
Tarihin derinliklerinde bir yolculuk için hazırsanız, buyurun Harran, tam istediğiniz gibi bir yer.
Karrhai-Carrhae olarak da isimlendirilir.
ULAŞIM
Harran: Şanlıurfa-Suriye sınırındaki Akçakale yolu üzerindedir. Şanlıurfa ile Harran arası uzaklık: 44 km. dir. Şanlıurfa il merkezinden, Harran’a, düzenli olarak, saat başı minibüs seferleri yapılmaktadır.

GENEL
GEZİ
Harran’a vardığınızda: mutlaka sizi karşılayanlar olacaktır. Bu yörenin birkaç dil de bilen çocuk ve gençleri; sizlere Harran’ı tanıtmaya hazırlar, küçük bir ücret karşılığı onların bu hizmetinden yararlanabilirsiniz.
DİNİ ÖNEMİ
Anadolu’nun ilk kilisesi ve ilk cami; burada inşa edilmiş. Ancak: Harran’ın en ünlü dini: Sabilik.
Burada yaşayanların: yıldızlara taptıkları söyleniyor. Hem Yahudi, hem de İslami kaynaklara göre: Hz. İbrahim de onlardandı ve güneşin ve ayın batmasını tefekkür ettikten sonra, tek bir tanrı olduğuna kanaat getirmiş.
Harran’da Ay Tanrısı Sin’e ait bir mabet bulunuyor. Söylenenlere göre: yedi gezegene adanmış, yedi şehir varmış ve Harran’da Sin’e adanmış. Yıldızlara dayalı böyle bir inancın; insanoğlunun en eski dini olma olasılığı var. Dünyanın tutulması, mevsim ve yıldız hareketleri gibi, çok ince astronomik hesaplara göre tanzim edilmişti.
Bütün bunlar: makrokozmos ve mikrokozmos (küçük evren, insan) davranışları arasında, bir birlik öngören astrolojinin kaynağını oluşturuyor. Ayrıca, evren sırlarını keşfetmek ve evrenle bütünleşme derin duygusuna dayanıyorlardı.
639 yılında, Harran İslam hakimiyeti altına girer. Halife Mervan (744-750): Harran’a yerleşir ve Umayyad İmparatorluğunun başkentini: Şam’dan, Harran’a getirir. 830 yılında: Halife al Ma’mun Bizans seferine giderken Harran’dan geçer. Harrani’lere dinlerini sorar.
Onlar da “Biz, Harraniyiz, Müslüman, Yahudi ya da Hıristiyan değiliz” derler. Bunun üzerine, Halife, seferden dönünceye kadar: Müslümanlık, Yahudilik, Hıristiyanlık veya Sabilik arasından birini seçmelerini söyler. Çünkü: kitaplı dinlerden birinden değilseler; putperesttirler ve putperestlerin kanlarını dökmek caizdir.
Bu durumdan telaşlanan Harraniler’den: bir kısmı Müslüman veya Hıristiyan olurlar. Bir kısmı ise: kurnazlık yaparak, “Biz Sabiiyiz” derler ve bu şekilde Pagan Harraniler, varlıklarını yüzlerce yıldır sürdürebilirler. Ta ki ; 1251 yılında, Moğol istilasında, Harran yerle-bir edilinceye kadar.
HARRAN’DA HZ. İBRAHİM
Tarihçiler, kenti, İbrahim Peygamberin kardeşi veya amcasının oğlu Harran’a bağlarlar. Hz. İbrahim’in, Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğu rivayet edilir. Bu nedenle: Harran’, Hz. İbrahim’in şehri de denilmektedir. Şehirde: İbrahim Peygamberin evinin adını taşıyan bir mescit bulunuyor.

HARRAN KAZILARI
1983 yılında, kazılar başlamış. Önce: kale ve çevresi temizlenmiş. Burada: Emevi, Eyyübi ve Selçuklulara ait; seramik ve sikkeler bulunmuş. Firdevs Camii ve çevresi temizlenmiş ve Babil kralı Nabonid’e ait bir stel bulunmuş.
Diğer bir buluntu ise: birçok adak kitabesinden biridir. Kral Nabonid (MÖ.555-539), Sin Mabedinin yapılışı ile ilgili kitabedir. Ayrıca; çok sayıda, eski ve orta tunç dönemlerine ait pişmiş toprak figürleri, taş ağırlıklar, öğütme taşları ve bronz eserler bulunmuştur.
İslami devirlere ait sikkeler, çok kaliteli sırlı ve boyalı seramikler de bulunmuştur. Hemen her evdeki su kuyuları, kanalizasyon sistemleri, basamaklı ve kapak taşlı tuvaletler, banyo odaları, değirmenleri, zahire depoları ile düzenli ve ihtişamlı bir şehir ve mimari ile karşılaşılmıştır.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Harran ilçe merkezinde, 4 lokanta bulunuyor. Genelde kebap türü yiyecekler bulmak mümkün.

TARİHİ
Burada yapılan arkeolojik kazılarda: MÖ.5 bin yıldan bu yana kesintisiz yerleşim bulunduğu öğrenilmiştir.
Harran: adına ilk defa: Kütlere ve Mari’de bulunan, çivi yazılı tabletlerde “Hara-na” ve “Ha-ra-na” olarak rastlanmaktadır. Suriye’de bulunan “Ebla tabletlerinde” ise, Harran’dan “Ha-ra-an” olarak söz edilmektedir.
MÖ.18’nci yüzyıla ait bir Mari tabletinde: Harran’daki Sin Mabedinde: Hitit kralı Şuppiluliuma ve Mitanni kralı Mativaza arasında, ay tanrısı Sin ile güneş tanrısı Şamaş’ın huzurunda, bir anlaşma yapıldığı yazılıdır. Harran adının: Sümerce ve Akadca’ da anlamı: “Seyahat Kervan” demek olan “Haran-u” kelimesinden gelmektedir.
Harran; Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan, önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunuyordu. Bu özelliği nedeniyle: Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asur tüccarlarının önemli uğrak yerlerinden biriydi. Anadolu ve Mezopotamya arasındaki ticaret, binlerce yıl süresince, Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.
Harran: Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin, önemli merkezlerinden biriydi. Bu nedenle: astronomi, şehirde çok ilerlemişti.
Dünyadaki, üç büyük felsefe ekolünden biri: “Harran ekolü” dür. Şehirde: birçok bilgin yetişir. Devrin en büyük matematikçileri, tabipleri ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapçaya çevirenlerden 821 doğumlu Sabit bin Kura, Dünyadan Aya olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar: Albetegni ve Albatainus diye isimlendirirler) dir.
Yunan filozoflarının maddenin bölünebilen en küçük parçasının (atom) parçalanamaz olduğuna dair iddialarını kabul etmeyen, oysa bölünmez kabul edilen bu parçanın müthiş bir enerjiyle parçalanarak, Bağdat gibi büyük bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece atomun mucidi sayılan Cabir bin Hayan, Şeyhülislam İbni Teymiye. Evet, bu kişiler, Harran’daki okullarda yetişmiş ve dünyaca ünlü bazı alimler.
Emevi hükümdarlarından, II. Mervan: Harran’ı devletinin başkenti yapar. Emevi yönetimi: 750 yılında, Abbasilere yenildiğinde, Harran sona erer. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında kurulan “Harran Üniversitesi” dünyada, büyük ün kazanır.
Fatımiler, Zengiler, Eyyübiler ve Selçuklular gibi İslam Devletlerinin yerleşmesine sahne olan Harran; 1260 yılında, Moğollar tarafından işgal edilir, cami, surlar ve kale yıkılıp, kenti tahrip ederler. Daha sonraki tarihi süreçte, kent Osmanlılar dönemine kadar, eski parlak günlerine geri dönemez.
13’ncü yüzyıla ait seyahatnamelerde: şehirde, 4 medrese (üniversite), 1 hastane, 1 düşkünler yurdu ve 8 hamam bulunduğundan söz edilir. Bugün; daha önce şehrin aralarında kurulduğu: Cüllab ve Karakoyun ırmakları kurumuştur. Bunların kuruması sonucu: şehir, sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında, 5000 yıllık tarihiyle ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, gece gökyüzünde pırıl pırıl yıldızları ile, turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.
CARRHAE MUHAREBESİ-MÖ 53
Roma Cumhuriyeti ve Part İmparatorluğu arasındaki ilk büyük çatışmadır.
Milyarder general Crassus önderliğindeki Romalılar, Surena yönetimindeki Part ordusuna yenildi.
Bu savaş, Roma nın Doğu daki en büyük yenilgilerinden biri olarak kabul edilir.
Crassus öldürülür ve efsaneye göre, Partlar, açgözlülüğüyle dalga etmek için boğazından erimiş altın dökerler.
Roma nın doğuya doğru genişlemesi durdurulur ve Roma Cumhuriyetinin siyasi istikrarının çökmesine yol açar.
Bu savaştan sonra esir düşen Romalı askerlerin Çin topraklarına kadar sürgün edildiği ve orada bir köy kurdukları teorisi (Kayıp Lejyon Hikayesi) hala tarihçiler arasında tartışılmaktadır.
İBRAHİM İN DURAĞI:
İncil ve Kur ana göre, Peygamber İbrahim, Ur dan ayrıldıktan sonra bir süre Harran da yaşamıştır.

HARRAN’DA GEZİLECEK YERLER

HARRAN EVLERİ-ARI KOVANI-KÜMBET EVLERİ
Harran’ın en ilgi çeken ve külah biçimindeki, kemik kubbeli evleridir. Harran denilince, hemen bu evler akla gelir.
Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla; köylüler tarafından yapılmışlardır. Kare bir alan üzerini örten külah biçiminde bir kubbe var. Yan yana gelen tek kubbeler, iç kısmında kemerlerle birbirine bağlanır ve içeride geniş bir oturma mekanı oluşur. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler; yazın serin, kışın ise sıcak olur.
Harran’ın bu evlerinde: tavukların, daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiği, yiyeceklerin bozulmadığı söyleniyor.
Diğer yörelerdeki kerpiç kubbeli evlerin aksine, Harran evlerinin kubbeleri tuğladan yapılmıştır.
Bunun iki nedeni vardır. Birincisi: çevrede ağaç bulunmaması, ikincisi ise, harabelerdeki bol miktarda bulunan tuğla malzemedir.
İlginç bir doku oluşturan ve yerleşmenin güney kesiminde yoğunlaşan bu evler, ören yerinden toplanan tuğlalarla eski kentin kalıntısı üzerine, son 150-200 yıllık dönemde inşa edilmişlerdir.

1979 yılında, arkeolojik ve kentsel SİT alanı olarak tescil edilen ve kubbe evleri korumaya alınan Harran’da, ören yerinden malzeme toplanması, her çeşit inşaat yapılması, kanal açılması yasaklanmıştır. O tarihte, 960 adet kubbe sayılan yerleşmede, bu sayı dondurulmuştur.
Biri kalenin içinde, biri yerleşmede olmak üzere, iki Harran evi restore edilerek kullanışa açılmış olup, günübirlik tesis olarak kullanılmaktadır. Tescilli evlerin çoğu boş olup, yalnız birkaçında hala ikamet edenler bulunmaktadır.
Son bir not; bu evler buradan başka bir de İtalya Puglia bölgesindeki Alberobello yöresinde bulunmaktadır.

HARRAN ÜNİVERSİTESİ
Orta Çağ da, astronomi, tıp ve felsefe alanlarında küresel bir merkez ve genellikle ilk İslami Üniversite olarak gösterilir.
Harran, İslam öncesinde özellikle Sabiler (yıldızlara tapan topluluk) sayesinde astronomi ve felsefe konusunda uzmanlaşmış bir merkezdi.
MS 717-744 yılları arasında, Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz, İskenderiye Okulundaki tıp geleneğini Harran a taşıyarak, burada kurumsal bir tıp okulu kurdurmuştur.
MS 744 yılında II Mervan döneminde, Harran ın başkent olmasıyla, okul devasa bir gelişme gösterir.
Abbasiler döneminde (özellikle Harun Reşit zamanında) 8.000 den fazla öğrencisi olan, dünya çapında ün salmış bir bilim yuvası haline gelir.
MS 1272 yılında Moğol istilası sırasında yıkılıncaya kadar yaklaşık 500 yıl boyunca dünyaya ışık saçmaya devam etmiştir.

Eğitim Sistemi:
Sabii: paganist, Hıristiyan ve Müslüman alimler, bir arada çalışabiliyorlardı.
Bu hoşgörü ortamı, Antik Yunan felsefesinin İslam dünyasına taşınmasını sağladı.
Aristo, Platon ve Batlamyus gibi antik Yunan düşünürlerinin eserleri, burada Yunanca ve Süryanice den Arapça ya çevrildi.
Bu çeviriler, yüzyıllar sonra Avrupa daki Rönesans ın temellerini oluşturacaktı.
Ders verilen alanlar: Astronomi, tıp, matematik, felsefe, kimya ve din ilimleri.

El-Battani:
El Battani, aslında soylu bir Sabii ailesinden geliyordu. (Sabiler, yıldızlara kutsiyet atfettikleri için astronomide çok gelişmişlerdi)
Ancak daha sonra Müslümanlığı seçti.
Bilimsel tarafsızlığı ve hassasiyeti sayesinde “Arap dünyasının Batlamyus u” olarak tarihe geçti.
Dünyadan Ay a olan mesafeyi neredeyse tam olarak hesaplamış, trigonometriye “sinüs” ve “kosinüs” kavramlarını kazandırmıştır.
Yıldızların prensi olarak tanınır.
Teleskopun icadından yüzlerce yıl önce, Harran ve Rakka daki gözlemevlerinde sadece ilkel araçlar ve matematik zekasıyla inanılmaz hassas ölçümler yapmıştır.
Bir güneş yılımın, 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak hesaplamıştır. Bugünkü modern teknolojiyle yapılan ölçümle arasındaki fark sadece 2 dakika 22 saniyedir.
En ünlü eseri olan “Kitab-üz Zeyc” (Yıldız Tabloları) Orta Çağ ve Rönesans Avrupasında astronominin el kitabı olmuştur.
Bilimdeki katkılarından dolayı, Ay daki bir kratere bugün onun adı verilmiştir. (Albategnius Krateri)
Sabit bin Kurra:
Matematik ve astronomi dehasıdır. Kalkülüsün temellerini atan ve sayılar teorisinde devrim yaratan isimdir.
Harranlı bir Sabii olan Sabit, Süryanice, Yunanca ve Arapçayı mükemmel derecede biliyordu. Bağdatlı ünlü matematikçi Benu Musa kardeşler, Harran dan geçerken onun yeteneğini fark edip onu Bağdat taki “Beytül Hikme” (Bilgelik Evine) davet ettiler.
Arşimet, Apollonius ve Öklid gibi antik Yunan dehalarının eserlerini Arapçaya çevirerek yok olmaktan kurtardı.
MS 836-901 yılları arasında yaşamıştır.
Daha çok geometri, sayı teorisi ve mekanik alanındaki dehasıyla öne çıkmıştır.
Matematikçilerin Reisi olarak bilinir.
Cabir bin Hayyan;
Modern kimyanın babası kabul edilir.
Atomun parçalanabileceğini yüzlerce yıl önceden öngörmüştür.
MS 721-815 yılları arasında yaşamıştır.
Simyayı modern kimyaya dönüştüren asıl kişidir.
Cabir bin Hayyan dan önce kimya (Simya) daha çok felsefi ve mistik bir arayıştı (metalleri altına çevirmek gibi)
Cabir ise bunu deney ve gözlem temellerine oturttu.
Damıtma işleminin kalbi olan imbik cihazını icat etti.
Bu buluş, alkolün damıtılmasından parfüm üretimine kadar devrim yarattı.
Einsteni ve Oppenheimer den yaklaşık 1000 yıl önce, atomun içindeki muazzam enerjiyi tespit etti.

BUGÜN KALINTILAR:
Harran da Harran Ulu Camiinin hemen yanındaki kazı alanında, bu üniversiteye ait kalıntıları görebilirsiniz.
2021 yılında Medresenin anıtsal kapısı, öğrenci odaları ve derslikler gün yüzüne çıkarılmıştır.

HARRAN KALESİ VE SURLAR
Roma ve Emevi izleri taşıyan kale, hala heybetini koruyor.
Kale, sadece askeri bir yapı değil, bir zamanlar Emevi halifelerine ev sahipliği yapmış bir kale-saray olma özelliği taşır.

İÇ KALE:
Harran kalesi, Mezopotamya nın en büyük kale-saraylarından biri olarak kabul edilir.
Düzensiz dikdörtgen bir plana sahip olan kale, 3 katlı inşa edilmiştir.
Bu devasa yapının dört köşesinde, onikigen kuleler bulunmaktadır.
Kayıtlara göre bir zamanlar 50 koridor ve 150 oda bulunmaktaydı.
Birçok İslami kaynak, kalenin yerinde antik dönemde meşhur bir Sabii (Ay Tanrısı Sin) Tapınağı bulunduğunu belirtir.
Emevi halifesi II Mervan ın, kalenin temellerini oluşturan sarayı 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı tahmin edilmektedir.
Doğu kanadındaki kapıda bulunan aslan kabartmaları, kalenin simgeleridir.
Ayrıca 1059 yılında Fatimiler tarafından onarıldığına dair kitabe bulunmuştur.

DIŞ SURLAR
Antik Harran şehrini çevreleyen dış surlar, şehri tam bir daire şeklinde kuşatmaktadır.
Yaklaşık 4 km uzunluğunda olan bu surların yüksekliği yer yer 5 m yi, burçların yüksekliği ise 17 m yi bulmuktadır.
Surlar üzerindeki 187 burç olduğu tahmin edilir.
Şehre girişi sağlayan 8 ana kapı bulunmaktaydı.
Bu kapılar saat yönünde şu isimlerle anılırdı.
Halep Kapısı: Günümüzde ayakta kalan tek kapıdır. Üzerindeki kitabeye göre, 1192 yılında Selahattin Eyyüb inin kardeşi El Melik El Adil tarafından onarılmıştır.
Diğer kapılar:
Rakka kapısı, Niyar kapısı, Yezid kapısı, Feddan kaısı, Küçük kapı, Gizli kapı, Su kapısıdır.
Efsaneye göre, Su kapısının üzerinde şehri akreplerden koruduğuna inanılan iki yılan tılsımı bulunurdu.
Dev kapıları ve kuleleri görülmeye değerdir.
MECMA KAPISI
Han-an’ın kapılarının birinin adının: Mecm kapısı olduğu biliniyor. Bu kapının üzerinde yazılı olan bir söz var; “ Men Arefe Te’ellehe” Yani: kendini bilen ilahileşir.

FİRDEVS CAMÜHARRAN ULU CAMİİ (SİN MABEDİ/TAPINAĞI)
Harran höyüğünün kuzey doğu eteğinde bulunuyor. Emevi hükümdarı II. Mervan tarafından: 744-750 yılları arasında yaptırılmıştır. Mervan döneminde Harran başkent olduğu için, cami bu kadar büyük ve heybetli inşa edilmiştir.
Anadolu’nun ilk büyük camilerinden biridir.
Aynı zamanda Orta Çağ dünyasının en büyük eğitim merkezlerinden biri olan Harran Okulu ile iç içe geçmiş bir komplekstir.
Bazı kaynaklarda: Cami-el Firdevs(Cennet Camii) veya “Cuma Camii” olarak da geçiyor. Caminin esasının: Sabilerin taptığı “Ay Tanrısı Sin”e ait bir tapınak olduğu sanılıyor.
Babil dönemine ait ünlü “Sin Mabedi”, Harran’da inşa edilen, bilinen en eski anıtsal eserdir.
MÖ.2000 başlarına ait: Kültepe ve Mari tabletlerinde; Harran’daki Sin (Ay Tanrısı) Mabedinde, bir antlaşma imzalandığına dair bilgiler yazılıdır.

Yine, bir antlaşmaya: Harran’daki Ay Tanrısı Sin’in ve Güneş Tanrısı Şamas’ın şahit tutulduğu belirtilmektedir.
Müslümanlar Harran’ı alınca, bu tapınağın yerine, bir cami yapılır ve onlara kendi tapınaklarını yeniden yapmaları için başka bir yer verilir.
Cami: 1174 yılında, Halep Hükümdarı Nureddin Mahmut Zengi tarafından, büyük çapta yenilenmiş ve genişletilmiştir. Bugün görülen taş işçiliği ve süslemeler, o döneme aittir.
Harran Ulu Camii: Anadolu’nun en eski, en büyük ve en zengin taş süslemeli camisi olarak öne çıkıyor.
Özellikle: ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı camii olma özelliğine sahip.
Mihraba paralel, 3 sütun sırasıyla, dört sahına ayrılmış.
Caminin kubbesinin bulunduğu, üzerinin tamamının ahşap çatıyla örtülü olduğu, bir yangın sonucu bu örtünün çöktüğü, arkeoloji kazılarda elde edilen buluntulardan anlaşılmış.
Bugün, caminin kitabeli doğu duvarı, kıble duvarı, mihrabı, cami iç mekanına giren orta kemeri ve kare gövdeli minaresi ayakta kalarak günümüze ulaşmış.
Zengin taş süslemeleri, çok sayıdaki sütun başlığı ve kemer taşları gibi mimari parçalar, caminin kalıntıları arasındadır. Türkiye’nin en zengin taş süslemeli camilerinden biridir. Kazılarda ortaya çıkarılan bitkisel ve geometrik motifler, Emevi sanatının zirvesini temsil eder.
Ölçüler: 104 x 107 metredir. 6 kapı ve revaklarla kuşatılmıştır. Döneminde 8000 kişinin aynı anda namaz kılabildiği devasa bir harim ve avluya sahiptir.
Avlunun kuzey duvarının doğusunda, yakın zamanda restore edilen: Minare var. Yapının en dikkat çekici ve günümüze en sağlam ulaşan kısmı 33.30 m yüksekliğindedir. Kare planlıdır. Minarenin alt kısmı düzgün kesme taştan, üst kısmı ise tuğladan yapılmıştır.
Cami, 1272 yılında Moğol istilası sırasında ağır hasar görmüş, ardından 14 yüzyıldaki şiddetli depremle büyük ölçüde yıkılmıştır.
ORTA ÇAĞ ÇARŞISI;
2023 ve 2024 yıllarında yürütülen kazılarda, Harran ulu camiinin kuzey ve batı kesimlerinde, Orta çağa ait çarşı kalıntıları bulunmuştur.
Kazılarda, yaklaşık 2.5-3 m genişliğinde, birbirine bitişik nizamda sıralanmış dükkanlar bulunmuştur.
Bu dükkanların önünde, müşterilerin güneşten ve yağmurdan korunmasını sağlayan revaklı (sütunlu) yollar olduğu tespit edilmiştir.
İhtisas Çarşıları: Tıpkı modern bedestenler gibi, Harran da da belirli meslek gurupları bir aradaydı. Özellikle attarlar (baharatçılar), kuyumcular ve dokumacıların çarşıda önemli yer tuttuğu bilinmektedir.
Harran çarşısı sadece bir satış yeri değil aynı zamanda devasa bir imalethaneydi.
Kazılarda bulunan Harran tipi lüster teknikli seramikler, buradaki atölyelerin ne kadar gelişmiş olduğunu göstermektedir.
Bu seramikler Orta çağ da lüks tüketim maddesi olarak ihraç ediliyordu.
Cabir bin Hayyan gibi kimyacıların etkisiyle, Harran çarşısında distilasyon (damıtma) yoluyla elde edilen gülsuyu, esanslar ve tıbbı ilaçlar en çok aranan ürünler arasındaydı.

SARAY HAMAMI:
Harran iç kalede, 12 nci yüzyıla ait çok lüks bir hamam yapısı ortaya çıkarılmıştır.
Saray kompleksinin içinde yer alması, buranın sadece devlet adamları, halifeler ve saray erkanı tarafından kullanıldığını gösterir.
Bu yapı, özellikle Emevi dönemi saray yaşantısına ve temizlik kültürüne ışık tutan muazzam bir mimari örnektir.
Harran daki bu hamamın mühendislik dehası, yerin altındaki ısıtma sisteminde gizlidir.

Hamamın zemini, kısa tuğla sütunlar üzerine inşa edilmiştir.
Külhanda yanan ateşin dumanı ve sıcak havası, bu sütunların arasından geçerek tabanı ısıtır.
Sıcak hava sadece tabanı değil, duvarların içine yerleştirilen künkler (kil borular) sayesinde duvarları da ısıtarak hamamın içinde homojen bir sıcaklık sağlardı.
SARAY MUTFAĞI
Harran iç kalesinde (Saray) yapılan son kazılarda, Orta Çağın en merak edilen alanlarından birini, yani Saray Mutfağını (Matbah-ı Amire) gün yüzüne çıkarmıştır.
Yani mutfak alanı, Harran Ulu Camiine ve Saray Hamamına oldukça yakın bir konumdadır.
Bu üç yapı birleştiğinde, Orta Çağ başkentinin günlük yaşam döngüsünü (ibadet-temizlik-yemek) eksiksiz bir şekilde görmek mümkündür.
Mutfak bölümü, geniş bir avlu etrafında şekillenmiş ve yüzlerce kişiye yemek hazırlayabilecek kapasitede tasarlanmıştır.
Mutfakta yan yana dizilmiş, tuğladan örülmüş büyük ocaklar ve tandır yerleri bulunur.
Bazı ocakların boyutları, burada bütün haldeki hayvanların pişirilebildiğini veya dev kazanların kaynatıldığını gösteriyordu.
Mutfağın hemen bitişiğinde tahıl, yağ ve şarap/sirke gibi gıdaların saklandığı, toprağa gömülü dev küplerin bulunduğu serin odalar tespit edildi.
Mutfağa temiz su taşıyan ve atık suyu tahliye eden gelişmiş bir drenaj sistemi kurulmuştur.
Bu, o dönemdeki hijyen anlayışının ne kadar ileri olduğunu kanıtlar.
Arkeologlar mutfak zemininteki atıklar ve kap kalıntıları üzerinde yaptıkları incelemelerde o dönemde tüketilen gıdalara ulaştılar.
Bol miktarda koyun, keçi ve sığır kemiğine rastlanmıştır. Özellikle av hayvanlarının kemikleri, saray ziyafetlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Harran ovasının bereketi mutfağa da yansımış, buğday, arpa, mercimek ve nohut en temel gıdalar olarak öne çıkmıştır.
Karbonize olmuş meyve çekirdekleri arasında üzüm, incir ve nar bulunmuştur.
Ayrıca Hindistan dan gelen baharatların da mutfakta kullanıldığı tahmin edilmektedir.
GİZLİ GEÇİTLER-TÜNELLER:
Harran sadece dışarıdan görünen devasa kulelerden ibaret değildir.
Yerin altında ve duvarların derinliklerinde adeta ikinci bir şehir gibi inşa edilmiş bir savunma labirentine sahiptir.
Bu gizli geçitler ve tüneller, kaleyi kuşatılması neredeyse imkansız bir askeri üsse dönüştürüyordu.
Harran kalesinin en stratejik unsurlarından biri, kuşatma sırasında dış dünya ile bağın kesilmemesini sağlayan gizli tünellerdi.
Kazılarda, kalenin içinden başlayıp şehrin farklı noktalarına (özellikle Ulu cami ve kamu binalarına) çıkan tünel izlerine rastlanmıştır.
Kuşatma sırasında kale düşerse, halifenin veya komutanların şehri gizlice terk edebilmesi için tasarlanmış, sadece yetkililerin bildiği dar ve alçak geçitler mevcuttur.
Harran kalesinin duvarları o kadar kalındır ki, (yer yer 5 m bulur), bu duvarların içinde askerlerin hızla hareket etmesini sağlayan gizli galeriler bulunur.
Tünellerin dışarıya bakan yüzünde, dışarıdan fark edilmesi çok zor olan ama içeriden geniş bir görüş açısı sunan dar okçu mazgalları bulunur.
Kalenin alt katlarında, gün ışğınının hiç girmediği ve sadece gizli merdivenlerle ulaşılan bölümler keşfedilmiştir.
Bu bölümlerin sadece birer zindan değil aynı zamanda önemli esirlerin tutulduğu yüksek güvenlikli alanlar olduğu düşünülmektedir.
Bazı tünellerin sonu, kaledeki diğer odalardan tamamen izole edilmiş, yankı yapmayan küçük odalara açılır.
Bu kalenin en büyük zayıflığı susuz kalmaktır. Harran mimarları bunu dahi tünellerle çözmüştür.
Kale altında devasa sarnıçlara, düşman tarafından zehirlenmemesi için yer altındaki kapalı kanallar ve tüneller vasıtasıyla su taşınıyordu.
Kale içindeki mutfak ve mühimmat depolarına, saldırı anında avludan geçip hedef olmadan ulaşabilmek için yer altı dehlizleri kullanılıyordu.
Harran kalesindeki geçitlerin birçoğu yanıltma üzerine kuruludur.
Kaleye girmeyi başaran bir düşman askeri, tünellere girdiğinde kendini birden çıkmaz bir sokakta veya üstten üzerine kızgın yağ dökülebilecek bir ölüm çukurunda bulabilirdi.
Evet 2024 yılından itibaren devam eden kazılarda, kalenin zemin katındaki tünellerin büyük kısmı temizlenmiştir.

GÖZETLEME KULESİ
Kalenin en yüksek ve stratejik noktasıdır.
Sadece askeri bir karakol değil aynı zamanda Harran ın o meşhur gökyüzü ilmiyle harmanlanmış çok işlevli bir yapıdır.
Harran uçsuz bucaksız ve dümdüz bir ova üzerinde kuruludur.
Bu kuleden bakıldığında, 30-40 km uzaklıktaki bir kervan veya ordu toz bulutundan fark edilebilirdi.
Bu şehri baskın yapılmasını imkansız hale getiriyordu.
Harranlı Sabilerin ve El-Battani gibi astronomların, kaledeki bu yüksek kuleleri gökyüzü gözlemi için kullandığı bilinmektedir.
Kulenin en üst katlarındaki bazı dar pencerelerin ve deliklerin, belirli yıldızların veya güneşin hareketlerini takip etmek için astronomik nişler (gözlem delikleri) olarak tasarlandığı düşünülmektedir.
Evet, onikigen formlu kulenin dış cephesi 12 köşelidir.
Bu form, hem savunma açısından ölü nokta bırakmaz hem de rüzgara ve sarsıntılara karşı yapıya daha dayanıklı kılar.
Alt katlar, mühimmat ve su depolarıdır.
Orta katlar, askerlerin dinlenme odaları ve okçu galerileridir.
En üst kat, kumanda merkezi, işaret ateşi yakılan platform ve gözlem alanıdır.
Kulenin içine düşen ışık açılarının, mevsimleri ve namaz vakitlerini belirlemek için bir nevi devasa güneş saati gibi çalıştığına dair teoriler bulunmaktadır.
Gözetleme kulesinde yakılan bir ateş, Rakka dan veya Bağdat yolundaki bir sonraki gözetleme kulesinden görülebiliyordu.
Acil bir durumda (istila gibi) haberleşme hızı, atlı kervanlardan çok daha seriydi.
Günümüzde kule hala ayaktadır.
Kuleye çıktığınızda, bir yandan Suriye sınırına kadar uzanan uçsuz bucaksız Harran Ovasını
Diğer yandan kentin kalbi olan Harran Ulu Camii kalıntılarını ve konik kubbeli evleri kuş bakışı görebilirsiniz.
SİN TAPINAĞI:
Mezopotamya nın yakıcı güneşinden kaçan insanlar için gece (ve onun aydınlatıcısı olan Ay) serinlik, huzur ve yol gösterici demekti.
Bu yüzden Sin, bilginin ve zamanın (takvimlerin) tanrısı olarak görülürdü.
Tapınağın yeri net olarak bilinmiyor, ama muhtemelen Harran Ulu Camisinin altında, Harran İç Kalede veya Höyük bölgesinde bulunduğu tahmin ediliyor.
Antik dünyanın en gizemli ve önemli inanç merkezlerinden birisidir.
Bu tapınak, Mezopotamya mitolojisinde Ay Tanrısı Nanna/Sin e adanmış en büyük iki tapınaktan birisidir. (diğeri Ur şehrindedir.)
Tapınağın Sümerce adı “E-hul-hül” dür.
Bu isim “Sevinç Evi” veya “Mutluluk Evi” anlamına gelir.
Antik Mezopotamya metinlerinde bu tapınağın görkemi ve Ay Tanrısı Sin in buradaki varlığı sıkça övülür.
Diğer özellikleri:
Sin tapınağı, bir dini merkez değil, aynı zamanda uluslararası bir noter gibidir.
Hititler ve Mitanniler gibi büyük devletler, yaptıkları anlaşmaların bozulmaması için Harran daki Ay Tanrısı Sin i şahit tutarlardı.
Babil Kralı Nabonidus, annesi bir Sin rahibesi olduğu için bu tapınağa büyük önem vermiş ve onu yeniden inşa ettirmiştir.
Harran, İslamiyet sonrasında da “Sabiler” olarak bilinen ve yıldızlara, gezegenlere kutsiyet atfeden bir topluluğa ev sahipliği yaptı.
Bu topluluk, antik felsefe ve astronominin islam dünyasına taşınmasında köprü görevi görmüştür.
Roma İmparatoru Caracalla, MS 217 yılında tam da bu tapınağı (Sin Tapınağı) ziyaret etmek için Harran a geldiği sırada, yolda suikast sonucu öldürülmüştür.

HARRAN HÖYÜĞÜ
Harran kentinin ortasında bulunuyor.
1885 tarihli Halep Salnamesinde; bu tepe, Tel İbrahim diye adlandırılmış.
Yüksekliği: 22 metre ve geniş bir alana sahiptir.
Yapılan kazılarda: üst tabakada, 13’ncü yüzyıl İslami devre ait bir şehir kalıntısı ortaya çıkarılmış. Bu şehir; içlerinde su kuyuları bulunan avlulara açılan odalardan oluşan, kare ve dikdörtgen planlı, bitişik düzendeki evleri, bu evlerin oluşturduğu dar sokakları ve ortasında büyük bir kuyunun yer aldığı meydanıyla, o dönemin mimarisini yansıtıyor.
Kazı çalışmaları sırasında, çeşitli devirlere ait eserlerin bulunduğu höyükte, ayrıca yeni Babil dönemine ait, Kral Nabonitten ve Sin Mabedinden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleri bulunmuş.
Babil dönemine ait Sin Mabedi ile ilk çağlardan bu yana varlığı bilinen Harran Üniversitesinin yerleri; belirlenmiş olmasına rağmen, bugüne kadar, kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılamamıştır.
Yapılan kazılarda elde edilen çok sayıda çivi yazılı tuğla; İslami dönem sikkesi, sırlı ve sırsız seramik kaplar, taş aletler, çeşitli süs eşyaları, madeni eserler, idol ve hayvan figürleri; Şanlıurfa Müzesinde sergileniyor.
ŞEYH YAHYA HAYAT-EL HARRANİ
12’nci yüzyılda yaşamış bir İslam alimidir.
Sağlığında; kendisini, birçok hükümdar ve komutan ziyaret etmiştir.
MS.1185 yılında, Harran’da vefat edince, türbesi 1195 yılında, Harran surlarının kuzeybatı dışındaki mezarlığa inşa edilmiştir.
Türbe, çok sayıda ziyaretçi çekmektedir. Hz. İbrahim’in babası Azer’in de buraya defnedildiği söylenmektedir.
Halen, burada restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.
17’nci yüzyılın ortalarında, Harran’ı ziyaret eden Evliya Çelebi, Şeyh Hayat’ın türbesinden, şu şekilde söz etmektedir.
” Şeyh Yahya ziyaret yeri: Harran dibindedir. Kutupluğa ayak basmış ulu sultandır. Harran Kalesinin yanında, çöl tarafında büyük bir kubbe içinde gömülüdür.
Çöl Arapları, bu sultana son derece bağlıdırlar.
Hatta, Araplar arasında önemli bir mesele için yemin ettirmek gerektiğinde “Yahya Hayati” nin başı için deyip, duvara el sürse, büyük yemin etmiş gibi sayılır.
Bu sultana, Yahya Hayati demelerinin aslı, bir seccade üzerinde tahiyatta ve hayatta oturur gibi oturduğundanmış”
ÇEVREDEKİ GEZİLECEK YERLER

BAZDA MAĞARASI
Harran-Han ve El-Ba’rür yolunun: 15-16 km. lerinde, yolun solunda ve sağındaki dağlarda, tarihi taş ocakları var.
Bunlardan:16’ncı km.de, yolun sağındaki köyde bulunan iki taş ocağı görülmeye değer.
Bunların ismi: Bazda, Albazdu, Elbazde yada Bozdağ olarak geçiyor.
Bu mağaralardan yüzlerce yıldır taş alma sonucu; içlerinde meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiş.
Özellikle; büyük olanı, yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 m. varan ayaklar bırakılarak, ortada meydanlar oluşturulmuş.
Ayrıca, uzun galeri ve tünellerle, dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmış.
Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephesinde: taş kesilmesi nedeniyle, büyük oyuklar görülüyor.
Anadolu’nun belki de en büyük ve en gizemli ve gezilmeye değer, bu tarihi taş ocağının, belirli bölümlerinde, 1250 yılında, burayı işletenlerin isimleri, Arapça olarak yazılmış.
SENEM MAĞARASI
Soğmatar’ın 11 km. kuzeyinde bunuyor. Büyük Sene Mığar köyündeki mevcut mimari kalıntılar ve kayadan oyma yapılar, buranın Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında önemli bir merkez olduğunu ifade ediyor.
Köy içindeki tepe üzerinde: kesme taşlardan yapılmış, 3 katlı anıtsal bir yapı var.
Bu yapının, bir manastır veya saray kalıntısı olduğu sanılıyor.
Bu yapının: doğu cephesinin kuzey kesimindeki yuvarlak, kemerli kapının kemer silmeleri: MS.435 yılına tarihlenen, Urfa’daki Aziz Stefanos Kilisesi’nin, Karanlık Sokak’a açılan avlu kapısı ile büyük benzerlik gösteriyor.
Ayrıca: Senem Mağara’daki bu kapının içinde bulunan ikinci bir kapının ortasındaki Akantus yapraklı dairesel rozet: yine Aziz Stefanos Kilisesinin, Yıldız Meydanına açılan avlu kapısındaki rozet ile, üslup olarak büyük benzerlik gösteriyor.
Bütün bunlara dayanarak: Senem Mağara yapılarının: 5’nci yüzyıl başlarında yapıldıkları sanılıyor.
Bu anıtsal yapının kuzeyinde, kayalara oyulmuş kiliseler bulunuyor.
Bu kiliselerden birinin: kayadan oyulmuş saçağına, 5’nci yüzyıl Bizans sanatı özelliklerini yansıtan: Haç motifleri, düğümler, hayat ağacı motifleri, baklava dilimleri, bir vazodan çıkan üzüm salkımı asma dalları ve simetrik kuş motifleri işlenmiş.
Süslemeli bu çanağın doğuşuna bitişik büyük bir kaya mezarı var.
Ayrıca, üç katlı anıtsal yapı ile kaya kilise arasındaki kayalık zeminde, tahrip edilmiş kaya mezarları görülmeye değer.
11 km. güneydeki Soğ Matar’ın MÖ. 400 ile MS. 200 yılları arasında: Paganistlerin merkezi olmasına karşın, Senem Mağarası; bölgedeki Hıristiyan Süryanilerin, önemli bir merkezi olduğu sanılıyor.
Çünkü; Soğmatar’da, tanrısal gücü olduğuna inanılan gök cisimlerinin heykellerine yer verilmişken, Senem Mağara’da, Hıristiyanlığın sembolü haç öne çıkarılmış.
HAN-EL BA’RÜR KERVANSARAYI
Selçuklu dönemine ait.
Harran’ın 23 km. doğusundaki Göktaş köyünde bulunuyor.
Yolu; müsait, özel aracınız veya otobüsle gidilebiliyor.
Kervansarayın kuzey cephesindeki kitabesinde; 1128-1129 tarihinde, El Hac Hüsameddin Ali Bey tarafından yaptırıldığı yazılı.
Yani; Eyyübiler zamanında yapılmıştır.
Kısmen harap olmuş durumdadır.
Hanın ismi olan: “Barür”
Kelimesi, Arapçada: “Keçi gübresi” anlamındadır.
Söylentiye göre: hanı yaptıran kişi, burayı kuru üzümle doldurmuş ve “Benden sonra gelenler, burayı keçi gübresi ile dolduracaklardır” demiştir.
Gerçekten de, bugün kervansaray: uzun yıllar, ahır olarak kullanıldığı için, hayvan gübresi ile dolmuş.
Ticaret kervanlarının konaklaması için inşa edilmiş. Eski: Halep-Bağdat-Urfa kervan yolu üzerindedir.
Yapıya giriş kuzey cephesindeki anıtsal kapıdan. 65 x 66 metrelik bir alan üzerine kurulmuştur.
Yapıya: 8 metrelik bir tünelden girilir.
Tünelin sağ tarafında bir mescit ve sol tarafında hanın muhafız odaları, gözetleme kulesi bulunuyor. Kare avlunun çevresi ahırlar, kışlık ve yazlık odalarla çevrili. Kuzey batı köşesinde ise, hamam var.
Düzgün kesme taşlardan, bir kale görünümünde yapılan bina, günümüzde harap durumda. Ancak bir bölümü restore edilmiş ve mescidi de ibadete açılmış.
ŞUAYP ŞEHRİ HARABELERİ
Şanlıurfa-Mardin karayolunun 35’nci km. den sağa kapılarak, 45 km. sonra Şuayp şehrine ulaşılır.
Bugün, Harran bucağına bağlı, Özkent adıyla anılan tarihi Şuayp şehri harabeleri burada.
Yolu düzgün, gidilebilir. Ören yerindeki mevcut kalıntılar, Roma-Bizans dönemine aittir. (MÖ.96-MS.395)
Oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu tarihi kentin çevresi: yer yer izleri görülen surlarla çevrilidir.
Kent merkezindeki çok sayıda kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir.
Tamamı yıkılmış olan bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları, günümüze kadar ulaşmış olup, görülmektedir.
Şuayp şehrinde yapılmış mağaralar, bina kalıntıları ve taş kemerler görülmeye değer tarihi ve turistik büyük konaklar, saraylar, tarihin kalıntı simgeleri olup, halen özelliklerini kaybetmemişlerdir.
Şuayp Şehri harabeleri arasında: bir mağara ev, Şuayp Peygamberin makamı olarak çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.
Hz. Musa, Şuayp Peygamberin yanında, 7 yıl çobanlık yapmış ve sihirli asasını Şuayp Peygamberden, burada almıştır.
Romalılar zamanında, Arap akınları sonucu Roma-Arap çekişmelerinden yararlanan, Kavatlar, Şuayp şehrini işgal ederler. MS.548 yılında ise, Sasaniler bir gece baskını ile şehri Kavatlardan teslim alırlar.
MS.638 yılında, Arap devri başlarken, Şuayp Şehri, Hakem Bin Hişam tarafından, zapt edilir.
Daha sonra ise, 1096 yılında Selçuklular şehre egemen olurlar.
Ancak; takip eden dönemde, Moğol tahribine uğrayan şehir, yağma edilir ve sonuçta Türkmen aşiretlerinin elinden Akkoyunlu Devleti tarafından ele geçirilir, imha edilerek, bir köy haline getirilir.









