Sinop Erfelek

13.735 kişi okudu!

erfelek.tatlıca şelaleleri.1

Özellikle: Tatlıca Şelaleleri nedeniyle, son yıllarda, Karadeniz gezi turlarına katılan bu şirin ilçemiz de, bu şelalelere ulaşmak biraz zahmetli, bunu kesinlikle dikkate alın, bunun dışında, buraya yolunuz düşerse, kestane balı almayı sakın ama sakın unutmayın. Tabii orjinali bulursanız veya fiyat uygun olursa. (fiyat, kilosu 120 TL. civarındadır.)

ULAŞIM:

Sinop iline ulaşan ana yollar üzerinde bulunmaması olumsuz. Ancak: il merkezine yakın bulunması avantaj. Evet: Erfelek’in il merkezine uzaklığı: 26 km. dir. Sinop il merkezinden buraya ulaşmak için yolun büyük bölümü gayet güzeldir, ancak son 8-10 km lik bölüm, bir barajın çevresinden dolaşarak gidiliyor, burada yol dar ve virajlı yani sıkıntılıdır Bir de, buraya vardığınız da otopark sıkıntısı çıkıyor, gerek çevreden gelenler ve gerekse yerliler nedeniyle burası çok kalabalık oluyor, benden size öneri, buraya erken saatlerde gidin, yoksa asla ne arabanızı koyacak otopark ne de oturacak bir sandalye bulamazsınız. Zaten otopark diye ayrılan yer de tam bir kepazelik, büyük taşların bulunduğu saçma sapan bir otopark, inanılır gibi değil. Son bir not, dönüş için Ankara istikametine gidecekseniz, ilçe merkezinin içinden geçen yolu takip edin, aksi halde yolunuz çok uzar.

erfelek.tatlıca şelaleleri.5

GENEL:

Yukarıda belirttiğim gibi buraya ulaşmak biraz zahmetli, birçok şelale olduğu söyleniyor ama ilk vardığınız yerde sadece bir tane şelale göreceksiniz. Bu bölümde, restoranlar ve kafeler var, zaten turların büyük çoğunluğu, burada erken saatlerde sabah kahvaltısı veriyorlar, siz de burada bir çay veya kahve molası verebilirsiniz, fiyatlar aşırı uçuk değil, onun dışında buraya piknik yapmaya geliyorlar. Evet, birinci şelale hemen burada, uzunca ve dik merdivenlerden çıktığınızda ikinci şelaleyi görüyorsunuz, hava sıcak ve ortam nemli olunca, daha fazla çıkmak, diğer şelalelere gitmek gerçekten güç istiyor, tercih sizlerin.

Evet: Erfelek’in eski ismi: Karasu. Çünkü: Karasu çayının, 25-30 metre yakınında kurulmuş. Bu nedenle: yaklaşık 80 km. uzunluğunda olan bu çay, zaman zaman taşarak, ilçe merkezinde yaşayanlara sıkıntı yaratıyor.

İlçe merkezi, tepeler arasında kurulduğu için; çevreden görülmüyor. Yalnız: Sinop-Ayancık kara yolunun, İyice Meydan Mevkiini geçtikten sonra, Sakarabaşı yakınlarından, kuş bakışı görmek mümkündür. İlçenin: rutubetli ve yağışlı bir iklimi var. En soğuk ay: Şubat, en sıcak ay ise: Temmuzdur.

Yerleşim yerinin: Cumayanı adını alması nedeniyle, her hafta Cuma günleri, ilçe merkezinde pazar kurulur. Cuma günleri; çevre köylerin tamamı ilçeye iner, çarşı ihtiyacını karşılar, resmi dairelerdeki işlerini görürler. Varsa, ürünlerini satarlar.

İlçede, her yıl Temmuz ayının ilk pazar günü: Tatlıca şelalelerinde, doğa şenlikleri düzenlenir. Bu şenlikler boyunca: doğa yürüyüşü, yüzme, güzellik yarışmaları gibi, birçok dalda yarışmalar düzenlenir.

İlçede: her yıl, Eylül ayı içinde, bir hafta süreli: Hayvan ve Emtia panayırı düzenlenir. İlçe Belediyesi tarafından düzenlenen bu panayırda, hayvancılığı teşvik için, her cins ve ırktan, büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yarışmaları, halk konserleri, söyleşi ve paneller ile yörenin en büyük karakucak güreşleri  düzenleniyor.

erfelek.tatlıca şelaleleri.4

Erfelek, ilçe merkezine geldiğinizde, bir ilçeden çok, bir köye geldiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak: burada, muhteşem manzara yaratan şelaleler var ve birçok insan, bu şelaleleri görmek için, buraya akın ediyor. Erfelek içinde: çarşıdan, kestane balı almanızı öneririm. Çünkü: kestane balı, birçok derde deva olduğu dünya çapında haklı olarak ünlenen anzer balından aşağı kalır yanı olmadığı, bilim adamlarınca tescil edilmiş.

Evet, Erfelek, kestanesi ile ünlü. Çünkü: kestanenin kendine özgü lezzeti var ve piştikten sonra iç kabuğundan kolayca ayrılıyor. Olgunlaşan kestaneler, uzun sırıklarla, ağaçlara çıkılarak silkeleniyor.

Ayrıca: ilçe merkezinde, Abanoz Mahallesi denilen bir yer var. Burada: asma köprü, çelik halatlar üzerinde duruyor. Abanozlular, ürkütücü köprüden, hayvanlarını geçirebilmek için, eşekle önden gidiyorlar.

 

      

GEZİLECEK YERLER:

Evet, tabelaları takip ederek; şelaleleri bulabilirsiniz. Sonrasında ise: aracınızı park edip, başlıyorsunuz tırmanmaya. Tırmanış boyunca; irili-ufaklı birçok şelale geçiyorsunuz. En tepeye ulaştığınızda ise, sizi bir çay bahçesi karşılıyor. Ufak bir moladan sonra; aşağı doğru iniş başlıyor. Aşağıda: temiz bir lokanta var. Burada: bu muhteşem ortamda güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Yanında: açık ayran öneriyorum. Bu arada: şelalelere tırmanmaya niyetli olanların: altı kaymayan ayakkabıları olması şart. Ancak: her koşulda dikkatli olmak şart. Yöre halkı: şelalelere: Yedibasamak ve Deliktaş gibi isimler takmış.

Evet; işte böyle. Tatlıca Şelaleleri hakkında: şimdi daha genel ve ayrıntılı bilgiler vermek istiyorum.

   

TATLICA ŞELALELERİ:

İl merkezine uzaklık: 42 km. dir. Erfelek ilçesi Tatlıca köyü sınırları içindedir.

Bu şelaleler: aynı vadi içinde sıralanmış, 28 irili-ufaklı şelaleden oluşur. Bu özelliği ile: dünyada benzeri yoktur.

Dar ve 2 km. uzunluğundaki vadi içinde; şelaleler yanından ve kayın ormanları içinde, çok güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz. Bu yürüyüş, yaklaşık 2 saat sürer.

Şamı; şelalelerin aktığı vadide, eski su değirmeni. Şelalelere adını veren Şamı (Tatlıca) köyüne ait. Eski değirmen: 1.5 kilometreyi aşan şelale tırmanışınız için, kriter noktanız. Şelalelere tırmanarak değirmene ulaştığınıda, yolu yarılamış sayılırsınız. Geri dönmek isteyenler için, değirmenden, aşağıdaki patikaya inmek mümkün. Değirmenden sonra, vadi daha da sarplaşıyor ve zorlaşıyor.

Yola devam ederseniz: kayın, ıhlamur, gürgen ve meşe ormanından, gökyüzünü göremeyeceğiniz, dar Şamı Vadisi: Karasu üzerine kurulan baraj çalışmaları sırasında keşfedilmiş. Şelaleler: bazen, döküldükleri noktalarda, 4-5 metre derinliğinde ve rengarenk gölcükler oluşturuyorlar.

Vadide: zaman zaman, küçük kollara ayrılan su, birleşip aynı gölcüğe dökülürken, muhteşem görüntüler sunuyor. Soğuk suların uğultularla döküldüğü, Şamı Şelalelerinin her biri ayrı şekilde. Sonbaharda dahi, su seviyesi düşmüyor.

Bölge: doğal SİT alanı olarak koruma altına alınmıştır. Burada: trekking, piknik, gezi ve av turizmi yapmak mümkündür.

Sinop Ayancık

16.857 kişi okudu!

ayancık.çamurlu plajı.1

Burası: tam bir sahil kasabası havasındadır. Tertemiz yolları, düzenli yerleşimi, çay bahçeleri, plajları, motelleri ve sevimli çarşısı uzun uzun gezebileceğiniz bir yer. Çarşıyı gezip: fırından bir mısır ekmeği alın ve sahildeki çay bahçelerinden birine oturup, çayınızı içerken, denize giren çocukları seyredin. Daha ileride: ünlü Çamurca Plajına gidebilir, Karadeniz’in sularında gönlünüzce yüzebilirsiniz. İlçe merkezindeki iskeleden de denize girenler görülüyor.

   

ULAŞIM:

Ayancık: Sinop il merkezinin deniz kıyısındaki ilçelerinden biri. İl merkezine uzaklığı: 56 km. Ulaşım problemli değildir. Ayancık-Boyabat kara yolu uzaklığı: 56 km. ve Ayancık-Türkeli kara yolu uzaklığı ise: 36 km. dir.

 

      

GENEL:

Kıyı şeridi: Ayancık yerleşimi çevresinde, iri çakılla kaplı ve uzunluğu fazla olmayan bir kıyı bandı var. Bu kıyı bandı: denizden yararlanma için uygundur. Ancak: iklim olarak, Temmuz ve Ağustos düşünülmelidir.

Şehir yerleşiminin batısında, 1.5 km. uzaklıkta: Çamurca plajı ve koyu vardır. Burada: Kızılay kamp yeri bulunuyor. Özellikle: çocuklu aileler ve gençler tarafından tercih ediliyor. Çamurca mevkiinin 2 km. batısında ise: Kuğu Yalısı koyu var. Burası: hem deniz ve hem de ormandan yararlanmak için ideal bir yer. Sakin bir tatil geçirmek isteyenlere öneririm.

Ayancık’ta: yöre mutfağı: özellikle “keşkek” üzerine kurulmuş. Bölgenin en tanınmış yemeklerinden olan keşkek: etli veya etsiz dövülmüş mısırın, kuru fasulye ile pişirilmesiyle yapılan, lezzetli bir çorbadır. Genellikle: Hıdırellez kutlamalarında yapılıyor. Bunun dışında: mayalı bir çörek çeşidi olan Nokul, bir çeşit mantı olan Kulak, Saç Böreği. Evet: Ayancık’a yolunuz düşerse, bunları denemenizi öneririm. Özellikle; kulak.

Bu arada: Ayancık nüfusuna kayıtlı ünlüler var. Bunlar arasında: Ajda Pekkan ve ünlü yazar Ömer Seyfettin sayılabilir.

 

   

GEZİLECEK YERLER:

ayancık.eski evler.+

ESKİ AYANCIK EVLERİ:

İlçede, şehir mimarisi: 1’nci Dünya Savaşı öncesi, bölgede yaşayan Rumlar ve daha sonraları, Kereste Fabrikası kuran Belçikalılardan etkilenmiştir. Özellikle: ilçenin iç kesiminde ve sahilin bazı yerlerinde inşa edilen, taş evler, tipik Rum, Yunan mimarisi örnekleridir. Bugün hala ayakta kalanların bir çoğu kullanılmaktadır. Bu evler: iki kat üzerine alınlarına süslemeler ve kemerler yapılarak inşa edilmiştir.

Belçikalıların mimari tarzından etkilenerek yapılan ahşap evler ise, genellikle, sahil kesimindedir. Bu evlerin tüm malzemesi: ahşap olup, genellikle iki katlı, içten merdivenli ve bahçeli evlerdir. Kereste Fabrikasını kuran Belçikalılar ve Almanların, fabrika arazisi üzerine yaptıkları lojmanlar ve işçilerin yaşadığı koloni evleri, bunlara verilebilecek örneklerdendir.

ayancık.kilise.+

AYANCIK KİLİSESİ (ESKİ CEZAEVİ):

Yalı mahallesinin, sahil kesiminde bulunuyor. Eski bir kilise. Yıllarca cezaevi olarak da kullanılmış. 1885 yılında inşa edilen (Osmanlının son dönemlerinde ) bir yapıdır. Günümüzde; Belediye tarafından, bir kültür merkezi haline getirilmesine çalışılıyor.

ayancık.isfehan limanı.1

İSTİFAN LİMANI:

Henüz herhangi bir araştırma yapılmamış. Ancak: Pontus krallarına ait kaya mezarlarının bulunduğu, İstifan (Çaylıoğlu) köyü sınırları içinde bulunuyor.

ayancık.istifan kaya mezarları.1

İSTİFAN KAYA MEZARLARI:

Burada da henüz bir araştırma yapılmamıştır. Pontus krallarına ait olduğu sanılan kaya mezarları, İstifan köyü sınırları içinde bulunuyor. Kaya mezarları: paphlagonia tipindedir. Mezar odalarının cepheleri: anıtsal cephe mimarisinin özelliklerini taşır. Liman çalışmaları sırasında atılan dinamitlerle, giriş kısmı kapanmıştır.

ayancık.istifan sulu kilisesi.1

İSTİFAN SULU KİLİSESİ:

Halen toprak altındadır. İçi toprak ve su doludur. Galerilerinden biri, toprak üstündedir. Halk: içinin su  dolu olması ve çevresinin de su kaynağı yönünden zengin olması nedeniyle: sulu kilise demektedir. Herhangi bir kazı çalışması yapılmamıştır. Meraklı  define avcılarının uğrak yeridir.

ayancık.akgöl.3

AKGÖL YAYLASI :

Yayla turizmi merkezidir. Ayancık-Boyabat asfalt yolunun 40 nci km. de, ana yoldan ayrılıp, 5 km. gittikten sonra ulaşılır.  Burası: 110 metre yükseklikte, sık çam ormanları içinden bulunan yapay bir gölet ve orman işletmesinin günübirlik tesisleri var. Ayrıca: burada kamp yapmak mümkün.

inaltı

İNALTI MAĞARASI:

Akgöle: 6 km. uzaklıktadır. Ayancık ilçesine ise, 35 km. uzaklıktadır. 1070 metre yükseklikte. İnatlı köyü yakınındadır. Ulaşım: toprak, ancak manzaralı bir yolla sağlanmaktadır. Köy ile mağara arası uzaklık: yaklaşık 400-500 metre olup, eğim oldukça fazladır. Yani: ulaşım zor.

Mağara: geniş ve yüksek bir girişle başlıyor. 350-400 metrelik kısma kadar, bu özelliğini koruyor. Mağaranın genişliği: 3-6 metre, yüksekliği ise; 5-25 metre kadar. Büyük bir tünel şeklinde devam ediyor. İlk 350-400 metrelik bölümde; mağara oluşumları açısından, duvarlarda travertenler ile, yer yer küçüklü-büyüklü sarkıtlar bulunuyor. Mağaranın toplam uzunluğu: 700 metre. Ancak: 400 metreden sonrası, sulu ve çamurlu.

Mağara halkın ziyaretine açıktır. Mağara içi aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.

ayancık.çangal dağı.1

ÇANGAL:

Ayancık-Kastamonu kara yolunun 25 km. den, 3 km. içeri girilerek ulaşılır. Orman içinde, açıklık alanda kurulmuş bir yerleşim yeridir. Burada: Orman İşletmesine ait idare binaları, misafirhane ve lojmanlar var. Binalar: tek katlı olup, arazi üzerinde dağınıktır. Küçük bir tatil köyü havası yaratılmıştır. Bu tesisler: 1930’lu yıllarda: burada, Ayancık Kereste Fabrikasını kuran Belçikalı ve Almanlar tarafından yapılmıştır. Burada: kış turizmi, av ve dağ turizmi yapılabilir.

Samsun

23.656 kişi okudu!

Türkiye’nin en gelişmiş, on ilinden biri. Türkiye’nin 7.büyük ilidir. Sahili, yolları ve Üniversitesi, şehre bambaşka bir güzellik katıyor. Temmuz 2017 tarihinde bu şehirde bulunduğum sırada “İşitme Engelliler Olimpiyat Oyunları” düzenleniyordu. Bu konuyla ilgili en ilgimi çeken husus: oyunların düzenlendiği stadyumun hemen karşısında, yamaçlarda yer alan evlerin dış cephelerinin olimpiyat renklerinde, pastel renklerinde boyanmış olmasıydı ki, güzel bir görüntü yaratılmıştı.

ULAŞIM:

Samsun’da: Samsun Çarşamba hava alanı var ve bu alandan, her gün, THY ve özel hava yolu şirketlerinin uçakları ile, birçok kente hava yolu ulaşımı sağlanıyor. Bu havaalanının kent merkezine uzaklığı: 19 km.

Bunun dışında: demiryolu, denizyolu ve elbette karayolu bağlantısı var. Sonuçta, Samsun, Karadeniz bölgesinin en önemli ulaşım ağını oluşturuyor.

Belli başlı merkezlere uzaklık şöyle: Samsun-Ankara arası uzaklık: 419 km. Samsun-Bursa arası uzaklık: 748 km. Samsun-Erzurum arası uzaklık: 560 km. Samsun-İstanbul arası uzaklık: 737 km. Samsun-İzmir arası uzaklık: 998 km. Samsun-Kayseri arası uzaklık: 452 km. Samsun-Konya arası uzaklık: 643 km. Samsun-Trabzon arası uzaklık: 333km.

TARİH:

Samsun tarihi süreci incelendiğinde: günümüzdeki şehir merkezi ve Kızılırmak vadisi, Kavak, Tekkeköy, Çarşamba ovası, çok eski tarihlerden buyana, insanlar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Tekkeköy’de bulunan sığınaklarda: bölgedeki ilk insanların yaşadıkları tespit edilmiştir. Merkez Dündar Tepe, Kavak Kalenderoğlu ve Bafra İkiztepe de: sürekli olarak, yaşamın sürdürüldüğü ve iskan faaliyetlerinin bulunduğu, yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkmıştır.

İl sınırları içinde: devlet kurarak yaşayan ilk topluluk ise: Gaşkalar. (MÖ.5000-3500) Daha sonra: Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Miletliler bölgede görülmüştür. Özellikle: Lidyalılar  döneminde: bölgede: Enete isimli bir site kurulduğu görülür. Miletliler ise, daha sonraki süreçte, Ege’den gelerek Enete bölgesine yerleşmişler ve buraya “Amisus” veya “Amisos” ismini vermişlerdir.

Bölge: takip eden süreçte, Perslerin eline geçer. Daha sonra ise, Büyük İskender. Ama, Büyük İskender’in ölümü ile, Amisos bölgesinde, Pers kökenli, Kont krallığı kurulur. (MÖ.255-63). Amisos, kont krallığının başkenti olur. Daha sonra: Romalılar bölgeyi ele geçirir. Ama: Roma imparatorluğunun ikiye ayrılması ile, bölgede Bizans hakimiyeti başlar.

1185 yılında, Anadolu Selçukluları bölgeyi ele geçirirler. Amisos ismi ise, değiştirilerek “Samsun” olarak kullanılmaya başlanır. Haçlı seferleri sonunda, Trabzon’da kurulan, Trabzon Pontus İmparatorluğu, Samsun’u da gele geçirir. Bu aradaki dönemde, Cenevizliler, 100 yıl kadar, Karadenizdeki ticareti, Samsundan yönetirler. Bu dönemde: şehir iki bölümden oluşur. Müslüman Türklerin yaşadığı yer; Müslüman Samsun ve buraya 3 km. uzaklıktaki Ceneviz ticaret sitesine ise: Gavur Samsun denir.

1389 yılında, Yıldırım Beyazıt, Samsun’u Osmanlı topraklarına katar.

Tarihi süreç içinde, takip eden dönemde, Samsun tarihinin en büyük olayı meydana gelir. 9.Ordu Müfettişi olarak, Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 tarihinde, Samsun’a çıkar ve ulusal kurtuluş hareketi başlar.

GENEL:

Samsun: Karadeniz sahil şeridi bölgesinde, Yeşilırmak ve Kızılırmak nehirlerinin Karadeniz’e döküldükleri deltalar arasındadır. Bu delta alanı: yurdumuzun tarımsal potansiyeli en yüksek bölgelerini oluşturan: Bafra ve Çarşamba ovalarını bulundurur.

Samsun: genellikle, ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, şahil şeridi ve iç kesimlerde, iki farklı iklim görülür. Sahil şeridinde: yazlar sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. İç kesimlerde ise: dağların yükseklikleri, iklimi de etkiler. Kışlar soğuk , yağmur ve kar yağışlı, yazlar ise serin geçer. Burada size ilginç bir not iletmek istiyorum. Samsun, gerçekten iklim özellikleri bakımından, benzersizdir. Aynı gün içinde, havanın birkaç değiştiği görülebilir. Bazı dönemlerde, kış ortasında yazdan kalma günler yaşanabilir. Sahil şeridinde, karla kaplı gün sayısı: yıl içinde, 2-3 günü geçmez. İç kesimlerde ise, kar yağışı o kadar yoğundur ki, çoğu kez ulaşımı bile olumsuz etkilediği görülür.

İl’in ekonomik alt yapısını: sanayi, hayvancılık ve turizm oluşturur. Öne çıkan tarımsal ürünler: buğday, tütün, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, fındık, çeltik ve sebzedir. İstihdam gücünün: büyük çoğunluğu tarım sektöründe çalışmaktadır.

Turizm olarak düşünüldüğünde ise: ekonomik yapılaşmada her ne kadar turizmin önemi nisbeten az ise de: il merkezinde ve çevre yerleşim yerlerinde, gezip görülmeye değer tarihi ve turistik tesisler bulunuyor. Yaz aylarında özellikle deniz turizmi öne çıkıyor ve kış aylarında ise av turizmi değerlendiriliyor.

 

SAMSUN ULUSLAR ARASI HALK DANSLARI FESTİVALİ:

Milli Fuar bünyesinde, her yıl Temmuz ayının ikinci yarısında, iki hafta süreli olarak yapılıyor. İlk düzenlendiği tarih: 1986. Çeşitli ülkelerden (25 ülke) ve yurtiçinden davet edilen halk oyunları ekipleri katılıyor. Festival süresince: gün içinde, Samsun’un değişik mahallelerinde: gösteriler, akşamları ise Doğu Park Amfi Tiyatro ile belirlenen diğer yerlerde, ücretsiz halk gösterileri  düzenleniyor. Son gün ise, final düzenlenerek, dereceye giren ülkelere hediyeler veriliyor. Güzel bir organizasyon.

19 MAYIS GENÇLİK KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ:

Her yıl: 16-19 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor.

ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ:

1975 yılında kurulmuştur. Merkez yerleşke: Samsun merkezdedir. Üniversite: Tıp, Mühendislik, Diş Hekimliği, Fen-Edebiyat, Ziraat, İlahiyat, Eğitim, İktisadi ve İdari Bilimler, Veteriner ve Hukuk Fakülteleri olmak üzere, toplam 10 fakülte ve 1 konservatuvardan oluşuyor.

 

AMAZONLAR:

Amazonlar: efsanevi kadın savaşçılar olarak biliniyorlar. Bunlar: Thermedon Çayı yakınlarında kurdukları: Themiskyra kentinde yaşamışlardır. Daha iyi ok atabilmek için, bir gögüslerini kestikleri, çeşitli kaynaklarda yazılı olan ve birçok efsanevi hikayede isimleri geçen bu savaşçılar için, her yıl Terme ilçesinde, festival düzenleniyor.

 

NE YENİR:

Samsun’da, balık yemeği düşünürseniz: mevsimine göre: hamsi, barbunya, istavrit, kefal, mezgit, çinekop, palamut ve kalkan balığı yiyebilirsiniz. Diğer yemek cinslerinde ise: yoğun olarak: yer pancarı, mısır, kara lahana ve hamsi katılarak yapılan yemekler öne çıkıyor. Tüm bunların yanında: “Karadeniz” adıyla bilinen “Samsun Pidesi” buranın ve özellikle: Bafra ve Terme ilçelerinin en büyük damak tadı yiyeceği.

Bir de: Ladik ve Kavak ilçelerinde: kaz ile yapılan ve yoko (tirit) ismi verilen bir yemek çok meşhur.

Sonuç olarak: Samsun’da mutlaka “tirit” yemelisiniz. Bir de: özellikle Pazar günleri kahvaltılarına konu olmuş olan dünyaca ünlü “Samsun pidesi” yemelisiniz.

 

NE SATIN ALINIR:

Samsun el sanatları denilince akla şunlar gelir: halı, kilim, bez dokumacılığı, taş işçiliği, oya, kunduracılık, bakır işlemeciliği, hasır dokumacılığı, zembil örücülüğü, çorap, kuşak dokumacılığı, ağaç oymacılığı. Günümüzde, bazı köylerde, üretim yapılmaktadır.

Bunun dışında: Samsun’da, bu yöreye has, çok çok orijinal bir şey satın almak pek mümkün değil.

 

GEZİLECEK YERLER:

 

ATATÜRK ANITI:

Samsun il merkezinde, Hükümet Konağı yanındaki şehir parkı içindedir.

Samsun ilinin simgesidir. Dünya’da ikinci konumdadır. Şaha kalkmış at üzerinde, asker giysileriyle, Büyük Önder Atatürk canlandırılmıştır.

Avusturyalı heykeltıraş: Heinz Kreppel tarafından: 1928-1931 yılları arasında yapılmıştır. Bu sanatçının diğer eserleri: İstanbul Sarayburnu Atatürk Heykeli, Ankara Atatürk Heykeli, Afyonkarahisar Zafer Anıtı, Ankara Sümerbank içindeki Oturan Atatürk Anıtı.

Kaidesinin dört bir tarafında: ulusal kurtuluş mücadelesini vurgulayan figürler bulunmaktadır. İlginç bir not: atın kuyruğu yere değmese imiş: Heykel, Guines Rekorlar kitabına girecekmiş. Gerçekten heybetli ve mutlaka görülmesi gereken bir heykel.

İLK ADIM ANITI:

Atatürk Bulvarı üzerinde bulunuyor. Heykeltraş Hakkı Atamalı tarafından, 1981-1982 yılları arasında yapılmıştır. Atamızın doğumunun 100.yılı anısına yapılmıştır.

Taş blok kaide üzerindeki ilkadım anıtı, dayanışmayı simgelemektedir. Burada, resmi üniforması ile Atatürk ve diğer askeri şahıslar görülüyor. Ayrıca, anıtın iki ucunda da gençliği simgeleyen heykeller var. Anıtın üzerinde ise: “ 1919 senesi, Mayıs’ının 19’ncu günü Samsun’a çıktım.Gazi M.Kemal” yazılı. Üçlü figürü: elinde çelenk tutan genç kız ve güvercin bulunan heykel tamamlıyor.

SAMSUN ARKEOLOJİ-ETNOĞRAFYA MÜZESİ;

Fuar alanında: 19 Mayıs 1981 günü ziyarete açılmıştır. Müze binası: orta salon ve iki yan salondan oluşuyor. Orta salonda: Amisos kentinde ortaya çıkarılan mozaikler sergileniyor. Buradaki en göz alıcı eser olan mozaik taban üzerinde: çeşitli mitolojik sahneler simetrik olarak işlenmiş. Bu mozaik: Roma İmparatoru Alexander Severus (MS.222-235) zamanında yaptırılmış ve MS.5.yüzyıl sonlarında, Bizans döneminde tamir edilmiştir. Mozaik üzerinde: merkezde: Akhilleus ve Thetis’in katıldığı Troya savaşı ile ilgili bir sahne, bu sahnenin dört köşesine yerleştirilmiş panellerde, mevsimleri simgeleyen portreler ve mevsimlerin arasındaki dikdörtgen panellerde Nereidlerv e deniz yaratıkları tasvir edilmiştir. Bu figürlü sahnelerden ayrı olarak, dikdörtgen bir panel de kurban kesme sahnesi işlenmiştir. Söz konusu mozaiğin kalan kısımları, çeşitli geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiştir.

Yine orta salonda: Amisos kentinde ortaya çıkarılan mezar odasında yapılan kazıda ele geçirilen, Amisos hazinesi sergileniyor. Bir erkek, bir kadın ve bir kız çocuğuna ait olan altın takılar (taç, bilezikler, kolyeler, gerdanlıklar, küpeler, düğmeler, elbise süsleri, yüzük vs.) müzenin en göz alıcı eserleridir. Helenistik döneme ait bu eserler, zamanın sanat ve işçiliğini, tüm ihtişamı ile gözlerinizin önüne seriyor.

Orta salonun sağ tarafındaki salonda: Samsun ve çevresinde bulunan eski  dönemlere ait eserler, kronolojik sıraya göre sıralanmış. Bunlar: bronz, kemik, taş ve pişmiş toprak eserlerdir. Branzdan her iki yüzü kabartmalı mızrak ucu, İkiztepe halkının maden sanatında ne kadar ileri bir seviyede olduğunu gösteren örneklerden biridir. Ayrıca: İkiztepe de bulunan, ilk Tunç Çağına ait: ameliyatlı kafatasları da müzenin dikkat çeken eserlerinin başındadır. Bu salonda sergilenen: bronzdan çıplak atlet heykeli (MÖ.5.yüzyıla ait orjinalinin, MS.1.yüzyıla özgü kopyasıdır) müzenin en gözde eserlerinden biridir.

Diğer yan salonda: Samsun yöresinden Müzeye intikal etmiş, etnoğrafik eserler var. Bunlar: bindallılar, peşkirler, cepkenler, para ve saat keseleri, el yazması Kur-anlar, süs eşyaları, silahlar, mutfak eşyaları, halı, kilim gibi eşyalar var.

Müzenin bahçesinde: Klasik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergileniyor. Bunlardan: pithoslar, lahitler, steller, miltaşları, çeşitli mimari parçalar ve kabartmalar var.

GAZİ MÜZESİ:

Kale mahallesinde, Mecidiye caddesi üzerinde bulunuyor. Bina: 2 katlı. Atatürk, Samsun’a ilk geldiği zaman: Mantıka Palas olarak bilinen, bu binada kalmış. Daha sonra, Samsun’a gelişinde, 20 Eylül 1924 tarihinde, eşi Latife hanım ile, tatürk, yine bu binada kalmıştır.

Bina; 1902 yılında Jean Ionnis Mantika tarafından kurulan bir otel. Atatürk geldiğinde kapalı imiş, ancak onun kalabilmesi için açılmış ve içi eşyalarla donatılmış. Otel: 1926 tarihinde, Samsun halkı tarafından Atatürk’e hediye edilir. 1938 yılında Atatürk ölünce, bina kızkardeşlerine devredildi. Ancak: Samsun Belediyesi tarafından müze yapılmak üzere istimlak edildi. Müze, 1997 yılında, Belediye tarafından, Kültür Bakanlığına devredildi.

Burada: Atatürk’e ait eserler ile, 19 Mayıs 1919 tarihinde, Samsun’a geldiğinde yanında bulunan 18 arkadaşının, balmumu heykelleri var. Müze: 2006 yılında restore edilerek yeniden düzenlenmiş. Müze yanında: binada, konser salonu ve Atatürk ile ilgili kitapların derlendiği özel bir kütüphane de bulunmaktadır. Müzeyi gezdiğinizde, Mantaki Palas otelinden geriye kalan herhangi bir şey göremeyeceksiniz.

 

2017.07.22-1.Samsun.2.Bandırma vapuru.2b   2017.07.22-1.Samsun.2.Bandırma vapuru.3c   2017.07.22-1.Samsun.2.Bandırma vapuru.5c   2017.07.22-1.Samsun.2.Bandırma vapuru.6b

2017.07.22-1.Samsun.2.Bandırma vapuru.7f

BANDIRMA GEMİ MÜZESİ:

19 Mayıs 1919 tarihinde, Atatürk’ün Samsun’a geldiği, Bandırma Vapurunun, özgün ölçülerine uyularak yapılan örneği: 2000-2001 yılları arasında, Müze olarak kullanılmak üzere, Taşkınlar Tersanesi tarafından yaptırılarak, Doğu Park sahiline yerleştirilmiştir.

Geminin içine: 13 bal mumu heykel yerleştirilmiş. Gemi kaptanı, gemi serdümeni, çarkçı, vinçci gibi çalışanlar canlandırılmıştır. Bunlar: her türlü hava şartlarına dayanabilme özelliğine sahiptir. Gemi üzerinde: Atatürk’e ait çalışma odası olarak düzenlenen tefriş salonu, tamamen yenilenmiştir. Atatürk ve çalışma arkadaşlarının bal mumu heykelleri: Heykeltıraş Adil Çelik tarafından yapılmış. Salon içinde göreceğiniz malzemeler (masa, harita, saat, telefon, koltuklar) : antikalardır.

Ambar olarak kullanılan yer, konferans salonu olarak tefriş edilmiştir. Burası, aynı zamanda müze ve sergi salonudur. Salonda: Atatürk resimleri, Atatürk’ün lagant marka beylik tabancası, Savarona ve Dolmabahçe için diktirdiği kıyafetleri ve Samsun’a çıktıktan sonra, İstanbul’a yazdığı el yazmalarından birkaç örnek ve değişik antika eşyalar bulunuyor.

Bandırma vapuru, ilginizi çekebilir. Vapura tırmanmak biraz zor olsa da, mutlaka vapura girmenizi, içini gezmenizi öneririm. Özellikle: Atatürk ve arkadaşlarının bal mumu heykelleri ve Atatürk’ün yattığı yatak ilginizi çekecektir. Tabii vapurun ilkel şartlarında yaşanan sıkıntılar da gözlerinizin önüne gelecek, bu ülkenin kurtarıcılarının ne şartlarda bu ülkeyi kurtaracak faaliyetlerde bulunduklarını anlayacaksınız.

 

2017.07.22-1.Samsun.4.İlk adım anıtı.6b    2017.07.22-1.Samsun.4.İlk adım anıtı.6d

KURTULUŞ YOLU:

Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ilk ayak bastığı yerdir. Tütün iskelesi olarak bilinen bu yerden, Mıntıka Palas oteline kadar uzanan yol: Protokol yolu haline getirilmiştir. Tütün iskelesi, Osmanlı-Rus savaşı sırasında ilk olarak bombalanmış, daha sonra I. Dünya savaşında yine bombalanmıştır. Böylece büyük gemiler buraya yanaşamazlar. Bu yüzden: Bandırma vapuru, biraz açığa demir atar. 19 Mayıs sabahı saat: 08 civarında, üç kayıkçı, Atatürk ve 18 arkadaşını karaya çıkarır. Bir karşılama töreni düzenlenir, Sinop’tan buraya gelirken, Valiye bir telgraf çekilir, sabah saat 08 civarında burada olacakları belirtilir. Atatürk 9’ncu Ordu Müfettişi olarak buraya ilk adımı atar. 6 gün Samsun’da kalır, ilk görevi Samsun Valisini görevden almak olmuştur. Çünkü kendisine verilen “bu bölgede gayrimüslümlere yapılan zülmü göster, rapor et” şeklinde üstü kapalı bir emir söz konusudur. Ancak Atatürk buraya geldiğinde, hiç de durumun böyle olmadığını, gayrimüslümlere yapılan ayrıcalıklar olduğunu, onları ezmenin söz konusu olmadığını ve Vali’nin bu faaliyetlerde başı çektiğini, gayrimüslüm çetelerine müdahale edilmediğini öğrenir ve Vali’yi görevden alır. Buradan Havza’ya geçer.

Evet: burada düzenlenen yol: 45 metre genişliğinde ve 400 metre uzunluğundadır. Buranın hemen sol yanında Hayvanat Bahçesi vardır. Guruplar buraya gittiklerinde, burada topluca fotoğraf çektirmek gelenek haline gelmiştir. (fotoğraf ücreti 5 TL) Diğer yanda ise bir zamanların “Rus Pazarı” günümüzde “Yabancılar Pazarı” olarak faaliyet sürdürüyor ama elbette pek bir özelliği kalmamış, yani zaman ayırmak bile bence gereksizdir.

2017.07.22-1.Samsun.4.İlk adım anıtı.4a

Burada bir de “Samsun Belediyesi” tarafından yaptırılan “Samsun” yazısı bulunmaktadır. Samsun ziyaretinin anısı için burada fotoğraf çektirenleri görebilirsiniz.

Samsunda yaşayan ve Samsuna gelen insanlara: Atatürk’ün ilk karaya ayak bastığı yeri göstermesi açısından, bu düzenleme gayet güzel olmuş.

 

AMİSOS TEPESİ:

Amisos kenti: günümüzde, Samsun’un 3 km. batısında, Toraman Tepe  ve doğu yamaçlarındadır. Antik dönem yazarlarına göre: MÖ.6.yüzyılda kurulduğu ve MS.12.yüzyıla kadar varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Ancak: Amisos’un bulunduğu Toraman Tepe: 1954-1956 yılları arasında, buraya kurulması planlanan Amerikan Radar Tesisi için düzleştirilmiş. Bu sırada, elbetteki birçok kalıntı yok edilmiş. Bölge: günümüzde, askeri yasak bölge kapsamına alınmış ve ziyarete açık değil. Şu anda, burada: Roma dönemine ait, bir döşeme mozaiği, çeşitli sütun başlıkları ve sarnıç bulunuyor.

Buluntulara göre: Toraman Tepenin sırtında kurulan “Yukarı Kent”, büyük bir alanı kapsıyordu. Kentin: batı ve güneyindeki yamaçlarda: nekropolis (mezarlık) vardı. Yukarı kent: yönetici, asker, tüccar, din adamları, toprak sahipleri gibi varlıklı kişilerin yaşadığı yerdi. Burada bulunan: mozaik, fresko ve heykeller, bu görüşü doğruluyor. Liman yakınındaki “Aşağı Kent”: burada, ticari depolar, limanda çalışan denizciler, köleler ve diğer çalışanlar yaşıyordu. Malları Anadolunun içlerine götüren arabalar ve katırların ahırları, görevlilerin barınakları burada bulunuyordu.

BÜYÜK CAMİ:

Samsun ilinin en büyük camisidir. İl merkezinde, Fuar alanının karşısındadır.

Ulu cami, Hamidiye Camisi olarak da bilinir. 1884 yılında, Batumlu Hacı Ali tarafından yaptırılmıştır. Bu şahıs: Batum’na Çarşambaya göç etmiş bir tüccardır. Osmanlı arşiv kayıtlarında: bu caminin inşasına, 120 kuruşluk yardım yaptığı kayıt edilmiştir.

Daha sonraki dönemlerde ise, Sultan Abdülaziz’in annesi tarafından: onarım yaptırılmıştır. Her ne kadar bu konuda kayıtlar bulunsa da, Sultan Abdüzaziz’in annesi olan Pertevniyal Valide Sultan, bu tarihten önce, yani 5 Şubat 1883 tarihinde, cami yapılmadan önce ölmüştür.

Bu nedenle: Valide Camisi olarak da isimlendirilmektedir. Cami: büyük bir avlu içinde bulunuyor. Kesme taştan yapılmış çifte minaresi var. Minareler, tek şerefeli. Yapıda: sarıya yakın renkte kesme taş kullanılmış. Kare planlı caminin üzeri, tromplu merkezi bir kubbe ile örtülmüş. Kubbe, sekizgen bir kasnak üzerine oturmuş ve dıştan basık görünümdedir.

Yuvarlak bir niş şeklindeki mihrabı, mermerden yapılmış. Ağaç işçiliğinin güzel örneklerinden birisini yansıtan minber üzerinde: madalyonlar ve yıldız motifleri var. Kubbe içi ve duvarlar: bitkisel ve geometrik kalem işleriyle süslenmiş.

İSA BABA (ESE BABA) CAMİSİ:

Cedit Mahallesindedir. 15. yüzyılda yapılan yapı; günümüze kadar orijinal halini koruyarak gelmiştir. Bu yüzden görülmeye değer bir yapı. Ancak kitabesi olmadığından, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor. 1895 yılında, aslına uygun olarak onarılmıştır. 1975-1976 yılları arasındaki  dönemde ise: cami ve türbeye dönüştürülmüştür. Cami: kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri basık bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekanı: altlı üstlü yuvarlak kemerli ve uzun pencereler ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minberi: geç dönemde yapılmış ve orijinal özelliğini yitirmiştir. Minaresi: kare kaide üzerinde yuvarlak, yivli gövdeli ve tek şerefelidir. Yanında ise, İsa Baba’nın türbesi bulunmaktadır.

Burası hakkında söylenen başka bir söylenti daha var. Eskiden, Hıristiyan denizcilerin kıyılardaki uğrak yerlerine: küçük kiliseler yapılırmış. Toraman Tepenin güney doğusunda, St.Theodora için yapılmış bir kilise kalıntısı varmış. Adı geçen bu yapı, daha sonra Müslüman denizciler tarafından, Mescit olarak kullanılmış. Günümüzde: Cedid Mahallesi sınırları içinde bulunan bu yapı: İsa Mescidi olmalıdır diye düşünenler var. Özgün biçimi ile, günümüze ulaşmamıştır. Peki İsa Baba kimdir? Onun hakkında pek ayrıntılı bilgi yok. Anadolunun fethi sırasında, şehit olduğu düşünülüyor. Söylentilere göre: İsa Baba: 39 arkadaşı ile birlikte, Samsun’da savaşırken, denizden top mermileri atılırmış. Ama İsa Baba, ellerini havaya kaldırıp, dua edince top mermileri, havada yön değiştirerek fırlatıldıkları gemilere geri döner ve onları batırırmış. Ancak, beklenmeyen bir top mermisi, İsa Baba ve yanında bulunan 39 arkadaşının bulunduğu yere isabet etmiş ve hepsi ölmüş. Türbenin hemen arkasında, İsa Baba ve arkadaşlarına ait olduğu söylenen 39 mezar var. Bu nedenle: Türbeye, Kırklar Türbesi de deniliyor. On yıldır türbenin bekçiliğini yapan Sebahattin Or: burada dua edenlerin, türbenin içinden yükselen iki pelit ağacından sürekli yaprak kopardıklarını belirtiyor.

İTALYAN KATOLİK KİLİSESİ:

Ulugazi Mahallesindedir. Orijinal adı: Mater Dolorosa. 1846 yılında yapılmıştır. İki katlı ve kagir yapılıdır. Karadeniz kıyısı boyunca: Kapusen rahipleri tarafından yapılan ve geriye kalan iki kiliseden biridir. Diğeri: Trabzondadır. Hizmete açıktır, cemaatleri arasında bir de çoban varmış. Karadeniz’e gelen Hıristiyan hacılar, turistler ve ticaret için şehre uğrayan, buraya uğramaktadır. Kilisede: bir rahip görev yapıyor.

TAŞHAN:

Sivil Osmanlı mimarisinin: Samsun’da bulunan tek ve güzel örneklerinden biridir. Zamanında: binek hayvanlarının barındığı ve sahiplerinin gecelediği bir tarzda inşa edilmiştir. Çevresinde de, kervanları ağırlayacak tarzda, ibadethane ve ticarethaneler yapılmıştır.

17.yüzyıl sonlarında inşa edilmiştir. 2 katlıdır. Pazar Mahallesinde, Buğday Pazarı İskele caddesi üzerindedir. Yapının dış duvarları: tuğla hatıllı moloz taştır. Caddeye bakan yüzde: kemerli girişli bir sıra hücre (dükkan) var. Orta avlunun dört tarafı, tonozlu hücrelerle çevrili. İkinci katta: revaklar ve revak içlerinde hücreler var. Revak sütunları dört köşe olup kemerlidir.

Günümüzde: hoş bir görüntü yok. Taşhan’ın çevresi saçma sapan yapılarla donatılmış ve Taşhan’ı görmek çok zor. Taşhan’ın odaları da kiraya verilmiş ve eski gazete toptancıları ile naylon eşya satıcıları buraları işgal etmiş. Yani: hanın, kıymeti bilinmiyor. Odalar çok ucuz olduğundan, dükkanlar depo olarak kullanılıyor. Yani: tam bir rezillik. Ama, yinede  burayı gidip görün ve buraya giden insan sayısı arttıkça, sanırım buraya sahip çıkan insan sayısı da artacak ve yetkililer, bu mezbeleliğe son verecek önlemleri almak zorunda kalacaklardır.

 

BEDESTEN:

Bedesten ismi: Farsçadan gelmektedir. Anlamı ise: değerli, kıymetli kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyaların satılmasına mahsus, üstü kapalı çarşıların bütününe verilen addır. Osmanlıda, kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım ve satımının yapıldığı, eşit büyüklükteki kubbelerle örtülü, bir çeşit kapalı çarşı olan bu tür yapılara, 13. yüzyıl başlarında rastlanılmaktadır.

Osmanlı dönemi yapısıdır. Günümüzde: Bitpazarı olarak kullanılmaktadır. Burada: antika ve eski eşyalar satılıyor.

Süleyman Paşa Arastası olarak da biliniyor. Kale Mahallesinde, halen şehrin ticari merkezi konumundaki kuyumcular mevkiinde, Ziya Gökalp Caddesi üzerindedir. Klasik bedesten yapılarına uymuyor.

Uzunca bir sokağın sağ ve soluna, karşılıklı dizilmiş dükkanlar ve aralardaki kapılardan oluşmaktadır. Mimari tarzı ile, arasta tanımına uymaktadır. Doğu-Batı doğrultusunda uzanan, dikdörtgen bir alana oturan yapı: 92 x 15 metre boyutlarındadır. Ortada: genişliği 4.40 metre genişliğinde, üzeri açık sokak, bunun iki yanında karşılıklı dizilmiş dükkanlar var. Sokağın üstünün ilk yapıldığında, kapalı olduğu biliniyor. Günümüzde: güney kolunda 19 ve diğerinde ise 21 dükkan var.

Yapının inşa kitabesi yoktur. Günümüze sağlam olarak ulaşan, iki kapısı üzerinde bulunan kitabeliklerin içleri boştur. Arşiv belgelerine göre: buranın, Hazinedarzade Süleyman Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Yapılış tarihi ise, tahminen: 1807-1818 yılları arasıdır. Ancak: buranın, 1785 yılından önce yaptırıldığı ve Süleyman Paşa tarafından satın alınarak vakfedilmiş olabileceği de düşünülmektedir.

ESKİ BELEDİYE BİNASI:

İl merkezinde, Hançerli Mahallesindedir. 1913-1914 yılları arasında yaptırılmıştır. Nalbant han istimlak edilerek, onun yerine burası yapılmıştır. Binanın yapım işi: İtalyan Rici’ye verilmiştir. Bina: 26 Aralık 1913 tarihinde bitirilerek, resmi açılışı yapılmıştır.

Binanın dış yüzü: Ünye taşı ile kaplanmıştır. Yontma ve süsleme sanatının güzel örnekleri burada görülüyor. 3.katın balkonunun kıyısında: güzel bir kitabesi var. Eski yazı ile yazılmış.

TEKKEKÖY MAĞARALARI :

Samsun’un 15 km. doğusundadır. Burada, mağara yerleşimi var. Önceleri: denizin mağaralar bölgesine kadar, daha sonra denizin alivyonlarla dolması nedeniyle, ilçenin kıyıdan 4 km. uzakta kaldığı tahmin edilmektedir.  Evet, buralar, çok önceki dönemlere ait bir yerleşimin izleri bunlar.

Adeta bir Açıkhava müzesi gibi. Bölgenin en kolay ulaşılabilen, geniş ağızlı mağaralarıdır. Mağaralara ulaşım: kayalara oyulmuş basamak tipi merdivenlerle sağlanmıştır. Ana mağara: kalenin batısından başlayıp, güney tepelere kadar uzanan yol üzerinde, biri uzun, diğeri kısa iki adet araç yolu bulunmaktadır.

Bu mağaralarda yaşamış insanlar: madeni tanımamışlar. Bütün aletleri: taş, ağaç ve kemikten yapılmış. Geçimlerini: avcılık ve toplayıcılıkla sağlamışlar. Taştan yontmak suretiyle yaptıkları el baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli aletler kullanmışlar. Bu aletler: Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Çınarcık ve Fındıcak vadilerinin birleştiği yerde ve her iki vadiye hakim durumda bulunan kaya kitlesi “Delikli Kaya” adıyla bilinmektedir. Bu kaya kitlesinden çıkan basamaklar, teknik ve biçim yönünden incelenmiş ve Delikli Kaya’nın bir Frig kalesi olduğu anlaşılmıştır.

Günümüzde: maalesef, ulaşım için yol açılırken: ana kaya kırılmış, mağara kalenin sağı, solu ve önünden yol geçirilmiş. Ayrıca, kale burçlarına dalarak, ana kaya oyulmuş ve su sarnıcının üzerinden yol geçirilmiş. Yani: tam bir rezillik. Neyse ki, 1977 yılında, mağara sahası Sit alanı olarak ilan edilmiş.

DÜNDAR TEPE:

Kılıçdede Mahallesindedir. Öksürük Tepe olarak da bilinir. Çünkü: tepede gömülü olan pir’in: öksüren çocukları tedavi etmesinden gelmektedir. Dündar tepe ismi ise, Dündarlar Yatağı olmasından ötürü verilmiştir.

İl merkezine, 3 km. uzaklıkta, Mert ırmağı boyunda bir höyüktür. Yüksekliği, yaklaşık: 15  metredir.

1940-1941 yıllarında, burada yapılan kazılarda, üç ayrı kültür ortaya çıkarılmıştır. Hepsinde: teknik ve biçim yönünden birbirinin aynı: elle yapılmış çanak-çömleklere rastlanmıştır. Renkleri: gri, siyah ve kırmızıdır. Kaba geometrik süslü olanları da vardır. Bunlar: Alişar ve Alacahöyük çanak çömleklerine çok benzemektedirler. Halkın: tarım ve hayvancılıkla geçindiği anlaşılmaktadır. İkinci kültürde ise, çanak çömlekler, yine elle yapılmış ve perdahlanmıştır. Hemen hepsinde, kulp vardır. Madenden yapılmış eşya ve savaş araçları çoktur. Ayrıca: domuz  dişlerinden ve geyik boynuzlarından yapılan aletlere de rastlanmıştır. En önemli buluntular: pişmiş toraktan yapılmış olan idollerdir. Üçüncü kültür: Hitit çağına ait olup, kaim bir yangın tabakası üzerine kurulmuştur. Bir Hitit evinde bulunan damga mühür, bu yapının, MÖ.1500-1200 yılları arasında yapıldığını belirtmektedir. Çanak çömlekler, çarkla yapılmıştır. Renkleri: kırmızı, kahverengi, gri ve beyazdır. Burada bulunan çaydanlıklar: Alişan, Alacahöyük ve Boğazköydekilere benzer. Bu Hitit şehri, MÖ.1200 yılında, bir yangınla yok olmuştur. Üçüncü yapı katında: çoğu boya astarlı, çarkla yapılmış ve iyi fırınlanmış seramik buluntuları, pişmiş toprak mühürler, hayvan heykelcikleri, kemik iğneler ele geçirilmiştir.

Arkeolojik Sit alanıdır. Burada bulunan eserler: Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Höyük ise: yine, tarihi eserlere sahip olmama gibi genel bir huyumuz nedeniyle, günümüzde tam ortasından Samsun-Sivas demiryolu geçmekte, höyüğün çevresi ise, çeşitli yapılarla çevrilmiş, işgal edilmiş durumdadır.

TOPTEPE TÜMÜLÜSLERİ:

Hasköy’dedir. Belediye evleri mahallesinden, Samsun-Çarşamba karayolunun üstünde bulunur. Biri büyük, diğeri küçük iki tepe var. Bunlarda, arkeolojik Sit alanıdır.

AKALAN KALESİ:

Samsun’un 18 km. güneybatısındadır. Çatmaoluk ve Kulacadağ köyleri arasında bulunmaktadır. Kuruluş yıllarının, demir çağına kadar gittiği  düşünülmektedir. Alman arkeolog Markidi’nin yaptığı kazılarda: burada, Frigler’in Karadeniz’e indikleri görülmüştür.

ATAKUM-ADNAN MENDERES BULVARI:

Atakum Beldesi: 4.8 km. lik sahil şeridine sahiptir. Burası şehrin en pahalı evlerinin olduğu yerdir, güzel bir plajı bulunuyor. Ayrıca, burada: dinlenme ve gezi yolları, bisiklet yolu, özel plajlar, cafeler, restoranlar, plaj voleybolu alanları, anfi tiyatro, özel spor alanları, aquaparklar, oteller, pansiyonlar, kamp alanları var. Samsun’da bulunduğunuz sürede, burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Özellikle, sahil şeridinin yani Adnan Menderes Bulvarının revizyondan geçirilerek, halka kazandırılması, yazın tüm Samsun halkının buraya akın etmesine neden olmuş.

MEŞE KÜLTÜR PARKI:

Canik Belediyesi tarafından işletiliyor. Burada: mesire alanları, aynı anda, 1500 kişinin faydalanabileceği restoran, açık ve kapalı düğün salonları, yürüyüş yolları ve Samsun’a özgü el sanatlarının satışlarının yapıldığı stantları ile, eşi ve benzeri olmayan bir yer konumunda.

PLAJLAR VE KAMP YERLERİ:

Samsun ilinde: plaj ve kamp yerleri olarak: Karayolları Tesisleri, DSİ Tesisleri, Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü Tesisleri, Köy Hizmetleri Müdürlüğü Tesisleri, Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü Tesisleri, Meteroloji Bölge Müdürlüğü Tesisleri, Kızılay Dinlenme Kampı var. Bunların dışında, şehrin başlıca plajları: Mert Plajı, Fener Plajı, Bandırma Plajı, Atakum ve Atakent Plajları, Yakakent, Alaçam, Bafra ve Terme sahillerinde bulunuyor.

Bu plajların tamamına yakını, doğal kumsallardan oluşuyor.

SAMSUN FUARI:

İlk kez, 1963 yılında açılmıştır. Ulusal ve yöresel kültürel ve toplumsal değerler sergileniyor. Dinlenme ve eğlence tesisleriyle, yöre halkına hizmet veriliyor.