Niğde

Güzel bir şehir. Şehir merkezinde, Niğde Müzesini mutlaka görmenizi öneriyorum. Şehir dışında ise: Gümüşler Manastırı,  Tyana antik kenti, Göllüdağ antik kenti ve elbette Aladağlar bölgesinde trekking yani doğa yürüyüşü. Bu arada, Niğde kalesi bölgesindeki Alaettin camisinin kapısındaki, büyük aşkın simgesi, kadın silüetini mutlaka görün.

ULAŞIM

Niğde-Nevşehir arasındaki uzaklık: 82 km. Niğde-Kırşehir arasındaki uzaklık: 173 km. Niğde-Ankara arasındaki uzaklık: 346 km. Niğde-Aksaray arasındaki uzaklık: 121 km. Niğde-Mersin arasındaki uzaklık: 198 km. Niğde-Adana arasındaki uzaklık: 205 km. Niğde-Kayseri arasındaki uzaklık: 128 km.

Yukarıda gördüğünüz gibi, Niğde Anadolu’nun sanki tam orta yerindedir. Birçok merkez ile olan arasındaki kara yolu uzaklığı çok az.

TARİH

Yörenin ismi: antik dönemde “Nahita” olarak bilinmektedir. Yöredeki yerleşimin ise, muhtemelen 10 bin yıl öncesinde başladığı tahmin edilmektedir. Çünkü: Bahçeli ve Çamardı-Kestel buluntuları ve özellikle “kalay madeni”, yörenin tarihini, çok eski dönemlere kadar götürmektedir.

Tarihi süreç içinde: MÖ. 1800-710 yılları arasında, burada, Hititler yaşamışlardır. MÖ.710 yılında ise, bu kez Asurlar görülür. Daha sonra ise, Frigler, Romalılar, Medler, Persler, İskender, Bergama krallığı bölgede egemenlik kurmuşlardır.

1071 Malazgirt savaşından sonra ise, bu kez Türkler yörede görülmeye başlarlar. 1308 yılında Selçuklu egemenliği, 1470 yılında ise, Osmanlılar görülür.

GENEL

Şehir, İç Anadolu bölgemizin, güneydoğu bölümündedir.

Merkezin rakımı: 1229 metredir.

Yörenin ekonomik etkinliğinin temelinde: tarım ve hayvancılık gelmektedir. Burada: özellikle “elma” üretimi üst düzeydedir. Hatta, ülkemizde ilk sıradadır. Bunun yanında, “patates” üretimi de öne çıkmakta olup, ülkemizde üretilen patatesin yüzde 25’i il sınırları içinde üretilmektedir. Yörede: karasal iklim hakimdir. Yağışlar ise yetersizdir.

NİĞDE ÜNİVERSİTESİ

Üniversite yerleşkesi: Niğde-Bor kara yolu yanında, Akkaya Baraj gölü kıyısındadır.

Üniversite bünyesinde: 5 fakülte (Mühendislik, Fen-Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Eğitim, Mimarlık), 2 enstitü (Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri), 2 yüksek okul (Beden Eğitimi ve Spor, Sağlık Yüksek okulu), 6 meslek yüksek okulu bulunmaktadır.

NE YENİR

Niğde yöresine yolunuz düşerse, burada tatmanızı önereceğim yerel lezzetlerden birkaçı: tirit, soğan yahnisi, ayva boranısı. Tatlı düşünürseniz: höşmerim olabilir.

NE SATIN ALINIR

Yörede, el sanatları düşünüldüğünde, halıcılık hemen öne çıkar. Çünkü, burada üretilen halılar, dünya çapında üne sahiptir.

GEZİLECEK YERLER

Niğde

NİĞDE MÜZESİ

Şehir merkezinde, Yukarı Kayabaşı Mahallesi, Öğretmenler caddesindedir.

Müzenin binası, ilk olarak: 1977 yılında taşınılmış ve 1999 yılına kadar, buradaki hizmet sürdürülmüştür. Bu  tarihte yapılan restorasyon çalışmaları sonucu, müze, 2001 tarihinde, yeniden ziyarete açılmıştır. Restorasyon sonucu,  teşhir ve sergilemede yapılan büyük değişiklikler nedeniyle, müze, 2003 yılında, Avrupa’da yılın müzesi ödülüne aday gösterilmiş ve ancak ödül alamamıştır. Yine de, bu ödül için aday gösterilmek bile, büyük onur. Müzede: günümüzde, yaklaşık 10 bine yakın eser bulunmaktadır.

Evet, gelelim müzeyi gezmeye. Müzede, 6 tane teşhir salonu var. Bu salonlarda sergilenen eserler hakkında, kısa bilgi vermek istiyorum.

1.Salon: Bu salonda, daha çok: Köşk Höyük kazısında çıkan buluntular sergileniyor. Bunlar arasında: tanrı-tanrıça heykelleri, obsidyen aletler ve MÖ.4880 yıllarına tarihlenen, Köşk Höyük kazısında bulunan bir evin birebir benzeri sergileniyor.

2.Salon: Burada: Göltepe Höyüğü, maden ocaklarında bulunanlar, Acemhöyük kazılarında bulunan, Asur Ticaret kolonileri dönemine ait eserler sergileniyor

3.Salon: Bu salonda, Hitit ve Frig dönemlerine ait, yörede bulunan eserler sergileniyor. Özellikle, bereket tanrısı stelleri ve seramikler ve mutlaka görmenizi önereceğim, Frigyalılara ait “Göllüdüğ Aslanı” sergileniyor.

4.Salon: Burası daha yakın geçmişe yani, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait, yörede bulunan eserlerin sergilendiği bir salondur. Burada: cam eserler, mühürler, heykelcikler, pişmiş toprak objeler sergileniyor.

Niğde

5.Salon: Burası, iki bölüme ayrılmıştır. Sikke ve mumyalar bölümü. Sikke bölümünde: tarihi süreç içinde basılan ve ele geçirilen sikkeler sergileniyor.

Mumya bölümünde ise: Aksaray-Ihlara vadisinde bulunan; 10’ncı yüzyıldan kaldığı tahmin edilen sarışın genç “Rahibe Mumyası” var. Evet, yaklaşık 1000 yıllık bu mumya, 1960 yılında bulunmuştur.

Yine yörede bulunan Çanlı kilisede bulunarak buraya getirilen, 13’ncü yüzyıldan kaldığı tahmin edilen, 4 adet bebek mumyası sergileniyor.

6.Salon: Bu salon, tümüyle Etnografik eserlere ayrılmıştır. Burada: çeşitli silahlar, yazı takımları, halılar, kilimler, aydınlatma araçları, takılar ve Kaçar Türklerine ait bir sini sergileniyor. Ayrıca: birkaç  tane şark köşesi oluşturulmuştur.

NİĞDE KALESİ

Kale: eski şehir merkezinin bulunduğu tepededir. Tepenin ismi: Alaaddin Tepesidir.

Kalenin hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak, 1740 yılında, Sadrazam İshak Paşa tarafından onarıldığı bilinmektedir. Yapılış dönemiyle ilgili olarak ise: Anadolu Selçukluları döneminde yapıldığı sanılıyor. Kalenin çevresinde ise: dükkanlar ve iş yerleri var.

Yapının: 3 sıra suru var. Ancak, bu surların büyük bölümü yıkılmış ve yöredeki evlerin inşasında kullanılmıştır. Günümüzde, sadece: kuzeydoğu bölümünde, bir hisar içinde kalan kısım görülebiliyor. Bunun dışında, tepenin en yüksek noktasında, tek burçtan ibaret olan ana kule görülebiliyor.

Ana kule, her ne kadar sağlam gibi görünse de, içindeki hücre ve oda bölümleri tamamen haraptır. Evet, günümüzde, tepenin çevresi, Belediye tarafından  duvarla çevrilmiş ve tepe, bir park haline getirilerek kullanıma açılmıştır. Yörede yaşayan insanların birçoğu, sık sık bu tepeye çıkarak Niğde manzarasını izlemişlerdir. Ancak, tepeye çıkıp ta kaleye giren var mı derseniz, sanırım pek çok değildir.

Çünkü: tepedeki kale, Osmanlılar döneminde hapishane olarak kullanılmış ve kullanım  dışı kaldıktan sonra ise, kapılar kapatılmış ve içerisi harabe haline gelmiştir. 2007 yılında yapılan restorasyon ile, kale içi düzenlenmiş ve tekrar gezilebilir hale getirilmiştir. Tepede, aynı zamanda, Rahmaniye camisi ve Alaeddin camisi bulunuyor.

SAAT KULESİ

Niğde şehrinin simgesi olan saat kulesi: Niğde kalesinin batı bölümünde bulunan burçlarının birinin üzerine yapılmıştır. Daha doğrusu: burcun yarısı yıkılmış ve içi doldurularak yapılmıştır.

Üzerinde kitabesi yoktur. Ancak, Sultan Abdülhamit’in, tahta çıkışının 25’nci yılı anısına, 1901 yılında yaptırıldığı bilinmektedir.

Yapının kaidesi, gövdeden daha kalındır. Gövdenin üzerinde, demir parmaklıklarla çevrilmiş bir şerefe bölümü görülüyor. Bunun üzerinde ise, yine gövde ve takiben, birbirine kemerlerle bağlanmış, dört sütun bulunan bir bölüm yerleştirilmiştir. Bu açık köşk alanı üzerinde de, kasnaklı bir kubbe var. Saat kadranı: şehre bakan tarafa yerleştirilmiştir.

ALAEDDİN CAMİİ

Ziyneddin Başara tarafından,1233 yılında: I. Alaaddin Keykubat adına yaptırılmıştır. Giriş kapısı üstündeki kitabede, caminin Mahmut oğlu üstat Sıdık ve kardeşi Gazi tarafından yapıldığı yazılıdır.

Niğde

Taç kapısında, insan figürleri dikkat çeken caminin, mihrap önünde üç kubbeli mekana sahip oluşu, ortada avlu açıklığının bulunması, kubbe ve tonozları, mimarlık açısından bu yapıyı, çok özel bir konuma yükseltir.

Bazilika tipindedir, üç sahınlıdır ve kıble duvarı önünde, üç kubbesi vardır. Bir zamanlar açık olan orta bölüm zamanla kapanmış ve bir aydınlık feneri yerleştirilmiştir.

Mihrap ve üç kubbe dışında, fazla süsleme ögesine rastlanmaz. Evet, burayı ziyaret ederseniz, özellikle: taçlı kadın başını mutlaka görmelisiniz. Ancak, bu bir gölge, yani uygun ışık-güneş vurduğunda, kapıya vuran bir gölge. Özellikle, Mayıs ayında, günün ilk ışıklarında, kadın silüeti, çok net olarak görülebilmektedir. Hatta, bu kadın başı silüetiyle ilgili bir söylenti var.

Şöyle ki: “Selçuklu Sancakbeyi Ziynettin Başara’nın muhteşem güzel bir kızı vardır. Sancakbeyi, il merkezine bir cami yaptırmak ister. Caminin taş ustası, Sancakbeyinin kızını görünce, ona aşık olur ve kendisi için ümitsiz olan bu aşkını sonsuza dek yaşatmak için: kızın yüz kısmının silüetini, caminin kapı duvarının taşlarına işler ve ışık geldikçe, silüet ortaya çıkar.”

Niğde

AK MEDRESE

İl merkezindeki tepe üzerinde, hemen kalenin yanındadır.

Yapı: Karaman Beyi, Alaeddin Ali Bey tarafından, 1409-1410 yılları arasında yaptırılmıştır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi görülüyor. Portalinde, beyaz mermerler kullanılması nedeniyle, Ak medrese olarak isimlendirilmektedir. Zaten medresenin en görkemli bölümü de, bu mermer portaldir. Bu portal, son derece zengin  bezemelidir. Yapının diğer bölümlerinde, sadelik gözlenmektedir.

Özellikle ön cephesindeki sütunlu düzenlemelerle geleneği değiştirmek isteyen bir havadadır. Benzersiz bir yapıdır. Cephesi Bursa Çekirgedeki Hüdavendigar Camii cephesiyle yakın ilişki içindedir.

Bilindiği gibi Karamanoğlu Ali Bey. Dedesi Sultan Muradın yanında Bursa’da yaşamış, Çelebi Sultan Mehmet’in kızıyla evlenmiştir. Bundan, bu caminin neden, Osmanlı sanatına yakın durduğunu anlamak mümkündür. Son olarak,  Ak medrese, 1936 yılında restorasyona tabii tutulmuş ve Arkeoloji müzesi olarak ziyarete açılmış ve 1948 yılında yeniden kapatılmıştır.

Niğde

HUVANT (HÜDAVEND HATUN) KÜMBETİ (TÜRBESİ)

Bu kümbet, Selçuklu mezar anıtlarının, yeni bir yorumudur. Yani, Selçuklu sanatının nadide örneklerindendir. 1312 yılında, Selçuklular döneminde, Rüknettin Kılıçaslan’ın kızı Hüdavent Hatun tarafından yaptırılmıştır.

Sekizgen gövdesi, onaltıgen külahı ve hayvan sembolleriyle, son derece farklıdır. Selçuklularda çift başlı kartalın koruyuculuk örneğidir. Havayı ve tılsımı temsil eder. Bu nedenle, bu türbenin Şamanizme yakın bir yorumla inşa edildiği düşünülebilir. Çünkü, eski Türklerde, ruhlar;  ölümden sonra kuş biçimine girerek, göğe yükselir inancı hakimdi. Ama, bir yandan da, çift başlı kartalın, Doğu Roma (Bizans) sembolü olduğu da unutulmamalı.

Bu kümbetin içinde gördüğümüz şeyler de Doğu Roma ile, kültürel bağın, önemli ipuçlarına sahiptir. Denilebilir ki, Hüdavend’in dış yüzeyi Türklerin Asya’dan getirdikleriyle, iç yüzeyi ve mimarisi de Anadolu’dan aldıklarıyla kurulmuştur.

İki katlı, mozole tipinde olması Roma’dan, konik yapı tipinde olması Kafkasya’dan gelmekle birlikte, kümbetin içindeki taş sandukalar, tamamen yerel özellikler içeriyor gibidir.

Konya Müzesinde görülen sanduka ile, Hüdavend’dekiler arasında şaşırtıcı benzerlik var. Hüdavent Hatun’un mezar taşı üzerinde, ölüm tarihi olarak, 1332 yazılıdır ki, bu da türbenin yapılışından 20 yıl sonra öldüğünü göstermektedir.

Niğde

GÜMÜŞLER MANASTIRI

İl merkezine bağlı, 9 km. uzaklıktaki, Gümüşler kasabasındadır. Niğde-Kayseri kara yoluna, 4 km. uzaklıktadır.

Manastır yapısı: büyük bir kaya kilise içine oyulmuş olup, Kapadokya bölgesinde, günümüze kadar en iyi korunarak gelmiş olması nedeniyle önem kazanmaktadır. Burada: Bizans sanatı etkin.

Niğde

Manastırın içine: yaklaşık 8 metre uzunluğunda ve üzeri tonozla örtülü bir geçitten giriliyor. Bu geçidin iki yanında ise, yine kayalara oyulmuş, iki oda var. Bu geçitten geçtikten sonra, bir avluya ulaşılıyor. 14 X 14 metre boyutlarındaki bu avlunun kuzey bölümünde, kayalara oyularak yapılmış ve birbirine kemerlerle bağlanmış, 9 tane sütun görülüyor. Avlunun duvarlarının bir kısmına ise, güvercinlikler oyulmuştur.

Manastırın en önemli bölümü: kuzeyde yer alan kilisedir. Haç planlı kilise: 5.50 x 3.50 metre ölçülerindedir. Toprak zeminli ön bölümde, yere gömülmüş büyük küpler var. Bu kilisenin içindeki fresklerin güçlü ve canlı anlatımları, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Kapı boşlukları, çevreleri kilise duvarları, fresklerle işlenmiş. Bunlarda özellikle, kırmızı ve koyu yeşil renkler kullanılmıştır.

Diğer mekanların ne işe yaradığı öğrenilememiştir. Duvar resimleri ise, muhteşem güzeldir. Bu resimler, ikonografik üslup ile yapılmıştır. Resimlerin: 11 ve 12’nci yüzyıllara ait olduğu sanılıyor. Manastır bölgesi, 1973 yılında, arkeolojik Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. Manastırdaki dilek kuyusunda, dilek tutmayı unutmayın. Fotoğraf çekmek yasak, lütfen uyalım, çünkü malum flaş, freskleri bozuyor. Ama yine de, siz gülümseyen Meryem ve İsa freskini mutlaka görün.

Niğde

GÖLLÜ DAĞ ANTİK KENTİ

İl merkezine yaklaşık 60 km. uzaklıkta: Kömürcü köyü yakınlarındaki bir ören yeridir. Deniz seviyesinden, 2170 metre yükseklikteki bu antik şehir, korunaklı yapısıyla dikkat çekmektedir.

Yerleşimin bulunduğu, volkanik Göllü dağın zirvesinde, bir krater gölü var ve bu yüzden, dağa “Göllü dağ” ismi verilmiştir.

Bölgede: Neolitik dönemde, yani MÖ. 8000 yıllarında, bir kısım insanın yaşadığı, bunların taş yonttukları ve ürünlerini Kıbrıs ve Suriye gibi yerlere ihraç ettikleri anlaşılmıştır. Ayrıca, yine aynı dönemlere ait, günümüzdeki atın atası olduğu düşünülen ama henüz tam olarak belirlenemeyen bir çene kemiği bulunmuştur.

Yerleşimde diğer yerleşimciler: MÖ. 1200 yıllarında, bu bölgede yani “Tabai” bölgesinde, Geç Hitit imparatorluğunun bazı şehirleri bulunmaktadır. Göllü dağ’daki bir yerleşim yeri, Tabai bölgesinin yeri belli olan şehirlerinden biridir. Yapıldığı dönemde, çevresi surlarla çevrilmiştir.

Saray olarak belirlenen yapı da, ikinci bir surla çevrilmiştir. İki sur arasında ise, birbirine simetrik yapılar bulunmaktadır. Ancak, buluntular değerlendirildiğinde, buranın tam olarak inşasının tamamlanmadan, bilinmeyen bir sebeple terk edildiği anlaşılmaktadır.

ÇİFTEHAN KAPLICASI

İl merkezine 80 km. uzaklıkta, Ulukışla ilçesine bağlı Çiftehan kasabasındadır. E-90 kara yolunun buradan geçmesi, buraya ulaşımda kolaylık sağlamaktadır.

Kaplıca suları, içme ve banyo alma olarak kullanılıyor. Şifalı geldiği belirtilen hastalıklar ise şunlardır: sinirsel hastalıklar, romatizmal rahatsızlıklar, deri ve kadın hastalıklarıdır.

Kaplıca bölgesinde: konaklama tesisleri vardır.

TYANA ANTİK KENTİ

Bor ilçe merkezine bağlı, Kemerhisar kasabasındadır. Ancak, antik şehrin büyük bölümü, günümüzdeki Kemerhisar yerleşiminin altında kalmıştır. Kasabanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılar sonucu elde edilen eserler ise, Niğde Müzesinde sergilenmektedir. Tabii bu arada, kaçırılanlar hariç.

Yerleşim yerinde, tarihi süreç içinde, Geç Hitit ve Roma döneminde yerleşim olmuştur. Hititler döneminde, şehrin ismi “Tuwanuwa” olarak bilinirken, Roma döneminde ise “Tyana” olarak tanınmıştır. Ancak, Hitit dönemine de, ünlü kral Warpalawa; MÖ. 738-715 yılları arasında burada hüküm sürmüştür. MÖ. 30 ve MS. 395 yılları arasındaki yaklaşık 400 yıllık dönemde ise, Romalılar görülür. Roma döneminde, şehirde büyük imar faaliyetlerinde bulunulmuştur.

Bu faaliyetler bünyesinde: saraylar, tapınaklar, su kemerleri ve yerleşim yerleri yapılmıştır. Özellikle; Bahçeli Kasabasında bulunan; antik döneme ait Roma havuzuna, su getiren su kemerleridir. Zaten, yöreye, bu kemerler nedeniyle, Kemerhisar kasabası adı verilmiştir. Bu kemerlerin bir kısmı toprak altında, 1.5 km. lik kısmı ise, toprak üstündedir. Bu kemerler ile, Roma havuzundan, şehir merkezine su taşındığı düşünülüyor.

Evet, özellikle Roma  döneminde, büyük önem taşıyan bu şehirdeki kazılar, günümüzde de sürdürülmektedir. İlginizi çekebilir, gidip gezmenizi öneririm.

Niğde

ROMA HAVUZU

Yukarıda sözünü etmiştim, su kanalları ile, bu havuzdaki toplanan su: Tyana şehrine götürülüyormuş. Evet, şehir merkezine 17 km. uzaklıktaki Bahçeli kasabasında bir büyük havuz var. Yeşillikler ve meyve ağaçlarıyla çevrili bölgedeki bu havuz: Roma sanatının büyük ve ender örneklerinden biri olarak önem kazanmaktadır. Havuz tamamen toprak altında iken, 1960 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Bu yöreden geçerseniz, mutlak ve mutlaka, burayı görmelisiniz.

ÖKÜZ MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ

Ulukışla ilçesinde, Ankara-Adana kara yolu üzerinde, ilçe merkezinde “Pazaryeri” bölgesindedir.

Yazılı kaynaklara göre: burası her ne kadar kervansaray olarak değerlendirilse de, sefere çıkacak askerlerin kışlağı olarak da kullanılmaktadır ve ilçenin ismi yani “Ulukışla” ismi, buradan gelmektedir. Zaten, külliyeyi yaptıran, Öküz Mehmet Paşa’da, Ulukışlalıdır. Özellikle, 1615 yılındaki İran seferi öncesinde, burada konaklamış ve ordusuna kışlak olarak kullandırmıştır.

Külliye: dikdörtgen bir plana sahip ve kuzeyden-güneye eğimli bir arazi üzerindedir. Kuzey bölümünde: hücre ve eyvanlardan oluşan, geceleme odaları bulunmaktadır.

ALADAĞLAR MİLLİ PARKI

Çamardı ilçe merkezine, 15 km. uzaklıktadır. Park alanı içinde: kamp alanları ve günübirlik piknik yerleri var. Ayrıca: burada  bulunan akarsularda: amatör balık avcılığı yapılabiliyor. Yaban hayvanlarının üretildiği (yaban keçisi, ayı, sansar, su samuru) bir üretim tesisi var.

Yörede: gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farkları çok fazladır. Zaten, iklim özellikleri de, buraya has farklılıklar göstermektedir. Bunun sonucunda: yazları sıcak ve kışları soğuk ve kar yağışlı geçer. Bu nedenle, özellikle yüksek kesimlerde, kalıcı kar görülür. Yöredeki göller, özellikle geceleri donar.

Burası, ülkemiz “dağ turizmi” merkezidir. Burada: mutlaka doğa yürüyüşü yani “trekking” yapmalısınız. Ayrıca: parkın peyzaj güzelliği harikadır. Kamp alanlarından da yararlanabilir, günübirlik alanlarda piknik yapabilirsiniz.

Rize Çayeli

Rize Çayeli

“Çayelinden öteye, gidelim yali yali, sırtındaki sepetun ben olayım hamali” sanırım bu türküyü çoğunuz hatırlıyorsunuzdur. Bir caddesi olan, küçük bir yerleşim yeri.

ULAŞIM

İlçe, il merkezi olan Rize’nin, 19 km. batısındadır.

TARİH

İlçenin tarihi geçmişi incelendiğinde, bu bölgede ilk yerleşik toplumun, MÖ.700 yıllarında, Miletoslular olduğu görülmektedir. Daha sonra ise: Roma, Bizans, Pontus egemenlikleri ve 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından bölgede yaratılan Osmanlı egemenliği görülür.

I. Dünya Savaşı sırasında: Rus işgali var. 1918 tarihinde ise, işgal biter. 1944 yılında, Çaybaşı adı ile, bölge, ilçe olur. Daha sonraki süreçte ise, isim Çayeli olarak değişir ve günümüze kadar ulaşır.

GENEL

İlçe, dar kışı şeridi ve hemen arkasında yükselen, denize paralel sıradağlar ile, tipik bir Doğu Karadeniz kıyı ilçesidir.

Ekonomi: temelde çay üretimine dayanıyor. Çay üretimi olmadan önce ise, mısır üretimi yapılıyormuş. Ancak: nüfusun büyük bölümü: elverişli tek alan olan dar kıyı kesimine yerleştiği için, çay ekimi de bu dar kıyı kesiminde yoğunlaşmıştır. Ülkemizin çay ekim alanlarının üçte ikisi Rize ilinde ve bunun da, % 18’lik bölümü, Çayeli ilçesindedir.

Bir zamanlar, dünyanın en kaliteli çayı bu bölgede elde edilirmiş. Ancak, daha çok çay elde etmek için, suni gübreler kullanılmaya başlanınca, çayın kalitesi de düşmüş.

Burada: çayın üzerine sürekli kar ve yağmur yağması nedeniyle, çayları, haşerelere karşı ilaçlamaya gerek kalmıyormuş, bu durum da çayın kalitesini arttıran en büyük etkenlerden biri.

Sonuçta: ilçede sanayi, ağırlıklı olarak çay sanayine dayandırılmış. Bu kapsamda: Çay-Kur’a ait 5 ve özel sektöre ait ise, 12 çay fabrikası var. Eskiden, çay işlenirken, fabrikaların on kilometre çapına kadar olan alanda, çevreye çay kokusu yayılırmış. Artık, o çay kokusu da yok olmuş.

NE YENİR

Çayeli denilince, elbette hemen akla, yine bu yöreye özgü: hamsi ile yapılmış yiyecekler geliyor. Ancak: buranın bir farklılığı var. Çayı ile ünlü Çayeli’nde, çay markalaşamamış. Ama: Çayelili Hüsrev; kuru fasulye ile markalaşmayı başarmış ve ünü yurt dışına kadar yayılmış.

1958 yılında, sokakta işe başlayan Fahri Hüsrev: bugüne kadar, fasulyenin sırrını kimseyle paylaşmamış. Temizliği ile, titizliği ve lezzetiyle herkesin beğenisini kazanmış.

Biraz önce söylediğim gibi, 1958 yılında, Çayeli’nde sokakta, mangal üzerinde köfte-ekmek yaparak başlayan süreç; günümüzde, Ankara ve İstanbul’da açılan şubeler ile pekiştirilmiş.

Fahri Hüsrev’in fasulyesini zaman içerisinde tatmayan kalmaz. Evet, bugün: Çayeli-Pazar yolu üzerinde, Hüsrev’in yeri var.

Bugün oraya gittiğinizde, duvarlarda, Türkiye’nin birçok tanınmış simasıyla orada çekilmiş fotoğrafları göreceksiniz. Hatta: burayı ziyaret eden ünlülerin imza attıkları, bir şeref defteri bile açılmış. Evet, mevzu ne yenir idi.

Çayeli’nde: sahil boyunca yiyeceğiniz hamsi yemeklerinden ayrı, buraya has, Hüsrev lokantasında kuru fasulye yemenizi şiddetle öneriyorum.

NE SATIN ALINIR

Çayeli’nde: çay fabrikalarından, kendiniz veya yakınlarınız için hediyelik çay alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

AĞARAN ŞELALESİ

İlçe merkezinden içeriye, yeşillikler arasında gidilen 12 km. lik bir yol ile buraya ulaşmak mümkün. Yol üzerinde: bir çay toplama merkezi de var. Çuval çuval çaylar, kantar başında görebilirsiniz.

Buradaki yayla evlerinin tümünde, yük teleferiği bulunuyor. Eve gidecek eşyaları, bu halat üzerinde gidebilen tahta sandığa yükleyip, el işareti ile yukarıya çekilmesini sağlıyorlar. Evet, biz ağaran şelalesine gelelim.

İsmini: yüksek, dik ve yalçın bir kayadan köpürerek, köpük köpük akmasından almış. Akan, sanki köpükler. Evet, şelale bir göle dökülüyor. Gölde taştan taşa atlayarak, 50 metre gidebiliyorsunuz ve böylece, şelalenin tam altına erişiyorsunuz.

Şelale, gerçek bir tabiat harikasıdır.

ZELEKİ KALESİ

İlçenin 2 km. doğusundadır. Artvin-Rize kara yolundaki tünelin üstündedir. 12.yüzyılda, Bizans döneminde inşa edildiği düşünülüyor. Günümüzde harap durumdadır.

CAFERPAŞA CAMİSİ

İlçe girişinde, Cafer Paşa Mahallesindedir. Denize hakim bir teras üzerindedir. Eski bir mezarlığın yanındadır.

Rize Fatihi Cafer Paşa tarafından, 1467 yılında yaptırılmıştır. Cami: basit planlı ve çatışı kiremit ile örtülüdür. Girişinde, mermer kitabesi bulunmaktadır.

Kitabesinden öğrenildiğine göre: 1845 ve 1908 yıllarında onarılmıştır. Bu arada: kuzey tarafına da, yeni bölümler eklenmiştir. Günümüzde, bu bölümler: Kur’an kursu olarak kullanılıyor.

İbadet mekanı: yanlardan üçer, mihrap yönünde de ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Yanındaki minaresi taş kaide üzerine, yuvarlak yivli gövdeli ve tek şerefelidir.

ORMANCIK CAMİ

Mahmutlu ve Geyik Mahalleleri arasındadır. Bölgenin geleneksel ahşap yığma duvarlı, kırma çatılı camilerinden birisidir. 1826 yılında yapılmıştır.

Caminin Başköy’den buraya taşındığı bilinmektedir. Küçük boyutlu ve ahşap yığma camiler, seranderler gibi, rahatlıkla taşınabilmektedir.

Caminin bir zemin katı  bulunmaktadır. Burası, eskiden medrese-mektep olarak kullanılmıştır. Tek bir hacimden oluşan medrese taş duvarlıdır ve eski bir ocağa sahiptir. Doğu cephesi yenilenmiş ve geniş pencereler açılmıştır.

Esas cami: giriş bölümü ve harim kısmından meydana gelmektedir. Giriş bölümündeki sedirlerde oturulmaktadır. Bu bölümün üzerindeki mahfil ve saçağı dört ahşap sütun taşımaktadır. Bu mahfile iç mahfilden bir kapı ile girilir.

Caminin ahşap oyma olarak oya gibi süslendiğini görebilirsiniz. Ahşap süslemeler, kapı, minber, mihrap ve mahfil üzerinde yoğunlaşmıştır. Kemerli kapının kanadı ve geniş çerçevesi üzerinde, kıvrım dallı uzayıp giden yapraklı bir ağaç ve dalların ucunda laleler yer almaktadır.

Aynı kıvrım dal kompozisyonu tek bir ağaçtan oyulmuş mihrap nişinin kenarındaki bordür üzerinde de yer alır. Nişin kavsarası ve köşelikleri geometrik olarak çizgi bezemelidir. Mihrabın dış çerçevesi üzerinde, geç devirlerde yapılmış, boyalı bir bordür bulunmaktadır.

Minber de, ahşap oyma bakımından bir sanat eseridir. Doğu yüz, eşkenar dörtgenlere bölünmüş ve iç kısımları geometrik rozetlerle doldurulmuştur. Minberin ahşap parmaklıklı korkuluğu altında yine kıvrım dal motifli bir bordür bulunmaktadır.

Minberin ortasında bir kitabe bulunuyor. Mahfil köşkü ve diğer korkulukları bütünüyle çekme parmaklık ve ajur tekniğiyle işlenmiştir. İç yüzey geniş bir bordür halinde geometrik ve bitkisel bezemelerle süslenmiştir. Bu bordür mahfil hizasında mihrabın üzerinden geçerek camiyi çepeçevre dolaşır. Köşkün ön yüzü, tıpkı bir kilim gibi eşkenar dörtgenlerle doldurulmuştur.

Caminin şimdiki yerine, taşınarak geldiği bilinmektedir. Ancak, kesin yapılış tarihini ortaya koyan bir kitabe yoktur. Mahfil köşkünden aşağı sarkan lambrikenlerin sağdaki üzerinde 1242 tarihi okunmaktadır.

Belki de cami bu tarihte yani 1826 yılında, şimdiki yerine taşınmıştır. Süsleme özelliklerini, bölgedeki diğer camilerle karşılaştırırsam, camiyi biraz daha erken bir tarihe, yani 18’nci yüzyılın sonlarına tarihlemek mümkündür.

KAPTANPAŞA YEŞİLTEPE KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Burası iki ayağı da kayaya oturtulmuş, tek gözlü, taş köprüdür. Yapılış tarihi bilinmemektedir. Muhtemelen, 18 veya 19’ncu yüzyıla tarihlenmektedir. Bu köprü ile ilgili bir efsane anlatılmaktadır.

Belki ilginizi çeker. “Köprüyü yaptıran şahsı çekemeyenler, şöyle bir söylenti yayarlar. Köprüden taş alıp dereye atan çocuksuz kadın hamile kalır. Bunu duyan çocuksuz kadınlar, köprünün korkuluğundan kopardıkları taşları dereye atarlar. Bu yüzden zamanla köprünün korkuluğundan eser kalmaz. Böyle olunca da köprünün üstünden kimse geçmez”

Gerçekten de, bugün kullanılmayan köprünün korkuluğu yoktur.

KAPTANPAŞA BUZLUPINAR KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Doğu Karadeniz yöresinde örnekleri görülen, ahşap köprülerdendir. Her iki ayak tarafından birbirinin üzerine bindirilerek uzatılan konsollar üzerine tabliye ağaçları yerleştirilmiştir. Köprü gövdesinin yağmurdan etkilenmemesi için de üzerine, yine ahşap semer bir çatı yapılmıştır.

Tarihlendirme için, 19’ncu yüzyıl düşünülmektedir. Benzeri teknikle yapılmış bir köprü: Trabzon-Of ilçesinde, Bölümlü köprüsüdür. Benzer ahşap köprülere Yugoslavya’da da rastlanmaktadır.

KUSPA TURİZM MERKEZİ

İlçe merkezinden, yaklaşık 7 km. uzaklıktadır. Kupsa: deniz manzaralı, oldukça geniş ve düz bir alana sahiptir.

Burası turizm merkezi olarak ilan edildikten sonra, burada  sürekli yeni yatırımlar gündeme gelerek, yapılaşma çalışmaları sürdürülüyor.

MUSA DAĞI VE MELİPOS TEPELERİ

Buralar, ilçe merkezine 6 km. uzaklıktadır. Mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

POKUT, SAL, HAZİNDAĞ YAYLALARI

İlçenin güneyinde: Fırtına ve Hala derelerinin oluşturduğu vadiler arasında, bu yaylalar bulunmaktadır. Yaylaların bulunduğu bu mevkiinin yüksekliği: 1750-2000 metrelere kadar ulaşmaktadır.

Bu yaylalar: doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal ortam sergilemektedir. Bunun yanında, yaylalarda: zengin biyolojik çeşitlilikler ve emsalsiz bir sivil mimari yapılar bulunmaktadır. Bu üç sıra yaylanın en yakını, ilke merkezine, 15 km. uzaklıkta bulunan, saklı güzellikleriyle, Pokut yaylasıdır.

Rize Ardeşen

Rize Ardeşen

Ardeşen, il merkezi Rize’ye, 48 km. uzaklıktadır. İlçe merkezinden: Rize-Hopa kara yolu geçmektedir. Sarp sınır kapısının açılması nedeniyle: mevcut devlet kara yolu yetersiz.

TARİHİ

Bölgedeki diğer yerleşim yerleri gibi: Ardeşen’de: uzun süre: Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenlikleri altında kalmış, daha sonra Trabzon Pontus İmparatorluğu ve 1461 yılında ise, yöredeki diğer yerleşimleri ele geçiren Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

1916 yılında bölgede Rus işgali görülüyor. 1918 yılında ise, işgal biter. 10 Mart tarihi, Kurtuluş Günü olarak kutlanıyor.

Pazar ilçesinin bucak merkezi olan Ardeşen, 1953 yılında, ilçe olmuştur.

İsim öyküsü hakkında anlatılanlar şöyledir: “Yavuz Sultan Selim, Trabzon Sancak Bey’i iken: Osmanlı tahtına sahip çıkmak ister ve Kepa Sancak Beyinin oğlundan yardım ister. Yardım almak üzere, sahil boyunca, bölgeden geçerken, Fırtına Deresinde, ağaç parçaları görür.

Bölge: tamamen boş, bataklık ve çalılıktır. Çevresindekiler: kendisine, bölgede kimsenin yaşamadığını söylerler. Bunun üzerine, Yavuz Sultan Selim: “Bu belde tenha değil, bakın dere yonga taşıyor. Bu yörenin ardı şendir.” Yani: yüksek kesimlerde, yerleşim birimlerinin bulunduğunu ifade eder.

Ardışen kelimesi, günümüze, Ardaşen olarak gelir.

Rize Ardeşen

GENEL

Kıyı uzunluğu: 10 km. dir. Sahilden, 50 km. kadar iç kısımlara uzanır. Bölgede: Doğu Karadeniz Dağlarının uzantıları ve tepeleri var. İklim açısından ise: Türkiye’nin en yağışlı, en nemli ve en az güneş gören ilçelerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle: kıyı kısımları ılık ve bol yağışlıdır. İç kısımlara gittikçe, iklim sertleşir.

İlçenin büyük bölümü: diğer bitkisel üretime imkan vermediği için, tamamına yakını, çaylıklardan oluşmaktadır. Bunun dışında: ikincil tarımsal faaliyetlerden biri de: arıcılık. Yörede: yılda, yaklaşık: 165 ton bal ve 1500 kg. bal mumu üretilmektedir.

Çay tarımının sağladığı refah artışı ve kültürel değişim yaşansa da; özellikle kırsal kesimlerde, geleneksel ve kültürel unsurlar yaşama imkanı bulmuşlardır. Bu unsurlardan: yerel diller, özellikle yaşlı nüfus arasında kullanılmakta, geleneksel kıyafetler de kırsal alanlarda yaygın olarak gözlenebilmektedir.

İlçede: Çaykura ait 2 ve özel sektöre ait 13 adet çay fabrikası var. Bu fabrikalarda: mevsimlik işçiler çalışmakta, bazı atölye ve fabrikaların paketleme bölümlerinde de yıl boyu işçi çalıştırılmaktadır.

Burada da, yakın yöreler gibi: atmaca tutkusu var. Yöre insanları: mevsimi geldiğinde, doğadan atmaca yakalıyorlar ve sezon boyunca, bu atmacaları eğiterek bıldırcın avlıyorlar ve sezon sonunda yakaladıkları atmacayı yine doğaya bırakıyorlar.

Turizm: Ardeşen, coğrafi yapısının da etkisiyle, uygarlıklara yoğun olarak sahne olmadığından: arkeolojik bakımdan zengin değil. Özellikle: Fırtına Deresi havzası: 1998 yılında, Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bu alanın: bir kısmı arkeolojik, bir kısmı doğal.

Ardeşen ilçesi bölgesinde, dikkatinizi çekecek diğer bir özellik: yaklaşık 50 civarında olan su değirmenleridir. Bunlar dışında: Ardeşen yöresinde, turizm açısından, gezip-görmenizi önerebilecek bir yer yok.

ASİLSAN A.Ş.

1991 yılında, burada uzun yıllar yapılagelen gayri resmi silah üretimini, yasal çerçeveye sokmak üzere kurulmuştur. Kuruluşa:  İl Özel İdaresi ve TESK ortaktır. Fabrikasın yıllık kapasitesi: 1200 adet olup, tamamen bilgisayar programlı, 80 adet çeşitli cins ve özellikte, hassas, talaşlı imalat tezgahı parkı var. İlk üretim: 1993 yılında yapılmış. 2003 yılında üretimine başlanan: Fırtına silahlarından, 200 adet, MKE teslim edilmiş. Bu fabrikanın en büyük üretimi: Atmaca markalı silahlar ve bunların satışları, MKE kurumunda yapılıyor.

NE YENİR

Tüm Karadeniz kıyısı boyunca, yerleşim yerlerinde olduğu gibi, burada da, hamsi kullanılan yemek çeşitleri oldukça yoğun. Hamsi tava, hamsili içli tava, hamsi köftesi, hamsili pilav, hamsili ekmek, hamsi kuşu, balık pilakisi.

Tüm bunlar içinden, ilginizi çekenleri tadabilirsiniz. Hamsi sevmeseniz, mevsimine göre palamut balığı da, burada yemeği yapılan özel bir tat.

NE SATIN ALINIR

Ardeşen’deki çay fabrikalarından: gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için çay satın alabilirsiniz.

Rize Ardeşen

GEZİLECEK YERLER

IŞIKLI CAMİSİ

İlçe merkezinde, sahil yolu üzerinde bulunan cami, 1887 yılında yapılmıştır. Yapı: muntazam taş duvarlı; 10.60 x 12.25 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlıdır. Üzeri: kırma çatı ile örtülmüştür. Mihrap taştan olup, önünde küçük bir kubbe bulunuyor. Taş mihrap: sade silmelerle çevrilmiştir. Üzerinde, ayetler yazılıdır.

Ahşap minber, tavan ve mahfil barok üslupla süslenmiş. Minare: kuzeybatı köşededir ve yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Süslemeler bakımından: ahşap minber, tavan ve mahfil önemlidir.

Minberin süslemesi Tunca Camisi minberine benzer. Büyük bir daire içerisinden çıkan C kıvrımları ile barok karakterli diğer motifler, bütün yüzeyi kaplamıştır. Benzer motifler, mahfil korkuluklarında da bulunur. Tavan kenarındaki bordürler üzerinde eşkenar dörtgenler ve şevronlar yer alır.

Kubbe eteğinde stilize kıvrım  dal, ay yıldız ve yıldız motifleri yer alır. Kubbe içindeki panolarda kalem işi bitkisel kompozisyonlar mevcuttur.

Son zamanlarda, kuzey cephesine bir son cemaat mahalli ilave edilmiştir.

SESLİKAYA KÖYÜ CAMİ

Köy merkezindedir. 1801 yılında yapılmıştır. Karadeniz yöresinin, en güzel ağaç işçiliği olan camileri arasındadır. Caminin batı cephesinin güneyinde, pencere üzerindeki kitabesine göre: “ Ali usta ile Mustafa ve Osman ustalar tarafından yapılmıştır. Sene: 1801” yazılıdır. Büyük olasılıkla, burada daha önce bulunan cami yıkılarak, yerine bu cami yapılmıştır.

Mihrap taşları oldukça sadedir. Ağaç minberin yan yüzeyleri ile korkulukları: barok üslupta bezemelerle süslenmiştir. Buna benzer bezeme ahşap mahfilde, sütun başlıkları, korkuluklarda görülmektedir. İbadet mekanı, içten örten kubbenin içerisinde, kalem işleri ile bezenmiştir.

Yapı malzemesi olarak: muntazam yontu taş ve ahşap kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı olan caminin yakın yıllarda önüne yeni bir kısım ilave edilmiştir. Kuzeydoğudaki minare de bu sırada yapılmıştır. Harime, kuzey cephedeki kapıdan girilir. Girişin üzerinde mahfil bulunur. Harimin aydınlatılması her cephede altta büyük, üsttü küçük düz lentolu ikişer pencere ile sağlanmıştır.

Caminin taş mihrabı sadedir. Esas önemli olan ahşap süslemeli minber, mahfil ve tavandır. Minberin yan yüzleri ve korkulukları barok karakterli kıvrım  dallar, S kıvrımları ile doldurulmuştur. Aynalıkta kıvrım dallar arasında stilize laleler bulunur. Aynı bitkisel karakterli süslemeleri ahşap mahfili  taşıyan sütun başlarında ve mahfil korkulukları üzerindeki yatay bordürlerde görülür.

Tavan mahfilini taşıyan ayakların, tavana kadar uzatılması ile kare bir şekilde sınırlandırılmıştır. Geniş bir ahşap oymalı eteğe sahiptir. Tavan üzerinde, iki kare şeklin kaydırılarak iç içe yerleştirilmesi ile değişik bir kompozisyon elde edilmiştir. İçteki karenin içerisinde çatı boşluğuna yerleştirilmiş ahşap kubbe bulunmaktadır.

Tavanın eteği, karelerin kenar bordürleri, köşe bentler ve kubbenin iç yüzü, ahşap oyma ve kalem işi süslemelere sahiptir. Motifler yine bitkisel karakterlidir. Kubbenin içinde etek bordürünün üzerinde yan yana dizilmiş stilize hayat ağaçları ve orta kısımda kartuşlar içerisinde “Allah, Muhammed ve dört Halifenin isimleri” yazılıdır.

Ahşap süslemeli giriş kapısının solundaki bir başka kitabede şöyle denilmektedir. “Bu cami, İhya Yaşin Bade Ali Usta ve Refiki Kurtoğlu Osman Usta”. Bu kitabedeki İhya kelimesi, caminin daha önce var olduğunu düşündürmektedir. Muhtemelen, burada var olan küçük boyutlu bir cami yıkılarak, bu ustalar tarafından bugünkü cami inşa edilmiştir.

EKŞİOĞLU CAMİSİ

İlçe merkezinde, Çifte Kavak Mahallesindedir. Onarılıp, yeni ilaveler yapılarak günümüze kadar gelmiştir. İlk cami: Ekşioğlu Hacı Mustafa Efendi tarafından inşa edilmiştir. Bu yapı: 1869 yılında yenilenmiştir. Yenilenen caminin kuzeyine, yakın yıllarda bir kısım ilave edilmiş, kuzeybatıya da minare yapılmıştır.

Caminin eski bölümü: 8.80 x 9.20 m. boyutlarında, dikdörtgen planlıdır. Taş duvarlı ve kırma çatılıdır. Harimin girişi üzerinde, mahfil kısmı bulunmaktadır. Cami, her cephesinde altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minberin sade olduğu cami, giriş kapısı kanatlarında bitkisel motifli süslemelere yer verilmiştir.

Caminin minberi üzerinde, onarım kitabesi bulunmaktadır.

KİLİSE

İlçe merkezinde, 1 km. doğuda, Kavaklı mahallesinde bulunmakta olup, yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Deniz seviyesinden 20 metre yüksekte, ağaçlar ve sarmaşıklar arasında, muhtemelen Trabzon İmparatorluğu zamanından kalmadır. Yapılış tarihi hakkında, yine de kesin bir şey söylenememektedir.

Yapı: düzgün taşlardan yapılmıştır. Uzun süredir terk edildiğinden, duvarlarının bir bölümü yıkılmıştır. Üzerini: ahşap bir çatı örter. Üç apsisli olup, orta apsis beşgen planlıdır ve dışarıya çıkıntılıdır. Beşgen merkezli apsisli kiliseler: Trabzon Pontus İmparatorluğunun genel özelliklerini taşımaktadır.

1 metre kalınlığındaki duvarlara ait, bol miktarda iz bulunmaktadır. Ancak, biraz önce de söylediğim gibi, öylesine harap olmuştur ki, kapı ve pencerelerin yeri dahi, net olarak belirlenememektedir.

Rize Çamlıhemşin hakkındaki gezi yazım için  Çamlıhemşin