasen Ağrı dağı çok yüksek ve sarp olup insan hayatı için önemli olan su, ağaç, barınacak yer gibi imkanlardan yoksundur.

Bu yüzden geminin oraya inmesi mümkün görülmemektedir. Cudi dağında ise, barınacak birçok mağara vardır. Tepesinin geminin inişine uygun bir yüzey oluşturması ve beslenme imkanlarına sahip olması da geminin oraya inmesi için uygun ipuçlarıdır.

Geminin oturduğu yerin, Yeşildağ adını alışı da önem gösterir. Sonuç: bu yazdıklarım bir varsayım, kesin kanıt yok, bu yüzden daha fazla ayrıntıya girmek gereksiz.

NE YENİR

Şırnak yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: Kutlık, serbidev, perde pilavı, kipe, şimşipe, meyre, birinzer önerilir.

 

GEZİLECEK YERLER

Şırnak yeni bir yerleşme yeri olduğundan, burada tarihi eser bulunmamaktadır.

ULU CAMİ

İsmet Paşa mahallesindedir. 1960 yılında yapılmıştır. Güzel bir minaresi vardır.

CUDİ CAMİSİ

İsmet Paşa mahallesindedir. Kimin tarafından ve ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir.

Şırnak İdil hakkındaki gezi yazım için  İdil

Şırnak Silopi hakkındaki gezi yazım için  Silopi

Yunanistan Kavala

2017.07.29.Kavala.17a
Yunanistan Kavala

 

Buranın en büyük özelliği: Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın memleketi olmasıdır. Masmavi bir şehirdir.

2017.07.29.Kavala.16e
Yunanistan Kavala
2017.07.29.Kavala.2b
Yunanistan Kavala
2017.07.29.Kavala.12
Yunanistan Kavala

 

ULAŞIM

Selanik-Kavala arasındaki karayolu, yaklaşık 2 saat 15 dakika sürüyor. İskeçe’nin, 60
km. ilerisindedir. İstanbul-Kavala arasındaki uzaklık: 480 km. dir.

Kavala.Bizans kalesi.2
Yunanistan Kavala

 

GENEL

Şehir: Hilal şeklinde konumlandırılmış, küçük ve şirin bir sahil kentidir. En önemli geçim kaynakları: balıkçılıktır. Coğrafi yönden: doğal bir liman olma özelliği taşımaktadır.

Şehrin ekonomik hareketliliği: gübre üretimi, mermer pazarlama üzerine yoğunlaşmıştır. Tarım ürünlerinden öne çıkanlar: üzüm ve kuşkonmazdır. Buna bağlı olarak, bölgede 15 tane şarap üretim tesisi bulunmaktadır. Turizm açısından ise, bölgede, Selanik şehrinden sonra ikinci önemli turizm merkezidir.

2017.07.29.Kavala.20a
Yunanistan Kavala Ne Yenir
2017.07.29.Kavala.20b
Yunanistan Kavala Ne Yenir

 

 

NE YENİR

Kavala şehrine yolunuz düşerse, burada deniz ürünlerini tatmalısınız. Özellikle: balık ve yanında midyeli ve dere otlu pilav denemelisiniz. Elbette, bunların yanında, Yunan salatası almalısınız.
Özellikle, bu salatanın zeytinyağının tadına ve kokusuna doyamayacağınız kesin. Ayrıca: kabak kızartması ve kalamar ızgara da düşünebilirsiniz.
Bu veya benzeri bir menüyü, makul bir fiyatla alabiliyorsunuz. Bunun yanında: şehirde tam bir lezzet mekanı olan “Panos Zafira” ya uğrayabilirsiniz.

Burada, geleneksel yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Bir de şehir merkezinde “Midillini” restoran bulunuyor. Rehberin önerisiyle gidilen bu restoranda: hesap fişi tamamen Yunan harfleriyle geldiğinde bir şey anlamak mümkün olmuyor ve (örnek: biz hesap fişinde yemediğimiz bir yemeğin de işlendiğini daha sonrasında, hesap fişini rehbere gösterdiğimizde gördük, ama o an anlamak elbette mümkün değil, zaten anlasanız da derdinizi anlatamıyorsunuz, dil sorunu var) anlamsız bir hesap ödemek zorunda kalabiliyorsunuz.

Fikir edinmeniz açısından hesap fişinin resmini yukarıda görebilirsiniz. Ama tek bir gerçek var, burada mutlaka deniz ürünleri yemelisiniz, alkol kullananlar için, buranın şaraplarını, şişeler değil, çanaklar içinde getiriyorlar.

2017.07.29.Kavala.13
Yunanistan Kavala
2017.07.29.Kavala.14
Yunanistan Kavala Ne Satın Alınır

 

NE SATIN ALINIR-KAVALA KURABİYESİ

Kavala yöresinden, buraya has ve çok meşhur “bademli kurabiye” satın alabilirsiniz. Kurabiye gerek Kavala merkezine yakın şehir dışında ve gerekse Kavala içinde, şehir merkezinde bolca satılıyor. Şehir merkezi yakınlarında “Neakarnavali” denen yerde kurabiye satılıyor ve tur gurupları, rehberler tarafından genellikle buraya yönlendiriliyor. Neakarnavali, Yunanca kelimelerden anlaşıldığı üzere, Karnavali denen yerin, yeniden kurulmuş, Yunanistan’da kurulmuş şeklidir. Karnavali yeri: günümüzde Kapadokya Güzelyurt olarak isimlendirilen yerin, eski adıdır.

Burada, mübadeleden önce yani 1924 yılı öncesinde çok sayıda Rum varmış ve bunlar mübadelede buraya göç edince, burada oranın ismine atfen “Neokarnavali” denen yeri kurarlar. Yani, aslında Kavala kurabiyesi, Kapadokya Güzelyurt bölgesinde eskiden yaşayan Rumlar tarafından yapılan bir tür kurabiyedir ve bu kurabiyeyi yapanlar buraya gelince, kurabiyenin ismi “Kavala kurabiyesi” olmuştur. Evet, birinci tercih Neokarnavali denen yerdeki, standart mağazadan kurabiye ve benzeri ürünler satın almaktır.

Burada satış yapanların 50-60 yıldır burada bulundukları söyleniyor, mağaza içinde Türk çayı ikramı ve tuvaletler var. Ancak ikinci tercih (bence bu daha uygundur) Kavala şehir merkezinde “Marmelato” denen yerlerde satılıyor. Burada satılan kurabiyeler, diğerlerinden farklı olarak tereyağı ile yapılmış ve tereyağı tadı hissediliyor.

Burada yapılan kurabiyenin içinde badem parçalı iken, Neokarnavali kurabiyesinin içindeki bademler bütün olarak konulmuştur. Fiyatlar ise aynıdır: 250 gramlık kutu 2.5 Euro, yarım kiloluk kutu 5 Euro ve kiloluk kutu 10 Euro’dur. Her iki yerde de kurabiyeyi satın almadan önce tatma şansınız vardır. Kurabiye: kavrulmuş un ve bademin mükemmel karışından yapılıyor. Pudra şekeri içinde bulunuyor.

Evet kurabiye dışında ne satın alınır. Özellikle, bilmelisiniz ki, Kavala şehrinde saat 19.00 dan sonra sadece hediyelik eşya satan birkaç yer açık kalıyor. Şehirde limana paralel iç bölgelerdeki caddelerin birinde, büyükçe bir market var, bu markette her türlü ürün bulunuyor ve fiyatları uygundur, marketin hemen yanında ise sadece içki satılan bir dükkan bulunuyor ve burada da fiyatlar uygundur.

2017.07.29.Kavala.17a
Yunanistan Kavala
2017.07.29.Kavala.6b
Yunanistan Kavala
2017.07.29.Kavala.16c
Yunanistan Kavala

 

GEZİLECEK YERLER

Kavala şehrine uzaktan baktığınızda: bir yarımada görüyorsunuz. Ancak, şehre yaklaştıkça: Osmanlı kalesi ve su kemerleri karşınıza çıkıyor. Su kemerlerinin altından geçerek: şehrin ana caddesinden, limana doğru ilerliyoruz. Su kemerleri: Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır.

Kavala şehrinin en merkezi meydanında: yukarıda resmini gördüğünüz, büyükçe bir tabela bulunuyor. Bu tabelanın önünden her gün yüzlerce turist ve Kavalalı geçiyor ve Türk düşmanlığı inanılmaz bir inatla sergilenmeye devam ediliyor. Çok anlamsız, umarım bir gün bunu kaldırmak akıllarına gelir. Bu konu hakkında bir husustan daha söz etmek istiyorum.

Deniz kıyısında uzanan caddede, bir parkın kenarında bir anıt daha var. Mermerden yapılmış bu anıt, sanırım İsrailliler tarafından yaptırılmış, çünkü bu anıtın üstünde “II. Dünya savaşında, burayı işgal eden Nazilere, burada yaşayan 1240 civarındaki Yahudi’nin Kavalalılar tarafından teslim edilmesinin unutulmaması” yazılıdır.

Bu yol üzerinde: hemen sağda, günümüzde kiliseye çevrilmiş olarak kullanılan, İbrahim Paşa camisi (sonradan kiliseye çevrilmiştir) görülüyor. Burayı gezmek mümkündür.

Burayı gezdikten sonra: karşısındaki caddeye doğru yürüyün ve eski Kavala Mahallesine girin. Buradaki evlerin mimari görüntüsü: kendisiniz, bir Anadolu kasabasında hissetmenize neden oluyor. Buradaki cumbalı ahşap evlerin bulunduğu sokaklar gerçekten ilginizi çekebilecektir. En önemli yanı, bütün bu evlerin hepsinin, güzel konumlandırılmaları nedeniyle, denizi
görebilmeleridir.

Dar sokaklardan yürüyerek, yokuş yukarı, kaleye doğru çıkıyoruz.

Kale yolu üzerinde, yine bir cami görüyoruz, ancak perişan hali içler acıtıyor.

Kaleye çıktığınızda ise, Kavala şehrini kuş bakışı görme şansı oluyor. Kalenin arka yolu üzerinde yürüyün ve buradan hem denizi ve hem de Taşoz adasını görebilirsiniz.

Taşoz adası, Kavala şehrine gelirken, yol kıyısından da görülüyor. Son zamanların en turistik bu adasında deniz muhteşem, dalma merakı olanlar içinde Taşoz adası öneriliyor.

Buradan yürüdüğünüzde, Mehmet Ali Paşa’nın konağının bulunduğu yere geliniyor. Konak, günümüzde müze olarak kullanılıyor ama içine girmek mümkün değil, zaten mülkiyeti Yunanlılar da değil Mısırlılardadır.

Buradan sonra: limana bakan, Kavala şehrinin en önemli Osmanlı eserlerinden olan “İmarethane” ye uğrayın. İmarethanenin bakımlı hali ve ayakta olması, güzel. Şehri ziyaretinizde, özellikle, bu imarethaneyi mutlaka görmenizi öneriyorum.

Ancak imarethane günümüzde otel olarak kullanılıyor, yani özel mülk, içine girip gezmek kişisel olarak mümkün ama büyük guruplar halinde içeri almıyorlar.

Daha sonra, limana iniyoruz.

Limandaki kafeteryalardan birinde, bir kahve molası veriyoruz. Özellikle akşam saatlerinde mutlaka limandaki kafelerde oturun ve bir şeyler için, fiyatlar çok uygun, özellikle yakın zaman önce bir Yunanlı genç tarafından icat edilen, bir tür soğuk nescafe olan Yunan nescafesini deneyin. (bardak ücreti 2 Euro)

2017.07.29.Kavala.18
Yunanistan Kavala Kamares-Su Kemeri

 

KAMARES-SU KEMERİ

Şehrin su ihtiyacını karşılamak için, Mehmet Ali Paşa tarafından 1550 yılında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır. Kuzeydeki dağlardan, şehir merkezine su getirmekteymiş. 60 kemerden oluşan anıtsal yapı 52 metre yüksekliktedir. 20’nci yüzyılda 10 kemer onarılarak mülteciler tarafından barınmak için kullanılmıştır.

Kavala şehrinin doğu girişi, halen bu su kemerlerinin altından geçmektedir. Bu kemerler, İstanbul Unkapanı havası veriyor, kemerlerin altından geçiliyor.

2017.07.29.Kavala.9
Yunanistan Kavala İbrahim Paşa Camisi-Aya Nikola Kilisesi

İBRAHİM PAŞA CAMİSİ- AYA NİKOLA KİLİSESİ

Cami: su kemerine giden yolda ve kale kısmının hemen yakınındadır. Cami, son yıllarda televizyonda sıkça gündeme gelen bir dizinin kahramanlarından biri olan, Pargalı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Kavala şehrinin en büyük camisi olarak yaptırılmıştır. Nadir olarak yıkılmayıp kiliseye dönüştürülen camilerden biridir. Günümüzde kilise olarak kullanılmaktadır.

Dıştan görünüşü camiye benzemektedir. Adı ise: Saint Nikolas Kilisesi. Yanı başındaki minare yıkılmış ve yerine bir çan kulesi eklenmiştir. Arka tarafında da çirkin bir ek bina yapılmıştır. Ancak yine de günümüze kadar ulaşmış olması, büyük bir şans. Çünkü: kale içinde, minaresiz “Alaca camisi”  dışındaki tüm camileri yıkmışlar.

Kavala.su kemerleri.1
Yunanistan Kavala Kalesi
Kavala.Kale.1
Yunanistan Kavala Kalesi

 

KAVALA KALESİ

Eski şehir merkezinde, yukarıda bir tepenin altındadır. Limandan 15-20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılır ve giriş 2 Euro’dur. Kale: bir Bizans kalesi kalıntıları üzerine Osmanlılar tarafından 1425-1530 yılları arasında inşa edilmiştir.

1700’lü yıllarda hapis ve sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde yöneticiler yani Osmanlılar kalenin içinde, Yunanlı ve Yahudiler ise kalenin dışında yaşarlarmış. Bu yüzden kalenin içinde Osmanlı izleri çok görülür.

Denize doğru uzanan kale, muhteşem bir görüntü sunmaktadır. Günümüzde kalenin birçok duvarı ayaktadır. Ayrıca zindan kısmı da gezilebilmektedir. Kale içindeki cumbalı Türk evlerinin büyük kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak kaleye çıkmak için yokuş yukarı tırmanmak gerekiyor, gezmeyi düşünenler günün sıcak olmayan saatlerinde kaleye çıkmayı düşünmelidirler.

ALACA CAMİSİ

Kale içindedir. Harabe şeklinde, günümüze ulaşmayı becermiştir. Minaresi yıkılmış, ancak kiliseye çevrilmemiştir. Kubbesinin üzerindeki hilal duruyor. Ancak, dediğim gibi, tadilat yapılmamış, kendi kaderine terk edilmiştir.

Kavala.İmaret.2
Yunanistan Kavala İmaret

 

İMARET

Kalenin içinde, büyük Medrese olarak da bilinmektedir. 1718 yılında inşa edilen imaret, Mehmet Ali Paşa tarafından inşa ettirilen etkileyici bir yapıdır. 18 kubbeli yapının görüntüsü, dışarıdan muhteşemdir. Ancak arka tarafta yol üstünde ilerlerken yapılın arka cephesi görülüyor ve burada Osmanlıca yazıların bulunduğu mermer levhalar bulunuyor.

İmaret yani külliye, 3500 metre karelik bir alanı kaplamaktadır. Burada: bir dini okul, sosyal ve eğitim hizmeti veren yerler vardır. Bunlar: iki medrese, iki mescit, imaret, mektep, ofis ve yatak haneler bulunur.

İlk yapılış amacı, yoksul Kavalalılara yardım içindir. Burada her gün yemek servisi yapılır ve haftanın iki günü yemeklerde et kullanılırmış.

1858 yılı sonrasında, buradaki vakıf zararlı kabul edilmiş ve eğitim ve hayır amaçlı statü değiştirilmiştir. 1923 yılına kadar burada mültecilerin yaşadığı bir dini okul olarak çalışma devam etmiştir. 1924 yılında ise, mübadele sonucu Türkiye’den gelen Rumların büyük bölümü buraya yerleştirilmiştir.

1967 yılından sonra ise çöküş dönemine girilmiş ve ardından burası, mülkiyeti Mısır hükümetinde olması nedeniyle bir Yunanlı bayan tarafından kiralanmış, 22 aylık bir restorasyonun ardından otel olarak hizmete açılmıştır.

Yani binanın mülkiyeti Mısır devletine aittir. Otel müşterisi olmadan içeriye girmek ve görmek mümkün değil. Ancak mutlaka görmek isteyenler izin almayı deneyebilirler.

2017.07.29.Kavala.35a
Yunanistan Kavala Mehmet Ali Paşa
2017.07.29.Kavala.35e
Yunanistan Kavala Mehmet Ali Paşa
2017.07.29.Kavala.40c
Yunanistan Kavala Mehmet Ali Paşa

 

MEHMET ALİ PAŞA

Kavala şehri denilince, hemen akla ilk gelen “Kavalalı Mehmet Ali Paşa” dır. Kendisi: Osmanlı döneminde, ikinci bir devlet, güç olarak iktidar ortağı olarak tanınır. Kavala şehrinde doğmuştur ve bir zaman sonra İstanbul’dan uzaklaştırmak adına, Mısır’a Hidiv yani vali olarak gönderilmiştir.

Bu dönemde Kavala şehrine çok fazla yatırım yapmıştır. Ancak tarih sahnesinde en bilinen icraatı: Yunan isyanı çıktığında, Padişah’ın isyanın bastırılmasını Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan istemesiyle gelişir.

Paşa, Yunan isyanını bastırır, ancak karşılığında 3 şehir ister ve Padişah bu isteği kabul etmeyince, bu kere kendisi isyan eder ve ordusuyla birlikte Kütahya şehrine kadar gelir.

Bunun üzerine Padişah. Ruslardan yardım ister ve Ruslar donanmalarıyla İstanbul’a gelerek Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ilerlemesini engellerler ve Kütahya Barış Anlaşması yapılır. Bu sefer, Ruslar bunun karşılığında Osmanlıdan, burada yani İstanbul’da 8 yıl kalma hakkı isterler.

Bu 8 yıllık süreçte, sürekli olarak azınlık haklarını ileri sürerek çeşitli tavizler isteyen Ruslara karşı: Tanzimat ve İslahat Fermanları yayınlanır ve bu fermanlarda haklardan söz ederken, halk “herkez” olarak tanımlanır yani azınlıklar da halklara verilen haklardan yararlanacaktır. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

Sonuçta: Kavalalı Mehmet Ali Paşa, burada doğmuş olması nedeniyle, idarede bulunduğu sürede de buraya fazlaca yatırım yapmış, önem vermiş, bu yüzden Kavala halkı tarafından çok sevilmiş ve sevilmektedir. Tabii bu sevginin temelinde, Paşa’nın Osmanlıya başkaldırması yani isyan etmesinin de özel yeri olduğu kesindir.

Evet, Kavalalı Mehmet Ali Paşa: İmaret dışında, burada bir evi ve evinin hemen önünde duran at üstündeki heykeliyle de bilinir.

Ev: kalenin Taşoz adasına bakan ucundadır. Tur gurupları ile buraya kadar çıkılıp geziliyor ve özellikle evin yan bölümünün arkasından, çam ağaçlarının gölgesinde muhteşem güzel bir deniz manzarası izleniyor. Mehmet Ali Paşa’nın bu evde doğduğu söyleniyor. Evin önünde Yunan ve Mısır bayrakları asılıdır ve içine girilmiyor, yani ziyaret mümkün değildir. Evin 1720 yılında inşa edildiği biliniyor.

Yunanlılar Mehmet Ali Paşa’yı bir Osmanlı paşası olarak değil, Osmanlıya baş kaldıran birisi olarak tanıyorlar ve o yüzden bu eve sahip çıkıyorlar. Evin önünde Mehmet Ali Paşa’nın bir heykeli bulunuyor. 2 Aralık 1940 tarihinde açılan heykel, heykeltıraş Dimitriadis tarafından yapılmıştır.

Heykelde: Paşa at üzerinde, Ege denizine bakar şekilde betimlenmiştir. Heykelin Mısır hükümetinin teşvikiyle yaptırıldığı söyleniyor. Hemen yan tarafta da küçük bir kilise bulunuyor. Kilisenin içine girip gezebilirsiniz. Evin yani konağın bahçesinde ise, Mehmet Ali Paşa’nın annesinin mezarı bulunduğu söyleniyor.

Kavala.Lazarist manastırı.1
Yunanistan Kavala Lazarists Manastırı

LAZARİSTS MANASTIRI

1888-1892 yılları arasında yapılmıştır. Başlangıçta Fransız konsolosluğu olarak kullanılan bina, daha sonra Katolik kilisesi olarak kullanılmaya başlanmış ve günümüzde de Katolik kilisesi olarak kullanılmaktadır.

Kavala.Wix konağı.1
Yunanistan Kavala Wix Konağı

WİX KONAĞI

Alman Baron Adolf Wix tarafından yaptırılmıştır. Town Hall binasına pekçok benzerlik göstermektedir. Kavala Belediyesi mülkiyetindedir.

Kavala.Liman.2
Yunanistan Kavala Liman

LİMAN

Kavala limanı, günümüze kadar şehrin gelişiminde önemli rol oynamıştır. 7’nci yüzyılda yapılan liman özellikle Anadolu kıyılarıyla olan ulaşımda kullanılmış ve Havari Pavlus, bu limandan Kavala şehrine gelerek, Avrupa genelinde Hıristiyanlığı yaymaya çalışmıştır.

Limanda 1920 yılında başlayan yenileme çalışmaları 1950 yılında tamamlanmıştır. Günümüzde liman eğlence, ticaret, iş ve turistik aktivitelerin odak noktasıdır.

Kavala.Belediye Müzesi.2
Yunanistan Kavala Arkeoloji Müzesi
Kavala.Arkeoloji müzesi.0
Yunanistan Kavala Arkeoloji Müzesi

 

Kavala.Arkeoloji Müzesi.00
Yunanistan Kavala Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Kavala şehrinin ilk arkeoloji koleksiyonu, 1934 yılında oluşturulmaya başlanmıştır. Ancak Alman ve Bulgarların şehri işgali sırasında müze yağmalanmış ve birçok antik eser ya kaçırılmış ya da yakılmıştır. 1963 yılında inşa edilen günümüzdeki müze binası, Yunanistan’ın en önemlilerinden birisidir. Müzede özellikle antik Amfipolis’te ele geçen bulgular çok önemlidir. Birinci katta, Trakya bölgesinden gelen eserler sergileniyor.

Kavala.Belediye tütün deposu.1
Yunanistan Kavala Tütün Müzesi

 

TÜTÜN MÜZESİ

19’ncu yüzyılda başlayan tütün yetiştiriciliği, 150 yıldır şehrin tarihinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Aynı zamanda şehrin zenginliğinin sebebidir. Burada 160 tütün deposu kurulmuş ve 1918 yılından itibaren şehirde 50 tütün şirketi işletilmiştir.

Ancak 1929 yılında patlak veren dünya ekonomik krizi, tütün endüstrisinde büyük bir düşüş yaratmıştır. Tütün müzesi, Kavala tütün endüstrisinin tarihini anlatan ilginç müzedir ve sergilerde: tütünle ilgili araçlar, fotoğraflar ve nadir belgeler bulunmaktadır.

Kavala.Kıbrıs caddesi.1
Yunanistan Kavala Kıbrıs Caddesi

KIBRIS CADDESİ

Kavala şehrinin en güzel ve turistik caddesidir. Yürürken caddenin sağ tarafında: Lazarist Manastırı, Wix Mansion, Belediye Binası, Büyük Belediye Kütüphanesi, Tokou Konağı ve Belediye Folklor Müzesi görülür. Sol tarafta ise, Fallen Memorial, Belediye Bahçesi, II. Dünya savaşında ölen Yunanlı askerlerin anısına yapılan özgürlük anıtı görülür.

Kavala.Elçi Pavlus anıtı.1
Yunanistan Kavala Elçi Pavlus Anıtı

ELÇİ PAVLUS ANITI

A giou Nikolaou kilisesine yakındır. Havarının gelişini simgeleyen bir mozaiktir.

PHİLİPPİ ARKEOLOJİ MÜZESİ

Bu müzede bulunan koleksiyonda: Helenistik, Roma ve erken Hıristiyan dönemlerine ait, çevredeki şehirlerde bulunan buluntular sergileniyor.

DENİZ MÜZESİ

Deniz kültürünü ve geleneğini korumak için, 2005 yılında açılmıştır. Burada: çeşitli sergiler ve denizcilik faaliyetlerine ait etkinlikler, konferanslar düzenleniyor.

Yunanistan Kavala Plajları

 

KAVALA PLAJLARI

TOSCA: İl merkezine4 km. uzaklıktadır. Otobüs ile ulaşım mümkün.

BATİS: Şehir merkezinin batı ucundadır. Burada: kafeteryalar ve restoranlar var. Otobüs ile ulaşım mümkündür.

KALAMİTSA: Şehir merkezinin batısındadır. Yaz aylarında, yüzmek isteyenler buraya akın etmektedirler. Ziyaretçiler için, bölgede, tavernalar ve barlar bulunuyor.

PERİGİALİ: Şehir merkezinin 2 km. doğusundadır. 2009 yılından bu yana, burası, Mavi Bayraklı olması ile öne çıkıyor. Bölgede: tavernalar ve restoranlar bulunuyor.

TAŞÖZ ADASI

Ada, Kavala şehrinin bir parçasıdır. Yüzeyi: 393 km. karedir ve çevresi yaklaşık 100 km. dir.
Adaya ulaşım için: Kavala vapuru kullanılır ve yolculuk yaklaşık 1 saat sürer. Keramoti üzerinden ise, adaya ulaşım 30 dakika sürmektedir.

Adanın tarihi süreci incelendiğinde, ortaya çıkanlar, kısaca: İlk yerleşimciler Fenikelilerdir. Daha sonra, adaya Trakyalılar yerleşir ve adanın zengin mermer ocaklarını kullanarak güç kazanırlar. MÖ.7’nci yüzyılda ise, bu kez, ada: İyonlar tarafından ele geçirilir ve çevrede koloniler kuran İyonlar, hızla ilerlerler.

Arkaik dönemde, ada iyice güçlenir ve bütün Yunan dünyası ile ticari ilişkiler kurulur. Daha sonra: Persler, adayı ele geçirirler. Sonra: Romalılar görülür. 1204 yılında ise, bu kez Haçlılar adaya hakim olurlar.

Ada: doğal ve tarihi yönden zengindir. Genellikle: deniz kıyısında yoğunlaşan çam, meşe ve köknar ağaçlarıyla kaplıdır. Zeytinlikler ise; tüm kıyı boyunca yoğundur. Adanın diğer bir zenginliği de, mermer ocaklarıdır. Thassos beyaz mermeri olarak, dünya çapında ün kazanan mermerler: özellikle heykel yapımında hammadde olarak kullanılır.

Adanın en büyük zenginliği ise:

Tertemiz bir deniz ve berrak-turkuaz deniz sularıdır. Ada üzerinde, dağınık köyler ve küçük koylarda, güzel plajlardan denize girmek mümkündür.

Adanın 100 km. lik çevresindeki bu çakıllı plajlara ve dantel gibi işlenen koylara ulaşmak için araba kiralamanız veya tekne kiralamanız gerekmektedir. Bu plajların başlıcaları: adanın başkenti olan Port şehrinde: Glyfada, Makryammos, Neşter, Papalimanıdır.

Bunun haricinde: Skala Potamia bölgesinde berrak suların bulunduğu plajlar bulunuyor. Burada: denizde yüzmek ve sonra da tavernalarda güneşte kurutulmuş ahtapot yemeyi deneyebilirsiniz. Kinira, Alikes, Öfkeli ve Astrida bölgelerinde ise, yine yüzme keyfini tadabileceğiniz sonsuz güzellikteki koylarda, muhteşem güzel plajlar var.

Antik kalıntılar görmek isterseniz, Agora bölgesine gitmelisiniz. Burası: adanın antik dönemde, siyasi, idari ve dini merkezi olan anıtsal bir kompleksti. Buradaki yapılar, MÖ.6’ncı yüzyıla tarihlenmektedir.  

Adada, bir de Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Müze binası: 1934 yılında yapılmıştır. Müzede, özellikle mimari heykel koleksiyonu ve seramikler sergileniyor.  

Yunanistan Gümülcine hakkındaki yazım için.