Fransa Strazburg

2018.01.26-2-Strazburg.1.Avrupa parlamentosu binası.11
Fransa Strazburg

Şehir: Fransa’nın kuzeyinde, Almanya sınırına yakın, Alsace bölgesinde, “Bas-Rhin” bölgesinin başkentidir. Genç ve dinamik bir şehirdir. Şehir: Avrupa Konseyi (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Parlamentosu) başka olmak üzere Avrupa’daki birçok kurumun merkezi olduğu için, Avrupa Birliğinin (Brüksel ve Lüksemburg yanı sıra) facto başkentlerinden birisidir. Yani, bir anlamda “Avrupa Başkenti” olarak tanınır ve bilinir.

Strazburg: ekonomik olarak önemli bir üretim ve mühendislik merkezi ve aynı zamanda karayolu, demiryolu ve nehir taşımacılık merkezidir. Ren nehri üzerinde, Almanya’nın Duisburg şehrinden sonra en büyük ikinci liman buradadır.

COĞRAFYA

Şehir, tarihte ilk olarak: Ren nehrinin bir kolu olan İll nehrinin çevrelediği bir ada (Grande İsland) üzerinde kurulmuştur. Kuş uçuşu: Baltık, Akdeniz ve Atlantik Okyanusu kıyılarına eşit uzaklıktadır. Bu durum: iklim açısından önem kazanır.

Şehrin yaklaşık 20 km batısında: Vosges dağlarının dağlık alanlarında “Kara Orman” bölgesi ve yukarıda ise “Yukarı Ren Ovası” bulunur. Şehrin doğusunda bulunan Ren vadisinin 25 km lik bölümü: nehir trafiğine ve her iki kıyıya paralel olan ana yollara ve demiryollarına sahiptir ve kuzey-güney seyahatlerinde önemli bir eksendir.

NÜFUS

Nüfus bakımından, ülkenin en kalabalık 7’nci şehridir. 2014 yılı sayımlarına göre, şehir nüfusu 276.170 kişidir. Şehrin metropol alanının nüfusu ise 773.347 kişidir. Şehirde yoğun öğrenci nüfusu vardır ve bu yüzden gece hayatı hareketlidir.

Öğrencilerin % 20’si yabancı öğrencilerdir. Fransa ülkesinin kuzeyinde bulunması nedeniyle, yüzyıllar boyunca Alman ve Fransız kültürleri arasında bir köprü olmuştur.

Ancak, Alman kültürü biraz daha ağırlıklıdır ve şehir, bir Alman şehrine benzer. Tarihi Germen kültürü, şehirde somuttur ve şehrin kimliğinin bir parçasıdır. Şehirde: çoğu işaret Fransızca ve Alsas (Almanca’nın bir lehçesi) ya da bazen sadece Alsas dilinde yazılmıştır.

Hatta şehir Fransa ülkesinde olmasına rağmen, cadde ve bölge isimlerinin çoğu Almanca’dır.

Birçok tarihi binadaki işaretler: klasik Alman Gotik mimari stilini yansıtır. Öte yandan: şehirde, Katolik ve Protestan kültürlerinin bir arada bulunması da önem kazanmaktadır. Hatta: Fransız İçişleri Bakanı tarafından, 2012 yılında, şehirdeki en büyük İslam ibadethanesi olan “Ulu Cami” ibadete açılmıştır.

TARİH

İll ve Ren nehirleri arasındaki verimli alanda, Paleolitik çağın ortalarından günümüze kadar olan süreçte yerleşim olduğu biliniyor. Ancak: kesin yerleşim, tarihi süreç içinde, ilk olarak MÖ 150 yıllarında: Roma imparatoru Augustus tarafından, küçük bir Roma yerleşimi olarak “Argentoratum” ismiyle kurulur ve zamanla, genişleyen Roma imparatorluğunun önemli bir merkezi haline gelir.

Buraya Roma yerleşimi kurulmasının başlıca sebeplerinden biri: bölgeyi hakimiyet altına almaktır. Çünkü burası yani Alsas bölgesi şarap bölgesidir. Çünkü toprağının çok iyi olması nedeniyle burada çok iyi üzümler yetiştirilir.

Özellikle, bölgede Colmar şehri, şarabın başkenti olarak tanınır. Romalılar, başlarda meyve yemez iken, daha sonraları meyvenin sağlık için önemi anlaşılır ve özellikle üzüm ve üzümden yapılan şarap tüketimi hızla artar.

Roma döneminde şehir, Ren nehri üzerinde, bir kontrol noktası yani askeri üs olarak kullanılır. (1988 yılında, bu ilk yerleşimin 2000’nci yıldönümü kutlandı.

Zaten bölge insanı halen Roma dönemi çok tanrılı dinlerine bağlıdır, şehirde özellikle en çok görülecek heykeller pagan dönemine heykellerdir. Pagan dinlerine bağlılıkları nedeniyle, bu tür heykelleri asla yıkmazlar )

MS 362 ve 1262 yılları arasında, şehir piskoposlar tarafından yönetilir. 1262 yılında, şehirde yaşayanlar: piskoposların yönetimine karşı ayaklanırlar ve şehir, özgür bir yer statüsüne kavuşur.

1349 yılında, şehirde Yahudi katliamı olur, birçok Yahudi öldürülür, mallarına ve paralarına el konulur.

1681 yılında: Alsace bölgesinin Louis XIV tarafından fethinden sonra, şehir bağımsız bir şehir iken, Fransa’ya bağlanır ve bir Fransız şehri haline gelir. 1789 yılında Fransız Devrimi etkisiyle, Fransız kültürü iyice buraya hakim olur.

Fransız-Prusya savaşının ardından, 1871 yılında; Otto Von Bismarc tarafından ele geçirilen şehir, Alman egemenliğine girer ve 1918 yılında I. Dünya savaşının ardından tekrar Fransız egemenliğine girer.

1940 yılında: Fransa’nın yenilgisinden sonra, şehir yine Alman denetimine girer. 1944 yılında ise, Almanların yenilgisi sonucu, şehirde yine Fransız egemenliği görülür.

MS 5’nci yüzyıldan sonra, günümüze kadar olan süreçte kullanılan şehrin isminin anlamı: Germen kökenlidir ve “yolların geçiş bölgesi” anlamına gelir.

Tarihi süreçte: Strazburg şehri: John Calvin, Martin Bucer, Katherine Zell gibi kişilerin öncülüğündeki Protestan reformunda önemli rol oynamıştır ve Avrupa reform hareketlerine öncülük etmiştir.

Aynı zamanda: öncülüğünü Gutenberg ve Mentelin gibi kişilerin yaptığı baskı enstitüsünün ilk merkezlerinden birisidir. Gutenberg: matbaayı burada icat eder.

Şehir, Avrupa reform hareketlerine öncülük etmiştir. Gutenberg: matbaayı burada icat etmiştir. Günümüzdeki Avrupalı öğrencilerin en büyük hareket noktasını oluşturan ve Öğrenci Değişim Programının temelini atan Rotterdam’lı Erasmus, burada yaşamıştır.

Yine ünlü Alman yazar Goethe, öğrencilik yıllarını burada geçirmiştir.

Fransız milli marşı: “La Marseillaise” 1792 yılında burada genç bir subay olan Rouget de Lisle tarafından bestelenmiştir.

Şehrin uzun tarihindeki en karanlık dönemler arasında: 1349 yılındaki Strazburg katliamı, 1870 yılındaki Strazburg kuşatması, 1940-1944 yılları arasındaki Nazi işgali ve İngiliz-Amerikan askeri güçlerinin bombardımanları bulunur.

Diğer önem kazanan olaylar ise: 357 yılında Argentoratum savaşı, 842 yılında Strazburg yemini, 1538 yılında Üniversitenin kuruluşu, 1605 yılında Johann Carolus tarafından dünyanın ilk gazetesinin basımı ve 1889 yılında Miknowski ve Von Merling tarafından diyabetin kökeni olan pankreasın keşfi sayılır.

Günümüzde ise, Cenevre ve New York şehirleriyle birlikte, dünya üzerindeki en önemli siyasi şehirlerden biri haline gelmiştir.

İKLİM

Şehirde genel olarak “Oceanic” iklimi görülür ve buna bağlı olarak: yazlar güneşli-sıcak ve nemli, kışlar ise bulutlu-yağışlı ve serin-soğuk geçer. Yağışlar: ilkbahardan başlayarak yaz sonuna kadar artarak devam eder.

Kar: yılda ortalama 30 gün düşer. Bölgedeki kaydedilen en yüksek sıcaklıklar: Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında görülür ve 40 dereceye yaklaşır. (Ağustos 2003 tarihinde 38.5 derecedir.)

En soğuk dönem ise: Aralık-Ocak-Şubat aylarında görülür ve hava sıcaklığı, genellikle eksi bir veya iki dereceye kadar iner. (Aralık 1938 tarihinde -23.4 derecedir) Şehir: Fransa’da atmosferi en kirli şehirlerden birisidir.

Çünkü: Ren nehri vadisinin konumu ve dağlar tarafından, egemen rüzgarlar engellenir. Ancak son dönemlerde: Ren nehrinin her iki kıyısındaki ağır sanayi tesislerinin giderek ortadan kalkması ve şehir içi ve çevresindeki trafiğin düzenlenmesi sonucu, hava kirliliği nispeten azalmıştır.

LEYLEK

Alsace bölgesinin sembolü olarak “leylek” bilinir. Çünkü 20’nci yüzyılın başlarında, burada binlerce leylek vardı. Ancak: 1980’li yıllara gelindiğinde, şehirde konaklayan leylek sayısında önemli azalma görüldü.

Çünkü leylekler yazı geçirdikleri Afrika’da avlanıyor, kimyasal ilaçlardan zehirleniyor ya da elektrik kabloları nedeniyle ölüyorlardı.

Bu durumun telafisi ve şehirdeki leylek sayısının arttırılması için, 1990’lı yılların başlarında, şehirde büyük etkinlikler düzenlendi ve günümüzde leylekler yine Alsace’te yuva yapmaya başladılar.

Bahar ve yaz döneminde, şehrin birçok yerinde leylekleri görebilirsiniz. Ama esas leylek yaşam alanlarını görmek isterseniz “Hunawihr” bölgesindeki “Parc des Cigognes et des Loutres” alanına gitmeniz gerekir. Burada yürüyüş yaparken gerek leylekleri ve gerekse su samurlarını görmek mümkündür. Ayrıca: şehirdeki hediyelik eşyaların birçoğunda leylek resimleri veya figürleri de görebilirsiniz.

Fransa Strazburg Ulaşım

ULAŞIM

Paris şehri dışında, Fransa ülkesinin en büyük tren istasyonu buradadır. Aynı zamanda özellikle Almanya demiryolu bağlantısı buranın önemini arttırmaktadır. Stutgart-Strazburg arasındaki uzaklık: 150 km. dir ve 1 saat 37 dakikadır. Strazburg-Paris arasındaki uzaklık ise: 400 km dir.

2018.01.26-2-Strazburg.2.Şehir genel.13a
Fransa Strazburg Turizm

TURİZM

Öncelikle, şunu belirtmek isterim, şehir merkezi yürüyerek gezilebilir, en uzak yeri 15 dakikadır.

Şehir, çeşitli savaşların olduğu bir yer olmasına rağmen, Roma döneminden günümüze kadar olan evrimi gösteren olağanüstü çeşitlilikteki mirasını korumayı başarmıştır. Şehirdeki birçok Gotik ve Rönesans tarzı zaman içinde zarar görmüş olsa da, daha sonra yeniden restore edilmiştir.

Şehirde: “Grande İle” yani “Grand Island” bölümü: 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Fransa ülkesinin UNESCO tarafından sınıflandırılan ilk şehir merkezi olması açısından önem kazanır.

Çevresi “üzüm bağları” ile çevrili şehrin tarihi merkezi: İll nehri ortasında kalan bir ada üstündedir. Aynı bir açık hava müzesini andıran bu bölgede: Ortaçağ ve Rönesans dönemi mimari özellikleri taşıyan birçok yapı bulunur.

Burada bulunan ve renkli çiçeklerle donatılmış evlerin büyük kısmı, günümüzde konut olarak kullanılırken, bir kısmı da otel ve restoran olarak hizmet vermektedir. Bu ahşap evlerin en güzeli ise, hemen katedralin yanındaki Kammerzell Evidir.

Özellikle “Notre Dame Katedrali” ve “Petite France” bölgesi ilgi çekmektedir.

Çevresindeki şarap barları, şehirdeki öğrencilerin toplanma yerleridir. Bir zamanlar, ünlü yazar Goethe de bunların arasındaymış. Şehirdeki ünlüler yalnız bununla kalmıyor. Gutenberg matbaayı burada keşfetti. Fransa milli marşı, 1792 yılında Rouget de Lisle tarafından burada bestelendi.

Şehrin dar cadde ve sokaklarında yürüyün ve şehri keşfedin.

Hatta şehir girişinde iki kola ayrılarak, tarihi şehir merkezini çevreleyerek akan nehirde, tekne gezintisi yapabilirsiniz.

Her yıl “Aralık” ayında, şehir 1570 yılından bu yana kutlanan “Noel Pazarı” na ev sahipliği yapmaktadır. Bu dönemde, şehirde sayısız ışık ve renk gösterileri düzenlenir.

MİNİTRAM

Bu, şehrin kalbini keşfetmeniz için güzel bir gezi yapmanıza imkan verir ve rehber eşliğindeki bu gezi, yaklaşık 50 dakika sürer. Bu 50 dakikalık süre içinde: şehrin dar yolları, Petite France, Points Couverts ve Vauban barajı olarak adlandırılan bölgeler gezilir.

STRASBOURG ÜNİVERSİTESİ

Fransa’nın en ünlü üniversitelerindendir. Bu yüzden, şehir bir üniversite kenti olarak bilinir. Çok sayıdaki üniversite öğrencisinin beşte biri yabancıdır. Günümüzde, şehirde 53 bin civarında öğrenci bulunmaktadır.

MATBAANIN İCADI VE GUTENBERG

Strazburg şehrinde doğan Gutenberg’in, ilk baskı işini burada yaptığı kesin değildir. Basılacak ilk önemli çalışma, 1450 tarihinde basılan, Latince “İncil” idi.

Bu baskı yapıldıktan sonra, baskı sürecinin sırları serbest bırakıldı ve böylece: bu yeni baskı tekniği, Avrupa’nın geri kalan kısmında da hızla yayıldı. Bu teknik sayesinde, yeni fikirleri yaymak ve böylece edebiyat Rönesansı’nı teşvik etmek mümkün olmuştur.

2018.01.26-2-Strazburg.7.La Fayette mağazası.1a
Fransa Strazburg Alışveriş
2018.01.26-2-Strazburg.7.La Fayette mağazası.1c
Fransa Strazburg Alışveriş

ALIŞVERİŞ

Şehirde, küçük dükkanlar, lüks butikler, tanınmış markalar, sanat eserleri kreasyonları bulmak mümkündür. Ancak: daha önce bir çok yazıda söz ettiğim gibi: Avrupa şehirleri, Euro ile alışveriş yapılması nedeniyle pahalıdır.

Burada alışveriş yapmak isterseniz: ülkemizde bulunmayan markalara bakmanızı öneririm. Çünkü ülkemizde bulunan markaların ürünleri, burada çok pahalıdır, ülkemizde aynı markanın ürünleri, yarı fiyatına satılmaktadır.

 

Le Printemps

Rue de la Haute Montee bölgesindedir.
Şehrin en büyük mağazasıdır ve şehir merkezindedir. Burada: moda, kozmetik, mücevher, oyuncak, hediyelik eşya, ev aksesuarı, spor giyim ve diğer birçok şeyi bulup satın alabilirsiniz.

Place Des Halles

Şehrin en büyük alışveriş merkezidir. Burada her ürün bulunur.

Rue des Juifs

Ev dekorasyonu mağazaları var. Gilles Dewavrin: egzotik aromalı mumlar satılıyor. Tadzio: güney enerjisiyle çalışan el sallayan papa heykelleri, Polychrome: parlak renkli plastik ev eşyaları, cam objeler,

Fransa Strazburg

NE YENİR-YEREL LEZZETLER

Alsace bölgesinin iki merkez yemeği: kaz ciğeri ve lahana turşusudur. Ancak bu ünlü yemeklerin yanı sıra, menülerde birçok ağız sulandırıcı lezzet görmek mümkündür. Örneğin: balık, özellikle ünlü matelot, kümes hayvanları ve baeckeoffe, tarte flambe (flambe kueche) ve spaetzle (çeşitli makarnalar) sayılabilir.

Benim önerim, bu şehre yolunuz düşerse, özellikle: “Tarte Flambe” tatmanızı öneririm. Bu bir tür: pizza-lahmacun-pide karışımıdır. Hamuru inceciktir. Soğanlısı, peynirlisi ve etlisi vardır. Ancak, dikkat akşam saatlerine doğru birçok yerde tarte flambe bulmak mümkün olmuyor.

Bunun “munster peynirli” olanını tercih etmelisiniz. Bu peynir, bölgenin güzel bir peyniridir. Domuz eti olmaması için, tarte flambe’nin vegan tipini yani etsiz olanını seçebilirsiniz. Peynirli veya mantarlı isterseniz, menüde yazmasa bile: domuz jambonlu gelir.

Yanında: Alsace bölgesinin beyaz riesling şarabı içilebilir. Ancak burada küçük bir ayrıntıdan söz etmek gerek: munster peyniri çok kokuyor, dikkat beğenmeyebilirsiniz.

Buraya has bir diğer lezzet “krep” dir. Ancak önce tuzlu ve sonra tatlı cinsini seçin, tatlı olarak kestaneli ve çikolatalı deneyin.

Tatlı olarak: tam aromalı munster peyniri, bilberry, erik ve elma tartları, elbette özel cheesecake ve ünlü kougelhopf unutulmamalıdır.

Son olarak: “Bretzei” denen, bir tür simit, üzerine kaşar konularak yapılmış olanı tatmanızı öneririm.

Fransa Strazburg Ne İçilir
Fransa Strazburg Ne İçilir

 

NE İÇİLİR

Alsace bölgesi: şarap ve bira üretiminin birlikte yapıldığı bir yer olarak önem kazanır. Eğer bira içmek isterseniz: bir tür Alsace birası olan: “Queue de Charrue” denenebilir. Kaynak suyu ve arpadan yapılan bu bira, baharatlı ve sapsarı renklidir.

Alsace şaraplarına gelince: diğer Fransız bölgelerinin aksine, Alsace şarapları, genellikle geldikleri köyler ve üzüm bağlarının isimlerine göre adlandırılırlar. Bunların 7 çeşidi bulunur. Üretilen şaraplar, geleneksel ince Alsace şişelerine konurlar.

Özellikle: “Muscats” aromatik ve taze üzüm tadı ile ve hafif olması ile tercih edilir. “Pinot Noir” ise, kırmızı ve roze cinsleriyle üretilir ve kiraz tadı ihtiva eder. “Gewurztraminer” ise, iyi yapılandırılmış, en iyi bilinen Alsace şarabıdır.

Zengin aromasında: meyve, çiçek ve baharat harmanlanmıştır. Merakınız varsa, bunu almanızı öneririm.

Şehri ziyaretiniz “Haziran” veya “Ekim” ayına denk gelirse: şehrin güney bölümündeki 200 km. lik yol boyunca uzanan ünlü üzüm bağlarını ziyaret etmenizi öneririm. Burada, bağbozumu öncesi veya sonrasında, muhteşem şarapları tadarak, satın alabilirsiniz.

2018.01.26-2-Strazburg.3.İll nehri.2
Fransa Strazburg Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Şehirde bulunma zamanınıza göre gezilecek yerleri planlayabilirsiniz. Öncelikle: Grand Island yani tarihi şehir merkezini gezmenizi öneririm.

Daha sonra zamanınız kalırsa: Uluslar arası kurumların bulunduğu yerler görülebilir. Avrupa Parlamentosu önündeki heykeli unutmayın.

Özellikle, bu şehre gelip te: katedrali görmeden ayrılmayınız. Bir de Petit France görülmelidir.

ULUSLAR ARASI KURUMLARIN BİNALARI

Şehrin bu bölümünde: üç bina görülür. Bunlardan birincisi: Avrupa Konseyi binasıdır. Bu konsey binasının hemen önünde: taşkınlık yapmasınlar diye polis gözetimine alınan bazı guruplar, çadırları ve posterleri bulunuyor.

Çünkü: burada, şiddete dökülmediği sürece her türlü fikrin söylenmesinin serbest olduğuna inanılıyor. Binanın hemen karşısında “İnsan Hakları Mahkemesi” ve çaprazında ise, arkasında “Avrupa Parlamentosu” binası görülüyor.

2018.01.26-2-Strazburg.2.Avrupa konseyi.1c
Fransa Strazburg Avrupa Konseyi

          

AVRUPA KONSEYİ

“Konsey de Europe” olarak isimlendirilen binanın önündeki yeşillik alanda: yukarıda sözünü ettiğim gibi, bazı gurupların toplandığı görülüyor.

Evet, gelelim Avrupa Konseyine: Konsey, Avrupa Birliğinden daha eski ve geniş bir uluslar arası topluluktur ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini denetler. İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü savunulur.

Üye ülkelerin uluslar arası parlamentolarından seçilen 324 parlamenterden oluşur ve genellikle haftada bir kez genel kurul toplantıları yaparlar. Konsey ilk toplantısını, 10 Ağustos 1949 tarihinde, yine burada Strazburg şehrinde yaptı.

Binanın herhangi bir özelliği yok, sanırım en çok ilginizi, binanın önünde veya yolun kıyısındaki yukarıda sözünü ettiğim guruplar çekecektir.

2018.01.26-2-Strazburg.2.Avrupa konseyi.1a
Fransa Strazburg Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

Hemen sol tarafta, yine önünde çeşitli protestoları yansıtan bir sürü yazı ve poster bulunan bir binadır. Mahkeme burada görülen binasına 1995 yılında taşınmıştır.

Nehir ve kanalların kesiştiği noktada bulunan modern bina: bir İngiliz mimarlık şirketi olan Claude Buche tarafından tasarlanmış ve 1994 yılında tamamlanmıştır.

Bina tasarlanırken, mimarlar ziyaretçileri sıcak bir şekilde karşılayan bir plan üzerinde anlaşmışlardır.

Evet, buradan dünyaya adalet dağıtıyorlar, çok adil insanlar, mahkeme üyeleri çok özel insanlardan seçiliyor. İnsan Hakları Mahkemesine başvuru sıralamasında: ülkemiz üçüncü sıradadır.

Birinci sırada Romanya ve ikinci sırada ise Rusya bulunur. Bu yüksek başvuru sayısını azaltmak için: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, son yıllarda, başvuru öncesinde ülkedeki bütün iç hukuk yollarının tüketilmesini şart koşmuştur.

2018.01.26-2-Strazburg.1.Avrupa parlamentosu binası.9
Fransa Strazburg Avrupa Parlamentosu
2018.01.26-2-Strazburg.1.Avrupa parlamentosu binası.5
Fransa Strazburg Avrupa Parlamentosu

          

AVRUPA PARLAMENTOSU

Sol tarafa bakıldığında: nehrin hemen kıyısında, yuvarlak bina vardır. Avrupa Parlamentosu, oturumlarını “Louise Weis” ismi verilen bu binada yapmaktadır. Bu isim, Parlamentonun en eski üyesi olan Fransız politikacı “Louise Weis” ten gelmektedir.

Çıkıntıları olan, yarım kalmış bir inşaat gibi görünmektedir. Yapı: bir gurup Fransız mimar tarafından, Roma dönemi amfi tiyatrolarından ilham alınarak tasarlanmıştır. Ancak tasarlandığı dönemde, hiçbir Doğu Bloku ülkesinin birlik içinde olmamasına vurgu yapmak için, binanın üst kısmı yarım bırakılmış gibi bir görüntü oluşturur.

Evet: Strazburg şehrinin en önemli özelliklerinden bir tanesi: başkent olmamasına rağmen, uluslar arası bir organizasyonu bünyesinde bulunduran 3 şehirden (New York, Cenevre) bir tanesi olmasıdır. 10 Eylül 1952 tarihinde kurulan Avrupa Parlamentosunun 3 çalışma yeri vardır.

Bunlar: Brüksel, Lüksemburg ve Strazburg şehirleridir. Lümsemburg: idari ofislere (Genel Sekreterlik) ev sahipliği yapar. Parlamentonun tüm toplantıları yani genel oturumlar: Strazburg ve Brüksel şehirlerinde yapılır.

1992 yılında, İskoçya-Edinburg zirvesinde alınan karar gereğince, Avrupa Parlamentosu, Strasbourg şehrinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Parlamentoda: topluluk yasalarının hazırlanması ve çalışmalarda yer alan komisyonlar ve Bakanlar kurulu bulunur.

Parlamento

Dünyanın en büyük ikinci demokratik seçmenini (birinci Hindistan) ve dünyanın en büyük uluslar arası demokratik seçmenini temsil eden 751 üyeden oluşur. Burada: çevre, işgücü, eşitlik ve benzeri mevzuat üzerinde karar veriyorlar.

İçerideki sistem, ülkelere göre değil, ideolojilere (sağcı, solcu, yeşiller gibi) göre ayarlanıyor. Yani kimse ülkesini temsil etmiyor. 5 veya 6 ülkenin değişik parlamenterleri, bir araya gelerek bir gurup kurabiliyorlar. Oturumlar: ayda 4 gün sürüyor.

Son olarak, binanın hemen önünde: çok güzel bir heykel bulunuyor. Heykel: üye ülkelerinin bayrak direklerinin hemen başlangıç yerinde, hafif kalbi andıran, iç içe geçmiş iki insan, kardeşliği ve sevgiyi anlatan bu heykeli mutlaka görün.

Hatta: eğer güvenlik bariyeri yoksa veya hani derler ya karışan olmaz ise, heykelin yanına kadar gidip bu anlamlı heykeli görebilirsiniz.

2018.01.26-2-Strazburg.4.Metal şehir maketi.1
Fransa Strazburg Grand İll

GRAND İLL

Burası: şehrin tarihi merkezinde bulunan bir adadır.

Adı “Büyük ada” anlamına gelir ve bir tarafı İll nehrinin ana kanalı ve diğer tarafı ise o nehrin kanalize edilmiş bir kolu olan “Canal du Faux-Rempart” ile çevrelenmiştir.

Bir açık hava müzesi gibi olan bu ada: Ortaçağ ve Rönesans dönemi mimari özelliklerini yansıtan binalarla doludur.

Grand İll: 1988 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. O tarihte, UNESCO Uluslar arası Anıtlar ve Siteler Konseyi: Grand İll’in “Ortaçağ şehirlerini örnekleyen en eski mahalle” olduğunu kaydetti.

Burası: Fransa ülkesinin UNESCO tarafından sınıflandırılan ilk şehir merkezi olması açısından önem kazanır.

Grande İll: şekli nedeniyle elips’e benzer. En uzun yeri 1.25 km ve en geniş yeri ise sadece 0.75 km dir.

Burada: şehrin merkezi meydanı “Place Kleber” vardır. Daha güneyde ise: 15’nci yüzyıldan kalma, Gotik mimarinin süslü bir örneği olan “Strazburg Katedrali” ve birkaç kilise bulunur.

Yine bölgenin batı ucunda ise: bir zamanlar şehrin dericileri, değirmencileri ve balıkçılarının eski evlerinin bulunduğu ve günümüzde Strazburg şehrinin başlıca turistik mekanı olan “Petit France” vardır. Bölgedeki ahşap evlerin en güzeli “Kammerzell Evi” dir.

Eski gümrük evi “Ancienne Dauane” de buradadır. Yine bu bölgede: şehrin en heybetli 18’nci yüzyıl otelleri ve saraylarından olan Palais Rohan, Hotelde Hanau (günümüzde Belediye Binası olarak kullanılıyor), Hotel des Deux-Ponts (Bavyeralı Ludwig’in doğduğu bu ev, günümüzde şehrin valisine ev sahipliği yapmaktadır), Hotel de Klinglin, Hotel d’Andlau Klingin, Hotel de Neuwiller bulunmaktadır. Adada ayrıca: Strazburg şehrinin Başpiskoposunun piskoposluk sarayı vardır.

Grande İll’in, bir dünya mirası olarak statüsünü göstermek için, adaya erişimi sağlayan köprülere 22 adet pirinç levha yerleştirilmiştir.

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.1
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali
2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.4.Dış.2
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali
2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.4.Dış.5
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali

STRAZBURG NOTRE-DAME KATEDRALİ

Katedral her gün açıktır ve giriş ücretsizdir. Önce yapının isminden söz etmek istiyorum. Burası bir Katolik dini yapısıdır. “Notre-Dame” denince, dünyanın çeşitli yerlerinde birçok “Notre-Dame” isimli dini yapı vardır.

Bunlar: “Meryem Ana” ya adanmıştır ve “Bizim Hanımımız” demektir.

Önemli bir kısmı Romanesk mimari izlerini taşımakla birlikte, yüksek ya da geç Gotik mimarinin en güzel örnekleri arasındadır.

Avrupa’nın en güzel Gotik katedralidir. Gotik mimari ve Alman Ren bölgesinin heykel sanatı bir arada kullanılmış ve Alsace bölgesinin bu kültür sembolü ortaya çıkmıştır.

Katedral: Alsace ovalarının çok uzaklarından, Ren nehrinin diğer tarafındaki Vosges dağları ve Kara Orman bölgesinden dahi yani 30 kilometre kadar uzaklıktan görülebilir.

Katedralin çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda bulunan kalıntılardan: katedralin bulunduğu yerde Argentoratum döneminde bir Roma tapınağı bulunduğu ve günümüzdeki yapıya gelinceye kadar, burada birkaç ardışık dini yapılar yapıldığı anlaşılmıştır.

Yine, bu arkeolojik kazı sonuçlarına göre: MS 7’nci yüzyıl sonlarında: burada St Arbogast piskoposu tarafından, Meryem’e adanmış bir tapınak inşa edilmiştir.

MS 1015 yılına gelindiğinde ise:

Buradaki küçük tepenin çamurlu zemini üstündeki Carolingian bazilikası kalıntılarının üstüne: piskopos Werner von Habsburg tarafından: Romaneks mimari stilde yeni bir katedral yapımına başlanmıştır.

Burada hassas olan nokta: yine aynı tarihlerde İstanbul Ayasofya’da dinler arası ayrışmanın gerçekleşmesi, Katolik ve Ortadoks’ların birbirini aforoz etmesi, Batı ve Doğu Hıristiyanlığının ikiye ayrılmasıdır.

Burada çamurlu zemin dedim, bunun hakkında da bir efsaneden söz edilir. Efsaneye göre: katedralin bir yer altı gölünün sularına batırılan meşe yığınlarının üstünde durduğu söylenir.

Yapının içinde kimse olmadığında bile, katedralin içinde, gölde dolaşan bir teknenin kürek seslerinin duyulduğu söylenir. Yine efsaneye göre, bu yer altı gölünün girişi: katedralin hemen karşısındaki bir evin mahzenindedir ve burası birkaç yüzyıl önce, duvarlarla kapatılmıştır.

Daha sonra yapımı biten katedraldeki ahşap çerçevelerle kaplı neflerde, 1176 yılında yangın çıkar ve yanarak yok olurlar. Bu felaketin ardından, piskopos Heinrich von Hasenburg: yeni bir katedral inşa ettirmeye karar verir.

Yeni katedralin inşası önceki yapının temelleri üzerinde başlar ve yüzyıllar boyunca devam eder. Werner katedralinin yani önceki katedralin kriptası, batı yönünde tutulur ve genişletilir.

Kuzey bölümü, Romanesk tarzda yapılır ve anıtsallık ve yükseklik esas alınır. 1225 yılında gelen bir ekip, yapıyı yeniden elden geçirir ve bu sırada Gotik mimari stili uygular.

Bu sırada: daha önce Romanesk tarzda başlamış olan nefler parçalanır. 1253 yılına gelindiğinde katedralin bitirilmesi için para kalmaz ve halktan yardım istenir.

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.2a
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali

Yapının binlerce figürle süslenmiş batı cephesi, Gotik çağın başyapıtıdır. Önceki dini yapılardaki cepheler, inşaat öncesinde çizilerek hazırlanırken: buradaki katedralinin cepheleri daha önce çizilmeden yapılmıştır.

Cephelerin tasarımı, karmaşıklığı bakımından, neredeyse rastgele görünür, ancak bir dizi dönen sekizgen kullanılarak oluşturulmuştur.

12’nci yüzyılda ise

Vosges yakınlarındaki dağlardan buraya taşınan “kırmızı kum taşları” ile yenilenmiştir ve bu yüzden yapıda, karakteristik pembe renk tonu hakimdir. Bu yenileme sırasında Gotik mimari stil kullanılmıştır.

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.15a
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali

1277 yılına gelindiğinde: Erwin von Steinback isimli mimar: pembe kum taşından, muhteşem batı ön cepheyi yapar. Steinback: 1318 yılında öldüğünde: bina, gül pencere hizasına yani “Havariler” bölümüne kadar tamamlanmıştır.

1399 yılından itibaren, bu kez “Ulm Katedrali” mimarı Hültz, şehrin sembolü haline gelen sivri-sekizgen taban yapısını tamamlamıştır.

Katedral’in inşası; 1439 yılında tamamlanmıştır.

1505 yılında mimar Jakob vo Landshut ve heykeltıraş Hans von Aachen: kuzeydoğudaki Saint-Lawrence portalını: Gotik erken Rönesans sonrası tarzda yeniden inşa ederek bitirmişlerdir.

Katedralin diğer portalında olduğu gibi, buradaki heykellerin çoğu kopyadır ve bunların orijinalleri “Musee de Notre Dame” ye taşınmıştır.

Yapının Romaneks tarzdaki apsis bölümü, 18’nci yüzyıldan kalmadır ve kompleksin bitişik avlusundadır.

Victor Hugo: burayı “devasa ve büyüleyici bir yapı” olarak tanımlamıştır. Goethe tarafından ise “Allah’ın zarif bir biçimde yükselen ve genişleyen bir ağacı” olarak nitelendirilir.

2’nci Dünya Savaşı sırasında, katedral her iki savaşan taraf için de bir sembol olarak görüldü. 28 Haziran 1840 tarihinde, burayı ziyaret eden Adolf Hitler: kiliseyi “Alman halkının ulusal kutsal alanı” ve Meçhul asker anıtına dönüştürmeyi amaçladı.

Aynı savaş sırasında yapının 74 vitray penceresi yerinden çıkarıldı ve bir tuz madeninde saklandı. Savaştan sonra, Birleşik Devletler ordusu tarafından, bu vitray pencereler katedrale geri gönderildi. Savaş sırasında, katedraldeki hasarların onarımları, 1990’lı yıllara kadar sürdü.

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.2b
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali Kule

Kule

Yapının tek kulesinin olması: yapının benzersiz olmasının diğer bir sebebidir. Kuzey kulesi tamamlanmıştır. Ancak planlanan güney kulesi, yapılamamıştır ve bunun sonucunda, yapının karakteristik asimetrik formu sağlanamamıştır.

Yapının kuzey yönündeki sivri kulesi: 142 metre yüksekliktedir. Ancak bu yükseklikteki sivri uç, inanılmaz derecede hafif görülür.

Bu yükseklik: 1647-1874 yılları arasında yani 227 yıl boyunca, buranın dünyanın en yüksek binası olma özelliğini taşımıştır (Hamburg St Nikolai kilisesini geride bırakarak) ve Ortaçağ döneminden kalan inşaat yüksekliği halen korunmaktadır.

Ancak, günümüzde, dünyanın en yüksek 6’ncı kilise kulesidir. Sekizgen kule: mimar Ulrich Ensingen ve Köln’lü Johannes Hültz’ün bir araya gelerek yaptıkları bir çalışmadır. Ensingen: 1399-1419 ve Hültz ise 1419-1439 yılları arasında çalışmıştır.

Kulenin zarif külahı dikkat çeker. Hatta bu külahın ilginç bir hikayesi vardır: Fransız devrimi sonrasında, Nisan 1794 tarihinde, şehri yöneten devrimciler, eşitlik prensiplerine aykırı olduğunu düşündükleri kule tepeliğini yıkmak isterler.

Ancak şehir sakinlerinden biri, Mayıs 1794 tarihinde, kuleye vatanseverlerin renkleri olan kırmızı-beyaz-mavi bir kumaş asar ve devrimciler, kule tepeliğini yıkmaktan vazgeçerler.

Bu bayrak: Ağustos 1870 tarihinde büyük bir yangında tamamen yok oluncaya kadar, şehrin tarihi koleksiyonu içinde tutuldu.

Kulenin 329 basamaklı merdivenini tırmanırsanız, terasına varırsınız ve buradan şehrin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.12.Astronomik saat.1a
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali Astronomi Saati

 

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.12.Astronomik saat.2c

 

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.12.Astronomik saat.2d

Astronomi Saati

Transeptin güney tarafında, 19’ncu yüzyıldan kalma bir “astronomi saati” bulunmaktadır. Saatin boyu 18 metredir. Dünyanın en büyük saatlerinden birisi olarak bilinir.

Burada bulunan saatlerin ilk öncüsü: 1352-1354 yılları arasında, günümüzdeki saatin tam karşısındaki duvarda bulunan ve “Dreikönigsuhr” olarak adlandırılan saattir. Üç kral saati olarak da bilinir. Bu saat, daha sonra müzeye kaldırılmıştır. Aynı yerde: 1547 yılında Christian Herlin tarafından yeni bir saat yapılmaya başlanır.

Ancak katedral Roma Katolik kilisesine teslim edildiğinden, saatin yapımı durur. 1571 yılında ise, yarım kalan saatin yapımı: Conrad Dasvpodius ve Habrect kardeşler tarafından devam ettirilir.

Hatta: saat, astronomik saat olarak düzenlenir. Ayrıca: yeni düzenlenen saat, İsviçreli ressam Stimmer tarafından tablolarla süslenir. 18’nci yüzyıl sonlarına doğru tamamlanan bu saat: günümüzde Strazburg Dekoratif Sanatlar Müzesinde sergilenmektedir.

Günümüzde katedralde görülen saat: 1838-1843 yılları arasında, Jean Baptiste tarafından oluşturulmuştur. Tamamen yeni bir mekaniğe sahiptir. Astronomik bilgileri doğru olarak gösterebilmektedir.

Güneşin, gezegenlerin ve takımyıldızların yörüngelerini gösteren saat üzerinde, ayrıca bir takvim ve güneş sisteminin küçültülmüş bir modeli bulunur.

Baptiste: 1816 yılında saatin mekanizması tasarımı için çok sayıda ön çalışma yapar ve 1821 yılında saatin protitini yapar. Gregoryan kuralına uygun yapılan, ancak günümüzde nerede olduğu bilinmeyen bu mekanizma: Paskalya’yı hesaplıyordu.

Evet: saatin astronomik kısmı:

Olağandışı derecede doğru veriler gösterir. Yani, bir saatten çok daha karmaşık bir hesap makinası gibidir. Genellikle karmaşık işleyişi, uzmanlık gerektiren matematiksel bilgileri de gerekli kıldı. Henüz bilgisayarların kullanılmadığı bir dönemde “computus” (Hıristiyan takviminde Paskalya tarihini) tespit edebildi.

Saatin altında: bir dünya haritası vardır. Bu haritaya dikkatli bakarsanız, Ermenistan’ın Avrupa’da ve Türkiye’nin ise Asya’da gösterildiğini görebilirsiniz.

Evet: günümüzde ziyaretçiler saatin sadece heykellerden oluşan figürlerini görebiliyorlar. Ancak bu heykel topluluğunun arkasında, bir mekanizma vardır.

Her gün saat: 12.30 olduğunda: mekanik figürler ortaya çıkar ve izleyenlerin ilgisini çeken bir gösteri sunulur. Bu gösteride: bir melek çanı çalar, gösteri başlar. Ölüm: elindeki kemikle, çana 12 kere vurur.

Önündeki yaşlı adam koşarcasına geçer. 12 havari İsa’nın önünden geçerler. Horoz, kanat çırparak geçenleri seyreder. Ve sonunda: İsa, evrensel barışı simgeleyen el işaretiyle töreni bitirir.

Gelelim efsanelere

Diğer bu tür pek çok sanat eserinden olduğu gibi (Örneğin: Prag şehrindeki astronomi saati gibi) : daha sonra aynı saatin üretilmesini önlemek için, saatin yaratıcısının gözlerinin oyulduğu söylenir.

Çünkü Parisliler, Notre Dame Katedralinde olduğu gibi, bir saat isterler. Bu yüzden, Strazburglular, saati yapan sanatçıyı kör ederler.

Yine bir efsaneye göre: saatteki bir odada, dirseklerini bir küpeşte üzerine dayayan bir adam heykeli görülür. Söylentiye göre, bu adam “tek bir direğin böyle büyük bir saat kasasını desteklemeyeceğini iddia eden” dönemin mimarını simgelemektedir.

1855 yılında burayı yani astronomi saatini ziyaret eden Danimarkalı bir ziyaretçi Theodore Nielsen isimli kişinin saat hakkında yazdıkları şöyledir: “Herkes Munsteren adlı katedral hakkında bir şeyler biliyor. Kulede işsiz bir saat var.

Elbette, bu saat: dünyanın tek uydusu, günün sıradan saatlerinin yanı sıra tüm zaman değişikliklerini, güneş ve ay tutulmalarını da gösteriyor.

Saatte: bir elinde bir zil ve diğerinde çapraz kemik bulunan “ölüm” : saati saymak için her saat başı çan çalar. Bir Mesih figürü, başka bir niş içinde durur.

Her iki tarafta da kapı vardır ve saat 12’ye yaklaştığında, sol kapı açılır ve 12 havariler geçit yaparlar, her seferinde bir tanesi görülür.

Her biri sağ elini törenle kaldıran İsa’ya doğru ilerler ve sonra her biri sağdaki kapıdan çıkarak kaybolur.

Onların yanı sıra, ölüm figürü, kemikle çana vurarak çanı çalar, bu sırada muazzam bir horoz figürü aynı anda kanat çırpar.

2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.12.Melekler sütunu.13c
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali Pilier des Anges
2018.01.26-2-Strazburg.11.Katedral.6.İçi.12.Melekler sütunu.13d
Fransa Strazburg Notre-Dame Katedrali Pilier des Anges

Pilier des Anges-Melekler Sütunu

1253 yılına gelindiğinde, astronomik saatine bakan güney bölümde, Chartres taş ustaları tarafından, bir sütun üzerine Son yargıyı temsil eden “Melek sütunu” yapılır.

Saatin hemen önünde bulunan bu sütun: muhteşem güzellikteki oymalarıyla ilgi çeker, mutlaka görün.

Fransa Strazburg Notre Dame Müzesi-Musee de I’Oeuvre Notre-Dame

Notre Dame Müzesi-Musee de I’Oeuvre Notre-Dame

Katedralin hemen yanında bulunan ve güneye bakan bu büyüleyici müzede: Fransa’nın ortaçağ eserlerinin yanı sıra Fransa ve hatta Avrupa’daki en iyi ortaçağ sanat koleksiyonlarından biri bulunmaktadır.

Özellikle erken dönem vitrayları, katedralin heykelleri ve Ortaçağ Alsace resimlerinden oluşan koleksiyonlar: 700 yıl boyunca şehirden ve üst Ren nehri havzasından toplanmıştır.

Müze, Salı günleri hariç her gün açıktır. Giriş ücretlidir, yetişkinler 4 Euro ve öğrenciler 2 Euro’dur.

2018.01.26-2-Strazburg.6.Kleber meydanı.1c
Fransa Strazburg La Place Gutenberg

GUTENBERG MEYDANI-LA PLACE GUTENBERG

Katedral yakınındadır. Burası: Ortaçağ dönemindeki Strazburg şehrinin kalbidir. Meydanın ortasında, matbaanın mucidi Gutenberg’in heykeli bulunur.

Johannes Gutenberg’in hareketli tipini yansıtan bu heykel: 1840 yılında, Gutenberg’in doğumunun 400 yılı anısına, heykeltıraş David Angers tarafından yapılarak buraya konulmuştur.

Heykel kaidesinde: baskı hakkında çeşitli sahneler figüre edilmiştir.

Gutenberg: günümüzde Almanya sınırları içinde bulunan Mainz şehrinde 1440 yılında doğmuş, siyasi ayaklanmalar nedeniyle, bir kuyumcu ve oymacı olarak buraya taşınmıştır.

Strazburg şehrinde ise, hareketli matbaa makinesini geliştirmeyi düşünmüş ve matbaayı icat etmiştir. İcat ettiği matbaada ilk baskı olarak “İncil” in bir kısmını basmıştır.

Bu ilk baskı, 42 satırlık İncil sayfası: kendi adını taşıyan meydanın ortasındaki heykelin kaidesinde görülebilir.

Bu meydanda, Gutenberg’in yeşil bronz heykeli dışında: mağazalar, kafeler, yer altı otoparkı ve bir atlıkarınca bulunuyor. Ayrıca: 1585 yılı yapımı “Ticaret Odası” binası dikkat çeker.

Rönesans tarzı bu bina, eğimli çatısı ve çentikli zeminiyle önem kazanıyor. Bir zamanlar: bu meydan, şehirde ticaret ve sanayinin merkeziydi.

Meydanda bir bitpazarı kuruluyor ve burada çeşitli kitap ve baskıları bulabilirsiniz.

  2018.01.26-2-Strazburg.6.Kleber meydanı.1b   

KLEBER MEYDANI

Şehrin en büyük ve en ünlü meydanıdır. Katedrale 100 metre uzaklıktadır. Genel olarak beton ağırlıklıdır yani pek yeşil görülmez. Şehrin ticaret bölgesinin kalbinde bulunan bu meydan ismini: General Jean Baptiste Kleber’den alır.

Kleber: 1753 yılında Strazburg şehrinde doğmuştur.

1792-1800 yılları arasında, Fransız devrimi sırasında görev yapmıştır. General Kleber, Türk düşmanı olarak bilinir. Çünkü iki kere, Osmanlı askeri güçlerini yenilgiye uğratmıştır.

1800 yılında Mısır-Kahire’de, bir Sırp öğrenci tarafından yapılan suikast sonucu öldürülmüştür.

General Kleber’in kemikleri daha sonra buraya getirilmiş ve meydanın ortasında bulunan Kleber heykelinin altındaki tonozun altına konulmuştur. Yani heykelin bulunduğu yer, aynı zamanda bir mezarlıktır.

Meydanın kuzey tarafında: 1765-1772 yılları arasında, Kralın mimarı Jacques François tarafından yaptırılan “Aubette” bulunur. Buranın en büyük özelliği: her yıl Noel nedeniyle “Kasım” ayından itibaren ışıklandırılmasıdır.

Meydanın güneyine 30 metre yüksekliğinde bir çam ağacı yerleştirilir ve bunun altına fakirler için hediyeler bırakılır. Şehirde yeni yıl kutlamaları bu meydanda yapılıyor.

Meydanın çevresinde: mağazalar, anıtlar ve görkemli anıtlar vardır. Meydanın kıyısında “Kleber Sarayı” isimli yapı görülür. Ancak burayı bir saray olarak düşünmeyin.

Çünkü: buranın altında “App Store” ürünlerinin satıldığı bir mağaza, “Starbuck” kafe bulunuyor. Ayrıca yine meydanın çaprazında “Galeries Lafayette” mağazası vardır.

Burada: özellikle “Tommy Hilfiger” ürünlerine bakabilirsiniz, ayrıca Fossil marka ürünler ve Nike Air ayakkabılar ve parfümler ilginizi çekebilir, ama unutmamak gerekir ki, bu mağaza pahalılığı ile ünlüdür. Yine burada “Printems” mağazası bulunuyor.

Ancak gece yarısından sonra, bu meydan pek güvenli değildir, şehrin ziyaretçileri, akşam saatlerinde burayı tercih etmemelidir.

2018.01.26-2-Strazburg.10.Katedral meydanı.Şişelerden yapılan bina.1a
Fransa Strazburg Kammerzell Hause
2018.01.26-2-Strazburg.10.Katedral meydanı.Şişelerden yapılan bina.1c
Fransa Strazburg Maison Kammerzell

 

KAMMERZELL HAUSE-MAİSON KAMMERZELL

Katedralin hemen sol tarafında bulunan bu yapı: şehrin en eski evidir. Şehirde, Ortaçağ döneminin sonlarından kalma, en iyi korunmuş ve en süslü yapıdır. 550 yıllık ahşap ev:  Kammerzell isimli eski zengin bir peynir tüccarının evidir. 1427 yılında yaptırılmıştır.

1467-1589 yılları arasında çeşitli kereler restore edilmiştir. Günümüzdeki zemin katı: 1467 yılına tarihlenir. Üst katın ahşap oymaları ise: 1589 yılına tarihlenir.

Tüm katları: Alsaslı ressam Leo Schnug tarafından dekore edilmiştir.

75 penceresi bulunur ve bu yüzden muazzam bir aydınlatmaya sahiptir. Bu pencereler: 400 adet şişe dibi camlarının birbirlerine tutturulmasıyla dekore edilmiştir.

Binanın ahşap heykelleri, freskleri, sarmal merdivenleri görenleri hayran bırakır. Günümüzde yapı: çok şık bir restoran ve butik otel olarak hizmet vermektedir.

PHARMACİE DU CERF

Burası: Katedralden daha eski bir eczanedir ve 13’ncü yüzyıldan kalmadır. “Rue Merciere” başında Place de la Cathetrale bölgesinde olan bu eczane, Fransa’nın en eski eczanesidir.

Fransa Strazburg Rohan Sarayı
Fransa Strazburg Chateau Des Rohan

ROHAN SARAYI-CHATEAU DES ROHAN-PALAİS ROHAN

Katedralin hemen sağındadır. Bu sarayın ismi “Yüzüklerin Efendisi” filmlerinden hatırlanır. Bu yapı: 18’nci yüzyıl kraliyet mimarlarının eseri bir başyapıttır. Şehrin önemli bir mimari, tarihi ve kültürel simgesidir. Fransız Barok mimarisinin başyapıtı olarak kabul edilir.

Yapı: 1731-1742 yılları arasında, Strazburg Piskoposluğu yapan Armand Gaston de Rohan için yapılmıştır. Yapı: Robert de Cotte tarafından tasarlanmıştır.

Protestanlığın egemen olduğu dönemde, Strazburg şehrine Roma Katolikliğinin geri dönüşünü göstermek amacıyla yapılmıştır. Rahiplerin daireleri, kuzeye doğru yani katedrale doğru dönüktü.

Yapıdaki heykeller, kabartmalar ve tabloların çoğu, Katoliklik doğmasını yansıtıyor. Takip eden süreçte: krallar, prens ve prensesler, piskoposlar ve kardinaller burada ikamet etmiştir.

Bunlar arasında öne çıkanlar: Fransa kralı XV Luis, Napolyon ve Josephine, Marie Antoinette burada kalmışlardır. Saray yapısı: Fransız Kültür Bakanlığı tarafından, 1920 yılında “Tarihi Anıt” statüsünde koruma altına alınmıştır.

Saray: 19’ncu yüzyılın sonlarından bu yana, Strazburg şehrinin en önemli müzelerine ev sahipliği yapıyor. Bunlar: Arkeoloji müzesi, Dekoratif Sanatlar Müzesi ve Güzel Sanatlar Müzesidir. Sarayın yan kanadı, geçici sergiler için kullanılıyor.

Fransa Strazburg Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi-Musee Archeologique

Sarayın bodrum katındadır. Salı günleri hariç her gün açıktır. Giriş ücretlidir. Şehrin eski arkeolojik koleksiyonlar: 1870 yılındaki şehrin kuşatılması sırasında: Belediye Kütüphanesiyle birlikte tamamen yok edildi.

Alsace tarihi eserlerinin korunması için, topluluk adına 1876 yılında yeni bir koleksiyon toplanmaya başlandı ve toplanan koleksiyon 1889 yılında saraya taşındı.

İlk olarak 1896 yılında halka açıldı ve 1907 yılında bugünkü yerine taşındı. Müzenin koleksiyonları: Paleolitik çağdan, Merovingyan hanedanına kadar olan dönemde, kuzey Alsace buluntuları üzerine odaklanmıştır.

Musee des Arts Decoratifs-Dekoratif Sanatlar Müzesi

Sarayın zemin katındadır. Salı günleri hariç her gün açıktır. 1887 yılında kurulan Kunstgewerbe müzesi koleksiyonları: 1920-1924 yılları arasında, saray dairelerine bitişik ahırların taşınmasıyla buraya getirilmiştir. Koleksiyonlar daha önce: Rönesans dönemi eski Belediye mezbanesinde bulunuyordu.

Müzede bulunan dekoratif eserler: 1944 yılında II. Dünya Savaşı sırasında yapılan bombalamalar sırasında hasar gördü. Kardinallerin dairelerinin mobilyaları ve dekorasyonları yanı sıra, koleksiyonda bulunan diğer objeler şunlardır: 1354 yılı yapımı ortaçağ astronomi saatinin orijinal parçaları (otomasyonlu horoz dahil), yerel üretim porselenler (Strazburg porselenleri), gümüş kaplamalar, mobilyalar, goblenler, duvar halıları, ahşap oymalar, duvar ve sıvı dekorasyonları ve saatlerdir.

1750 yılı kökenli, eski bir otelin (Hotel Oesinger), özellikle yeniden yapılandırılmış oturma odası ve saray odalarında 18’nci yüzyıldan kalma mobilyalar büyük ilgi çekmektedir.

Burayı gezerseniz, 17 ve 18’nci yüzyıllarda Paris ve Alsace soylularının yaşam tarzlarını görebilirsiniz. Ancak müzenin en değerli koleksiyonu: seramik koleksiyonudur.

Bu seramik koleksiyonunda: Avrupa’nın en değerli porselenleri ve Strazburklu Hannog ailesinin muhteşem işçiliğiyle ilgi çeken Rokoko tarzı bezeli porselenleri görebilirsiniz.

En ilgi çeken parça: hindi şeklindeki büyük çorba kasesidir. Müzenin bir diğer ilgi çeken objesi ise, katedralin astronomi saatinin kopyasıdır. Bu kopya üzerinde, saatin şekillerini ve figürlerini rahatlıkla görebilirsiniz.

Güzel Sanatlar Müzesi-Musee des Beaux-Arts

Sarayın birinci ve ikinci katlarında bulunan bu müze: 1803 yılında kurulmuş ve tamamen Prusya topçu atışı ile yakılan Resim ve Heykel Müzesinin halefidir. Yeni müze: 1899 yılında açılmıştır.

Koleksiyonlar: 13’ncü yüzyıldan 1871 yılına kadar Avrupa sanatına genel bir bakış sunmakta, ağırlıklı olarak İtalyan, Flamen ve Hollanda tablolarından oluşmaktadır.

Eserleri bulunan sanatçılar: Correggio, Antony van Dyck, Botticeli, Tintoretto’dur. 1681 yılına kadar sergilenen “Yukarı Rhenish” sanatı koleksiyonları, 1931 yılında meşhur “Musee de Notre-Dame” taşınmıştır.

Burada: özellikle Rönesans çağı İtalyan ressamlarından Correggio’nun büyüleyici, gerçeküstü tablosu “Judith ve Hizmetçi”, Raphael’in zengin renklerle bezediği ustalık eseri “Genç Kadın Portresi” görülebilir.

Rubens’in “Elma yanaklı aristokratlarından Pieter de Hooch’un günlük hayatından enstanteneler de ilgi çeker.

 

PETİTE FRANCE

Burası: Strazburg şehrinin tarihi bir semtidir. 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Gelelim buranın isminin anlamına: Petite-France (Küçük Fransa) ismi, buraya yurtseverlik veya mimari nedenlerle verilmemiştir. Buranın ismi: 15’nci yüzyıl sonlarında, frengili kişilerin tedavi edilmesi için bu adada yaptırılan hastaneden gelir.

Bölge, şehrin tarihi merkezini içeren, Grande İll bölgesinin batı ucundadır. İll nehri, burada: 17’nci yüzyıl sonlarında inşa edilmiş bir savunma duvarı olan Barrage Vauba’nın altından geçer ve dört kanala ayrılarak güneye akmaya devam eder.

Barrage Vauban: Luois XIV döneminde yaptırılmış savunma duvarlarının kalıntılarıdır. Nehrin bir yanından, diğer yanına uzanır. Buraya çıkarsanız: şehrin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

“Ponts Couver” aşağısındaki bu 4 kanal: çoğunlukla yarı ahşap binaların bulunduğu dar bir şerit ve onları birbirine bağlayan geçit köprüleriyle birlikte, çoğunlukla 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalan bir alanı dolaşır.

Birçok binanın eğimli çatıları ilgi çeker. Ortaçağ döneminde, İll nehri kıyısında, bu bölgede şehrin dericileri, değirmencileri ve balıkçıları yaşıyor ve çalışıyorlardı.

Bunlar: nehrin dört kola ayrıldığı noktadaki su yollarını kullanıyorlardı.

Bölgenin tam merkezinde: İll nehrinin kuzey kıyısında, Maison des Tanneurs ve Place Benjamin vardır. Bu meydan, birçok caddeye bağlanır.

Bu bağlantılarda: yarı ahşap ve 500 yıllık evler sıralanır. Bunlar: doğuda St Thomas kilisesi ve batıda Pont Couvert ve St Le Viens kilisesine kadar uzanır.

Evet, günümüzde bir dizi kanalla ayrılan bu bölge: şehrin başlıca turistik mekanlarından birisidir. Buraya yürüyerek gidebilirsiniz. Burada bulunan kuleler, düşman gemilerini engellemek için yapılmıştır.

Burası, özellikle geceleri ışıklandırılınca harika oluyor, buraya mutlaka gece de gitmelisiniz.

Buranın bir diğer özelliği de: İll nehri üzerindeki tekne turlarının buradan geçmesidir.

2018.01.26-2-Strazburg.2.Şehir genel.13a
Fransa Strazburg
2018.01.26-2-Strazburg.2.Şehir genel.14d
Fransa Strazburg

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

Fransa Strazburg Musee Alsacien

Musee Alsacien

Salı günleri hariç, her gün açıktır. Quai Saint-Nicholas bölgesindedir. Bu bölgede: Alsace kültürünün özelliklerine uygun, 16 ve 17’nci yüzyıldan kalma renkli evleri görebilirsiniz.  Müzede: eski oyuncaklar ve bebekler sergileniyor.

Bu yüzden, özellikle çocuklarının ilgisini çeken bir müzedir. Ayrıca: bölgedeki evlerde: ibadet ve dini törenlerde kullanılan objeler ve Yahudi cemaatinin dini yaşamı sergileniyor.

Modern ve Çağdaş Sanatlar Müzesi-Musee d’Art Moderne et Contemporain

İll nehri kıyısındaki müzenin bulunduğu cam yapı yapı: 1998 yılında tasarlanmıştır ve mimari görünümüyle şehrin “Avrupa Kültür Merkezi” olduğu dönemde çok ilgi çekmiştir. Strazburg şehrinde doğan sanatçı Jean Arp’ın “Sanat insanoğlu içinde büyüyen bir meyvedir” sözü müzenin kapısında yazılıdır.

Müzenin koleksiyonlarında: 20’nci yüzyılın en büyük yenilikçi eserleri sergilenmektedir. Koleksiyonda: Rodin’in 1904 yılında yaptığı ünlü “Düşünen adam” heykeli vardır. Picasso’nun 1958 yılında yaptığı “Meyve toplayan çıplak”, Dore’nin 1867-1872 yılları arasında yaptığı dev “Praetorium’dan çıkan İsa” resmi büyüleyicidir. Müzenin terasındaki “Art Cafe” de yorgunluk atmak için bir şeyler içebilirsiniz.

Tomi Ungerer Müzesi

Ünlü Alsaslı ressam Tomi Ungerer’in eserleri: günümüzde şehir merkezinde Ulusal Tiyatronun karşısında bulunan ve “Villa Grenier” isimli bu evde sergilenmektedir. Koleksiyonda: 8000 orijinal çizim, eskiz, heykel ve posterler sergileniyor.

Orangerie Park

Palais de I’Europe karşısındadır. Park alanı: 1804 yılında, İmparator Napolyon’un eşi İmparatoriçe Josephin’i etkilemek için: Versailles Sarayının mimarı Le Notre tarafından tasarlanmıştır ve yapılmıştır.

Park alanında küçük bir şato bulunur. Ayrıca: çocuk bahçesi, minyatür bir çiftlik ve hayvanat bahçesi vardır. Şehirde leylek sayısı azalınca, bu park alanında, leylek yaşam alanları hazırlanmış ve son yıllarda leylek sayısında artış gözlenmiştir.

1971 yılından bugüne kadar, park alanında 800’den fazla leylek doğduğu söyleniyor. Ancak yine de Alsace bölgesinin sembolü olan bu sevimli canlının geleceği tehlike altındadır. Park alanında: bir de romantik şelale vardır.

Göl de teknelerle gezi yapmak mümkündür. Park alanındaki “Pavillion Josephine” bölümü: sayısız sergi ve geçici etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.

Yine park alanında bulunan ve 17’nci yüzyıl yapımı “Buerehiesel” ise: çekici ve ahşap çerçeveli bir ev olarak, 1994 yılından sonra bir restoran olarak hizmet vermektedir. Burası: özellikle hafta sonlarında koşu yapanlarla doludur.

Citadelle Park

Rue de Boston bölgesindedir. 1681 yılında, ünlü Fransız mimar Vauban: şehrin savunmasını geliştirmek ve Ren nehrinin stratejik kontrolünü sağlamak için, bir kale yapar. Bu kale: şehre herhangi bir saldırı durumunda, son savunma noktası olarak kullanılmıştır.

Ancak 1870 yılına gelindiğinde, buradaki askeri tahkimat, Alman İkinci Reich tarafından, şehrin ilhakının ardından yıktırılmıştır. Sadece: iki burç ve onları bağlayan duvar ve iki kapı kalır. Kale: bir duvarla şehre bağlanır.

Daha sonra ise, bu askeri arazi peyzaj tasarımcısı Joffret tarafından, bir park alanı olarak düzenlenmiş ve 1967 yılında halkın kullanımına açılmıştır. Günümüzde bu park alanında: piknik masaları, çocuklar için oyun alanları bulunuyor.

Jardin Botanique-Botanik Parkı

Strasburk Üniversitesi Botanik Bahçesi: 1619 yılında kurulmuştur. 1884 yılında ise, günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Şehrin merkezinde bulunan park alanında, 6000’den fazla bitki türü vardır. 3.5 dönümlük yeşillik arazide, nadir ve olağanüstü tematik koleksiyonlar bulunur.

Bu koleksiyonlar, arboretum botanik okulu ve seralarda sergileniyor. Evet bu park alanında, sadece bitki koleksiyonu değil, çeşitli hayvanlar da bulunuyor. Bahçe, özel karakteri nedeniyle, yaban hayatı için gerekli ve uygun şartlar sunmaktadır.

Batorama Tekne Turlar

Şehri en iyi tanımanın yollarından birisi tekne turu yapmaktır. Tekneler: 1731-1742 yılları arasında yapılan Rohan Sarayının hemen yanından kalkıyor.

70 dakikalık bu tekne turlarında: Alsas bölgesinin görülmesi gereken yerleri ve özellikle de Petite France ve deri tabaklama yerleri, köprüler ve Vauban barajı, Neustadt bölümü ve Avrupa kurumları görülebiliyor.

Özellikle Petite France bölümündeki tekne gezisi ilginçtir. Buraya gelmeden önce, tekne, nehir içinde özel bir bölüme giriyor. Nehrin alt kısmında şelale var, tekne özel bölüme girince kapaklar kapanıyor, yaklaşık 5 dakika boyunca havuzda su boşaltılarak su seviyesi 1.80 metre aşağıya indiriliyor.

Daha sonra ön kapak açılıyor ve tekne yoluna devam ediyor. Havuzdaki suyun boşaltılması çok ilgi çekiyor.

Diyarbakır

Diyarbakır

Diyarbakır, tarihi ipek yolu üzerinde bulunması nedeniyle, tarihin her döneminde önemini korumuş, özellikle yaz aylarında, sıcakların aşırı yükseldiği bir yer olarak önem kazanmaktadır. Ayrıca, kalabalık ve özellikle çocukların yarattığı kalabalık ve bu kalabalık ortamda, siz, bir gezgin olarak, şehir dışından gelen bir gezgin olarak, derhal hissedilirsiniz ve bu durum size fark ettirilir.

ULAŞIM

Şehre, kara yolu ile ulaşmak mümkündür. Diyarbakır otogarı, şehir merkezindedir. Şehrin, bazı yerlere olan uzaklığı şöyledir. Diyarbakır-Ankara arasındaki uzaklık: 940 km. Diyarbakır-İstanbul arasındaki uzaklık: 1381 km. Diyarbakır-Adana arasındaki uzaklık: 536 km. Diyarbakır-Gaziantep arasındaki uzaklık: 329 km. Diyarbakır-Elazığ arasındaki uzaklık: 162 km. Diyarbakır-Siirt arasındaki uzaklık: 216 km. Diyarbakır-Ş.Urfa arasındaki uzaklık: 184 km. dir.

Buraya uçak ile gitmek isterseniz: hava alanı, şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Hava alanı, askeri ve sivil amaçlar için kullanılmaktadır. Her uçuştan önce, Belediye otobüsü seferleri ve mevcut taksi duraklarındaki taksiler ile, hava alanı ile şehir merkezi arasında, ulaşım sağlanmaktadır. İstanbul-Diyarbakır arasındaki hava yolu uçuşu, yaklaşık 1 saat 20 dakika sürmektedir.

Demir yolu düşünürseniz, yine buraya ulaşmak mümkündür. Diyarbakır Tren İstasyonu şehir merkezindedir. Bölgesel trenlerin birçoğu, şehir merkezinde durmaktadır. Ancak, İstanbul-Diyarbakır arasındaki demir yolu yolculuğu, yaklaşık 32 saat sürmektedir.

Diyarbakır

TARİHİ

Yöreden, tarihi süreç içinde, pek çok uygarlık ve kavim geçmiştir. Ama, özellikle, MÖ.3000’li yıllarda, bölgede egemenlik kuran “Asurlular” karşımıza çıkmaktadırlar. Bunlar döneminde, yazılı metinlerde geçen, yörenin ismi “Amidi” dir.

Yunanca ve Latince kaynaklarda ise, şehrin ismi “Amido” ve “Amida” olarak da geçmektedir. Hatta: Arap saldırıları sırasında, yöreye yerleşen “Bekr” adında bir aşiret nedeniyle, yörenin isminin “Bekr diyarı” olduğu da söylenir.

Daha sonra bu isim “Diyar-ı Bekr” olarak söylenmiş ve 1937 yılında, Ulu Büyük Önder Atatürk tarafından “Diyarbakır” olarak düzeltilmiştir. Şehrin bu yeni ismi, 10 Aralık 1937 tarihli Bakanlar kurulu kararında tescil edilmiştir.

Daha sonraki dönemlerde: yörede egemenlik kuranlar ise: Urartular, Persler, Romalılar, Partlar, Araplar, Emeviler, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular, Artuklular, Eyyübiler, İlhanlılar, Osmanlılar. Tüm bu uygarlıklar: bölgede, özellikle İç kaleyi, yönetim merkezi olarak kullanmışlardır.

Bu nedenle, son olarak, Osmanlı döneminde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, iç kale, 16 burç ve 2 yeni kapı ile genişletilmiştir. Diyarbakır’ın, Osmanlı hakimiyetine girişi: 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim dönemine rastlamaktadır.

Bu dönemde, ilk kent valisi Bıyıklı Mehmet Paşa’dır. Şehir: bu dönemde, doğu-batı ve güney-kuzey yönünde geçen 2 cadde tarafından, Doğuda: Yenikapı, Batıda: Urfakapı, Güneyde: Mardinkapı ve Kuzeyde: Harputkapı omak üzere, 4 bölüme ayrılır.

Yani, 4 mahalleden oluşmaktadır. Yenikapı-Urfakapı bölgelerinde, daha çok Müslümanlar ve güney bölümde ise; Rumlar, Ermeniler, Keldaniler ve Yahudi Süryanilerden oluşan gayrimüslimler otururlar. Yıkıntıları üzerine Ulu Cami yapılan, Mar Toma kilisesi ise, kuzey bölümdedir. 1900’lü yıllara gelindiğinde, resmi kayıtlarda: bölgede 24 cami ve 21 mescit bulunduğu yazılıdır. Bunlar arasında, Ulu cami dışında, Akkoyunlular döneminden daha geriye giden yapılar, günümüze ulaşmamıştır. Akkoyunlular döneminde yapılan “Nebi cami”, Osmanlı mimari özellikleri göstermektedir. Büyük ihtimalle, bu durumun: 1531 yılında, Osmanlılar döneminde geçirdiği onarımın sonucu olduğu kesindir.

Diyarbakır tarihinde, diğer öne çıkan olaylar şunlardır

13 Şubat 1925 tarihinde, Bingöl-Genç-Piran köyünde başlayan “Şeyh Sait isyanı” esnasında, 7 Mart 1925 tarihinde, isyancılar tarafından Diyarbakır kuşatılır. Gece yarısına doğru, isyancılar, şehri baştan başa çevreleyen surların 4 kapısından saldırıya geçseler de, başarılı olamazlar ve hezimete uğrayarak geri çekilirler ve 8 Mart günü, kaçmaya başlarlar.

11 Mart günü yeniden yaptıkları saldırı da da başarılı olamazlar. 15 Nisan tarihinde yakalanan isyancılar, Diyarbakır’da kurulan İstiklal Mahkemesinde yargılanırlar ve idama mahkum edilirler, cezaları 29 Haziran tarihinde, yine Diyarbakır’da infaz edilir.

5 Nisan günü, Diyarbakır için ayrı bir anlam taşımaktadır. Diyarbakırlılar, Atatürk’e olan bağlılık ve sevgileri nedeniyle, 2 Nisan 1926 tarihinde, Diyarbakır Belediye Meclisi tarafından, Atatürk’e çekilen bir telgraf ile, hemşerilik teklif edilmiş ve Atatürk tarafından, yapılan bu teklif gereği, Diyarbakır şehrinin fahri hemşeriliği kabul edilmiştir. 5 Nisan 1926 tarihli bu kabul telgrafının, şehre ulaştığı tarih, yani “5 NİSAN” günü, Diyarbakır için özel bir gün olarak her yıl kutlanmaktadır.

GENEL

Ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde, tarihi çok eskilere giden bir şehir olarak önem kazanmaktadır. Çevresi genellikle Güneydoğu Toros dağları ile çevrilmiş olup, ortası hafif çukurumsu yapıdadır. Şehir merkezinin denizden yüksekliği 550 metredir.

Şehirde, sert kara iklimi egemendir. Buna bağlı olarak yazları çok sıcak ve kışları, bölgenin diğer yörelerine nazaran daha az soğuk geçer. Çünkü, Güneydoğu Toroslar, kuzeyden gelen soğuk rüzgarları kesmektedir. Bölgenin iklimsel özelliklerinin en büyük etkini ise, son yıllarda bölgede yapılan barajların oluşturduğu “nisbi nem” oranındaki artıştır. Özellikle: Aralık-Ocak aylarında, bölgedeki nisbi nem oranı, yüzde 80’lere kadar ulaşmaktadır.

Bölgenin bitki örtüsü pek canlı değildir. Genellikle otsu bitkilerin hakim olduğu bozkır bölgesinde, bunlar, ilkbaharda kısa bir süre yeşerir ve sonra yağışların kesilmesiyle kururlar. Çevredeki dağlarda ise, meşe ormanları bulunur. Ancak, yine de, bu ormanlar, il topraklarının en fazla, yüzde 11’lik kısmını kaplamaktadır.

Şehrin en önemli akarsuyu: Dicle nehridir. Nehir: şehrin doğu kesiminden, şehre paralel akar. Şehrin, güneyinde, 8 km. yaklaşır ve sonra doğuya yönelerek yeniden uzaklaşır.

Evet, bu şehrin en büyük özelliklerinden birisi de, nüfus artış oranının Türkiye standartlarının çok üzerinde olmasıdır. Zaten, bu şehri ziyaret ettiğinizde, cadde ve sokaklardaki çocukların yoğunluğunu rahatlıkla görebileceksiniz.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi

DİCLE ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 1978 yılında açılmış olup, Dicle nehrinin doğusundadır. Yüz ölçümü değerlendirildiğinde, ülkemizin en büyük alana sahip üniversitesidir.
Günümüzde, Üniversite bünyesinde: 13 Fakülte, 11 Meslek Yüksek okulu, 1 Konservatuar, 3 Enstitü ve 1 Eğitim ve Araştırma Hastanesi bulunmaktadır.
Son olarak: 1998-1999 öğretim yılında, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu kurulmuştur. Üniversitenin merkez kampüsü Diyarbakır il merkezinde iken, Ergani-Çermik-Çüngüş-Bismil-Silvan-Kulp ilçelerinde, Meslek Yüksek Okulları bulunmaktadır.

EL CEZERİ

1136 yılında, Cizre şehrinde doğmuş, bir dönem Diyarbakır’da yaşamış ve 1233 yılında, yine Cizre şehrinde ölmüştür.

Kendisi, İslam döneminin altın çağında: sibernetik üzerine, yani günümüzün robotik bilimi üzerine, önemli çalışmalar yapmış, Müslüman bir bilim adamıdır. Çalışmalarını: 6 bölümden oluşan “Kitab-ül Hiyel” yani “Mekanik Hareketlerde Mühendislikten Yararlanma” isimli kitabında yayınlamıştır.

Bu kitabında: 50 civarında cihazın çizimi ve kullanım esasları görülmektedir. Ancak, kitabın orijinal baskısı günümüze kadar ulaşmamış, orijinalinin benzeri 15 kopyasından 10 tanesi, Avrupa’nın çeşitli müzelerinde, 1 tanesi Topkapı Müzesi ve 1 tanesi ise Süleymaniye Kütüphanesindedir.

DİCLE NEHRİ

Maden çayı ve Birkleyn çayı: Dicle ilçesinde birleşerek, Dicle nehrini oluştururlar. Nehir, güneye inildikçe, yöredeki diğer ırmaklar tarafından beslenerek, iyice güçlenir ve Türkiye ile Suriye arasında, 40 km. lik bir sınır çizerek, Basra’nın 64 km. kuzeyinde, Fırat nehri ile birleşir ve “Şattülarap” ismini alarak, Basra körfezine dökülür.
Yöredeki bir inanışa göre: Dicle nehri, Zap, Fırat ve Aras nehirleriyle birlikte, cennetin 4 nehrinden biri olarak kabul edilir ve “Allah’a giden yol” olarak bilinir. Bu özelliği nedeniyle, yöre insanı: özel günlerde ve bayramlar öncesinde: on gözlü köprü üzerine çıkarak, dilek ve isteklerinin yazılı bulunduğu kağıt parçalarını, Dicle nehrine bırakırlar. Bu dileklerinin: Allah’a ulaşacağına ve kabul göreceğine inanırlar.
Nehir hakkında diğer anlatılan bir rivayet ise şöyledir: Allah, Danyal Peygambere, “elindeki asası ile, suyun çıktığı mağaranın ağzından itibaren bir çizgi çizmesini ve suyun bu çizgiyi takip edeceğini, ancak fakirlerin, dul kadınların, yetimlerin ve vakıf mallarına zarar vermemesini” söyler. Evet, Dicle nehri, bu yüzden, çok kıvrımlıdır.

Nehir hakkında, bir diğer efsane ise şöyledir: “Yunan mitolojisine göre: Nympha: kaplana dönüşmüş olan, Dionysos’tan kaçarken bir ırmak yanına gelir. Bu ırmağı geçebilmek için, Dionysos’un kollarına sığınmak zorunda kalır ve bu sırada, ondan hamile kalır. Doğan çocuğa “Medler” in atası olarak kabul edilen “Medos” ismi verilir.
Dionysos ve Nympha’nın birlikte geçtikleri bu ırmağa “tigris” yani “kaplan” ismi verilir.

DİYARBAKIR KARPUZU

Dünyaca meşhur Diyarbakır karpuzu: Dicle nehri kıyısındaki, çakıllı ve kumlu arazilerde: karpuz kuyusu denilen yerlerde yetiştirilir. Bu kuyular: Nisan-Mayıs ayları arasındaki dönemde: Dicle nehrinin sularının çekilmesiyle, nehir yatağında oluşmaktadırlar. Büyük karpuz yetiştirmek için açılan her kuyu: 2 metre boyunda ve 60 cm. genişliğindedir. Derinlik ise, taban kısmında, suya ulaşacak kadar yani, genellikle 40-60 cm. arasında gitmektedir.

Bu kuyular: ahır gübresi ve güvercin gübresiyle desteklenir ve böylece karpuzun iriliği ve lezzetli olması sağlanır. Yani, organik gübreleme, Diyarbakır karpuzunun en önemli özelliğidir. Yapılan bu gübreleme sonucu: ağırlıkları 60-70 kg. kadar varabilen karpuzlar yetiştirilmektedir. Gübre demişken: Diyarbakır yöresinde bol miktarda güvercin görebilirsiniz ki, bunların sebebi: özellikle karpuz yetiştiriciliğinde, lezzet vermesi açısından, güvercin gübresinin bolca kullanılıyor olmasıdır.

Evet, Diyarbakır karpuzu denilince ilk akla gelenler: iriliği ve lezzetidir. Ancak günümüzde, ticari zihniyet nedeniyle, Diyarbakır karpuzu nesli dejenere olmuş ve eski lezzet ve iriliği kaybolmuştur.

Sonuç olarak: Diyarbakır karpuzunun yararları: böbrek taşlarını düşürücü ve idrar söktürücü özellikleri bulunmaktadır. Ayrıca: hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır.

KARPUZ FESTİVALİ

Festivalin temelinde: tarihi süreç içinde yaşaman bir olay bulunmaktadır. Şöyle ki: İran ordusu tarafından kuşatılan şehir, bir yıllık kuşatmanın ardından, 10 Eylül 1515 tarihinde, Osmanlı ordusu tarafından kurtarılır. Halk, Osmanlı ordusunun şehre girmesini büyük bir sevinç ve törenlerle kutlar. Bu anlamlı gün: her yıl, Eylül ayında düzenlenen ve günlerce süren şenliklerle anılmıştır.

Şenlikler: 19’ncu yüzyılın sonlarına kadar devam etmiş ve şehir merkezindeki “Ali Pınarı” bölgesinde yapılmıştır. Bu şenliklerde kurulan panayır yerinde: bir çok tören düzenlenmiş ve bunlar, I. Dünya Savaşına kadar sürdürülmüştür. Ancak, I. Dünya savaşı sırasında ülkeyi saran sıkıntılar nedeniyle, bu şenlikler unutulmuştur.
1966 yılından itibaren ise, her yıl 23 Eylül tarihinde, bu şenlikler “Karpuz Festivali” adı altında, yeniden düzenlenmeye başlamıştır.

GÜVERCİN VE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİ

Şehirdeki güvercin yetiştiriciliğinin, yaklaşık 500 yıllık geçmişi bulunduğu söyleniyor. Çünkü, surların üzerindeki Nur burcunda, güvercin kabartması görülmektedir.
Burada güvercinlere “boran” ismi veriliyor. Güvercinler: beslenme ve insan ilişkilerinde önem kazanırken, güvercin gübresi de yörenin meşhur karpuz yetiştiriciliğinde kullanılmaktadır. Yöredeki halk destanlarında ise, güvercin kılığına girmiş perilerden söz edilir. Hatta, destanların bir çok yerinde, bu peri dönüşümünü takiben, çok güzel kızlara dönüşürler.
Evet, bu şehirde, güvercin ve güvercin yetiştiriciliği hobi olarak halkın büyük bir bölümünde ilgi çekmektedir. Bağlar semtinde, Dörtyol civarında, taka atan güvercinlerin şovlarını izlemek mümkündür.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Özellikle yaz döneminde ise, bu yörede, devasa boyutlardaki “karpuz” mutlaka tatmalısınız. Bunun dışında “cartlak kebabı” olarak da bilinen “ciğer kebabı” düşünülebilir.
Ayrıca: içli köfte, çiğ köfte, kaburga, keşkek tatmalısınız. Bunların dışında: özellikle “patlıcan meftunesi” yemelisiniz. Bu yemek türü: kemikli kuzu etinden yapılır. Üstüne ise, halka halka doğranmış patlıcan ve domates konulur. Sumak ve sarımsak eklenerek, yenilecek hale getirilir.
Tatlı olarak ise: kadayıf, sütlü nuriye tercih edilebilir.
Ama, Diyarbakır denilince, özellikle gitmenizi önereceğim yer “Selim Usta” ve tatmanızı önereceğim lezzet Kaburgadır. Yanında: meyan kökü içmeyi sakın ihmal etmeyin. Bu bir anlamda, kolalı içeceklerin ham maddesi olması nedeniyle, yabancı olmadığınız bir lezzet ama yemekten sonra hazmı sağlaması açısından çok yararlıdır.
Son bir not: Dağkapıdaki ciğerciye ve Hasanpaşa hanındaki kahvaltıcıya uğramadan, bu şehirden sakın ayrılmayın.
Bu arada, tatlıdan söz etmek istiyorum. Diyarbakır yöresinde, burma kadayıf ünlüdür. Burma kadayıfın ilk imalatı, Diyarbakırlı Ako Usta tarafından 18’nci yüzyılda yapılmıştır. Dünyaca ünlü bu tatlı türü, kadayıfın içine ceviz veya fıstık doldurulup sarıldıktan sonra, bakır tepsiye dizilerek yapılır.

NE SATIN ALINIR

Şehirde, geleneksel el sanatları içinde öne çıkanlar şunlardır: kuyumculuk, ipekçilik ve bakırcılık. Ama tüm bunların yanında, şehirden, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz, “hasır” düşünebilirsiniz.
Bunun dışında: hasır bilezik, kiniş gerdanlık, gümüş işlemeli nalın satın alabilirsiniz.
Evet, bunların dışında, Diyarbakır şehrindeki alışveriş merkezleri ve adresleri şunlardır:
Mega Center AVM: Bağlar semtinde, Şanlıurfa Yolu üzerindedir.
Diyar Galeria AVM: Yenişehir Mahallesi, Orduevi arkasındadır.
Babil AVM: Selahattin Eyyübi Mahallesi. Bayındır caddesi üzerindedir.
City AVM: Kayapınar bölgesinde, Diclekent Bulvarı üzerindedir.

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Arkeoloji Müzesi

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Şehir merkezinde, Cami-i Kebir mahallesinde, Tarancı sokaktadır. Pazartesi hariç, her gün açık olup, saat: 08.30-12.00 ve 13.00-17.00 arasında ziyaret edilebilmektedir.
Şehirdeki ilk arkeoloji müzesi, 1934 yılında, Ulu caminin bitişiğinde bulunan Zinciriye Medresesinde açılmıştır. 1985 yılında ise, Elazığ caddesi üzerinde bulunan, yeni binasına taşınmış ve 1988 yılında ziyarete açılmıştır. 5000 m. Karelik bir alan üzerinde kuruludur.

Bu alanda: müze dışında, konferans salonu, depo ve laboratuvarlar ve fotoğraf atölyesi bulunmaktadır.
Müzede: yörede egemenlik kuran, Asur, Urartu, Helenistik, Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerine ait objeler sergilenmektedir. Ayrıca: Amid sikkeleri ve Etnografik eserler de sergilenmektedir. Sonuç olarak, günümüzde müze envanterinde: 16 bin civarında obje bulunmaktadır.

Diyarbakır Ziya Gökalp Müze Evi

 

ZİYA GÖKALP MÜZE EVİ

Şehir merkezinde, Ziya Gökalp bulvarındadır.
Bu müzenin bulunduğu ev, mimari yapısı ile önem kazanmaktadır. Çünkü, şehrin en tipik sivil mimari yapısıdır. Yapı: 1808 yılında, 2 katlı olarak, siyah-bazalt taşından yapılmış ve 1824 yılında, Gökalp ailesine intikal etmiştir. Haremlik ve Selamlık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Mekanlar, ortadaki avlunun çevresine yerleştirilmiştir. Süs ögesi olarak, beyaz renkli bezemeler dikkati çekmektedir. Bunun yanında, bazı kapıların üstlerinde Arapça kitabeler görülür.
Ziya Gökalp; 1876 yılında, bu evde doğmuştur. Ev: 1956 yılında, müze olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Genellikle, Diyarbakır evlerinde görülen, havuz geleneği burada da uygulanmıştır.
Burayı ziyaret ederseniz: ünlü düşünüre ait kişisel eşyalar ve yöreye ait Etnografik bir kısım obje görebilirsiniz. Ayrıca, evin ortasındaki avlu bölümünde, Ziya Gökalp’in bir heykeli de görülüyor.

CAHİT SITKI TARANCI MÜZE EVİ

Şehir merkezinde, Camii Kebir Mahallesindedir.
Ünlü yazar, Cahit Sıtkı Tarancı, 1733 yılında inşa edilen bu evde: 1910 yılında doğmuştur. İlkokulu Diyarbakır ve Liseyi İstanbul’da okuyan ünlü şair: daha sonra İstanbul-Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirir ve Paris’e gider. II. Dünya Savaşı çıkınca yeniden Türkiye’ye döner ve çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalışır. Evet, bu ünlü şairimizin tüm şiirleri, ölüm ve ölüm korkusu üzerine yoğunlaşmıştır. En popüler şiiri ise “35 yaş “ şiiridir.
Şehirde, ünlü şairin doğduğu ev: 1973 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından satın alınarak, müze haline getirilmiştir. Yapının tamamı, 14 oda, avluya açılan bir mutfak, kiler ve tuvaletten oluşmaktadır.
Ahşap bir kapıdan ve dar bir koridordan geçilerek girilen müze evde: ünlü yazarın kitapları, el yazıları, kullandığı kişisel eşyaları, fotoğrafları ve kütüphanesi bulunmaktadır.

Diyarbakır Kalesi ve Surları

DİYARBAKIR KALESİ VE SURLARI

Diyarbakır kalesi: şehir merkezinde bulunmaktadır. Karacadağ bölgesinden, Dicle nehrine kadar uzanan, geniş yaylaların doğu kısmında, zeminden 100 metre yüksekliğe kurulmuştur. Genel olarak “kalkan balığı” biçimini andırmaktadır.

Kale yapısı: yontma bazalt taştan yapılmıştır. Kalenin bulunduğu yerdeki ilk yapının: MÖ.3000 yıllarında, Hurriler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Günümüze ulaşan surların ise, Roma döneminde, İmparator II. Konstantinus zamanında, MS. 349 yılları civarında yapıldığı veya yenilendiği bilinmektedir. Çünkü, yazılı belgeler, aynı tarihte, şehrin surlarla çevrili kalesinin onarıldığı görülmektedir. 365-367 yılları arasında ise, kalenin surlarının batı bölümü yıkılmış ve buraya: Urfa ve Mardin kapılarına kadar uzanan bölüm, yeniden ilave edilmiştir.

Kale: iç ve dış kale olmak üzere 2 kısma ayrılır.

İÇ KALE

İç kale bölümü: Fis kayası bölgesinde: surların kuzeydoğu köşesinde kurulmuştur. Buraya, Artuklu Kemeri denilen ve 10 metre genişliğinde, sivri kemerli bir yerden girilir. Bu kemer: üzerindeki kitabeye göre, 1206-1207 yılları arasında yapılmıştır. Kemerin iki yanında: aslan ve boğa mücadelesini gösteren bir kabartma görülmektedir ki, bu kabartma Ulu caminin doğu girişindeki kabartmanın benzeridir.

Evet, iç kale bölgesindeki ilk yerleşim: MÖ.3000 yıllarında, Hurriler tarafından yaratılmıştır. Ancak: yazılı kaynaklara göre, iç kale bölümünün, 1525-1526 yılları arasında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, ikinci bir sur yapılarak genişletildiği bilinmektedir. Çünkü: şehirde egemenlik kuran bütün uluslar, iç kaleyi bir yönetim merkezi olarak kullanmışlardır.

İç kale bölümünde, Virantepe höyüğünde: 1961-1962 yılları arasında resmi arkeolojik kazılar yapılmıştır. Bu kazılarda, yörenin ilk yerleşiminin, MÖ.6000 yıllarında burada kurulduğu yani kentin ilk kuruluş noktası olduğu anlaşılmıştır. Bu kazılarda, ayrıca: burada, 13’ncü yüzyılda Artukoğulları döneminde bir saray yapıldığı anlaşılmıştır. Sarayın: Artuklu hükümdarı Melik Salih Nasreddin Mahmud dönemine yani; 1200-1222 yılları arasındaki döneme ait olduğu sanılmaktadır.

Bu saray kalıntısı içinde, en önemli bölüm ise, dört tarafı eyvanlarla çevrili olan, süslü havuzdur. Havuzda: zengin renkli taş mozaik ve çini süslemeleri görülmektedir. Ayrıca: fiskıye yapılmıştır.

Bu havuz yapısı: Artuklular döneminde sıkça kullanılmış olup, gerek suyun sesinden ve gerekse serinliğinden yararlanılması düşünülmüştür. Bu “selsebil” sistemi, günümüzde de, birçok yapıda görülmekte olup, özellikle Gazi köşkünde dikkat çekmektedir. Yine, aynı bölümde, renkli taş ve cam küplerden oluşan mozaik süslemeleri görülmektedir.

Doğu bölümünde ise, saraya çıkışı sağlayan merdivenler ortaya çıkarılmış ve saray girişinin, Artuklu kemerinin, yani hemen iç kale girişindeki kemerin yanında olduğu belirlenmiştir. Bu sarayda, yukarıda sözünü ettiğim, El Cezeri isimli Müslüman bilginin yaptığı robotik uygulamaların kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Ayrıca, yine bölgede bulunan bir kervansaray, tarihi süreç içinde, uzun süre “cezaevi” olarak da kullanılmış ve birçok idama sahne olmuştur. (Son günlerde, televizyonlarda izleyenler hatırlayabilirler, bu bölgede, yüzyıl öncesinden, yani cezaevi döneminden kalma insan kemikler bulunmaktadır)

Evet, günümüzde: iç kale bölgesinde görülebilen yapılan şunlardır: Artuklu sarayı kalıntıları, 2 kilise, Viran kale, sarnıç, kale camii (Hz Süleyman-Nasıriye camii), Arkeoloji Müzesi, Taş Eserler Müzesi, Müze kafeteryası, Sanat Galerisi, Cezaevi binası, Kongre merkezi. Bu yapıların bir kısmı: 2005 yılına kadar, Jandarma Askeri Birliği karargah tesisleri olarak kullanılmıştır.

KALE CAMİSİ-HZ. SÜLEYMAN-NASIRİYE CAMİSİ

İç kalede, sur duvarına bitişik olarak yapılmıştır.
Cami, üzerinde bulunan kitabeye göre: 1156-1169 yılları arasında, Ebul Kasım isimli bir şahıs tarafından yaptırılmıştır. Bu konuda da bir söylenti bulunmaktadır. Söylenenlere göre: Ebul Kasım’ın rüyasına giren Hz. Süleyman “Üzerimiz ne kazana kadar açık kalacak?” diye sormuş ve bunun üzerine cami yaptırılmıştır.

Ama, aynı zamanda, caminin Mervani Hükümdarı Nasruddevle tarafından yaptırıldığı da söylenmektedir ki bu nedenle ismi “Nasıriye Camisi” olarak da anılmaktadır.

Caminin hemen yanında, bitişiğinde: Halid Bin Velid’in oğlu Hz. Süleyman’ın, Osmanlı döneminde yaptırılan mezarı bulunmaktadır.

Ayrıca, Diyarbakır şehrinin, Müslümanlar tarafından fethi sırasında şehit düşen 27 sahabenin burada defnedildiği görülmektedir. Yani: cami yapısı, 27 sahabenin mezarı üzerine inşa edilmiştir. Cami altındaki türbe bölümüne, bir merdiven ile iniliyormuş.

Ama, bu merdiven zamanla kapanmıştır. Onların anısına, caminin avlusuna, Hz. Süleyman için bir sanduka yaptırılmış ve daha sonra bunun çevresi de, bir çok mezar tarafından sarılmıştır.

Caminin bitişiğindeki türbe ve sahabelerin mezarlarının varlığı nedeniyle, cami, özellikle Perşembe akşamları ve Cuma günlerinde yoğun ziyaretçi akımına uğramaktadır. Bunun nedeni hakkında, yörede anlatılan aşağıdaki söylenti, bir fikir verebilmektedir.

27 Sahabe Efsanesi

Söylenenlere göre: şehit sahabelerin türbedarı olarak “Şeyh Muhyiddin Efendi” görevlendirilmiştir. Bu şahıs, her Perşembe akşamı, şehitlerin cenazelerinin bulunduğu mahzene iner ve onların bozulmamış bedenlerinde bulunan yaralarından akan kanları, pamukla siler ve temizlermiş. Ancak: şehitlerin üzerinde, şehrin valisi Murtaza Paşa tarafından yenilenen bir örtü bulunmaktadır ve türbedar, örtüyü kaldırmadan şehitlerin yaralarını temizlemektedir.

Günlerden bir gün: türbedarın, pamuk alacak parası kalmamış ve çarşıya gittiğinde nasıl pamuk alacağını düşünürken, karşısına çıkan bir zat, kendisine para verir. Türbedar: bu para ile pamuk alır, şehitlerin kanını silmek için, yeniden mahzene indiğinde ise, şehitlerin üzerindeki örtüyü, merak edip kaldırır ve örtünün altında, çarşıda kendisine para veren zatı görür ve korkudan dili tutulur.
Şehirde, bu olay duyulunca: şehitlerin yaralarından kan akmak olur. Bunun üzerine, mahzene açılan kapı, duvarla örülerek kapatılır.
Evet, günümüzde, bu mahzene inen herhangi bir kapı bulunmamakta ve eski kapının nerede olduğu bilinmemektedir.

Peki, bu sahabeler hangi nedenle burada bulunmuşlardır? Mekke’nin fethedilmesinin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra: Hz. Ömer tarafından görevlendirilen, Halid Bin Velid komutasındaki Arap ordusu, Kuzey Mezopotamya bölgesine doğru ilerlerler ve bu sırada Diyarbakır’a varırlar. Diyarbakır surlarının muhteşemliği karşısında, günler-aylar birbirini kovalar ve şehir ele geçirilemez. Bu sırada, ramazan ayında, oruç tutmaya başlarlar. Başlarındaki komutan Halid Bin Velid, her gece askerleri tarafından sahur için bırakılan “ekmek” parçasının birkaç gün üst üste bırakılmadığını görünce, bunun nedenini sorar ve araştırıldığında, bırakılan ekmeğin, bir köpek tarafından alınarak, Diyarbakır şehir surlarındaki bir kovuktan, şehir içine sokulduğu görülür.

Bunun üzerine, köpeğin girip-çıktığı bu kovuk genişletilir ve buradan şehre giren Hz. Süleyman ve 27 arkadaşı sahabe, kapıları açmalarının ardından, şehit olurlar. İlaveten 13 sahabe ise, surların farklı bölgelerinde, yine aynı kuşatma sırasında şehit olmuşlardır. Yaralanan Sultan Sasa’nın da bir süre sonra şehit olmasıyla, bölgede 41 sahabenin gömüldüğü söylenmektedir.

Bu sahabeler’den, 30 tanesinin mezarı bilinmektedir. Ancak, kuşatmanın ardından bir kısım sahabe, şehirde yerleşmiş ve bunların toplamının 541 olduğu bildiriliyor. Hatta, şehirde şecerelerin tutulduğu ve sahabe torunu olduklarını söyleyenlerin bile bulunduğu söyleniyor. Evet, tarihi özellikleri yanında dini özellikleri de ön plana çıkan bu şehirde: 6 peygamber kabri ve 3 peygamber mekanı bulunduğu belirtiliyor. Hatta, sahabe kabirlerinin sayısı bakımından: Mekke ve Medine’den sonra, dünya üzerinde üçüncü şehir olduğu da söyleniyor.

SAİNT GEORGİ-KARA PAPAZ KİLİSESİ-MAR GEVERGİS NASTURİ KİLİSESİ

İç kalenin kuzeydoğu köşesinde, Cezaevinin bitişiğindedir.
Yapının, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak, 2’nci yüzyılda, Nasturi Hıristiyanları tarafından kullanıldığı bilinmektedir.
Yapı: kesme siyah bazalt taştan yapılmıştır. Bu renk nedeniyle, halk arasında: “Kara Papaz Kilisesi” olarak da bilinmektedir.
Kilise yapısı: Artuklular döneminde, işlev değiştirerek, Virantepe höyüğü üzerinde kalıntıları bulunan, Artuklu Sarayının hamamı olarak kullanılmıştır. Hatta: o dönemde; Sarayda yaşayan Cizreli bilgin El Ceziri’nin burada, yani, hamamda bazı mekanik sistemler icat ettiği ve bu sistemlerin Artuklu hükümdarları tarafından kullanıldığı söylenmektedir.
Yapı: 2005 yılında restore edilmiş olup, günümüzde sergi salonu olarak kullanılmaktadır.

Diyarbakır Kalesi Dış kale ve surlar

DIŞ KALE VE SURLAR 

Dış kale bölümünde: türbe, kilise, han, hamam, medrese ve cami gibi yapılar bulunmaktadır. Ancak, günümüzde, özellikle kalenin surları dikkat ve ilgi çekmektedir. Çünkü: bu surlar, dünyanın en eski ve en sağlam surlarıdır. Hatta: dünya üzerinde, Çin seddinden sonra, dünyanın en uzun, en sağlam ve en geniş surları olarak kabul edilmektedirler. Evet, bu surlar: 5600 yıl boyunca, her türlü saldırı ve istilaya karşı şehri korumuştur. 1932 yılında ise, Dağkapı tarafındaki surların bir kısmı: dönemin valisi tarafından, şehrin hava akışını engellediği gerekçesiyle yıktırılmıştır.

Surların uzunluğu: 5700 metredir. Yükseklikleri: 10-12 metre arasındadır. Kalınlıkları ise: yer yer 3-5 metre arasında değişmektedir. Surlar: doğu-batı yönünde 1700 metre ve kuzey-güney yönünde 1300 metrelik bir alanı kuşatırlar. Yalnız, burada bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum.

Eldeki verilere göre: günümüzdeki dış surların dışında, 4’ncü yüzyılda, ikinci bir sur şeridi daha bulunuyordu. Bu ikinci dış sur serisi: 1232 yılında, şehri ele geçiren Eyyübi Hükümdarı Melik Kamil tarafından yıktırılmış ve bunların taşları, mevcut surların onarımında kullanılmıştır. Günümüzde, yok olan bu surların kalıntılarının bir kısmı: Dağkapı, Mardinkapı ve Hastaneler caddesi civarında görülebilmektedir.

Diyarbakır Kalesi Burçlar
Burçlar

Surlar üzerinde: 82 tane burç bulunmaktadır. Burçların içinde: sarnıçlar, mahzenler, yatma yerleri ve depolar bulunmaktadır. Burçlar üzerindeki kabartmalar ve kitabeler ilgi çekmektedir.
Surlar üzerinde, kuleleri birbirine bağlayan geniş bir yol bulunmaktadır. Bu yol: 70 cm kalınlığında bir mazgal duvarı ile korunmaktadır.

Bu burçlar içinde, en öne çıkanlar şunlardır:

Dağ Kapı (Harput Kapı) Burcu: Şehir surlarının en önemli burcudur ve bu nedenle, şehirde egemenlik kurmuş bütün medeniyetler, bu burç üzerine, armalar ve kitabeler gibi kendi kültürel işaretlerini koymuşlardır. Ama, genel olarak burcun birçok yerinde: üzüm ve yaprak şekilli bitkisel ve hayvansal motifli rölyefler görülür. Özellikle: Abbasilere ait güvercin ağırlıklı hayvan ve bitki motifleri önem kazanmaktadır.

Burada: Kral Süleyman mührü kabartması ilgi çekmektedir. Kapıda bulunan, işlemeli demir kapı: kapının nöbetçileri tarafından, akşam gün batımında kapanır ve gün doğumunda açılırmış. Günümüzde, bu burcun alt bölümü sergi salonu ve Turizm Danışma Bürosu olarak kullanılmaktadır.

Yedi Kardeş Burcu: 1208 yılında, Artuklular döneminde yapılmıştır. Evli Beden burcu ile aynı dönemde yapıldığı düşünülen burç için: usta-çırak efsanesinden söz edilmektedir.
Burcun üzerinde: Selçukluların simgesi olan “çift başlı kartal” ve 2 kanatlı aslan kabartması ilgi çekmektedir. Kartal figürü, iki aslan figürü arasındadır. Aslan figürleri: bulunduğu yerin koruyuculuğunu simgeler. Ortadaki kartal figürü ise, tarihte gelmiş geçmiş Türk İslam devletlerinin ve Selçukluların simgesi olarak kullanılmıştır.
Bunların altında ise, bir kuşak gibi burcu çevreleyen, burcun kitabesi bulunmaktadır. Kitabeye, burcu yaptıranlar için dualar işlenmiştir. Bunların dışında: burca baktığınızda, zeminden burcun en üst bölümüne kadar olan yüzeyin her karesinde, bir estetik anlayışın egemen olduğunu görebilirsiniz.
Usta-Çırak Efsanesi: Bir zamanlar, bölgenin hükümdarı, şehir surlarının batısında, iki burç inşa edilmesini emreder. Bunun üzerine görevlendirilen usta: Yedi Kardeş Burcunu yapmaya başlar.

Çırağı ise: Evli Beden Burcunu yapmaya başlar. Her iki burç bittikten sonra: hükümdar, Evli Beden Burcu’nun, diğer Yedi Kardeş Burcundan daha güzel olduğuna karar verir. Ancak, bu durumu içine sindiremeyen usta: kendisini Yedi Kardeş Burcundan aşağıya atar ve ölür. Ustasının intiharına içerleyen, Evli Beden Burcunu yapan çırak da, kendini surlardan aşağıya atar ve ölür. Bu olaydan sonra: Evli Beden ve Yedi Kardeş Burçlarının bulunduğu bölgeye “Ben u Sen” ismi verilir.

Evli Beden Burcu (Ulu Beden Burcu): 1208 yılında, Artuklular döneminde yapılmıştır. Mimarı: Cafer oğlu İbrahim’dir. Burçta, toplam 6 tane, aslan figürü bulunmaktadır. Bu figürlerde, kanatlı aslanların başlarında taç görülmekte, kuyrukları ise ejderha şeklinde görülmektedir. Mezopotamya mitolojisinde görülen kanatlı aslan (sfenks) kabartması, dönemin en güzel eseri olarak önem kazanmaktadır. Bu burçta: tüm burçlara nazaran, taş işçiliğinin daha güzel ve ince olduğu görülmektedir.

Keçi Burcu (Kız Burcu): Mardin kapısının doğu bölümündeki bu burç, surlar üzerindeki en eski ve en büyük burç olarak önem kazanmaktadır. Güneş Tapınağı üzerine kurulmuş olan bu burcun, kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak, üzerinde bulunan kitabeye göre, Mervaniler döneminde onarıldığı yazılıdır. Bu burç üzerinden: çevrenin muhteşem güzel panoramik manzarası izlenebilmektedir. Bunun dışında, burç üzerinde: ön kemer taşı üzerinde bulunan “kuş” figürü ilgi çekmektedir. Günümüzde, burç içinde, geçmişte bir dönem “zindan” olarak kullanılan bir bölüm görülüyor. Ayrıca: 2004 yılında yapılan restorasyon neticesinde: burç içindeki bölümler, halen sergi alanı ve resepsiyon salonu olarak kullanılmaktadır.

Nur Burcu: 1089 yılında, Melikşah döneminde, Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimarı: Selamioğlu Urfalı Muhammed’dir. Burcun: Kafi yazı ile yazılmış kitabesi ve zengin hayvan figürleri ilgi çekmektedir. Kitabe içinde, özellikle: uzun boynuzlu keçi motifli rölyefe dikkatinizi çekmek istiyorum. Ayrıca, yine dört nala koşan at rölyefi ilgi çekmektedir.

Kitabenin sağ tarafında ise: güvercin motifli rölyefin altındaki, bağdaş kurmuş vaziyette oturan, kısa saçlı, eli ile ayaklarını tutan çıplak kadın motifi görülür. Bunun, dönemin özelliğine binaen, bolluk ve bereket tanrısını simgelediği düşünülmektedir. Ama, aynı zamanda, bu motifler, o dönemde, yani İslami dönemde, yasak olmasına rağmen, sanatın ne kadar gelişmiş olduğunun en büyük göstergesidir.

Diyarbakır Kalesi Kapılar
Kapılar

Dış kalenin, surlar üzerinde bulunan ve her yöne açılan 4 kapı: Dağkapı (Harput kapısı), Urfakapı (Rum kapısı), Mardinkapı (Telli kapısı) ve Yeni kapı (Su kapısı-Dicle kapısı) olarak isimlendirilmektedir.
İç kalenin kapıları: Fetih kapısı, Saray kapısı, Küpeli kapısı, Oğrun kapısıdır. Fetihkapı ve Oğrunkapı: dışarıya, Saraykapı ve Küpelikapı ise, içeriye açılmaktadır. Fetih ve Oğrun kapılar, günümüzde kullanılmamaktadır.

Dağkapı: Şehrin, Harput yani günümüz Elazığ şehri istikametine açılan kapıdır. 1932 yılında, yukarıda da söz ettiğim gibi, şehrin hava alması için, Dağ kapısı burcu ile Tek Beden burcu arasındaki, 2 burç ve 200 metrelik sur alanı yıktırılmıştır.

Mardinkapı: Eski kentin güneyindedir. Telkapısı ve Tepekapısı ismiyle de bilinmektedir. Kapı onarılmış olup, günümüzde de kullanılmaktadır.

Urfakapı: Şehrin batı bölümündedir. Rumkapı ve Halepkapı olarak da bilinmektedir. Buranın, günümüzde üç girişi olmasına rağmen, eskiden iki girişi bulunuyormuş.
Bir girişi:Selçuklular tarafından onarılan ve Melik Ahmet Caddesine açılan kapıdır. Bu demir kanatlı kapı üzerinde: hayvan başlı çiviler ve çift başlı kartal sembolü bulunmaktadır.
Diğer giriş kapısı: Bizans döneminde yapılan, Meryem Ana Kilisesine doğru uzanan, yalnızca rahip ve rahibeler tarafından kullanılan, taş kemerli kapıdır.
Üçüncü kapı ise, sonradan açılmıştır.

Yenikapı: Şehrin doğu bölümündeki kapısıdır. Basık kemerli ve tek girişlidir. Şehri, Dicle nehrine bağlar. Bu nedenle: Sukapısı ve Dicle kapısı olarak da bilinir.

Diyarbakır Ulu Cami
Diyarbakır Ulu Cami

ULU CAMİ

Gazi caddesinde, Hasan Paşa hanının karşısında., Mardin ve Harput kapısını birleştiren eksenin batısındadır.

Caminin en büyük özelliği: Anadolu’nun ilk camisi ve İslam aleminin, 5’nci Harem-i Şerif-i yani Mukaddes Mabet olarak kabul edilmesidir.

Burada: ilk olarak, bir pagan yani putlara tapanlara ait bir tapınak bulunuyormuş. Daha sonra ise, Mar Toma isimli kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. 639 yılında ise, Müslüman Araplar, şehri ele geçirince, burası, Cami-i Kebir ismiyle, camiye dönüştürülmüştür.

Evet, Ulu cami olarak günümüze kadar gelen bu yapı: bütün dönemlerde, önemini korumuştur. Günümüzde de, şehrin en önemli dini yapısı ve turistik ziyaret yerlerinden birisidir. Ancak, yangınlar ve diğer çeşitli tahribat ve yıkımlar sonucu, birçok kez onarımdan geçirilmiştir. Özellikle, en kapsamlı onarım, 1091 yılında Selçuklular döneminde yapılmıştır. Son olarak ise, 1975-1977 yılları arasında, kapsamlı bir onarımdan söz edilir. Elbette, günümüzdeki yapı, tüm bu onarımlar sonucu, orijinalliğinden yer yer uzaklaşmıştır. Cami günümüzdeki şekline: 1185 yılında ulaşmıştır.

Yapının mimari özelliklerinden söz etmek gerekirse: caminin dört cephesi, İslam’ın 4 ana mezhebine ayrılmıştır. Hanefi ve Şafiler, 2 ayrı mekanda ibadetlerini sürdürmektedirler. Hanefiler Bölümü: Bu bölüm, kiliseden, camiye dönüştürülen esas bölümdür. Yapının genel mimari özellikleri ise: Suriye-Şam şehrinde bulunan Emeviye Camisinin özelliklerini taşımaktadır. Özellikle, kemer kapıdaki ince taş kabartmaların güzelliği dikkat çekmektedir. Ortadaki büyük avlunun cephesinde, değişik dönemlere ait, farklı mimari bezemeler, süslemeler, kabartmalar, yazıtlar görülmektedir. Ancak, bunların hepsi, farklı dönemlere ait olmasına rağmen, büyük bir uyum içindedirler.

Caminin avlusunda: demir parmaklıklar içinde, güneş saati görülmektedir. Bu saat, büyük olasılıkla, sibernetiğin babası olarak kabul edilen, Müslüman bilgin “El Cezeri” tarafından yapılmıştır. Bir kısım farklı kaynağa göre ise, Romalılar döneminden kalmadır.

HASAN PAŞA HANI

Şehir merkezinde, Ulu caminin doğusundadır.
Yapı: 1573 yılında, Osmanlı dönemi valilerinden Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Yapı: avlulu ve 2 katlıdır. Avlunun ortasında ise, sütunlu ve üstü kubbeli bir şadırvan görülmektedir.

ZİNCİRİYE MEDRESESİ

Ulu cami ile arasında kemerli bağlantı bulunmaktadır. Yani, ulucami külliyesini tamamlayan bir yapıdır.
1198 yılında, Eyyübi hükümdarı Melik Salih Necmeddin zamanında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kitabesine göre: mimarı İsa Ebu Dirhem’dir.
Medrese ile, Ulu cami arasında, kemerli bağlantılar görülmektedir. Yani, bir anlamda, Ulu Cami külliyesini tamamlayan bir yapıdır. Tek katlı ve iki eyvanlıdır. Medrese yapısı: 1934 yılında onarılmış, 1985 yılına kadar, bir dönem Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, kurs yeri olarak kullanılmaktadır. Evliya Çelebi, yazıtlarında bu medrese hakkında “alimler arasında paye sahibidir” demektedir.

Diyarbakır Mesudiye Medresesi

MESUDİYE MEDRESESİ

Ulu caminin kuzey bölümünde, Ulu camiye bitişiktir.
1198-1223 yılları arasında Artuklular döneminde yapılmıştır. Adını, yapıyı yapan Mesut adlı ustadan almaktadır. Burada, kitabesinde yazdığına göre: yapıldığı dönemde: 4 Sünni mezhebe ait fıkıh dersleri veriliyormuş. Yani, dönemin en önemli üniversitelerinden biri gibi çalışıyormuş.
Yapının mimari yapısı incelendiğinde, en önemli özelliğinin: mihrabın her iki yanına yerleştirilmiş, dönebilen bazalt sütunlar olduğu görülmektedir. Bu sütunlar: yer hareketleri yani deprem sonucu, yapının her hangi bir yerinde olabilecek çökme veya kaymayı tespit edebilmek için konulmuştur. Yani, tam bir “statik harikası “dır da denilebilir.

Diyarbakır Nebi (Peygamber) Camii

NEBİ (PEYGAMBER) CAMİİ

Şehir merkezinde, İnönü Mahallesinde, Gazi Caddesindedir.
15’nci yüzyılda, Akkoyunlular döneminde yapılmıştır. Yazılı kaynaklara göre, 1927 yılında caminin üst ahşap kirişleri çürüyerek çökmüştür. Günümüzdeki caminin ise, 15’nci yüzyıl sonları ile 16’ncı yüzyıl başlarında; Osmanlı döneminde yapıldığı düşünülüyor.
Caminin özelliği: minaresindeki kitabelerde “Muhammed” diye bahsedilmektedir ve bu nedenle, camiye “Nebi” veya “Peygamber” camii denilmektedir.
Caminin, 1530 yılında bir Hacı Hüseyin isimli bir kasap tarafından yaptırılan minaresi, 1960 yılında onarılarak restore edilmiştir.

Diyarbakır Behram Paşa Camisi

BEHRAM PAŞA CAMİSİ

Şehrin güneybatı bölümünde, Süleyman Nazif mahallesindedir.
Diyarbakır valisi Behram Paşa tarafından, 1565-1572 yılları arasında yaptırılmıştır. Yapının mimarının, ünlü Mimar Sinan olduğu söylenir. Yapı: kesme taştan yapılmış ve tek kubbelidir. Osmanlı döneminin, burada yapılan en görkemli camilerinden biridir.
Yapı, görünüm olarak, İstanbul’da karşımıza çıkan, Sadrazam camilerine benzemektedir. Özellikle, minberi, çok süslüdür ve tam bir sanat harikasıdır. Caminin, önündeki şadırvanı ile sütunlu bir saray girişini anımsatmaktadır.
Caminin minaresine: 1828 yılında yıldırım düşer ve 1930 yılında onarılır.

Diyarbakır Şeyh Mutahhar-Dört Ayaklı Minare Camii

ŞEYH MUTAHHAR-DÖRT AYAKLI MİNARE CAMİİ

Şehir merkezinde, Özdemir mahallesinde, Balıkçılarbaşı semtindedir.
Cami: 1500 yılında, Akkoyunlu hükümdarı Kasım tarafından yaptırılmıştır.
Yapı: siyah-beyaz kesme taşlardan yapılmıştır. Şeyh Mutahhar’ın mezarının burada olduğu bahisle, bu isim verilmiştir.
Caminin minaresi: kuzeydoğu yönünde, günümüzde, yol ortasında bulunmaktadır. Ancak, minare, camiden daha çok ilgi çekmekte olup, Anadolu’da tek olması nedeniyle önem kazanmaktadır.
Çünkü, minare: dört ayrı sütun üzerinde yükselen, kare planlıdır. Dört ayak ile, İslam’daki 4 mezhep temsil edilmektedir. Üzerinde yükselen minare de, İslam dinini temsil etmektedir.
Şunu hatırlatmak istiyorum ki: minarenin sütunları altından, 7 kez geçerseniz, her dileğinizin yerine geleceğine inanılır.

SAFA (PARLI) CAMİİ

Şehir merkezinin kuzeybatı bölümünde, Melek Ahmet Caddesinde, caddeye 150 metre uzaklıktadır.
Akkoyunlular döneminde, 15’nci yüzyılda 1532 yılında, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından yapılmıştır. Kapısı üzerinde bulunan yazıta göre, 1513 yılında ise onarım gördüğü bilinmektedir.
Caminin: çinileri ve zengin taş süslemeleri ilgi çekmektedir. Siyah bazalt taş kullanılarak yapılmıştır. Özellikle, taş işlemeciliği, ziyaretçilerin ilgisini çeker. Bu taş işlemeleri: minaresinde, kaideden başlar ve külahına kadar devam eder. Yapının boyutları: yaklaşık; 22 x 20 metredir.
Caminin minaresi: kuzeydoğu köşesindedir. Minarenin kaidesi, siyah bazalt taşlarla ve kaideden sonraki bölüm ise, sarıya çalan beyaz taşlarla döşenmiştir. Minarenin yapımı sırasında: harcına, çevrede yetişen kokulu bitkilerden, 70 yük katıldığı ve bu nedenle, camiye “Miskli” yani “kokulu” cami denildiği söylenmektedir. Hatta, bu nedenle yani kokunun kaybolmaması için, o dönemlerde, minarenin bir kılıf içinde muhafaza edildiği ve yalnızca Cuma günleri, kılıfı açılarak, etrafa koku yaymasının sağlandığı söylenmektedir.
Caminin batısında: büyük hekim “Muslihiddin-i Lari” nin mezarı bulunmaktadır.

FATİHPAŞA KURŞUNLU CAMİSİ

Şehrin kuzeydoğu bölümünde: Fatihpaşa Mahallesindedir. İç kalenin güney kapısından gidilir.
Yapı: 1516-1520 yılları arasında, şehrin ilk Osmanlı valisi Diyarbakırlı Mehmet Paşa tarafından: Ermene Surp Theodora kilisesinin camiye çevrilmesi suretiyle yapılmıştır.
Yani, bölgedeki ilk Osmanlı eseridir. Aynı zamanda, şehirdeki en boyutlu ve güzel yapılardan birisidir. Yalnız caminin en büyük özelliği: kurşundan yapılmış merkezi kubbenin çevresinde, küçük kubbelerin bulunmasıdır. Kubbelerin üstü, kurşundan kaplı olduğu için, halk arasında, kurşunlu cami olarak bilinir.
Yapının duvarları, muhteşem güzel çinilerle kaplıdır. Cami, Cumhuriyet döneminde onarılmıştır. Caminin yapılmasını sağlayan ve şehrin Osmanlı dönemindeki ilk valisi olan Bıyıklı Mehmet Paşa’nın mezarı: caminin hemen doğusundaki hazirededir.
Caminin minaresi: kuzeybatı bölümde ve camiye bitişik, silindirik bir yapıdadır ve sarımsı taşlarla örülüdür.

Diyarbakır Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi
Diyarbakır Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi

 

MERYEM ANA SÜRYANİ KADİM KİLİSESİ

Şehir merkezinde, Ali Paşa mahallesindedir.
İlk olarak, burada, güneş tapınağı olarak kullanılan bir mabedin bulunduğu tahmin edilmektedir.
Günümüzdeki yapının yapım tarihi ve yaptıranı hakkında ise, ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.
Ancak, kapısı ve mihrap üzerinde bulunan bir kısım kalıntılar, yapının Geç Roma döneminde yani 3’ncü yüzyılda yapıldığını göstermektedir. Ancak yine de takip eden dönemlerde, birçok değişiklik geçirmiştir. Yapıda, bazı azizlerin türbeleri bulunmaktadır. Yapının Roma biçimi kapısı ilgi çekmektedir.

Kilise: 1034 yılında, Patrik IV. Diyonosiyos tarafından, patriklik merkezinin Diyarbakır şehrine taşınması nedeniyle, 11’nci yüzyıldan, 19’ncu yüzyılın sonlarına kadar, Süryani Patrikhanesi olarak görev yapmıştır. 1933 yılında ise, Mardin Süryani Kadim Metropolitliğine bağlanmış ve halen buranın üyesidir.

Günümüzdeki görünümüne ise, 18’nci yüzyılda ulaşmıştır ve günümüzde faaldir yani ibadete açıktır. İçinde, bazı azizlerin resimleri bulunmaktadır. Ayrıca: ceviz ağacından yapılmış kapılar, el işi gümüş kandiller dikkat çekmektedir. Süryani kilise kültürü gereği, patrik mezarlarının kilise içine yerleştirilmesi geleneğine, burada da uyulmuştur. Çeşitli dönemlerde burada görev yapmış ve görev başında iken ölen pek çok patrik ve rahibin mezarı, kilise içinde bulunmaktadır.

Diyarbakır Surp Giragos Ermeni Ortodoks Kilisesi

SURP GİRAGOS ERMENİ ORTODOKS KİLİSESİ

Şehir merkezinde, Özdemir mahallesinde, Göçmen sokaktadır. Eklenti yapılarıyla, günümüzde de görkemli görünümünü korumaktadır.
Kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak, yazılı kaynaklarda, kilise hakkındaki ilk bilgiler, 1517 yılında geçmektedir. Bu yüzden, 16’ncı yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Yapıda: 1827 ve 1880 yıllarında, iki büyük yangın çıkmıştır. 1880 yılındaki büyük yangın sonucu, yapıya, yeni ilave bölümler eklenmiştir. Bu eklemeler sonucu, yapı, aynı anda, 3000 kişinin ibadet edebileceği bir Ermeni kilisesi haline gelerek, dünyada tek olmuştur.

Yapı: Ermenilerin bölgeyi terk etmeleri sonrasında: I. Dünya savaşı sırasında, Alman subayların karargahı, daha sonra, 1960 yılına kadar askeri depo, Sümerbank bez deposu ve benzeri amaçlarla kullanılmıştır. Daha sonra ise, Diyarbakır Ermeni Cemaati tarafından onarılarak, günümüzde tekrar dini yapı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

DELİLER-HÜSREV PAŞA HANI

Şehir merkezinde, Mardin kapı mevkiindedir. Şehirde, günümüze kadar ayakta kalarak gelmeyi başarabilmiş en büyük handır.
Yapı: 1521-1527 yılında, Diyarbakır Valisi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hicaz ve İpek yolu üzerinde, Suriye-İran ve Hindistan’a gidecek olan ticaret kervanları için yaptırılmıştır.
Yapının, hemen arkasında cami ve medrese bulunmaktadır, yani bir anlamda “kompleks” olarak yapılmıştır. Siyah bazalt, beyaz kalker, moloz taş ve tuğla kullanılmıştır. Geniş avlusunda, bir şadırvan bulunmaktadır. Odalar ve ahırlar, avlunun çevresinde sıralanmaktadır. İkinci katta ise, yine küçük kapılı han odaları bulunmaktadır.
Buraya “Deliler Hanı” denilmesinin nedeni: Hicaz’a gidecek hacı adaylarını götürecek rehberlerin (bunlara deliler denilmektedir) burada kalmalarındandır.
Yapı, günümüzde, butik otel olarak kullanılmaktadır.

SÜLÜKLÜ HAN-KAZANCILAR HANI

Şehir merkezinde, Gazi caddesi üzerinde, Kazancılar sokağındadır.
Yapı: 1683 yılında, Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından yaptırılmıştır. 3 katlı ve her katında 18 odalıdır. Zemin kat: ahır olarak kullanılmıştır. Ancak, günümüze, yapının yalnızca tek katı sağlam olarak gelebilmiştir.
Hanın en büyük özelliği: avlusunda bulunan kuyunun içinden çıkarılan ve tedavi amaçlı kullanılan sülüklerdir.
Ayrıca, hanın altında gizli bir geçidin bulunduğu ve bu geçidin iç kaledeki cezaevine çıktığı ve o dönemde, 3 idam mahkumun, bu geçidi kullanarak, kaçmayı başardığı ve bu olaydan sonra geçidin kapatıldığı söylenmektedir. Günümüzde, han yapısı: otantik bir kafeterya olarak kullanılmaktadır.

Diyarbakır Aşefçiler Çarşısı

AŞEFÇİLER ÇARŞISI

Şehir merkezinde, Melek Ahmet Paşa caddesi ve Peynirciler pazarı arasındaki, Maliki Ejder Camisinin bulunduğu sokakta kurulmaktadır.
Özellikle, sabahın erken saatlerinde, Dicle vadisindeki bağ ve bahçelerdeki çeşitli otları, sebzeleri ve meyveleri getiren kadınlar, organik ürünlerini bu çarşıda satıyorlar. Diyarbakırlılar, bu şifalı otlara ilgi gösteriyorlar, siz de şehri ziyaretinizde, burayı mutlaka görmelisiniz.

SİPAHİ PAZARI

Şehir merkezinde: Balıkçılarbaşı ve Ulu cami arasındaki bölümdedir.
Çarşıda: yöresel elbiseler, baharat, el yapımı bakır eşyalar, antika eşyalar, geleneksel düğünlerde kullanılan kına ve aksesuarlar, tütün, puşi gibi eşyalar satılmaktadır.
Çarşının yapım tarihi hakkında net bilgiler bulunmamaktadır.

PEYNİRCİLER ÇARŞISI

Şehir merkezinde, Balıkçılarbaşı ve Mardinkapısı arasında, Deva hamamının bitişiğindedir.
Bu çarşıda, farklı lezzetlerde birçok peynir satılmaktadır ki, özellikle, yöreye özgü “örgü peynir” bu çarşıda satılmaktadır. Bu yüzden, özellikle Diyarbakırlılar ve çevreden şehri ziyarete gelenler tarafından mutlaka uğranılan bir yer olmuştur.

KUYUMCULAR ÇARŞISI

Şehir merkezinde, Gazi caddesi üzerinde, Ulu caminin tam karşısındadır.
Çarşıda: her türlü el işi ziynet eşyası satılmaktadır. Ticaret hacmi bakımından, şehrin en önemli merkezlerinin başında gelmektedir.

DEMİRCİLER ÇARŞISI

Şehir merkezinde, Gazi caddesi üzerindedir.
Bu çarşıda: geleneksel tarım aletleri ve demir işçiliğinin en güzel örnekleri yapılıp satılmaktadır. Şehirde, balkon ve pencerelerde göreceğiniz süslü demir korkuluklar, bu çarşıda yapılmaktadır.

Diyarbakır Şehir Yakınlarında Gezilecek Yerler

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Ongözlü-Silvan Köprü

ONGÖZLÜ-SİLVAN KÖPRÜ

Şehir merkezinin güneyinde, Mardin kapıdan çıkıldığında, 3 km uzaklıkta; eski Silvan yolu üzerinde; Kırklar dağı eteğinde; Dicle nehri üzerindedir.
Bir söylentiye göre: köprü: 515 yılında yapılmıştır ve 742 yılında ise, Emevi Halifesi Hişam tarafından onarılmıştır. Ancak, köprünün güneybatı bölümünde bulunan kitabeye göre: köprü, 1065-1067 yılları arasında: Mervaniler tarafından yaptırılmıştır. Mimarı ise: Ubeydoğlu Yusuf’tur.

Köprünün 10 gözlü olarak yapılmış olması, isminin de on gözlü köprü olmasına neden olmuştur. Yapıda, kesme-bazalt taşı kullanılmıştır. Köprünün uzunluğu: 172 metredir. Batı kısmından başlayarak, ilk 5 gözü: yaklaşık 10 metre iken, beşinci gözden itibaren genişlik 4 metre azalarak, 6 metreye düşer. Evet, günümüzde, bu köprü tarihi özellikleri nedeniyle kullanılmamaktadır.

Ulaşım, köprünün hemen ilerisinde, yeni yaptırılan “Mervani” köprüsünden sürdürülmektedir. Köprü hakkında son bir not: Dicle ırmağı, Diyarbakırlılar için kutsal sayılmakta ve “Allah’a giden yol” olduğuna inanılmaktadır. Bu inanış sonucu: Diyarbakırlı genç kızlar ve kadınlar: her yıl Kurban Bayramı akşamı, Dicle köprüsü yani bu köprü üzerinde toplanırlar ve daha önce hazırladıkları, dileklerinin yazılı bulunduğu kağıtları, dualar ederek, nehre atarlar. Böylece, dileklerinin gerçekleşeceğine inanırlar.

Diyarbakır Hevsel Bahçeleri

HEVSEL BAHÇELERİ

Şehir merkezinin güneybatısındaki bu bölümde: Dicle nehrinin debisinin azalmasıyla, delta oluşmakta ve buralar zamanla çok verimli bostan ve bahçelere dönüşmektedir. Hevsel bahçelerinin hemen üzerinde, bir düzlem halinde görülen bir tepecik var. Buranın adı: Kırklar dağıdır. Yani, ismi dağ olsa da, yüksekliği pek fazla olmadığından, pek dağa benzemez.
Evet, sık ağaçlıklı alan: Hevsel Bahçeleri olarak isimlendirilmiştir. Uzun yıllar süresince, şehrin sebze ve meyve ihtiyacı, buradan karşılanmıştır. Özellikle: güvercin gübresiyle yetiştirilen, ünlü Diyarbakır karpuzu, burada yetiştirilmektedir. Bunun yanında, Diyarbakırlılar, uzun yıllar boyunca, sıcak yaz günlerinde, burada, kamıştan ve tahtadan yapılan kulübelerde yaşamışlardır.

Hevsel Bahçeleri hakkında, Evliya Çelebiye atfedilen bir söylenti bulunmaktadır. Şöyle ki: şehre yaklaşan Evliya Çelebi: büyük patlıcan tarlalarını görünce, patlıcan tüketimi sonucu, şehirde asık suratlı ve mide rahatsızlığı çeken birçok insanla karşılaşacağını düşünür. Ancak, şehre girdiğinde, şehirde yaşayan insanların, sağlıklı ve gürbüz olduklarını görür ve şaşırır. Bunun nedenini araştırdığında ise, Hevsel Bahçelerindeki karpuz bostanlarını görür ve karpuzun, patlıcanın yarattığı zararlı etkileri giderdiğine karar verir.

Son bir not: Hevsel bahçelerinde, 180 kuş türünün bulunduğu söyleniyor, yani kuş gözlemi sevenler, Hevsel bahçelerinde birçok kuş türünü izleyebilirler.

Diyarbakır Gazi Köşkü-Seman Köşkü

GAZİ KÖŞKÜ-SEMAN KÖŞKÜ

Şehir merkezinin 5 km. güneyinde, eski Mardin karayolu üzerindedir.
Yapı: 15’nci yüzyılda, Akkoyunlu mimari özellikleri dikkate alınarak yapılmıştır. Ulu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk: Ordu Komutanlığı sırasında, burada konakladığı için, yapıya “Gazi Köşkü” ismi verilmiştir.

Yapı: 2 katlı ve dikdörtgen planlıdır ve yapımında: bazalt taşı ve beyaz kireç taşı kullanılmıştır. Alt kat bölümü: çay odası olarak isimlendirilir ve bu odada: selsebilli eyvan ve mutfak bulunmaktadır Selsebilli eyvan yani havuz düzeninin, İç kale içinde kalıntıları bulunan Artuklu sarayında da kullanıldığı görülmekte olup, burada da aynı düzen bir yapı bulunması ilginçtir.

Selsebilli eyvanın üst kısmı: beşik tonoz, yuvarlık kemerli ve zemin mermerdir. Buradan akan su: dikdörtgen bir havuza ve oradan da, kapalı bir kanalla avludaki büyük havuza dökülür.
Yapının ikinci katında: bir oda ve teras bulunur. Günümüzde, yapı: Atatürk’ün özel eşyalarının sergilendiği bir müze olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: burada, çevre düzenlemesi yapılmış olup, özellikle yazın sıcak günlerinde, Diyarbakırlılar için, serinlemek ve eğlenmek için güzel bir merkez olarak kullanılmaktadır.
Son bir not: Diyarbakır’a yolunuz düşerse, buraya uğrayıp, kömür ateşinde hazırlanan ve semaver ile servis edilen çay tatmayı sakın ihmal etmeyin. Muhteşem güzel bir yer.

ERDEBİL KÖŞKÜ

Şehir merkezinin 5 km. uzağında, eski Mardin karayolu üzerindedir. On gözlü köprünün batısında, yüksek bir tepe üzerinde bulunmaktadır.
Yapının ilk olarak: 512 yılında, Akkoyunlular döneminde yapıldığı bilinmektedir. Böylece, çevrede yapılan diğer köşk tipi yapılara örnek teşkil etmiştir. 3 katlıdır. Dikdörtgen bir plana sahiptir ve kesme bazalt ve kalker taşı kullanılarak yapılmıştır. Zemin katında: eyvan, 1 oda ve mutfak bulunmaktadır. İkinci katta: 1 oda ve teras bulunmaktadır.
Yapının çevresi: yeşilliklerle doludur. Özellikle, en son restorasyon sonucu, köşk bahçesinde oluşturulan restoran, gerek Diyarbakırlılar ve gerekse yabancı ziyaretçiler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.

Diyarbakır Devegeçidi

DEVEGEÇİDİ

Devegeçidi denilen yer: Diyarbakır şehir merkezine, 30 km. uzaklıkta ve büyükçe bir askeri birliğin bulunduğu yer olarak önem kazanmaktadır. Bu bölgede, ayrıca bir köprü ve baraj var.
Devegeçidi barajı: Devegeçidi çayı üzerine, sulama amacıyla, 2010 yılında yapılmıştır.
Devegeçidi köprüsü ise: Diyarbakır şehir merkezine, 20 km. uzaklıkta, Ergani kara yolunda, Devegeçidi çayı üzerindedir.
7 gözlü ve sivri kemerlidir. Kesme bazalt taştan yapılmıştır. Güney kısmında, 3 kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelere göre: köprü, 1218 yılında, Artuklular döneminde Melik Salih Nasıreddin Mahmud zamanında yapılmıştır. Köprü: 1972 yılında onarım görmüştür.

Diyarbakır Çermik

Diyarbakır Çermik

Yörede, güvenlik problemi olmayan, kaplıcaları ile önem kazanan bir yerleşim yeridir.

ULAŞIM

Diyarbakır il merkezinin 86 km. kuzeybatısındadır. Ergani üzerinden ulaşım sağlanmaktadır.

TARİHİ

İlçenin eski ismi “Aberna” dır. Ancak, “kaplıca” anlamına gelen “Çermik” ismi, günümüzde kullanılmaktadır. İlçe: tarihi süreç içinde, Harput ve Diyarbakır şehirlerine hakim olan devletlerin yönetiminde kalmıştır.
1883 yılında ise, Ergani sancağına bağlanır.

Diyarbakır Çermik

GENEL

Burası, yemyeşil bir ilçe olması ile önem kazanmaktadır. Çünkü, yörede, Medrap çayı, Sinag çayı, Medya çayı ve Sinan suyu bulunmaktadır. İlçeyi kuzeyden, Güneydoğu Torosların devamı olan dağlar çevreler. Dağların yüksekliği, kuzeyden güneye doğru azalma gösterir.

İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 710 metredir.

İlçe ekonomisinin temeli: termal turizm, tarım ve mermerciliğe dayanmaktadır. Çünkü, ilçedeki kaplıcalar, yıllık yaklaşık 200-250 bin ziyaretçi ağırlamaktadır. Tarımda ise, pamuk-buğday-arpa ve darı yetiştirilmektedir. Yörede özellikle 1990 lı yıllardan sonra mermercilik te gelişmiştir.

GEZİLECEK YERLER

HABURMAN KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı, Haburman köyünde, Diyarbakır-Malatya kara yolunda, Sinek çayı üzerindedir.
Üç gözlüdür. Bu gözlerden, ortadaki göz büyük ve sivri, yandakiler ise daha küçük ve yuvarlak yapılmıştır. Yontma beyaz taştan yapılmıştır. Köprünün uzunluğu: 109 metre, genişliği 5.5 metredir. Yükseklik ise, 11.20 metredir.
Köprü üzerinde bulunan kitabesinde, köprünün: 1179 yılında yapıldığı yazılıdır. Yaptıran ise: Artuklu hükümdarı, Necmüddin Alp’ın kızı Zübeyde hatundur. Köprüyü, kendi parasıyla yaptırmıştır.
Günümüzde, araç geçişleri için köprünün 150 metre ötesine, yeni bir köprü yapılmıştır.

Diyarbakır Çermik
Diyarbakır Çermik

 

ÇERMİK MELİKE BELKIS KAPLICALARI

İlçe merkezinin 3 km. doğusundadır. Burada, birçok otel ve pansiyon bulunmaktadır. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, yıllık bazda, buraya 200-250 bin ziyaretçi gelmektedir.
Yılın bütün dönemlerinde açıktır. Ancak tedavi amaçlı kullanmak isteyenler için, 21 günlük kürler; Haziran ve Eylül ayları arasındaki dönem tavsiye edilmektedir.
Ülkemizin önemli kaplıcaları arasındadır. Yapılan tahlillere göre, kaplıca sularının şifalı geldiği rahatsızlıklar şunlardır: iltihaplı romatizmal hastalıklar, çocuk felçleri, deri hastalıkları, üst solunum yolu enfeksiyonu rahatsızlıkları ve bazı kadın hastalıkları.
Kaplıca sularının sıcaklığı: 48 derece civarında; kükürtlü ve radyoaktif olup, akım hızı: saniyede, 10 litredir. Son bir not, kaplıca suları kükürtlü olduğu için, çok pis koktuğunu unutmamak gerekir.

SİNEK ÇAYI KAYA KABARTMALARI

İlçe merkezinin, yaklaşık 7 km. kuzeybatısında, bir kanyon içindedir. Bu yüzden, bu kaya kabartmalara ulaşmak için zorlu bir yürüyüş yapmanız gerekir.
Burada, doğal bir kaya üzeri düzeltilmiş ve bu düzeltilen platforma: bir av sahnesi çizilmiştir. Bunun: Anadolu’da ilk avcılığın burada yapıldığını ifade etmektedir ve Anadolu’daki ilk resim olduğu düşünülmektedir.

SİNEGOG

İlçe merkezindedir.
Yapı: siyah ve beyaz, bazalt taşlardan yapılmıştır. Ancak, hangi dönemde ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ama, yapının üzerinde, Süryanice bir kitabe bulunmaktadır.
Günümüzde ev olarak kullanılan yapı: tek bölümden oluşmaktadır. Bu tek bölümde yani odada: nişler bulunmaktadır.

ÇERMİK KALESİ

İlçe merkezinin batısında, yüksek ve kayalık bir yerdedir. Kale yıkıntıları incelendiğinde, buranın ilk çağdan günümüze kaldığı anlaşılmaktadır.
Kale, Osmanlıların bölgeyi ele geçirmeleri sırasında, top atışlarıyla kısmen yıkılmıştır. Bunun üzerine, 1516 yılında, kale içinde oturan halk, kaleyi terk ederek ovaya yerleşmişlerdir. Kale günümüzde harabe halindedir, herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır. Günümüze kadar gelen kısımları: iç kale bölümünde tek parça halinde bir kale kapısı, hisar bölümünde birkaç su sarnıcı, birkaç su kuyusu ve eski bir kiliseye ait duvar bulunmaktadır ki ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

Su kuyuları, kayalığa oyulmuş durumdadır, ancak günümüzde, 2-5 metre arasında genişlikleri olan bu kuyuların içleri taş ve topraklarla doldurulmuştur.
Ayrıca, yöre halkı arasında “berber dükkanı” olarak isimlendirilen bir yer var. Burası: kalenin güneydoğu bölümünde, kayalığa oyulmuş bir oda şeklindedir. Bu odanın uzunluğu: 3 metre, genişliği 4.5 metre ve yüksekliği: 1.5 metredir. Odanın kuzey, güney ve doğu bölümünde, oturmak için sedir bölümleri görülüyor.
Tüm bunların dışında, kale içinde, çok sayıda, eski ok ucu bulunmaktadır.

SARAY HAMAMI

İlçe merkezindedir. Ancak, kitabesi bulunmadığından, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, 16 ile 17’nci yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır.
Yapı: soğukluk, ılıklık ve halvetlik bölümlerinden oluşmakta olup, oldukça büyük olmasıyla ilgi çekmektedir. Her bölümün üstü, kasnaklı kubbelerle örtülmüştür.

ÇETECİ ABDULLAH PAŞA MEDRESESİ

İlçe merkezinde, çarşının tam ortasında, ana caddenin güneyindedir.
Burası: Anadolu’yu istila etmek isteyen İran hükümdarı Afşarlı Nadir Şah’ı yenen çeteci Abdullah Paşa tarafından, 1756 yılında yaptırılmıştır.

Yapı: birbirine bağlı 9 küçük hücreden oluşmaktadır. Burası, Osmanlı döneminde, Sultan II. Abdülhamit döneminde: bir ara “Çermik Rüştiye Mektebi” olarak da kullanılmıştır. Yakın geçmişte onarılan bina, günümüzde cami olarak kullanılmaktadır.

GELİN DAĞI VE EFSANESİ

Gelin dağı, İlçe merkezinin 4 km. kuzeybatısında, Çüngüş yolu üzerindedir.
Dağ: kalker yapılı kayaçlardan oluşmuş olup, yüzeyinde: su ve rüzgarın aşındırmasıyla oluşmuş, peri bacalarını andıran görüntüler görülmektedir. Bunlar, uzaktan bakıldığında insan dizisini andırmaktadır.
Söylentilere göre: “yöredeki geleneklere göre, Berdel yapılan iki gelin, karşılaştıklarında: aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle, birbirlerine beddua ederler. Bunun üzerine, her iki gelin, aynı anda “taşa” dönüşürler. Bu nedenle, yörede, Berdel adeti, uğursuzluk sayılmaya başlanmış ve Berdel yapılan gelinler, aynı yoldan götürülmez, birbirlerini görmezlermiş. Başka bir söylenti daha var. Buna göre: “bir zamanlar buradan bir gelin alayı ağır ağır geçerken, çocuklardan biri, altını kirletir ve annesi, başka bir şey bulamadığı için, çocuğun altını yufka ile temizlemeye kalkışır. Bunun üzerine, Allah’ın gazabına uğrar ve bütün alay, gelinle birlikte taş kesilir.”

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.