Diyarbakır-Şanlıurfa karayolu üzerinde bulunması nedeniyle; birçok kez içinden geçtiğim bir yöredir.
Şanlıurfa Hilvan
ULAŞIM
Yöre: Diyarbakır-Şanlıurfa karayolu üzerinde bulunmaktadır
Hilvan, bağlı bulunduğu Şanlıurfa il merkezine 56 km. uzaklıktadır. Hilvan-Siverek arasındaki uzaklık: 38 km. Hilvan-Diyarbakır arasındaki uzaklık: 130 km. Hilvan-Viranşehir arasındaki uzaklık: 140 km. Hilvan-Harran arasındaki uzaklık: 95 km. Hilvan-Adıyaman arasındaki uzaklık: 120 km. Hilvan-Atatürk Baraj göleti arasındaki uzaklık ise: 7 km.
Şanlıurfa Hilvan
TARİH
Yörenin tarihi geçmişi çok eskilere gitmemektedir, çünkü diğer ilçelere nazaran yeni yerleşilmiş bir yöredir.
Buradaki ilk yerleşim, 1820 yılında, Osmanlı döneminde olmuştur.
Hacı Musa isimli bir Türkmen aşiret reisi, çevresindekilerle birlikte gelerek buraya yerleşmiştir.
Şanlıurfa Hilvan
Bu dönemde, köy meydanında bulunan “kara dibek” taşından dolayı, yöreye “Karacurun” ismi verilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise, Karacurun, Siverek ilçesine bağlı olan Uluyazı nahiyesine bağlı bir köy imiş.
Ancak, zamanla bağlı bulunduğu Uluyazı nahiyesine göre daha çok gelişmiş ve bu nedenle, 1927 yılında ilçe konumuna getirilmiş ve Hilvan ismi verilmiştir.
Hilvan isminin sözlük anlamı: bağış. Ayrıca: meyveleriyle ünlü belde anlamına da gelmektedir.
Şanlıurfa Hilvan
GENEL
Yöre: Şanlıurfa ilinin en çok yağış alan yeridir. İklim şartları: yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı olarak hüküm sürer.
İlçe arazisinin yükseltisi: doğudan batıya doğru uzanır. Bu yüzden hafif dalgalı bir plato görünümdedir. Deniz seviyesinden yükseklik: 600 metredir.
Yöre insanı: tarım ve hayvancılık ile geçimini sürdürüyor. Tarımsal ürünler denince akla gelenler: arpa, buğday kenevir, mercimek, mısır, nohut, biber, soğan ve sarımsak gelmektedir.
Bölgede, özellikle GAP Projesi kapsamında sulama suyu sağlandıktan sonra: pamuk üretimi önemli ölçüde artmıştır.
Hayvancılık ise: koyun ve keçi besiciliği şeklinde yürütülmektedir.
Şanlıurfa Hilvan
GEZİLECEK YERLER
ULUYAZI KÖYÜ CAMİSİ
İlçe merkezine bağlı Uluyazı köyündedir. Bu cami, 1875 yılında düzgün kesme taşlardan inşa edilmiştir. Miharaba paralel üç sahınlı plana sahip olan caminin sahınları, ikişer payeye ortan kemerle birbirinden ayrılmıştır.
Sahınların üzerini kuzey-güney doğrultusunda ahşap direkler örter. Direklerin üzeri toprak damlıdır. Mihrap sade ve süslemesizdir. Caminin duvarları içten ve dıştan sıvanmış olup renkli plastik boya ile boyanmıştır.
Orijinal taş malzeme sadece son cemaat yeri kemer ve payelerinde izlenir. Üç gözlü son cemaat yerinin kemerleri yanlarda duvarlara, ortada iki payeye oturmaktadır. Camide minare yoktur. Son zamanlarda metal bir minare dam üzerine konulmuştur. Bu cami sonraları yıkılmıştır.
İlçe merkezine bağlı Kantara köyündedir. Yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalar sonunda: ilk Tunç, kalkolitik ve Akeramik Neolitik çağ tabakaları tespit edilmiştir.
Yani, höyük MÖ 8500-8000 yılları arasına tarihlenmektedir.
Yerleşme yeri, kireç bir tepenin altında, uzunluğu 100 metre, genişliği 50 metre olan kurumuş, iki dere tarafından sınırlanan bir terasın üzerindedir. Buranın dinsel bir merkez olduğu tespit edilmiştir.
Yapılan kazılarda: dünyanın ilk heykeli olarak kabul edilen, kireçten yapılmış insan kafası figürü bulunmuştur. Ancak, höyük, günümüzde Gap projesi gereği baraj suları altında kalmıştır.
Şanlıurfa Hilvan Özveren Köyü-Harami BurçŞanlıurfa Hilvan Özveren Köyü-Harami Burç
ÖZVEREN KÖYÜ-HARAMİ BURÇ
İlçe merkezinin güneydoğusunda bulunan ve ilçe merkezine 30 km uzaklıktaki Özveren veya halkın tabiri ile Harami Burç köyündedir.
Kalıntıların kale veya kervansaray, neye ait olduğu bilinmemektedir. Ancak köyde söylenenlere göre, kalıntılar günümüzden 80-90 yıl önce ayaktadır.
Köylüler o yıllarda buralarda develerini beslediklerini ve geçiş kemerlerinin çok daha derin olduğunu ifade etmektedirler.
Ancak herhangi bir resmi arkeolojik kazı çalışması yapılmamış olup, kalıntıların uzantılarına köylüler ev yapmışlardır. Duvarlar bakımsızlık nedeniyle yıkılmıştır.
İlçe merkezine bağlı Kırbaşı mahallesi yakınlarındadır. İlçe merkezinin güney kısmında, kuytu bir yerdedir. 3 katlı mağaralarda, kaya mezarları ve insan yaşam izleri görülür.
Yerden yaklaşık 30 metre yükseklikte bulunan mağaralar derin bir vadinin içindedir.
Höyüklü Garoz ya da Büyük Garoz köyünden 4 km ileride, tenha bir yerde bulunan mağaralara varmadan su kuyusu, doğal su kaynağı ve çevreye dağılmış çeşitli sunarlar bulunur.
Mağaraların en üst kısmında, yine yumuşak kayaya oyulmuş su sarnıçları ve sunaklar bulunur.
Birbirine geçişli olan İnik mağaralarının içinde, yerlere ve duvarlara yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmeyen ilginç oymalar bulunmaktadır.
Mağaralar sadece mevsimlik göçerler tarafından bilinir ve günümüzde hayvan ağılı olarak kullanılır. Yani, sadece bilin, gidip görme şansı çok zor.
Şanlıurfa ilinin, Viranşehir üzerinden ulaşılan, Akçakale ilçesi gibi Suriye ile sınır kapısı bulunan ilçesidir.
Hatta: ilçe topraklarının sınır çizilmesiyle ikiye bölündüğü, ülkemiz tarafında kalan topraklara “Ceylanpınar” denildiği, Suriye tarafında kalan ilçeye ise “Ra’s Al Ayn” ismi verildiği bilinir.
Evet, burada tarihi ve turistik özellikleri olan herhangi bir yer ve etkinlik bulunmuyor. Yani, gezmek için buraya gitmek gerekmiyor. Burada: herhangi bir turistik etkinlik yok.
ULAŞIM
Ceylanpınar, bağlı bulunduğu Şanlıurfa il merkezine 141 km. uzaklıktadır. Buraya: Viranşehir üzerinden ulaşılır ve başkaca bir ulaşım yolu bulunmamaktadır. Ama bu yol, dümdüz olması, hiç viraj bulunmamasıyla önem kazanır.
Ceylanpınar ile Viranşehir arasındaki uzaklık: 50 km. Ceylanpınar ile Kızıltepe arasındaki uzaklık: 70 km. İlçe merkezini, doğudan Mardin şehrine ve batıdan Gaziantep şehrine bağlayan demiryolu mevcuttur.
TARİH
MÖ.14’ncü yüzyılda Mitanni krallığına bağlı olan yöre, daha sonra Asurlular tarafından ele geçirilir. Bu dönemde, yörenin ismi “Riş Ayna” yani Süryanice “Reş Ayna” olarak bilinmektedir. Bu isim, sonraki dönemlerde, Arapçaya “Ra’s el-Ayn” yani “Kaynakbaşı” olarak geçer ve günümüze kadar gelir.
Evet, bölge: 639 yılında Şam orduları tarafından ele geçirilir. 959 yılında ise, bu kez Bizans imparatoru I. Ioannes yağma ve talan ederek bölgeyi alır.
1394 yılına gelindiğinde ise, bu kez, Suriye seferine giden Moğol imparatoru Timur, burayı yağma ve talan eder.
1921 yılında ise, Türkiye-Suriye sınırı çizilirken, bölgedeki ceylanların çokluğu nedeniyle, yöreye “Ceylanpınar” ismi verilmiştir.
1981 yılına gelindiğinde, yöre ilçe olur. Ceylanpınar ismi: Habur çayı ve kaynak başına, su içmeye gelen ceylanlardan alınmıştır.
Buranın tarihi geçmişinde ilginç bir olay var. 1980’yi yıllarda, Rusya, Afganistan’ı işgal edince, bir kısım Afgan vatandaşı ülkemize sığınır. Bunlar için, Ceylanpınar ilçesi girişinde “Evrenpaşa” isimli bir köy kurulur.
Bu köyde, kendilerine verilen topraklarda: tarım ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlayan bu Afgan kökenli vatandaşlar, günümüzde de ilginç görünümleriyle dikkat çekerler. Evrenpaşa köyü, hemen ilçe girişinde sağ taraftadır.
Şanlıurfa Ceylanpınar
GENEL
Ceylanpınar bölgesinin topraklarının, yaklaşık % 90’lık bölümü tarıma elverişlidir. Yörede, derin su kuyularının açılmasıyla, sulu tarım olanakları artmış ve tarımsal verim yükselmiştir.
İlçe sınırları içindeki toprakların büyük kısmı: Tarım İşletmelerine aittir.
Ceylanpınar Tarım İşletmeleri: yaklaşık 50 yıldır, bölgede yaptığı yatırımlar, bilgi ve deneyim ile, tam bir tarımsal üretim merkezi haline gelmiştir. Tarımsal alanda, özellikle: buğday, mercimek, pamuk, mısır, yonca, tohumluk fığ, nohut ve bahçe kültür bitkileri üretilmektedir.
Tarımsal anlamda: Siirt yöresinde yetiştirilen Antep fıstığı üretimi yaygındır.
Hayvancılıkta ise: sığırcılık, koyunculuk ve ceylan besiciliği yapılmaktadır.
Özellikle, nesli tükenmekte olan ceylanlar koruma altına alınarak, sayılarında artış sağlanmaya çalışılmaktadır.
Bölgede: Akdeniz iklimi ve güneydeki çöl ikliminin karasal etkileri hakim olup, buna bağlı olarak yazları çok sıcak ve kurak, kışları ise serin geçer.
Özellikle: Atatürk Barajının faaliyete geçmesiyle, yörede nem oranında artış olmuş, gece ve gündüz sıcaklık farkları yükselmiştir.
Evet, Ceylanpınar, ülkemizin en sıcak yerlerinin başında gelmektedir.
Şanlıurfa Ceylanpınar Çiftliği
CEYLANPINAR ÇİFTLİĞİ
1.7 milyon dekarlık büyüklüğü ile, dünyanın en büyük çiftliklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Arazinin boyutlarını anlayabilmek için, şöyle söylenebilir. Uzunluk: 60 km. ve genişlik 30 km. olan bir dikdörtgen veya İstanbul ilinin tümünün üçte biri de denilebilir. Ancak, bu arazinin bir kısmı günümüzde mayın kaplıdır.
1937 yılında Atatürk eliyle kurulan bu çiftlik yani Devlet Üretme Çiftliği: gerek demir yolunun bulunması ve gerekse yöre insanının buradaki iş gücüne katkısı nedeniyle, çiftlik bölgenin gelişiminde büyük etkinlik göstermiştir.
Özellikle: 1943 yılına gelindiğinde: daha sonra Devlet Üretme Çiftliği adını alan kurum: biraz önce de belirttiğim gibi, Ceylanpınar yöresinin gelişimini sağlamıştır.
Yöre topraklarının büyük kısmı çiftlik idaresine aittir. Bunun sonucunda: gerekli bilgi ve deneyimle bu topraklar üzerinde yoğun tarım üretimi yapılmaktadır.
Ayrıca, hayvancılık ta yapılmakta olup, özellikle nesli tükenmekte olan ceylanların üretimi ve sayılarının arttırılmasına yönelik faaliyetler sürdürülmektedir.
Adını işletmeye veren ceylan neslinin tükenmemesi için, ilk olarak 1978 yılında ceylan üretimine başlanmış ve günümüzde 1500 çift ceylan yaşamaktadır.
Ülke içinde, ceylan üretimi yapmak isteyenlere, buradan erkek ve dişi ceylan satışı yapılmaktadır.
İlçe topraklarının büyük kısmının çiftlik idaresine ait olması nedeniyle, bu durum yöredeki insanlar için iş olanakları yaratırken, öte yandan köylerin sayısının az olmasına neden olmuştur.
Yöre halkının büyük bölümü: Tarım işletmelerinde daimi ve geçici işçi olarak çalışmaktadırlar.
Ceylanpınar ile ilgili, ilginç bir not sunmak istiyorum.
1921 yılında Ankara Antlaşması ile Türkiye-Suriye sınırı çizilirken: ceylanlar ülkemiz tarafında, pınar ise Suriye tarafında kalır.
Ceylanlar, uzaktan hep pınara bakarlar. Daha sonra, ülkemizdeki bölümde de ceylanlar için bir pınar yapılır ama, onlar, hep eski pınara bağlılıklarını devam ettirirler ve oraya bakmayı sürdürürler.
CEYLANPINAR MESLEK YÜKSEK OKULU
Harran Üniversitesine bağlı olarak kurulan Meslek Yüksek Okulunda: bilgisayar, muhasebe ve ziraat branşlarında eğitim verilmektedir.
Suruç, il merkezi Şanlıurfa iline 46 km uzaklıktadır. Suriye sınırını teşkil eden demiryolu üzerindeki Mürşitpınar köyüne ise 10 km uzaklıktadır.
GENEL
Suruç yöresinin en büyük özelliği, eskiden buraların tamamının “nar” bahçesi olmasıdır. Ayrıca en güzel yarış atları burada yetiştirilir. Suruç toprakları, Şanlıurfa platosundan Suriye’ye gidildikçe alçalan düzlüklerden oluşur. Suruç ovası, bu düzlüğün ortasındadır ve rakımı 1000 metre civarındadır. İlçe topraklarında akarsu yoktur. İlçe merkezinin rakımı 538 metredir.
TARİHİ
Suruç ilçesinin tarihi oldukça eskilere dayanır. İlk çağın Osrhone ülkesinin şehirlerinden olan Anthemuzia veya Batnea’nın yerine geçtiği ileri sürülen Mathsuhuna şehri, ipekçilik ve ziraatla meşhur olan bugünkü Suruç’tur.
Kaynaklarda Seruğ diye geçen bu şehrin, Hz İbrahim ile yakın bir ilişkisi vardır. Hz İbrahim’in babası Azer, dedesi Nahor’un babası Seruğ’dur.
Dolayısıyla Seruğ ismiyle bilinen Suruç, Hz İbrahim’in atası Seruğ ile aynı adı taşımaktadır. Diğer taraftan Seruç ise, bu şehrin asıl adıdır. Burası, cins at yetiştiriciliğiyle ünlüdür. Atların eyeri ile uğraşan ve onu imal eden kişilere “saraç” adı verilmektedir.
Saraç, Suruç kelimesinin çoğuludur. İlçenin adının buradan geldiği ileri sürülür. Suruç, zamanla saraçlar anlamında söylenegelmiş ve günümüzde bu ad kullanılır olmuştur.
Sümerler, Mezopotamya’ya gelip yerleşen ve burada köklü bir medeniyet kuran uygarlıktır. Sümerler ve Akadlar, Seruğ Ovasında, Suruç’u Batna ismiyle anmışlardır. Daha sonra İskitler ve Asurlular, bu iki medeniyeti ortadan kaldırınca Suruç’u Tepartip adıyla bugün Şanlıurfa’nın diğer bir ilçesi olan Birecik’e bağlamışlardır.
Roma İmparatorluğu ise MS 35’te öteki yerlerle birlikte Suruç’u, Şanlıurfa’ya dahil etmiştir. İyad bin Ganem, MS 639 yılında, Suruç’u Romalılardan barış yoluyla almıştır. Suruç’un tarihsel süreçte varlığını korumasını sağlayanlardan birisi de Şeyh Mesleme bin Name’dir.
O, hicri 466 yılında buranın haçlılardan kurtulması için maddi ve manevi destek vermiştir. Haçlılardan alınan Suruç, MS 1095 yılında Artukoğullarından Sokman’ın eline geçmiş ve bir yıl sonra burası, Urfa Kontu I. Bolvadin egemenliği altına girmiştir. İmameddin Zengi, 1127 yılında Suruç’u haçlılardan geri almıştır.
Suruç: 1918 yılında İngilizler ve 1919 yılında ise Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Fakat, 11 Nisan 1923 tarihinde şehir düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Suruç, 1923 yılında ilçe olmuş ve Şanlıurfa iline bağlanmıştır.
NE YENİR
Külünce yemelisiniz, bu bir tür peksimet, sert bir çörek türüdür.
Az şekerli ve çok serttir. Dişleye dişleye yiyebilirsiniz. Gelenek olarak özel günlerde yapılır. Kelime anlamı “işlenmemiş altın” demektir. İçinde mahlep vardır ve aylarca kalsa da bozulmaz. Ancak yapımı oldukça zordur.
Tatlısı ve tuzlusu olur. Ancak tuzlusu pek tercih edilmez ve pek yapılmaz. Daha çok tarçın kakule ile süslü tatlı, şekil şekil yapılır.
Kahvaltıda çay ile yenir, başlarda yani ilk yapıldığında yumuşak olmasına rağmen zamanla hafif sertleşir. Normal oda ortamında bile uzunca süre dayanır.
Şanlıurfa Suruç
GEZİLECEK YERLER
Şanlıurfa Suruç Ulu Cami
ULU CAMİ
İlçe merkezindedir.
Cami, avlunun kuzey batısındaki medrese ile birlikte bir külliye halindedir. Düzgün kesme taşlardan, enine dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiştir. Caminin üzeri önceleri direkler üzerine tek sahınlı, düz damlı iken, sonradan betonla örtülmüş ve mihrap önüne büyük bir kubbe yapılmıştır.
Tavan ve kubbe, dört tane yuvarlak beton sütunla taşınmaktadır. Sade ve süslemesiz olan taş mihrap, sonradan yeşil yağlıboya ile boyanarak orijinalliğini kaybetmiştir. Balkon şeklindeki minbere duvar içerisinden merdivenle çıkılmaktadır.
Cami içinde herhangi bir süsleme yoktur. Altı tane taş paye üzerine oturan yedi kemerli son cemaat yerinin üzeri betonla örtülüdür. Son cemaat yerinin batı köşesinde tek şerefeli ve silindirik gövdeli kesme taş minare bulunur.
Yapının doğu ve batı cepheleri, simetrik düzenlenmiştir. Her iki cephede de sivri kemerli nişler içine süttekiler daha küçük olmak üzere çift katlı pencereler vardır.
Şanlıurfa Suruç Ahmet-i Bican Camii
AHMET-İ BİCAN CAMİ
İlçe merkezindedir. İnşa kitabesi yoktur. Kitabesi yoktur. Muhtemelen 1882 yılında Kürkçü zade İzzetli Ahmet Bican Efendi tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Cami, kesme taşlardan inşa edilmiş olup, doğu batı doğrultusunda enine dikdörtgen planlıdır.
Son cemaat yerinin güney duvarı doğusundaki kapıdan girilir. Doğu-batı yönünde uzun bir beşik tonozla, boydan boya örtülü olan caminin nişlerinden çıkan beşik tonozlar uzun tonozu kesmiştir. Taş mihrap sade ve süslemesizdir.
Duvar içerisinden merdivenle çıkılan minber, birçok Urfa camiinde olduğu gibi balkon şeklinde duvardan taşkın biçimdedir.
Altı adet küçük sütuna oturan ve üzeri kubbeli minber, minare caminin damında yer alır. Camiyi genişletmek maksadıyla doğusuna bitişik olarak yapılan betonarme kubbeli ikinci caminin önüne ayrıca betonarme bir minare daha yaptırılmıştır.
7 basamakla çıkılan ve köşk minare olarak adlandırılan minaresi, silindirik kaide üzerinde altıgen kesitli, altı sütunun taşıdığı bir kubbeyle örtülüdür. Bu minare ilginçtir.
1996 yılında geniş çapta onarım camide herhangi bir süsleme yoktur. Dışta batı cephede alt seviyede yer alan pencerelerin söveleri dışa taşkın tutulmuş ve lentoları silmelerle hareketlendirilmiştir.
Şanlıurfa Suruç Su İletim Tüneli
SU İLETİM TÜNELİ
Türkiye’nin en büyük, dünyanın 5’nci büyük su iletim tünelidir. Tünelin hizmete girmesiyle 134 yerleşim yeri modern sulama sistemine kavuşmuştur. Tünelin uzunluğu 17.185 metredir. Tünelin hizmete alınmasıyla, Atatürk Barajından, Suruç ovasına adeta bir nehir akıyor.
Tünel, ülkemizdeki birçok nehirden daha büyük debiye sahiptir. En hızlı akan nehri Çoruh’un yıl içindeki debisinin yaklaşık iki katı yüksekliğindedir.
Şanlıurfa Suruç Şeyh Müslüm Türbesi
ŞEYH MÜSLÜM TÜRBESİ (ZİYARET KÖYÜ ŞEYH MÜSLÜM KÜLLİYESİ)
İlçe merkezinin 5 km güneydoğusundadır. Büyük ve Küçük Ziyaret köylerindedir. Bu iki köy iç içe geçmiştir.
Türbe: burada doğan ve vefat eden, ünlü tasavvufçulardan Na’me es-Seruci oğlu Şeyh Müslüm adına yaptırılmıştır. O, Şeyh Müslüm es-Suruci olarak da bilinir. Şeyh Müslüm: 1168 yılında vefat etmiştir. Türbe aynı zamanda bir külliye gibidir. Türbenin yanındaki: cami, zaviye ve tekkeni hep birlikte 1168-1169 yıllarında inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Türbe hakkında bilgiler azdır. Fakat türbe: kitabesine göre: 1538 yılında Şeyh Muhammed oğlu Şeyh Hasan tarafından yaptırılmıştır. 1867 yılında ise onarım görmüştür. Külliyenin içinde: Arap, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait mezarlıklar vardır.
Ziyaretin doğu tarafında Eyyübiler döneminde yaptırılmış ve birkaç kez onarılmış cami görülür. Mimari özelliklerine ve kullanılan malzemeye bakılarak, tahminen 1000 yıllık olduğu söylenebilir.
Zaten yapının avlusunda bazalt taştan birkaç kalıntının olması, buranın eski olduğunu gösterir. Caminin içinde, ahşap, farklı renklerden yapılmış bir vaaz kürsüsü, bir minber ve bir mihrap bulunur.
Caminin boyutları bir köye göre oldukça büyüktür. İki sahnı ve beş gözü vardır. Tavanı ise çapraz tonozlarla kaplanmıştır. Yapının duvarları moloz ve kesme taşlarla yükseltilmiş ve türbenin üzeri tek kubbeyle örtülmüştür.
Şanlıurfa Suruç Şeyh Müslüm Türbesi
Ziyaretin giriş kapısının sağ duvarının içine gömülmüş, 25 x 35 cm büyüklüğünde kalın bir siyah taş vardır. Buradaki yaygın inanışa göre, insanlar ellerini suyla yıkadıktan sonra bu taşa sürerse, dileklerinin gerçekleşeceğine inanılırmış.
Bu taşa bakan kimse, kendini orada görürse dileği gerçekleşirmiş. Türbede, ibadet edilen yerin hemen yakınında küçük bir oda vardır. Bu odanın içinde, yeşil örtülerle kaplanmış iki sanduka bulunur.
Bunların Şeyh Müslüm ve oğluna ait olduğu söylenmektedir. İbadet edilen kısmın solunda, türbenin hemen arka tarafında bir kapı vardır. Bu kapı, karanlık bir odaya açılır. Daha önce cezaevi olarak kullanıldığı söylenen bu yere, iyileşmesi için zihinsel engelliler konulmaktadır.
Buranın şifa kaynağı olduğunu düşünen insanlar, hastalarını bu karanlık odada birkaç gece yatırırlar. Çoğu kişi, bu şekilde hastalarının iyileştiğini söylemektedir.
Külliyenin avlusunda bir mezarlık vardır. Bu mezarlığın buranın bakımıyla uzun yıllar ilgilenen bir bekçiye ait olduğu söyleniyor.
Şeyh Müslüm türbesinin bakımını 40 yıl üstlenen bu kişi, kendisini buraya adadığı için evlenmemiştir. Mezarlıkta da belirtildiği üzere 1986 yılında bekçi ölmüş ve avluya defnedilmiştir.
Türbeye ziyarete genellikle çocuğu olmayan kadınlar ve akıl hastaları gelmektedir.
Şanlıurfa Suruç 11 Nisan Beldesi-Aligör
11 NİSAN BELDESİ (ALİGÖR)
11 Nisan, Suruç’un düşman işgalinden kurtuluş tarihidir.
Şanlıurfa-Gaziantep karayolunun 45’nci kilometresinde, Suruç ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Ulaşım yolları üzerinde olması nedeniyle büyüyüp gelişmiş ve nüfusu artmıştır. Ancak yeni yapılan otoyol, beldenin dışından geçtiği için, günümüzde önemini yitirdiği görülür.
Eski adı Ekilidir. Burada: 1940 yılında, MÖ 8’nci yüzyıla tarihlenen bir stel bulunmuştur. Bu stel, günümüzde Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.
Şanlıurfa Suruç Mürşitpınar Köyü-Mürşitpınar Sınır Kapısı
MÜRŞİTPINAR KÖYÜ-MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI
İlçenin 18 km güneyinde, Suriye sınır çizgisindedir. Köy, Suriye sınır kapısının bulunması ve Gaziantep-Kurtalan demiryolu üzerinde bir istasyon olması nedeniyle, ticaret ve ulaşım açısından bağlantı noktasıdır. Ankara Antlaşmasında sınır tren hattı olarak kabul edildiğinden, ikiye bölünmüş ve büyük kısmı Suriye topraklarında kalmıştır.
Şanlıurfa Suruç Çarmelik Kervansarayı
ÇARMELİK KERVANSARAYI (BÜYÜKHAN KÖYÜ HANI)
İlçe merkezine bağlı Aligör (11 Nisan) köyünün kuzeyinden geçen eski Bozova yolunun 10’ncu kilometresinde, batıya sapan yol 4 km sonra yapının bulunduğu Büyükhan köyüne ulaşır.
Yapının kitabesi olmadığından kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmez. Ancak planı ve inşa tarzı incelendiğinde, Osmanlı dönemine ait olduğu anlaşılır.
Kareye yakın, dikdörtgen planlıdır. Avlu ve güneydeki kapalı bölümden oluşan, karma tipteki hanların anıtsal bir örneğidir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde “Suruç’tan kalkarak batıya doğru, iki saatte Çar Melik kalesine ulaştığını, buranın dört hükümdar (Çar Melik) kardeş tarafından yaptırıldığı için, bu isimle anıldığını” yazmıştır.
Güneydoğu Anadolu bölgesinden daha çok Suriye geleneklerinden izler taşıyan özgün konumu ve yöredeki “Han” yapılarının en erken tarihlisi olması bakımından ilginçtir. Günümüzde handaki avlunun boyutları: 63.40 x 65.20 metredir. Ancak güney cephesi dışında büyük ölçüde tahrip olmuştur.
Şanlıurfa Suruç Çar Melik Kervansarayı
Yapı, günümüzde tarım müzesi olarak kullanılmaktadır.
ÇENGELLİ (ALİZERA) KÖYÜ CAMİİ
Çengelli (Alizera) köyündedir.
Cami kapısı üzerindeki silindirik kitabenin alt satırında 1868 tarihi yazılıdır. Düzgün kesme taşlardan, enine dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiş olan caminin üzeri önceleri direkler üzerine düz damlı iken, sonradan betonla örtülmüştür. Mukarnas kavsaralı mihrabın iki yanı köşe sütunçelidir.
Herhangi bir orjinalliği bulunmayan ahşap minber, son yıllarda yaptırılmıştır. Caminin doğu ve batı cepheleri ikişer pencereli olup kuzey ve güney cephelerde pencere yoktur. Kuzey cephenin ortasında, camiye geçilen kitabeli kapı, batı ucunda altı adet sütuna oturan, üzeri kubbeli minber minare bulunur. Mihrabın mukarnas kavsarası dışında camide herhangi bir süsleme yoktur.