Birkaç kez dışından geçtim, bir keresinde şehrin içine girdim, uzaktan görüntüsü, özellikle Demir-Çelik Fabrikaları nedeniyle çok kasvetli. Şehrin içi ise, Demir-Çelik çalışanları tarafından yoğun olarak yaşanılan bir yer olmuş. Türkiye’de, Karabük denilince, yine Demir-Çelik, yani Kardemir akla geliyor.
ULAŞIM
Karabük-Bartın arasındaki uzaklık: 80 km. Karabük-Kastamonu arasındaki uzaklık: 120 km. Karabük-Çankırı arasındaki uzaklık: 195 km. Karabük-Bolu arasındaki uzaklık: 130 km. Karabük-Zonguldak arasındaki uzaklık: 170 km. Karabük-Ankara arasındaki uzaklık: 230 km. Karabük-İstanbul arasındaki uzaklık: 400 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimciler: Hititler, Frigler, Helenistik krallıklar, Roma ve Bizanslılar. Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu’ya yerleşen Türklerin bir kısmı da, bu taraflara yerleşirler.
1937 yılına gelindiğinde: Safranbolu’ya bağlı: Öğbeli köyünün bir mahallesi iken, 1935 yılında, Ankara-Zonguldak demiryolunun açılması ve buradan geçmesi nedeniyle, önem kazanmıştır.
1937 yılına gelindiğinde ise, burada temelleri atılan “Karabük Demir-Çelik Fabrikaları” buranın öne çıkmasını sağlamıştır. 1953 yılına gelindiğinde, Karabük, Zonguldak iline bağlı bir ilçe olmuştur. 1995 yılına gelindiğinde ise, ülkemizin 78’nci ili olmuştur.
Adının çıkış noktası: Kara ve bük sözcükleri: kara çalılık yer anlamındadır. Karabük isminin buradan geldiği söyleniyor.
GENEL
İl merkezinin rakımı, yani denizden yüksekliği: 278 metredir. Coğrafi yapı ise, engebeli olup büyük düzlükler yok. Yani, tarıma uygun araziler çok az. Bunun sonucu olarak: il topraklarının, % 65’i orman, % 22’si tarım alanıdır. Orman alanları fazla olmasına rağmen, orman ürünlerine dayalı sanayi gelişmemiştir.
Ama yine de ülkemizin en yoğun orman alanı bulunan yöresidir. Sanayi: Demir-Çelik sektörüne paralel olarak gelişmiştir. Şu an da, fabrikada: yaklaşık 4200 personel görev yapmaktadır.
Ama, bu personelin çoğu dışarıdan gelmiş ve hatta birkaç nesil geçmiş olmasına rağmen, yine de Karabüklü olmayı benimsedikleri pek söylenmiyor. Fabrikanın şehre diğer bir armağanı ise, her zaman dumanlı, sisli ve karanlık bir gökyüzü. Her ne kadar bacalara filtre takılmış olsa da, yine de gökyüzü dumanlı, sisli ve puslu.
İl genelinde, genellikle karasal iklim görülür. Çünkü, şehir Karadeniz kıyısından içeride kalmaktadır. Bu nedenle Karadeniz’in nemli havası, burada görülmemektedir.
Yörede kurulan Demir-Çelik Endüstrisi sayesinde, ülkemizin birçok yerinden göç almıştır. Sanayileşme ile birlikte, yöreye gelen işçi aileleri, ilin sosyal hayatının temel unsurları olarak öne çıkmıştır.
KARABÜK ÜNİVERSİTESİ
Üniversite bünyesindeki fakülteler: Teknik Eğitim, Güzel Sanatlar, Fen, Mühendislik, İktisadi ve İdari bilimler, Teknoloji, Tıp, İşletme, İlahiyat olmak üzere: 9 tanedir. Enstitüler ise: Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler ve Demir-Çelik Enstitüsü olmak üzere 3 tanedir.
GEZİLECEK YERLER
Maalesef il merkezinde gezilip görülecek bir yer yok.
Yatağan denilince, akla hemen “Termik Santral” geliyor ama inanın, yörede, doğal ve tarihi güzellikler de yok değil.
ULAŞIM
Yatağan-Muğla arasındaki uzaklık: 25 km. Yatağan-Dalaman havaalanı arası uzaklık: 125 km. Yatağan-Milas arası uzaklık: 39 km. Yatağan-Didim arası uzaklık: 108 km. Yatağan-Marmaris arası uzaklık: 80 km. Yatağan-Bodrum arası uzaklık: 84 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimlerin, MÖ.700-400 yılları arasında olduğu tahmin ediliyor. Türkler: 1080 yılında, Yatağan yöresine ele geçirirler. Ancak, takip eden dönemde, Bizanslılar yeniden yörede egemen olurlar. 1190 yılında, yörede yeniden Türk egemenliği görülür.
Zaten yörenin isminin kaynağı: Oğuz Türklerinin yerleşmek ve oturmak anlamına gelen: “Yatuk” kelimesinden türetilmiştir.
1429 yılında, bu kez, Osmanlılar yörenin hakimiyetini ele geçirirler. Yatağan yöresinde yapılan: kılıç, hançer ve pala gibi kesi aletler ve özellikle Yatağan yöresinde imal edilen “Yatağan barutu” İstanbul’un fethinde kullanılmıştır.
II. Dünya savaşından sonra, yöre İtalyanlar tarafından, işgal edilir ve işgal, 1921 yılına kadar devam eder.
Muğla Yatağan Genel
GENEL
İlçenin denize kıyısı yoktur. İlçe toprakları: Yatağan dağının eteklerinde, Ahilerin şirin bir kentidir.
Yatağan ve çevresinde: Akdeniz iklimi görülür. Buna göre: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Kış aylarının: sert, yağışsız ve rüzgarlı geçtiği de görülür.
İlçe topraklarının: % 75’i kızılçam, % 19’u karaçam ile kaplıdır. Diğer bitki örtüsü ise: kekik, böğürtlen, çınar ve kavaktır.
Yatağan denildiğinde, yazının başında söz ettiğim gibi, öncelikle “Yatağan Termik Santralı” geliyor. Ama, unutulmamalı ki, bu santral, yörenin ekonomik gelişimini olumlu yönde etkilese de, bir yandan da yöre insanının sağlığını olumsuz etkiliyor.
Bu nedenle, günümüzde Yatağan bölgesinde: nüfus yoğunluğu çok azalmış ve nispeten fakir aileler burada yaşamaya devam etmektedirler.
İlçenin ekonomik gelişiminde, son yıllarda yörede hızla artan: mermer fabrikalarının da olumlu etkisi söz konusudur. Bölgede üretilen mermer, bu sanayide önemli bir yere sahip ise de, bu mermer fabrikalarının akarsulara bıraktığı mermer tozları, akarsulardaki doğal yaşamı bitirmiştir.
Neyse, Yatağan denilince, tüm bunların yanında: bizi ilgilendiren, turistik özellikleri ele alalım.
GEZİLECEK YERLER
Muğla Yatağan Anıt ağaç
ANIT AĞAÇ
Muğla-Yatağan karayolunun 24’ncü km.de, Bozöyük beldesi, Pınarbaşı mevkiinde bir anıt ağaç bulunuyor. Bu anıt ağaç: Orman Bakanlığı tarafından tescillenerek koruma altına alınmış. Çapı: 6 metre ve yüksekliği ise, yaklaşık 30 metredir.
Muğla Yatağan Stratonikeia
STRATONİKEİA
İlçe merkezinden çıktığınızda: yaklaşık 7 km. sonra, delik-deşik kömür ocaklarının yanından geçip, yoldan 1 km. içerideki antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yani: Yatağan-Milas karayolunun 6’ncı km. dedir.
Muğla Yatağan
Karia bölgesinin önemli şehirlerindendir. Antik kentin eski adı: İdrias. Kent: MÖ.281-261 yılları arasında, tahtta bulunan, Seleukos kralı Antiokhos’un karısı Stratonike adına kurulmuştur.
Şehrin kuruluşu hakkında, ilginç bir söylenti var. Şöyle ki: “ Büyük İskender’in ölümünden sonra; merkezi Suriye olan, Selekos krallığı kurulur. Krallığın başında ise, I. Selekos bulunmaktadır.
Kral I. Selekos: 60 yaşındadır. Ülkeyi: oğlu Antikos ile birlikte yönetmektedir. Ancak: kral I. Selekos’un hanımı ile, kralın oğlu, yani üvey annesi arasında bir aşk başlar.
Oğul Antikos: bu aşkın etkisiyle, günden güne erimeye başlar. Kral ise: bu duruma çok üzülmektedir. Yörenin tüm hekimlerine müdahale ettirmesine rağmen, oğlunun sıkıntısını ne anlar, ne de çözüm buldurabilir.
Ancak: sonunda, hekimler, oğul Antikos’un derdini, yani üvey annesine, Kral I. Selekos’un yeni ve genç karısına olan aşkını; krala anlatmak zorunda kalırlar.
Kral, bunun üzerine, karısı ile oğlunu evlendirir ve ülkeyi terk eder. Oğul Antikos ve eşi, ülkeyi idare etmeye başlarlar. Kraliçenin adı ise: Stratonikeia olarak anılır.
Tarihi süreç içinde
MÖ.133 yılında, Pergama krallığının Romalılara miras kalması sırasında, bu duruma karşı ayaklanan şehir, Romalılar tarafından kuşatılır ve şehir halkının tümü açlıktan kırılarak yok edilir.
Buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlardan yapılmış kale yıkıntıları, kuzey bölümde, büyük kaya bloklardan yapılan ana giriş kapısı, bu giriş kapısının önünde, kutsal yolun kenarında oda mezarlar, kentin tam ortasında iyi durumda günümüze ulaşan: Bouleuterion yani küçük tiyatro, batıda: gymnasion.
Kentin akropolü: güneyde, dağın tepesinde bulunuyor. Buranın çevresi, duvarlarla çevrili. Karayolunun hemen altında: bir teras üzerinde, yazıtında “İmparator için yapıldığı yazılan” bir küçük tapınak kalıntısı bulunuyor.
Aşağıya doğru indiğinizde: karşınıza büyük bir tiyatro çıkıyor. Burada yapılan kazılarda: sahne binasının kalıntıları, büyük ölçüde ortaya çıkarılmış.
Evet bu antik şehirle ilgili son duyumlarımı da paylaşmak istiyorum. Öğrendiğime göre: antik kentin kuzey şehir kapısında MS 129 yılında meydana gelen deprem sonucu yıkılan 6 sütun, ayağa kaldırılması çalışmalarına başlanmıştır.
Stratonikeia ve Lagina antik kentlerini birbirine bağlayan ve ilk çağlardaki dini törenlerde anahtar taşıyanların geçtiği Kuzey şehir kapısında, depremde yıkılan sütunların, 1881 yıl sonra ayağa kaldırılması için çalışmalar başlatılmıştır. Sütunların bir tanesi 10 metre yüksekliğindedir. Bunlar dönemin önemli eserleridir.
Muğla Yatağan Lagina
LAGİNA
Yatağan-Milas karayolunda: 3’ncü kilometreden ayrılın ve Turgut yoluna saparak, bu ören yerine ulaşabilirsiniz. İlçe merkezine, toplamda 12 km. uzaklıktadır.
Karialılar için, kutsal olduğu düşünülen ören yerinde: Ay ışığı tanrıçası Hekate’ye atfedilen bir tapınak varmış. Tapınak: MÖ.40 yılında, Partlar tarafından yağmalanmış. Stratonikeia ve Lagina şehirleri arasında, birbirini bağlayan kutsal bir yol bulunmaktadır.
Ay ışığı tanrıçası Hekate adına yapılan festivallerde: buradaki Hekate tapınağından alınan “Ölüler dünyası kapısının anahtarı”, büyük bir törenle, bu kutsal yoldan, Stratonikeia kenti, şehir meclisine taşınırmış.
Burada yapılan arkeolojik kazılarda: bu tapınağın, dairesel avlusunun bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüze, sağlam ve ayakta olarak gelen avlu kapısının üstündeki yazıtta: “Augustus” tarafından, tapınağın, MÖ.27 yılında onarımının yaptırıldığı yazılı.
Bu arada: Lagina antik şehrindeki arkeolojik kazılar, ülkemizde arkeolojinin babası sayılan: Osman Hamdi Bey tarafından, 1891-1893 yılları arasında yapılmıştır. Burada bulunan kabartmaların hepsi: İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınarak, burada sergilenmektedir. Kazılar hala devam ediyor.
PANAMARA
Yatağan-Muğla karayolunun 5’nci km. den, sağa ayrılan yol ile Bağyaka köyüne ulaşılıyor. Antik kalıntılar, köyün 3 km. dışında. İlçe merkezine ise, toplam 14 km. uzaklıktadır.
Burası: tahminlere göre: Stratonikeia antik kentine bağlı, dini bir merkezdi. Stratonikeia şehri ve Panarama şehri arasında, antik bir yol vardır. Panamara şehri: dini törenlerin ve şenliklerin yapıldığı önemli bir merkez olarak, antik dönemlerde öne çıkmıştır.
Bu şenliklerin en önemlisi: 10 yıl süre ile kutlanan “Paramara Şenlikleridir. Bunun dışında: 2 yılda bir kutlanan “Hera Şenliği” yapılırdı.
Bu şenlik: bir gün sürer ve gizli dinsel bir törendir. Bu tören: sadece bayanlara açıktır. Son olarak ise: Zeus adına düzenlenen bir şenlik var. Bu şenlik: her 4 yılda bir yapılır. İki gün süren şenliğin ismi Komyria Şenliği’dir. Bu şenlik ise, biraz öncekine atfen, sadece erkeklere açık, gizli ve dinsel bir şenliktir.
Burada bulunan tapınaktan, günümüze gelen kalıntılardan ise, pek bir şey anlamak mümkün değil. Köyün ve kalıntıların: yüksekte ve orman içinde bulunması nedeniyle, buraya uzunca bir yürüyüş yaparak ulaşabiliyorsunuz.
GERGA
Çine-Muğla karayolunda, 6’ncı km. den sonra, doğuya, Madran dağına doğru ayrılan yola sapıp, 15 km. sonra Kırsakallar köyüne ulaşabiliyorsunuz. Buradan sonra: Gerga antik kentine ulaşmak istiyorsanız, köyden rehber almalısınız.
Çünkü: Gerga antik kenti, ülkemizde bilinen antik dönem yerleşim yerlerinden, en garibidir. Ören yerinin girişindeki kayalarda: yön belirten yazılar var. Bu yazılarda: şehrin adı olarak “Gergakome” ismi kullanılmıştır.
Ancak, bu yazıların çoğunluğu: Yunanca. Sadece bir tanesi: Latince. Buna dayanarak: Roma dönemi başlangıcında, burada bir halkın bulunduğu ve bu halkın: ortaya bir ana tanrıça heykeli diktiği ve bu heykelin çevresinde mezarlar, çeşmeler kurduğu ve tarım yaparak, bu korunaklı yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Buraya ulaşım sorunlu. Meraklıları, yorucu bir yolculuktan sonra ulaşabilirler. Hatta: buraya, Muğla karayolu üzerindeki İncikemer bölgesinden de yürüyerek ve kuzeye doğru ilerleyerek ulaşmak mümkün.
YAYLAKÖY KİLİSESİ
Yatağan-Milas karayolu üzerinde, Eskihisar köyündedir. İlçe merkezine toplam uzaklığı: 9 km. dir. Burada bulunan kilisenin: Rumlar tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak, yapının çatısı çökmüş, duvarlarındaki boyalar ve süslemeler yok olmuştur. Yani, bina tam bir harabe haline gelmiş.
Muğla Yatağan İnce Kemer Köprüsü
İNCE KEMER KÖPRÜSÜ
Burası, bir çay üzerindeki köprüden ziyade, su kanalı olarak kullanılan bir köprü. Eski Aydın karayolu üzerindedir. MÖ.1.yüzyılda yapılmıştır. Üç kemerlidir.
Antik dönemdeki adı ile: Alabanda (günümüzdeki adı: Araphisar) suyu: güneydoğudaki pınarlarda toplanarak, 21.4 km. uzunluğunda, dikdörtgen bir kanalla, kente iletilmektedir. Bu su kanalı: 90 cm. genişliğinde, birinci gurupta 65 cm. ve ikinci gurupta ise 10 cm. yüksekliğinde, içi harçla kaplı bir yapıdır.
Bu sözünü ettiğim köprü de: bu kanal üzerinde, suyun aktarılmasında kullanılan bir yapı.
Yunanistan ülkesinin, Doğu Makedonya bölgesindeki en büyük şehridir. Şehir: yüksek ağaçları, durmadan akan suları, sakin yaşam temposu, parkları, misafirperver halkıyla öne çıkmaktadır.
Şehir nüfusu: yaklaşık 55 bin kişidir. 1923 yılındaki mübadeleden sonra, buradan ayrılan göçmenler ise, ülkemizde özellikle Yalova-Armutlu yöresine yerleşmişlerdir.
Drama şehri: her yıl düzenlenen ticaret fuarıyla da biliniyor. Bu fuar: her yıl, Haziran ayı sonunda: “Elefteriya” da düzenleniyor. Eylül ayı ortalarında ise, Drama Belediyesi tarafından: Kısa Film Festivali düzenleniyor.
Şehrin diğer bir öne çıkan özelliği de: eğlence ve gece hayatının etkin oluşudur. Dramalılar: geceleri, dans ve müzik eşliğinde eğlenmeyi çok severler. Geceleri: restoran ve tavernalarda ve barlarda, son derece canlı ritimler eşliğinde müzik yayınları yapılır. Yani: siz de, şehri ziyaret ettiğinizde, bu eğlence mekanlarında, sabahın ilk ışıklarına kadar eğlenebilirsiniz.
Burası: bir Osmanlı şehridir. Nazım Hikmet’in şiirlerine konu olan; ancak uzun yıllarca nerede olduğu bilinemeyen “Drama Köprüsü” ile öne çıkıyor.
Yunanistan Drama Tarihi Süreç
TARİHİ SÜREÇ
Buradaki ilk yerleşim, Makedonlar tarafından kurulmuş ve daha sonra Roma hakimiyeti başlamıştır. Takip eden süreçte ise, Bizans ve Bulgar ve daha sonra Sırp hakimiyeti görülür.
1371 yılına gelindiğinde ise: bu kez Osmanlılar görülür. Osmanlılar: 551 yıl boyunca, burada hüküm sürmüşlerdir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yeğeni Mahmut Paşa, Dramalı olarak bilinen ve bölgenin en ünlü ismidir.
Dramalı Mahmut Paşa: Padişah III. Selim zamanında, sarayda yetişmiş ve daha sonra vezir olmuş ve özellikle Yunanlıların kurtuluş savaşında, bölgedeki Osmanlı ordularına komutanlık yapmıştır. Şehirde: Mahmut Paşa adına yaptırılmış bir medrese bulunmaktadır.
GEZİ PLANI
Drama şehrindeki geziye: milli parkın yanındaki Arkeoloji Müzesinden başlıyoruz. Milli park: özellikle yemyeşil alanları ve su pınarlarıyla, tam bir doğal cennet gibidir.
Yunanistan Drama Arkeoloji Müzesi
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Arkeoloji Müzesinde: antik çağlardan günümüze kadar olan süreçte, egemenlik kuran uygarlıkların günümüze ulaşan eserleri sergileniyor. Özellikle: Angitis Mağarası içinde bulunan ve o dönemin avcılarının izlerini taşıyan kalıntılar ilgi çekiyor.
Eserler, müzede 3 bölümde sergileniyor. Özellikle: Cilalı Taş döneminden kalan ve o zamanki insanların günlük yaşamlarından kesitler sunan kalıntılar, ziyaretçiler tarafından ilgi görüyor.
İkinci bölümde: Hıristiyanlığın ilk yıllarına ait, heykeller, seramikler ve paralar sergileniyor. Üçüncü bölümde: burada tamamen heykeller görülüyor.
Bu heykeller: antik dönemlerden, Osmanlı dönemine kadar yapılan heykeller, çok tanrılı döneme ait tanrı heykelleri ( burada özellikle Dionysos heykelleri ilgi çekiyor), Yunan-Roma imparatorluğu d önemlerine ait tanrı heykelleri görülebiliyor.
Daha sonra: Azize Barbara parkı geziliyor.
Yunanistan Drama Santa Barbara ParkıYunanistan Drama Santa Barbara Parkı
SANTA BARBARA PARKI
Burası: 60 dönümlük alan içinde, özellikle şehir dışından gelen ziyaretçiler için ilgi çeken bir yerdir. Çünkü: şehrin en büyük su kaynakları burada bulunuyor. Parkın her köşesinden, sular fışkırıyor, bazı yerlerde sakin sakin akan sular, bazı yerlerde ise delicesine akıyor ve ayrıca, asırlık ve uzun boylu ağaçlar görülmeye değerdir.
Parkta ayrıca görebilecekleriniz: gölün dibinde, eski dönemlerden kalma kilise kalıntıları, çok katlı tütün depoları ve bunların göl suyuna yansıyan muhteşem görüntüleri, su değirmenleri. Bu su değirmenleri içinde, özellikle: şehrin Müslüman halkından günümüze kalan ve “Zonke Değirmeni” olarak isimlendirilen değirmeni
görmenizi öneririm.
Parkın kuzeyinde ise: Herman Spirer isimli bir Yahudi’ye ait çok katlı tütün deposu görülüyor. 1925 yılında yapılan bina: salonlarındaki yüzlerce işçinin çalışarak ürettikleri kaliteli tütün ile hatırlanıyor ve unutmayın ki, bu dönemlerde, şehir altın çağını yaşamıştır.
1943 yılına gelindiğinde, şehirdeki diğer yerler de olduğu gibi, burası da Yahudiler tarafından kapatılmıştır. Çünkü: şehirdeki Yahudiler, Naziler tarafından, Polonya’daki toplama kamplarına götürülüyorlar.
Yunanistan Drama
Parkın tam merkezinde, bu kişilerin anısına dikilmiş bir anıt görülüyor. “Yahudi Soykırım Anıtı” Bu anıtın çevresinde, eski dönemlere ait evler, koruma altına alınmıştır. Özellikle: 1876 yılı yapımı, tütün tüccarı Anastasiadis’e ait tüm dış cephesi mermerlerle kaplı konak, görülmeye değerdir.
Günümüzde, şehrin ziyaretçileri yanında, Dramalılar da, gerek dinlenmek, gerek eğlenmek için, buradaki kafeterya ve restoranları tercih ediyorlar.
AYA VARVARA KİLİSESİ
Ortodoks inanışına göre, her şehrin kendine ait ve o şehri koruduğuna inanılan gelenek gereğince: Azize Barbara, Drama şehrinin koruyucusudur. Yerel dilde: Aya Varvara olarak tanınır. Her yıl: 3 Aralık tarihinde; burada, törenler düzenlenir. Aya Varvara kilisesinin hemen karşısındaki göl sularına: çocuklar tarafından hazırlanan gemi bırakılır.
Gezimize: şehrin, Aya Varvara kilisesi bölgesinde devam ediyoruz. Kilisenin arkasında, eski evler ve tütün depolarının arasındaki, basamaklı yollardan çıkarak, Perdika Sokağına varıyoruz. Perdika sokağından sonra, Venizelos sokağına ulaşıyoruz. Venizelos sokağından, aşağıya doğru inerken, bir dini müze görüyoruz.
Yunanistan Drama Aziz Mitropol Müzesi
AZİZ MİTROPOL MÜZESİ – DİNİ MÜZE
Müze: Mitropol Dionisios zamanında kurulmuştur. Daha sonraki dönemlerde ise yenilenerek günümüze kadar ulaşmıştır. Burada: değerli Ortodoks hazineleri sergileniyor. Özellikle: 13’ncü yüzyıldan kalma: Meryem Ana ve İsa ikonaları görülebilir.
Bunun dışında: 17 ve 19’ncu yüzyıllara ait ikonalar, müzenin en değerli eserleridir. Hatta: bu ikonaların, çerçeveleri bile, tam bir görsel güzellik sunuyorlar. Müzede sergilenen eserlerin diğer bir özelliği de: mübadele sırasında, 1922 yıllarında, Anadolu’nun birçok yöresindeki (özellikle Karadeniz ve Ege bölgesindeki) kiliselerden getirilen eserlerdir.
Müzeyi de arzu ederseniz ziyaret edin (ancak ziyaret etmek için, önceden randevu almak gerekiyor) ve sonra: Drama Metropolünün yanındaki, küçük meydana varıyoruz. Burada yine bir kilise ve hemen yanında Metropol konağı görülüyor.
Konak; 1834 yılında, Metropol Yermanos tarafından yaptırılmıştır. Bu binanın içinde: güzel ahşap işçiliklerini görmek mümkündür. Yapının hemen karşısında ise, şehrin sineması bulunuyor. Sinema binası: 1913 yılında inşa edilmiş ve daha sonra yenilenmiştir. Sinemanın yakınlarında, 10’ncu yüzyıldan kalma bir
Bizans kilisesi görülüyor.
AYA SOFİA KİLİSESİ
Kilise: 10’ncu yüzyılda, Bizans döneminde yapılmıştır. Aya Sofia isimli kilise, Osmanlı yönetimi zamanında camiye çevrilmiş ve “Bey Camisi” adını almıştır. Günümüzde, kilisenin çan kulesinin bulunduğu yerde ise, minare bulunuyormuş. Kilise yapısının en büyük özelliği: oldukça yüksek ve sekiz köşeli bir kubbesinin bulunmasıdır. Kilisenin bulunduğu bu bölgede, Bizans döneminden kalma surlar da görülebiliyor.
Yunanistan Drama Bizans Dönemi Surları
BİZANS DÖNEMİ SURLARI
Surların ilk yapılışları: 10’ncu yüzyıldır. Daha sonraki dönemlerde, zaman zaman sağlamlaştırma çalışmaları yapılmıştır.
Son yenileme tarihi: 1206 yılıdır. Surlar: şehirde, modern ve eski zamanlardan kalma yapılar arasında kalıyor. Surların: 6 kulesi var. Uzunlukları: yaklaşık 800 metredir. 40 dönümlük bir alanı kapsamaktadır.
Surları da gezdikten sonra, Venizelos sokağına geri dönüyoruz. Burada: geleneksel “Elefteriya” kafesi var. Kafenin tam karşısında ise: yine Bizans döneminden kalma “Taksiarhon” kilisesi görülüyor.
Yunanistan Drama Taksiarhen kilisesi
TAKSİARHEN KİLİSESİ
Bizans dönemi kilisesidir. Kilise, dikdörtgen biçimli yapılmıştır. Doğu kapısı: Bizans surlarına dayanmaktadır. Yapıldığı dönemde: şehrin koruyucuları olarak kabul edilen “Mihail ve Cebrail” için yapıldığı düşünülmektedir. Kilise yapısında görmenizi önereceğim ilginç bir yazı var.
Latince bu yazıt: kilisenin Venizelos sokağına bakan tarafında, baş aşağı olarak durmaktadır. Kilisenin içindeki ikonlarda ise; İsa’nın çektikleri ve baş meleklerin, papaz olarak betimlemeleri görülüyor. Kilise, günümüzde de ibadete açıktır.
Kiliseden çıktıktan sonraki hedefimiz: Elafteriya yani Özgürlük meydanıdır. Buraya giderken, şehrin ticaret merkezi olan bölgesinden geçiyoruz. Bu bölgede: dar sokaklarda ve merkez caddelerde, birçok küçük dükkan bulunuyor.
Burada: Aziz Nikola kilisesini yanımızda bırakarak, kuzeye doğru yürümeye devam ediyoruz. Meydanda: Makedonya savaşlarının kahramanı Armen Kupçiu’nun heykelini görüyoruz.
Yürümeye devam ettiğimizde, şehrin yeni ticaret merkezinin bulunduğu alana ulaşıyoruz. Armen ve Agamennonas caddelerinin kesiştiği yerde “Kurşunlu Cami” si görülüyor. Bu caminin bir duvarında; Osmanlı zamanında, Drama şehrini betimleyen bir duvar süslemesi görülüyor.
Merkeze giden yollardan geçerek, Labrianidi sokağına varıyoruz. Burada: meydanda, yine bir Osmanlı dönemi yapısı karşımıza çıkıyor. Bu yapı: Ak Mehmet Ağa Camisidir. 17’nci yüzyılda yapılmıştır.
Evet, Drama şehrinin gezmenizi önereceğim diğer bir bölgesi de: şehrin kuzeyindeki Korilovos tepesidir.
KORİLOVOS TEPESİ
Bu tepeye: çam ormanlarından geçilerek çıkılıyor. Yaklaşık 4 km. lik yolu, ister yürüyerek, isterseniz araç ile çıkabilirsiniz. Buradan: Drama şehrinin panoramik manzarası, tüm güzellikleriyle gözler önüne seriliyor.
İKOSİFİNİSA MANASTIRI
Adının kelime anlamı: 20 Palmiye’dir. Şehrin en önemli manastırıdır. 5’nci yüzyılda: Aziz Yermanos tarafından, Pangeo’nun yamacında kurulmuştur. Yani: 753 metre yüksekliktedir.
Söylentilere göre: “Meryem Ana, Aziz Yermanos’a el yapımı olmayan bir ikonasını hediye eder. Meryem Ana’nın belirmesi: bir ışık huzmesi ve palmiyeler arasında olduğundan, bu manastır Meryem Ana’ya adanmıştır.
Özellikle, halen burada olan: Meryem Ana’nın el yapımı olmayan, mucize ikonayı görmek üzere, her yıl, burası Hıristiyanlar tarafından yoğun olarak ziyaret edilir. Yapının dış süslemeleri: 1858-1865 yılları arasında, Moldovalı sanatçı Metteo tarafından yapılmıştır.
Yunanistan Drama Drama Köprüsü
DRAMA KÖPRÜSÜ
“Drama köprüsü bre Hasan, dardır
geçilmez,
Soğuktur suları Hasan, bir tas
içilmez,
Drama köprüsü Hasan dardır daracık”
Evet, Drama köprüsü hakkındaki bu anonim türkünün giriş kısmından, birkaç mısra verdikten sonra, Drama köprüsünden söz etmek istiyorum. Ama: aslına bakarsanız, uzun süre, Drama şehrine gidenler: Dramalıların gerek köprüden ve gerekse Hasan’dan haberi olmadıklarını görmüşler.
Daha sonra: Drama köprüsünün bulunmasına kafayı koyan birileri tarafından, Drama köprüsü diye bir yer bulunmuş ve 1920 yılında buranın fotoğrafı çekilmiş. Bunun üzerine: Drama Küçük Asyalı Mübadiller Derneği Başkanı ve aynı zamanda yerel tarihçi olan Nikos Latsistalis: köprü hakkında yaklaşık 3 yıl süren araştırmalara başlamış ve Nikiforos ile Karyafitos arasındaki bir yerde: bir su kemerinin arkasındaki görüntünün “Drama Köprüsü Fotoğrafı” ile benzerliğini görmüş.
Evet: Drama köprüsü denilen yer, aslında bir köprü değil. Yalnızca: 50-60 cm. genişliğinde, dar bir su kemeri. Kim tarafından ve hangi dönemde yapıldığı belli değil. Ancak: yaklaşık olarak 250-300 yıllık olduğu tahmin ediliyor.
Hatta: türküde de, köprünün bu özelliğinden söz ediliyor: “Su kemeri dardır ve dar olduğu için geçilmez” “Soğuktur suları, bir tas içilmez” mısraları da, buranın bir su kemeri olduğunun en büyük kanıtıdır. Ayrıca: su kemerinin birbirine bağladığı iki köy, o dönemlerde, iki Türk köyü olarak biliniyor.
Debreli Hasan ise: Selanik yöresinde, Debre köyündendir. Uzun askerlik döneminde, haksızlığa dayanamayarak kendisine hakaret eden komutanını öldürür ve dağlara kaçarak eşkıya olur.
Ancak: yaptıklarından pişman olur ve eşkiyalığı kendiliğine değil, çevresindeki fakir insanlara yönelik olarak yapar. Gayrimüslimleri soyar ve Müslüman fakirlere dağıtır. Bu özellikleri nedeniyle: halk kahramanı olarak önem kazanmıştır.
Günümüzde, köprünün bulunduğu burada, çevre düzenlemesi yapılmıştır. Buradaki kafeteryada, kısa bir kahve molası vermenizi öneririm.