Bulgaristan Sofya

Bulgaristan Sofya

Özellikle, son 10 yılda, komşumuz Bulgaristan ve başkent Sofya: büyük bir değişim geçirmiştir. Ancak, bu değişim yeterince tanıtılamadığından, henüz bekledikleri turist akınını sağlayamadılar. Ama, unutmamak gerekir ki, şehir merkezinde, 300 civarında, bar-restoran-disko gibi eğlence merkezleri bulunmaktadır.

Yakın zaman önce, Avrupa Birliğine katılmış olmasına rağmen, halen, tam olarak fiyatların yüksek olmadığı ve özellikle Avrupa Birliğinin diğer şehirleri düzeyinin çok altında bulunduğunu unutmamak gerekir ve bu yüzden, gelecek yakın dönemde, Sofya şehrini ziyaret etmenizi öneririm, çünkü gün gelecek, buraya talep arttıkça, fiyatlar yükselmeye başlayacaktır.

Giriş için son bir not: özellikle merkezdeki Vitosa, tarihi dokusu ile muhteşem bir yerdir. Bunun yanında: sabah geç açılan ve akşam erken kapanan dükkanlar, sokaklarda gezinen ve pek güven vermeyen tipler, yoğun hırsızlık olayları, çeşitli yerlerdeki servis kalitesizliği, işte Sofya budur.

Bulgaristan Sofya

ULAŞIM

Sofya şehri, Plovdin şehrinin 134 km. kuzeyindedir. Ayrıca, Burgaz şehrine 340 km. ve Varna şehrine 380 km. uzaklıktadır.
Sofya havaalanı (SOF); şehir merkezinin 10 km. doğusundadır. Havaalanında 2 terminal bulunmaktadır. Ancak, bu terminaller arasında yürümek mümkün değildir ve her 30 dakikada bir, beyaz renkli servis otobüsleri bulunmaktadır.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım da ilk tercih edebileceğiniz ulaşım cinsi otobüstür. Sofya havaalanına hizmet veren, 2 otobüs çalışmaktadır. Bu otobüsler ile, şehir merkezine yapacağınız yolculuk, yaklaşık 30 dakika sürer.

Havaalanında, ayrıca bir çok Duty-free satış mağazası bulunmaktadır. Bunlarda, özellikle, Bulgar şarapları ve alkollü içkileri, hediyelik eşyalar bulup satın alabilirsiniz.

Havaalanında uçaktan indikten sonra, dışarıya yöneldiğinizde, çevrenizde çok sayıda taksici göreceksiniz. Bunlara kesinlikle uymayın, yoksa 5 Euro’luk bir seyahat, size 30 Euro’ya mal olabilir.

Havaalanı terminal binasından çıktıktan sonra, sağa dönün ve hemen orada, taksi durağı var, buradan düzgün bir taksiye binmeyi tercih edin. Yani, Havaalanından şehir merkezine ulaşımın taksi bedeli, 5-6 Euro’yu geçmemesi gerekir.

Bulgaristan Sofya

TARİHİ

Bölgede yerleşik ilk toplumun: Kelt kabilesine ait, Serdica denilen bir toplum olduğu bilinmektedir. Böylelikle, yörenin bilinen ilk ismi “Serdica” dır.

(Burada ilginç bir husustan söz etmek istiyorum, bazı şirketlerin tur programlarında: bu şehirden söz ederken Serdica değil “Sendika” olarak söz edilmekte ve tur gezginleri, rehberlerden kendilerini Sendika şehrine neden götürmediklerini sordukları duyulmuştur. Halbuki, Sendika diye bir şehir yok, Sofya şehrinin eski ismi, Sendika değil, Serdica’dır.)

Evet, tarihi sürece devam edelim. MÖ.4’ncü yüzyılda ise, bölge, Makedonyalı Philip ve oğlu Büyük İskender tarafından ele geçirilir. MÖ.29 yılında ise, bu kez, Romalılar görülür.

MS.100 yılında, bölgede, Romalılar tarafından: koruyucu duvarlar, genişletilmiş kuleler, hamam, bazilika, amfi tiyatro, büyük bir Forum, büyük bir Tiyatro binasının yapıldığı görülür. Ancak, İstanbul’un hemen dibinde, Roma döneminde, buranın pek fazla büyümesi mümkün olmaz, ayrıca bir kara şehri olması da büyüme ve gelişmeyi engeller.

447 yılına gelindiğinde, şehirde, Hunların işgali görülür.

809 yılında, şehir, I. Bulgar İmparatorluğunun başkenti olur. 1018 yılında ise, bu kez Bizans egemenliği görülür.

12 ile 14’ncü yüzyıllar arasında, şehir: ticaret ve sanatın geliştiği bir yer haline gelir. 19’ncu yüzyılın sonuna kadar “Sredets” olarak şehir anılır ve bilinir.

1382 yılında, bu kez, Osmanlılar yöredeki egemenliği ele geçirirler. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sonucunda, bölgede, Bulgaristan Prensliği kurulur. Yani, Bulgarlar, bağımsızlıklarını kazanmada, Rusların büyük etkisi olduğunu düşünürler. Hatta, Rus çarı Alexandre Levski’nin onuruna, şehirde büyük bir katedral yaparlar.

1879 yılında, Osmanlılara karşı yapılan çatışmalar sonucunda egemenliğini kazanan Bulgar devletinin başkenti olarak seçilmiştir.

Bulgaristan Prensliği, 1908 yılında, Bulgaristan Krallığı olur. Şehrin Sredets olan ismi, Sofia olarak değiştirilir.

Dünya Savaşı sırasında, şehir, müttefik uçakları tarafından bombalanır. 1944 yılında, işgalin bir sonucu olarak, şehir, Sovyet Kızıl Ordusu tarafından işgal edilir ve Alman Naziler ile ittifak eden Bulgaristan hükümeti devrilir.

1946 yılında, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti kurulur. Ülkenin diğer yerlerinden göç nedeniyle, şehrin nüfusu hızla genişler. Bu arada, komşularımız, Osmanlı dönemini büyük bir hararetle anarlar ama öte yandan, yakın geçmişte, soydaşlarımıza yaptıkları kötü uygulamalar da tarih sayfalarına girer.

Bir zamanlar, ülkede yaşayan binlerce soydaşımız, büyük zorluklar ve baskı altında yaşamaya mecbur bırakılmış ve çoğunluğu, uzun yıllar yaşadıkları toprakları terk ederek, ülkemize sığınmışlardır ve bu durum da, Bulgaristan tarihinde, oldukça büyük bir kara leke olarak yer almıştır.

Bulgaristan Sofya

GENEL

Şehir: antik çağlardan bu yana: Karadeniz ve Ege denizi ile, Adriyatik denizi ve Orta Avrupa arasında bir geçiş noktası olmuştur. Özellikle, ülkemiz dışındaki gurbetçilerimiz için, ülkeye geliş ve gidişte önemli bir uğrak yeri olmuştur.

Şehir, coğrafi konum olarak: Balkanların kuzeyindedir. 1200 km. kare genişliğindeki Sofya vadisinin çevresi, Vitoşa dağları ile çevrilidir. Ortalama yükseklik: 550 metredir. Nüfus ise, 1.260 bin kişidir. Bu nüfus oranının, yaklaşık % 9.6’sını, Müslüman Türkler oluşturmaktadır.

Ancak, şehirde yaşayan insanların en büyük eksikliklerinin başında, İngilizce bilmemeleri geliyor, yani anlaşmak muhteşem zor, çünkü İngilizce bilen insan sayısı, çok az.

Ülkenin: başlıca üniversiteleri ve kültür kurumları, şehirde yoğunlaşmıştır. Bulgaristan Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen, yıllık on bin Euro dolaylarındaki kişi başı gelirleriyle, Avrupa Birliğinin yoksul üyeleri arasındadır. Çok fazla dış güç vardır.

AB pasaportuyla Romanya ve Bulgaristan’a özel bir statü tanınmıştır. Avrupa Birliğinin büyük üyelerinde iş buldukları takdirde, izinleri vardır, onun dışında sınırlı bir dolaşım hakkına sahiptirler, ayrıca turist olarak istedikleri yerlere gidebilirler.

Şehrin iklimi: genellikle karasal nemli iklim egemendir. Kışlar çok soğuk ve yazlar sıcak geçer. Yani, genellikle ülkenin diğer şehirlerine göre, daha soğuktur.

Çünkü, bulunduğu vadinin denizden yüksekliği fazladır. Genellikle, yaz aylarında, sık sık fırtınalar çıkar. En sıcak aylar: Haziran-Temmuz-Ağustos ve en soğuk aylar ise: Aralık ve Ocak aylarıdır. En yoğun yağış, Haziran ayında görülür.

Bulgaristan Sofya

PARA BİRİMİ

Bulgar para birimi “Leva” dır. Bunun diğer para birimlerine dönüşümü:
1 Euro = 1.95 Levadır.
1 Amerikan doları = 1.49 Levadır.
1 TL’nin kaç Leva olduğu hakkında bir yorum yapmak istemiyorum, malum Euro bu satırları yazdığım dönemde sürekli yükseliyor, Leva durumunu Euro ile karşılaştırmanızı öneririm.

Evet, dönüşüm oranları bunlar. Ama, son ve çok önemli bir öneri: şehirde alışveriş mekanlarında, ne dolar, ne Euro ve birçok yerde kredi kartı geçmiyor.

Kesinlikle Leva istiyorlar. Şehir gezisinde bir genel tuvalete girmek istediğimde görevli kadın 0.5 Leva istedi, yanımda Leva yok, sana 0.5 Euro vereyim dedim, kadın Euro’yu tanımıyordu,

Avrupa Birliği üyesi bir ülkedeki bu durumu çok garipsedim, ama sizler zor durumda kalmak istemiyorsanız, yanınızda mutlaka az da olsa Leva bulundurun.

Çünkü geçerliliği olan bir para birimi değil, harcamadığınız Levalar cebinizde hatıra olarak kalır, yani az az para bozdurun.

Bulgaristan Sofya

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehir içindeki ulaşım: 1 metro hattı, 9 troleybüs (elektrikli otobüs) hattı, 16 tramvay hattı, 93 otobüs hattı ve 50 çok hızlı hareket eden minibüs hattı ile sağlanmaktadır.

Bu araçların 1 kişilik biniş bileti ücreti: 0.5 Euro’dur. Yani, 1 Levadır ve yolculuk ücretinin yerel para birimi olarak ödenmesi gerekir. Günlük kartlar 4 Leva ve 5 günlük kartlar ise 15 levadır. Bu kartlar ve biletler, gazete satış yerlerinden, toplu taşıma duraklarından satın alınabilir.

Ancak, unutmayın ki, şehirdeki toplu taşıma sistemi: saat: 01.00 ile, 05.00 arasında çalışmaz. Bu saatler arasında, taksiye binmek zorundasınız.

Özellikle, taksi sürücülerine dikkat etmenizi öneririm. Çünkü, genellikle fazla ücret tahsil etmeye çalışırlar. Çünkü, genellikle taksimetreleri leva üzerine programlıdır ve bunun Euro dönüşümünde, kesinlikle hile yapıyorlar.

Yani, bence taksi tercih ettiğinizde, gideceğiniz yeri söyleyin ve önceden pazarlık yapın. Aynı zamanda, resmi lisanslı bir taksi seçmeye kesinlikle dikkat edin. Bu tür taksilerin üstünde “Taksi” işareti bulunur ve sarı olur. Şehir içindeki taksi ile yapacağınız bir yolculuğun üst sınırı, 10 Leva olabilir.

Bulgaristan Sofya

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bulgaristan ülkesinde özellikle et ve et ürünleri, et yemekleri çok ucuz, bu yüzden et yemekleri tercih edilebilir. Restoranlarda, garsonlara bahşiş vermek isterseniz, bu mümkün, yani bahşiş alıyorlar, böyle bir alışkanlıkları var.

Size gelen faturanın, yaklaşık % 15-20’lik bölümü kadar, garsona bahşiş verebilirsiniz. Yemek yiyecek yer derseniz, bu kesinlikle zor değildir. Özellikle: Vitoshka Bulvarı alanında, 20 civarında restoran bulunmaktadır.

Ayrıca, yine bu şehirde, dünyaca ünlü fast-foot restoranlar zincirinin üyeleri olan yerler de bulunmaktadır.

Pod Lipite

Bu restoran, geleneksel lezzetlerden tatmak isteyenler için idealdir. Yani, burada Bulgar yemeklerini deneyebilirsiniz.

Tambuktu

Burası, balık ürünlerinin öne çıktığı bir yerdir. Ayrıca, bu restoranın çevresinin birçok gece kulübü ile çevrili olması, güzel bir akşam yemeğinden sonra, bu kulüplere ulaşmanızı sağlar.

Zeytin

Şehrin tam merkezindedir. Özellikle: kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri için idealdir.

Spagett

TZUM alışveriş merkezinin hemen arkasındadır. Güzel yemekleri var.

Bulgaristan Sofya
Bulgaristan Sofya

NE SATIN ALINIR

Alışveriş için, yukarıda belirttiğim gibi, yanınızda mutlaka Leva bulundurun. Turlar şehir merkezinde genellikle Banya camisi önünde durur, mola verir ve görevli, size caminin hemen arkasında kırmızı çatılı ve aynalı bir bina var, bunun altında bir market var, buradan her türlü ucuz alışveriş (özellikle çikolata, viski gibi) yapabilirsiniz der.

Ancak: burada Euro, dolar ve kredi kartının geçmediğini söylemez, alışveriş yaparsınız kasaya varınca, aldıklarınızı bir kenara bırakır, hızlı ve sinirli bir şekilde marketi terk edersiniz.

Evet, size uyarı

sakın yanınızda Leva olmadan gitmeyin, Leva nerde bozdurulur, hemen buraya 20 metre uzakta, ana cadde üzerinde, trafik ışıklarının hemen yanında bir para bozdurma ofisi bulunuyor. Bence kasada alışverişinizin kaç leva yaptığını öğrenin ve para değişim ofisine gidip leva alın, sonra gelip alışverişi tamamlayın.

Sözünü ettiğim markette fiyatlar oldukça ucuz. (Örnek: çikolata paketleri 1.5 Euro, şaraplar 2.5 Euro civarındadır.

Mağaza ve dükkanlar: Pazartesi-Cumartesi günleri arasında, saat: 09.00 ile 18.30 arasında veya bir kısmı 19.00 a kadar açıktır. Bazı dükkanların, Pazar günleri de açıldığı görülür.

Peki ne satın alabilirsiniz?

Bu şehri ziyaret ettiğinizde, buraya has hediyelik bir şeyler düşünürseniz alabilecekleriniz arasında bulunanlar: Rus bebekleri, takılar, seramik, ahşap ürünler, işlemeli masa örtüleri ve danteller olabilir.

Bunların yanında: Bulgar şarapları, meyveli Brendi içecekleri, mastika satın alabilirsiniz.

Alışveriş mekanlarına geçmeden önce son bir not: Bulgaristan ülkesinde, % 20 oranında, KDV vergisi uygulanmaktadır. Bu uygulanan vergi oranı, yanınızda fatura bulundurmak ve beyan etmeniz durumunda, hava alanında, pasaport kontrolü yanında, Avrupa Birliğine üye olmayan ülke vatandaşlarına, yani bizlere iade edilmektedir. Biraz zorluk çıkarıyorlar ama kesinlikle hakkınızı aramanızı öneririm.

Sofia Mall

Alışveriş yanında, kafeteryalarda kahve içmek ve sinema izlemek mümkündür.

Pretty Things

Burada, orijinal ve el yapımı hediyelik eşyalar bulup satın alabilirsiniz.

Antika Pazarı

Alexander Nevsky bölgesinde, kapalı bir dar geçitte, günlük antika pazarı kurulmaktadır. Burada: tablolar, gramafonlar, hançerler, Rus askeri kaskları, komünist döneme ait hatıra eşyalar, eski keman, gümüş takılar, dini simge resimler ve süsler gibi birçok obje bulup satın alabilirsiniz.

Hatta, kilisenin arka tarafındaki bölümde: kadınlar tarafından geleneksel kumaş ve halı satılmaktadır. Fiyatlar genellikle, sizi yabancı gördüklerinde uçar ama kesinlikle pazarlık yapmanızı öneririm.

Bulgaristan Sofya

GECE HAYATI-EĞLENCE

Şehirde, gece hayatı ve eğlence düşünürseniz, büyük barlar ve kafelerin, Vitosha Bulvarının her iki yanında sıralandığını bilmeniz gerekir. Sheraton otelinin arkasındaki sokaklarda da çok şık ve lüks bar-kulüpler bulunmaktadır.

Yine de, burada unutmayın ki, çok sayıda: kumarhane yani casino, sex shop ve striptiz kulübü görebilirsiniz, yani normal bir gece kulübü bulamazsınız.

Jack Piano Bar

Rakovski caddesindedir. Birçok ünlü Bulgar yıldız, eğlenmek için burayı tercih ederler.

Tabu Clup

Burası, beş yıldız kategorisinde bir kulüptür. Yalnız gittiğinizde, burada size eşlik eden birini mutlaka bulacaksınız. Şehrin en prestijli bölgesinde, şehrin tam merkezindedir.

Fetiş Clup

Burası, özel bir yer yani bir anlamda “striptz kulübü” dür. Şehir merkezinde; Vilosha bulvarındadır.

Angels Bar

Burası da, Sheraton Sofia, Hotel Balkan içinde bulunan, erotik bir bardır. Her gece canlı müzik bulunur.

TURİZM

Şehir, Bulgaristan ülkesinin en çok ziyaret edilen yerlerinin başında gelmektedir. Şehirdeki sayısız eseri gezmek için yürümek yeterlidir, yani yürüyerek gezebilirsiniz.

Ancak, sokaklarda gezerken, size bir önerim var: sürücülere dikkat edin, Avrupa’nın birçok diğer şehrinde olduğu gibi, yayalara karşı pek hassas değiller, yani, trafik şartlarını sürekli kontrol edin ve tedbirli olun.

Bulgaristan Sofya

GEZİLECEK YERLER

Evet, Sofya şehrinin tanıtımından sonra, bu şehirde nereler gezilir. Aslında şehirde gezilecek çok sayıda yer var. Ancak turların klasik ve hızlı programı, şehirdeki gezilecek yerlerin sadece onda birini gezmenize yetecek kadardır.

Ben burada şehri özel olarak gezen, tur dışında gezen gezginler için ayrıntılı bir gezi programı hazırladım, Sizler, programda yazan yerleri inceleyip, beğendiğiniz yerleri, bir Sofya şehir haritasında işaretleyerek gezebilirsiniz.

Şehre girişte, bir köprüden geçiliyor. Sağ tarafı bir iç kale olarak düşünün, sur içi olarak sağ taraf halen bütün kamu binaları, yönetim binaları, anıtsal yapıları barındırıyor. Eskiden surların içine açılan kapılar, bazı nesnelerle süslüymüş, bu nesnelere günümüzde de rastlanılıyor.

Nitekim, şehir içinde, kartallı köprü ve aslanlı köprü denen ilginç yerler var. Aslanların oturduğu yerler, bir zamanlar kapıymış. Tünelden, şehir girişindeki tünelden çıkınca aslanlı kapı görülüyor.

Hemen onun dibinde bir kanal var, bu kanal da bir zamanlar şehir savunmasında hendek olarak kullanılıyormuş.

Bu yoldan devam ettiğinizde şehir merkezine ulaşılıyor. Burada: yani şehrin idari merkezinde, yolun sonunda 2’nci dünya savaşı anıtı görülüyor. Sağ yanda, çok büyük bir yapı var, tam karşıda Bulgaristan Parlamento binası görülüyor, üstünde Bulgar bayrağı dalgalanıyor.

Yine burada, Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanmasında büyük rolü olan Rus Çarı Alexandre Nevski’ye adanmış büyük katedral görülüyor. Bunun tam karşısında, çizgili bir yapı var, burası Piskoposluk Sarayı olarak kullanılıyor. Sonra, şehrin ana arteline dönülüyor.

Sol tarafta şehrin büyük kütüphanesi, sağ tarafta kral rezidansı var, ancak burada özellikle yerdeki sarı taşlara dikkat edin. Burası şehrin “Altın yolu” olarak bilinen yoldur. Sofya şehrinin en lüks yoludur.

Şehirde katedral ve kilise gezerken dikkat edin. Din adamları ziyaretçileri pek sevmezler. Özellikle: şapka, kısa pantolon ve kolsuz kıyafetlerle dini yapılara sokmazlar. Asla fotoğraf çekilmesine izin vermezler, fotoğraf çekimiz ücretlidir, para vermeden fotoğraf çekmeye kalkarsanız, resme el koyarlar.

Burada, hemen sağ tarafta, gül kurusu renkli bir bina göreceksiniz. Bir zamanlar burada Ataşelik yapan genç subay Mustafa Kemal (İstanbul’dan, burada katılacağı bir balo için yeniçeri kıyafeti ister) bir baloya katılır.

Yine, sağ tarafta, belirgin soğan başlığı görülen Rus kilisesi görülür. Sarı renkli, bina kral rezidansının ikincisidir. Burada, sanatsal etkinlikler ve sergiler düzenleniyor.

Sol yanda: merkez bankası ve bakanlık binaları bulunuyor. Sağ ve solda bulunan paralel ikiz binalar bakanlık binalarıdır ve bunlar kısmen özelleştirilmiştir. İçlerinde restoranlar bulunuyor.

Bulgaristan Sofya Oborishte

OBORİSHTE

Burası, şehrin tam merkezindedir.
Burada genel olarak: Rönesans dönemi yapıları ve kemerli ve sarı kaldırımlar görülür. Özellikle: Bulgaristan devletinin birçok bakanlık binaları ve elçilikler bu semtte bulunmaktadır. Ayrıca, yine bir kısım yüksek öğretim kurumu, buradadır. Bunun dışında, yine burada bulunanlar şunlardır:

Bulgaristan Sofya Vasil Levksi Anıtı

VASİL LEVSKİ ANITI

Şehirdeki en büyük ve lüks otel olan İntercontinental otelin önündeki meydandadır. Bulgaristan Prensliği kurulduktan sonra, başkentte inşa edilen ilk anıttır ve 1895 yılında açılmıştır.
Anıt: gri Balkan granitinden yapılmıştır. 13 metre yüksekliktedir. Anıtın bir kısım parçası ise, bronzdur.

TSURKVA SVETA SOFYA-ST. SOFİA KİLİSESİ

Şehirdeki, en eski Ortodoks kilisesidir. 527-565 yılları arasında, Bizans imparatoru Justinyen zamanında yapılmıştır. 14’ncü yüzyılda ise, kilisenin adı, şehre verilmiştir.

Osmanlı döneminde, kiliseye minare eklenerek, cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 19’ncu yüzyıldaki deprem sırasında, minare yıkılmış ve bina terk edilmiştir.

1878 yılından sonra ise, Bulgar devleti kurulunca, yeniden restore edilmiş ve kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kilise yapısının hemen dışında, Bulgaristan için ölen askerlerin anısına yapılan Meçhul Asker Anıtının, sürekli yanan alevi görülür.

Bulgaristan Sofya Pametnik Na Neznayniya Voin
Bulgaristan Sofya Pametnik Na Neznayniya Voin

 

PAMETNİK NA NEZNAYNİYA VOİN-MEÇHUL ASKER ANITI

Hemen, Ayasofya kilisesinin yanındadır.

Anıt: vatanlarının savunmasında ölen Bulgar askerler için yapılmıştır. Anıtın mimarı: Nikola Nikolov’dur ve 1981 yılında açılmıştır.

Meçhul asker anıtının bulunduğu alanda: sonsuz bir alev, sürekli yanmaktadır. Ayrıca: Rus-Osmanlı savaşlarının yapıldığı yerler olan Stara Zagora ve Shipka geçitlerinden getirilen çim alanlar bulunmaktadır.

Bir de, Andrey Nikolov isimli, meşhur heykeltıraş tarafından yapılan ve Bulgaristan’ın ulusal sembolü olarak kabul edilen “Aslan heykeli” bulunmaktadır.

Ulusal törenler burada yapılmakta, ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamları, burayı da ziyaret etmektedirler.

Bulgaristan Sofya Ulusal Opera ve Bale Binası

ULUSAL OPERA VE BALE BİNASI

Bulgar opera derneği, 1908 yılında kurulmuştur. 1909 yılında ise, ilk opera sahnelenmiştir. Ulusal opera ve bale binası: 1921 yılında açılmış, 1944 yılında, Dünya savaşı sırasında bombalanınca hasar görmüş ve 1947-1953 yılları arasında yeniden yapılmıştır.

Bulgaristan Sofya Natsionalen Voennoistoricheski Muzey

NATSİONALEN VOENNOİSTORİCHESKİ MUZEY-ASKERİ TARİH MÜZESİ

1914 yılında, Bulgar Milli Savunma Bakanlığı tarafından kurulmuştur. Müzede, 5000 m. Kare kapalı alan ve 40 bin m. Kare açık alan bulunmaktadır.

Bulgaristan Sofya St Alexander Nevsky Katedrali
Bulgaristan Sofya St Alexander Nevsky Katedrali

 

Bulgaristan Sofya  St Alexander Nevsky Katedrali

ST ALEXANDER NEVSKY KATEDRALİ

Şehir merkezinde, aynı adı taşıyan bir meydanda bulunmaktadır. Dünyanın en büyük Ortodoks katedrallerinden birisidir. Balkanlar yarımadasında, Belgrat şehrinde bulunan “St Sava Katedralinden sonra, ikinci en büyük katedraldir. Tepesinde, bakır ve altın kubbeleri olan, bir Neo-Bizans katedrali büyüklüğünde kilisedir. Altın kubbeler ve diğer altın bölümler, günümüzde pirinçtir.

Ayrıca, Sofya şehrinin sembolü ve en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden birisidir. İsminin kökeni: bir Rus Prensi olan “Alexander Nevsky” den gelmektedir. Bu prens: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşına katılmış ve elde edilen başarı sonucu, Bulgaristan bağımsızlığına kavuşmuştur. Yani bir anlamda, Osmanlı esaretinden kurtuluşlarının anısına, bu katedral yaptırılmıştır.

Yapının inşaatına, 1882 yılında başlanılmış ve büyük bölümü, 1904 ile 1912 yılları arasında inşa edilmiştir. 3000 m. Karelik bir alanı kapsamaktadır. İçinde aynı anda 10 bin kişi ibadet edebilmektedir.

Görkemli dış cephe işçiliği: İtalyan mermer, oniks taşı, kaymaktaşı kullanılarak yapılmıştır. İç bölümde ise, Bulgar ve Rus sanatçılar tarafından yapılan: fresk ve tahta oymacılığı işçiliği görülür. Binanın uzunluğu: 73.5 metre ve genişliği: 51 metredir.

Kilisenin yüksekliği ise, kaldırımdan itibaren: 50.52 metredir.

Kubbe: 46.27 metre yükseklikte ve 28 metre çapındadır. Ana kubbenin yanında, apsis üzerinde düz ve yarım kubbeler görülmektedir.

Yapının çan kulesi: 45 metre yüksekliktedir. İçinde: 12 çan bulunmaktadır ve bunların ağırlığı: 12 tondur. En hafif çan: 10 kg ağırlıktadır. Güzel bir günde, çanların sesinin, 30 km. uzaklıktan duyulduğu söyleniyor.

Evet, şehrin simgesi de olan bu katedral yapısı: 1924 yılında, Kültür anıtı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Katedral içinde bir de müze bulunmaktadır. Bu müzede, Avrupa düzeyinde, en büyük Ortodoks simgelerinin toplanıp sergilendiği söyleniyor.

Yazının diğer bölümlerinde belirttiğim gibi, buraya girmek mümkün, ancak çoğu zaman kapıda görevli var, kafanızda şapka olmasın, kısa şort ve bayanlar için kolları açıkta bırakan kıyafetlerle sokmuyorlar.

İçeride fotoğraf çekimine pek sıcak bakmıyorlar, özellikle cep telefonu ile birkaç fotoğraf çekmek mümkün oluyor ama sanırım fotoğraf makinası ile sıkıntı olur.

Yanının içinde, tam ortada bir küçük kürsü üstünde sanırım kutsal kitapları ve bir ikona var, insanlar tek tek sıraya giriyorlar, bu ikona önünde geldiklerinde tapınıyorlar, ara sıra papazlar ellerinde duman tüten bir nesne ile insanları tütsülüyorlar.

İçeride, mistik bir müzik, tütsünün garip kokusu, kenarda para karşılığı satılan ve yakılan adak mumları. Katedrale giriş ücretsiz.

SREDETS

Buranın kendine özgü mimarisi vardır. Burada bulunan yapılar:

Bulgaristan Sofya Knyaz-Borisova Gradina

Knyaz-Borisova Gradina

Şehrin, en eski ve en ünlü parkıdır. Park: 1884 yılında yapılmaya başlanmıştır ve dönemin Bulgar Çar’ı, Boris’in ismini almıştır.

Parkı ismi: sosyalist rejim sırasında değiştirilmiş ve “Özgürlük Parkı” olarak kullanılmış ve 1989 yılından sonra ise, yeniden eski isim kullanılmaya başlanmıştır.

Evet, başlangıçta, akasya ağaçları dikilmiş ve oluşturulan suni göl kıyıları çiçeklerle şekillendirilmiştir. Park alanı, devam eden yıllarda: sürekli olarak büyümüştür.

1986 yılına gelindiğinde ise, park alanı, Bulgar park ve bahçe sanatının bir anıtı olarak ilan edilmiştir.

Park alanında, yine başkaca bir yapı daha var.

Bulgaristan Sofya Borisova granida Tv Kulesi

Borisova Granida Tv kulesi-Old Tv kulesi

1959 yılında yapılan ve ülkenin ilk kulesi olan yapı, 105 metre yüksekliktedir. Kulenin mimarı: Podponev’dir. 14 katlı ve 3 platformu bulunmaktadır. Deniz seviyesinden, 600 metre yüksekliktedir.

1985 yılında, Vitosha dağı televizyon kulesi devreye girince, burası, eski televizyon kulesi olarak, tarihi bir yapı olarak koruma altına alınmıştır.

Bulgaristan Sofya Vasil Levski Ulusal Stadyumu

Vasil Levski Ulusal Stadyumu

Stadyum ismini, Bulgar ulusal kahramanı Vasil Levksi’den almıştır. Stadyum, resmi olarak 1953 yılında açılmış, ancak 1966 ve 2002 yıllarında yeniden inşa edilmiştir.

Stadyum, futbol maçları yanında, müzik şovlarına ve konserlerine de ev sahipliği yapmaktadır.

VAZRAZHDANE

Burada: şehirdeki ticari şirketler, sanayi üretim tesisleri, bankalar bulunmaktadır. Yani, şehrin ekonomik merkezi burasıdır.

Bulgaristan Sofya Marie Loise Bulvarı

MARİE LOİSE BULVARI

Şehrin merkezi bulvarıdır. Bulvar üzerinde ve yakınlarında, çok sayıda görülecek yer bulunmaktadır.

TSENTRALNİ HALİ-CENTRAL SOFİA MARKET HALL-SOFYA PAZAR MEYDANI

Şehir merkezinde, kapalı bir Pazar yeridir. Marie Louise Bulvarı üzerindedir. 1911 yılında açılmıştır. Ama, burada yapılan arkeolojik kazılar, Roma döneminde de, burada bir Pazar yeri bulunduğunu ortaya koymaktadır.

2000 yılında, burada büyük bir restorasyon çalışması yapılmıştır.

Günümüzde, 3 katlı bu Pazar yerinde:; 1000 civarında çalışan, gıda tezgahları ve mağazalar görebilirsiniz. Bunlarda: giyim, aksesuar ve mücevherat satılıyor ve ayrıca, fast-foot büfeleri bulunuyor.

Zemin katlarda: sebze, meyve, peynir, zeytin, et, şarap, alkollü içkiler, ekmek, hamur işleri satılmaktadır. Üst katlarda ise, geniş bir oturma alanı ile fast-foot yerleri bulunmaktadır.

Bulgaristan Sofya Tzum

TZUM

Burası, şehir merkezindeki bir mağaza merkezidir ve ilk olarak, 1957 yılında kentin bu ana bulvarı üzerinde açılmıştır. Yapının mimarı: Kosta Nikolov’dur. 20 bin metre karelik bir alana kurulmuştur.

7 katlıdır. 1986 yılına gelindiğinde, burada büyük bir restorasyon çalışması yapılmıştır. 1989 yılına kadar, yapıda bulunan mağazaların mülkiyeti devlette iken, daha sonra kişilere satılmıştır. Ancak, bu dönemin devamında, mağazalarda satılan ürünlerin fiyatları yükselmiştir.

Günümüzde, burada, dünyaca ünlü birçok firmanın ürünlerini bulmak mümkündür. Alışveriş meraklıları, burayı ziyaret etmelidirler.

Bulgaristan Sofya Trurkva Sveta Nedelya
Bulgaristan Sofya Trurkva Sveta Nedenya

TRURKVA SVETA NEDELYA-ST NEDELYA KİLİSESİ

Şehir merkezindeki bir Ortodoks kilisesidir. Aslında, bu kilise yapısı, yüzyıllar boyunca birçok kez yıkıma uğramış ve her seferinde yeniden yapılmıştır.

İlk kuruluşu, Ortaçağ dönemine kadar gitmektedir. Yani: 10’ncu yüzyılda ilk olarak kurulduğu düşünülmektedir. Hatta: 1578 yılında, şehri ziyaret eden bir Alman gezgin tarafından, bu ilk kilisenin kalıntıları olan taş temeller ve ahşap yapı bulunmuştur.

Günümüzdeki yapının mimarı: Vasilyov Tsolov dur. Eski bina: 1856 yılında, daha büyük ve görkemli bir katedral yapmak üzere yıkılmıştır. Bugünkü kilise yapısının uzunluğu: 35 metre ve genişliği 19 metredir. 1867 yılında ibadete açılmıştır.

Çan kulesi: 1879 yılında, Dondukov tarafından yapılmıştır. 1898 yılında ise, yeni kubbeler eklenmiştir. Kilise, son şeklini: 2002 yılında almıştır.

Burada yaşanan bir olay var. 1925 yılında, Çar III. Boris ve yakınlarının katıldığı büyük bir cenaze töreni sırasında, komünist isyancılar tarafından bomba patlatılmış ve 123 kişi ölmüştür. Tabii, aynı zamanda, kilise yapısı da büyük zarar görmüştür.

Burayı ziyaret ettiğinizde, özellikle Pazar günlerinde düğün töreni görebilirsiniz.

THURKVA SVETA NİKOLAİ-ST NİCHOLAS RUS KİLİSESİ

1912 yılında, Rus işçiler tarafından inşa edilmiş ve St. Nicholas’a adanmış bir kilisedir. Çatısı, yeşil fayanslarla kaplıdır. Ayrıca, 5 tane altın kaplama soğan kubbesi bulunmaktadır. Bu kubbeler yakın zamanda Moskova Patrikhanesi tarafından yenilenmiştir.

Kilisenin içinde: 1950 yılında ölen, eski Piskopos Serafin mezarı bulunmaktadır. Sofyalılar, bu mezarın hemen sağında duran bir kutu içine, elle yazılmış dileklerini içeren mesajlar atmaktadırlar.

Yani, bir tür dilek yeridir. Bu dileklerini attıktan sonra dua ederler ve dileklerinin gerçekleşeceğine inanırlar.

Bulgaristan Sofya Banya Bashi Camii

KODİ SEYFULLAH EFENDİ CAMİİ-BANYA BASHİ CAMİİ

Yaklaşık 500 yıl şehirde hüküm süren Osmanlının yaptığı, 70 civarındaki camiden, günümüze gelebilen tek camidir.

1576 yılında, şehir Osmanlıların kontrolünde iken ünlü Mimar Sinan tarafından tasarlanmış ve yapılmıştır. Caminin ismi, hamam kelimesinin kökeninden türetilmiştir. Caminin kubbe çapı: 15 metredir.

Caminin en büyük özelliği: doğal termal kaplıcalar üzerinde inşa edilmiş olmasıdır. Hatta, cami duvarları yakınlarındaki deliklerden, yükselen buharları görmek mümkündür.

Evet, Osmanlı bu şehirde, yaklaşık 500 yıl boyunca hüküm sürmüş ve bu yüzyıllarca egemenlik sırasında yapılan yüzlerce eserden, günümüze sadece bir-iki eser kalmıştır ki, bu cami bunlardan biridir. Camiyi ziyaret mümkün ama kılık-kıyafetinizin uygun olması gerekiyor.

TERMAL BANYOLAR

Caminin tam karşısında, 1911-1913 yılları arasında yapılan, Sofya Termal Banyoları bulunuyor. Hamam, iç bölümü ziyarete kapalı olmasına rağmen, dış bölümü ile de ilgi çekmektedir. Dış bölümde, süslü mozaik kubbeler bulunmaktadır.

Özellikle, Sofyalılar, burada bulunan çeşmelerden: kış aylarında, ılık ve lezzetli maden suyu içmek için sıraya girerler ve yanlarında getirdikleri şişelere su doldururlar. İlginizi çeker ve zamanınız varsa, siz de deneyebilirsiniz.

Buranın hikayesine gelince: bir Osmanlı beyinin kızı hastalanır (tüberküloz), buraya kızı için bir hamam yaptırır. Buradan akan suyun şifalı olduğuna inananlar bu suyu içerler.

Bulgaristan Sofya Natsionalen Dvorets Na Kulturata

NATSİONALEN DVORETS NA KULTURATA-ULUSAL KÜLTÜR SARAYI

NDK olarak kısaltılmış ismi bilinmektedir. Şehir merkezinde, çok fonksiyonlu: kongre, konferans ve sergi merkezi özellikleri olan bir yerdir. 8 katlıdır. 123 bin m. Karelik bir alana yapılmıştır. 13 salonu bulunmaktadır.

Yapının yapımında, 10 bin top çelik kullanılmıştır.

Evet: 1981 yılında hizmete açılmıştır. 2005 yılında, bu yapı: Kongre Merkezleri Örgütü tarafından, dünyanın en iyi kongre merkezi olarak ilan edilmiştir. Kongre merkezi: sergiler, gösteriler, konferanslar, konserler gibi etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.

Bulgaristan Sofya Aslanlı Köprü

ASLANLI KÖPRÜ

Vladaya nehri üzerindedir. 1889-1891 yılları arasında, Çek mimar Vaclav Prosek tarafından yapılmıştır.

Köprünün ismi: 4 adet bronz aslan heykelinden gelmektedir. Zaten, köprünün en tanınan özelliği, bu aslan heykelleridir. Bulgar para birimi olan “Leva” üzerinde, banknotlardan birinde, bu aslan heykeli tasvir edilmiştir.

Köprünün tüm metal elemanları: Avusturya da üretilmiştir. Elektrikle ışıklandırması, 1900’lü yılların başında gerçekleştirilmiştir.

MLADOST

Burada, çok sayıda ulusal ve uluslar arası şirketler, büyük mağazalar bulunmaktadır.

Bulgaristan Sofya Business Park Sofia
Bulgaristan Sofya Business Park Sofia

BUSİNESS PARK SOFİA

Bölgenin güney ucundadır. Burada, özellikle sosyalist dönemde inşa edilmiş birçok bina yanında, 2004 yılından sonra inşa edilmiş, endüstriyel işletmeler, apartman blokları ve yeni binalar görülmektedir.

Yani, burası daha çok konut ve ticari alanların yoğunlaştığı bir yerdir. Park alanında, yaklaşık 10 bin kişi çalışıyor ve buradaki ofisler ve merkezler, yine günde 10 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor. Yani, burada muhteşem bir hareketlilik var.

VİTOSHA

Vitosha dağı eteklerindedir. Burada, özellikle lüks arazi ve villalar görülür. Burası, şehir merkezinin 8 km. güneyindedir. Şehrin en pahalı semtlerinden birisi olarak kabul edilir.

Çünkü, varlıklı iş adamları, hükümet yetkilileri ve sosyal ve politik yaşamın diğer birçok ünlüsü, burada yaşamaktadırlar.

Bulgaristan Sofya Natsionalen Historicheski Muzey

NATSİONALEN HİSTORİCHESKİ MUZEY-ULUSAL TARİH MÜZESİ

Bulgaristan ülkesinin en büyük müzesidir. 1973 yılında kurulmuştur. 2000 yılında ise, bugünkü yerine taşınmıştır.

Tatillerde kapalıdır. Giriş ücretlidir.

Günümüzde, bu müzenin koleksiyonlarında, arkeolojik özellik taşıyan, 650 bin objenin bulunduğu söyleniyor. Bunların, yüzde 10’luk bölümü sergilenmektedir.

Müze yapısı içinde: kütüphane, hediyelik eşya satış yeri, büfe, vestiyer gibi yerler de bulunmaktadır.

.

Bulgaristan Sofya Rotonda Sveti Georgi-The Churcuh of St George

ROTONDA SVETİ GEORGİ-ST GEORGE ROTUNDA-THE CHURCH OF ST GEORGE

Kilise yapısı: Serdica bölgesinde, antik kent kalıntıları arasındadır. Yani, Sheraton Balkan Otelin avlusundadır.

Erken Hıristiyanlık döneminin en eski yapısı olarak bilinmektedir. Bir Roma tapınağıdır.
Kırmızı tuğladan, 4’ncü yüzyılda, Romalılar tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

Yapının freskleri, 12 ile 14’ncü yüzyıllar arasındaki döneme aittir. Özellikle: 2 metre yükseklikteki taç kubbenin üzerinde, 22 peygamberin freskleri, ilgi çekmektedir.

Ancak: Osmanlı döneminde, üzerleri kapatılan freskler, 20’nci yüzyılda ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının hemen doğusunda, sekizgen şekilli bir Roma kamu binası ve döşeli cadde temelleri ortaya çıkarılmıştır ve görülmektedir.

ZHENSKİ PAZAR-KADINLAR PAZARI

Musala bulvarındadır.
Şehrin en büyük ve en işlek Pazar yeridir. Burada: meyve, sebze, peynir, salam, kurutulmuş meyve, fındık, ev yapımı helva ve diğer tatlılar bulup, tadabilir ve satın alabilirsiniz.

Burada, ayrıca, sahte giysi tasarımları da satılıyor. Başlangıçta yalnızca kadınlar bulunan Pazar yeri, daha sonra hem erkekler ve hem de kadınlar tarafından kendi ürünlerinin satışı için kullanılmaya başlanmıştır.

Pazar yerinde, birkaç kafe ve pastane de bulunuyor. Buraya yolunuz düşerse, kesinlikle çantalarınıza, cüzdanlarınıza dikkat etmenizi öneririm.

NAZİONALEN ARCHEOLOGİCHESKİ MUSEİ-ULUSAL ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ VE MÜZESİ

Ulitsa Saborna bölgesindedir.
1892 yılında kurulmuştur. Müze: Osmanlı camisi olan “Büyük cami” içinde bulunmaktadır. Caminin sarmaşık kaplı görüntüsü ilgi çekmektedir.

Caminin duvarları: taş bloklar ve tuğladan yapılmıştır. Yıllar içinde, müzeyi genişletmek için, Bulgarlar tarafından ek binalar yapılmıştır.

Merkez salonda: Prehistorya dönemine ait hazinelerin bulunduğu alan görülür. Diğer 5 salonda ise, yine geçici sergiler düzenlenmektedir.

TOPRAK VE İNSAN ULUSAL MÜZESİ

Burası, 1986 yılında kurulmuştur ve müzede sergilenen 20 bin civarındaki obje içinde: dev kristaller, endüstriyel mineraller, Bulgaristan hammadde kaynakları, mücevher ve diğer bir kısım mineraller sergilenmektedir.

Yani bir anlamda, toprak altı objeler, burada sergilenmektedir. Değişik bir müze.

DOĞAL TARİH MÜZESİ

Çar Osvoboditel Bulvarı üzerindedir. 1889 yılında kurulmuş, 1907 yılında ziyarete açılmıştır. Bu müzede: hayvanlar alemine odaklı sergiler düzenlenmektedir.

Bunlar arasında, 1 milyon üzerinde özellikle fosiller ve kuşlar, böcekler, balıklar, bitkiler ve mineral örnekleri görülmektedir.

TSENTRALNA SOFİİSKA SİNAGOGA-MERKEZ SOFYA SİNAGOGU

Merkez hal arkasında, şehir merkezindedir. Avrupa’nın en büyük Sinegogların’dan birisidir. Avusturyalı mimar Grunanger tarafından tasarlanan yapı: Naziler tarafından yok edilmiştir.

Ancak, daha sonra yeniden inşa edilmiştir. Binanın geniş kubbesinin altındaki merkez bölümü, 2250 kg. ağırlığındaki bir avize ile aydınlatılmaktadır.

Dış duvarları: bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür. Günümüzde, burada 50-60 kişi aynı anda ibadet edebilmektedir.

Ancak bu Sinegog yapısını gezmek isterseniz, bence hiç denemeyin, çünkü çoğu kere kapalıdır, açık olduğunda ise ziyaretçi kabul etmiyorlar.

Bulgaristan Sofya Vitosha dağı ve Luyulin dağ kaplıcası

VİTOSHA DAĞI VE LUYULİN DAĞ KAPLICASI

Sofya şehri, Vitoşa ve Luyulin dağları ile çevrilidir.
Vitoşa dağı, 2290 metre yüksekliğiyle, Alp disiplini özelliklerini taşır. Her ne kadar yüksek olsa da, dağın zirvesinde, büyük bir düzlük bulunmaktadır.

Şehir merkezine, yalnızca 10 km. uzaklıktaki bu komplekste, mükemmel kayak pistleri bulunmaktadır ve 1930’lu yıllarda, burası, Milli Park alanı olarak ilan edilmiştir.

Yani, Bulgaristan ülkesinin en ünlü kayak merkezi, bu dağın yamaçlarında kurulmuştur. Burada, Avrupa’nın en uzun teleferiği (6800 metre uzunluğundadır) bulunmaktadır.

Bu teleferik ile, kayak tesislerine yapılan yolculuk, yaklaşık yarım saat sürmektedir. Yani, kayak tesislerinin zaten en büyük özelliği: şehir merkezine çok yakın olmasıdır.

Teleferik tercih etmeseniz de, buraya, Belediye araçlarıyla, kısa sürede ulaşım mümkündür.

Gelelim buradaki “Aleko” kayak tesislerinin özelliklerine: buranın elbette en büyük özelliği, yılın büyük bölümünde, burada kar bulunmasıdır.

Yani, kayak yapmanın mümkün olmasıdır. Dolayısı ile, burada, her türlü pist bulunmaktadır ki, çocuklar için ayrı, büyükler için ve hatta daha ileri düzey kayakçılar için ayrı pistler bulunmaktadır.

Ayrıca, burada çok sayıda kayak okulu bulunması, kayak bilmeyenlerin de burayı tercih etmelerine neden olmaktadır.

Şehre yakın olması yanında, kayak tesislerinde, ziyaretçilerin dinlenmesi veya gecelemesi için dağ evleri bulunmaktadır.

Bu dağ evlerinden en öne çıkanı ise, Rezen tepesinde bulunan “Aleko” dur. Aleko dağ evi, Çemi tepesine çıkılırken, genellikle ara durak görevi görür.

Bunun yanında, Vitoşa dağında, her mevsim turistlere hizmet vermekte olan, çeşitli oteller de görülmektedir.

Özellikle, 1350 metre yükseklikteki, Kopitoto oteli, Sofya şehrinin muhteşem panoramik manzarasının da görülebilmesi nedeniyle, olağanüstü güzelliktedir. Otelde, bu panoramik manzara dışında, her türlü konfor bulunmaktadır.

Bölgedeki bir diğer kayak merkezi ise “Pamporovo” dur. Burası, denizden 1655 metre yüksekliktedir ve özellikle son yıllarda, gerek Avrupa’dan ve gerekse ülkemizden birçok kayak meraklısını çekmektedir.

Bölgede sürekli kar bulunması (yıllık, genellikle 160-170 gün civarında kar bulunur), kar kalındığının genellikle 1.5 metrenin üzerinde bulunması, Aralık ayı başından, Nisan ayı ortalarına kadar kayak sezonunun sürmesi, buranın en büyük ve önem kazanan özellikleridir.

Bulgaristan Sofya Boyana Kilisesi
Bulgaristan Sofya Boyana Kilisesi

BOYANA KİLİSESİ

Şehir merkezine, 8 km. uzaklıktadır. Bulgaristan ülkesinin en değerli hazinelerinden birisidir.

Burası, UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. 2 katlı kilisenin, doğu kanadı orijinaldir ve 10 veya 11’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

1259 yılında ise, kilisenin dünyaca ünlü freskleri yapılmıştır. Bunlar: Doğu Avrupa ortaçağ sanatının en güzel örnekleri olarak kabul edilmektedirler.

Bu fresklerde: 240 insan görüntüsü ve 89 ilahi sahne görüntüsü görülmektedir.

Kilise yapısında, 2006-2008 yılları arasında büyük restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Bu restorasyonlarda, fresklerde bozulmanın önlenmesi için, ısı yayan ışıklandırmadan kaçınılmış ve ziyaretçilerin, içeride yalnızca 10 dakika kalmalarına izin verilmektedir. Fresklerin bozulmasının önlenmesi için büyük uğraş veriyorlar.

İçerideki ısının 17-18 derece civarında sürekli olarak bulunmasını sağlayan iklimlendirme sistemi yapmışlar

Denizli

Denizli

Denizli: Bu güzel kentimize, defalarca gittim. İlçelerinin tümünü gezdim, gördüm. Özellikle: Denizli şehir merkezinin, benim için ifade ettiği anlam: öncelikle Pamukkale, Karahayıt, şehir merkezindeki ve yakınlardaki yemyeşil parklar, yine şehir merkezindeki tekstil ürünlerinin ( özellikle havlu, bornoz, yatak takımları gibi) satıldığı çarşılar, mağazalar ve şehrin tam merkezinde bulunan havuzun üstündeki horoz heykeli.

Denizli

ULAŞIM

İl merkezi: kara, demir ve havayolu ulaşım imkanlarına sahiptir. Manisa ve Aydın üzerinden olmak üzere, iki farklı yoldan: İzmir’e bağlantı mevcuttur. Denizli-İstanbul arası uzaklık: 740 km. Denizli-Eskişehir arası uzaklık: 440 km. Denizli-İzmir arası uzaklık: 240 km. Denizli-Afyonkarahisar arası uzaklık: 264 km. Denizli-Ankara arasındaki uzaklık: 477 km. Denizli-Antalya arasındaki uzaklık: 222 km. Denizli-Muğla arasındaki uzaklık: 145 km.

Denizli Havaalanı, Çardak ilçesinde: ilçe merkezine 5 km. uzaklıktadır.

Denizli

TARİH

Denizli, tarih sahnesinde ilk kez, bugün bulunduğu yerden 6 km. kuzeyde, Eskihisar köyü çevresinde kurulmuştur. Bu antik şehir: MÖ.261-245 yılları arasında hüküm süren, Suriye kralı II. Antiyoküstheos tarafından kurulmuş ve ismi, karısının adına izafeten: Laodıcıa’dır.

Şehir, Türkler tarafından ele geçirilince, bugünkü “Kaleiçi” mevkiine taşınmıştır, çünkü burada su boldur. Selçuklular  döneminde, şehrin ismi, kayıtlarda: Ladik olarak geçer. Diğer bazı yazılarda ise “Tengizli” olarak geçer. Tengiz kelimesi: eski Türkçede “deniz” olarak geçer. Tengüzlü ise, değişerek, günümüze “Denizli” olarak gelmiştir.

Şehirde, tarihi süreç içinde: Hitit, Frig, Lidya, İon, Roma ve Bizans medeniyetleri görülür. Sonraki dönemlerde ise, Selçuklular ve Osmanlılar var. Türkler, ilk kez, 1070 yılında görülürler. Afşin Bey: bütün Anadolu’yu geçerek, Laodikya ve Honaz bölgesini ele geçirir. 1207 yılında, Selçuklu Hükümdarı Gıyasettin Keyhüsrev zamanında, Denizli ve çevresi, Selçuklulara bağlanır. 1306 yılında ise, Denizli’nin Türkleştirilmesi tamamlanır.

Şehir: 1366 yılında, bir deprem sonucu tamamen harap olur.

1391 yılında, Yıldırım Beyazıt, Denizli topraklarını Osmanlı hakimiyeti altına alır.

1702-1880 yılları arasında, bölgede yine büyük depremler görülür ve 12 bin civarında insan ölür. O dönemde, kale civarında bulunan şehir merkezi: depremler sonucu oturulamayacak hale gelir. Bunun üzerine, şehir daha yukarıya, günümüzdeki şehir merkezine doğru çekilir.

15 Mayıs 1919 tarihinde; Yunanlılar İzmir’i işgal edince, Denizli ve yöresinde kurtuluş mücadelesine etkin katılımlar olur. 24 Haziran 1920 tarihinde, Buldan Yunanlılar tarafından işgal edilir. 4 Eylül 1922 tarihinde ise, buradan atılırlar.

Denizli

GENEL

İl topraklarının: yüzde 47 dağlar, yüzde 28 ovalar, yüzde 23 platolar ve yüzde 2 yaylalardan oluşur.

Denizden yüksekliği, rakımı: 428 metredir.

İl merkezi yakınlarında, hemen göze batacak şekilde bir dağ var: Honaz Dağı. Yüksekliği: 2571 metredir. İl merkezinin, 17 km. güneydoğusundadır. Yamaçları dik ve meyillidir. Tüm bunların yanında: Honaz dağı koruma altına alınarak, “Milli Park” ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. Yılın büyük bölümünde, tepelerinde yükseklik nedeniyle kar görülebiliyor.

İl, Ege bölgesinde bulunmasına rağmen, Ege bölgesinin iklimi görülmez. Az da olsa iç bölgelerin karasal iklimi hissedilir. Kışlar: ılık ve yağışlı geçmektedir.

Denizli

DENİZLİ CAM

Paşabahçe tarafından, Denizli Cam üretim tesislerinde: el imalatı cam ev eşyaları üretiliyor. Burada üretilen ürünler, dünyada belli bir ün kazanmış durumda. El imalatı şeklinde üretim yapan ve emek-yoğun çalışılan “Denizli Cam” tesislerinde, 5000 yıllık camcılık geleneği sürdürülüyor. Kuruluş: “Denizli” markasıyla; el imalatı cam ev eşyası üretiyor.

1500 derecede çalışan yüksek fırınlarda ergitilen ham maddeden elde edilen sıvı cam: pipo denilen çelik çubuklara alınarak, üfleme yöntemiyle, çeşitli kalıplarda şekillendiriliyor. Bu kalıplar: sabit ve döner üfleme şeklindedir. Tasarım konusunda büyük çalışmalar yapılıyor. Her yıl 300 adet özgün ürün, müşterilerin beğenisine sunuluyor. Günümüz itibarıyla, fabrika: yıllık 10 400 ton üretim kapasitesine ve 20 bin adet ürün çeşidine sahiptir.

Buranın alışveriş mağazasını ziyaret ettiğinizde, mutlaka hoşunuza gidecek ve satın almak isteyeceğiniz ürünler bulacaksınız.

Denizli Horozu

DENİZLİ HOROZU

Uzun ve güzel ötüşleriyle, renk ve vücut yapısıyla tanınıyor. Gözleri: siyah ve sürmelidir. Bacakları: koyu gri veya mor, ibik: balta ibik şeklinde, genel rengi ise: siyah-kirli beyaz karışım halindedir. Canlı ağırlığı: ortalama: 3-3.5 kg. civarındadır. Sesi: tonuna ve netliğine göre sınıflandırılır.

Ses tonuna göre: ince, davudi ve kalın ses olmak üzere, üç tür vardır. Birinci yılda ötüş uzunluğu: 20-25 saniye sürmektedir. Bir Denizli horozu, 58 saniye sürekli öterek, Guiness Dünya Rekorlar kitabına girmiştir.

İyi bir Denizli horuzunda: görünüş canlı, bacaklar ve boyun uzun, göğüs kuvvetli ve geniş, kuyruk geniş, dik ve uzun olmalıdır. Bazı antik yazıt ve figürlerde, horoz resmi görülmektedir. Bu da, Denizli horozunun antik dönemlerden bu yana, bölgede bulunduğunun en büyük kanıtıdır.

Denizli

TEKSTİL SANAYİİ

Denizli’nin önde gelen sanayi sektörü durumundadır. 1950’li yıllarda, Denizli yöresinde, ev ve atölye tipi küçük sanayi şeklinde, ham bez üretimi yapılmaktaymış. Ancak, özel girişimcilik ve  modern sanayi tesislerinin kurulmasıyla, Denizli de ilk tekstil tesisleri ortaya çıkmıştır. Tekstil tesisleri: Çırçır sanayi, iplik sanayi, dokuma sanayi, boya-apre-baskı ve terbiye sanayi olarak gelişmiştir.

PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ

Pamukkale Üniversitesi, 1992 yılında kurulmuştur. Günümüzde, burada: 32 bin civarında öğrenci, 1420 akademik personel, 1034 idari personel bulunmaktadır. 17 yıllık eğitim döneminde: 29 bin öğrenci mezun olmuştur.

Üniversite bünyesinde: 3 enstitü, 7 fakülte, 5 dört yıllık yüksek okul, 8 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Bu kurumlarda: tıp, mühendislik, iktisadi ve idari bilimler, fen bilimleri, sosyal bilimler, güzel sanatlar, eğitim bilimleri ve teknik bilimler gibi alanlarda, öğrenciler yetiştirilmektedir.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Denizli  denilince, elbette bir sürü yemek akla geliyor ama öncelikle “Denizli Kebabı” sizler için önereceğim başlıca yemek. Konya’daki tandır  kebabına benzer. Etin yenilebileceği en güzel kebap türüdür. Kuyuda değil, odun ateşinde pişer. Etler, fırına kancalarla asılır. Koyun etinin ön kolundan yapılır.

Özellikle: çarşı içinde: Bayram yerinde ki lokantalarda, tandır yemeği sakın ihmal etmeyin. Buraya gittiğinizde, hangi mekan kalabalık ise, onu tercih etmenizde yarar var. (reklam nedeniyle, isim vermek istemiyorum)

Ancak, sadece gündüz bulabilirsiniz. Fiyat biraz yüksektir, buna da hazırlıklı olmak gerek. Öğleden sonra, saat: 14.00-15.00 gibi giderseniz, büyük olasılıkla, usta, size kebap kalmadı diyecektir. Öğle yemeğinde de tıklım-tıklım dolu olduğundan yer bulmakta zorlanırsınız. Yine de değer, mutlaka yemelisiniz.

Elinizle yemek zorundasınız. Çünkü, çatal-bıçak verilmiyor. Yerken: bir parça pide, bir parça et kavranır, tuza banılarak yenilir. Özellikle, etlerin altındaki pidenin tadına doyulmaz. Bu kebap, bünyenize hiçbir ağırlık vermez, yağlı filandır diye korkmayın. Ama rahatsız olabilecek olanlar, yazın sıcaklarında yememelidirler. Yanında kuru soğanı sakın ihmal etmeyin.

NE SATIN ALINIR

İl merkezinde, özellikle Kale içinde, bakırcılık meşhurdur. Burada: birçok sofra takımı, çanaklar, kaşık, kepçe, kevgir, sini, leğen, yemek tencereleri, kazanlar, ibrik gibi mutfak eşyaları imal ediliyor. Daha çok  turistlere yönelik, bakır süs eşyaları da çok görülüyor. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Bunun dışında: Denizli yöresinden alabileceğiniz başlıca hediyelikler: özellikle ve özellikle, havlu ve bornoz. Bunun dışında: ev tekstil ürünleri, masa örtüleri, yatak takımları, sehpa örtüleri, çeyizlikler, giysiler. Özellikle: Denizli yöresinde bolca bulunan tekstil ürünü satan: mağaza ve çarşılardan, hiç düşünmeden, her fiyatta ve her zevke uygun tekstil ürünü satın alabilirsiniz.

BABADAĞLILAR ÇARŞISI

Şehrin tam merkezindedir. Havlu, bornoz ve diğer tekstil ürünlerinin satıldığı bir çarşı. Babadağlı bir gurup iş adamının girişimiyle, 1976 yılında hizmete açılmış. Halen, çarşıda 200 dükkan var. İli ziyaret eden, yerli ve yabancı turistlerin mutlaka uğradıkları bir yer. Burada, yerli üretim, her türlü tekstil ürünü, toptan veya parekende bulmak ve satın almak mümkün.

Burayı gezerken: kumaşlar ve havluların kokularının birbirine karıştığını ve bu şekilde bir çarşı parfümü oluştuğunu göreceksiniz. Burada satılan ürünlerin başında, “okuluk” el havluları geliyor.

Okuluk havlu, aslında, bir mesaj içeren, küçük el havlularına verilen genel bir ad. Düğün, sünnet, hayır yemeği gibi özel gün ve törenler için, bölgede, geleneksel ve yöresel olarak dağıtılan bir tür havlu. Son günlerde, kilo ve düzineler halinde, paketlerle ve uygun fiyatlarla satın alınabiliyor. Tane olarak da alabiliyorsunuz.

GEZİLECEK YERLER

Denizli il merkezinde: daha önce söylediğim gibi: gayet rahatlıkla gezebileceğiniz merkez çarşısı var. Bunun dışında: tekstil atölyelerinin alışveriş mağazalarına gidip, ucuz ve uygun alışverişler yapabilirsiniz. Ana kara yolu üzerinde bulunan çeşitli tekstil fabrikalarının alışveriş mağazalarından alışveriş yapabilirsiniz.

Ayrıca: Denizli de son yıllarda açılan Alışveriş Merkezlerinin sosyal tesislerinden yararlanabilir, buralarda bir şeyler yiyebileceğiniz restoranlardan ve alışveriş mekanlarından yararlanabilirsiniz. Bunun dışında: Çamlık mevkiinde ve diğer yeşilin egemen olduğu parklarda gezinebilirsiniz.

Şehir dışındaki gezintileriniz için ise, şehir merkezine yakın: dünyaca ünlü “Pamukkale”.

Denizli Pamukkale, Karahayıt, Travertenler, Hierapolis Antik Kenti

PAMUKKALE, KARAHAYIT, TRAVERTENLER, HİERAPOLİS ANTİK KENTİ

Pamukkale bölgesi ve bölgedeki diğer yerleri (Karahayıt, Travertenler, Hierapolis antik kenti ve çevresini) gezmek isteyenler için, yine bu sitede “PAMUKKALE” adı altında, uzunca ve ayrıntılı bir yazı bulunmaktadır. Bu yazıdan yararlanabilirsiniz. Türkiye’nin turistik ilk beş resmi içinde, Pamukkale daima kendine yer bulur. Bu dünyaca ünlü turizm merkezimizi, bu yörede bulunmanız halinde, mutlaka ve mutlaka gezmelisiniz.

Pamukkale tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için. 

Denizli Atatürk Evi Etnografya Müzesi

ATATÜRK EVİ ETNOGRAFYA MÜZESİ

Saraylar mahallesindedir. Müzenin bulunduğu binanın, yapılış tarihi hakkında kesin bilgiler yok. Ancak, 19.yüzyıl sonlarında yapıldığı düşünülüyor. Bina: 2 katlıdır. Plan olarak, orta sofalı ve sofaya açılan odalardan oluşmaktadır. Bina: Cumhuriyetin ilk yıllarında parti binası olarak kullanılmış. Ulu önder Atatürk, 4 Şubat 1931 tarihinde, Denizli’ye geldiğinde, burada kalmış. 1 Şubat 1984 tarihinde ise, müze olarak ziyarete açılmış.

Evet, müzenin gezilmesiyle ilgili önerilerim şunlar:

Alt Kat: burada, kadın takıları, işlemeli kadın cepkenleri ve el işlemeleri sergileniyor. Ayrıca: ahşap oyma hat örnekleri de var. En geniş odada ise, tüfekler, kılıçlar, Yatağan palaları, tabancalar, işlemeli kadın giysileri, el işlemeleri sergileniyor. Burada, bir de sancak var. Bu sancak: İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasının ardından, Denizli Bayramyerinde düzenlenen mitingde kullanılmış.

Denizli Atatürk Evi Etnografya Müzesi

Üst Kat: Burada, mankenlerle canlı görüntüler yaratılmaya çalışılmış. Sedirler üzerinde, üstlerinde işlemeli kadın ve erkek giysileri bulunan mankenler oturtulmuş. Oda içinde: dede, nine ve diğer aile bireyleri görülüyor. Bu katta: Atatürk’ün Denizli’yi ziyaretinde kaldığı oda, çalışma odası olarak düzenlenmiş. Atatürk’ün yatak odası olarak kullandığı oda da, bu katta.

Denizli İncilipınar Vali Recep Yazıcıoğlu Kültür Parkı

İNCİLİPINAR VALİ RECEP YAZICIOĞLU KÜLTÜR PARKI 

Ege bölgesinin en büyük parkıdır. Ortada bir gölet var. Türk büyüklerinin anıtları ile süslenmiş bir park. Burada, büyük çınar ağaçları var. Soğuk su kaynakları, havuzlar, çocuk parkları, piknik alanları ve spor alanları bulunuyor. Güzel bir mesire yeri. Özellikle sıcak yaz günlerinde ziyaret edilebilir.

CANKURTARAN

Burası, bir orman içi dinlenme yeri. Vali çeşmesi olarak da biliniyor. Denizli-Acıpayam yolu üzerinde, il merkezine 20 km. uzaklıktadır. Ulaşım sorunsuz, asfalt yol var. Honaz dağı milli park sınırları içindedir. Buranın denizden yüksekliği: 1400 metredir. Yıllık ziyaretçi kapasitesi: günlük, 500 civarındadır. Burada: soğuk sular, kır kahvesi, bungalov, seyir terası, futbol sahası, masa-banklar, çeşmeler ve tuvaletler var.

Denizli Çamlık

ÇAMLIK

İl merkezine 3 km. uzaklıktadır. Çamlık, Denizli ilinin en lüks ve sosyetik semti. Özellikle, Çamlık girişinde, lüks restoranlar bulunuyor. Çamlık: günübirlik gezintiye uygundur. Çamlık orman içi dinlenme yerinde: kır gazinosu, büfe, otopark, çocuk oyun alanları, çeşmeler, tuvaletler, yağmur barınakları, koşu parkuru bulunmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: 400 metredir. Şehir içinden kısa sürede ulaşılabilen, güzel bir piknik ve mesire yeri. Buranın diğer bir özelliği de, çok iyi ışıklandırılmış olması nedeniyle, gece de piknik yapılabilmesidir. Işıklandırma ve emniyet önlemleri yeterli. Ancak, giriş ücretli. Park içinde, orman yangın söndürme ekibi, sürekli olarak nöbet tutuyor.

GÖLEMEZLİ ŞANLIALP ÇAMUR KAPLICALARI

Merkeze bağlı, Gölemezli kasabasının, Kavakbaşı köyündedir. Pamukkale’ye 4 km. uzaklıktadır. Aslında bu kasabada, dört ayrı kaynak kullanılıyor. Çamur kaplıcaları: özellikle, deri, sedef, mantar, egzama hemoroit, kireçlenme, romatizmal hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Denizli Laodikya

LAODİKYA

İl merkezinin 6 km. kuzeyindedir. Kent, MÖ.261 yılında, II. Antiokhos tarafından kurulmuştur. Kentin ismi ise, Antiokhos’un eşinin isminden (Laodike) gelmektedir.

Kent: MÖ.1.yüzyılda, Anadolu’nun en önemli yerlerinden biridir. Özellikle, Romalılar kente büyük önem vermişler ve Romalılar zamanında, kentte büyük sanat eserleri yapılmıştır.

İmparator Caracalla zamanında, burada sikke basılmış, halkın da katkılarıyla, şehirde, imar faaliyetlerini girişilmiştir. Tüm bunların yanında, Anadolu’nun 7 ünlü kilisesinden biri, bu şehirde kurulmuştur. Doğal olarak, burada Hıristiyanlığın çok önemli olduğu ortala çıkmaktadır.

Kent, MS.60 yılındaki bir deprem sonucu yıkılarak yok olmuştur.

Denizli Laodikya

Günümüzde, kentte günümüze kadar gelebilmiş, ayaktaki yapılar şunlar:

Denizli Laodikya
Büyük Tiyatro:

Kentin kuzeydoğusundadır. Roma döneminde yapılmıştır. Yaklaşık 20 bin kişiliktir. Cavea ve orkestra bölümleri oldukça sağlam durumdadır.

Küçük  Tiyatro:

Büyük tiyatronun, 300 metre yakınındadır. Roma döneminde inşa edilmiştir. Yaklaşık 15 bin kişilik olduğu düşünülmektedir.

Stadyum ve Gymnasium:

Kentin güneybatısındadır. Her iki yapı da, bir bütün olarak yapılmıştır. Stadyum: MS.79 yılında yapılmıştır. Uzunluğu: 350 metre, genişliği: 60 metredir. Oturma sıralarında: 24 basamak bulunmaktadır. Ancak, büyük bölümü tahrip olmuştur. Gymnasium: MS.2.yüzyılda yapılmıştır. İmparator Hadrianus ve eşi Sabina’ya ithaf edildiğine dair yazıtı bulunmaktadır.

Denizli Laodikya Meclis Binası
Meclis Binası:

Kentin güneybatısındadır. Dikdörtgen planlıdır. Ana girişi, doğu cephededir.

Denizli Laodikya Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı:

Kentin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatronun yanındadır.

Anıtsal Çeşme:

Kentin ana caddesi üzerindedir. Roma  döneminde yapılmıştır. Havuz ve nişleri var. Bizans döneminde onarım görmüştür.

Büyük Kilise:

Sütunlu caddenin güneyindedir. Yalnızca, taşıyıcı bölümlerinden bir kısmı günümüze kadar ulaşmış, ayaktadır. Ana girişi batıdadır.

Denizli Honaz Dağı

HONAZ DAĞI

Afyon-Denizli ile Afyon-İzmir kara yolu üzerinde bulunan Milli Park: Ege Bölgesinin en yüksek dağı olan, 2528 metre yüksekliğindeki Honaz Dağı bünyesinde kurulmuştur.

Düşey yönlerdeki faylanmalar sonucu, dağ, oldukça dik bir görünüm kazanmıştır. Dağ üzerinde, yoğun bitki örtüsü görülür. Yaban hayatı açısından da, oldukça zengindir. Özellikle: dağ keçisi yoğun olarak bulunmaktadır. Ayrıca: yaban domuzu, tavşan,  tilki, porsuk, sansar gibi hayvanlar görülmektedir.

Denizli Buldan

Denizli Buldan

Denizli Buldan, küçük bir yerleşim yeri. Merkez, zaten tamamen tekstil ürünlerinin satıldığı alışveriş dükkanlarıyla dolu. Sokaklarda: dükkanlar tarafından gerek kapı önüne ve gerekse dükkanın her tarafına yerleştirilmiş tekstil ürünleriyle, kendinizi tam bir kıyafet panayırında buluyorsunuz. Ancak, Buldan denildiğinde, elbette ilk akla gelen “Buldan Bezi” ve bu kumaştan üretilen kıyafetler. Bunun dışında, Buldan bölgesine gittiğimde: buradaki tekstil tezgahlarının bulunduğu yerleri de gezme şansım oldu.

Ayrıca: Buldan ilçesinin en yüksek bölümünde bulunan, yolu her ne kadar biraz zahmetli de olsa ( kısa yazdığıma bakmayın, buraya ulaşmak için uzun bir zaman harcamanız gerekiyor) güzel bir yer, sıcak bir yaz günü, bu yaylada, yani Süleymanlı Yaylasında, güzel bir piknik yapabilir veya şartlarınız müsait ise, restoranda, güzel bir balık yiyebilirsiniz. Ama, biraz önce söylediğim gibi, Buldan=giysi. Buyurun, yüzlerce giysi dükkanı arasında dolaşmaya.

ULAŞIM

Buldan ilçesi, biraz içeride kalıyor. Yani: Denizli-Aydın-İzmir kara yolunda ilerlerken, hemen yol kıyısında  değil. Sarayköy ilçesinde, ana kara yolundan ayrılarak 17 km. kadar gitmeniz gerekiyor. Sanırım, Buldan ilçesinin en büyük sıkıntısı bu.

Yani, ana kara yolu üzerinde bulunsa idi, sanırım mevcut potansiyel, çok daha büyük olurdu. Denizli-Manisa kara yolu ise, buradan geçiyor.

Ama, yine de Buldan bezinin özelliğini ve güzelliğini bilenler, özellikle bayanlar, buraya mutlaka gidiyorlar. Bence de, 17 km. pek fazla bir uzun yol değil, buralardan geçerseniz, mutlaka zaman ayırın ve buraya uğrayın. Gerek bayanlar ve gerekse erkekler ve hatta çocuklar için, mutlaka hoşunuza gidecek giysi türleri bulacağınıza inanıyorum.

Buldan ilçesinin, Denizli il merkezine uzaklığı: 42 km.

TARİH

Buldan yöresinin tarihi geçmişi incelendiğinde: Göçebe Türk aşiretlerinin, Menderes nehrini geçerek, günümüzdeki Buldan yöresine gelip yerleştikleri ve hayvancılıkla uğraşmaya başladıkları görülür. Bunlar: Bizans hakimiyeti altında, Çağış mevkiine yerleşirler. 1215 yılında yapılan bu yerleşmeler, Buldan bölgesindeki yerleşimin çekirdeğini teşkil etmektedir.

Gelen bu göçebe boyları: hayvancılık ve ziraatla uğraşırlar. Pamuk ve yünden, kirman ile eğittikleri ipliklerle kaba-saba, fakat sağlam giyim eşyaları dokumaya başlarlar. Bu dokumalar, kısa zamanda, tüm çevrede büyük ün kazanır. Osmanlı Padişahı Osman Gazi: burada dokunan kırmızı şallardan elbise yaptırıp giymiştir.

1340 yılında, Buldan ve çevresinde, Germiyanoğulları egemenliği görülür. 1428 yılında ise, Osmanlı devleti, bölgede egemenliği ele alır.

1354 yılında, büyük bir deprem meydana gelir. Şehir, bu depremde, fazlasıyla zarar görür. Türkler ve Hıristiyanlar, o ana kadar birlikte yaşarken, depremden sonra, bir kısım Hıristiyan halk, başka yerlere göç ederler, daha sonra zaten bugünkü Yenice kasabası kurulur.

Çam ağaçlarıyla bezeli bir dağın eteklerinde kurulan Buldan, 1847 yılında, Aydın iline bağlı bir ilçe olarak görülür. 1883 yılında ise, Denizli’ye bağlanır.

Buldan isminin ortaya çıkışı: Buldan isminin kökeni Türkçe “Buladan” sözcüğünden gelmedir. Anlamı ise: çınar ağacıdır. Buldan ilçesindeki, çınar-kestane ağaçlarının bolluğu ve tarihi belgelerde ve yazışmalarda “boladan, buladan” şeklinde bir ismin yer alması ve bu ismin, değişerek günümüze “Buldan” olarak geldiği düşünülmektedir.

GENEL

İlçe, dağ yamacında kurulmuştur. En yüksek noktası: 1151 metre yükseklikteki, Geleyli Tepesidir. İlçedeki ormanlar, iki büyük yangınla yok olmuştur.

Denizli ilinin, en gelişmiş ilçelerindendir. İklim bakımından değerlendirildiğinde: yazları sıcak ve kurak, kışların ılık ve yağmurlu geçtiği görülür. Hiç kar yağmaz, don olaylarına rastlanmaz. İlçenin üç tarafı dağlarla kaplı olduğundan, sert rüzgarlara rastlanmıyor.

İlçe halkının ana geçim kaynağı: dokumacılıktır. Yörede ağırlıklı olarak: Buldan bezi, havlu, bornoz, ham bez (Amerikan), Halep işi masa örtüsü, yatak örtüsü, perdeye dönüştürülebilen bezler ve ipek işlemeler üretilmektedir.

Her yıl, Haziran ayının ilk haftasında, 3 gün süreli “Dokuma Kültür ve El Sanatları Festivali” düzenleniyor. Zamanınız uygunsa, mutlaka buna katılmalısınız.

BULDAN MADEN SUYU

İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta, 2 ayrı çeşmeden akmaktadır. Soğuk ve sıcak olarak ,dakikada 25 litre su çıkıyor. Suyun sıcaklık derecesi: 19 derecedir. Deniz seviyesinden 600 metre yükseklikteki bir rakımdan çıkan su: sindirim sistemi ve karaciğer işlevleri üzerinde, olumlu etkileriyle gündeme geliyor.

DOKUMACILIK-TEKSTİL

Buldan ve yöresinde: dokumacılık özellikle bugünkü Buldan’a çok yakın uzaklıkta bulunan “Tripolis” kentinde yaşayan halkın başlıca geçim kaynağıydı. Bu nedenle, Türklerin, dokumacılığı, Bizanslılardan öğrendiği rivayet edilmektedir. Ben buna  pek inanmıyorum, çünkü göçmen olarak gelen kültür, geldikleri yerde yoğunlukla kullandıkları dokumacılığı birlikte getirmiş olsalar gerek, belki kullandıkları yöntemlerde bir kısım değişikliklere gitmiş olabilirler.

Her şey bir yana: Osmanlı devletinin kuruluşundan sonra, sarayın dokuma ihtiyacının bir kısmı, Buldan’dan sağlanmıştır. Bugün Topkapı Sarayı/Müzesinde görüldüğü üzere: Ertuğrul Gazi’nin içliği, Barbaros Hayrettin’in şalı, Genç Osman’ın gömleği: Buldan bezinden dokunmuştur.

1779 yılına kadar, Buldan’da, dokumacılık: ilkel tezgahlarda yapılıyordu. Bu tarihten sonra: Buldan bezi gibi dokumalar yapılmaya başlanır. 1900’lü yılların başlarından itibaren, yeni dokuma tezgahları yöreye getirilerek, bu tezgahlarda: pamuklu, ipekli kumaşlar dokunmuştur. 1951 yılından sonra ise, motorlu tezgahlar kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde: ipekli türdeki ince kumaşlar, peştamal, üstlük örtü türü dokumalar; halen el tezgahlarında, diğer türler ise, motorlu tezgahlarda dokunmaktadır.

Dokuma boyacılığında ham madde olarak: ayva çekirdeği, nar kabuğu, ceviz yaprağı ve meşe palamudu kullanılıyor. Peştemaller: ipekli ve pamuklu olarak dokunuyorlar. Bu peştemaller: önceleri, kadınlar tarafından, sokağa çıkarken, elbiselerinin üzerine, bele bağlanarak kullanılırmış. Günümüzde ise, sehpa ve masa örtüsü olarak kullanılıyor. Çarşaflar: tek ve çift kişilik olarak, yatak ve yorgan için ayrı ebatlarda, ipekli ve pamuklu olarak dokunuyor. Daha önceleri, çarşaf olarak kullanılan, ipekten dokunan “Hoşgör”, günümüzde, bez türü olarak kullanılıyor.

1893 yılında: eni 30-60 cm. arasında değişen Buldan Bükülü bezi, özellikle iç çamaşırı üretiminde kullanılırmış. 1930 yıllarında, Gramofon adını alan bu bez, düz renkli ve çizgili-kareli olarak dokunmaya başlamış. Hatta, dönemin İzmir Valisi tarafından, bütün okullarda, bu tür bezden yapılan formalar, okul forması olarak kullanılmış. 1970’li yıllarda ise, bu bezler, özellikle: Almanya, Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerine ihraç edilmiş.

Günümüzde, Buldan Bezleri: evlerimizin her köşesinde olduğu üzere, gömlek, bluz, etek, pantolon, şort gibi kıyafetlerin yapımında da kullanılıyor. Buldan bezinde: geometrik bitkisel desenler kullanılır. Lale, karanfil gibi çiçek dalları, özellikle 16.yüzyılda yoğun olarak kullanılmıştır. Renklerde ise: kırmızı, sarı ve beyaz hakimdir. Kırmızı renkli bezler, bayrak yapımında, diğer renkler ise  sarık ve iç çamaşırı yapımında kullanılırlar.

Denizli Buldan Bezi

BULDAN BEZİNİN DOKUNMASI-ÖZELLİKLERİ

Pamuk ipliğinin dokunması için, öncelikle “hamının alınması” denilen bir işlemden geçirilmesi gerekir. Daha sonra, sıra boyama işlemi var. Buldan bezinin sırrı da aslında, bu boyama işlemindedir. Yukarıda sözünü ettiğim gibi: ceviz yaprağı, meyan kökü, mazı, defne, palamut, soğan kabuğu, kestane ve çehriden yapılan doğal boyalar: “yeminli boya” olarak adlandırılır. Çünkü: yörede, her ustanın boya yapma tekniği kendine özgüdür ve sır gibi saklanır. Buldan Bezinin başlıca özelliği: yani tek olmasının nedeni: biraz da bundandır. Yani: boyama işi, her usta tarafından ayrı teknikle yapılır ve bu tekniği asla başkasına söylemezler, yeminlidirler.

Boyandıktan sonra kurutulan iplikler: yine geleneksel yöntemlerle, el çıkrıklarında bobinlere sarılırlar. Son aşamada, el tezgahlarında, hünerli ellerde: peştamal, çarşaf, havlu, Buldan bükülüsü, el bezi ve mendile dönüştürülüyor. Neden hala el tezgahlarında üretiliyor? Çünkü: ilmek ilmek dokunan Buldan bezleri, fabrikalarda üretilenlerden daha sağlam ve uzun ömürlü oluyor.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Buldan ilçesinin en meşhur lezzeti: Balcan-Soğandır. Çiğ patlıcan, yeşil biber, soğan, domates, peynir ve nar ekşisiyle yapılıyor ve yufka içine konularak, dürüm yapılarak yeniliyor.

NE SATIN ALINIR

Söylemeye gerek var mı, Buldan’da satın alabileceğiniz o kadar çok çeşitli: tekstil ürünü var ki, burayı gezip te bir şeyler satın almamak çok zor.

GEZİLECEK YERLER

Denizli Buldan Süleyman Yaylası ve Yayla Gölü

SÜLEYMANLI YAYLASI VE YAYLA GÖLÜ 

İlçe merkezine, 8 km. uzaklıktadır. Güzel bir yolu var. Geniş düzlük bir alan. Bu alanın içinde ise, büyük bir göl var. Gölün içi ise, tamamen sazlıklarla kaplı. Rakım: 1150 metre. Gölün çevresinde ise, karaçam ormanı var. Göl, göçmen kuşlarının uğrak yeri. Burada: beyaz ve kara leylek türlerini görebiliyorsunuz.

Göl kenarında: bir otel var. Otelde, 6 oda ve 18 yatak kapasitesi bulunuyor. Ayrıca, bir lokanta var. Burada: konaklamak ve restoranlarda göl manzarası eşliğinde yemek yemek mümkün.

Yayla bölgesinde : 2 çeşme ve 10 piknik ocağı bulunuyor. Hafta sonlarında, 500 civarında ziyaretçi bölgeye geliyor.

Kamp kurmak için gayet uygun bir alan.

Ben gittiğimde buraya çıktık. Yol her ne kadar dönerek, yokuş yukarı çıkmak suretiyle biraz zaman alsa da, yukarı çıkıldığında, yani yaylaya varıldığında, buradaki restoranlardan birinde, güzel bir balık yemeği yediğimizi hatırlıyorum. Ancak, pek kalabalık değildi, yani nispeten sakin ve boş bir yer olarak hatırlıyorum.

Denizli Buldan Tripolis antik Kenti

TRİPOLİS ANTİK KENTİ

İlçenin, Yenice kasabasıyla, Menderes nehri arasındaki bir yamaç üzerinde kuruludur. İlçe merkezine 16 km. uzaklıktadır. Kent: kurulduğu dönemde komşusu olan kentlerden, Laodikeiya: 30 km. ve Hierapolis’e: 20 km. uzaklıktadır.

Kentin kuruluş tarihi ve kuranlar hakkında, bilgi yok. Ancak, Lidya şehirlerinden biri olduğu ve kuruluştaki isminin:  Apollonia olduğu sanılmaktadır. Sikkelerini bu adla basmıştır. Bazı bilim adamları da, buna dayanarak, kentin “Attaloslar” tarafından kurulduğunu söylemektedirler.

Bunların yanında, kentin adının: kentin kurucusu olarak kabul edilen Pergamon kralı I. Attalos’un karısının ismi onuruna verildiği de düşünülmektedir. Roma İmparatoru Augustus döneminde: kentin adı “Tripolis” olarak anılmaya başlanır ve sikkelerde bu isim kullanılır.

Kuruluşundan sonraki dönemlerde, Roma ve Bizans egemenlikleri ve mimari yapılaşması görülüyor. En önemli dönemlerini: Romalılar zamanında yaşamıştır. Kentin esas kuruluş amacı: askeridir. Çünkü: doğudan gelebilecek olan saldırılara karşı askeri üs olarak kurulmuştur.

Denizli Buldan Tripolis Antik Kenti

Kent: MÖ.2’nci yüzyıl sonlarında, birçok deprem ve savaşlara sahne olmuş ve bunların sonunda tahrip edilerek, yok olmuştur. Roma döneminde yaşanan gelişim, Bizans döneminde, yerini gerilemeye bırakmıştır. En son olarak, 1354 yılında büyük bir deprem olmuş ve halkı, çevre yerleşim yerlerine göç etmiştir.

Denizli Buldan Tripolis Antik Kenti

Günümüzde, burada görebileceğiniz kalıntılar şunlar:

Tiyatro:

Roma mimari tarzıyla yapılmıştır. Üç bölümden oluşmaktadır. Cavea: oturma kademeleri, büyük mermer taşlardan, orkestra bölümüne doğru yapılmıştır. Kapasitesinin, yaklaşık 8 bin kişi olduğu düşünülmektedir. Sahne ve sahne binası: harap durumdadır. Sahne binasına ait, istinat duvarlarının çok az bir kısmı yüzeyde görülüyor.

Hamam:

Tiyatronun 200 metre batısındaki bir düzlük üzerinde bulunuyor. Sur duvarının dışındadır. Tipik, Roma hamamı özelliklerindedir.

Kale ve Surlar:

Kent, Bizans döneminde surlarla çevrilmiştir. Bu surlar, yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir. Surlar: Tiyatroya bitişik olarak devam eder, kentin kuzeyinde, en yüksek tepede, kule ile birleşir. Kule: hem savunmaya ve hem de gözetlemeye yönelik olarak yapılmıştır.

Nekropol:

Kentin doğu ve güney yamaçlarında nekropol alanları ayrılmıştır. Dik ve meyilli tepelerin, sarp kayalıklar bölgesinde: kayaya oyulmuş, kaya mezarları var. Ayrıca, lahit mezarlar da görülüyor.

YENİCE KAPLICALARI

İlçe merkezine, 16 km. uzaklıkta, Yenice kasabasındadır. Denizli-İzmir kara yolundan ayrılarak, stabilize bir yol ile, buraya ulaşılır. Yol, Tripolis harabelerinin yanından geçmektedir. Suyun sıcaklığı: 44 derecedir. Suyun birleşiminde ise: hidrokarbonat, sülfat, sodyum, kalsiyum iyonları bulunuyor.

Kaplıca sularının iyi geldiği düşünülen hastalıklar şunlar: romatizma, kalp-damar sertlikleri, deri hastalıkları.

Denizli Buldan Kestane Deresi

KESTANE DERESİ

İlçe merkezine, 1 km. uzaklıkta, batıda, yeşillikler arasında bir piknik yeri. 1967 yılında burası yapılandırılmış, bu çalışmalarda: bir çay bahçesi ve restoran açılmış ve bu tesisler, yerli ve yabancı turistlere hizmet veriyor.

Denizli tanıtımı.

Pamukkale tanıtımı.