Ordu

Ordu

 

Karadeniz kıyısında, Karadeniz gezisi düşünenler için, tam merkezde, güzel bir şehir. Şehirde, yemyeşil yaylalar, ahşap mimari örnekleri, misafirperver halk, özgün yemek kültürü ve harika bir sahil: sizi bekliyor.

ULAŞIM

Ordu şehrine, Hava yolu ile ulaşmak isterseniz: en yakın hava alanı, Çarşamba hava alanıdır ve şehre uzaklığı: 110 km. dir. Ordu-Samsun arası uzaklık: 152 km. Ordu-Giresun arası uzaklık; 44 km. Ordu-İstanbul arası uzaklık: 889 km. Ordu-Ankara arası uzaklık: 571 km. Ordu-Sivas arası uzaklık: 314 km. Ordu-Perşembe arası uzaklık: 15 km. Ordu-Fatsa arası uzaklık: 55 km. Ordu-Gülyalı arası uzaklık: 14 km. Ordu-Ulubey arası uzaklık: 22 km.

Ordu-Giresun Hava alanı

Ordu-Giresun yolu üzerinde deniz doldurularak yapılmıştır. Dünyanın sayılı hava alanlarından birisidir. Dünyadaki denize dolgu hava alanlarında, dolgu derinliği önemlidir. Burada 15-17 metre dolgu derinliği vardır. Dünya sıralamasında 6’ncı sıradadır. Ancak, dünyanın denize ve en derine dolgu hava alanının, Türkiye’de yapılması planlanmaktadır.

Rize-Artvin hava alanı, denize dolgu derinliği 35-37 metre olacaktır. Yani, dünyanın en derin dolgulu hava alanı planlanmaktadır. Denizin dibinde kumsallık bir alan bulunmuş, fizibilitesi yapılmış, kazıklar çakılmaya başlanmıştır. Buradaki hava alanının ilginç bir açılış öyküsü vardır. Hava alanının bulunduğu bölge “Gülyalı” dır. Hava alanı ismi olarak: Gülyalı, Ordu, Giresun isimleri düşünülür.

Ancak anlaşılamaz. Bunun üzerine hava alanının ismi “Or-Gir” olarak kabul edilir ve açılış öncesinde bu isimle pankartlar hazırlanır. Ancak, tam açılış öncesinde bir gazeteci, bu ismin İngilizce anlamının çok sapıkça olduğunu ve pornografik bir kelimeyi çağrıştırdığını söyleyince durum anlaşılır ve isim derhal değiştirilerek, hava alanının ismi “Ordu-Giresun Hava alanı” olarak düzenlenir. Açılış öncesi, hazırlanan afişler de yeni isme göre yeniden yazdırılıp asılır.

TARİHİ

Şehirde ilk yerleşim, MÖ. 8’nci yüzyılda, Miletli kolonistler tarafından başlatılmıştır. Bu kolonistlerce, Kotyora (Cotyora) ismiyle kurulan şehrin, bugünkü yerleşim yeri bilinmiyor. Bu kavimler, uzun süre bölgede varlıklarını sürdürmüşler ve maden işleme sanatında ileri gitmişler ve tunçtan, mükemmel silahlar yapmışlar. Helenistik, Roma, Bizanslıların hüküm sürdüğü Cotyora zamanla önemini ve canlılığını yitirmeye başlamış. 

14’ncü yüzyılın ortalarına doğru, Bayramlı aşireti bölgeye gelir ve şehrin 4 km. güneyinde, Yalı Camisinin üst tarafında, bugünkü Eskipazar’da, “Bayramlı” adıyla şehir kurulur. Bayramlı kasabası, 18’nci yüzyıl başlarında eski canlılığını kaybedince, batıda bucak adıyla yeni bir ilçe merkezi kurulur. Yeni merkez, göç edenlerle birlikte büyür ve çok hızlı bir şekilde gelişir. 

Bucak adı: 1869-1870 yıllarında: Ordu adına çevrilir. Ordu ismi: Osmanlı ordusundan gelir. Aslında “Ordu” demek: ÖzTürkçe “Saray” anlamındadır. Sarayda kim var: yöneticiler ve askerler. Askerlerin kurduğu yer, zamanla bütün askerlere verilen isim olmuştur. Osmanlı ordusu: zamanla gelip buraya çadır kurar ve burayı kışla gibi kullanır. Bu yüzden, buraya “Ordu” ismi verilmiştir.

Ordu

GENEL

Ordu şehir merkezi, Karadeniz kıyısındaki diğer birçok il ve ilçeye nazaran coğrafi bakımdan şanslıdır. Çünkü arka tarafı dağlık değildir, dağınık bir yerleşim görülür. Yani, şehir merkezi dağ ile deniz arasında sıkışıp kalmış değildir. Ordu şehir merkezinin arka tarafında çok geniş bir alan bulunur.

Ordu şehrinde, Giresun şehri yönünde çikolata fabrikası bulunur. Fabrikanın en önemli özelliği penceresiz olmasıdır. Giresunlular “Bizim fındığımız daha güzel ve lezzetli ve bu yüzden Fisko Birlik Giresun’da kurulu” derler. Ordulular ise “Bizim fındığımız daha güzel ve lezzetli ve bu yüzden Çikolata Fabrikası burada kurulu” derler. Fındık konusundaki bu çekişme sürer gider.

Arıcılık

Ordu’nun günümüzde birçok köyünde: arı kovanıyla arıcılık yapılıyor. Türkiye’de bulunan toplam fenni kovan sayısının: % 10’u, bu şehirde bulunuyor.

Fındık

Fındığın kültür kaynağı ve ana vatan bölgelerinden birisi: Karadeniz kıyılarıdır. MÖ. 400 yıllarında, Pontus cevizi diye adlandırmıştır. Bölgede, kültür fındığına: Heraklit cevizi adı verilmiştir. Plinis ise, ilk kültür fındığını Pontus kıyılarından getirdiği için, buna Pontus Cevizi denmiştir.

Turizm

Ordu turizm aktiviteleri ile de dikkat çekiyor. Ordu’da; kıyı turizmi, inanç turizmi, termal turizmi, yayla turizmi, kuş gözetleme turizmi, foto safari, bitki inceleme turizmi, kamp-karavan turizmi, su altı dalışı, bisiklet turları, olta balıkçılığı, dağ ve doğa yürüyüşü, yamaç paraşütü, rafting, kültür turizmi, tarihi ve arkeolojik değerler, sportif faaliyetlerin hepsini yapmak mümkün.

NE YENİR

Ordu’da, pancar (kara lahana) yemekleri revaçta. Başlıca yöresel lezzetler: kara lahana sarması, kara lahana döşemesi ve kara lahana diblesidir. Ayrıca: hamsi ile yapılan yemeklerde meşhur. Hamsi içli tava, hamsi buğulama, hamsi köftesi ve hamsi tava. Bunların tadına baktığınızda, eşsiz lezzetleri keşfedeceksiniz.

Fındıkla ilgili yemeklerin tümünün yapıldığı Çotanak Restoran Ordu’da hizmet veriyor. Başta fındık çorbası olmak üzere fındıklı tost, fındıklı çiğ köfte olmak üzere birçok fındıklı ürünü tatmak mümkün.

Ordu’nun mahalli yemeklerimiz içinde belli başlıları ise; pancar çorbası, pancar sarması, melocan kavurması, Sakarca Mıhlaması, Galdirik Kavurması, Keşkek, Tirmit kavurması, mısır ekmeği, turşu kavurmaları, su böreği, hamsi buğlama, hamsili içli tava.

NE SATIN ALINIR

Ordu’da; geleneksel el sanatları ürünleri bulabilirsiniz. Kilim, heybe, oyalı yazma gibi dokuma ürünleri ve bunların yanı sıra ahşap eşyalardan baston ve sepet düşünebilirsiniz. Ayrıca, Ordu’da müzik aleti üretimi de yapılıyor. Özellikle: klarnet ve kaval bulup satın alabilirsiniz.

Yörede bolca yetişen fındık ta: iyi bir hediyelik olabilir. Çarşı bölgesinde, çok sayıda hediyelik eşya satılan dükkan var. Burada: “Ordu” baskılı objeler de satın alabilirsiniz.

Ordu

GEZİLECEK YERLER

İBRAHİM PAŞA CAMİSİ

1800 yılında, Atik İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şehrin orta yerinde bulunduğu için, Orta camisi olarak da bilinir. Ordu’da ilk inşa edilen camidir. 1770’li yıllarda yaptırılmıştır. Deniz kıyısında yaptırılmış, deniz dalgalarından zarar görmesi üzerine, şimdiki yerinde yeniden yapılmıştır.

Çatısı düzdür. Selçuklu Mimarisi tarzında yapılmış orijinal mihrabı: 1840 yılında sökülerek Selimiye camisine taşınmıştır. Yerine ise: o günün mimari anlayışına uygun olarak, yumuşak taşlarla ve zengin motiflerle hazırlanan süslü bir mihrap konulmuştur. En önemli özelliği: barok üslubunda yapılmış, yoğun süslemeli mihrabıdır.

Tek minaresi: çift şerefelidir. Mimari özellikleri açısından, çok büyük özelliği bulunmuyor.

TAŞBAŞI KÜLTÜR MERKEZİ-ORDU ESKİ KAPALI CEZAEVİ

Ordu il merkezinde, Taşbaşı Mahallesindedir. 1853 yılında: Rumlar tarafından yapılmış, eski bir kilisedir.

Kilise: doğu-batı istikametinde, dikdörtgen tarzında yapılmış. Doğuda, büyük bir apsis, yanlarda iki küçük apsis var. Kilisenin ana mekanı, iki sıra üç sütunla, üç nefe ayrılmıştır. Kilisenin semardam çatısı, sütunlarla desteklenen kemerlerle taşınmaktadır. Tamamı kesme taştan yapılmış günümüze kadar ayakta kalabilen, bir bazilika şeklinde yapıdır.

Kentsel Sit alanı olarak ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. 10 Nisan 2000 tarihinden itibaren, Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır.

PAŞA KONAĞI VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ

İl merkezinde, Boztepe yolu üzerinde, Selimiye Mahallesindedir. Taşocaklar caddesi ile, Erkoçlar sokağın birleştiği köşede.

Konak: 1896 yılında, Paşaoğlu Hüseyin Efendi zamanında yaptırılmış. Son derece zengin bir taş işçiliğine sahiptir ve tescil edilmiştir. Mimarı: İstanbullu bir usta.

Konağın taşları: Ünye’den, ahşap malzemesi Romanya’dan getirilmiş. Zemin dahil olmak üzere, 3 katlıdır. Bahçesiyle birlikte, 625 metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Zemin kata, doğudan, birinci kata da kuzey ve batısında bulunan iki kapıdan giriliyor. Konağın: birinci ve ikinci katı, bir silme ile ayrılmış. Köşeleri, yarım sütunlar ve bitkisel motifli konsollarla desteklenmiş. Zengin bir taş işçiliği var. Zemin üzerindeki iki katın, doğu cephesinde, en altta dört, üst katlarda da beşer penceresi var. Doğu cephesindeki orta pencereler, burmalı sütunlar ve yarım sütunlar arasına alınmış.

Kuzey cephesindeki birinci katın girişi: basık kemerli ve çift kanatlı. Bu kapının çevresi, bitkisel motifli kalem işleriyle bezenmiş. Aynı zamanda, korint başlıklı iki sütunla desteklenen giriş kapısının önünde bir çıkma, üst katta bir balkon bulunuyor.

Konağın merdivenleri: balkonu ve çatı kenarlarındaki korkulukları, cepheye hareketlilik kazandırıyor. Bahçesine, fıskiyeli bir havuz ile bir de taş ocak yerleştirilmiş.

Konağın zemin katı: taş döşeli, birinci ve ikinci katlar ahşap döşemeli. Tavanlar, ahşap kaplama olarak yapılmış, üst kattaki sofa kağıt üzerine yağlı boya ile çeşitli desenlerle bezenmiş. Tavanın ortasında: baklava şekilleri, bitkisel motifler, köşelerdeki madalyonlara da çeşitli manzaralar resmedilmiş. Banyosunda da çinilere yer verilmiş.

Konağın bahçesinde: fıskıyeli bir havuz ve günümüzde ahşap örtü altına alınmış, orijinal taş ocak bulunmaktadır.

Konak: Kültür Bakanlığı tarafından, 1982 yılında kamulaştırılır. Yapılan onarım sonucu, 1987 yılında: müze olarak hizmete açılır.

Müzenin zemin katı: İdare binası olarak kullanılmaktadır. Birinci katta: Etnoğrafik eserler sergileniyor. Bu bölümde: silahlar, takılar, kadın ve erkek giysileri sergileniyor.

İkinci katta: Sofa, Paşa Nine Odası, Günlük Oda, Misafir Odası, Yatak Odası, Yüklük gibi bölümler var. Bunlar: 19.yüzyıl yaşamının özelliklerini aksettiriyor.

Müzede: 1567 Etnoğrafik eser, 234 arkeolojik eser, 1287 sikke olmak üzere, toplam: 3088 eser sergileniyor.

Ordu

PLAJLAR

Ordu ili, deniz turizmi ve plaj yönünden, Doğu Karadeniz Bölgesinin en önemli ilidir. Buradaki doğal plajlar, turizm yönünden oldukça önemlidir. Ordu kıyıları, doğuda Piraziz’den, batıda Akçaya kadar, 107 km. lik koylarla çevrili doğal kumsallar halindedir.

İl merkezine 2 km. uzaklıktaki Güzelyalı Plajı, Melet Irmağı ile Turna suyu arasındaki kumsallar, Kumbaşındaki kumsal,

Ordu Cotyora (Bozukkale)

COTYORA (BOZUKKALE)

Ordu-Samsun kara yolu üzerinde, il merkezine 2 km uzaklıkta, deniz kıyısındadır. Ordu ilinin ilk kuruluş yeridir. Burası, halk arasında: Bozukkale olarak bilinir. Yapılan araştırmalarda: burada: 11.yüzyılda, Bizanslılar tarafından yapılan küçük bir gözetleme kulesinin bulunduğu anlaşılmıştır. 2. derece arkeolojik sit alanı olarak  koruma altına alınmıştır.

ESKİ PAZAR CAMİİ VE HAMAMLARI

İl merkezine 3 km. uzaklıktadır. Ordu-Sivas kara yolunun doğusunda, Ulubey yolu üzerinde, dikdörtgen planlı küçük bir camidir. Caminin ilk yapılış tarihi: Beylikler dönemine yani 1380 yılına kadar uzanıyor. Sonradan, 1782 yılında, Battal Hüseyin Paşa tarafından onartılmış ve onarım kitabesi, kapısının üstüne konulmuş.

Yalnız, eski cami depremde yıkılınca, bugün görülen cami, 20’nci yüzyılda yeniden yapılmış. Caminin en büyük özelliği: Emiroğlu Beyliği döneminden kalma olması. Yani: Karadeniz’in Türkleşmesinde öncü kuşak olan Emiroğlulları, Ordu’yu başkent olarak kullanmışlardır. Bu başkentin en önemli yapılarından biri de: yanında iki hamam da bulunan Eskipazar Camidir.

Caminin ahşap kapı ve pencereleri, Anadolu’daki Türk ahşap sanatı açısından çok önemli görülürken, özellikle, sayıları çok az olan Karadeniz’e yakın Selçuklu eserlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Caminin kapı ve pencerelerindeki çalışmaların süsleme sanatı açısından da çok önemli yeri var. Camiden günümüze, yalnızca giriş kapısı ve portalı kalmıştır.

2017.07.17.Ordu.Boztepe.2
Ordu Boztepe
2017.07.17.Ordu.Boztepe.10
Ordu Boztepe
2017.07.17.Ordu.Boztepe.Teleferik.4
Ordu Boztepe

 

BOZTEPE

Ordu şehri, Boztepe’nin yamaçlarına kurulmuştur. Boztepe: şehir merkezine 6 km uzaklıktadır. Yolu asfalttır. Buraya araç veya teleferikle ulaşılıyor. Teleferik biniş yerinin hemen yakınında otopark bulunuyor, yani aracınız ile buraya gelip teleferikle çıkmayı düşünürseniz aracınızı hemen teleferik kalkış yerinin yakınındaki otoparka bırakabilirsiniz. Bence, buraya teleferikle çıkın. Teleferik biniş ücreti, gidiş-dönüş tam bilet 10 TL ve öğrenci 8 TL dir. Tek yön, tam bilet 6 TL ve öğrenci 5 TL dir.

6 yaşına kadar olan çocuklar ücretsiz biniyorlar. Açık öğretim, yüksek lisans ve doktora öğrencileri, öğrenci olarak kabul edilmiyorlar. Öğrenci kimliklerinin güncel tarihli, vizelerinin bulunmasını istiyorlar. Teleferiğin teknik özelliklerine gelince: alt istasyon rakımı 8 metredir. Üst istasyon rakımı ise 509 metredir. Eğik uzunluk 2372 metre, kot farkı 501 metredir. Seyahat süresi 6.35 dakikadır. Teleferik her gün saat: 09.00 da açılmaktadır. Yükseklik korkusu olanlar, düşünerek binmelidirler.

Tepe, denizden 450 metre yüksekliktedir. Tepe çam ağaçları ile kaplıdır. Ordu şehrinin bütün güzelliklerini ve Karadeniz’in muhteşemliğini, tepeden görmek mümkündür. Tepede: yeme-içme alanları, dinlenme tesisleri ve ormanlık piknik alanları vardır. Yamaç paraşütü için ideal bir yerdir. Avrupa Doğa Merkezi tarafından Kaliteli Destinasyon Programına dahil edilmiştir. Evet, özellikle güneş batarken ve geceleri buranın muhteşem manzarasını mutlaka izlemenizi öneriyorum. Ayrıca, yine tepede bulunan tesislerde özellikle kahvaltı yapmanızı öneririm.

TURNA SUYU

İl merkezine: 9 km. uzaklıktadır. Ordu-Giresun karayolu üzerindedir. Doğal plajı ile ünlüdür. Halk arasında büyük rağbet gören bir yerdir. Doğu Karadeniz’in hemen başlangıcındaki bu el değmemiş güzellik, belki de şimdiye kadar bilinmemesinin tüm avantajlarını doğa severlere sunuyor. Yürüyüş rotaları, yani hazırlanan bu eşsiz vadide yaklaşık 60 km. uzunluğunda, çok cazip bir yürüyüş parkuru bulunuyor.

Kayalık vadi yatağı ve bitki örtüsü sayesinde, suyu neredeyse her mevsim berrak olan Turna suyu deresi, Fırtına deresi ile birlikte, Karadeniz bölgesinin en temiz vadi yatağına sahip. Canik dağlarından kıvrıla kıvrıla, Karadeniz’e dökülen akarsu boyunca, çok çeşitli bir renk cümbüşü ve bitki örtüsü ile birbirinden farklı ve güzel çiçekler, yürüyüş yapanlara eşlik ediyor.

Buranın bir başka özelliği de: Karadeniz alası ya da Som balığı diye bilinen alabalık türünün yumurtlama alanı olarak temiz suyundan dolayı Turna suyu tercih ediliyor. Turna suyu deresinde başka tatlı su kefali olmak üzere, birçok tatlı su balığı ve tatlı su canlısı bulunuyor.

YOROZ KENT ORMANI

İl merkezi ve Gülyalı ilçesi arasında, il merkezine yaklaşık 15 km. uzaklıktadır. Burası tam bir zirvedir ve Ordu ile deniz, tamamen ayaklar altındadır. Işıklandırılmıştır. Oturma yerleri, gezi alanları ve teraslar var. Yolu stabilizedir.

Ordu Kurul Kayası Yerleşimi

KURUL KAYASI YERLEŞİMİ

İl merkezine, 13 km. uzaklıkta, Bayadi köyü sınırları içindedir. Sivri bir kaya üzerine kurulmuş, antik bir yerleşim yeridir.

Yer altı galerileri bulunmaktadır. Ana kayanın oyulması ile oluşturulmuş, 8 metre derinliğinde bir sarnıç ve su yolu olduğu tahmin edilen, 250-300 basamaklarla aşağıya inilen bir dehliz var. Özellikle: yukarı çıktığınızda, sizi bir tünel karşılayacak. Devasa bir şey. Oldukça aşağılara iniyor.

Yine, söylentilere göre, burası kaçış tüneli imiş. Sonuna; hala ulaşılamamış. Söylentilere göre, burada, buna benzer başka kaçış tünelleri de varmış. Tünelin içi: aynın bir buzdolabı gibi serin ve rutubetli. Bir de su sarnıcı var. Bu sarnıcı için, yaz-kış su dolu.

Bunların yanında: bina kalıntıları ve değişik dönemlere ait seramik parçaları görülüyor. Kazı sırasında bulunan, bu seramik parçaları ve pişmiş toraktan çatı kiremitleri incelenmiş ve MÖ. 5 veya 6.yüzyılda, burada bir yerleşim yeri bulunduğu fikrine varılmış.

1991 yılında, Ordu Müze Müdürlüğünce, çevre temizliği ve tanzimi yapılmış ve alan tel örgülerle koruma altına alınmış. Bu bölgede, insanlar piknik yapıyorlar. Gezi parkurları, oturma gurupları, seyir terasları var. Ayrıca: otopark da bulunuyor.

Samsun tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Giresun tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Rize Çayeli

Rize Çayeli

“Çayelinden öteye, gidelim yali yali, sırtındaki sepetun ben olayım hamali” sanırım bu türküyü çoğunuz hatırlıyorsunuzdur. Bir caddesi olan, küçük bir yerleşim yeri.

ULAŞIM

İlçe, il merkezi olan Rize’nin, 19 km. batısındadır.

TARİH

İlçenin tarihi geçmişi incelendiğinde, bu bölgede ilk yerleşik toplumun, MÖ.700 yıllarında, Miletoslular olduğu görülmektedir. Daha sonra ise: Roma, Bizans, Pontus egemenlikleri ve 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından bölgede yaratılan Osmanlı egemenliği görülür.

I. Dünya Savaşı sırasında: Rus işgali var. 1918 tarihinde ise, işgal biter. 1944 yılında, Çaybaşı adı ile, bölge, ilçe olur. Daha sonraki süreçte ise, isim Çayeli olarak değişir ve günümüze kadar ulaşır.

GENEL

İlçe, dar kışı şeridi ve hemen arkasında yükselen, denize paralel sıradağlar ile, tipik bir Doğu Karadeniz kıyı ilçesidir.

Ekonomi: temelde çay üretimine dayanıyor. Çay üretimi olmadan önce ise, mısır üretimi yapılıyormuş. Ancak: nüfusun büyük bölümü: elverişli tek alan olan dar kıyı kesimine yerleştiği için, çay ekimi de bu dar kıyı kesiminde yoğunlaşmıştır. Ülkemizin çay ekim alanlarının üçte ikisi Rize ilinde ve bunun da, % 18’lik bölümü, Çayeli ilçesindedir.

Bir zamanlar, dünyanın en kaliteli çayı bu bölgede elde edilirmiş. Ancak, daha çok çay elde etmek için, suni gübreler kullanılmaya başlanınca, çayın kalitesi de düşmüş.

Burada: çayın üzerine sürekli kar ve yağmur yağması nedeniyle, çayları, haşerelere karşı ilaçlamaya gerek kalmıyormuş, bu durum da çayın kalitesini arttıran en büyük etkenlerden biri.

Sonuçta: ilçede sanayi, ağırlıklı olarak çay sanayine dayandırılmış. Bu kapsamda: Çay-Kur’a ait 5 ve özel sektöre ait ise, 12 çay fabrikası var. Eskiden, çay işlenirken, fabrikaların on kilometre çapına kadar olan alanda, çevreye çay kokusu yayılırmış. Artık, o çay kokusu da yok olmuş.

NE YENİR

Çayeli denilince, elbette hemen akla, yine bu yöreye özgü: hamsi ile yapılmış yiyecekler geliyor. Ancak: buranın bir farklılığı var. Çayı ile ünlü Çayeli’nde, çay markalaşamamış. Ama: Çayelili Hüsrev; kuru fasulye ile markalaşmayı başarmış ve ünü yurt dışına kadar yayılmış.

1958 yılında, sokakta işe başlayan Fahri Hüsrev: bugüne kadar, fasulyenin sırrını kimseyle paylaşmamış. Temizliği ile, titizliği ve lezzetiyle herkesin beğenisini kazanmış.

Biraz önce söylediğim gibi, 1958 yılında, Çayeli’nde sokakta, mangal üzerinde köfte-ekmek yaparak başlayan süreç; günümüzde, Ankara ve İstanbul’da açılan şubeler ile pekiştirilmiş.

Fahri Hüsrev’in fasulyesini zaman içerisinde tatmayan kalmaz. Evet, bugün: Çayeli-Pazar yolu üzerinde, Hüsrev’in yeri var.

Bugün oraya gittiğinizde, duvarlarda, Türkiye’nin birçok tanınmış simasıyla orada çekilmiş fotoğrafları göreceksiniz. Hatta: burayı ziyaret eden ünlülerin imza attıkları, bir şeref defteri bile açılmış. Evet, mevzu ne yenir idi.

Çayeli’nde: sahil boyunca yiyeceğiniz hamsi yemeklerinden ayrı, buraya has, Hüsrev lokantasında kuru fasulye yemenizi şiddetle öneriyorum.

NE SATIN ALINIR

Çayeli’nde: çay fabrikalarından, kendiniz veya yakınlarınız için hediyelik çay alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

AĞARAN ŞELALESİ

İlçe merkezinden içeriye, yeşillikler arasında gidilen 12 km. lik bir yol ile buraya ulaşmak mümkün. Yol üzerinde: bir çay toplama merkezi de var. Çuval çuval çaylar, kantar başında görebilirsiniz.

Buradaki yayla evlerinin tümünde, yük teleferiği bulunuyor. Eve gidecek eşyaları, bu halat üzerinde gidebilen tahta sandığa yükleyip, el işareti ile yukarıya çekilmesini sağlıyorlar. Evet, biz ağaran şelalesine gelelim.

İsmini: yüksek, dik ve yalçın bir kayadan köpürerek, köpük köpük akmasından almış. Akan, sanki köpükler. Evet, şelale bir göle dökülüyor. Gölde taştan taşa atlayarak, 50 metre gidebiliyorsunuz ve böylece, şelalenin tam altına erişiyorsunuz.

Şelale, gerçek bir tabiat harikasıdır.

ZELEKİ KALESİ

İlçenin 2 km. doğusundadır. Artvin-Rize kara yolundaki tünelin üstündedir. 12.yüzyılda, Bizans döneminde inşa edildiği düşünülüyor. Günümüzde harap durumdadır.

CAFERPAŞA CAMİSİ

İlçe girişinde, Cafer Paşa Mahallesindedir. Denize hakim bir teras üzerindedir. Eski bir mezarlığın yanındadır.

Rize Fatihi Cafer Paşa tarafından, 1467 yılında yaptırılmıştır. Cami: basit planlı ve çatışı kiremit ile örtülüdür. Girişinde, mermer kitabesi bulunmaktadır.

Kitabesinden öğrenildiğine göre: 1845 ve 1908 yıllarında onarılmıştır. Bu arada: kuzey tarafına da, yeni bölümler eklenmiştir. Günümüzde, bu bölümler: Kur’an kursu olarak kullanılıyor.

İbadet mekanı: yanlardan üçer, mihrap yönünde de ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Yanındaki minaresi taş kaide üzerine, yuvarlak yivli gövdeli ve tek şerefelidir.

ORMANCIK CAMİ

Mahmutlu ve Geyik Mahalleleri arasındadır. Bölgenin geleneksel ahşap yığma duvarlı, kırma çatılı camilerinden birisidir. 1826 yılında yapılmıştır.

Caminin Başköy’den buraya taşındığı bilinmektedir. Küçük boyutlu ve ahşap yığma camiler, seranderler gibi, rahatlıkla taşınabilmektedir.

Caminin bir zemin katı  bulunmaktadır. Burası, eskiden medrese-mektep olarak kullanılmıştır. Tek bir hacimden oluşan medrese taş duvarlıdır ve eski bir ocağa sahiptir. Doğu cephesi yenilenmiş ve geniş pencereler açılmıştır.

Esas cami: giriş bölümü ve harim kısmından meydana gelmektedir. Giriş bölümündeki sedirlerde oturulmaktadır. Bu bölümün üzerindeki mahfil ve saçağı dört ahşap sütun taşımaktadır. Bu mahfile iç mahfilden bir kapı ile girilir.

Caminin ahşap oyma olarak oya gibi süslendiğini görebilirsiniz. Ahşap süslemeler, kapı, minber, mihrap ve mahfil üzerinde yoğunlaşmıştır. Kemerli kapının kanadı ve geniş çerçevesi üzerinde, kıvrım dallı uzayıp giden yapraklı bir ağaç ve dalların ucunda laleler yer almaktadır.

Aynı kıvrım dal kompozisyonu tek bir ağaçtan oyulmuş mihrap nişinin kenarındaki bordür üzerinde de yer alır. Nişin kavsarası ve köşelikleri geometrik olarak çizgi bezemelidir. Mihrabın dış çerçevesi üzerinde, geç devirlerde yapılmış, boyalı bir bordür bulunmaktadır.

Minber de, ahşap oyma bakımından bir sanat eseridir. Doğu yüz, eşkenar dörtgenlere bölünmüş ve iç kısımları geometrik rozetlerle doldurulmuştur. Minberin ahşap parmaklıklı korkuluğu altında yine kıvrım dal motifli bir bordür bulunmaktadır.

Minberin ortasında bir kitabe bulunuyor. Mahfil köşkü ve diğer korkulukları bütünüyle çekme parmaklık ve ajur tekniğiyle işlenmiştir. İç yüzey geniş bir bordür halinde geometrik ve bitkisel bezemelerle süslenmiştir. Bu bordür mahfil hizasında mihrabın üzerinden geçerek camiyi çepeçevre dolaşır. Köşkün ön yüzü, tıpkı bir kilim gibi eşkenar dörtgenlerle doldurulmuştur.

Caminin şimdiki yerine, taşınarak geldiği bilinmektedir. Ancak, kesin yapılış tarihini ortaya koyan bir kitabe yoktur. Mahfil köşkünden aşağı sarkan lambrikenlerin sağdaki üzerinde 1242 tarihi okunmaktadır.

Belki de cami bu tarihte yani 1826 yılında, şimdiki yerine taşınmıştır. Süsleme özelliklerini, bölgedeki diğer camilerle karşılaştırırsam, camiyi biraz daha erken bir tarihe, yani 18’nci yüzyılın sonlarına tarihlemek mümkündür.

KAPTANPAŞA YEŞİLTEPE KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Burası iki ayağı da kayaya oturtulmuş, tek gözlü, taş köprüdür. Yapılış tarihi bilinmemektedir. Muhtemelen, 18 veya 19’ncu yüzyıla tarihlenmektedir. Bu köprü ile ilgili bir efsane anlatılmaktadır.

Belki ilginizi çeker. “Köprüyü yaptıran şahsı çekemeyenler, şöyle bir söylenti yayarlar. Köprüden taş alıp dereye atan çocuksuz kadın hamile kalır. Bunu duyan çocuksuz kadınlar, köprünün korkuluğundan kopardıkları taşları dereye atarlar. Bu yüzden zamanla köprünün korkuluğundan eser kalmaz. Böyle olunca da köprünün üstünden kimse geçmez”

Gerçekten de, bugün kullanılmayan köprünün korkuluğu yoktur.

KAPTANPAŞA BUZLUPINAR KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Doğu Karadeniz yöresinde örnekleri görülen, ahşap köprülerdendir. Her iki ayak tarafından birbirinin üzerine bindirilerek uzatılan konsollar üzerine tabliye ağaçları yerleştirilmiştir. Köprü gövdesinin yağmurdan etkilenmemesi için de üzerine, yine ahşap semer bir çatı yapılmıştır.

Tarihlendirme için, 19’ncu yüzyıl düşünülmektedir. Benzeri teknikle yapılmış bir köprü: Trabzon-Of ilçesinde, Bölümlü köprüsüdür. Benzer ahşap köprülere Yugoslavya’da da rastlanmaktadır.

KUSPA TURİZM MERKEZİ

İlçe merkezinden, yaklaşık 7 km. uzaklıktadır. Kupsa: deniz manzaralı, oldukça geniş ve düz bir alana sahiptir.

Burası turizm merkezi olarak ilan edildikten sonra, burada  sürekli yeni yatırımlar gündeme gelerek, yapılaşma çalışmaları sürdürülüyor.

MUSA DAĞI VE MELİPOS TEPELERİ

Buralar, ilçe merkezine 6 km. uzaklıktadır. Mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

POKUT, SAL, HAZİNDAĞ YAYLALARI

İlçenin güneyinde: Fırtına ve Hala derelerinin oluşturduğu vadiler arasında, bu yaylalar bulunmaktadır. Yaylaların bulunduğu bu mevkiinin yüksekliği: 1750-2000 metrelere kadar ulaşmaktadır.

Bu yaylalar: doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal ortam sergilemektedir. Bunun yanında, yaylalarda: zengin biyolojik çeşitlilikler ve emsalsiz bir sivil mimari yapılar bulunmaktadır. Bu üç sıra yaylanın en yakını, ilke merkezine, 15 km. uzaklıkta bulunan, saklı güzellikleriyle, Pokut yaylasıdır.

Rize Ardeşen

Rize Ardeşen

Ardeşen, il merkezi Rize’ye, 48 km. uzaklıktadır. İlçe merkezinden: Rize-Hopa kara yolu geçmektedir. Sarp sınır kapısının açılması nedeniyle: mevcut devlet kara yolu yetersiz.

TARİHİ

Bölgedeki diğer yerleşim yerleri gibi: Ardeşen’de: uzun süre: Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenlikleri altında kalmış, daha sonra Trabzon Pontus İmparatorluğu ve 1461 yılında ise, yöredeki diğer yerleşimleri ele geçiren Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

1916 yılında bölgede Rus işgali görülüyor. 1918 yılında ise, işgal biter. 10 Mart tarihi, Kurtuluş Günü olarak kutlanıyor.

Pazar ilçesinin bucak merkezi olan Ardeşen, 1953 yılında, ilçe olmuştur.

İsim öyküsü hakkında anlatılanlar şöyledir: “Yavuz Sultan Selim, Trabzon Sancak Bey’i iken: Osmanlı tahtına sahip çıkmak ister ve Kepa Sancak Beyinin oğlundan yardım ister. Yardım almak üzere, sahil boyunca, bölgeden geçerken, Fırtına Deresinde, ağaç parçaları görür.

Bölge: tamamen boş, bataklık ve çalılıktır. Çevresindekiler: kendisine, bölgede kimsenin yaşamadığını söylerler. Bunun üzerine, Yavuz Sultan Selim: “Bu belde tenha değil, bakın dere yonga taşıyor. Bu yörenin ardı şendir.” Yani: yüksek kesimlerde, yerleşim birimlerinin bulunduğunu ifade eder.

Ardışen kelimesi, günümüze, Ardaşen olarak gelir.

Rize Ardeşen

GENEL

Kıyı uzunluğu: 10 km. dir. Sahilden, 50 km. kadar iç kısımlara uzanır. Bölgede: Doğu Karadeniz Dağlarının uzantıları ve tepeleri var. İklim açısından ise: Türkiye’nin en yağışlı, en nemli ve en az güneş gören ilçelerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle: kıyı kısımları ılık ve bol yağışlıdır. İç kısımlara gittikçe, iklim sertleşir.

İlçenin büyük bölümü: diğer bitkisel üretime imkan vermediği için, tamamına yakını, çaylıklardan oluşmaktadır. Bunun dışında: ikincil tarımsal faaliyetlerden biri de: arıcılık. Yörede: yılda, yaklaşık: 165 ton bal ve 1500 kg. bal mumu üretilmektedir.

Çay tarımının sağladığı refah artışı ve kültürel değişim yaşansa da; özellikle kırsal kesimlerde, geleneksel ve kültürel unsurlar yaşama imkanı bulmuşlardır. Bu unsurlardan: yerel diller, özellikle yaşlı nüfus arasında kullanılmakta, geleneksel kıyafetler de kırsal alanlarda yaygın olarak gözlenebilmektedir.

İlçede: Çaykura ait 2 ve özel sektöre ait 13 adet çay fabrikası var. Bu fabrikalarda: mevsimlik işçiler çalışmakta, bazı atölye ve fabrikaların paketleme bölümlerinde de yıl boyu işçi çalıştırılmaktadır.

Burada da, yakın yöreler gibi: atmaca tutkusu var. Yöre insanları: mevsimi geldiğinde, doğadan atmaca yakalıyorlar ve sezon boyunca, bu atmacaları eğiterek bıldırcın avlıyorlar ve sezon sonunda yakaladıkları atmacayı yine doğaya bırakıyorlar.

Turizm: Ardeşen, coğrafi yapısının da etkisiyle, uygarlıklara yoğun olarak sahne olmadığından: arkeolojik bakımdan zengin değil. Özellikle: Fırtına Deresi havzası: 1998 yılında, Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bu alanın: bir kısmı arkeolojik, bir kısmı doğal.

Ardeşen ilçesi bölgesinde, dikkatinizi çekecek diğer bir özellik: yaklaşık 50 civarında olan su değirmenleridir. Bunlar dışında: Ardeşen yöresinde, turizm açısından, gezip-görmenizi önerebilecek bir yer yok.

ASİLSAN A.Ş.

1991 yılında, burada uzun yıllar yapılagelen gayri resmi silah üretimini, yasal çerçeveye sokmak üzere kurulmuştur. Kuruluşa:  İl Özel İdaresi ve TESK ortaktır. Fabrikasın yıllık kapasitesi: 1200 adet olup, tamamen bilgisayar programlı, 80 adet çeşitli cins ve özellikte, hassas, talaşlı imalat tezgahı parkı var. İlk üretim: 1993 yılında yapılmış. 2003 yılında üretimine başlanan: Fırtına silahlarından, 200 adet, MKE teslim edilmiş. Bu fabrikanın en büyük üretimi: Atmaca markalı silahlar ve bunların satışları, MKE kurumunda yapılıyor.

NE YENİR

Tüm Karadeniz kıyısı boyunca, yerleşim yerlerinde olduğu gibi, burada da, hamsi kullanılan yemek çeşitleri oldukça yoğun. Hamsi tava, hamsili içli tava, hamsi köftesi, hamsili pilav, hamsili ekmek, hamsi kuşu, balık pilakisi.

Tüm bunlar içinden, ilginizi çekenleri tadabilirsiniz. Hamsi sevmeseniz, mevsimine göre palamut balığı da, burada yemeği yapılan özel bir tat.

NE SATIN ALINIR

Ardeşen’deki çay fabrikalarından: gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için çay satın alabilirsiniz.

Rize Ardeşen

GEZİLECEK YERLER

IŞIKLI CAMİSİ

İlçe merkezinde, sahil yolu üzerinde bulunan cami, 1887 yılında yapılmıştır. Yapı: muntazam taş duvarlı; 10.60 x 12.25 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlıdır. Üzeri: kırma çatı ile örtülmüştür. Mihrap taştan olup, önünde küçük bir kubbe bulunuyor. Taş mihrap: sade silmelerle çevrilmiştir. Üzerinde, ayetler yazılıdır.

Ahşap minber, tavan ve mahfil barok üslupla süslenmiş. Minare: kuzeybatı köşededir ve yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Süslemeler bakımından: ahşap minber, tavan ve mahfil önemlidir.

Minberin süslemesi Tunca Camisi minberine benzer. Büyük bir daire içerisinden çıkan C kıvrımları ile barok karakterli diğer motifler, bütün yüzeyi kaplamıştır. Benzer motifler, mahfil korkuluklarında da bulunur. Tavan kenarındaki bordürler üzerinde eşkenar dörtgenler ve şevronlar yer alır.

Kubbe eteğinde stilize kıvrım  dal, ay yıldız ve yıldız motifleri yer alır. Kubbe içindeki panolarda kalem işi bitkisel kompozisyonlar mevcuttur.

Son zamanlarda, kuzey cephesine bir son cemaat mahalli ilave edilmiştir.

SESLİKAYA KÖYÜ CAMİ

Köy merkezindedir. 1801 yılında yapılmıştır. Karadeniz yöresinin, en güzel ağaç işçiliği olan camileri arasındadır. Caminin batı cephesinin güneyinde, pencere üzerindeki kitabesine göre: “ Ali usta ile Mustafa ve Osman ustalar tarafından yapılmıştır. Sene: 1801” yazılıdır. Büyük olasılıkla, burada daha önce bulunan cami yıkılarak, yerine bu cami yapılmıştır.

Mihrap taşları oldukça sadedir. Ağaç minberin yan yüzeyleri ile korkulukları: barok üslupta bezemelerle süslenmiştir. Buna benzer bezeme ahşap mahfilde, sütun başlıkları, korkuluklarda görülmektedir. İbadet mekanı, içten örten kubbenin içerisinde, kalem işleri ile bezenmiştir.

Yapı malzemesi olarak: muntazam yontu taş ve ahşap kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı olan caminin yakın yıllarda önüne yeni bir kısım ilave edilmiştir. Kuzeydoğudaki minare de bu sırada yapılmıştır. Harime, kuzey cephedeki kapıdan girilir. Girişin üzerinde mahfil bulunur. Harimin aydınlatılması her cephede altta büyük, üsttü küçük düz lentolu ikişer pencere ile sağlanmıştır.

Caminin taş mihrabı sadedir. Esas önemli olan ahşap süslemeli minber, mahfil ve tavandır. Minberin yan yüzleri ve korkulukları barok karakterli kıvrım  dallar, S kıvrımları ile doldurulmuştur. Aynalıkta kıvrım dallar arasında stilize laleler bulunur. Aynı bitkisel karakterli süslemeleri ahşap mahfili  taşıyan sütun başlarında ve mahfil korkulukları üzerindeki yatay bordürlerde görülür.

Tavan mahfilini taşıyan ayakların, tavana kadar uzatılması ile kare bir şekilde sınırlandırılmıştır. Geniş bir ahşap oymalı eteğe sahiptir. Tavan üzerinde, iki kare şeklin kaydırılarak iç içe yerleştirilmesi ile değişik bir kompozisyon elde edilmiştir. İçteki karenin içerisinde çatı boşluğuna yerleştirilmiş ahşap kubbe bulunmaktadır.

Tavanın eteği, karelerin kenar bordürleri, köşe bentler ve kubbenin iç yüzü, ahşap oyma ve kalem işi süslemelere sahiptir. Motifler yine bitkisel karakterlidir. Kubbenin içinde etek bordürünün üzerinde yan yana dizilmiş stilize hayat ağaçları ve orta kısımda kartuşlar içerisinde “Allah, Muhammed ve dört Halifenin isimleri” yazılıdır.

Ahşap süslemeli giriş kapısının solundaki bir başka kitabede şöyle denilmektedir. “Bu cami, İhya Yaşin Bade Ali Usta ve Refiki Kurtoğlu Osman Usta”. Bu kitabedeki İhya kelimesi, caminin daha önce var olduğunu düşündürmektedir. Muhtemelen, burada var olan küçük boyutlu bir cami yıkılarak, bu ustalar tarafından bugünkü cami inşa edilmiştir.

EKŞİOĞLU CAMİSİ

İlçe merkezinde, Çifte Kavak Mahallesindedir. Onarılıp, yeni ilaveler yapılarak günümüze kadar gelmiştir. İlk cami: Ekşioğlu Hacı Mustafa Efendi tarafından inşa edilmiştir. Bu yapı: 1869 yılında yenilenmiştir. Yenilenen caminin kuzeyine, yakın yıllarda bir kısım ilave edilmiş, kuzeybatıya da minare yapılmıştır.

Caminin eski bölümü: 8.80 x 9.20 m. boyutlarında, dikdörtgen planlıdır. Taş duvarlı ve kırma çatılıdır. Harimin girişi üzerinde, mahfil kısmı bulunmaktadır. Cami, her cephesinde altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minberin sade olduğu cami, giriş kapısı kanatlarında bitkisel motifli süslemelere yer verilmiştir.

Caminin minberi üzerinde, onarım kitabesi bulunmaktadır.

KİLİSE

İlçe merkezinde, 1 km. doğuda, Kavaklı mahallesinde bulunmakta olup, yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Deniz seviyesinden 20 metre yüksekte, ağaçlar ve sarmaşıklar arasında, muhtemelen Trabzon İmparatorluğu zamanından kalmadır. Yapılış tarihi hakkında, yine de kesin bir şey söylenememektedir.

Yapı: düzgün taşlardan yapılmıştır. Uzun süredir terk edildiğinden, duvarlarının bir bölümü yıkılmıştır. Üzerini: ahşap bir çatı örter. Üç apsisli olup, orta apsis beşgen planlıdır ve dışarıya çıkıntılıdır. Beşgen merkezli apsisli kiliseler: Trabzon Pontus İmparatorluğunun genel özelliklerini taşımaktadır.

1 metre kalınlığındaki duvarlara ait, bol miktarda iz bulunmaktadır. Ancak, biraz önce de söylediğim gibi, öylesine harap olmuştur ki, kapı ve pencerelerin yeri dahi, net olarak belirlenememektedir.

Rize Çamlıhemşin hakkındaki gezi yazım için  Çamlıhemşin