Çanakkale Biga

Çanakkale Biga: Biga’ya, bir kez gittim. Önce ilçe merkezinde gezdim, kalabalık ve modern görünümlü bir yöremiz. Daha sonra Karabiga bölümüne gittim ve özellikle Karabiga’nın güzelliğine hayran oldum. Mutlaka burayı görmelisiniz. Özellikle: Karabiga’da, deniz kıyısındaki restoranlarda muhteşem deniz manzarasına karşı mutlaka zaman ayırın.

Çanakkale Biga

ULAŞIM

Edremit körfezine ulaşmak isteyenlerin kullandıkları: Bursa-Balıkesir yolu üzerinde bulunmasa da, Bandırma üzerinden bu bölgeye ulaşmak isteyenler ve de özellikle İstanbul üzerinden, Bandırmaya (İstanbul Yenikapı-Bandırma arası, deniz otobüsü bulunmaktadır) gelip de, Edremit körfezine ulaşmak isteyenler, Biga’dan geçmek durumunda kalıyorlar. Biga her ne kadar iç bölgelerde kalsa da, Biga’nın Karabiga nahiyesi, deniz kıyısında ve Marmara Denizinin kıyısında muhteşem bir güzellik sunuyor ziyaretçilerine.

Evet, Biga: İl merkezi Çanakkale’ye, Lapseki üzerinden: 84 km. uzaklıktadır. Bursa ve İstanbul’a toplamda: 3 saat uzaklıktadır. İzmir’e ise 6 saat uzaklıktadır. Ankara’ya, 8 saatlik otobüs yolculuğu ile ulaşılır.

Biga

TARİHİ

Biga’nın, tarih sahnesinde ilk kez: Truva kralı An Comenen tarafından, MÖ.2000 yıllarında kurulduğu düşünülmektedir. Kuruluş yeri olarak ise: günümüzde, Biga-Çiçekli mezarlığının, güneybatısında kalan “Öğlen kavakları” yöresi olduğu düşünülüyor. Burada, bolca eski kalıntılara rastlanmaktadır.

Su kaynaklarının da bulunması, eskiden burada bir yerleşim bulunduğunun en büyük kanıtıdır. Dolayısı ile, antik “Pega” kentinin, burada kurulmuş olması ihtimali yüksektir. Ancak, burada günümüze değin, herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamıştır.

Takip eden tarihi süreçte, bölgede egemen olan topluluklar şunlardır: Frigler ve Misyalılar. Daha sonra ise, İonlar görülür. MÖ.560 yıllarında ise, Lidyalılar. Daha sonra Persler ve MÖ.334 yılında, Büyük İskender. Yalnız burada, tarih açısından özellik arz eden bir durum var.

Büyük İskender ve Persler arasında, Anadolu’nun ele geçirilmesiyle sonuçlanan “Granikos Savaşı” Kocabaş Çayı kıyısında, Çınar köprü köyünün yakınlarında gerçekleşir. Büyük İskender, Perslerle, bu çayın kıyısında, MÖ.334 yılında karşılaşır ve bu savaşta, İskender, sayıca kendi ordusundan çok üstün olan Pers ordusunu, büyük bir bozguna uğratır.

Pers ordusunun bozguna uğramasında, paralı Yunanlı askerlerin büyük etkisi olur ve İskender, özellikle bu paralı Yunan askerlerini öldürtür. İskender’in tarih sahnesinde yerini alması açısından, bu savaşın büyük önemi var.

MÖ.73 yılında Romalılar bölgede egemenliği ele geçirirler. İmparatorluk ikiye bölününce, bölgede Bizanslılar egemen olurlar. Anadolu Türk Beylikleri sırasında, Karesi Beyliği, Biga ve çevresinde egemen olur.

Bölgenin tarihinde, bu dönemlerde yaşanan en büyük olay: 1302 yılındaki büyük depremdir. 1350 li yıllarda, bu bölgede yine büyük bir deprem olur.

Biga, ilk olarak Selçuklu Sultanı Alaaddin’in Beylerinden “Bayboğa” tarafından ele geçirilir ve ismine izafeten, yöreye “Boğa” ismi verilir. Bu isim: bu yörenin boğalarıyla ün kazanmış olmasıyla da ilgili olabilir. 1353 yılında, Şehzade Süleyman, Anadolu’dan Rumeli’ye geçiş yolunda, Biga’nın Kemer köyündeki iskeleyi kullanır. Devam eden süreçte, Osmanlılar, yörede egemen olurlar.

1921 tarihinde, Biga ilçe olarak konumunu alır. Bu tarihte, Biga Yunan işgaline uğrar. Ancak, 12 Eylül 1922 tarihinde, Yunanlılar, Biga’yı İngilizlere terk ederler. 18 Eylül 1922 tarihinde ise, Türk Ordusu tarafından, Biga, Anavatan topraklarına katılır.

Biga’nın sözcük anlamı: Yunancada “kaynak” ve “pınar” anlamına gelmektedir. Kelime kökeni ise: Pegasus olduğu düşünülüyor. Pegasus, hatırlayanlarınız olabilir “efsanevi kanatlı at”.

Antik çağda ise, Biga isminin anlamı: iki tekerlekli savaş arabasıdır. Başka bir söylentiye göre: şehrin surları dışında, herhangi bir saldırı anında, düşmanı korkutmak için serbestçe ve iri bir kara boğa gezdirilir. Kent, adını bu boğadan da almış olabilir.

 

BİGA EFSANELERİ

Pegasus

PEGASUS EFSANESİ

Bellorophon, Pegasus isimli kanatlı ata sahip olunca, onun sayesinde birçok zaferler kazanır. Ama, bu durum onun gurura kapılmasını ve Pegasus’a bindiğinde, atı doğruca gökyüzüne sürmesine neden olur. Ancak, Pegasus’u tam bu sırada bir at sineği ısırır ve üzerindeki Bellorophon’u atar. Kendisi, gök yüzüne gider.

BALIKKAYA EFSANESİ

Söylenenlere göre: zamanında bir kadın, Allah’ın gökyüzünde olduğunu ve ona ulaşmak için: 40 veya 1000 deveyi üst üste koymanın yeterli olacağını söyler ve ardından: “Allah’a ulaşamazsam taş olayım” der. Derken, bir gün: 40 veya 1000 deveyi üst üste dizer, kendisi de en üste çıkar, ancak “Allah’a” ulaşamaz ve orada taş kesilir.

Biraz önce söylediğim gibi, her iki efsane arasında benzerlik var. Her ikisinde de, gökyüzüne ulaşmak asıl hedef. Ama ulaşılamıyor.

 

Biga

GENEL

Biga: antik dönemlerden buyana gelen Kocabaş Çayının sol kıyısında, eğimli bir yüzey üzerinde kurulmuştur. Ancak, yakın zamanlarda, çayın sağ bölümü de yerleşime açılmıştır.

İlçe merkezi denizden 15 km. iç kesimde kalmasına rağmen, deniz kıyısında “Karabiga” bölümü bulunmaktadır. Marmara denizi kıyısında, Biga’nın 72 km. sahili bulunmaktadır.

Ekonomi: burada tarım ve hayvancılık öne çıkıyor.

İklim: yazları sıcak ve kurak Akdeniz iklimi, kışları ise kar yağışlı ve soğuk karasal iklim görülmektedir. Nem fazlalığı, Karadeniz iklimini anımsatır.

Nüfus özelliklerine bakıldığında ise, ilçe dışına büyük bir göç hareketinin bulunduğu izlenmektedir. Okuma-yazma oranı ise: % 99 seviyesindedir. Çanakkale-18 Mart Üniversitesine bağlı: Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Biga Meslek Yüksek Okulları da, ilçenin hayatında öne çıkmaktadır.

Bu okulların öğrencilerinin yaşam tarzı ile Bigalı yerli halkın yaşam tarzı arasında elbette farklılıklar sık sık gündeme geliyor ve genellikle büyük metropollerden gelen öğrenciler, burada yaşamanın sıkıntılarını hissediyorlar.

Konaklama: Biga ilçesinde: özel sektör tarafından işletilen, 44 odalı bir termal kaplıca tesisi bulunmaktadır. Başkaca bir tesis yok.

Ülkemizdeki en modern ilçelerden biridir. Türkiye’nin en çok köyü olan ilçesi olması nedeniyle, yerli halk, Çarşamba günleri bütün köylülerin merkeze inmesiyle zenginleşir.

Son olarak: mübadele sırasında, Rumların, bölgeyi terk ederken toprak altına gömdükleri altınlar, söylenenlere göre, daha sonra buraya yerleşenler tarafından bulunmuş ve pek çok kişi zengin olmuş. Günümüzde bile, insanlar bahçelerini kazıp define arıyorlarmış.

 

NE YENİR

Biga denilince akla hemen gelenler şunlar: cevizli lokum, peynir helvası ve köfte.

Özellikle, burada üretilen “peynir tatlısı” mutlaka tatmanız gereken bir lezzet. Hatta, satın alıp, yakınlarınız için hediyelik olarak bile düşünebilirsiniz. Köftesi bir kez tadıldığında,  diğer köfteler, insana kıyma yumağı gibi gelir. Mutlaka denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Biga’dan peynir tatlısı ve helva satın alabilirsiniz. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, kesinlikle iyi bir alışveriş, iyi bir hediyelik olacaktır. Daha iyi bir şey almak isterseniz, “Yağcıbedir halısı” satın alabilirsiniz. Bu yörede, Yağcıbedir halıları meşhur.

 

Biga

GEZİLECEK YERLER

Biga Ulucami

ULU CAMİ

İlçe merkezinde, Turan Mahallesi Ulucami sokaktadır.  

Fatih Sultan Mehmet tarafından, Manisa Sancakbeyi olarak görev yaptığı dönemde yaptırılmıştır. Çünkü: Sultan Mehmet, Edirne’ye geçerken, bir gece burada konaklamış ve bu sırada, bu bölgede cami ve hamam bulunmadığını görmüştür. Bunun üzerine: cami ve hamam yapılmasını emreder ve yapılır. Başka bir kaynağa göre ise, 1854 yılında Sultan Abülmecid döneminde halk tarafından yaptırılmıştır. 

Cami ve hamamdan oluşan külliye: Evliya Çelebinin gezi anılarında da yazılıdır.

Evet, bu cami, Biga’nın en eski camisidir. Osmanlı dönemi mimari özelliği taşır. Caminin iç kısmında destek direği yoktur. 

Cami dışında, burada, birçok türbe ve mezar da bulunmaktadır. Mezar taşları ve kitabeler ile tarihi mezar alanları dikkat çekmektedir. Caminin ön cephesinde “Acı çeşme” adında tarihi bir çeşme vardır. 

Biga Şehitlik

BİGA ŞEHİTLİĞİ

Namazgah/Hamdibey Mahallesi şehitliği olarak da isimlendirilir.  İlçe merkezinde Hamdibey Mahallesi, Namazgah semtindedir. 

Çanakkale savaşında yaralanarak Biga Harp Hastanesine getirilen ve tedavi edilirken şehit olan, 173 askerimiz burada gömülüdür. Ayrıca Milli Mücadele dönemi kahramanlarından Köprülü Hamdi Bey, Kani Bey ve bazı erler ile Jandarma komutanının da mezarları bulunmaktadır. 

Şehitliğin kapısında: Meşhet yazılı mermer kitabeden, yapımının 1916 yılında olduğu görülmektedir. Mehmet Sadık tarafından yaptırılmıştır. 

Meşhet sözcüğü, Osmanlıcada “şehitlik” anlamına gelmektedir.

Şehitliğin anıtlı bir giriş kapısı vardır. Uzunluğu 45 metre, genişliği 40 metredir. Şehitlik içinde: şehitler için dikilmiş güzel bir anıtta bulunuyor. Anıtın yüksekliği: 6 metreye yakın. Kaidesi ise, bu yörede bolca bulunan “yeşilimsi” bir taş. Bunun üzerinde; top mermisi şeklinde mermer bir sütun bulunuyor. Anıt: Kayserili Mehmet Sadık Usta tarafından yapılmıştır. 

Çanakkale şehitleri için yapılan sembol mezar taşlarından: fesli olanlar erlere, kabalaklı olanlar rütbeli askerlere aittir. Şehitlerin künyeleri de yazılmıştır. Ancak, Yunan işgali sırasında, bu künyeler Yunan askerleri tarafından tahrip edilerek, yok edilmiştir.

Evet, ziyaretçiler için protokol günlerinde (Örneğin: 18 Mart Çanakkale şehitleri günü gibi) törenler düzenlenmektedir. 

Biga Halimbey Konağı

HALİMBEY KONAĞI KENT MÜZESİ

İlçe merkezinde Turan Mahallesi, Şehit Kanibey Sokaktadır. 

Konağın inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1900’lü yılların başında narenciye ve gübre ticaretiyle uğraşan Halim Bey tarafından ailesi için yaptırıldığı bilinmektedir. 

En büyük özelliği: Avrupai bir mimari tarz kullanarak yapılmış olmasıdır. 4 katlıdır. Çatı kısmı geleneksel kırma çatılıdır. 

Bodrum katı tuğladan, üst katları ise ahşap malzemeden inşa edilmiştir. Konağa ait bahçe ve hamamın su ihtiyacını karşılamak için birbirine bağlantılı iki sarnıç bulunmaktadır. 

II. Derece  tarihi eser olarak tescillenmiş ve koruma altına alınmıştır. 2004 yılında, buranın restorasyonu yapılmış ve Belediye tarafından “Kent Müzesi” olarak dizayn edilerek halkın ziyaretine açılmıştır.

Müzede: sergilenen eserler arasında: kılıç, tabanca, mermi gibi silahlar, semaverler, kap-kacak, eski mutfak aletleri, radyo, saat, cep saati gibi eski teknolojik cihazlar, eski kitaplar, gazeteler, dergiler, çeyiz eşyaları, gelinlikler, bindallılar, tekstil ürünleri sayılabilir. 

 

KIRKGEÇİT TERMAL TESİSLERİ-KIRKGEÇİT KAPLICALARI

Ilıcabaş köyü sınırları içindedir. İlçe merkezine 18 km. uzaklıktadır. Biga-Çan kara yolu üzerinden, 12 km. uzaklıktadır. Yolu asfalttır. 

Suyun özellikleri: sıcaklık: 52 derecedir. Suni soğutma yapılmadan, doğal ısıyla kullanılabilmektedir. Sülfat ve klorür iyonları ile bor elementi hakimdir. Radyoaktivite oranı ise; 6.5. Kükürt ve hidrojen de bulunmaktadır. Suyun içilerek kullanılmasına izin verilmiyor. 

Peki su hangi hastalıklara iyi geliyor? Romatizmal hastalıklar, kronik bel ağrısı, osteoartrit, yumuşak doku rahatsızlıkları, spor yaralanmaları, stres bozuklukları, sinir sistemine bağlı rahatsızlıklar.

Termal tesislerde, konaklamak ta mümkün. (İrtibat telefonu: 0286-3948008)

44 oda vardır. Odalarda genellikle balkon, termal su verilen banyo, tuvalet, mini buzdolabı, televizyon, telefon, merkezi ısıtma sistemi vardır. Süit odalar yerden ısıtmalı olup jakuzili banyolar da mevcuttur. 

Kapalı termal havuz ve açık havuzlar vardır. Ayrıca: Türk hamamı, spa, göbek taşı, aile banyoları gibi termal sağlık ve rahatlama tesisleri bulunuyor. 

 

Karabiga

KARABİGA

Burası bir yerleşim yeri. Deniz kıyısında bulunmasına rağmen, “Kara” biga ismi verilmiştir. Karabiga isminin, Osmanlı döneminde “Yanık, Siyah Biga” anlamına geldiği, bir yangın ya da tahrip sonrası oluşan islenmişlik nedeniyle bu adın verildiği yönünde rivayetler bulunmaktadır. 

Biga şehir merkezindeki otobüs terminalinden, buraya, her saat başı belediye otobüsleri çalışıyor.

Evet, Karabiga, Biga’dan yaklaşık 26 km. kuzeyde, Marmara Denizi güney kıyısında Karabiga yarımadası üzerindedir. Rakım 16 metredir. Burada yaklaşık 3000 kişi yaşıyor. Ekonomik olarak, balıkçılık ve özellikle karides, tarım (pirinç ve üzüm), hayvancılık ve sanayi faaliyetleri vardır. Karabiga karidesi adıyla bilinen jumbo karides, bölgeye özgü bir ürün haline gelmiştri. 

Buraya gittiğimde: gözlerime inanamadım. Muhteşem bir manzara. Deniz kıyısında restoranlar var, buralarda tamamen deniz manzarası eşliğinde, leziz deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Yemekten sonra ise, yürüyerek, sahil boyunca dolaşın, limandaki balıkçı teknelerini ve ağlarını tamir etmekle uğraşan balıkçıları, balık satılan tezgahları izleyin. Gerçekten buralara yakın olanlar için, Karabiga mutlaka uğranılması gereken bir yer.

Günümüzde: Karabiga’da “Karabiga Kaleleri” olarak bilinen kalıntılar: muhtemelen MÖ.7.yüzyılda burada egemenliklerini sürdüren “Milet” kolonisine ait.

Bu kalıntıların ismi ise, Anadolu uygarlıklarının Kır Tanrısı Priapos’tan geliyor. Bir liman kenti olarak öne çıkıyor. Kent zamanla büyük üne kavuşur, özellikle bağlarından toplanan üzümlerden yapılan şarap, öne çıkar. MÖ.334 yılında, burada Romalılar egemen olurlar.

Büyük İskender, daha önce sözünü ettiğim gibi, günümüzde Kocaçay olarak isimlendirilen Granikos çayının kıyısında, Perslerle yaptığı savaşı kazanır. Daha sonra bölgede egemen olan Bizanslılar, İspanyadan getirttiği paralı Katalan askerlerini, burada konuşlandırır ve Türklere karşı savaşta kullanır. 1364 yılında, şehir, Osmanlıların egemenliğine girer.

Savaşta, kent yakılır-yıkılır. Osmanlılar, bunun üzerine, isli-is kokan bu şehre, Kara şehir anlamında “Karapiga” ismini verirler. Sanırım yazının başında söz etmiştim, deniz kıyısında bulunmasına rağmen, niye buraya Karabiga ismi verilmiş diye. İşte, buraya Karabiga ismi verilmesinin sebebi bu.

Kalıntılar: yerleşim yeri merkezinden, yaklaşık 3 km. uzaklıkta. Bölgede herhangi bir resmi kazı çalışması yapılmamış, ancak SİT alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmış.

Bunun dışında, Karabiga bölgesinde yapabilecekleriniz şunlar: biraz önce dediğim gibi, sahil kıyısındaki restoran ve kafelerde mutlaka oturup, bir şeyler yiyip-içebilirsiniz.

Limandan tekne kiralayarak, denize açılıp balık tutabilirsiniz. Denize girmeyi düşünürseniz, alternatifleriniz var elbette: Kadınlar hamamı plajı, Kocakum ve küçük mersin gibi koylardan denize girebilir ve buralarda aynı zamanda çadırlı kamp yapabilirsiniz.

Nato bölgesinde: zamanınız varsa, çam ağaçlarının gölgesinde piknik de yapabilirsiniz.

 
Karabiga Kemer Köyü

KEMER KÖYÜ

Kemer köyü, denize sıfır konumuyla dikkat çeken, sakin ve doğal yapısıyla öne çıkan bir köydür. 

Kemer köyünün en büyük özelliği, Parion antik kentine ev sahipliği yapmasıdır. Parion antik kenti hakkındaki ayrıntılı tanıtım yazımı, yine bu sitede isim yazarak bulabilirsiniz. 


 
Karabiga Kalafat köyü

KALAFAT KÖYÜ

Burası, 100 yıllık bir Boşnak köyü. İlçe merkezine, 3 km. uzaklıktadır. Çanakkale şehir merkezine ise 95 km uzaklıktadır. 

Köyün en dikkat çeken doğal zenginliği, Kalafat yakınlarındaki Nilüfer gölüdür. Bu gölde özellikle yaz aylarında lotus çiçekleri (nilüferler) su yüzeyini süsler ve doğa tutkunları için görsel bir şölen sunar. Bu çiçeklerin en canlı ve yoğun hali, sadece kısa bir süre görülebilir. 

Karabiga Kalafat köyü Nilüfer gölü

Gölün tamamı 7 dönüm. 2 dönümlük bölümünde, nilüfer çiçekleri yetişiyor. Kurak mevsimlerde, bu çiçeklerin kurumaması için, Belediye tarafından sulama yapılıyormuş.

Bolu-Abant yöresini bilenler için, göz yüzeyindeki nilüfer çiçeklerinin yarattığı güzellik, gerçekten muhteşem bir doğal görüntü sunuyor. Zaten, bu göl, Türkiye’de, Abant gölünden sonra, nilüfer çiçeklerinin yetiştiği, ikinci göl olarak öne çıkıyor.

Karabiga Balıkkaya Tepesi

BALIKKAYA TEPESİ

İlçe merkezi, Balıkkaya tepesi eteklerinde kurulmuştur.

Denizden ortalama yükseklik 50 metre iken, tepede yükseklik 200 metreye kadar ulaşır. Tepede, büyük bir kayalık var. Bu kayalık, kaygan taşlardan oluşmuş. Kayalık içinde bir de mağara bulunuyor. Mağaranın içinde, kucağında bebeği olan kadına benzeyen bir kayalık bulunuyor. Kadının göğüslerinden önceleri süt, şimdi ise su aktığına inanılıyor.

Bigadiç Kalesi

BİGADİÇ KALESİ

İlçenin doğusunda, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. İlçe merkezinden araçla kaleye ulaşmak mümkündür. 

Achyraos kalesi olarak da bilinir. Panaromik bir vadi manzarası sunmaktadır. 

Kalenin, 11.yüzyılda, Bizanslılar tarafından yapıldığı “Achyraos” kalesinin üzerine inşa edildiği söyleniyor. Roma’dan Konstantinopolis’e uzanan askeri güzergah üzerinde stratejik bir karargah olarak kullanılmıştır. 

Burası, işgal yıllarında Yunanlılar tarafından karargah olarak kullanılmış, kalenin dış surları, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. 

Karabiga Hisarköy

HİSARKÖY

İlçe merkezine 23 km. uzaklıkta, Hisarköy sınırları içindedir. Karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. 

Burada: antik kalıntılar bulunmaktadır. Bu kalıntılar: tonozlu köprü ve tüneller, tiyatro ve yazıtlar görülmektedir. Buranın, Roma döneminde önemli bir kaplıca merkezi olduğu anlaşılmıştır.

Hisarköy, Roma döneminde önemli bir kaplıca merkezi olarak kullanılmıştır. Köy içinde: tonozlu köprüler, tüneller, postamentler ve tiyatro kalıntıları bulunmaktadır. Bu yapılar, bölgenin tarihi önemini ve Roma dönemindeki kullanımını göstermektedir. 

Sıcak suyu flörürlü sodyum ve bikarbonat içermektedir. Çeşitli hastalıklara iyi geldiği düşünülür. Köydeki kaplıca, bu sıcak su kaynaklarından beslenmektedir. 

 

Lapseki tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Truva tanıtımı.

Çanakkale Ezine

Çanakkale Ezine

Her yönünden, mitolojik ve antik kalıntılarla çevrili, yemyeşil bir ilçemiz. Tabii bu mitolojik yönü yanında, buranın tüm ülkemiz tarafından bilinmesinin en büyük bir nedeni daha var, evet, belki tahmin ettiniz: Ezine peynirleri.

Muhteşem bir lezzet. Burayı ziyaret ettiğimde, bende kalan anılar: yemyeşil bir ortam, tam ilçenin merkezinden geçen büyükçe bir dere ve Ezine peyniri.

ULAŞIM

Ezine ilçesi, Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir. İl merkezine uzaklık: 45 km. Ayvacık ilçesine uzaklık: 21 km. ve Bayramiç ilçesine uzaklık ise: 25 km. dir.

Buranın en büyük özelliği: İstanbul veya Trakya yönünden gelip: güneye ve özellikle Edremit körfezine, Asos yöresine inen ziyaretçiler tarafından, yoğun olarak kullanılmasıdır.

TARİH

Günümüzdeki Ezine ilçesinin ilk kurucularının: Danişment Oğulları oldukları biliniyor. Türk beyleri, yöreye geldiklerinde Ulu Camiyi yaptırırlar.

Buraya, Farsça, “Cuma” anlamına gelen “Azine” ismini verirler. Çünkü: Cuma namazlarını, topluca bu camide kılmaya başlarlar.

Bu isim, daha sonra zamanla değişerek, günümüze “Ezine” olarak ulaşmıştır.

İlçe merkezi böyle, ancak yörede, antik çağlarda birçok şehir medeniyeti kurulmuştur. Özellikle: Çanakkale boğazının doğu yakasında bulunan “Dardanel” ve “Alexandıa Troas” öne çıkmaktadır.

Osmanlılar döneminde, Ezine ve çevresine, göçler sonucu gelen Türk boyları yerleşirler. Takip eden dönemde, 1920 tarihinde, Ezine Yunanlılar tarafından işgal edilir. Ancak, 1922 tarihinde, işgal sona erer.

Çanakkale Ezine

GENEL

İlçe düzlük bir alanda kuruludur. İlçe merkezi, deniz seviyesinden 50 metre yüksekliktedir. Kazdağları’ndan doğan ve ilçenin ovasından geçerek, Çanakkale boğazına dökülen “Menderes Çayı” ve ilçeyi ikiye ayıran “Akçin çayı”, bölgenin coğrafi özelliklerinin başında gelir.

İklim düşünüldüğünde, bölgede ılıman bir iklimin hakim olduğu görülür. Bu nedenle, özellikle yaz aylarında, deniz turizmine yönelik hareketlenme olmaktadır. Yerleşim yerinin çevresi, tepelerle çevrili olduğundan, nem ortalaması oldukça yüksektir.

İlçenin batısında bulunan “Bozcaada” ya: Geyikli beldesindeki iskeleden, feribot seferleriyle ulaşım sağlanıyor.

İlçe ekonomisi:  tarıma dayanır.

 

Ezine peyniri

EZİNE PEYNİRİ

Yenilebilecek en iyi ve en kaliteli peynirlerden biridir. Ancak, yörede satılan peynirlerin hepsi, Ezine peyniri markasıyla satılıyor ve bunların büyük çoğunluğu dikkat edin, sahtedir. Orijinal Ezine peynirinin makbulü: tenekede, bir yıl dinlendirilmiş olanıdır.

Peynir: imal edilirken, içindeki süt oranları şöyledir: keçi sütü: % 40, inek sütü: % 15 ve koyun sütü: % 45-55 arasındadır.

Ancak, her ne kadar koyun sütü ağırlıklı olsa da, peynir: koyun peynirinin lezzetini barındırır, kokusu ve ağırlığını asla hissetmesiniz. Koyun sütü: ortalama yüzde 18-20 arasında kuru madde içerir. Bunun en az; yüzde 6’lık bölümü: süt yağıdır.

İnek sütü ise, zayıf bir süttür. İçerdiği kuru madde oranı, koyun sütüne göre: yüzde 50 azdır. Maksimum yağ oranı ise, yüzde 4 olup genelde yüzde 3 yağlıdır. Diğer bölgelerin(özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu) koyun sütlerinde: tortu bulunur. Bu tortuda mevcut; çamur ve pislik gibi maddeler, süt mandıraya ulaştırılıncaya kadar çok uzun süre sütün içinde kaldığından; aromaları, sütün yağına siner.

Halbuki, Trakya’da, üretici, sütünü sağdıktan sonra, süzer. Yaygın karayolu ve düz coğrafi koşullar nedeniyle, sütü, mandıraya daha çabuk teslim eder. Mandırada, süt seperatör makinalarından geçer ve kirliliğinden arınır. Koku derdi ortadan kalkar.

Teneke içinde satılır. Her ne kadar, tenekesini açmak biraz zahmetli olsa da, bu zahmete kesinlikle değer.

Ama, yine de, bir yıllık bekletilen peyniri yalnızca tanıdıklar aracılığıyla bulabilirsiniz. Çünkü, marketlerde, yalnızca 3-4 aylık imalat, yani beklemiş peynir bulmak mümkün.

Evet, orijinal peynirin rengi iyice sarıdır. Süt beyazı olanları tercih etmeyin. Peyniri aldıktan sonra:  daha uzun süre saklamak için: peyniri hafif sudan geçirin ve bir kağıt havlu ile kuruttuktan sonra saklayın. Asla su içinde bekletmeyin.

NE YENİR, NE İÇİLİR

Ezine denildiğinde, akla gelen ilk şey, Ezine peyniri.

NE SATIN ALINIR

Evet, yine burada da, klasik bir öneri: orijinal Ezine peyniri bulun ve satın alın diyorum.

Çanakkale Ezine

GEZİLECEK YERLER

Ezine Abdurrahman Camii

ULU CAMİ-ABDURRAHMAN CAMİİ

Camii kebir mahallesindedir. 

Osmanlı döneminde, Orhan Gazi zamanında, Danişmentli Abdurrahman Bey tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır. 

Moloz taş cephesi, yüzey düzeltmeden, sıra gözetilmeden örülmüş taş duvarlarda tuğla ve taş unsurlar karışıktır. Namaz bölümü alçak tavanlı, son cemaat yeri geniş ve beş açıklıkla yanları duvarlı, kısmen ahşap kemer ve mermer sütunlarla desteklenmiştir. Harim tavanı 50 cm çapında dört mermer sütunla taşınıyor. Minare kubbe duvarından başlıyor. Mihrabın bazı bölümleri orijinal formunu koruyor, tavan Sultan II Mahmut döneminde değişmiştir. 

Evet cami, Osmanlı camilerinin ilk örneklerinden olması nedeniyle oldukça önemlidir. 

Ezine Seferşah Camii

SEFER ŞAH CAMİİ

14’ncü yüzyılda Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde yapılan caminin inşasında çevredeki antik yapı kalıntıları kullanılmıştır. Yapı moloz taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Mihrap duvarı fener motifleriyle süslenmiş durumdadır. 

Son cemaat yeri olarak sonradan eklenen, yapının yanında, Sefer Şah’ın mezarı bulunmaktadır.

Ezine Aslıhan Bey Külliyesi

ASLIHAN BEY KÜLLİYESİ

Cami, türbe ve hamamdan oluşan külliye: Ezine’nin 12 km batısındaki Kemalli köyündedir.

14 yüzyılda Sultan Murad döneminde yapılan cami, tek kubbeli, ana mekan ve çapraz tonozlu revaktan oluşur. Son cemaat yerinin yanları kapalıdır. Pandantifli tek kubbelidir. Yapı malzemesi olarak köfeki taşı adı verilen bir taş kullanılmıştır. 

Caminin kuzeyinde, büyük blok taşlardan yapılmış türbe vardır. İçindeki Selçuklu üslubu taş sanduka, 1383 yılı yapımıdır.

Caminin batısındaki dört kubbeli hamam, en eski Osmanlı yapılarındandır.

Çanakkale Ezine Kestanbol Termal Turizm Merkezi

KESTANBOL TERMAL TURİZM MERKEZİ

İlçe merkezine 15 km ve Marmara denizine 2 km. uzaklıktadır.

Kaplıcaların: antik dönemden beri kullanıldığı düşünülmektedir. Söylenenlere göre: Hz. İsa’nın havarilerinden Saint Paul: buraya gelip, bir ölüyü, kaplıca sularına sokmak suretiyle diriltmiştir.

Evet: tarihi hikayesi bu. Kaplıcanın diğer rakamsal özelliklerine bakacak olursak: suyun ısısı: 67 derece olup, PH derecesiyse, 6 civarındadır.

Banyo ve çamur banyosunda tedavi edilen hastalıklar şunlardır: kadın hastalıkları, romatizma, siyatik, kireçlenme, bazı kemik hastalıkları, üst yolunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıklarıdır.

Ezine Neandria

NEANDRİA

Troas bölgesinde, Ezine ilçesinin güneybatısında, Aleksandreia Troas’dan yaklaşık 13 km daha içeride, Çağrı dağının üzerindedir. 

Bir Aiolia kenti olan Neandria, 1400 boyunda, 450 metre genişliğinde bir alana yapılmıştır. Şehir MÖ 5 yüzyılın ortalarında Atina’nın önderliğinde yapılan Attika-Delos Deniz birliğinin üyesi olmuştur. MÖ 310 yılında şehir boşaltılmış ve halkı Antigonos tarafından Antigoneia’ya (sonraki ismi Aleksandreia Troas) yerleştirilmiştir.

Bu antik şehir, 1899 yılında Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından kazılmıştır.

Kentin 3200 metre uzunluğundaki ve 3 metre kalınlığındaki surlarının, MÖ 5 yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Günümüze az hasarlı olarak ulaşan bu surların 11 kulesi ve çok sayıda girişi bulunmaktadır. Evet, yapıldığı dönemlerde kalenin önemli bir konumu olduğu düşünülmektedir.

Kalenin içinde bulunan: MÖ 7 yüzyılın sonuna ya da MÖ 6 yüzyılın başına tarihlenen Aiolia düzenindeki tapınak, şehrin en önemli yapısıdır.

Apollon’a adanan tapınak, bir podyum üzerindeki bir celladan (tapınağın adandığı tanrının heykelinin bulunduğu, tapınağın iç kısmındaki oda) oluşmaktadır. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, tapınakta Apollon’un büyük bir heykeli bulunuyordu. Apollon heykeli, tapınağın cellası’nın güneydoğusunda yer almaktaydı.

Tapınağı uzunlamasına, ortadan ikiye bölen taş kaideler üzerine yerleştirilmiş 7 ahşap sütunun, Aiolia sütun başlıkları, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Şehirde Apollon Tapınağının dışında, Zeus kutsal alanı, arkaik ve klasik  dönemlerden kalmış evler bulunmuştur. Ayrıca, şehir duvarları dışındaki nekropolde bulunan çeşitli lahitler, pithoslar ve antik mezarlara da ulaşılmıştır. Evler Neandria’yı kuzeyden güneye kesen caddenin çevresinde sıralanmıştır.

 

SANKREA

Zambak tepesindedir. Buraya, Çığrı da denilir. Burada, büyük bir şato kalıntısı var. Bizans imparatorluğu zamanında, burada, siyasi mahkumların hapsedildiği tahmin ediliyor. Burası, aynı zamanda: Homeros’un, Truva coğrafyasını incelemek için oturduğu sanılan, Sankrea şehrinin yerindedir. Burası: takip eden tarihi süreçte, Emir Dursun tarafından alınarak, Orhan Gazi zamanında, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Çanakkale Ezine

ALEXANDREİA TROAS

Ezine’nin 15 km batısında, Geyikli’ye bağlı Dalyan köyünde Eski İstanbul ya da Odunluk iskelesindedir.

Kentin ilk kurucusunun, MÖ.400 yıllarında, Sgia adı ile, tek gözlü Antigonos Monofialmos olduğu biliniyor. Daha sonra, Büyük İskender zamanında, generallerinden “Antigonas” tarafından, bu küçük şehir geliştirilir ve “Antigonas”ın anısına, şehre “Antigonia” ismi verilir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra: Trakya kralı Lysimachos; MÖ.310 yıllarında, bu yeni kurulan şehri daha genişletir ve bölgede bulunan diğer şehirlerin halkını buraya getirip, yerleştirir. Şehrin adını da, İskender’in asıl adı olan “Alexsandra” olarak değiştirir.

Şehri, burada kurulan diğer şehirlerden ayırmak için de, isminin sonuna “Troas” kelimesi eklenir. Çevredeki halkın buraya yerleşmesi sonucu, şehir, o dönemde, Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri haline gelir.

Çanakkale Ezine

Tarihi süreç içinde: Romalılar, Suriye kralı Antiokhos ile yaptıkları savaş sırasında: şehir halkının kendilerine sadık kalmalarından etkilenirler ve şehir, Romalıların gözdesi haline gelir. Özellikle, Roma imparatoru Sezar zamanında, şehir başkent olma konumuna gelir. İmparator Konstantin: başlangıçta başkenti “Konstantinapolis” şehrini, burada kurmayı düşünür.

Çünkü: şehrin limanından kaynaklanan muhteşem bir zenginlik söz konusudur. Ancak, daha sonra, başkent olarak, İstanbul seçilir.

Çanakkale Ezine

Roma imparatoru Hadrianus zamanında, şehre su yolu ve hamam yaptırılır. Özellikle: Atinalı zengin bir bilgin olan Herodes Atticus tarafından yaptırılan imar faaliyetleri şehrin ününü ve önemini arttırır. Bu yapılardan, hamam, günümüze kadar gelebilmiştir.

Şehrin en önemli yeri olan limanı ise, günümüzde, Dalyan köyünün altında kalmıştır. Günümüze kadar ulaşan kalıntılara bakıldığında; şehrin, kurulduğu dönemdeki muhteşemliğini hayal edebilirsiniz. Hamamın bulunduğu yerde, kaplıca suyu çıkmaktadır. Dolayısı ile, bölgedeki şifalı suların, antik çağdan bu yana varlığının en büyük kanıtıdır.

Evet, tarihi süreçte, gerçekten büyük ün kazanan bu kentin, ne zaman ve neden terk edildiği bilinmiyor. Ancak, ortaçağlardan kalan bu kent, günümüzde hala denizden görülebilmektedir. Dolayısıyla, bazı gezginler, bu kenti gördüklerinde, Truva kalıntıları olarak değerlendirmektedirler.

Sonuçta, bu da, bir zamanlar, bu kentin birçok kişi tarafından ziyaret edilmesinde, önemli rol oynamıştır. Kent, erken Hıristiyanlık döneminde, önemli rol oynamıştır. Havari Poulus, kenti birkaç kez ziyaret etmiş ve Avrupa’ya, Hıristiyanlık dinini yaymaya burada karar vermiştir.

Bugün kentteki kalıntılar arasında görülebilecek olanlar şunlardır: hamam, saray, liman, çarşı kalıntıları. Kent, bugünkü haliyle, Hıristiyanlığın başlangıç noktası olması açısından, büyük turistik önem taşımaktadır.

Ezine 7 Taşlar

YEDİ TAŞLAR

Ezine ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır, köyden sonra taş ocağına kadar yürümek gerekiyor. 

Koçali köyü yakınlarında: granit kayalar tarafından gizlenen bir taş ocağı var. Bu taş ocağından alınan taş sütunlar: Dalyan iskelesinden, Roma imparatorluğunun çeşitli yerlerine sevk ediliyormuş. Günümüzde, burada imal edilmiş ve sevk edilmemiş halde kalan, 7 tane taş bulunuyor.

Bunların genişlikleri: 160 cm ve uzunlukları ise 12 metre. Her sütun yaklaşık 30-60 ton ağırlığında. Bu taşları görürseniz, bunların buradan Dalyan iskelesine kadar nasıl nakledildiğini, o günün teknolojik şartlarında nasıl taşındığını, hayretler içinde düşüneceksiniz.

Son olarak: bu sütunların taş ocağından nasıl çıkarıldığından söz etmek istiyorum. Sütunların ocaklardan çıkarılması sırasında çeşitli delikler açıldığı, bu deliklere odun parçaları yerleştirildiği ve sonra bu odunların sulanarak genişlemesiyle kaya bloğunun çatladığı, bu şekilde bir kırılma sağlandığı anlatılıyor. Bu yöntem antik dönemde taş çıkarma tekniklerine dair bilinen yöntemlerdin biridir. 

Çanakkale Ezine Plajları

EZİNE PLAJLARI

Ezine ilçesi deniz kıyısında olmaması nedeniyle, denize girmek için çeşitli alternatifler var. Bunların başında: Ezine plajı geliyor.

Çanakkale Ezine

EZİNE PLAJI

İlçe merkezine 20 km. uzaklıktaki bu plaj, Odunluk iskelesinin yanında bulunuyor. Sakin ve huzurlu bir mahal. Dalyan köyü sınırları içinde kalıyor. Bu yörede, yazlık evler yoğunlaşmış. Plaj çevresinde, gençlere yönelik eğlence mekanları bulunuyor.

AKTAŞ PLAJI

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Kestenbol kaplıcalarına yakındır. Buraya, ulaşım yok, yalnızca kendi özel aracınız ile ulaşmak mümkün. Burada: zengin ve büyük meşe ağaçlarının gölgesinde, Bozcaada manzarasını izleyerek denize girmek ve piknik yapmak mümkün.

TAVALI PLAJI

İlçe merkezine 30 km. uzaklıktadır. Burada da yazlık konutlar yaygın olarak bulunuyor. Bir şerit gibi, Ayvacık ilçesine kadar sahil boyunca uzanıyor. Burada: sakin bir ortam bulmanız mümkün. Halk, plaj çevresinde çadır kurarak, kamp yapıyor. Bu plaj: denizin temizliği ve dibinin kum olmasıyla, çevrede yaşayanlar tarafından yoğun olarak tercih ediliyor.

Çanakkale Ezine Geyikli Beldesi

GEYİKLİ BELDESİ

Ezine ilçe merkezine, 17 km. uzaklıkta, Çanakkale il merkezine ise 54 km. uzaklıktadır. Doğusunda çalılık ve ormanlıklar, batısında Ege denizi ve 6 mil açığında Bozcaada bulunmaktadır.

Burası bir belde olarak öne çıkmakta ve 3600 kişi yaşamaktadır. Yaz aylarında ise, nüfus 10 000 üstüne çıkmaktadır. Sahil kesiminde: 2000 civarında konut bulunmaktadır. Bunlar, daha çok, çevre illerde yaşayanların yazlık konutları olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında, yörede yaşayan insanların başlıca geçim kaynağı ise, zeytinciliktir. Balıkçılık ta önemlidir.

Buradaki plajlardan, denize girmek mümkün. Ayrıca: iskeleden, Bozcaada’ya ulaşım sağlanıyor. Kıyı kesiminde, Bozcaada manzarasını izleyerek, bir şeyler içebileceğiniz yerler var. Tüm bunların dışında: Geyikli sahillerinde, belki  duyanlarınız olabilir, bir dönem “radyasyon” bulunduğu yönünde bir kısım söylentiler çıktı.

Ancak, yapılan araştırmalarda, bu radyasyonun “tıpta: Talaso Terapi” olarak kullanılan ve tedavi özelliği taşıyan bir nitelikte bulunduğu tespit edildi. Bu konuda ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü: net bilgilere sahip değilim.

Yani: bu sahillerde, radyasyon bulunduğuna dair teknik veriler elde ediliyor, ama bulunan bu radyasyonun, terapi yani tedavi edici özelliği olduğu söyleniyor. Umarım, bu konuda ilgililer gerekli çalışmaları yaparlar ve gerekli resmi açıklamalar yapılır. Yoksa, gerek burada yaşayanlar ve gerekse burayı ziyaret edecekler için, bu konu, olumsuz bir tepki yaratır.

 

KOLONAİ

Çanakkale Ezine ilçesine bağlı Alemşah köyünün 3.3 km doğusunda, Beşiktepe adlı sahildeki bir tepededir. Bozcaada’nın karşısındadır.

Güneyinde Larisa ve kuzeyinde Aleksandreia Troas bunmaktadır. Troia’nın 7 km batısındadır.

İsminin anlamı, Grekçede “tepe, tümsek” dir.

Antik kaynaklar, Kolonai’nin Larissa’nın ve Hamaksitos’un kuzeyinde bir liman kenti olarak tanımlarlar. Daha iç kesimlerde bulunan yerleşimlerin limanı durumundadır.

TARİHİ GEÇMİŞİ;

Kent, MÖ 8’nci yüzyılda Lesbos’tan ve Tenedos’tan gelen Aiol’li kolonistler tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

MÖ 7’nci yüzyılda tamamen Lesbos’un kolonisi durumuna gelir.

MÖ 427 yılında Midilli kontrolünden çıktıktan sonra Delos Birliğinin bir parçası olmuştur.

MÖ 425 yılında komşusu Larisa’nın aynı yıl ödediği 3 talente kıyasla, nispeten küçük bir miktar olan 1.000 drahmi vergi ödediği kaydedilmiştir.

MÖ 4’ncü yüz yıl boyunca, şehir, ön yüzünde Athena başı tasviri olan sikkeler basıyordu.

MÖ 310 yılında, Antigonos’un emriyle Kolonai halkı, yaklaşık 6 km kuzeyinde kurulmuş olan Aleksdria Troas’a taşınmıştır.

Bu tarihten sonra antik kent bir daha iskan edilmemiştir.

Yaşlı Pilinius şehri Troas’ın ıssızlaştırılmış kentlerinden biri olarak sayar.

Kolonaili Daes:

Daes, Kolonai’de bilinen tek edebiyatçı figürdür.

Yerel tarih yazarı olarak, en erken MÖ 5’nci yüzyıl sonlarına tarihlenir.

Kolonai vatandaşı olarak MÖ 310 civarında Aleksandreia Troas ile birleşmeye dahil olup terk edilmesinden önceki bir döneme aittir.

Kolonaili Daes: “ (muhtemelen MÖ 4’ncü yüzyılda) Kolonai sakinleri, kendi yerleşimlerinin Aiol Yunanları tarafından kurulduğuna inanıyorlar” demiştir.

Midilli’nin etnik olarak Aiol olması ve Kolonai’nin MÖ 427’teki Midilli isyanının sona ermesinden sonra Midilli’nin kontrolüne girdiği muhtemeldir.

Kiknos:

Yunan mitolojisinde, Truva savaşı sırasında Kolonai’nin kralı Kiknos’dur.

Truva savaşlarının ilk gününde, Akhilleus tarafından öldürülmüştür.

Kiknos, Pindaros’un iki ayrı eserinde geçer.

MÖ 1’nci yüzyıl ortalarında yaşamış tarihçi Diodorus Siculus, Kiknos hakkında, Kolonai’den çok da uzak olmayan bir ada olan Tenedos (Bozcaada) sakinlerine atfettiği bir hikaye anlatmıştır. Bu hikayede: Kiknos’un oğlu Tennes, Tenedos’u kurmuş ve adaya kendi adını vermiştir.

Sonuç:

Kolonai antik kentinde günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Zaten bölgede arkeolojik çalışmalar da yapılmamaktadır.

 

Abydos

ABYDOS

Çanakkale Boğazının Asya kıyısındaki Nara burnunda, antik Sestos kentinin karşısındadır.

Maltepe ile Çanakkale boğazına yay görünümüyle çıkıntı yapan Nara Burnu’nun tamamına yayılmış, Karacaören Ovasının güney batısına ve Dalyan koyuna kadar uzandığı bilinmektedir.

Nagara Burnunun güneyindeki koy, ana akıntının dışındadır ve boğazdaki en iyi doğal limandır.

Şehir, MÖ 670 yılında Çanakkale boğazının en dar noktasında kurulmuştur. Abydos şehrinin karşısında yer alan Sestos ve Lampsakos gibi çok kıymetli şehirler bulunmaktaydı.

Sestos antik kenti (bugünkü Bigalı kalesi) karşılıklı olarak boğazın dar bir alanına inşa edilmesi, Abydos şehrinin stratejik önemini arttırmıştır.

MS 13’ncü yüzyılda, geçişin Lampsakos ve Kallipolis arasına alınmasına kadar, MS 14’ncü yüzyılın başlarında şehrin terk edilmesine kadar, Avrupa ile Asya arasındaki ana geçiş noktası olmuştur.

Ticaret yollarını kontrol etmesi ve geçiş güzergahında bulunması açısından, stratejik öneme sahip bir kent olmuştur.

MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 20’nci yüzyıla kadar kesintisiz yerleşime ev sahipliği yapmıştır.

Homeros’un kentle ilgili yazıları: “Homeros’a göre kent, hızlı atlarıyla çevre kent ve bölgelere ün salmıştır. Truva savaşları sırasında Akhalara karşı mücadele vermiştir. Yine aynı eser incelendiğinde, kentin MÖ 2 bin yıldan önce de kurulu olduğuna dair ipuçları sunduğu görülür.

MÖ 750 yılından itibaren, bölge kolonize edilmiştir.

Önce Aioller, MÖ 8’nci yüzyılda ve sonra da İonlar MÖ 7’nci yüzyılda kenti himayeleri altına almıştır.

Strabon: Abydos kentinin Çanakkale Boğazı (Hellespontos) kıyılarına kurulan ilk kentlerden biri olduğunu yazmıştır. Yine, MÖ 7’nci yüzyılda Lydialıların ve MÖ 680 yılında ise Miletosluların yerleşmek için Lydia Kralı Gyges’ten izin aldıklarını belirtmiştir.

MÖ 513 yılında kentte Pers hakimiyeti görülür. MÖ 480 yılında Pers Hükümdarı Kserkes, yine şehre gelir. Günümüzdeki Özgürlük Parkı ve Nara burnunda bulunan askeri alana getirilen Kserkes’in köprü inşasına gemilerini yan yana bağlayarak başladığı bilinmektedir.

Başarılı bir çalışmadan sonra boğaz üzerinde kurulan ilk boğaz köprüsünün sonucunda, sefere çıkılmış ve dönüşte tekrar aynı yöntem ile Abydos şehrine geri dönülmüştür.

Burada bir husus daha var. Fırtına kurulan köprüyü parçalar, Kserkes öfkelenir ve denize sinirlenir, denize 300 kırbaç attırmıştır.

Bir de burada toplanan kara ve deniz kuvvetlerini teftiş etmiş, deniz kuvvetlerine savaş gösterisi tatbikatı yaptırmıştır, yani bu tatbikat, tarihte anılan ilk tatbikat olabileceği düşünülür.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, doğu seferine çıktığı dönemde Trakya üzerinden Abydos kentine gelmiş ve kenti himayesi altına almıştır.

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fetihettiğinde Çanakkale Boğazının Anadolu Yakasına bugünkü adı ile Çimenlik Kalesini yaptırır. İstanbul’u elde tutabilmesi için hayati öneme haiz bu kale, 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Çimenlik kalesinin yapımında devşirme yapı malzemesi olarak Abydos antik kentinin toprak üzerindeki taşları kullanılmıştır.

Son olarak, bir efsaneden söz etmek istiyorum. Hero ve Leandros efsanesi. Bu efsaneye göre, aşıklar birbirlerini görebilmek için, her gece boğazı yüzerek geçerlerdi. Dünya edebiyatına: Christopher Marlowe “Hero ve Leander” ve Lord Byron’un “Abydos’un Gelini” eserleri, dünya Abydos şehrini yakından tanımıştır.

Hellespontos’un Avrupa yakasındaki Sestos’ta (Eceabat) bir kulede yaşayan Afrodit Rahibesi Hero ve boğazın karşı tarafındaki Abydos’lu genç adam Leandros’un öyküsüdür.

Kötü hava Hero’nun klavuz ışığını söndürünce, Leandros dalgalarda yolunu kaybedip ölüyor, onu kaybeden Hero da kendine kıyıyordu.  

Hatta, İngiliz ajanı olan Lord Byron, 3 Mayıs 1810 tarihinde, tek ayağı ile bu mitolojik hikayeyi gündeme taşımak için Abydos ile Sestos antik şehirleri arasını yüzerek geçmiştir. Bu mitolojik hikaye, Roma döneminde Abydos sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir.

Abydos

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Şehrin Akropolü, Türkçe’de “Mal Tepe” dir.

Şehrin terk edilmesinden sonra Abydos kalıntıları, 14 ile 19’ncu yüzyıl arasında, yapı malzemesi olarak toplanmıştır.

Günümüze çok az kalıntı kalmıştır. Blok taşlardan yapılmış bir duvar kalıntısı ve Osmanlı dönemine ait kaleden başka yapı görmek mümkün değildir.

Zaten 20’nci yüzyılın başlarında da askeri yasak bölge olarak ilan edilmiş ve hiçbir kazı yapılmamıştır.

Ancak bölgeye gezginler tarafından yapılan ziyaretlerde kent değerlendirilmiştir.

Bilgilerin çoğu gezginlerin tutmuş oldukları notlardan ve çizdikleri gravürlerden elde edilmiştir.

 

 

Ayvacık tanıtımı.

Bayramiç tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Truva tanıtımı.

Çanakkale Gelibolu

Çanakkale Gelibolu

Öncelikle: Çanakkale deniz zaferlerinin, büyük direnişin ve zaferin: 100. yılını kutlarken, bu uğurda canını düşünmeden ortaya koyan başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve diğer tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Unutmayın ki; Gelibolu yarımadasında, çatışmaların yaşandığı yerleri gezerken bastığınız yere dikkat etmelisiniz, çünkü: o toprakları biraz eşelediğinizde büyük olasılıkla insan kemiklerine rastlayabilmek mümkündür. Yani, bölgede görülen mezarların çoğu semboliktir, insanlar şehit olduklarında çoğu kez bulundukları yere  defnedilmişlerdir.

Evet: şimdi gelelim gezimize

Gelibolu yöresine birçok kez gittim. Hatta, bir seferinde, gittiğimde, eğitim-staj amaçlı olarak, yaklaşık 40 gün kaldım. Elbette, bu sürede, burada birçok anılarım oldu. Özellikle: kıyıda balık tutarken, deniz üzerinde uçarak yüzen kanatlı balıkları unutamam.

Yine; denizde yüzerken, akıntıya kapılıp kıyıdan hızla uzaklaştığımı hissetmem ve büyük bir güçle kıyıya doğru yüzmem, yine kötü bir anı olarak hafızama işlenmiş. Tüm bunların yanında: merkezdeki kafeterya ve çay bahçelerindeki güzel anılar, ilçenin birçok yerinde bulunan türbeler ve özellikle bayraklı baba türbesindeki bayraklar unutulamaz.

Sonuçta: güzel ve modern bir yer. Burada: gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. Zaten, tarihi Milli Park, başlı başına bir hazine.

Çanakkale Gelibolu

ULAŞIM

Gelibolu, Çanakkale arası uzaklık: 50 km. Gelibolu-İstanbul arası uzaklık: 290 km. Gelibolu-İzmir arası uzaklık: 355 km. Gelibolu-Truva arası uzaklık: 70 km. Gelibolu-Gelibolu yarımadası Tarihi Milli Park arası uzaklık: 30 km. Gelibolu-Abide arası uzaklık: 45 km. Gelibolu-Keşan arası uzaklık; 70 km. Gelibolu-Bursa arası uzaklık: 231 km. Gelibolu-Edirne arası uzaklık: 178 km.

TARİH

Gelibolu’nun kelime anlamı: iyi ve güzel şehir. Eski ismi ise: Galli Polis.

Yörenin tarihi hakkındaki yazılı kaynaklardan elde edilen ilk bilgiler: MÖ.1200 yıllarında, Hititler parçalanınca, Frigler ve onları izleyen Lidyalılar: Avrupa’dan Anadolu’ya geçerken, burayı kullanmışlardır. Takip eden tarihi süreçte ise, burada birçok uygarlık, hakimiyet kurmuştur.

Roma döneminde ise, burada bir kale kurulmuştur. Bizans döneminde: Gotlar ve Hunların saldırıları görülür. Bu dönemlerde: Gelibolu kalesi: önemli bir liman ve ticaret merkezi haline gelir. Haçlılar; buradan geçerek Anadolu’ya ulaşırlar. 1204 yılında bölgede Latin istilası görülür.

Bizans’ın son dönemlerinde ise: Orhan Bey oğlu Süleyman Bey komutasındaki Osmanlı güçleri: yöreye gelirler.

Çimbihisar: Süleyman Paşa’ya, üs olarak verilir. Burası: Osmanlılar için, uzun yıllar bir dayanak noktası olarak kullanılır. 1354 yılında ise, Gelibolu, tamamen Osmanlıların hakimiyetine girer ve İstanbul’un fethine kadar da, bir askeri deniz üssü olarak kullanılır.

İstanbul’un fethinden sonra ise, Gelibolu: bir sancak ve sancak merkezi olur. Osmanlı ordusunun başındaki Kaptan-ı Derya: burayı merkez edinir.

1915 yılında ise, Çanakkale muharebelerinde, yöre bombalanır ve büyük tahribatlar oluşur. 1920 tarihinde, Yunanlılar tarafından işgal edilen ilçe, 1922 yılında, işgalden kurtarılır. Cumhuriyet dönemi başında vilayet merkezi olmasına rağmen, 1926 yılında, ilçe merkezine dönüştürülmüştür.

Çanakkale Gelibolu

GENEL

Gelibolu yarımadası: Çanakkale boğazı ve Saroz körfezi arasında, güneye doğru genişleyerek uzanır. Avrupa kıtasının, güneydoğusundaki son kara parçasıdır. Kuzeyde, 5 km. lik Bolayır kıstağı ile, Trakya’ya bağlanır.

Gelibolu, özellikle 2008 yılında büyük orman yangınlarıyla ülkemizin gündemine oturmuş bir yer.

Gelibolu isminin nereden geldiği hakkında, yukarıda tarihi kayıtları inceledik. Ancak, buranın isminin esas temelinin “Yelibol” olmasından kaynaklandığı söylenir. Çünkü: burada, sürekli rüzgar eser ve hiç bitmez. İnanın, burada bulunduğunuzda şaşıracaksınız belki ama, buranın rüzgarı yani yeli hiç bitmez ve belki de sırf bu yüzden, buraya “Yelibol” yani “Gelibolu” denilmiştir. Bu rüzgarlı hava, dikkat etmeseniz, beş dakikada sizi, nezle yapabilir.

Turizm denilince, yörede en etkili yabancı turizm: Çanakkale savaşları nedeniyle, her yıl yöreye gelen Avustralyalı ve Yeni Zelanda’lı turistlerden oluşuyor. Bunun dışında, yöreye gelen yabancı turist yok. İç turizm hareketli ve özellikle Çanakkale savaşlarının yapıldığı tarihlerde, iç turizm hareketleniyor.

Ünlü Osmanlı denizcisi Piri Reis: Geliboluludur ve bu nedenle: Liman meydanında ve sahil bandında, iki tane heykeli bulunmaktadır.  Hani bu heykelleri gördüğünüzde, Piri Reis’in Gelibolulu olduğunu hatırlamalısınız. Ayrıca: Gelibolu kalesinin içinde, Piri Reis adına bir müze oluşturulmuştur.

Gelibolu denilince, burada bulunan askeri tesislerin ve askerlerin yoğunluğu da öne çıkıyor. Burada: büyük bir askeri birlik ve buna bağlı olarak: Orduevi, kamp, lojmanlar ve bunun gibi birçok askeri tesis var. Yani: Gelibolu’da bulunduğunuz sürede, mutlaka askeri tesisler ve askeri şahıslar görebilirsiniz.

Çanakkale Gelibolu

NE YENİR

Gelibolu yöresinde, yöresel bir lezzet olarak tek önerim: Sardalya kebabı, yani “bokluca kebap”. Sardalya balığı: hiç temizlenmeden, denizden çıktığı gibi, kömür üzerinde pişirilir ve yenir. Balığın içi, yenirken temizlenir. Bu güzel lezzetin yanında: Peynir helvası deneyebilirsiniz. Ama, öğrendiğime göre, son yıllarda sardalya balığı gittikçe azalmakta imiş. Balık bulamasanız, mutlaka ve mutlaka peynir helvasından tadın.

Çanakkale Gelibolu

GEZİLECEK YERLER

Çanakkale Gelibolu Büyük Cami

BÜYÜK CAMİ

İlçe merkezindedir.

1358 yılında, Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu yüzden: Süleyman Paşa Camisi olarak da bilinir. Gelibolu yöresinde: Osmanlılardan günümüze kalan nadir eserlerden biridir. Ayrıca: Avrupa topraklarında inşa edilen ilk cami ve türünün tek örneğidir.

Yapı: dikdörtgen planlı olup, dış duvarları taştır. 3 girişi bulunmaktadır. Mermer mihrabın altında; altın yaldızla yazılmış bir yazıt var. Minaresi: tek şerefelidir ve motiflerle süslenmiştir. Ancak; 1975 yılındaki depremde hasar görmüştür. Şerefesinden yukarı bölümü, yeniden yapılmıştır. Ancak, takip eden dönemlerde, minare de, 25 derecelik bir eğim tespit edilmiş ve bunun üzerine, 2006 yılında, kaide kısmına kadar sökülerek, yeniden inşa edilmiş, ancak orijinalliği bozulmuştur.

110 cm. kalınlığındaki duvarlar, caminin kışın ılık ve yazın serin olmasını sağlamıştır. Caminin tavanında bulunan ahşap işlemeler: altın varakla işlenmiş olup, orijinalliğini muhafaza etmektedir.

Yapı: 1676 ve 1889 ve son olarak 2006 yıllarında onarım görmüştür.

Çanakkale Gelibolu Yazıcızade Mehmet Efendi Türbesi

YAZICIZADE MEHMET EFENDİ TÜRBESİ

Bunlar: 2 kardeştir ve Gelibolu’da yaşamışlar ve birçok eser yazmışlardır. Yazıcızade Mehmet Efendi’nin mezarı: Hamzakoy yöresinde, Keşan caddesi üzerindedir. Bu mescit: üstü açık tek sandukalı bir yapıdır.

Yazıcızade Mehmet Efendi: 1449 yılında, Gelibolu’da yazdığı “Muhammediye” isimli kitabı ile tanınır. Kitap: Feneraltı mevkiinde bulunan Çilehanede, 7 yılda yazılmıştır. Ayrıca, o dönemde, el yazısı ile en çok çoğaltılan eser unvanı kazanmıştır.

Bu nedenle: Evliya Çelebiye göre: Muhammediye, binlerce kişi tarafından ezbere bilinir ve okunurmuş. II. Dünya Savaşında: Gelibolu’nun stratejik konumu dikkate alınarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, abanoz bir kutu içinde saklanan bu kitap; yerinden yani türbeden alınarak, Ankara’ya götürülür.

Ancak: bu güzel kitabın yazarı, kitabın baş sayfasında “bu kitap, Gelibolu’dan dışarıya çıkarılmasın” diye yazmıştır. Yani: Yazıcızade Mehmet Efendi, türbesini ziyarete gelenlerin, yanı başındaki bu kitabı da görmelerini vasiyet etmiştir. Evet: 1449 yılında yazılan, 330 sahife ve 25.4×16.1 cm. boyutlarındaki, kahverengi meşin ciltli bu kitap, halen Ankara’da imiş.

Kardeşi: Ahmedi Sincan’ın mezarı ise: buna 50 metre uzaklıkta, caddenin karşısındadır. Burası: Sultan II. Murat döneminden kalma, tek kubbeli ve revaklı bir yapıdır.

Çanakkale Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Türbesi

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA TÜRBESİ

Bolayır bölgesinde,  Saroz körfezinde, denize bakan bir tepe üzerindedir. Süleyman Gazi: bildiğiniz gibi, 1356 yılında, Rumeli’ye ilk geçen Osmanlı komutanı olarak biliniyor. Ancak, genç yaşta, 43 yaşında, bir av sırasında, atından düşerek hayatını kaybetmiştir. Vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür.

Türbede: 1549 tarihli bir onarım yazıtı var. Duvarlar: kalın kesme taş ve tuğla sıralıdır. Kubbenin kasnağında: 4 pencere görülmektedir. Kabir: 30 cm. lik bir seki üzerindedir ve ince levha mermerle kaplanmıştır. Burada ilginç ve doğruluğu teyit edilemeyen bir durum var.

Süleyman Paşa’nın ayak ucunda: kendisiyle birlikte ölen atı da gömülüdür. Kabirlerin çevresinde: pirinç parmaklıklar var. Süleyman Paşa’nın uzun süre bu türbede muhafaza edilen sırmalı kavuğu: İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine ve oradan da, Topkapı Müzesine nakledilmiştir.

Evet, bu yapı, Avrupa kıtasındaki en eski Osmanlı eseri olarak öne çıkıyor.

Çanakkale Gelibolu Namık Kemal Mezarı

NAMIK KEMAL MEZARI

Namık Kemal: 9 Temmuz 1872 tarihinde, Gelibolu’ya, mutasarrıf olarak atanmış ve 5.5 ay bu görevde kalmıştır.

Bolayır bölgesinde, Süleyman Paşa türbesinin bahçesindedir. Beyaz mermerden, sade bir mezar. Namık Kemal, vasiyeti üzerine, buraya gömülmüştür. Mezarın projesini: Tevfik Fikret çizmiş ve mezarı Sultan II. Abdülhamit yaptırmıştır.

Çanakkale Gelibolu Sinan Paşa Türbesi

SİNAN PAŞA TÜRBESİ

Hamzakoy mevkiinde: askeri plaj ve gazino tesislerinin arkasındadır.

II. Beyazıt’ın damadı olan Kaptan-ı Derya Damat Sinan Paşa ve eşi Ayşe Sultan; buraya gömülmüştür. Türbenin yüksekliği: 10 metredir. Sekiz köşelidir. Türbe yapısının: 1211 yılında, III. Selim ve 1247 yılında, II. Mehmet tarafından onarımı yaptırılmıştır.

Çanakkale Gelibolu Sarucapaşa Türbesi

SARUCA PAŞA TÜRBESİ

Saruca Paşa: Yıldırım Beyazıt zamanında, Gelibolu’da, Kaptan-ı Deryalık yapmıştır. 1391 yılında ise, Gelibolu Tersanesini yaptırmış, Gelibolu kalesini onarttırmış ve limanı temizletmiştir. Dış limanın girişine ise, 2 katlı kuleler yaptırmıştır. 3 katlı zincir ile, limanın ağzını kapattırmıştır.

Ayrıca: kendi adına, Gelibolu’nun en büyük hamamı olan “Saruca Paşa Hamamını” yaptırmıştır. Osmanlıda pek çok savaşa katılan, bir süre gözden düşmesini takiben, II. Murat döneminde, tekrar Gelibolu kalesi komutanlığına yükselen, bu zatın türbesi: İlçe merkezinde, Fransız mezarlığının hemen altında, Hamzakoy bölgesine bakan yamaçtadır. 1456 yılında vefat etmiştir.

Türbe: altı köşeli ve bakımlıdır. Eğimli bir alana kurulmuştur. Türbenin kubbesi yıkılınca, üzeri çatı ile örtülmüştür. Günümüzdeki görünümü: özgün hali değildir.

Çanakkale Gelibolu Azaplar Namazgahı

AZAPLAR NAMAZGAHI

İlçe merkezinde, Fener Meydanında, Boğaza ve Marmara’ya karşı bulunmaktadır. 1407 yılında yaptırılmıştır. Yapılış amacı: sefere çıkan, deniz tüfekçi erleri içindir. Bunlar yani Azaplar: sefere çıkacakları zaman, topluca, burada namaz kılarlarmış.

12,5X10 metre ölçülerindedir. Yani, bu tür yapıların en büyüğü olarak biliniyor.

Üstü açık, iki minberi, mermerden mihrabı bulunmaktadır. Mihrabın yanlarında: süslü pencereler, dilimli ve rumi süslemeli kapısı var. Özellikle: kapı ilginç. Kapının: Ladikli Süleyman oğlu Aşık tarafından yaptırıldığı biliniyor.

Çanakkale Gelibolu Mevlevihanesi

GELİBOLU MEVLEVİHANESİ

Askeri hastanenin bulunduğu alandadır. Dünyanın en büyük mevlevihanesidir.

Mevlevi tekkesi: plan bakımından, Galata Mevlevihanesine benzemektedir. 1656 yılında, Ağazade Mehmet Dede adına yaptırılmıştır. Mimarı: saray mimarlığı da yapan, Mustafa Ağa’dır. Tesis:  1906 yılında onarım görmüştür. Mevlevihane’nin bulunduğu alanda: ana binaya ek olarak, aşevi, bir han ve yoksullar için yatakhane ve dervişlerin çocukları için bir okul var.

Çanakkale Gelibolu Bayraklı Baba

BAYRAKLI BABA

İlçe merkezinde, Fener Meydanının girişinde, Hamza koyuna bakan yamaç üzerindedir. Türbe: üzerinde bulunan Türk bayraklarıyla, hemen fark edilir. Çünkü: üzeri ve çevresinde, irili-ufaklı bir yığın bayrak asılıdır.

Burası: bir adak yeri olarak biliniyor. Her türlü dileği olanlar, buraya gelirler ve adak adarlar. Ama: adak adamadan önce, türbeye bayrak asarlar.

Gelelim, Bayraklı babanın kim olduğuna: Asıl adı: Karaca Bey. Osmanlı donanmasında bayraktarlık yapmıştır. Marmara denizi Yassıada açıklarında, Bizans donanması ile yapılan bir savaşta: Karaca Bey, elinde sancağı ile beraber, 1410 yılında şehit düşer. Daha sonra, Donanmanın merkezi olan Gelibolu’da, sahile yakın bir yere gömülür ve vasiyeti üzerine, mezarı bayraklarla donatılır.

Son olarak, burası ile ilgili bir söylentiyi sizlere aktarmak istiyorum: “ Karaca Bey, arkadaşları ile birlikte, düşman tarafından sarılır. Askerlerin kimi şehit, kimi tutsak olur. Karaca bey ise, elinde bayrağı ile düşmana direnir. Şehit ve tutsak olması durumunda, bayrağın düşman eline geçmesini önlemek için: bayrağı küçük parçalara böler ve yutar. Sonra ise, düşmana saldırır, ancak yaralanır.

Daha sonra, Osmanlı kuvvetleri tarafından, yaralı olarak bulunduğunda, arkadaşları tarafından kendisine verilen bayrağın nerede olduğu sorulur. Karaca bey: bayrağı düşmana teslim etmemek için, yuttuğunu söyler. Osmanlı komutanı, buna inanmaz ve bunun üzerine, Karaca bey, karnını keser ve midesindeki bayrak parçaları ortaya çıkar. Son sözü ise: “benim mezarımdan, hiçbir zaman bayrak eksik etmeyin” olur.

Sözlerimi, güzel bir dilek ile bitirmek istiyorum: “Ülkemin, hiçbir yerinden bayrağımız eksik olmasın.”

Çanakkale Gelibolu Kalesi

GELİBOLU KALESİ

Hükümet konağının çevresindedir.

Kale yapısı: antik dönemde kurulmuştur. Takip eden süreçte ise, Bizans döneminde, Bizans imparatoru I. Justinianus zamanında onarılmıştır. Günümüzde, kaleden geriye, sadece kıyıda görülen tek burcu sağlam kalmıştır. Hemen önündeki liman ise: yine tarihi özellikler taşımakta olup, 2 bölümden oluşmaktadır.

Denizle olan bağlantısını: dar bir geçiş ayırıyor. Yol olarak kullanılan köprü: limanı ikiye ayırıyor. Köprünün altından geçebilen küçük tekneler, genellikle, iç taraftaki havuzda bağlanıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim kalenin kulesi ise: havuzun hemen yanında yükseliyor.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde belirttiğine göre: kale 70 kuleli ve altıgen planlıydı. İçinde 300 dolayında ev ve konak ile su sarnıçları ve cami bulunuyordu.

Çanakkale Gelibolu

GELİBOLU’DA DENİZ-KUMSALLAR

İlçe şehir merkezinde: Hamzakoy, Fener altı, Eğritaş mevkilerinden denize girmek mümkün.

Gelibolu Hamzakoy

HAMZAKOY

Burasının ismi geçince, ben şahsen: 12 Eylül 1980 askeri harekatının ardından, burada kısa süreli ikamete zorunlu tutulan siyasi liderleri hatırlıyorum. Yanılmıyorsam, siyasi hayatında asla bir araya gelmeyen Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel ve eşleri, Gelibolu Hamzakoy’da bulunan askeri kamp tesislerinde, bir süre bir arada tutulmuşlardı.

O yıllarda, bir gazetede, bunların Hamzakoy’da çekilmiş resimleri basılınca, resmin nasıl ve nereden ve kim tarafından çekildiği uzun süre tartışma konusu olmuştu.

Neyse: Hamzakoy: altın sarısı kumlarıyla, 3 km. lik bir sahil bandını kaplamış. Buranın büyük bölümünde kurulu bir askeri kamp var ve sadece askeri personel yararlanabiliyor. Kampın hemen yanında, küçük bir özel plaj var. Burayı tercih edebilirsiniz.

Gelibolu Feneraltı Mevkii

FENERALTI MEVKİİ

Burası: Gelibolu Tersanesinden başlayarak, Hamzakoy’a doğru uzanıyor. Burada: kayalıklar ve falezler var. Bunlar: burayı görsel açıdan öne çıkarıyor. Ayrıca: deniz meraklıları da, burayı tercih ediyorlar. Çünkü: Hamzakoy yöresinde askeri kamp var ve sadece askeri personel yararlanabiliyor.

Gelibolu Piri Reis Kordonu

PİRİ REİS KORDONU

Burası: denize girmekten öte, bir yürüyüş bandı. İskeleden başlıyor ve üç köprüleri takip eden, Askeri Fabrikaya kadar uzanıyor. Bölgenin en uzun sahil şeridi.

Çanakkale Gelibolu Fransız Mezarlığı

FRANSIZ MEZARLIĞI

Hamzakoy’un karşısında, Morto koyunun kuzeyindeki yamaçta, Keşan caddesi üzerindedir. Mezarlıkta: geniş bir avlu, avlu bitiminde çan kulesi şeklinde bir anıt ve Fransız askerlerinin mezarları bulunuyor.

Bunlar: Çanakkale savaşında ölenler değil. 1854 yılında yapılan Kırım Savaşı sırasında ölen Fransız askerleri için yapılmıştır. Toplam: 3236 mezar var. Mezarlığın alt bölümündeki küçük bir binada ise: Kırım savaşında ölmüş Fransız askerlerinin kemikleri var. Mezarlık: İstanbul Fransız Başkonsolosluğunun kontrolü altında bulunmaktadır.

ULU CAMİ

Hüdavendigar camisi olarak da bilinen yapı, Sultan Murad döneminde yapılmıştır. 1676 ve 1889 yıllarında da onarılmıştır. Ulu camiler düzeyindeki dikdörtgen planlı yapının geçmişte kare planlı olduğu tahmin edilmektedir. Kesme taştan minaresi, yapının kuzeybatısındadır.

Gelibolu Kasapoğlu Hamamı

KASAPOĞLU ALİ BEY HAMAMI-KASAP HAMAMI

Gelibolu Camikebir Mahallesi Altıyol caddesindedir. 

Sultan II. Murat döneminde yaptırılmıştır. Tek mekanlı hamamın bir göbek taşı ve iki halveti vardır. Kubbeler baklavalı kuşaklara oturmaktadır. Yapının inşasında taş malzeme kullanılmış, dış cephesinin sade yapılı olduğu görülmektedir. 

 

GALLİPOLİS

Gelibolu’nun 17 km doğusunda bulunan antik bir şehirdir. Gellipolis “güzel şehir” anlamına gelir. Bu güzel şehirden günümüze hiçbir kalıntı ulaşmamıştır. Ancak Gelibolu’nun 17 km doğusunda bulunan Duran Çiftlik’teki kalıntılar, antik Gallipolis şehrinin burada kurulmuş olduğuna ilişkin düşünceleri güçlendirmektedir. Duran Çiftlik yakınındaki tepede kale temelleri, duvar kalıntıları ve birkaç mezar görülmektedir.

Gelibolu Lysimacheia Sikkeleri

LYSİMACHEIA

Gelibolu yarımadasının güney ucundadır. Bolayır köyünün yakınındadır. Kuzeyinde Maltepe höyüğü vardır. Saroz (Melas) körfezine yakın bir noktadadır.

 

TARİHİ GEÇMİŞİ

Şehir, Lysimachus tarafından MÖ 309 yılında rakipleriyle savaşa hazırlanırken kurulmuştur.

Çünkü şehir, Sestos’tan kuzeye ve Trakya anakarasına giden yolu kontrol ediyordu.

Büyük İskender’in ölümünden sonra 4 ardıl generalinden biri olan; generali yani en yaşlı Komutanı Lysimachus, komşu Cardia, Kardiya, Agora ve Paktye şehir devletlerini yıkmış ve bu kasabanın ve diğer Hersonesean şehirlerinin sakinlerini buraya yerleştirmiştir.

Batı Anadolu ve Yunanistan kentlerinin de desteğini alan Lysimakhos, zamanla yönetimi alanını genişletmiştir.

Lysimachus, burayı krallığının başkenti yaptı ve bu şehir hızla büyük bir ihtişama ve refaha kavuştur. Ayrıca şehri Avrupa’daki para basımının ana basım yeri yapmıştır.

MÖ 305 yılında, Demetrios’un Rhodos’u kuşattığı sırada, Lysimakhos, 20.000 medinoi tahıl ve bezelye yollamıştır. Buna benzer bir başka bağış da şair Philippides’i onurlandırma yazıtından bilinmektedir. Buna göre, MÖ 287 yılında şair Atina için 10.000 medimnoi tahıl bağışı talep etmiştir.

MÖ 286 yılında depremle Lysimakheia tahrip olmuştur.

MÖ 284 yılında, Lysimakhos kendisinden sonra tahta geçecek olan oğlu Agathokles’i İpsos savaşından sonra öldürtünce, isyanlar başlamıştır. Pergamon Kralı Pliletairos’a Lysimakhos hazinesini emanet etmiş olmasına rağmen Philetairos Agathokles’in ölümünün ardından, kaynaklarını, I Seleukos’a teklif ederek yardım istemiştir.

Lysimachus’un MÖ 281 yılında Smyna’nın kuzeyinde Hermos (Gediz) Vadisinde, Suriye Kralı Seleukos’la Toroslar’a kadar elinde tutmuş olduğu Anadolu’nun egemenliği için yapılan savaşta, yenilmesi ve savaş meydanında 81 yaşında öldürülmesi üzerine, Diadokhlar Savaşı sona ermiştir.

Lysimakhos’un ölümünün ardından Odrys eşinden olan oğlu Aleksandros tarafından kemikleri Kardia ve Pakty arasındaki Lysimakheion adındaki bir tapınağa gömülmüştür. Kardia’lı Hieronymos tarafından Lysimakhos’un kemikleri dağıtılmıştır.

Onun ölümünden sonra kent önce Selevkoslar’ın sonra da Mısır’da egemen olan Ptolemaiosların yönetimine geçmiş ve kısa bir süre sonra Makedonya Kralı Antigonos Gonatas’ın geçici başşehri olmuştur.

Bu sırada Antigonos Gonatas, tüm Trakya’yı yağmalayıp işgal etmiş olan Galatları, MÖ 277 yılında, Lysimachia’da yenilgiye uğratmıştır.

 

LYSİMAKHEİA DEPREMİ

MÖ 287 yılında; Khersonesos Thrakia kentlerinden Lysimakheia şehrinde meydana gelen deprem Hellespontos ve Thrakia Khersonesos’ta etkili olmuştur.

Depremde en çok hasar gören yerleşim MÖ 309’da Lysimakhos tarafından Khersonesos Thrakia’da kurulan Lysimakheia kentiydi.

Romalı Kilise tarihi yazarlarından İustinus bu depremi şöyle anlatır: “Aynı dönemde Hellespontos ve Khersonesos bölgelerinde bir deprem oldu. Ancak depremde en çok hasarı, kral Lysimakhos tarafından 22 yıl önce kurulan Lysimakheia gördü ve kent tamamen yıkıldı.”

Depremin büyüklüğü ve şiddeti hakkında bilgi yoktur. Ancak depremin merkez üstü olan Lysimakheia’nın bulunduğu konum göz önüne alındığında, özellikle Kardia, Kallipolis, Parion, Lampsakos, Abydos ve Sestos gibi yerleşim yerlerinde hasara yol açtığı söylenebilir.

MÖ 277’de Lysimacheia yakınlarında Makedonya kralı II Antigonus Gonatas, Galatları yendi.

MÖ 309-281 yılları arasında Helenistik bir başkent olan Lysimakheia, siyasi gerilimlerle, istilalarla zayıflamış ve en sonuna MÖ 144’te Thrak kralı Dieglylis’in tahribatından sonra terkedilerek MÖ 1-2’nci yüzyıla kadar bir daha yerleşilmemiştir.

Lysimakhos krallığı ortadan kalkınca Lysimakheia önemini yitirmiştir.

MÖ 144 yılında kent Pergamon topraklarına dahil olmuştur. Lysimakheia bu dönemde sikke basmayı bırakmış ve en sonunda MÖ 133’te III Attolos vasiyet yoluyla tüm topraklarını Roma’ya bırakmıştır. Yarımadanın bu tarihten sonraki yönetim şekli hakkında ayrıntılı bilgi yoktur.

MÖ 2’nci yüzyılda Gelibolu yarımadasına hakim lan Bergama Kralı II Attalos ile savaşan Thrak beyi Deiglys tarafından yakılıp yıkılmıştır.

Plinius’un aktardığına göre, MS 1’nci yüzyılda kent tahrip olmuş durumdaydı.

Bu tarihten sonra yarımada ve Lysimakheia şehri “Ager Publicus” konumuna getirilmiştir. Bu tanımlama İmparatorluğa ait tarım toprağı anlamına gelmektedir.

Hadrianus dönemine kadar yarımada ya da Lysimakheia kentiyle ilgili antik metinlerde herhangi bir bilgi yoktur.

MS 3 ve 4’ncü yüzyıllarda Avar ve Hunların saldırıları, veba salgını ve depremler sebebiyle yerleşim yine terk edilmiştir.

MS 5-6 ile 11-12’nci yüzyıllarda yeniden yerleşilmiştir.

İmparator Justinianus (527-565) şehri restore etti ve güçlü surlarla çevreledi.

O zamanlar şehrin ismi “Hexamilion” dur. Eksamil adı, Ortaçağ’da burada bulunan 6 Roma mili uzunluğundaki surun adı olan Hexamillion’dan gelmektedir.

Prof.Dr. Mustafa Sayar tarafından yapılan araştırmalar sonucunda yayınlarında, Lysimakheia, Alepokkonnesos, Kardia kentlerinin problemli olan konumlandırmalarını yapmakta ve kentlerle ilgili yazıtları ele almaktadır. Bolayır’ın yer aldığı tepede bulunan at heykeli, arkhitrav ve sütun parçalarını da yayınlarında yer vererek tepenin hem Lysikmakheia kentinin akropolisi olduğunu hem de öncesinde burada bulunan Agora/Kherronesos/Khersonesos kenti olduğunu ileri sürmüştür.

 

BULUNAN BİR YAZIT

III Antiokhos Lysimakheia’ya ile yaptığı anlaşmayla kenti özgürleştirmiş ve müttefik olmuştur. Bu anlaşmanın (MÖ 196) kopyalarından biri Troia kenti akropolisinde ele geçmiştir. Bu kopyalardan diğeri ise Lysimakheia kenti Homonoia Sunağında, diğeri de Samothrake Büyük Tanrılar Kutsal Alanına dikilmiştir.

 

Gelelim sonrasına:

1998 yılında bulunan ve bugün Çanakkale Arkeoloji Müzesinde bulunan 32 satırlık bir yazıtı referans alarak, kentin Bolayır ya da Bolayır’ın güney doğusundaki Şükrüler Tepe de olabileceğini kesinleştirmiştir.

Bu yazıtın bir diğer kopyası Troia akropolis kazılarında ele geçmiştir.

Yazıttaki metin: III Antiokhos’un kenti özgür kıldığı ve müttefiki olarak kabul etmesiyle ilgilidir.

Üçüncü kopyasının da, Samothrake “Büyük Tanrılar Kutsal Alanı” na dikildiği bilinmektedir.

Aynı zamanda iki papirüse yazılan metnin birer kopyası, komutanlara ve meclis üyelerine verilmiştir.

Bolayır da bulunan metnin yazılı olduğu stelin ilk satırları eksik olduğu için, hangi olay sebebiyle yazıldığı bilinmemekle birlikte, şehrin kurtuluşuna katkıda bulunanların yararlanacağı ayrıcalıklar ve vergi muafiyetleri anlatılmaktadır.

28’nci satırda da kente yardımı dokunanların baba adlarıyla birlikte mermer stellere yazılması gerektiğinden de bahsedilmektedir.

Bolayır da bulunan ve üzerinde isimlerin bulunduğu iki ayrı yazıtın muhtemelen katkıda bulunan komutanların isimleri olduğu düşünülmektedir.

Lysimakheia kenti Homonoia Sunağında bulunması gerektiği belirtilen bu yazıt sayesinde Bolayır ın Lysimakheia kenti olduğu kesinlik kazanmıştır.

 

BOLAYIR

Bolayır, Gelibolu ilçe merkezine 14 km uzaklıktadır.

Tepenin yüksekliği 65 metredir.

Hem Saros körfezi (Melas Kolpos) hem de Çanakkale Boğazı (Hellespontos) bu noktadan görülebilmektedir.

Papuçalan olarak isimlendirilen tepe, Dor sütun başlıkları, mermer tekne parçaları, tahıl öğütme düzenek parçaları ile keramik parçalarının tespit edildiği bölgedir.

Bolayır’da, Dor düzeninde mermer sütun başlıkları, duvar blokları ile yine Dor, İon ve Korint düzeninde arkhitrav parçaları, yazıt parçası, mermer tekne ya da masa ayakları gibi mimari unsurlar tespit edilmiştir.

Bolayır’da tarlaların sürülmesi sırasında ortaya çıkarılmış bir at heykeli de Çanakkale Arkeoloji Müzesinde yer almaktadır.

 

SİKKELER

Yunanistan ve Makedonya Mysimachia’daki bu yenilgiden sonra Galat istilasından kurtulmuş ve muhtemelen kent bağımsız bronz para basma hakkını muhafaza etmiştir.

Kral Lysimakhos, sikkelerde kendi portresini kullanmamış, Amon boynuzlu tanrılaştırılmış İskender başı, arka yüzünde tahta oturan Athena kohunu kalkanına yaslamış ve Nite Athena’nın emriyle Lysimakhos ismi taçlandırılmıştır. Bu İskender’e saygısının kanıtı ve İpsos savaşında kazandığı başarıyı işaret eder.

Evet, kent, Lysimachus döneminde (MÖ 309-281) gümüş sikke de basmıştır.

 Attika standartlarındaki bu oktobol’un ön yüzünde Genç Herakles’in aslan postu başlıklı başı ve arka yüzde ise AYEIMAXEQN yazı lejandı ve Nike ayakta cepheden, çelenk ve palmiye dalı tutuyordu.

Kentin bronz basımları, MÖ 309-220 yılları arasında devam etmiştir.

En çok rastlanan ön yüz tipleri: Lysimachus başı, Genç Herakles başı, örtülü giyinmiş Demeter ve kule taçlı Şehir Tychesi’nin başı, Athena başı, Aslan başı ve Hermes başı’dır.

Bu sikkelerin arka yüzlerinde ise, koşan veya yüksek bir yerde oturan aslan, aslan protomu, Trident, ayakta duran ve elinde uzun bir meşale tutan Artemis, ayakta sola çelenk ve palmiye dalı tutan Nike, mısır yapraklarından çelenk ve mısır koçanı gibi betimlemeler yer alır.

 

GÜNÜMÜZ

Bolayır’da sistemli bir arkeolojik kazı henüz yapılmamıştır.

Bu yüzden günümüzde şehir toprak altındadır.

Bolayır köyünün bulunduğu tepenin güneyindeki arazide yapılan çalışmalarda, Geç Döneme tarihlenebilecek keramikler ele geçmekle birlikte Prehistorik Döneme ait taş baltalar da bulunmuştur. Hem verdiği erken buluntular hem de Saroz körfezi ile Boğazı görebilen konum, bu noktanın Lysimakheia kentinin akropolisi olduğu görüşünü desteklemektedir.

Mimari ve küçük buluntulardan elde edilen bilgiler Agora kentinin büyük kısmında günümüz Bolayır’ın altında kalmış olması gerektiğini göstermektedir.

Halen burada Ortaköy denilen yerde, bir Zırhlı Tugay bulunmaktadır.

 

EN ÖNEMLİ HUSUS

İlginç bir durumdan söz etmek istiyorum: 1912-1914 yılları arasında Bulgar işgali sırasında Çanakkale Gelibolu Bolayır’da muhtemelen Mysimakheia antik kentinde, işgal sırasında Kral Ferdinand’ın bizzat arkeolojik kazılar yaptırdığı, ele geçirilen eserleri Bulgaristan’a göndermek için Keşan Tren İstasyonuna getirttiği, işgalin erken sonuçlanması nedeniyle büyük eserleri gönderemeden kaldığı anlaşılmıştır. Bu eserler hakkında daha sonra ne olduğu bilinmiyor. Belki de Bulgaristan’a aynı dönemde birçok eser götürülmüştür onların da akibeti bilinmiyor.

İşgal dönemlerinde eser götürülmüş olması, alanda toprak yüzeyinde bugün yeteri kadar eser bulunmayışının önemli gerekçelerinden biridir. Bütün yazışmalarda ısrarla vurgulandığı üzere Bolayır’daki Lysimakheia antik kentinden çıkarılan eserlerin Keşan’a getirildiği, buradan Bulgaristan’a götürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak eserlerin akibeti hakkında kesin bir bilgi yoktur.

 

 

Çanakkale tanıtımı,

Truva tanıtımı.

Keşan tanıtımı.

Eceabat tanıtımı.