Artvin Şavşat

Artvin Şavşat
 

Şavşat Artvin arası 71 km, Şavşat Ardahan arası 46 km. dir. Artvin-Şavşat-Ardahan yolu, Karadeniz’i Gürbulak ve Türkgözü sınır kapılarına bağlayan en kısa yoldur.

Artvin Şavşat
 

TARİHİ

Bölgenin tarihi geçmişi incelendiğinde,  MÖ 900 yıllarında burada Urartu ve Kimmer kabilelerinin yaşadığı görülür. Daha sonra ise, Saka Türkleri, Romalılar ve Sasaniler yerleşir.

Yavuz Sultan Selim, Trabzon şehrinde vali iken, buraları Osmanlı topraklarına katmıştır.

Yavuz Sultan Selim, Trabzon’dan ayrıldıktan sonra, fetih edilen bölgeler Osmanlı topraklarından ayrılmış ve Gürcistan vilayeti olmuştur.

I. Dünya savaşının başlaması ile birlikte Rus kuvvetleri sınırı geçmiş ve 1 Kasım 1914 tarihinde bölgeye girmiştir. Ermeni mezalimi de birleşince bölge halkı buradan ayrılarak Anadolu içlerine göç etmiştir.

23 Şubat 1921 tarihinde ise, Kazım Karabekir Komutasındaki Türk güçleri, bölgeyi yeniden fetih eder ve Anavatana dahil ederler.

Şavşat ismi Gürcücede “Şavi Şeti” olarak biliniyor bunun anlamı “Kara Orman” dır.

Gerçekten de Şavşat ve çevresi kocaman ve kopkoyu yeşil Doğu Ladin ağaçlarıyla doludur.

Uzaktan bakıldığında, kara çam orman denizi gibi görünüyor.

Artvin Şavşat
 

GENEL

Şavşat, dağlık ve engebeli bir arazi üzerine yayılmıştır. İlçenin dört bir tarafı yüksek dağlarla çevrilidir.

En yüksek dağ sırası, 3537 metre ile Karçkal dağlarıdır. İlçenin rakımı 950 metredir. Bazı yerlerde ise 1800 metreye kadar çıkar. Merkezin rakımı ise 1100 metredir.

İlçe akarsu bakımından zengindir. Ayrıca çok sayıda göl vardır. Göllerin en büyüğü, Karagöl dağlarında bulunan ve bu dağa ismini vermiş olan “Karagöl” dür.

Ancak Meşeli köyü orman içi mevkiinde, Milli Park içinde, ikinci bir Karagöl daha vardır ve burası piknik ve mesire yeri olarak kullanılır.

Pınarlı gölü yakınlarında ise Balık gölü bulunur. Arsiyan yaylasında Kız gölü, Boğa gölü ve Koyun gölü bulunur.

İlçede Karadeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak yüksek rakımlı yerlerde kışlar çok uzun sürer.

Kasım ayında başlayan kar yağışı, Nisan ayı ortalarına kadar sürer.

Artvin Şavşat
 

CİTTASLOW ŞEHRİ

Şavşat bir Cittaslow şehridir yani İtalyanca “Sakin şehir” dir.

Bu unvanı 2015 yılında almıştır. Ülkemizde 11 tane Cittaslow şehri vardır.

Bunların amacı: “Şehirlerin kendi kimliklerine sahip çıkarak, küreselleşme sonucu ortaya çıkan şehirlerin birbirine benzemesinin, aynılaşmasının önüne geçilmesidir.

Şehirlerin yönetilirken yerel yemeklerine, yöresel mimariye, gelenek ve göreneklerine, zanaatlarına, esnafına sahip çıkması ve desteklemesi, birliğin üye şehirleri için ortaya koyduğu kriterler vasıtasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır.”

Evet, Şavşat bu kriterlere uymaktadır ve Cittaslow şehri olarak seçilmiştir.

NE YENİR

Şavşat yöresine yolunuz düşerse ve yerel lezzetleri tatmak isterseniz sinor, peynir eritme, armut pekmezi denemelisiniz.

Şavşat Veli köy karüstü karakucak güreşleri
 

ŞAVŞAT VELİKÖY KARÜSTÜ KARAKUCAK GÜREŞLERİ

1370 metre rakımlı Veliköy’de düzenlenen güreşlere, Artvin ve Rize, Ardahan, Kocaeli, Tokat, Erzurum, İstanbul, Sivas, Samsun illerinden ve ayrıca Gürcistan, İran, Ukrayna ve Azarbeycan’dan güreşçiler katılıyorlar. Kar üstündeki güreşler 11 kategoride düzenleniyor.

ŞAVŞAT MESLEK YÜKSEK OKULU

Artvin Çoruh Üniversitesine bağlıdır. 2015 yılında kurulmuştur. Yüksekokul bünyesinde Sağlık Bakım Hizmetleri Bölümü Yaşlı Bakım Programı, Yönetim ve Organizasyon Bölümü, Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı ve Hukuk Bölümü Sosyal Güvenlik Programları bulunmaktadır.

Artvin Şavşat
 

GEZİLECEK YERLER

Şavşat ilçesinde çok sayıda köy var ve bunların hepsi tam bir doğa harikasıdır, ancak ben sizlere özellikle gidip görmenizi önereceğim köylerden bazılarını anlatmayı tercih ettim.

Şavşat Kalesi

ŞAVŞAT KALESİ:

İlçe merkezine 3 km uzaklıkta Söğütlü Mahallesindedir. Artvin-Ardahan karayolu üzerindedir. 

Burada yaklaşık 10 yıldır sürdürülen kazı çalışmalarında: kalenin 10’ncu yüzyılda var olduğu ve 1850’li yıllara kadar kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak kitabesi yoktur.

Kalenin ilk dönemi, bölgede egemen olan Hıristiyan Gürcü Bagratlı Beyliklerine aittir. Kale, muhtemelen 1554 yıllarında Osmanlı Devleti idaresine geçmiş ve 1850’de ocaklık ve yurtluk sisteminin kaldırılmasının ardından tek edilmiştir. 

1878’deki Osmanlı-Rus harbinden sonra 43 yıl devam eden Rus yönetimi zamanında da herhangi bir amaçla kullanılmamıştır. 

Kazı sırasında, Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait altın sikkeler ile top gülleleri, sırlı ve sırsız seramik kapların da arasında yer aldığı yaklaşık 50 taşınabilir kültür varlığı bulunmuştur. Bu buluntular Rize Müzesinde sergilenmektedir. 

Günümüzde kale içinde sarnıç ve şapel kalıntıları bulunmaktadır. Surların ise bir kısmı ayaktadır.

Doğudan başlayıp batı ucuna kadar devam eden çevresinde, yaklaşık 13 metreye kadar yükselen 4 adet ve dikdörtgen formdaki, silindirik burçlarla, bunların yarısına kadar çıkan surlar yer almaktadır. İç mekanda, kalenin güneybatı surunda, dışa burç şeklinde yansıyan, 6.10 x 5.35 metre ölçülerinde, 15 metre yüksekliğindeki silindirik planlı kule bulunmaktadır. Asıl mekandan günümüze, 8 x 4.80 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlı ve üstü iki pahlı çatılı şapel kalıntısı ile hemen kuzeybatısında ana kayaya oyulmuş bir sarnıç ulaşmıştır. 

Kalenin doğu yönünde, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş, 2.4 metre genişliğinde, dikdörtgen planlı, üstü tonozla örtülmüş iki burç yer almaktadır. Orta duvarında dışa açılan küçük bir pencere bulunur. Hemen yanındaki mekanda ise, yine dikdörtgen formlu, kapı yer almaktadır. İç kısmı bozulan ve üst duvarları yıkılan kule, yaklaşık 7 metre yüksekliğindedir. Kalenin tüm birimlerinde moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır. 

Evet, kalede restorasyon çalışmaları da sürdürülmektedir. 

 

Şavşat Efkar Tepesi
 

EFKAR TEPESİ

Buradan Şavşat ilçesinin birçok köyü görülebiliyor. Ayrıca Kaçkar dağlarının nefis manzarası da görülür. 

Fakir Baykurt isimli yazarımızın “Efkar Tepesi” isimli romanı, ismini buradan alıyormuş.

Yazar Şavşat’ta Türkçe öğretmeni olarak yaşarken köylerin ve köylülerin sorunlarına yönelik olarak bu romanı yazmıştır. Fakir Baykurt eserini bu tepeden aşağıyı seyrederken yazmıştır. 

Şavşat Efkar tepesi
 

Efkar Tepesine yolunuz düşerse, çaylarınızı içmeyi unutmayın. Ayrıca burada bir de restoran var. Efkar Tepesindeki işletme, Konya Selçuklu Belediyesi tarafından yaptırılıp Şavşat Belediyesince 10 yıllığına bedelsiz Şavşat Kaymakamlığına tahsis edilmiştir. Ancak kısa bir süre önce işletme yine Belediye tarafından devir alındı. 

Evet bu restoranda Türk mutfağının zengin bir menüsü sunulmaktadır. Özellikle kahvaltı seçenekleri öne çıkmaktadır. Buraya yolunuz düşerse, önereceğim yerel lezzet “Forma Kebabı” dır.

İlçede bütün sosyal etkinlikler burada düzenleniyor.

 

YAVUZ KÖYÜ

Eski adı “Mamanelisi” dir. Köyün ismi, 1925 yılında Milli Mücadelede göstermiş olduğu kahramanlık nedeniyle Yavuzköy olarak değiştirildi. 

Yavuzköy, ilçe merkezine 4 km uzaklıktadır. Artvin’den Ardahan’a giderken yol üzerindedir. 

Özellikle “Seyir Terası” mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yerdir.

Şavşat Yavuz Köyü Şavşat Evi

 Şavşat Evi

İlçe merkezindeki Şavşat Evi, 2012 yılında Şavşat Kaymakamlığı tarafından yaptırılmıştır. 2025 yılında ise yenilenerek yeniden hizmete açılmıştır. 

Mimari olarak yörenin ahşap mimarisini taşımaktadır. İki katlı ahşap mimari örneği taşıyan Şavşat eviyle, tarihi ahşap yapı olan Şavşat evlerinin yöresel dokusunu tanıtma amaçlanmaktadır. 

Burada Şavşat’ın yöresel yemekleri sunuluyor.

Ama buranın en büyük özelliği muhteşem manzarasıdır. Burada peynir eritmesi ve silor yemelisiniz, üstüne ise sütlaç deneyin.

Bu restoran hakkında son dönemlerde olumsuz görüşler belirtiliyor, umarım daha titiz ve itinalı servis yapılıyordur.

Şavşat Yavuz Köyü Seyir Terası
 

Seyir Terası

Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde 8’nci kilometrededir. Ulaşım kolaydır. Karagöl Sahara Milli Parkına yakındır. Dağların arasında bir vadide bulunan seyir terasından, Şavşat tamamen görülüyor, fotoğraf çekmek mümkündür. 

 

Mamanelisi Kalesi:

Yavuz köyün bilinen tek tarihsel yapısıdır. Köyün güneyinde bir derenin sağ kıyısında yer alır. Yüksek kayalık bir tepede, kaba yontu iri taşlarla inşa edilmiş olan kale, asimetrik bir plana sahiptir. Kalenin surları ile iç kısmında bazı yapı kalıntıları günümüze ulaşmıştır. 

Bu surlar geniş bir alanı çevrelemektedir. Surların çevrelediği alan içinde çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bu kısımda daha çok bir tahkimatı andıran bir yapı da bulunmaktadır. 

Köyün sakinleri burayı “Rabat” olarak adlandırmaktadır. Buna göre, buranın sadece bir kale değil, aynı zamanda bir yerleşim yeri olduğunu gösterir. 

 

Şavşat Arsiyan Yaylaları

ARSİYAN YAYLALARI

Şavşat’ın: Pınarlı, Demirkapı, Ilıca köyleri ve Ardahan’ın Posof ilçesi arasında kalır.  

Yanlızçam dağları silsilesinin kuzeydoğu ucundadır. Şavşat Arsiyan arasındaki yol düzenli çalışır. 

En yüksek yerleri: Kençiyan Tepesi ve Kanlıtepe’dir. Dağcılık sporuna uygundur.

Kuzeyinde ve Batısında Gürcistan sınırı, güneyinde Ilıca köyü, güneydoğusunda Pınarlı köyü, Cin dağı ve doğusunda ise Posof bulunur.

Yaylada bulunan irili ufaklı 20 gölden biri olan Yüzen Adalar Gölü üzerindeki adacıkların rüzgarda yer değiştirmesi, efsanelere konu olan Boğa Gölü ve Kız Gölü ise hikayeleriyle ilgi çekiyor. Kız gölü, çok güzel bir kızın göldeki bir taş üzerinde altın tarağıyla saçlarını taramasıyla bilinir. Boğa gölü, göl çevresinde yaşayan yenilmez boğa olarak adlandırılan boğanın hikayeleriyle ünlüdür.

Şavşat Arsiyan Yaylası Yüzen Adalar

Yüzen adalar ise: keçeye benzeyen ve saç gibi birbirini tutan bitkilerin, sudan daha az yoğun bir kara kütlesi oluşturmasıyla meydana gelmektedir. Birbirine tutunan bu bitkiler, suyun üstünde sal gibi yüzmeye başladıktan sonra üzerinde bitki, ağaç yetişebilmektedir. Rüzgarın estiği yöne doğru yer değiştiren bu adalar, büyüklüklerine göre sırıkla da itilebilmektedir. 

Göllerin bulunduğu alanda ortalama 2.500 metre olan rakım, Genciyan Tepesi adı verilen zirvede ise 3.500 metrelere kadar çıkar. 

Arsiyan yaylası otu, suyu, balığı ile diğer yaylalardan farklıdır. Ayrıca tuz kayaları, kömür madeni ve irili ufaklı birçok çermik vardır.

Şavşat Bilbilan Karagöl
 

BİLBİLAN KARAGÖL-SAHARA MİLLİ PARKI

Karagöl-Sahara Milli Parkı, Türkiye’deki milli park alanlarından  birisidir. Park: Karagöl ve Sahara Yaylası olarak iki ayrı sahadan oluşur. 

İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır. İlçe merkezine bağlı: Dalkırmaz, Çiftlik, Savaş, Çavdarlı köyleri üzerinden geçilerek göle ulaşılır.  

Karagöl bakirliğini korumuş, betonlaşma yoktur.

Denizden yükseklik 3200 metredir. Bu yüzden, göle sadece yaz aylarında gidilebilir.

 

Şavşat Bilbilan Karagöl

Üç büyük gölden oluşur. Bu göllerde, dünyada nadir olarak yetişen kırmızı benekli alabalık vardır.

Karagöl ve çevresinde, genel olarak paleojen ve neojen araziler yer alır. Kayaçlar genellikle sedimenter kökenlidir. Karagöl ve çevresi yer yer vadilerle yarılmıştır. Bu yarılmalar yörede heyelan ve kütle hareketlerinin aktif olmasına neden olmaktadır. Karagöl, rotasyonel olarak kayan kütlelerin gerisindeki çanakta biriken suların meydana getirdiği bir heyelan gölüdür. 

Göl çevresi ladin ve çamların meydana getirdiği yoğun ormanlarla kaplıdır. Ormanlarla çevrili olan Karagöl, ender manzara güzelliklerine sahiptir. Ayrıca gölün kuzeydoğusunda Bagat mevkii ve çevresinde çim kayağı pisti niteliğine sahip alanlar vardır. 

Muhteşem bir doğa görüntüsüne sahip olan bu gölün çevresinde yaz aylarının ortasında bile kar vardır. 

Ancak burada çadır kurmak serbest olsa da gölde yüzmek ve balık tutmak yasaktır.

Gölde alabalık ve Japon balıkları bulunuyor, bunları sahilde ekmekle beslemek güzel bir eğlencelik oluyor.

Şavşat Karagöl Kır Gazinosu

Sonuç: Karagöl, bir sezonda yaklaşık 30 bin kişiyi ağırlamaktadır. Karagöl’de kır gazinosu olarak kullanılan ve 12 yataklı konaklama hizmeti veren bir de tesis bulunmaktadır. 

Şavşat Sahara Yaylası

Sahara Yaylası:

İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Sahara yaylasının yörenin genel olarak örtü bazaltlarından meydana gelen bir jeolojik yapısı vardır. Örtü bazaltlarının sıyrıldığı yerlerde tersiyer arazisi ortaya çıkar. Yer yer derin vadilerle parçalanan yörede, eğim değerleri oldukça yüksektir. Sahara bu eğimli arazide 1700-1800 metrelerde yer alan sınırlı düzlüklerdendir. Orman örtüsü, ladin ve göknarlardan meydana gelmiş olup alt bölümlerde sarıçam da bulunur. 

Laşet deresi kenarında 1700-1800 metrelerde kademeli olarak yer alan düzlükler aynı zamanda “Sahara Pancarcı Şenlikleri” nin yapıldığı yerdir. Bu şenliklere ilçe dışında oturan yöre insanları da katılarak bölgeye iç turizm açısından ekonomik katkı sağlamaktadırlar. Sahanın sahip olduğu bu rekreasyonel potansiyelin ve doğal güzelliklerinin korunması amacıyla 1994 yılında Milli Park kapsamına alınmıştır. 

 

Şavşat Kocabey Köyü
 

KOCABEY KÖYÜ

İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Şavşat-Ardahan karayolu kenarında ilçenin en büyük köylerindendir. Sahara Karagöl Milli Parkı sınırları içindedir. Sahara dağı eteklerindedir. 

Eski ismi “Kuçeni” köyüdür. Gürcüce kelimenin anlamı “kısa boylu ve küçük” demektir. 1925 yılında ismi “Kocabey” olarak değiştirilmiştir. 

Kocabey Kışla evleri, kendine özgü ahşap mimari özellikleriyle ilgi çeker.

Burada bir de 115 yıllık Kocabey camisi var. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen caminin ahşap kaplama minaresi ilgi çekiyor, minare orijinal ağaçtan yapılmıştır.

Bu yörede her yıl Temmuz ayının 4’ncü haftasında Sahara Pancarcı Festivali düzenlenmektedir.

Kışlada kamp ve karavan turizmi yapılır.

Şavşat Kocabey Cami

Kocabey Köyü Camii:

Kitabesine göre, Kanioğlu Ali Usta Torunoğlu Hasan Usta ve Piroğlu Ali Usta tarafından inşa edilmiştir. 1890 yılında inşa edilmiştir. 

Malzeme olarak taş ve ahşap kullanılmıştır. Cephe; farklı tonlardaki kesme taşlardan oluşmaktadır. 

Yapı zemin kat, bir normal katta oluşur. Caminin revaklı girişi bulunmaktadır. Cami minaresinde ahşap malzeme kullanılmış olup cami tek minareli ve şerefesizdir. Çatı ahşap konstürsiyona sahip, dört yönde kırma çatı olup, üzeri alaturka kiremitle örtülüdür. 

Yapının ana girişi kuzey yöndendir. Yapının cephesinde ortada usta ismi görülmektedir. Usta isminin iki yanı ise ay-yıldız ve selvi ağacından oluşan kabartma ile süslenmiştir. Ana giriş kapısı ahşap ve işlemelidir. Mihrap kesme taş malzemeden yapılmıştır. Vaaz kürsüsü de orijanal olmayıp açık kahverengi ahşap malzemeden yapılmıştır. 

Tavan ahşap sade ve işlemesizdir. 

 

 

Şavşat Maden Köy
 

MADEN KÖYÜ

İlçe merkezine 37 km uzaklıktadır. Köyün başlangıç seviyesi deniz seviyesinden 1749 metre, en yüksek tepesi olan Sazgirel Tepesi ise yaklaşık 2430 metredir. 

Eski ismi ile Bazgiret olarak adlandırılan ve yeni ismi ile Maden köyü olarak geçen köy, kesin olarak bilinmemekle birlikte, Bazgiret adı vadideki bitki örtüsünden (Dikenli yapraklı çalı) esinlenerek verildiği tahmin edilmektedir.

Diğer bir olasılık ise, vadiye ilk yerleşen ailenin şimdiki Çimen soyadı yani Gürcüce ise Bezgi-yent olarak geçen soyun olması sonucu, Bazgiret adının bu aileden türemiş olabileceği söylenir.

Evet Maden köyü, yörenin çok eski köylerindendir. 

Köyde hiçbir şeyden etkilenmeden gelenek ve görenekler hale sürdürülüyor. Köyde aralarında yarım asırlık yapıların da yer aldığı 74 ahşap ev yıllara meydan okurken, köyün yaz aylarındaki muhteşem görünümü dikkat çekiyor. 

Köyün adı ile adlandırılan Maden Deresi, 2500 metre yükseklikteki Kotela dağından doğar, tamamı 5 şelaleden oluşan Maden köyü şelalelerinden sonra, köy arazini bölerek köyün kuzeyinden doğusundaki Çağlayan köyüne akar. 

Üç tarafı kayalık ve ormanlarla kaplı köyde, kışlar çok sert geçiyor. Madenköy yöresinde, her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında “Marioba Şenlikleri” yapılıyor.

Şavşat Maden Köyü Şelalesi

Maden Köy Şelalesi-Bazgiret Şelalesi:

Yaklaşık 40 dakikalık patika yollar yürünerek, akarsular aşılırken, sarp kayalıkların arasından dik bir şekilde dökülen suyun gürültüsü ve heybetli görüntüsüyle karşılaşılır. Özellikle Karçal Dağlarında karların erimesiyle şelale daha coşkulu akmaya başlıyor. 

Suyun: 3 koldan dereye ulaşmasındaki heybeti izlemek mümkündür. 

Şavşat Cancır Yaylası

Cancır Yaylası

İlçe merkezine bağlı Maden köyü yaylasıdır. Burada ilginç ahşap mimari yapılar bulunmaktadır. Rakımı 2170 metredir. Maden Köyünde (Bazgiret) yaşayanların kullandığı bir yayladır. 

Yaylanın en önemli özelliği Marioba şenlikleri burada düzenlenmektedir. 

Şavşat Marioba Şenliği

Marioba Şenliği:

Marioba veya Mariamoba, Gürcüstan’da Cavaheti bölgesindeki Gürcülerin kullandığı bir bayram veya şenliktir. 

1970’li yıllardan beri eski geleneğe uygulanmayan Marioba Şenliği, 2005 yılından bu yana Mariyoba Festivali adıyla yeniden organize edilmektedir. 

Maden köyünün Cancir yaylasında, her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında 7 gün 7 gece kutlanır. Yörenin Meydancık Gevrek Festivalinden sonra, yerel ve uluslararası en çok ilgi toplayan etkinliğidir. 

Festivalin en dikkat çekici aktivitesi bir halk tiyatrosu olan Berobana oyunudur. Bundan biraz söz etmek istiyorum.

Berobana oyunu yaylaya çıktıktan sonra yaylanın düz yeri olan Kalo’da oynanan bir köy halk tiyatrosudur. Hiçbir yazılı metni olmayan, tamamen doğaçlama olan bu oyunda birçok hayvan maske ve figürleri ile ziller, çıngıraklar, güğümler kullanılır.

Güğümlerin içine çakıl taşı doldurulup Beri’nin beline bağlanır. Berobana oyununda Gelin (Pate), gelinin korumaları (Takhi) ve yaşlı adam olan Beri, gelinin sahibi olarak oyunda yer alır. Oyunda gelin de dahil tüm oyuncuları erkeklerden oluşmaktadır.

Oyunda genellikle hayvan postlarıyla hazırlanan maske ve giysiler kullanılır. Gelinin kostümü kadın giysileridir.

Gelinin korumaları eski elbiseler giydirilmiş yüzleri çeşitli boyalarla boyanmış kişilerdir. Evet biraz uzun oldu ama bir gün olurda yolunuz buraya düşerse oyunu izlerken daha bilinçli izlersiniz.  

Şenliğin yürüyüşü geleneksel olarak: köyün başlangıç noktası olan Komoban’dan (Aşağı Mahalle) başlamaktadır. Yayla yürüyüşünde önce kadınlar ve kızlar rengarenk geleneksel bir tür kıyafet olan buzmalarını giyerler.

Yaylaya gitmek isteyenler yürüyüşe katılmakta ve kalabalık çoğalmaktadır. Daha sonra Zemoban’a (Yukarı Mahalle) çıkılmakta ve oradaki insanların katılımıyla yürüyüş devam etmektedir. 

Yürüyüş sırasında görülen düzlüklerde, tulum ve akerdeon eşliğinde horon oynanır ve geç kalanların gruba yetişmesi beklenir.

Günümüzde şenliklerde sadece akordeon çalınmaktadır. Burada ekerdeon’a ayrı bir başlık açmak lazım. Akerdeon en yaygın çalgı aletidir, hemen hemen her evde bulunan bu müzik aleti sayesinde, insanlar küçük yaşta akerdeon çalmayı öğrenir. 

Yürüyüş sonunda yaylaya varıldığında, oraya daha önceden çıkan yaylacılarla birleşilir ve 7 gün 7 gece yaylada eğlence yapılır. Köydeki işlerin durumuna göre bu süre uzayabilmektedir. 

Şenlikteki başlıca gelen aktivitelerden biri, müzik eşliğinde köy halkının koyunları Koyun Yıkama Deresine götürüp yıkamasıdır. Daha sonra akordeion ve tulum eşliğinde, yöresel müzikler eşliğinde yaylaya geri dönerler. Bu etkinliğin amacı koyun yünlerinin temizlenmesi ve koyundan elde edilen yünden yorgan, yastık, ip yapmaktır. Koyun kırkımı yapılmadan önce, koyunları yıkama işlemi tüm yayla halkı tarafından birlikte yapılmaktadır. Koyunlar yaylaya döndükten sonra kırkılır ve yünler toplanır. 

Şavşat Bazgireti Kilisesi

Bazgireti Kilisesi:

Bazgireti köyünün batısında, deniz seviyesinden 2430 metre yükseklikte, köylülerin Sazgirela, Sazgireli Düzü olarak adlandırdıkları yerde bulunmaktadır. Bu ad “Satskerela” dan yani “gözetlemeden” geliyor olabilir. Burası ayrıca Kiliseler adıyla da bilinmektedir. 

16’ncı yüzyılda inşa edildiği düşünülür. Tek neflidir.

Kilise, köyün batısında deniz seviyesinden 2430 metre yükseklikte bulunmaktadır. Büyük ölçüde yıkık olan yapının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Büyük ölçüde yıkık olan kilisenin güney tarafına bitişik 10 x 9 metre boyutlarında bir yapının bulunduğu, bugüne kadar ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Doğu ve kuzey duvarlarının yüksekliği 1 metreyi bulur. Diğer duvarlar ise daha alçak seviyede olup yıkıntılar altında kalmıştır. Güney tarafındaki bitişik binanın duvarları daha aşağı seviyededir. Kilise sarımsı renk taşlarla harç kullanılmadan inşa edilmiştir. 

Şavşat Meydancık Köyü

 

MEYDANCIK KÖYÜ

Eski ismi “Diyobani” köyüdür. İlçe merkezine uzaklığı 33 km dir. Ulaşım: Artvin-Şavşat karayolundan Şartul mevkiinden ayrılarak Meydancık Çayı kenarından devam eden karayolu ile sağlanır. 

Köyün isminin Gürcüce de anlamı “Büyük yer” demektir. Bu yer adı Türkçeye Diyoban olarak geçmiştir. 

1993 yılında Meydancık (Diobani) köyü ile Balıklı (Tskalsimeri), Mısırlı (İveti) ve Taşköprü (İphrevi) köyleri birleşerek Meydancık Belediyesi kuruldu.2013 yılında Belediye varlığı sona erince Meydancık yine bağımsız bir köy oldu. 

Yörenin sınırları içindeki Papart Vadisinin bir bölümü, 2010 yılında 1 ve 3’ncü derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. 

Son bir not: Burada bir askeri birlik var. 3’ncü Hudut Bölük Komutanlığı. 

Şavşat Meydancık Köyü Papart Vadisi

Papart Vadisi:

İnsan yerleşiminin doğal dokuyu bozmadan, çevresiyle uyum içinde geliştiği alan yöreye özgü ahşap mimari örneklerini barındırmasının yanı sıra, nitelikli ormanları içeren hareketli topoğrafyanın oluşturduğu ilginç kompozisyonlar ve peyzaj bütünlüğü nedeniyle 2010 yılında büyük kısmı Birinci derece, birkaç yerleşim alanı ise üçüncü derece olmak üzere Doğal Sit alanı olarak belirlenmiştir. 

Evet, Türkiye-Gürcistan sınırı yakınlarında yer alan 1650 metre yükseklikteki yayla doğal orman örtüsü ve meraları görülmeye değer bir doğal güzelliktir. 

Papart deresi vadisi Karçal Dağları Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinde bulunan bir doğal alandır. Büyük ölçüde volkanik kayaçlardan oluşan bir dağ sisteminin parçası olan Karçal Dağları, önemli doğa alanının doğusundadır. Alan, ani yükseklik değişmeleriyle ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, yüksek endemizm oranı ve zengin yaban hayatıyla dikkat çeker. 

Alanda 26 bitki toksonu kriterlere uymaktadır. Alanda üreyen kuşların başında dağ horozu ve ürkeklik yer alır. Bölge yırtıcı kuşların göç yolu üzerinde olmasından dolayı, zengin kuş varlığıyla da ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Özellikle son bahar aylarında yoğun bir yırtıcı kuş göçüne ev sahipliği yapmaktadır. 

 

 

Şavşat Meydancık Köyü Taş Kemer Köprüsü

Meydancık Taş Kemer Köprüsü:

Köprü, ilçe merkezine bağlı Taşköprü Mahallesinde, Bocanat Deresi üzerindedir. 

Yapının kitabesi yoktur. Muhtemelen Orta Çağ döneminde yapılmıştır. Tek gözlü ve yolu düz köprüler gurubundadır. Köprü gözü basık kemerli olup, korkulukları yoktur. Köprü, tümüyle kaba yontu taşıyla yapılmıştır. 

Günümüze kadar sağlam olarak ulaşmıştır. 

Şavşat Sateve Yaylası

Sateve Yaylası

İlçe merkezine bağlı Meydancık beldesine bağlıdır. İl merkezine 44 km uzaklıktadır. 

Yaylaya ulaşım nispeten kolaydır, minibüs dahil her türlü araç ile gidilebilir.  

Yükseklik yaklaşık 1778 metredir. Yaylanın çevresinde ormanlık alanlar, otlaklar ve doğal peyzaj özellikleri mevcuttur. Yaylanın doğası büyük ölçüde el değmemiştir. Yapılaşma sınırlıdır. 

Şavşat Satave Gevrek Festivali
SATAVE Gevrek Festivali:

Festival alanı, Şavşat ilçe merkezine 44 km uzaklıktadır. 

Her yıl Temmuz ayının 2’nci hafta sonu, 1400 rakımlı Sateve Yaylasında “Gevrek Festivali” düzenlenir.

Bu festival yöresel kültür unsurlarını ve özellikle Gürcü gelenekleri ve halk müziklerini yaşatmayı amaçlar. Gürcistan sınırındaki 20 köyün ortak katkısıyla organize edilen bu festival, yöre halkı tarafından “Gürcü Festivali” olarak da biliniyor. 

Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen vatandaşlar, Türkçe ve Gürcüce seslendirilen şarkı ve türküler eşliğinde horon oynayarak dolasıya eğlenirler. Katılımcılardan bazıları festival alanında etkinlikleri takip ederken, bazıları da çevredeki ormanlık alanda kurdukları çadırlarda piknik yaparak doğayla iç içe vakit geçirirler. 

Festivalde katılımcılara, etkinliğe adını veren ve kaymakla hazırlanan geleneksel kuzineden pişirilen gözlü ekmek olan çeşit çeşit “gevrek” ikram edilir. 

Şavşat Kirazlı Köyü

KİRAZLI KÖYÜ

İlçe merkezine 21 km uzaklıktadır. Eski ismi “Balvana köyü” dür. Sahara dağı eteklerinde kuruludur. Balvana kelimesinin anlamı, Gürcüce de kiraz anlamındaki bali kelimesinden türemiştir. Kirazlı, kiraz ağaçlarıyla zengin anlamına gelir. 

Şavşat Balvana Manastırı

Balvana Manastırı-Sulesi Manastırı:

Kirazlı köyü sınırları içindedir. Kirazlı köyünün 1.5 km doğusunuda, Oşoreti deresinin sağ kıyısında, bugün de sadece bir patika ile ulaşılan bir kayanın dibinde ve bu kayaya yaslanmış olarak inşa edilmiştir. 

Evet, 10’ncu yüzyılda Gürcü Krallığı zamanında inşa edilmiştir. Sulesi ve Balvana köyleri sınırında bulunduğu için Sulesi Manastırı olarak da bilinir. 

Manastır kompleksi içinde, kuzey tarafından bitişik yapısıyla ana kilise ön önemli yapıdır. 

Birkaç katlı yapıda, iki mezar odası ve içinde keveri denilen küplerin bulunduğu mahzen vardır. 

Kayanın üst kısmında, kayaya oyulmuş basamaklar ile duvar kalıntıları görülür. 

Manastır bölümlerinin bir kısmının bu üst katta olduğu tahmin edilmektedir. 

Manastırın ana kilisesinin bir cephesi kayaya yaslanmıştır. 

Kuzey tarafında bitişik bir yapı bulunan kilise, iki katlıdır. 

Kilisenin ana mekanına küçük bir holden girilir ve buradaki girişin üç kenarı da kabartmalarla süslenmiştir. 

Kilisenin ana mekanının alt katında tonozla örtülü bir oda bulunmaktadır. Bu oda “kemiklik” olarak da bilinen mezar odasıdır. 

Gelelim günümüze: manastır harabe durumundadır, yapının bazı kısımları büyük ölçüde ayakta olsa da tam restorasyon görmemiştir. Erişim mümkündür ancak yollar genellikle patika şeklindedir. Araçla değil yürüyerek gitmek gerekir. 

 

 

Kirazlı Köyü Kaya Odaları

Manastırın kuruluşundaki adı bilinmediği için bu komplekse, Türkçe Kaynaklarda “Kraliçe Tamar’a atfen “Tamara Odaları”, Kirazlı köyünde bulunmasından dolayı “Kirazlı Köyü Kaya Odaları” gibi adlar verilmiştir. 

Meskun mahalden uzakta, sarp bir kayalıktadır. Kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Hangi tarihte yapıldığı kesin değildir.

 

Şavşat Söğütlü Mahallesi

SÖĞÜTLÜ MAHALLESİ

İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır. 

 

Şavşat Söğütlü Mahallesi Şato

Şato:

Yapı, kitabesine göre 1833 yılında inşa edilmiştir. 19’ncu yüzyılda yönetim binası olarak kullanılan yapı, Rus işgali sırasında çıkan bir yangın nedeniyle orijinal durumunu koruyamamıştır. 

Yığma yapım sistemiyle inşa edilen yapıda moloz ve kesme taş malzeme kullanılmıştır. Üst katları yıkılmış olan yapının iki katı günümüze ulaşmıştır.

Ana kapıdan avluya girilen yapıda, alt kat depo üst kat konut olarak kullanılmaktadır. Bazı yerlerde tuğladan ekler yapılmış ve yapının mimarisi bozulmuştur. 

Yapı, vadi yükseltisi üzerinde bulunan doğu yönünde düz bir arazide bulunmaktadır. Cephe duvarları 1.20 metre kalınlığındadır. Yapının cephesinde dolgu tekniği kullanılmıştır.

Cephenin bir bölümünde, kapılarda ve köşelerde iki renkli düzgün kesme taş kullanılmıştır. Yapının diğer bölümlerinde moloz taş kullanılmıştır. Yapı bulunduğu bölgede pek rastlanmayan bir yapı örneği olması nedeniyle ilgi çeker. 

Günümüzde konak olarak kullanılmaktadır.

 

Şavşat Satlel Kilisesi

Satlel Kilisesi ve Mezarlığı

İlçe merkezine bağlı Söğütlü mahallesindedir.

Değişik zamanlarda onarım geçirdiği anlaşılan yapı, muhtemelen Ortaçağ döneminden sonra kilise olarak inşa edilmiştir.

Daha sonra kilise büyütülmüştür. 1923 yılında kilise camiye çevrilir.

Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmıyor. Vakıf arazisi üzerindedir.

Çevresi Osmanlı döneminden kalma hazire ile çevrilidir. Kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen plandadır.

Kuzeyde ve güneyde, dikdörtgen planlı iki mekan bulunur.

Tüm yapı, dıştan kuzey-güney doğrultusunda çatıyla örtülmüştür.

Yapı, plastik ve freskli süsleme açısından sadedir. Ancak doğu cephesinde haç motiflerinden oluşan plastik süslemelere yer verilmiştir. Cephe duvarları, dolgu duvar tekniğiyle örülmüştür. Yer yer düzgün kesme taş malzeme de kullanılmıştır. 

Kuzey cephesi dışında, diğer tüm cepheleri sağlam olan yapının özellikle kuzey mekanın (son cemaat yerinin) üst örtüsü tümüyle çökmüştür. Çatısı onarıma muhtaçtır. Minberi yerinden alınmıştır. 

Şavşat Satlel Kalesi

Satlel Kalesi

İlçe merkezine 2 km uzaklıktaki Söğütlü mahallesindedir. Artvin-Şavşat karayolu üzerindedir. Yüksek bir ana kaya üzerine kurulmuştur.

Kuzeyden batıya doğru devam eden bölümünde ise, surlar yok denecek kadar azdır.

Doğudan başlayıp, batı ucuna kadar devam eden çevresinde ise, yaklaşık 13 metreye kadar yükselen, 4 adet ve dikdörtgen formdaki, silindirik burçlarla, bunların yarısına kadar çıkan surlar yer alır.

İç mekanda, kalenin güneybatı surunda, dışa burç şeklinde uzayan ve 15 metre yükseklikte, silindirik planlı kule bulunur.

Asıl mekandan, günümüze dikdörtgen planlı ve üstü çatılı şapel kalıntısı kalmıştır. Ayrıca hemen kuzeybatısında, ana kayaya oyulan bir sarnıç ulaşmıştır.

Kalenin doğu yönünde, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş, üstü tonozla örtülmüş iki burç bulunur. Orta duvarında dışa açılan küçük bir pencere bulunur.

Hemen yanındaki mekanda ise, dikdörtgen formlu kapı vardır.

İç kısmı bozulan ve üst duvarları yıkılan kule, yaklaşık 7 metre yüksekliktedir. Kalenin tüm birimlerinde moloz taş ve kireç harç kullanılmıştır.

Yapının kitabesi olmadığından: kesin olarak hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Plan ve mimari özellikleri bakımından, Bagratlı krallığı kalelerine benzer. Bu benzerlik dikkate alındığında, 9’ncu yüzyılda inşa edildiği söylenebilir.

Şavşat Demirci Köyü

 DEMİRCİ KÖYÜ

Eski ismi “Dada” köyüdür. Gürcüce olan kelimenin anlamı “Köy, kasaba” demektir. İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır.

Şavşat Demirci Köyü Köprüsü

Demirci Köyü Köprüsü

Kitabesi yoktur. Ancak, yörede elde edilen bilgilere göre: aslen Demirciler köyünden olup, Köstence’de valilik yapmış “Osman Paşa” tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi olarak, muhtemelen 18’nci yüzyıl tahmin edilmektedir.

Köprü, tek gözlü ve yolunun eğimli olduğu köprüler gurubuna girer.

Köprünün uzunluğu 33 metre, genişliği 2.8 metredir.

Köprü gözü, iki kademeli sivri kemerle belirlenmiştir. Kemer: düzgün kesme taş, diğer yerleri moloz taşla inşa edilmiştir. Yol döşemesi moloz taştır. Her iki yöndeki korkuluk duvarları sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Şavşat Muratlı Köyü
 

MURATLI KÖYÜ

Köyün eski ismi “Maradit” dir. Bu kelimenin anlamı Gürcü dilinde “büyük geniş düzlük çayır” demektir.

Çünkü Maradit, yaklaşık 5 kilometrelik bir düzlüğe sahiptir. Kelimenin bir diğer anlamı ise, şarap kapılan küp demektir.

Hopa-Borçka üzerinden buraya gelirseniz, yol üzerinde 2005 yılında yapılmış Muratlı Barajı gölünü görebilirsiniz.

Bu göl suları altında bir köy kalmıştır ve Karşıköy isimli bu köyün cami minaresi ve çay fabrikası bacası, gölün ortasında görülüyor.

Bu durum elbette turistlerin ilgisini çekiyor, baraj gölünde sandalla gezmek mümkün.

Şavşat Muratlı Camii
 

Muratlı Camisi

İlçe merkezine bağlı Muratlı köyündedir.

Kapının üstündeki kitabeye göre, 1846 yılında, Ahmet Usta tarafından yapılmıştır.

Yine bu kitabeye göre: 1847 yılında Uzunhasan Zade Hüseyin Alemdar tarafından minberi, Sağıroğlu Hüseyin Ağa tarafından mahfil katı yaptırılmıştır.

Yöredeki Rus işgali sırasında, iç mekanda meydana gelen tahripler nedeniyle, onarım gören caminin orijinal minaresi, 1979 yılında yeniden yaptırılmıştır.

Minaresi ve bodrum bölümü dışında, tüm yapı ahşaptır. İç mekanın en önemli süsleme bölümü, ajur tekniğiyle ele alınan minberidir.

Giriş kapısı ve minberi ağaç oymalı çeşitli motiflerden ve süslemelerden oluşmaktadır.

Cephelere sonradan sürülen yağlı boya, yapının orjinalliğini bozmuştur.

Ancak zengin süslemeli harimin halen vernikle korunan birimleri, büyük bir kazançtır.

Yapı, geç devir Osmanlı camileri içinde, bölgeye özgü zengin ağaç oyma süslemeleri açısından önemlidir. Cami, günümüzde ibadete açıktır.

Şavşat Cevizli Köyü-Tibet

CEVİZLİ-TİBET KÖYÜ

Cevizli, ilçe merkezine bağlı ve 13 km uzaklıktadır. Eski adı “Tibet köyü” dür.

Köydeki bazı insanların misal Terzioğulları mahallesindeki bazı kişilerin, Uygurlara benzer göz yapısı vardır.

Ayrıca Turutlar mahallesi bir Kıpçak boyunun ismini taşımaktadır ki, bu kökeni gösteren bir işarettir. Artvin-Erzurum-Ahıska ve Ardahan Kıpçak Türklerinin yaşadığı yerlerdeki Türk kültürü gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.

Eski Türklerin yaşam biçimi olan yaylacılık, Tibetliler tarafından hala devam ettirilmektedir. Gürcistan’ın özerk cumhuriyeti Acaristan sınırındaki Arsiyan Yaylasına çıkılmaktadır.

Geçmişte güçlü şekilde yapılan yaylacılık artık yok olmaya yüz tutmuş vaziyettedir.

Yazılı kaynaklara göre yapı, 899-914 yılları arasında bölgeye hakim olan Bagratlı Prenslerinden Aşot Koukhi döneminde yaptırıldığı anlaşılan ve yontma taştan yapılmış, dört yüzeyden ibaret olan çatısının her yüzeyinde “Koç heykeli” bulunan iç mekanda “Havari” figürleri mevcut olan kilisesi ve ahşap evleri ile dikkat çekmektedir.

Şavşat Tibeti Kilisesi

Tibeti Kilisesi

İlçe merkezine bağlı Cevizli köyündedir.

Günümüze ulaşan herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır.

Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre; 899-914 yılları arasında bölgede egemen olan Bagratlı Prenslerinden Aşut Koh tarafından yaptırılmıştır.

11’nci yüzyıldan sonra yörenin önemli dini merkezleri arasında anılan yapı, 12 ve 15’nci yüzyıllarda dışı kesme taş tekniğiyle örülerek onarım görmüştür.

Bölgenin İslamiyeti kabul etmesiyle birlikte cami olarak kullanılan yapı, 1885 yılında kubbesine ve haç kollarına yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüş ve 1889 yılında kaderine terk edilmiştir.

1953 yılında kubbesi çökünce iyice harabeye dönmüştür.

Kilise günümüze gelen şekli ile serbest haç planlı olup, dıştan 26 x 25.50 metre ölçülerindedir.

Dıştan onaltıgen, içten yuvarlak bir yapıya sahiptir. Nedeni bilinmemekle birlikte, 11’nci yüzyılda kilisenin üzerine bir kilise daha yapılmıştır.

Yapıdan günümüze sadece cephe duvarları kalmıştır. Çünkü uzun yıllar define avcıları tarafından harap edilmiştir. 
Heykelleri sökülmüş, kazılmış ve hatta söylenenlere göre, 1950’li yıllarda kimliği bilinmeyen bir Kaymakam tarafından 19 noktasından dinamitlenerek yıkılmak istenmiş, ancak dinamitlerden 18 tanesi patlamış, 1 tanesi patlamamış, kilise yine de ayakta kalmıştır. 
Dinamit yuvalarını kilisenin çeşitli yerlerinde görmek mümkündür.

Kiliseye çevresinde yaşayan köylüler sahip çıkmıştır.

Bu kilise, özellikle Gürcüler tarafından ziyaret ediliyor. Fakir Baykurt “Efkar Tepesi” isimli kitabında, bu kiliseden bahseder.

 

 

Artvin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ardahan şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Çanakkale Eceabat

Eceabat
 

Çanakkale Eceabat; Eceabat, il merkezi Çanakkale arasındaki deniz yolu ulaşımı: 42 km dir. Eceabat, Gelibolu arasındaki uzaklık: 44 km. Eceabat, Truva arasındaki uzaklık: 44 km. (Ancak ulaşım 1 saat 15 dakika civarında sürer) Eceabat, İstanbul arası uzaklık 335 km. Eceabat Tekirdağ arası uzaklık 190 km Eceabat Edirne arası uzaklık 220 km. dir.

Eceabat
 

TARİHİ

Yörenin yerleşim tarihi oldukça eskiye gitmektedir. MÖ 2000’lerde buradaki ilk yerleşimin Fenikeliler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Truvalı ve Midillili denizciler, Eceabat kıyılarına kadar gelip burada kıyı kentleri ve limanlar oluşturmuşlardır. Çanakkale boğazında, sahildeki ilçenin antik dönemdeki ismi “Maydos” tur. Antik dönem yazarlarına göre, Maydos kenti, muhtemelen MÖ 5’nci yüzyılda kurulmuştur. Buradaki ilk yerleşim yeri, Balkanlardan gelen kavimlerin bir kolu olan Traklar tarafından kurulmuştur.

Bölgedeki ilk savaşlar ise, Heredot tarihinde yazılanlara göre, MÖ 499-449 yılları arasında Yunanlılar ile Persler arasında yapılmıştır. Bu savaşların anlatımları sırasında Maydos kentinden söz edilir. Daha sonraları Büyük İskender, Avrupa’dan Anadolu’ya geçiş için Sestos-Abidos (Nara burnu) yolunu kullanmıştır.

1354 yılında, Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, Rumeli fetihleri öncesinde, burayı da Osmanlı topraklarına katmıştır. Ece Bey tarafından fetih edilen bölgeye, Süleyman Paşa tarafından “Eceabat” ismi verilmiştir. Ece beyin ismine atfen “imar eden” manasına “abat” kelimesi eklenerek “Eceabat” olmuştur.

Ayrıca, Ece Yakup’un fetih öncesinde kaldığı Saroz yönüne bakan bir koya da ismi verilmiştir. Yerleşimin deniz kenarında olan ve Maydos köyü olarak isimlendirilen bölümünde, daha önce burada yaşayan gayri Müslim halkın yarattığı mimarlık, doğramacılık ve oymacılık sanatı eserleri görülür.

Tabii yörenin tarihindeki en büyük olay: Çanakkale savaşlarıdır. Aslında boğazların önemine binaen, Osmanlı döneminde, Fatih Sultan Mehmet döneminde Kilitbahir kalesi inşa edilmiş ve ardından da yine çeşitli Osmanlı sultanları çeşitli kaleler yaptırmışlar ve var olan kaleleri onarttırmıştır.

Özellikle Sultan II Abdülhamit döneminde, boğazın Rumeli yakasına çeşitli top tabyaları yerleştirilmiş ve bunlar Çanakkale savaşında büyük yararlıklar göstermiştir.

1’nci Dünya Savaşı yıllarında, 1915 yılında Çanakkale savaşları, her ne kadar yarımadaya ismini veren Gelibolu savaşları olarak anılsa da, savaşların yaşandığı yerler, yarımadanın Eceabat ilçesi sınırları içerisinde olmuştur.

Eceabat 1926 yılında Belediye olur. 1926 yılında Gelibolu’nun ilçe olmasıyla, gerek Gelibolu ve gerekse Eceabat Çanakkale iline bağlanmıştır. 1973 yılında ise, Ece koyu ve Akbaş limanı hattının batısında bulunan alan, bir kanunla “Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı” olarak ilan edilir. 1994 yılında yarımada da yaşanan orman yangınlarının ardından, Milli Park alanı yeniden ele alınmış ve bir Barış Parkına dönüştürülmüştür.

Eceabat
 

GENEL

Tarihi ve kültürel varlıkları oldukça önemli olan Eceabat, Çanakkale savaşlarının da geçtiği yer olarak önem kazanmakta olup 1973 yılından sonra Tarihi Milli Park statüsüne alınmıştır. İlçe, yarımadayı çevreleyen denizin hemen ardından yükselen, yumuşak tepeler, bu tepeler arasındaki dar düzlükler ve bu düzlükler boyunca akan kısa ve zayıf çaylarla şekillenmiş bir coğrafyada bulunur. Başlıca düzlük alanları, Anafartalar ve Ece ovalarıdır. Ancak stratejik önemi büyüktür.

Çünkü: Çanakkale boğazı yani Asya ile Avrupa’dan gelen karayollarını denizyolu ile bağlayan bir büyük su yolu başında kuruludur. Denizden yükseklik 3 metredir. Karasal iklim hakimdir. Ayrıca Akdeniz ikliminin şekillendirdiği bir geçiş iklimi de etkilidir. Milli Park alanı içinde yapılan ağaçlandırmaya rağmen, yörede henüz orman varlığından söz etmek mümkün değildir.

İlçede yaşayan halkın geçim kaynağı: tarım ve balıkçılıktır. Balıkçılık yörenin en önemli geçim kaynağıdır. Ayrıca, çok sayıda tuğla ocaklarıyla bir dönem Çanakkale’nin tuğla ihtiyacı buradan karşılanmıştır.

NE YENİR

Eceabat yöresinde, Çanakkale balıkçılığı ile özdeşen sardalye balığı yemelisiniz. Özellikle: Temmuz ve Ağustos ayları, tam sardalye mevsimidir.

Eceabat
 

GEZİLECEK YERLER

 

GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkını anlattığım oldukça ayrıntılı bir yazı, yine bu sitede aynı isim altında bulunmaktadır.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı-Şehitliklerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

Eceabat Kilise Tepe
 

KİLİSE TEPE

Burası “Maydos” kentinin ilk yerleşim alanıdır.

Kilye köyünün hemen güneyinde bulunan Maydos Kilisetepe höyüğü 200 x 180 metre boyutları ve deniz seviyesinden 34 metre olan yüksekliği ile Gelibolu Yarımadasının en büyük höyüklerinden biridir. İsmini önceleri üzerinde bulunan bir kiliseden alan höyük 2010 yılından beri Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden bir ekip tarafından kazılmaktadır.

Bu kazılar sırasında höyüğün batı kısmında yapılan çalışmalarda, iki farklı döneme ait savunma sistemi bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi önemlidir çünkü Homeros dönemi öncesine ait olarak tarihlenmiştir. Bu savunma duvarının dış yüzeyi, testere dişi denen ilginç girinti ve çıkıntılara sahiptir.

Truva şehrinin doğu girişinde olan bu çıkıntılar, surun öncüsü olabilecek bir tekniğe sahiptir. Daha sonraki dönemlerde ise, surda dış yüzey oldukça düzgün işlenmiş taşlardan oluşturulmuştur.

Eceabat Kilise Tepe
 

Höyüğün batı kısmındaki kesitten elde edilen bilgilere göre, MÖ 3 binden günümüze kadar burada iskan bulunduğu anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları devam ederken, Maydos Kilisetepe Höyüğünde tereyağı yapımında kullanılan yaklaşık 2.500 yıllık bir yayık küpü, 4 bin yıllık Ağırşak  (ip eğirmede kullanılır) bulunmuştur.

Kazı alanında yarıya kadar gömülü bir vaziyette, toprak içinde bulunan yayık, çalışmaları yapan kazı ekibi tarafından çıkarılarak, koruma altına alınmıştır. İncelemeler sonucu, yayığın 72 cm boyunda ve 50 cm genişliğinde olduğu, tereyağ yapımında kullanıldığı ve 2.500 yıllık olduğu tespit edilmiştir.

Eceabat Kilye Ovası

KİLYE OVASI

Kilye ovası, ismini Roma döneminde burada kurulmuş olan antik “Coela” kentinden alır. Gelibolu yarımadasının batısında, Eceabat ilçesinin 5 km doğusundadır. Ova, aynı ismi alan Kilye koyunun kuzeyinde, Kaba Tepeye doğru uzanır. Koyun güneyinde, günümüzde Kilye Kalesine ait sur duvarı kalıntıları görülebilir.

Yaklaşık 8 km uzunluğunda ve yer yer 3-4 km genişlikte, dar bir vadi olarak uzanan ovanın ortasında Kilye deresi akar ve koyun sonunda Çanakkale boğazına bağlanır. Coela antik kentinin kalıntıları, koydan yaklaşık 3 km içeride ovanın kuzeyindeki alçak sırttadır.

Eceabat Sestos

SESTOS

Gelibolu Yarımadasında Eceebat ilçesinin yakınlarındadır. Akbaş kalesinin bulunduğu yerdedir.

Hellespont kıyısında, Abydos’un karşısında, rüzgar ve akıntının avantajlı olduğu günümüzdeki Akbaş Limanına bakan tepenin üzerindedir.

Antik çağda birçok önemli olaya sahne olmuştur. Deniz seviyesinden 100 metre yüksekliktedir. MÖ Arkaik çağdan Roma dönemine kadar Sestos önemli bir şehirdi.

Heredetos: boğazda bulunan en güçlü yer olarak tasvir etmiştir.

Homeros: Truva atı adlı kataloğunda şehirden söz etmiştir.

Strabon: Sestos kenti hakkında “Sestos, Propontis’e doğru, Propontis’ten gelen akıntıların uzağında kurulmuştur. Bu nedenle, Sestos’dan karşıya geçiş daha kolaydır. Önce kıyıdan Heros kulesine ulaşıldıktan sonra, akıntının yardımıyla karşıya geçilir. Fakat Abydos’tan karşıya geçecek olanlar, önce kıyı boyunca Sestos karşısındaki kuleye doğru aksi yöndesekiz stadia kadar çıkmaları ve geçişte akıntının şiddetini kırmak için eğit olarak seyir etmeleri gerekir. “

Spartalı komutan Derkylidas: Sestos’a sığınan Sparta yanlısı kişilere şöyle seslenmiştir. “Sestos’tan daha kuvvetli, kuşatılması Sestos’tan daha zor bir yer yoktur. Çünkü Sestos’u kuşatacak kişinin hem bir donanmaya, hem de piyade güçlerinin olması lazımdır.”

MÖ 4’ncü yüzyılda yaşamış olan tarihçi Thepompos’a göre: “Sestos, küçük ama güçlü duvarlara sahip, iki plethra kalınlığında çift duvarla limana bağlantılı, bu sebeple ve boğazdaki akıntı sayesinde Boğazın efendisi” olarak tanımlamıştır.

 

ŞEHRİN ÖNEMİ:

Şehir, Helenistik dönemde tahıl sevkiyatının korunması ve depolanması için kullanılmıştır. Konum avantajı nedeniyle, Helenistik çağ boyunca savunma merkezi olarak kullanılmıştır.

MÖ 7’nci yüzyılda Lesbos adasından gelen Aioller, Sestos kentini ele geçirmiş ya da kurmuşlardır.

MÖ 405 yılında, Yarımadanın Lampsakos (bugünkü Lapseki) karşısında, Hellespontos kıyısında Aiospotamoi yakınlarında yapılan ve Spartalıların Atina donanmasını yok ettiği Peloponnesos Savaşından sonra Atinalılar bölgeyi terk etmiştir.

Spartalılar, Peloponnesos savaşından sonra Sestos’a yerleşimciler göndermişler ve bölgeyi savunma merkezi haline getirmiştir.

MS 6’ncı yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus tarafından Sestos şehrine, boğazdan gelebilecek saldırılara karşı önlem almak için kale inşa edilmiştir. Şehirde Bizans döneminde inşa edilen kale kalıntısı haricinde diğer yapılar toprak altında kalmıştır.

Yunan mitolojisinde: Hero ile Leandros mitinde bu şehirden bahsedilir. Sestos’un Hero’nun evi olduğu söylenir.

Eceabat Akbaş Limanı

 

SESTOS LİMANI-AKBAŞ LİMANI

Kuzey rüzgarlarının güçlü olduğu zamanlarda Ege’den Marmara denizine çıkış tehlikeliydi ve böyle günlerde günümüz Eceabat ilçesi yakınlarındaki Sestos antik kentinin limanı, gemilere beklemek için uygun bir liman sunmaktaydı. Evet limanın hemen karşısında Abdyos vardı. Limanın adı bilinmemekle birlikte genellikle “Akbaş Limanı” olarak anılır. Liman suları boğazın akıntı ve rüzgar etkilerinden görece korunmuş durumdadır. 

Limanda yapılan arkeolojik araştırmalarda, Bizans dönemine ait sırlı çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Bu parçalar limanın sürekliliğini gösterir. 

Ancak zamanla alüvyonlarla liman dolmuş ve önemini kaybetmiştir.

 

ECE LİMANI:

Sestos kentinin biri Çanakkale Boğazına ve diğeri Ege denizine olmak üzere iki limanı bulunduğu bilinmektedir.

Ece limanı, antik dönemlerde Sestos şehrinin Ege denizine açılan bir limanıdır. Denize yakın koya hakim, çevresi tepelerle çevrili bir konumdadır. Limanın ağzı, denize karaya doğru girdiği bir koy biçiminde, görece korunaklı bir koya yerleşmiştir. Yaklaşık 1 km lik ağız genişliği ve koy içine doğru 700 metrelik girinti mesafesi vardır. Etrafında yüksek tepeler vardır, bazı bölümleri denize dik inişlerle sonlanır. 

Limanın hemen batısında “Ece Baba Türbesi” vardır. Türbenin kime ait olduğu net bilinmiyor. Yerel söylentilere göre “Halil Ece Bey” ya da “Ece Bey” ile ilgili rivayetler mevcuttur. 

 

AKBAŞ KALESİ:

İlçe merkezine bağlı Yalova köyü yakınlarındadır. Rakımı deniz seviyesinden yüksekliği 10 metredir. 

Kale Roma döneminde inşa edilmiştir. Bizans dönemi sonuna kadar ve hatta erken Osmanlı döneminde de bir süre kullanılmıştır. Ancak kesin inşa tarihi bilinmemektedir. 

Kalede kullanılan taşların cinsi ve boyutlarına bakılacak olursa, parçaların neredeyse tamamının yerel kum taşından ve çok da iri olmayan taşlardan oluştuğu anlaşılır.

Duvarların incelenmesiyle elde edilen sonuçlardan biri de duvarlarda işlenmiş parçalara ve mermerlere rastlanmasıdır.

Kalenin genel planı ve yapım özelliklerinden, burasının aynı dönem içinde inşa edildiği ve zaman içinde onarımlar dışında, sonradan bir eklemenin yapılmadığı söylenebilir.

Evet, kalenin konumu doğal bir savunma oluşturmaktadır.

Kalenin güneydoğusunda bulunan Akbaş Limanı önemli bir ticari ve askeri limandır.

Evet antik kent, kalıntıları halen korunmakta olan bir Bizans/Osmanlı suru tarafından inşa edilmiştir.

Kalenin kuzeyinde, vadiye bakan tarlalar içinde yapılan çalışmalarda yüzeyde çeşitli dönemlere ait oldukça yoğun seramik, tuğla, kiremit parçaları görülmüştür.

Ayrıca tarla sürümleri nedeniyle çıkmış olan bazı antik duvar taşları da tarla kenarlarında daha önceki yıllarda örnek seramik parçaları toplanmıştır.

Kuzeybatı arazisinin birdenbire dik bir şekilde sona ermesiyle, antik kentin sur duvarının batı bölümünün burada olması gerektiği akla gelmektedir.

Fakat yüzeyde genel bu sura ait hiçbir iz görebilmek mümkün değildir. Kaleden geriye harap sur duvarları kalmıştır. Planı çok net şekilde bilinmemektedir. Kale ile liman arasında bir bağ bulunduğu, limanın doğrudan savunmasını da desteklediği görüşü vardır. 

 

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Sestos şehrindeki ilk araştırmalar. 2012 yılında başlatılmıştır.

Araştırma sonuçlarına göre, yerleşimin ilk olarak MÖ 3’ncü bin yılda kurulduğu anlaşılmıştır.

Tepenin kuzey ve kuzeydoğu eteklerinde fazlaca bulunan Erken Tunç Çağı dönemine ait çanak-çömlek parçaları, en eski yerleşimin bu bölgeye ait olduğunu gösterir.

Bu durum sadece Gelibolu yarımadasında değil, Trakya bölgesindeki en büyük Prehistorik yerleşim yerlerinden biri olduğunu gösterir.

Geç Tunç Çağındaki yerleşim, Homeros’un sözünü ettiği Trak şehri olduğunu düşündürür.

Bölgedeki bu yerleşim yeri, Troia da dahil olmak üzere depremler ve istilalar sebebiyle harap olmuş ve terk edilmiştir.

Kazı çalışmalarına göre Sestos şehrinin en parlak dönemi, MÖ 4 ve 5’nci yüzyıllarda yaşanmıştır. Bu döneme ait bulunan seramiklerin fazla sayıda ve kaliteli olması bunu gösterir.

Sestos bu dönemde, tüm şehir ve liman, kuvvetli surlarla çevrilerek korunmuştur.

Ancak günümüzde bu surlara ait herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır.

Eceabat Bigalı Köyü

BİGALI KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı köyün denizden yüksekliği, yaklaşık 180 metredir. Köyün iklimi, Marmara iklimi etkisi altındadır. Yani, sıcak ve ılıman iklim egemendir. Kış aylarında fazla yağış düşer. Eceabattan karayolu ile ulaşım mümkündür. Eceabat-Kilitbahir hattında yer alır. Köyde, bugün taş yapılı evler, geleneksel Osmanlı mimarisi izleri taşır. Conkbayırı, Arıburnu ve 57’nci Alay Şehitliği köyün yakınlarındadır. 

Çanakkale Eceabad Bigalı Kalesi
 
Bigalı Kalesi

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Bigalı köyünün yaklaşık 3-5 km doğusunda, deniz kenarına yakın bir konumdadır. 

Eceabat-Gelibolu karayolu üzerinde, deniz kıyısındadır.

1807 yılında İngiliz Amiral Duckworth komutasındaki filonun Çanakkale Boğazını geçmesi üzerine; Nara kalesinin karşısında, 1807 yılında Sultan III. Selim döneminde yapılmaya başlanmış ve Sultan II Mahmut döneminde 1820 yılında bitirilmiştir. Kalenin deniz savunmasında ve Boğaz kontrolünde stratejik rolü vardır. Özellikle boğazın karşı sahasında konumlanan (Nara, Bigalı) karşılıklı savunma esasına göre dizayn edilmiştir. 

Yapımında doğu ve batı kapılarına yerleştirilen kitabeler, bugün yerinde yoktur.

Bugün kaybolan kitabelerden, doğu kapısına ait olan kitabenin yarısı Çanakkale Arkeoloji Müzesinde, diğer yarısı ise Gelibolu Mevlevihanesindedir.

Çanakkale Eceabat Bigalı kalesi
 

Dikdörtgen planlıdır. Dört köşede çokgen ve dairesel planlı kuleler bulunmaktadır.

Kalenin planı dikdörtgen olup, ölçüleri yaklaşık 70 x 130 metredir. Deniz cephesinde duvar boyunca yaklaşık 1.5 metre yükseklikte top yürüyüş yolu vardır. Deniz yönündeki duvarda top mazgalları ve top atış donanımı için yerler bulunur. 

Kaleye giriş, doğu ve batı istikametinde aynı eksen üzerinde yer alan yarım daire kemerli ve üçgen alınlıkla iki kapıdan sağlanır.

Kalenin denize bakan güney duvarı önünde, yerden yüksekçe bir platform bulunur. Bu platformun ilerisinde, hem dairesel planlı iki kulede, hem de duvar üzerinde top atışına uygun, dışa doğru genişleyen mazgallar bulunur.

Kalenin doğu, batı ve kuzey yönündeki duvarlarında ise tüfek atışına uygun, dışa doğru daralan çokgen mazgal pencereleri vardır.

Kuzeyde, iki köşede yer alan çokgen kulelerde de top atışına uygun, dört mazgal açıklığı vardır. Kale içindeki mescit kare planlıdır ve örtü sistemi yok olmuş, güneydoğu duvarının dışında büyük ölçüde yıkılmıştır.

Dikdörtgen planlı çeşme, kısmen daha sağlam olmakla birlikte suyu akmaz. Cephanelik olduğu düşünülen dikdörtgen planlı bina, günümüze kısmen sağlam bir şekilde ulaşmıştır.

Yapıya giriş, doğu yönündeki bir ön mekandan sonra güneyde yer alan yarım daire kemerli kapıdan sağlanır. Yapı tonoz örtü sistemine sahiptir.

Kalenin yapımında, Sestos antik şehrinin taşları kullanılmıştır. Kalenin asıl amacı, kontrol olup burada savaş olmamıştır. Kale, Çanakkale savaşları sırasında, 3’ncü Kolordu Silah Tamirhanesi olarak kullanılmıştır.

Aynı zamanda bir haberleşme merkezi olmuştur. Kale günümüzde büyük ölçüde ayaktadır. Kalede: harap halde bir mescit, bir çeşme, bir büyük cephanelik, iki küçük cephanelik ve temel izleri görülen kışla binası bulunuyor.

Çanakkale Eceabat Bigalı Atatürk Evi Müzesi
 

Bigalı Atatürk Evi

Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19’ncu Tümen, 25 Şubat 1915 tarihinde, Çanakkale savaşlarına katılmak üzere Eceabat’a gelir ve 19 Nisan 1915 günü, Tümen karargahı, Eceabat’tan Bigalı (Boğalı) köyüne taşınır. Köy muhtarı tarafından kendisine tahsis edilen bu köy evi, karargah olarak kullanılır.

Çanakkale Eceabat Bigalı Atatürk Evi

Ev, 1973 yılında müze olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır. Müzede: Mustafa Kemal’e ait eşyalar ve üniformalar sergileniyor. İki katlı binanın alt katında, biri büyük ve diğeri küçük olmak üzere iki oda bulunuyor.

Üst katta salona açılan üç kapıdan ortadaki büyük odanın Atatürk’ün çalışma odası, sağdakinin de yatak odası olarak kullanıldığı, diğer odanın ise Mustafa Kemal’in yaverine ait olduğu biliniyor.

Eceabat Kilitbahir Köyü

KİLİTBAHİR KÖYÜ

İlçe merkezine 5 km uzaklıktaki bu köy, Çanakkale boğazının en der yerinde, kıyıda kurulmuştur. Köy, tarihi Osmanlı dönemi evleri, dar sokakları, çeşmeleri, camileriyle geleneksel mimari dokusunu korumaktadır. Dik bir yamaca kurulmuştur. Denize doğru dik iniş ve yükseklik farklılıkları doğa ve deniz manzaraları açısından avantaj sağlar.

Kilitbahir, kelime anlamı “denizin kilidi” demektir.

Köyde: kültür varlıkları olarak: Fatih Camii, Cahidi Sultan Camii, Tabip Hasan Paşa Camii, 2 hamam kalıntısı, çok sayıda çeşme ve konut vardır. Ayrıca: Havuzlar yolu üstünde, harap durumda bir “Uşşaki Dergahı” bulunur.

Evet kale 2018 yılından itibaren müze olarak ziyarete açılmıştır. 

Eceabat Cahidi Sultan Külliyesi

Cahidi Sultan Külliyesi

Külliye kurucusu, Edirne doğumludur ve asıl ismi Ahmet’tir. Daha sonra kendi kurduğu tarikatın adı olan “Cahidi” ismini almıştır.

Kilitbahir köyüne yerleşmiş ve kendi tarikatı ve tekkesini kurmuştur. Kilitbahir kalesinin arkasında ve boğaz manzarasına hakim bir yamaçta yer almaktadır. Külliyenin inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Cami kapısında 1630 tarihli kitabe bulunmaktadır. 

Ahmet Cahidi, 1659 yılında öldüğünde burada defnedilmiştir. Cahidi Sultan ve eşi Kerime Hatun’un mezarlarının bulunduğu türbe, külliyenin önemli bir parçasıdır. 

Çanakkale Eceabat Kilitbahir Kalesi

 

Kilitbahir Kalesi

İstanbul şehrinin fetih edilmesinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul şehrinin güvenliği için 1462-1463 yılları arasında karşı kıyıdaki Çimenlik (Kal’a-i Sultaniyye) kalesiyle karşılıklı duracak şekilde yaptırılmıştır.

Dönemin tarihçilerinden Tursun Bey: İstanbul’un fethinin ardından Boğaz’ın en dar yerinde karşılıklı iki kale yapıldığını, birine Kilidülbahir, diğerine de Sultaniye adının verildiğini ve bu kalelere topların konulduğunu yazar.

Kale, İstanbul’da pek çok eseri bulunan Mimar Mustafa Ağa tarafından yapılmıştır.

1541 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise, kaleye bir kapı kulesi suru (Sarı Sur) eklenmiştir. Köşe kule, büyük kesme taştan yapılmış oldukça güzel bir yapıdır.

Kalenin ikinci restorasyonu ise, 1870 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Kuzey kısmındaki bölümün orijinal dış deniz duvarı, günümüze ulaşmamıştır. Bu parça, 1894 yılında Sultan II Abdülhamit tarafından tekrar inşa ettirilmiştir. Kalenin güney kısımlarındaki deniz duvarları, top mazgalı olarak kullanılmıştır. Son restorasyon 2011-2013 yılları arasında yapılmıştır.

Kale, 1’nci Dünya Savaşı sırasında kullanılmıştır. Burayı gezerken, özellikle, Sarı kulenin içindeki ressam Mehmet Ali Laga tarafından yapılmış, renkli boğaz haritasını görünüz. Harita: 1’nci Dünya savaşı sırasında yapılmıştır.

18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazını geçerek İstanbul’u işgal etmek isteyen düşman donanmasına karşı bu iki kale, yani Çimenlik ve Kilitbahir kaleleri kullanılmıştır. Yani: 1915 yılındaki Çanakkale savaşları sırasında, kaleye düşman güllesi isabet etmiştir, yani aynı zamanda “gazi” bir kaledir.

Çanakkale boğazına giriş yapmak isteyen bütün gemiler, bu hatta geldiklerinde durdurulmuş ve kontrol edilmiştir. Zaten, Kilitbahir kalesi, Çanakkale boğazını ateşe verebilecek ve tüm boğazı kontrol edebilecek şekilde yerleştirilmiştir.

Diğer Osmanlı kalelerine göre çok farklı ve benzeri bulunmayan bir mimariye sahiptir. Geometriye düşkünlüğü ile bilinen Fatih Sultan Mehmet, kaleyi üç yapraklı yonca şeklinde yaptırmış ve bu planı ile kuvvetli bir savunma sistemi oluşturmuştur.

Eceabat Kilitbahir Kalesi
 

Kale, Osmanlı kaleleri içinde, mimari yönden tam bir baş yapıt olarak kabul edilmektedir. Kalenin başka bir yerde uygulanmayan özgün yapısı dikkat çeker.

Kaleye uzaktan bakıldığı zaman: kalp, yürek ve yonca yaprağı biçimindeki mimarisiyle göze hoş bir görüntü oluşturur. Peki niye böyle bir şekil: gelişen topçuluk teknolojisine göre, top atışlarından en az etkilenmek üzere yapılmıştır.

En dış kısımda bir dış sur vardır. Daha sonra iç kale ve iç kale içinde ise, 7 katlı üçgen bir kule bulunur. Ayrıca, saldırılara karşı, surun dışında hendekler yerleştirilmiştir. İç kuleye giriş, surların kuzey ve güneyinde bulunan kapılardan, oluşturulmuş hendekler üzerine atılan köprülerle sağlanır. Fakat bu hendekler günümüze ulaşmamıştır.

Kilitbahir kalesi yapıldıktan sonra, Çanakkale boğazının aşağı kısımlarına yeni kaleler yapılmış ve bu yüzden Kilitbahir kalesinin ismi “Eski Hisarlar” olarak anılmıştır.  

Kilitbahir kalesindeki 7 katlı Ana Kulede, kaledeki günlük hayat, Piri Reis bölümünde: Türk denizcisi Piri Reis’in hayatı ve Kitab-ı Bahriye, Kilitbahir Sinevizyon bölümünde: Kilitbahir kale Müzesi ve Kilitbahir kalesi hakkında bilgiler içeren belgesel, Engelsiz müze bölümünde: Osmanlı kalelerinin mimarisi, teşkilat yapısı, savunma, ticaret, ibadet ve gündelik hayatı günümüzdeki teknoloji kullanılarak ziyaretçilere aktarılmaktadır.

Kalenin restorasyonu sırasında bulunan Çanakkale savaşlarına ait eserler ile seramik tabaklar da sergileniyor. Kaleye, Kanuni Sultan Süleyman döneminde eklenen Sarı Kulede ise, Osmanlı kaleleri genel olarak anlatılıyor. Osmanlı kale mimarisi, kale yapısal donanımları, teşkilat yapısı, Avrupa’daki Osmanlı kalelerinin gravürleri, savunma silahları, ticareti ve günlük yaşamı canlandırılıyor.

Kilitbahir kalesinin surlarına ses sistemiyle birlikte yerleştirilen heykel muhafızlar, kaleye gelen ziyaretçileri, o döneme ait muhafızlar arasında bir parola olan “Yektir Allah” nidalarıyla karşılıyorlar.

Eceabat Seddülbahir Kalesi
 
SEDDÜLBAHİR KALESİ

Gelibolu yarımadasının en güney ucundaki kale, Eceabat ilçe merkezine 33 km uzaklıktadır.

Seddülbahir “denizin seddi” demektir. Osmanlı döneminde boğazın savunmasında önemli rol oynamıştır.

Çünkü Gelibolu yarımadasının güney ucunda, Çanakkale boğazının bitip Ege denizinin başladığı kısımda, Ertuğrul ve Morto koyları arasındaki bir burun üzerindedir. Yani Gelibolu yarımadasının Ege denizine bakan tarafındadır. Aynı zamanda “Gelibolu Milli Park Alanı” içindedir.

Kale, Sultan IV Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından, 1656 yılında karar verilip, 1658 yılında yapılına başlanmıştır. Hatice Turhan Sultan, Osmanlı tarihinde askeri yapı baniliği yapan ilk valide sultandır. Turhan Sultan Vakfiyesinden, Seddülbahir Kalesinin kuruluş aşamasındaki maliyet bilgileri ve kaleye ait planlanan diğer binaların bilgilerine ulaşmak mümkündür.

Eceabat Seddülbahir Kalesi

Ancak mimarının kimliği ilgili bilgi kesin değildir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, kalenin yapımında işlerin yürütülmesinden Ankebud Ahmet Paşa’nın sorumlu olduğunu yazar, mimarlarından ise sadece unvan ile bahseder.

Yine dönemin tarihçi yazarlarından Naima, kalenin yapımında İstanbul’dan gönderilen Saray mimarlarının çalıştığını yazar ancak isim vermez. Genellemek gerekirse, Hatice Turhan Sultan’ın saraydaki baş mimari Mustafa Ağa’dır ve bu kalenin yapımında da onun ilgilendiği düşünülmektedir.

Günümüzde, 5 burcu olan yapının, kuzey ve batısında bulunan burçları arası 136 metredir. Köşeleri kulelerde desteklenen, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kalenin beden ve kulelerini oluşturan duvarlar, genel olarak cidarlarda kesme ve kaba yontu taşla ve çekirdek kısmında ise moloz taş ve beyaz kireç harcı dolgu ile inşa edilmiştir.

Cidardaki büyük boyutla taşlar, özellikle kubbe kasnak hizasındakiler, demir kenetlerle bağlanmıştır. Kalenin bazı yapı öğelerinde (bacalar gibi) Eceabat’ta ve yöredeki diğer merkezlerde üretilen tuğlalar kullanılmıştır. Kalenin beden duvarları ve kuleleri dışında, ana parsel içinde bulunan binalardan bonetler, kesme ve kaba yontu taş duvar cephe örgüsüne sahiptir ve yapı üstlerinde kalın bir toprak dolgu tabakası vardır.

Kalenin mimarisi, kademeli bir plan anlayışı ile, asimetrik olarak düzenlenmiştir. Oldukça eğimli bir yamaçtan, denize doğru bakan farklı kotlardaki top bataryaları yerleştirilmişti. Doğal olarak en ağır toplar, deniz kıyısındaki rıhtımda yer almıştı. Kalede 25 kadar ağır ve 30 kadar orta çaplı top vardı.

Kaleyi yapan mimarlar, önce taş rıhtım duvarını oluşturmuş, daha sonra da dolgu yaparak ana bataryanın toplarının atış hattını oluşturan rıhtımı yapmışlar. Kalenin duvarları, temellerinin sağlam zemine basabileceği kadar içeri çekilmişti. Rıhtım duvarının olduğu yerde, su derinliği kalelerin denizden ikmal yapabilmelerini sağlamak için hafif ve orta tonajda teknelerin yanaşmalarına uygundu.

Eceabat Seddülbahir Kalesi

Buradaki ağır bataryalarda bulunan toplar, tunçtan yapılmıştı. Yaklaşık olarak 5-6 metre boyundaydılar ve çapları, ortalama 300 kiloluk mermer gülleler atama uygundu. Ancak işlerinde 600 kilo mermer gülle atan daha büyük çaplı olanlar da vardı. Toplar, taş bir zemin üzerinde gerekli konumda yatan iki adet, kare kesitli ahşap elemanın üzerine yatırılmıştı. Geri tepmesini dengelemek için, topun arkası kare kesitli büyük ahşap elemanlarla desteklenmişti.

Bu elamanların arkası ise toprak dolu bir taş duvara dayanıyordu. Toplanın bulunduğu zeminden 1.50 metre kadar yükselen bu duvarın arkasındaki toprak dolgu, küçük bir eğimle bir rampa oluşturarak, kalenin içine doğru alçalır. Böylece yağmur suları bataryalardan uzak tutulmuştu. Aynı zamanda bataryalar denizden de yeterince içeri çekilerek, dalgaların olumsuz etkilerinden de korunmuştu. Kalenin duvarları, topları ve kullanan personeli oldukça iyi koruyacak şekilde tasarlanmıştı.

Topların namluları, mazgalların hizasında bitecek şekilde tasarlanmıştı. Bunlar dışarı hiç taşmadıklarından düşman tarafından vurulmaları son derece zordu. Duvarların kalınlıkları ise, oldukça fazla olduğundan açılı atışlarda duvarları yıkarak topları etkisiz hale getirmek oldukça zordu. 1687 yılında bütün kaleleri gezmiş olan Fransız casuslarının tespitlerine göre, bölgedeki kalelere sur duvarlarındaki kapılardan girilmekteydi.

Ancak Fransa kralına sunulan krokilerde bulunan kapılar günümüzde mevcut değildir ve kalelere başka girişlerden ulaşılmaktadır.

Eceabat Seddülbahir Kalesi
 
Çanakkale Muharebeleri Başlangıcında kalenin durumu

3 Kasım 1914 tarihinde İngiliz donanmasından 6 kruvazör tarafından bombalanan kalede, Türk tarafı ilk şehitlerini vermiştir. Saldırılar sırasında kalenin ortasında bulunan cephaneliğin patlaması sonucu, başta kale komutanı Şevki Bey olmak üzere, 5 subay ve 81 er şehit olmuştur. Burada ilginç olan, henüz bir savaş durumu söz konusu olmamasına rağmen, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin 12 km uzaklıktan bu kaleyi bombalamış olmalarıdır. Hatta, tahminlere göre, 16 dakika süren bombardıman sırasında bu kaleye 600 mermi atmışlardır.

Daha sonra birleşik filo, birkaç kere daha kaleyi hedef almış, bombalamış ve bu saldırılar sonucunda Seddülbahir kalesi etkisiz hale getirilmiştir. Devamında ise, önce İngilizler ve daha sonra Fransızlar kaleyi ele geçirmiştir. Fransızlar tarafından kale 8 ay boyunca askeri üs, levazım ve istihbarat karargahı olarak kullanılmıştır.

Savaşın bitiminden sonra, Fransız birlikleri, yarımadada, son olarak buradan çıkmışlar ve kale 1930’lu yıllara kadar harabe halinde kalmıştır. 1930’larda ise, Romanya’dan gelen göçmenler bu bölgeye yerleştirilmişler, göçmenler kalenin taşlarını barınma amaçlı kullanınca, kalede daha yoğun bir tahribat yaşanmıştır. Taşların kenet demirleri ve ahşap hatıllar da yeniden kullanılmak üzere sökülmüştür. Bu sürecin etkisi, duvarlarda hale görülmektedir.

Daha sonra, bölge kale ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetlerine devredilmiş ve 1997 yılına kadar stratejik bir gözlem noktası olarak kullanılmıştır. 2’nci Dünya Savaşı ve daha sonra soğuk savaş döneminde de askeri amaçlarla kullanılan kale, 1997 yılında terk edilmiştir.

Ardından, üniversiteli akademisyenler ve öğrenciler tarafından kale bölgesinde, beş yıllık süreçte ölçme ve belgeleme çalışmaları yapılmıştır. Kalenin içinde günümüzde mevcut herhangi bir yapı yoktur. Çünkü, 1’nci Dünya Savaşında hasar gören kale, günümüzde harap haldedir.

Restorasyon

Evet, kale 2015 yılında başlayan çalışmalarla birlikte restorasyona alınmıştır. Bu restorasyon çalışmalarında: kalenin “Bab-ı Kebir” alanında ilk şehitler anıtının altında ve üst avlusundaki Fransız mezarlığında yapılacak arkeolojik kazılar, oldukça önemlidir. (Bunların yerleri arşiv kaynaklarından tespit edilmiştir.) Kalede 8 ay kalan Fransız birliklerine ait ilk mezarlığın daha sonra Morto koyunda günümüzde yer alan Fransız Anıtı yanına taşındığı yine kayıtlarda yazılıdır.

Kalede tahrip olan ve yıllar boyunca müdahale görmeyen duvar kesitleri sayesinde, yapı katmanları dışarıdan görülebilmektedir. Restorasyon çalışmaları ile kale bir müzeye dönüştürülmektedir. Açık ve kapalı alanlarda tematik ve kronolojik bir akış ile oluşturulan farklı gezi güzergahları, kale ve çevresinin tarihi, mimari ve doğal mirasını, ziyaretçi odaklı bir sergileme tasarımı ile görünür kılmayı hedeflemektedir.

Müzede, Dünya savaş tarihi içinde yaşanan ilkler ve çok özel insan hikayelerinin aktarılmasının yanı sıra Boğazın ve bölgenin oluşumundan bu yana, barındırdığı yaşamlar ve potansiyellere ve mimari tekniklere yer verilecektir.

Eceabat Seddülbahir Kalesi Kitabesi

Kalenin kitabesi

Kalenin kitabesi sökülerek İngiltere’ye kaçırılmıştır. 29 Eylül 1915 tarihinde yayınlanan “The İllustrated War News” isimli bir dergide bulunan kitabenin fotoğrafına göre, kale, 1885 yılında Abdülhamit tarafından onarılmıştır.

 

 

Şehitlik

3 Kasım 1914 tarihinde yapılan saldırı sonucu şehit olanlar, Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa tarafından kale doğu kulesi beden duvarına yapışık bir mezarlık alanına defnedilmişlerdir.

1986 yılında ise “İlk Şehitler Anıtı” yapılmıştır. Ayrıca beden duvarına bitişik, temsili bir mezarlık da inşa edilmiştir. Şehitlik, Kasım 2018 tarihinde restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Eceabat Namazgah Tabyası
 

NAMAZGAH TABYASI

Kilitbahir kalesinin güneydoğusunda Namazgah Burnu mevkiindedir. Çimenlik ve Dardanos Tabyaları arasındadır.

Tabyanın kitabesi yoktur. Ancak sonradan yapıldığı anlaşılan bonetlerden ortadakinin kapısının üzerinde “II Abdülhamit tuğralı ve 1892 tarihli” oval bir kitabe bulunmaktadır.

Tabya, mimari açıdan; Değirmenburnu, Nara ve Anadolu Mecidiye Tabyasına benzerlik gösterir. Bu yüzden muhtemelen tabyanın ilk olarak bu üç tabya ile birlikte yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak mevcut kitabeden anlaşıldığına göre, tabya son halini Sultan II Abdülhamit döneminde almıştır.

Tabyanin isimleri olarak: “Rumeli Aziziye Tabyası” ve “Hamidiye Tabyası” da geçer.  

(Metin içinde çokça “bonet” kelimesi geçecek, bonet “sığınak” demektir.)

Tabya genel olarak, kuzey-güney ve doğu-batı doğrultusunda, boğaza bir çıkıncı yapacak şekilde, üzerinde bulunduğu buruna yerleştirilmiştir. Boğaza bakan her iki yanda, bonet ve top yerleri bulunur. Bonetlerin gerisinde kalan alanın ortasında ise, karargah ve üç adet cephanelik bulunur.

Tabyanın Malaz Tepe eteklerine doğru bakan kuzeybatı tarafından, yarım daire kemerli bir kapısı vardır. Tabya, zemin kodundan yüksek tutulmuş olup, zemin kodunda bulunan yapılar hariç, üst kotta 22 bonet ve bonetlerin arasında 16 top yerinden oluşmaktadır. Tabyanın batı ucuna sonradan 3 bonet eklenmiştir. Bu eklenen bonetlerin dışındakiler birbirinin benzeridir.

Dikdörtgen planlı olan bu bonetler, beşik tonoz örtülüdür. Sonradan eklenen bonetlerden ortadaki, bir koridorun iki yanına yerleştirilen dikdörtgen planlı odadan oluşur. İki katlı bir düzenlenişe sahiptir. Diğer iki bonette, birer oda vardır ve tek katlıdır.

Üç bonette de, cephane sevkiyat koridoru, kir kapı ile top yerlerine açılır. Bonetlerin dışında yine üzerleri sıkıştırılmış toprakla örtülü cephanelikler bulunur. Karargah binasının ise sadece temel izleri görülmektedir.

Çanakkale Boğazının en dar noktasında yapılan ilk ve en büyük tabyadır. Sonrasında eklenen yapılarla beraber, Merkez Tabya niteliği kazanmıştır. Çanakkale savaşı sırasında tümüyle Alman subay ve erlerinin kontrolündedir.

Çanakkale savaşı sırasında korunaklı alan olması, bölgeye dağılan birliklerin merkezi konumda yer alması nedeniyle, Cuma namazları burada kılınıyormuş ve bu yüzden Namazgah Tabyası ismini almıştır.

Çanakkale Muharebeleri

18 Mart 1915 günü, merkez tahkimatın Avrupa yakasını oluşturan tabyalardan birisi de burasıdır. Burada 2 tanesi uzun olmak üzere 16 tane top tabyası bulunuyordu. Bu toplardan sadece 2 tanesi deniz muharebelerinde aktif olarak görev yapmıştır.

Diğerleri ise menzil yetersizliği nedeniyle kullanılmamıştır. Tabyanın ana aksında yer alan mekanın, savaş döneminde “Savaş Harekat Merkezi” olarak kullanıldığı bilinmektedir ve bu yüzden düşman savaş gemileri burayı yoğun olarak hedef seçmişlerdir.

Tabya, 1892 yılında yenilenerek 5 Mart 1915 tarihinde muharebelere katılmaya başladı. Ayrıca, Namazgah Tabyası, 18 Mart günü, zor durumda kalan Rumeli Mecidiye Tabyasını, 52 kişilik bir takviye kuvvet ile destekler. 18 Mart gün içinde isabet alan tabya, düşman gemilerine olan atışlarını kesmemiş, düşmana geçit vermeyen tabyalar arasında yerini almıştır.

1960 yılına kadar askeri tesis olarak kullanılmış, 2007 yılında ise düzenlenerek müze olarak ziyarete açılmıştır. Tabyada, Çanakkale savaş objeleri sergilenmektedir.

Eceabat Mecidiye Tabyası
 

MECİDİYE TABYASI

Kilitbahir köyünün güneybatısında, Kilitbahir-Alçıtepe yolunun üst tarafında, Gonca Tepe eteklerindedir. Namazgah tabyasının 200 metre güneyindedir.

Tabyanın kitabesi yoktur. Ancak kitabe boşluğu, bonetlerden birinin kapısı üzerinde görülebilmektedir. Tabyadaki bonetlerin planları, Namazgah Tabyasının sonradan eklenen bonetlerine benzemektedir. Bu nedenle tabya, aynı tarihlerde Sultan II Abdülhamit tarafından yapılmış olmalıdır.

Tabya kıyıdan biraz içeride, kuzeydoğu-güneybatı ve doğu-batı doğrultusunda uzanan, iki kanat şeklinde düzenlenmiştir. Sekiz bonet ve bonetlerin arasında bulunan yedi top yerinden oluşur. Tabyanın gerisinde karargah ve benzeri yapılara ait olduğu düşünülen temel izleri görülür. Tabya, 2008-2010 yılları arasında restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Tabyada ilk 7 bonet, birbirinin benzeridir. Sekizinci bonet, düzenleniş açısından farklıdır. Bonetlerden ikisi tek bir oda ve odayı çevreleyen ters “L” biçimli bir koridordan, beş tanesi ise karşılıklı iki oda ve odaları çevreleyen “T” biçimli bir koridordan oluşur.

Tabyaya sonradan eklendiği anlaşılan, batıda bulunan son bonet ise, tek bir koridor ve koridorun solunda bulunan yan yana dikdörtgen planlı iki odadan oluşur. İlk yedi bonet, beşik tonoz örtü sistemine sahiptir. Demirden yapılan beşik tonoz örtü sistemi kaburgalıdır. Moloz taş dolgu bu örtü sisteminin üzerine bindirilerek tonoz oluşturulmuştur.

Tabyanın içinde Mecidiye Şehitliği de vardır. 16 Türk askeri burada şehit olmuştur.

Çanakkale savaşları tarihinde oldukça önemli yer tutan, Seyit Onbaşının 18 Mart 1915 günü, bataryadaki topun mekanizması bozulunca, top mermisini kaldırıp, Ocean gemisini dümen tertibatından yaraladığı tabya burasıdır.

Eceabat Seyit Onbaşı Anıtı

 

Seyit Onbaşı Anıtı

Mecidiye Tabyasındadır.

Seyit Onbaşı: 1889 yılında Edremit Havran ilçesi Manastır (köyün ismi sonradan Seyit Onbaşı olmuştur) köyünde doğmuştur. Kayıtlara göre, Çanakkale Müstahkem Mevkiindeki askerliği “Ağır topçu neferi” olarak 1914 yılında başlamış ve 1918 yılında bitmiştir.

Askerlik bittikten sonra memleketine gitmiş, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etmiş, mezarı memleketindedir. Anıt, Kilitbahir’in 1 km ilerisinde, yolun deniz kıyısındaki taraftadır. Yolun diğer tarafında ise, Seyit Onbaşının 18 Martta şehir olan arkadaşlarının yattığı Mecidiye Tabyası Şehitliği vardır.

Koca Seyit’in görev yaptığı Mecidiye tabyası, 18 Mart günü isabet almış ve 16 asker şehit olmuştur. Aynı zamanda, tabyadaki topun mermi kaldıran vinci parçalanmıştır. Bu bombardımandan sağ olarak kurtulan Koca Seyit, sağlam kalan topu, 276 kiloluk mermiyi Niğdeli Ali’nin de yardımıyla sırtında taşıyarak, 3 kez ateşlemiş ve üçüncü atışta “Ocean” zırhlısının dümen tertibatını vurmuştur.

Gemi yan yatmış ve Nusret Mayın gemisinin döşediği mayınlardan birine çarparak kısa sürede alabora olmuş ve batmıştır.

Koca Seyit’e, savaşın kaderini etkileyen bu kahramanlığından dolayı “Onbaşı” rütbesi verilmiştir. Heykel, 2006 yılında yenilenmiştir.

Eceabat Ertuğrul Tabyası
 

ERTUĞRUL TABYASI

Seddülbahir köyünün batısında, Ertuğrul Koyuna hakim, Gözcü Baba Tepesinin güney yamaçlarındadır. Boğaz girişini korumak için yapılmıştır.

Tabyanın kitabeyi yoktur. Bu yüzden hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmez. Sadece orta bonetin kapısının üzerinde, 57 x 93 cm ebatlarında boş kitabe yuvası bulunmaktadır. Tabyada 3 adet bonet ve 2 adet top bulunmaktadır. Bu toplardan bir tanesi 1882 yılı yapımıdır.

Bu top üzerindeki tarih ve Seddülbahir Tabyası ile mimari açıdan bulunan benzerlik nedeniyle tabyanın muhtemelen 1885-1886 yılları arasında Sultan II Abdülhamit döneminde yaptırıldığı düşünülmektedir. Tabyada bulunan bonetler, dikdörtgen planlı olup, beşik tonoz örtülüdür.

Bonetlere, ön cephe orta akslarında yer alan yarım daire kemerli kapılardan girilir. Kapıların iki yanında, 40 cm genişliğinde ve 50 cm yüksekliğinde birer niş bulunur. Kapıdan ön koridora girilir, bu koridordan sonra ise ara koridora geçiş yapılır. Ara koridorun iki yanında karşılıklı kapıları bulunan dikdörtgen planlı beşik tonoz örtülü birer oda vardır.

Odalar ön koridora açılan mazgal pencerelerle aydınlatılır. Çanakkale deniz savaşlarında, bu tabyada görevli Türk topçu birliği, yaptıkları atışlarla İngiliz Agamemnon Zırhlısına 7 isabet sağlamıştır. Yahya Çavuş ve arkadaşlarının bulunduğu tabyadır.

Eceabat Yahya Çavuş Şehitliği
 

Yahya Çavuş Şehitliği

Tabyanın kuzeyinde Yahya Çavuş Şehitliği ve Anıtı bulunmaktadır. Anıt: 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından 25 Nisan 1915 günü, Ertuğrul Koyunu savunan 9’ncu Tümenin 26’ncı Alayı 3’ncü Taburuna bağlı şehit olan 148 Türk askerlerinin anısına yaptırılmıştır. Şehitliğin büyük kitabesi üzerinde ve kitabe önündeki Türkiye motifinin üzerinde bulunan 67 sembolik mezar taşı ile de diğer şehitlerimiz anılmaktadır.

Karşılarındaki kuvvete göre oldukça az sayıda tertiplenen Türk birlikleri, 5 kilometrelik sahil boyunca İngiliz Tümeni taarruzlarına karşı muhteşem bir savunma yapmışlardır. İngilizleri engelleyerek muharebelerin seyrini değiştirmişlerdir. Çünkü bu bölgede az kuvvetle sağlanan dirençli Türk savunması, ileri  dönemde Türk birliklerine zaman kazandırmış ve müttefiklerin ilerlemesini zorlaştırmıştır.

Evet: Bölük Komutanı Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey’in şehit düşmesinin ardından, Ezineli Yahya Çavuş komutayı ele almış ve arkadaşlarıyla birlikte güçlü bir direnişin sembol kahramanı olarak tarihe isimlerini yazdırmışlardır. Bu güzel memleketi kanlarını vererek bizlere miras bırakan bu insanları tüm şehitlerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.

Tabyanın restorasyonu yapılmış olup ziyarete açıktır.

Eceabat Bakkal Salim Müzesi
 

BAKKAL SALİM MÜZESİ

Alçıtepe köyündedir.

Müze, çocukluğundan beri, Çanakkale savaşından kalma materyalleri toplayıp hurdacılara satan ve sonradan bu bölgede bakkal açan Salim Mutlu’ya aittir. Salim Mutlu, Alçıtepe köyüne, Romanya’dan ailesiyle birlikte göç ederek gelmiştir. Genç yaşta, bakkal dükkanı açmıştır.

Köy halkı bulduğu bütün materyalleri, bakkal dükkanındaki malzemelerle (yağ, şeker, un gibi) takas için Bakkal Salim Mutlu’ya vermiş, bu savaş malzemeleri 1961 yılından itibaren bakkal dükkanında sergilenmeye başlamıştır. Çünkü koca tarihin hurda niyetine eriyip gitmesine gönlü razı olmamış, bakkal raflarının bir bölümünü tarihi eserleri sergilemek için ayırmış ve dükkan zamanla müzeye dönüşmüştür.

Savaş silahlarından, kıyafetlere, havada çarpışan mermilerden Türk ve yabancı askerlerin kullandıkları çeşitli eşyalara kadar birçok savaş objesi birikmiştir. Kurşunla delinmiş bir sigara tablası, dağılmış bir tespihten geriye kalan birkaç boncuk, gerçekten hiçbir hatıra küçümsenmemiş.

1982 yılında Salim Mutlu, devlet envanterlerinde olmadığı için iki oda dolusu savaş malzemesini devlete vermiştir. 1995 yılından itibaren, tekrar köylülerden topladığı malzemelerle de bugünkü müzeyi oluşturmuştur. Bakkal Salim Mutlu, 2004 yılında vefat eder. Kızı Nermin ve damadı Özcan Adanır, müzeyi işletmeyi sürdürüyorlar.

Eceabat Sahilleri ve Kamp Yerleri
 

ECEABAT SAHİLLERİ VE KAMP YERLERİ

Kabatepe Orman Kampı

Ege kıyılarında, muhteşem çam ormanlarının bulunduğu yerdedir. Burada çadırla ve karavanla konaklamak mümkündür. Ayrıca, yine burada market, lokanta, banyo ve tuvaletler  bulunur.

Küçük Anafartalar Köyü Sahili

Köyün sahili, yüzmek için idealdir.

Küçük Kemikli Burnu

Özellikle dalış yapmak isteyenler tarafından yoğun tercih edilir.

Büyük Kemikli Burnu

Sakin ve temiz suları ile dalış yapanlar tarafından tercih edilir.

Suvla Koyu

Büyük ve Küçük Kemikli burnu arasındadır. Burada Çanakkale savaşlarından kalan batıklar bulunur. Burası da dalış yapanlar için tercih edilir.

Gelibolu tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

 

Artvin Murgul

Artvin Murgul
 

Artvin Murgul; Murgul kelimesi ülkemizde birçok insan için bakır kelimesini çağrıştırır, gerçekten Murgul’da Bakır ve Bakır işletmeleri uzun yıllar, bu yörenin kaderini en üst düzeyde etkilemiştir. Bir de boğa güreşleri festivali, başka belki biraz da Karagöl,

ULAŞIM

Murgul Artvin arası 48 km. Murgul Arhavi arası 52 km. Murgul Hopa arası 41 km. Murgul Yusufeli arası 115 km. Murgul Borçka arası 17 km. Murgul Rize arası 132 km.

TARİHİ

İki yüz yıl kadar Mitanilerin egemenliğinde kalan Murgul, MÖ 1346-1320 yılları arasında Hititler’in, MÖ 753’de Urartuların, MÖ 680’de Sakaların, MÖ V yüzyılda Kartlı istilası ile Gürcülerin eline geçmiştir. Daha sonraki dönemlerde Partların egemenliğinde kalan bölge, MÖ 387’de Romalıların, 604’de Sasanilerin, 746-1001’de Borçka Bağratlıların, 1068’de ise Selçukluların egemenliğine girmiştir. 

Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından ise, Rusların istilasına uğramıştır.

1918 yılında geri alınan bölge, Sevr anlaşması ile sınırlarımız dışında kalmış ve 1920 yılında tekrar geri alınmıştır.

1935-1950 yılları arasında merkez “Damar” iken sonradan ilçe merkezi “Murgul” olmuştur.

1966 yılında ilçenin ismi “Göktaş” olarak değiştirilmiş, 1987 yılında ilçe olmuştur ve ismi tekrar değiştirilerek “Murgul” olmuştur.

GENEL

İlçenin içinden Çoruh nehrinin bir kolu geçer. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 360 ile 1100 metre arasında değişir. Damar beldesi 1100 metre yüksekliktedir. İlçe topraklarının yüzde 50’si ormanlıktır.

İlçe nüfusu; Türkiye ortalamasının altındadır. Kış aylarında köylerdeki bazı ailelerin ilçe merkezine gelmesiyle nüfus biraz artar. İlçedeki halk ağırlıklı olarak Damar beldesindeki Bakır Fabrikasında çalışır.

Artvin Murgul Bakır İşletmeleri
 

MURGUL BAKIR İŞLETMELERİ

1935 yılında MTA tarafından burada bulunan bakır işletmeleri, 1951 yılında Etibank tarafından devir alındı. İşletmeler daha sonra yine başkalarına devredildi ve şu anda özel bir şirket tarafından işletilmektedir.

Murgul’da maden yatağından çıkarılan bakır cevheri, bakır konsantresine dönüştürülüyor, 2 boru hattı ile Hopa’daki filtre ve kurutma tesislerine gönderiliyor, orada filtre ve kurutma işlemi yapıldıktan sonra malzeme stok sahasına alınıyor ve Hopa limanından sevkiyat yapılıyor.

Son bir not, eskiden Etibank tarafından işletilen bakır madenleri nedeniyle merkezde kurulu blister bakır fabrikası, çevreye büyük zararlar vermiş, yaydığı dumanı ile nam salmış ve Murgul halkına Etibank tazminat ödemiştir.

Artvin Murgul Boğa Güreşleri Festivali
 

DAMAR KARAGÖL BOĞA GÜREŞLERİ FESTİVALİ

İlçe merkezine bağlı Osmanlı ve Damar köylerinde, her yıl boğa güreşi festivali düzenleniyor. Çünkü boğa güreşleri, yöresel geleneklerdendir. 

Festivalde, ayrıca çeşitli kültür etkinlikleri yapılıyor. Boğa güreşi kategorileri: büyük orta, başaltı ve baş boğa olmak üzere 3 sınıfta yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Artvin Murgul Kamilet Doğa Kayını

 

KAMİLET DOĞA KAYINI

İlçe merkezine bağlı Erenköyü Kamilet mevkiindedir. İlçe merkezine 19 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 1208 metre yüksekliktedir. 

Kayın ağacının 300 yaşlarında olduğu tahmin ediliyor. Boyu 42 metre, çapı 3 metredir. Çevre genişliği 9.70 metredir.

Gövdesi çatallı bir yapı gösteriyor, tek gövde değil, dallanmalar mevcuttur. Hem yaş, hem çap, hem de boy açısından dikkat çekicidir. 

Kayın ağacı, 2002 yılında Tabiat Anıtı olarak tescil edilmiştir.

Artvin Murgul Esenköy Camii

ESENKÖY CAMİİ:

İlçeye bağlı Esenköy köyünde, 1863 yılında ahşap olarak yapılmış tarihi bir camidir. 

Kaidesi dışındaki kısımları ahşap malzemedendir. Kare planlıdır. Çatısı kırma çatı formunda, çatının üst örtüsü saç ya da benzeri kaplama ile örtülmüştür. Minare sonradan yapılmıştır ve minare beyaz kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. 

Giriş cepheleri önceden açık olan revağı daha sonra betonarme ile kapatılmıştır. Cephelerde belirgin bir süsleme yoktur. İç mekanda oyma tekniğiyle bitkisel motifler kullanılmıştır. Tavan ahşap işçiliği sade ve boyanmış durumdadır. Kapı hala ibadete açıktır. 

Artvin Murgul Maden Galerileri

MADEN GALERİLERİ:

Özellikle eski dönemlere ait maden galerileri, tarih öncesi/erken dönem izlerini taşıyan buluntular vardır. (Örneğin: madenci küreği gibi)

Artvin Murgul Anayatak Maden Galerisi

Anayatak Galerisi:

Anayatak maden sahası, Murgul’daki önemli eski devir madenciliği yerlerinden biridir. 1967 yılında bölgede, yaklaşık 70-80 cm çapında bir eski devir galeri açığa çıkarılmıştır. Galeride: tahta oyuklara yapılmış bir madenci küreği bulunmuştur. Bu küreğin sap uzunluğu, kalınlıkları gibi detaylar şunlardır: uzunluğu 24.5 cm (sap başlangıcına kadar), genişliği 12 cm, kalınlığı 0.80 cm, sap kısmının mevcut uzunluğu27.5 cm, sap kalınlığı 2.5 cm.dir.

Bu küreğin MÖ 4-5’nci yüzyıllara ait olduğu belirlenmiştir. 

Bu antik galeri madencilik tarihine dair önemli bir veri sunuyor. Demek ki bölgede günümüzden binlerce yıl önce madencilik faaliyetleri olmuştur. 

 

Murgul İşletmesi-Modern Galeriler/Ocaklar

Murgul İşletmesi diye bilinen madencilik bölgesi, Türkiye Cumhuriyeti dönemi açılmış ilk bakır madeni tesislerinden biridir. 1935 yılında kurulmuş, 1951 yılında üretime başlamıştır. 

Bu işletmede iki tip maden işletmesi vardır. Açık ocak ve yeraltı/kapalı ocak (yani galeriler) olarak faaliyet gösteren bölümler.

Yılda yaklaşık 45 bin top bakır konsantresi üretilir.

Ayrıca tesisin yanında bir hidroelektrik santrali de kurulmuş durumda, kurulu güç yaklaşık 25 MW dir. 

 

Artvin Murgul Damar Karagöl
 

 

DAMAR KARAGÖL

İlçe merkezine bağlı Damar köyü Dikenli mevkiindedir. Murgul ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır. Artvin il merkezine 75 km uzaklıktadır. Ulaşım zordur, çünkü yolu stabilizedir. 

İnsanların ve araçların buraya ulaşması için 5 km ham yol olmak üzere toplam 7 km uzunluğunda yol genişletme çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca burada sosyal tesisler kurulması planlanmaktadır. 

Evet, gölün manzarası çok etkileyicidir. 

Artvin Murgul Damar Karagöl
 

Göl, 2.600 metre rakımlı Tiryal Dağının eteklerindedir. Heyelan set gölü şeklinde oluşmuştur. Deniz seviyesinden 1810 metre yüksekliktedir.  

Damar beldesi sınırları içindeki göl, önemli doğal alanlar içerisindedir. Her yıl yaklaşık 600 bin kişiye ev sahipliği yapan göl, insanların ve araçların ulaşımına elverişli yerdedir. 

Artvin Murgul Delikli Kaya şelalesi
 

DELİKLİ KAYA ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı Başköy mevkiinde sarp ormanlık alandadır. Köylülerden başka kimselerin varlığını bilmediği bu şelale, zaman içinde tanınır olmuştur. 

İlçe merkezinden buraya, yaklaşık 40 dakikalık bir yolla ulaşılır.

Bölgeye yol yapılmasıyla şelaleye ulaşım kolaylaşmıştır. Ancak delikli kaya şelalesine giden yol, şelaleye 1-2 km kala bitiyor ve taşlı-çukurlu kötü bir yol başlıyor ve bu zorlu yolun sonunda delikli kaya şelalesine ulaşılıyor.

Evet Türkiye’deki binlerce şelalenin arasından sıyrılarak insanları Karadeniz’in en ucuna kadar getiren bu büyüleyici güzellik, adeta saklı bir cenneti andırıyor. 

Kayanın içinden akan su ile oluşan bir şelaledir.
7 metre yükseklikten, suyun kireç ve kil taşını zamanla aşındırmasıyla, dans eder gibi akar ve 4 metre çapındaki doğal bir delikten aşağıya düşer. Bu yüzden, delikli kaya ismi verilmiştir.
Şelalenin hemen yanında alabalık üretim çiftliği bulunuyor. Şelale çevresinde alabalık yiyebileceğiniz restoranlar var. 
Belediye buraya ahşap piknik masaları koymuştur. Tuvalet de var. Çadır kurulabiliyor.
Ancak mevsim yaz da olsa geceleri soğuk oluyor, çadır kuracaksanız, mutlaka uyku tulumunuz olmalı. Şelalenin aktığı yerde bir gölet var, burada yüzülebiliyor.
Artvin Murgul Kokolet Vadisi
 

KOKOLET VADİSİ

İlçe sınırları içinde bulunan bu vadide kestane ve çiçek balı üretimi yapılır. 28 arıcı, 60 yıldır babadan miras kalan geleneklerle profesyonel aracılık yaparlar ve organik bal üretirler.

Artvin Murgul Kokolet Vadisi
 

5 kilometre karelik bu vadide, yüzlerce kovanda kestane ve çiçek balı üretilir. Kokolet balları ilgi çekiyor. Çünkü burada ıhlamur, orman gülü, yaban mersini, karayemiş başta olmak üzere 500’ün üstünde farklı bitki türü bulunuyor.

Vadide ilçe merkezine bağlı Başköy ve Kabaca köyleri bulunuyor.

Arvin Murgul Kemkaya
 

GEMKAYA

İlçe merkezine bağlı Küre köyünde, sık orman dokusu içinde köylüler tarafından bulunmuştur. Bu sıra dışı kayanın yüksekliği 10 metre ve uzunluğu 35 metredir.

Kayaya ulaşmak için ağaç ve dikenlerle kaplı orman dokusu içinden geçmek gerekiyor.

Sıra dışı kaya gemiye benzetildiği için “Gemkaya” ismi verildi. Bu kaya nedeniyle doğalgaz boru hattı projesinde değişiklik yapıldı, yeri değiştirildi. Kayanın nasıl oluştuğu bilinmiyor. Ancak kayanın arka bölümünde çakıl taşları vardır. Bu çakıl taşları düşünüldüğünde eskiden burada deniz bulunduğu da iddia ediliyor. Deniz çekilmiş kaya burada mı kalmış? Sonuç olarak kayanın neden ve nasıl burada bulunduğu bilinmiyor.

Artvin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Hopa tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.