Balışeyh, Sulakyurt arası 24 km, Balışeyh Keskin arası 12 km, Balışeyh Delice arası 35 km, Balışeyh Kırıkkale il merkezi arası 47 km. dir. İlçeden: Ankara-Karadeniz ve Doğu illerine giden önemli bir karayolu olan E-88 devlet karayolu geçer. Ayrıca, yine ilçeden demir yolu hattı da geçer.
TARİHİ
İlçe ismini Oğuz Kayı Beyi Ertuğrul Gazi’nin yakın arkadaşı Şeyh Edebali’nin diğer adı olan “Balı-Şeyh” ten almıştır.
Buraya ilk yerleşim; 1230-1258 yılları arasındadır. İlçede, Selçuklu dönemine yani 13’ncü yüzyıla ait bir cami olması, bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Balışeyh, 1972 yılında Belediyelik ve 1990 yılında da İlçe statüsüne kavuşmuştur.
Kırıkkale Balışeyh
GENEL
Bölgenin en yüksek kesimi, güneydeki Denek Dağı ve kuzeydoğudaki Koçubaba Seyidin tepesidir. Arazinin tamamı tarım alanıdır. Kenanbey obası köyünde “Azgın” yaylası vardır.
İlçede karasal iklim hakimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları genellikle soğuk ve kısmen kar yağışlı geçer. İlçe arazisinde en yüksek rakım 1140 metre, en düşük rakım ise 872 metredir.
GEZİLECEK YERLER
Kırıkkale Balışeyh Ballı Camii
BALLI CAMİİ VE TÜRBESİ:
İlçe merkezinde bulunan yapı, tarihi değer taşır. Yaklaşık 12’nci yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmiyor. Caminin tavanındaki ahşap işçiliği dikkat çekicidir.
Kırıkkale Balışeyh Koçababa Camii
KOÇUBEY CAMİİ;
Koçubaba köyü Dostlar Mahallesindedir.
Caminin 12’nci yüzyılda, 1121 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir.
Ancak kim tarafından yapıldığı bilinmez. Çünkü kitabesi yoktur. Anadolu Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır. Caminin tavan örtüsündeki ahşap işçilik görülmeye değerdir. Cami yol kenarında, düz bir arazidedir.
Boyuna dikdörtgen planlıdır. Duvarları yontma moloz taş ve bazı yerlerinde kesme taş kullanılmıştır. Minare: tuğla gövdelidir, tek şerefelidir. Minare Selçuklu mimarisinde olduğu gibi, Osmanlı döneminden daha kısa, kalın ve küçüktür. Çünkü Osmanlı dönemindeki minareler ve kubbeler oldukça büyük ve yüksektedir.
Giriş kapısı: dikdörtgen portal içinde, yuvarlak kemerlidir. İç mekanda: cami kıbleye dikey neflerle ayrılır. Nefleri ayıran ağaç direkler arasındaki tavan, klasik Selçuklu süsleme sanatı örnekleriyle doldurulmuştur.
Cami 1991 yılında orijinaline uygun olarak restore edilmiştir. Özellikle, son cemaat yerinin tavanındaki ağaçlar, orijinaldir. Minarenin iç merdivenleri orjinalde ahşap tahtadan yapılmıştır. Caminin hemen yanında “Ballı Baba Türbesi” vardır.
Kırıkkale Balışeyh Koçubaba Türbesi
KOÇUBABA TÜRBESİ
İlçe merkezine bağlı Koçubaba köyündedir.
Kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez. Mimari özelliklerine göre 14 veya 15’nci yüzyılda yapılmış olmalıdır.
Koçubaba: buradaki köyde yaşamış, bir Türkmen bilgesidir. Asıl ismi Seyit han Ata’dır. 1200 yıllarında, Horasan bölgesinin Nişabur beldesinde doğduğu tahmin edilir. Ahmet Yesevi ocağında eğitim aldıktan sonra, Hacı Bektaş-ı Veli liderliğinde Anadolu’ya göç ettiği düşünülmektedir.
Koçu Baba hakkında Evliye Çelebi, Seyahatnamesinde şunları yazar “Yine kuzeye giderek Akçakoyunlu köyüne geldik. Buradan da Koçu Baba durağına geldik. Bu da Kalecik kazası toprağında 200 evli bir Türk köyüdür. Ama görünürde asla ev yoktur. Hepsi de yer altındadır. Bu köyde “Koçubaba ziyaretgahı” vardır. Bu zat Bektaşi halifelerindendir. Türkmen yaylasında bu babaya çok inanırlar.
Ovacık ilçesi, il merkezi Karabük’e 48 km uzaklıktadır. Ayrıca Ovacık, Safranbolu arası 58 km dir.
GENEL
İlçe Batı Karadeniz bölgesindedir. 1’nci derece deprem bölgesidir. En büyük deprem 1944 yılında meydana gelmiştir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1100 metredir. İlçenin en yüksek yeri Boduroğlu Yaylası ve Kıraçtepedir ve 1400 metre yüksekliktedir.
İlçe genel olarak ormanlık, dağlık, engebeli ve dağınık bir arazi yapısına sahiptir. Bu dağlık alanların dışında yer yer düzlükler vardır. Yörede karasal ve Karadeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise serin ve yağışlı geçer. Bölgede yaşayanların önemli kısmı, Kardemir ve diğer sanayi şirketlerinden emekli olanlardır.
Ovacım
TARİHİ
Bölge 1350 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. 1869 yılında Kastamonu salnamesinde, ilçenin ismi “Ulak” (Şehabettün) olarak geçer.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Ovacık, Çankırı ili Çerkeş ilçesine bağlı bir bucak iken, 1957 yılında ilçe olmuştur. 1995 yılında Karabük il olunca, Ovacık ilçesi Karabük iline bağlanmıştır.
NE YENİR
Buralara yolunuz düşerse mutlaka “çullu böreği” yemelisiniz.
Ovacık Spor Lisesi
OVACIK SPOR LİSESİ
Nevzat Ayaz caddesinde Merkez Mahallededir. 113 öğrenci eğitim görmektedir. Karabük il merkezine uzaklık 48 km dir. MEB lığına bağlı ülke genelindeki 75 Spor Lisesinden biridir. 9 Derslikli okulda, 20 Daireli lojman, 1 spor salonu, Misafirhane, yemekhane ve kütüphane alanları bulunmaktadır.
OVACIK SPOR MESLEK YÜKSEK OKULU:
Klavuzlar Mahallesindedir. Şaban Namal Meslek Yüksek Okulu olarak isimlendirilir. Karabük Üniversitesine bağlı olarak 2019 yılında açılmıştır. 12 dersliklidir. Evet aslında daha fazla bilgi vermek isterdim ancak okulun kendi resmi sitesinde okulla ilgili fotoğraf ve ayrıntılı bilgi yok.
Karabük Ovacık
GEZİLECEK YERLER
Karabük Ovacık Adam Kurutma Kayası
ADAM KURUTMA KAYASI
Ovacık Pürçükören Köyünde, Karakoyunlu Mahallesi sınırları içindedir. Kaya hem doğal bir yapı hem de ilgi çekici bir silüet halindedir.
Kurutma kayasının hangi döneme ait olduğu, kim tarafından yaptırıldığı ya da ne amaçla oluşturulduğu konusunda kesin arkeolojik kanıtlar yoktur.
Burada ilginç kayalar bulunuyor. Kayanın bir yanı 30 metre, diğer yanı 100 metredir.
Yörede anlatılan efsaneye göre “Bir zamanlar, bölgede acımasız bir bey yaşamaktadır. Bu bey, aklına estikçe insanları köpeklerine parçalattırır ve diri diri gömdürürmüş.
En büyük eğlencelerinden birisi de yakaladığı kişileri kızgın saç üzerinde namaza durdurup, ayakları yandıkça zıplamalarını seyretmekmiş.
Bir gün bey amansız bir hastalığa yakalanır. Tüm hocalar ve hekimler, beyin derdine çare bulamazlar.
Bey acılar içinde kıvranırken, bir gece rüya görür.
Rüyasında: Hızır “senin derdinin dermanı adam kurutma kayası, kayalara git, üstündekileri çıkar, iki rekat namaz kıl” der.
Ertesi gün, bey hemen kayalara gider, soyunur, kayaların üstüne çıkar, namaza duracaktır ama kaya güneşten çok kızmıştır ve ayakları yanmaya başlar.
Hoplaya-zıplaya güçlükle namaz kılar ve ellerini dua için açtığında, Hızır’ın sesi gelir “Ey acımasızların acımasızı, sen ki zavallı insanlara layık gördüğün cehennem azabını kendinde denedin, artık tövbe et, kötülüklerden arın, halkına yardımcı ol ki şifa bulasın” der.
Bey, bunun üzerine yaptıklarından pişmanlık duyar, tövbe eder ve iyileşir. Bu yüzden, yörede bu kayaların bir kısım hastalıklara iyi geldiğine inanılır.
Sonuç: Kurutma Kayası, doğa yürüyüş parkurları sayesinde ziyaret edilen yerlerden biridir. Bunun dışında, yörede ve kayıtlarda bu yukarıda sözünü ettiğim efsane dışında bir bilgi yok.
Karabük Ovacık Pürçükören Köyü
PÜRÇÜKÖREN KÖYÜ
Köy, Karabük il merkezine 35 km ve Ovacık ilçe merkezine 11.5 km uzaklıkta Üçbaş Köyündedir.
Karakoyunlu mahallesinde Lidya uygarlığına kadar uzanan mağaralar, kurutma kayası, gözetleme kulesi; Abdullahlar köyünde; Anbarözü Köyü Çevre Mahallesinde, Çatak Köyü Şıhlar Mahallesinde, Boyalı Köylerinde Türk İslam dönemlerine ait tarihi camiler vardır.
Mezarların ilk tespitini yapan L. Leonhard’dır. Mezarların genel görünümü; üçgen alınlıklı, giriş ve üç odadan oluşan, birbirine açılan odalardan meydana gelir. Niş bulunan odalarda tavan süslemesi olarak iç içe dikdörtgenler kullanılmış ve ağaç mimarisi taklit edilmiştir.
Sütun başlıkları hurma yaprakları ile süslü olup doğu mimarisinin etkileri görülür.
KARAKOYUNLU MAHALLESİ
Kaya mezarları, Ovacık ilçe merkezine 15 km ve Karabük il merkezine ise 37 km uzaklıktadır.
Evet burada iki tane kaya mezarı bulunuyor. Bunlar:
1-Gerdek Boğazı kaya mezarları
2-Karain kaya mezarları
Ovacık Gerdek Boğazı Kaya Mezarları
Gerdek boğazı kaya mezarları
Soğanlı çayı vadisinde bulunan Pürçükören köyü Karakoyunlu mahallesindedir. Mezarlar ilk olarak B. Leonhard tarafından bulunmuştur.
Mezarların MS 7’nci yüzyıl ve daha eski olduğu tahmin edilmektedir.
Mezarın özellikle “Paflagonya dönemi” etkileri taşıdığı düşünülmektedir.
Giriş cephesi üçgen alınlık formuyla süslenmiştir. Alınlığın altında “iç içe dikdörtgen” formlar kullanıldığı görülür, yani cephede dikdörtgen çerçeve/ yapı katmanları gibi motifler yer alır.
Ovacık Gerdek Boğazı Kaya Mezarı
Cephede ağaç mimarisini taklit eden motifler kullanılmıştır. Yani taş oyma işleminde yapı yüzünde kabartma ya da oyma ile ahşap yapı elemanlarını andıran detaylar yer alır.
Sütun başlıkları: hurma yaprağı motifleriyle süslenmiştir. Bu, doğu mimari etkisini çağrıştıran bir stil unsuru olarak tanımlanır. Bu unsurlar; yerel kaya içine oyma tekniğiyle birleştirilmiş, yani bütün yapı kaya yüzeyine oyularak yapılmış, ek yapı malzemesiyle inşa edilmemiştir.
Mezar, birbirine açılan odalardan meydana gelir. Odalarda tavan süslemesi olarak, iç içe dikdörtgenler kullanılmış ve ağaç mimarisi taklit edilmiştir.
Ovacık Karain Kaya Mezarı
Karain kaya mezarları
Pürçükören köyü Karakoyunlu mahallesinin güneybatısındadır. Gerdek boğazı kaya mezarlığı ile birlikte Soğanlı Çayı vadisindedir.
Karain kaya mezarı, 4 odalı bir yapıdır. Yani kayaya oyulmuş olarak 4 ayrı odayı içerir. Oda sayısı ve odaların yerleşimi, mezarın planını ve işlevini anlamada önemli bir göstergedir. Ancak odaların iç düzeni (nişler, süslemeler gibi) hakkında detaylı bilgi yoktur.
Ovacık Karain Kaya Mezarı
Mezarların tahmini olarak 7’nci yüzyıl veya daha eski olabileceği düşünülür. Ancak hangi kültür tarafından ve kimler tarafından yapıldıı bilinmiyor.
Evet mezarların giriş kısmı at nalı şeklindedir. Mezar odasında aslan başları bulunmuştur.
Ovacık Kayadibi Mağarası
Kayadibi mağarası
Pürçükören köyü Karakoyunlu mahallesinin doğu kısmında, kaya içine oyularak yapılmıştır. Kayaya oyularak yapılmış bir mezar odası vardır. Giriş kısmı at nalı şeklindedir. İç kısmında, mezar odasında “aslan başları” figürleri bulunmuştur.
Kullanıma açık olup doğal gezi alanı olarak kullanılır durumdadır.
Ovacık Taşoğlu Köyü Tarihi Cami
TAŞOĞLU KÖYÜ TARİHİ CAMİİ
Halk arasında “Şıhlar Camii” ya da “Divan Camii” olarak da bilinmektedir. Yapım tarihi net olarak bilinmiyor.
Yörede anlatılan bir efsaneye göre: Asar mahallesinde bulunan tarihi caminin ermişler tarafından, geyiklerle ormandan getirilen kereste ile yapıldığı söylenir.
Bir gün, sabaha karşı yine geyiklerle köylünün ekinlerinin içinden kereste taşınırken, bazı köylülerin görmesi üzerine bağırdıkları, kereste taşıyanlara sitem ettikleri, bunun üzerine kereste taşıyan bu ermişler de köylülere hitaben “ekin önünden yatar, arka kısmından kalkar, hepinizin boğazından çıksın” demişlerdir. O günden sonra, bu yöre halkı hep urlu (dış guatrlı) olmuştur.
Günümüzde restorasyon çalışmaları yapılmış cami, ibadete açıktır.
Ovacık Boduroğlu Yaylası
BODUROĞLU YAYLASI:
Rakımı 1400 metredir. Ilgaz ve Köroğlu Dağlarının uzantısındadır. İl merkezine uzaklık 60 km, ilçe merkezine uzaklık ise 20 km dir. Eskipazar-Ovacık yolu kullanılarak ulaşım sağlanabiliyor. Arazi yolu ve tırmanmalı kesimler bulunmaktadır.
Ormanlık yapıda, dağlık ve yaylalık alan bulunur. Bitki örtüsü olarak karaçam, sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlar, meşe, kayın ağaçları bulunur.
Evet burası yayla turizmi açısından rağbet görmektedir. Her yıl burada yayla şenlikleri düzenleniyor.
Bu festival ve mesire yeri alanı olarak kullanılan yayla, Karabük İl Orman Müdürlüğünün kontrolü altındadır.
Ovacık Karagöl
KARAGÖL:
Karabük il merkezine 35 km uzaklıkta bulunan Küçüksu köyü Karagöl Mahallesinde bulunan Karagöl: bir krater gölüdür. İlçe merkezinin kuzey kesiminde Şamlar köyü yakınlarındadır.
Çevreden sızan kaynak sularının killi zeminde oluşan göl tabanını tampon yaparak birikmesiyle oluşmuştur. Karagöl, Karagöl fayı nedeniyle yatay bir konumda düşen killi birim bloklarının göl zeminini oluşturmasıyla meydana gelen tektonik kökenli bir göldür.
Çevresinde sazlıklar bulunan göl, mesire alanı olarak düzenlenmiştir.
Aynı zamanda seyir terası ve kafe mevcuttur. Gölün bir kısmında iskele ve yürüyüş yolu bulunur. Ovacık Sporcu Kamp Eğitim Merkezi önünden başlayan ve Karagöl’e kadar uzanan yaklaşık 7 km lik yürüyüş parkuru bulunuyor.
Ovacık Taşoğlu Köyü Akhisar Mahallesi camii
TAŞOĞLU KÖYÜ AKHİSAR MAHALLESİ CAMİİ:
Bu cami hakkında yörede anlatılan bir efsane var. Caminin ermişler tarafından geyiklerle ormandan taşınan keresteler ile yapıldığı söylenir. Bir gün sabaha karşı yine geyiklerle köylünün ekinlerinin içinden kereste taşınırken, bazı köylülerin görmesi üzerine bağırdıkları, kereste taşıyanlara sitem ettikleri, bunun üzerine kereste taşıyan bu ermişler de köylülere hitaben “ekin önünden yatar, arka kısmından kalkar, hepinizin boğazından çıksın” demişler. O günden sonra, bu yöre halkı hep urlu (dış guatrlı) olmuştur. Bu yörede yaşayan insanların bu yüzden urlu olduğu söylenmektedir.
Evet elbette bu camiyi tanıtmak için bu efsane yetmez, cami kimler tarafından hangi tarihte yapılmıştır bilmek gerekir ama maalesef yörenin ilgili makamlarının hiçbirinde bu cami hakkında, yukarıda anlatılan efsane dışında bir bilgi bulamadım.
Muhteşem güzel bir şehir. En son olarak: Eylül 2019 tarihinde gittim ve 3 gün kaldım. Gerçekten güzel bir yer. Özellikle: gece, tüm şehir halkını sahil boyundaki kordon bölgesinde: gerek yürüyüş yaparken ve gerekse kafeteryalarda otururken görüyorsunuz ve şehir dışından özellikle Ankara gibi bir merkez metropolden gelen biri olarak kıskanmamak elde değil.
Yani, insan Çanakkale şehrine yerleşmek ve burada yaşamak istiyor. Öte yandan, şehrin en büyük özelliği: merkezinin bu güzelliği yanında, çevresindeki, yakın çevresindeki denize girme yerlerinin güzelliği. Özellikle: Çanakkale-Truva arasındaki yolda, deniz kıyısında bulunan bölüm muhteşem, bunun yanında Gelibolu bölgesinde de denize girme olanakları çok fazla.
Evet, giriş kısmı için son bir not. Çanakkale’de bulunduğum kısa sürede, özellikle kordon bölgesinde, Truva antik kentinin tanıtılması için yapılan etkinlikleri ve açılan stantları gördüm. Büyük, tahta Truva atı ilginçti. Şehir dışından gelenler, bunun önünde fotoğraf çektiriyorlardı, turizm açısından olumlu bir gelişme.
Gelelim, şehrin tanıtımına. Şehrin tek sıkıntısı: sürekli esen bir yel, yani bir rüzgar var ve benim gibi, bu şehre gelen yabancılar için ilk anlarda bu rüzgara alışmak sanırım biraz sorun. Ama: şehirde gezerken, hemen ileride, boğazın öbür yakasında, yeşillikler arasında yazılı “DUR YOLCU” ibaresi ve devamı, gerçekten insanın duygularını etkiliyor.
Çanakkale’de: iskelenin bulunduğu bölgede, deniz kıyısındaki kordonda yürüyün, boğazdan geçen gemileri izleyin, müzeyi gezin, şehir dışına çıkmak isterseniz: elbette öncelikle “Gelibolu ve Çanakkale savaşlarının geçtiği Milli Park”, Truva, Asos, Behramkale, inanın Çanakkale: gerek tabiat yani doğal güzellikleri ve gerekse tarihi geçmişiyle, muhteşem güzel bir yer.
ULAŞIM
Çanakkale: herhangi bir ulaşım sorunu yaşanmayan merkezlerimizdendir. Özellikle: Avrupa’dan kara yolu ile gelen ve Ege bölgesi ve Akdeniz’e inen yolcular: Çanakkale yöresinden geçerler. Ama sanırım: İstanbul-İzmir otobanı yapılmasıyla; yörede ulaşım değerleri biraz farklılaşacak.
Evet, Çanakkale ilinin belli başlı yerlere olan uzaklığına gelince: Çanakkale-Ankara arası uzaklık: 659 km. Çanakkale-İstanbul arası uzaklık: 310 km. Çanakkale-İzmir arası uzaklık: 331 km. Çanakkale-Bursa arası uzaklık: 303 km. Çanakkale-Balıkesir arası uzaklık: 210 km. Çanakkale-Tekirdağ arası: 171 km. Çanakkale-Edirne arası uzaklık: 217 km.
Otobüs Terminali: şehir merkezindedir.
Çanakkale-Gökçeada arasında: feribot seferleri var. Çanakkale’den Bozcaada’ya gidebilmek için ise: Ezine-Geyikli bölgesine gitmeniz ve oradan feribota binmeniz gerekiyor. Bu arada: Çanakkale il merkezi ve Gelibolu arasında: sürekli ulaşımın sağlandığı feribot seferleri bulunmaktadır.
Çanakkale
TARİH
Bu bölgedeki ilk yerleşimlerin geçmişi: MÖ 4000 yılına kadar uzanmaktadır. Antik dönemde, yerleşim birimleri genellikle Hellespontos yani Çanakkale Boğazı kıyılarında, Troas bölgesinde ve sonrasında ise Dardanos adını alacak şehrin bulunduğu bölgede kurulmuştur.
Hellespontos isim kaynağı: Hele isimli kahraman, altın postlu koça binip, Kolkhis ülkesine gitmek için boğazdan geçerken; koçtan denize düşer ve bu yüzden, denize “Helle Denizi” ismi verilir. Denizin kıyısındaki yerleşim yerine ise: Hellespontos ismi verilir.
Şehir: Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan önemli bir geçit olduğu için, yıllar boyunca gelişmiş ve bir ticaret merkezi olmayı sürdürmüştür.
Özellikle: Çanakkale’nin 30 km güneyindeki Truva Antik Kenti, Homeros’un İlyada destanında anlattığı kadarıyla görkemli, zengin ve o günün Yunan dünyası için merkezi bir yerdi.
Heinrich Schlieman tarafından ortaya çıkarılan ve Truva atıyla ünlenen bu şehir, bin yıllarca insanların hayalini süslemiştir.
Ama aslında günümüzdeki Çanakkale, antik dönemde Çanakkale’nin 11 km güneybatısında Troas bölgesinin Dardanos şehrine denk gelmektedir. Bir Aiolia şehri olan Darnados, adını Yunan mitolojisinin baş tanrısı Zeus’un Elektra’dan doğma oğlu Dardanos’tan alır. Bazı İtalyanlar ise, onun bir Etrüsk prensesinin oğlu olduğuna inanırlar. Söylentilere göre, Dardanos, bu bölgede içinde Dardanos ve Truva’nın bulunduğu birçok şehir kurmuştur.
MÖ 12’nci yüzyılda Balkanlardan göç eden kavimlerden olan Frigler, bu bölgeyi istila ettiler. Yunanlılar MÖ.11 ve 8’nci yüzyıllar arasında yani koloni kurma dönemlerinde, bu bölgede çeşitli koloniler kurdular.
Daha sonra efsaneye göre: taktığı yüzükle istediği zaman görünmez olabilen ve böylelikle Lidya’nın kralı olan Gyges: MÖ 680 yıllarında bölgeyi egemenliği altına aldı.
Dardanos MÖ 546 yılında ise Pers egemenliğine girdi ve Yunanlılar ile Persler arasında geçen iki büyük savaşta, Perslerin Yunan anakarasına geçmek için kullandıkları önemli bir üs oldu.
MÖ. 394 yılında Büyük İskender’in yönetimine giren bölge, daha sonra birçok kez el değiştirdi.
MÖ. 191 yılında bu bölgeye yerleşmeye başlayan Romalılar, MS.1’nci yüzyılın başlarında bölgeyi tamamen egemenlikleri altına aldılar.
İstanbul’un kurulmasından sonra, önemi kat kat artan bu bölge, uzun bir süre Doğu Roma yani Bizans imparatorluğunun egemenliğinde kaldı. 668-672 yılları arasındaki yani Emeviler döneminde Arap donanmaları, Çanakkale boğazından geçerek İstanbul’u kuşattılar. Daha sonra Venedik, Pisa ve Cenova Prenslikleri, bu bölgeyi kontrolleri altına almak için birbirleriyle mücadele ettiler.
13’ncü yüzyılın ortalarında yine Doğu Roma İmparatorluğunun egemenliğine giren bölge, 14’ncü yüzyıl başlarında Karesioğulları Beyliği tarafından kontrol edildi.
1345 yılında Çanakkale’nin Anadolu yakasında kalan bölüm, Sultan Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
1462 yılında, Osmanlı egemenliği döneminde Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Çimenlik kalesinin çevresinde, ilk yerleşim başlar. Günümüzde, Askeri Deniz Müzesiyle birlikte görülen kalenin çevresinde, Cami-i kebir mahallesi kurulur. Aynı dönemde, kalenin yapımında çalışanlar ise, Çay mahallesini kurarlar. Cami-i kebir mahallesinin kuzeyinde ise, Rumlar tarafından, Rum mahallesi oluşturulur.
20.yüzyılın başında başlayan savaş ortamı: yörede, bir göç dalgası yaratır. Müslümanlar dışındaki halk, yöreyi terk eder. Balkanlar ve Ege bölgelerinden gelen Türkler ise, yöreye yerleşirler.
Çanakkale
GENEL
Çanakkale: Gelibolu yarımadası ile, Anadolu’nun uzantısı olan Biga yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir. Ege ve Marmara bölgelerinde, toplam 671 km. kıyı şeridi bulunmaktadır.
Yörenin iklim şartları değerlendirildiğinde: Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin etkisinde, bir geçiş ikliminin egemen olduğu görülür. Buna göre: yağışlar genel olarak: bahar ve kış aylarında görülür.
İl topraklarının: yüzde 53 ormanlar, yüzde 33 tarım arazileri, yüzde 2 çayırlar ve meralar kaplamaktadır. Tarım arazilerinin ise: yüzde 9 zeytinlik, yüzde 80 tarla arazisidir. Yetiştirilen tarım ürünlerinin en önemlileriyse: hububat.
Çanakkale
ÇANAKKALE BOĞAZI HAKKINDAKİ BİR EFSANE
Antik dönemde: boğazın Avrupa yakasında: Sestos şehrinde, büyük bir Afrodit Tapınağı varmış. Tapınakta ise; Hero isimli, çok güzel bir rahibe.
Sestos şehrinde: baharda düzenlenen şenlikte, Afrodit Tapınağına getirdiği hediyeleri sunan: Abydos şehrinden Leandros; rahibe Hero’yu görür ve aşık olur.
Gerek rahibe Hero ve gerekse Leandros; her ikisi de, boğazın karşılıklı iki kıyısında yaşamaktadırlar. Ancak: sık sık bir araya gelmenin yolunu bulmuşlardır. Rahibe Hero: birçok gece, bulunduğu kıyıda ateş yakar ve Leandros, bu ateşe doğru yüzerek boğazı geçer ve büyük aşkına ulaşır.
Ancak: geçen süreç içinde: kış gelip te rüzgarlar her yönden esmeye başlayınca: Leandros bahara kadar gelmeyeceği yönünde Hero ya verdiği sözü unutur ve sevgilisine doğru kulaç atmaya başlar. Ancak, fırtına ve dalgalar, Hero’nun yaktığı ateşi söndürür ve Leandros, gücü tükenince, ölür. Hero’da, bunu öğrendiğinde, hemen oracıkta intihar ederek, ölümü seçer. “
Çanakkale Dardanos Tümülüsü
DARDANOS
Antik Yunan Mitolojisinde: Dardanos: Zeus ve Elektra’nın oğludur.
Arkadia kralıdır. Arkaida’dan Anadolu kıyılarına göç eden kral Dardanos: burada, adını taşıyan bir şehir kurar. Bu şehir günümüzde: Truva-Çanakkale arasında bir höyük olarak görülebilmektedir. Evet, kral Dardanos, şehir kurduğu bu bölgeye: Dardania adını verir. Kral Dardanos’un İtalyan kökenli olduğu söyleniyor.
Truva savaşlarında: bunlar, Truvalılara yardım ederler.
Dardanos ismi: Homeros’un İlyada destanında geçer. Bu nedenle, bölgedeki yerleşimin: MÖ.3000’lere kadar uzandığı düşünülmektedir. Bu durumda: Dardanos yerleşiminin, Truva’dan daha eski olduğu sonucuna varılıyor.
Yazılı kaynaklarda belirtildiğine göre: MÖ.85 yılında, Pontos kralı Mithridate Eupator ile Romalı komutan Sulla: bu şehirde, Dardanos barışını imzalamışlardır.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi
ÇANAKKALE 18 MART ÜNİVERSİTESİ
Üniversite: 1992 yılında kurulmuştur. Bünyesinde, günümüzde: 9 fakülte, 11 meslek yüksek okulu, 2 yüksek okul, 2 enstitü olmak üzere: 24 eğitim birimi bulunmaktadır.
Üniversite birimlerinin yerleşimi:
1.Anafartalar Kampüsü: Burada: Eğitim fakültesi var.
2.Terzioğlu Kampüsü: Burada: Rektörlük, Genel Sekreterlik: İlahiyat, Güzel Sanatlar, Fen-Edebiyat, Mühendislik-Mimarlık, Su ürünleri ve Ziraat fakülteleri bulunuyor.
3.Dardanos Kampüsü: Burada, çeşitli fakültelerin uygulama alanları bulunuyor.
4.Üvecik Kampüsü: Yine, burada da, Ziraat fakültesi uygulama alanları var.
NE YENİR
Çanakkale yöresinde, yerel lezzetleri tatmak isterseniz: size önerebileceğim yemeklerin başında: Tumbi, Çırpma ve Melki Yemeği. Tabii deniz ürünü yemek isterseniz: sardalya yani boklu kebap. Sardalya balığı: özellikle Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında yağlanıyor. Bu aylarda, sardalya nın ızgarasının tadı doyumsuz olur. Size önerim: asma yaprağında “sardalya” yemelisiniz.
Son olarak: yöreyi ziyaret edenler için önereceğim yöresel lezzet: peynir helvası. Taze peynir ve şeker ile yapılıyor. Özellikle: fırınlanmış peynir helvası denemelisiniz. Helva üzerinde, dondurma da ayrı bir lezzet.
NE SATIN ALINIR
Çanakkale ismi ile özdeşmiş, bir obje: Çanakkale Seramikleri. Çanakkale’ye adını veren: seramikler, çömlekler, testi ve sürahiler, şehir merkezindeki turistik dükkanlarda satılıyor, buralardan zevkinize göre çeşitli seramik hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. Özellikle: minyatür Truva atı ilgi çekici.
GEZİLECEK YERLER
Şehir merkezinde: arabalı vapur iskelesinin her iki yanında: lokantalar, barlar, kafeler ve yürüyüş yapanların bir süre oturarak dinlenebilecekleri bankların bulunduğu kordon bölgesi var.
Bu kordon bölgesi ve iskele civarı; genellikle gece-gündüz, şehrin en hareketli yeridir. Kordon bölgesindeki lokantaların büyük bölümü: muhteşem lezzetli deniz ürünleri sunmaktadırlar. Bu lokantalarda: her mevsim taze balık bulabilirsiniz.
Çanakkale Saat Kulesi
SAAT KULESİ
İl merkezinde, iskelenin hemen karşısındadır.
Saat kulesi: 1897 yılında: Sultan II. Abdülhamit döneminde, İtalyan tüccar ve konsolos Emili Vitali tarafından yaptırılmıştır. (10.000 altın verdiği söyleniyor) 5 kattan oluşan kulenin kenarının uzunluğu: 4.5 metredir. Yapımında: pembe granit taşı kullanılmıştır.
Kulenin dört cephesinde de: saat bulunmaktadır. Kare planlı yapı, yukarıya doğru incelerek yükseliyor. En üstte ise: çokgen gövdeli, çan asılan bir çan köşkü var. Kulenin kapısı: güney cephede.
Kulenin hemen altında, kuzeydeki çeşme: 1889 yılında, yörede yaşayan Yahudi Halyo tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin mermer kurnası ve ayna taşı var. Saat kulesi, Çanakkale’de yaşayanların, bir buluşma noktası.
Çanakkale Aynalı Çarşı
ESKİ ÇANAKKALE, AYNALI ÇARŞI
Saat kulesinin bulunduğu bölgenin hemen arkasındaki sokaklar: şehrin eski mahallelerine çıkmaktadır. Bu daracık sokakların çevresindeki eski konutlar ve dükkanlar, günümüzde kafe olarak kullanıma açılmış. Ayrıca, küçük hanlar da bulunuyor.
Evet, bir türküde söz edilen meşhur “Aynalı Çarşı” da buradaymış. Aynalı Çarşı: bu bölgede, 1889 yılında, Sultan Abdülhamit döneminde, saat kulesinin altındaki çeşmeyi yaptıran, Yahudi Halyo tarafından yaptırılmış. Bu yüzden: Halyo çarşısı olarak da biliniyor. Girişin her iki tarafındaki aynalardan ötürü “Aynalı Çarşı” olarak da biliniyor.
İstanbul’da bulunan, ünlü Mısır Çarşısının küçük bir benzeriymiş. Ancak: Çanakkale Savaşları sırasında; İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth tarafından, top ateşi açılarak yıkılmış. Çarşı yapısı, bundan sonra, bir süre yıkık olarak kalmış. Daha sonra ise, eski haline pek benzemeyen şekilde yeniden yapılmış. Günümüzde, burada 14 dükkan var. Çarşıya aynalı çarşı isminin verilmesinin nedeni: askerlerin çarşıya çıktıklarında, buradan cep aynası satın almaları.
“Çanakkale içinde aynalı çarşı, Ana ben gidiyorum düşmana karşı” İşte, büyük bir savaşı özetleyen türküden bir dize.
Çanakkale Nurset Mayın Gemisi
NUSRET MAYIN GEMİSİ
Bu bir maket ve 1982 yılında yapılmıştır. Ancak, gerçek geminin, bire-bir kopyasıdır. Yani, aynı ölçülerde. Geminin boyutları: boyu 42 metre ve genişliği 7.5 metredir. Çimenlik kalesi sahil şeridinde bulunuyor. Geminin arka tarafındaki raylar üzerinde: 1915 yılında kullanılan mayınlar var.
Geminin iç kısmında ise: Çanakkale Zaferiyle ilgili eski gazete yazıları, gemiye ait seyir cihazları, mayın gurup komutanı Nazmi Akpınar için yapılmış şeref köşesi ve gemi komutanı Hakkı yüzbaşının üniforması bulunuyor. Alt güvertede: 1914-1915 yılları arasında meydana gelen Çanakkale savaşları, kronolojik sıraya göre anlatılıyor.
Çanakkale Çimenlik Kalesi
ÇİMENLİK KALESİ-KALE-İ SULTANİYE (SULTAN KALE)
Şehre adını veren önemli ve görkemli bir anıttır. 15’nci yüzyıl ortalarında, Fatih Sultan Mehmet tarafından boğazın kontrolü için yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise onarılmıştır. Dış surlar ve iç kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.
110×155 metre ölçülerindeki dış surlar, dikdörtgen planlıdır. Duvarlarının kalınlığı 6-7 metre arasında değişir. İnsan boyunda ve 2 metre kalınlığında mazgalları vardır.
Kuzey duvarının ortasında bulunan 14 metre yüksekliğinde ve 15.5 metre çapındaki kule en önemlisidir. 29 x 44 metre boyutlarındaki iç kale, 22 metre yüksekliğindedir. Burası 3 kat ve üst sofa bölümlerinden oluşur.
Günümüze kadar iyi korunmuş olarak gelen bu yapı, Boğaz Komutanlığının sorumluluğundadır.
Çanakkale Deniz Müzesi
ÇANAKKALE DENİZ MÜZESİ
Çimenlik kalesinde bulunmaktadır.
Çanakkale Deniz Boğaz Komutanlığı tarafından işletilmektedir ve halka açıktır. Müze: 1982 yılında kurulmuş olup, müzenin bahçesindeki park alanında: Çimenlik kalesi unsurlar ve Nusret Mayın gemisi bulunuyor. Bahçede ayrıca: çeşitli top, tüfek, taşıma arabaları, torpido ve mayınlar görülebilir.
Müzenin içinde ise: çeşitli maket, resim ve fotoğraf galerileri var. Ayrıca: Çanakkale savaşlarında kullanılan silah ve askeri objeler sergileniyor. Galerinin ikinci katında: asker ressamlardan Mehmet Ali Laga’ya ait, 97 kara kalem ve sulu boya tablo sergileniyor. Bu müzede görebileceğiniz ilginç obje: Almanların, Sultan Abdülaziz’e hediye ettikleri, sultanın tuğrasının işlendiği top kaması.
Çanakkale Fatih Camii
FATİH CAMİİ
Çarşının güney ucunda ve kalenin doğusundadır. 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde yenilenerek minareden sonra iki katlı bir bölüm eklenmiştir.
KALE MESCİDİ
Çanakkale Hisarının girişindedir. Mihrabı ve iki duvarı sağlam durumdadır. Minarenin alt bölümü kesme taş, gövde ve şerefe ise tuğladır. Basık kemerli kapı, esmer ve beyaz taştan yapılmıştır.
Çanakkale Yalı Hanı
YALI HANI
Yapılış tarihi hakkında net bilgiler yok. Ancak: bu han, uzun süre yöreye gelenler tarafından konaklama amacıyla kullanılmış. Hanın tarih içindeki en büyük rolü ise, Truva hazinelerini çalarak, yurt dışına kaçıran, Alman Schiller’in; hazineleri çalıp, yurt dışına kaçırırken, buradan geçtiği konusunda, anılarında söz etmesidir.
Yani: bu han hakkında, 1880 ve 1910 yıllarında yazılı belgelerde kayıt var. Net olarak: büyük olasılıkla, 1889 yılında: bir Rum aile tarafından yaptırıldığı sanılıyor.
Bu yıllarda: buharlı gemilerin, deniz ulaşımına sürat kattığı bu yıllarda, Çanakkale’den gelip geçenlerin konaklama ihtiyaçları buradan karşılanmış. Dünyanın dört bir yanından İstanbul’a gelen veya İstanbul’dan ayrılan her deniz taşıtı: Çanakkale’de mutlaka konaklar, mevsimine göre bazen birkaç gün, bazen haftalarca kentte misafir kalırlardı. Dolayısıyla, bu yolcuların bir kısmı: Yalı Han’da konaklamışlardı.
Han: 1940 yılında yanmış ve daha sonra, büyük bölümü betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. 1975 yılına kadar, yine konaklama işlevini sürdüren han; günümüzde başka işlevler yürütüyor. Üst katlardaki 22 oda kullanılmıyor. Zemin kattaki 12 odadan, 7 tanesi, çeşitli el sanatları üretimi için kullanılıyor. Avlusunda ise, çay bahçesi var.
Çanakkale Arkeoloji Müzesi
ÇANAKKALE ARKEOLOJİ MÜZESİ
Bu konudaki ayrıntılı ve muhteşem bir yazı: yine bu sitede “Çanakkale Arkeoloji Müzesi” adı altında bulunuyor. Oradan, müzeyi inceleyebilirsiniz.
Çanakkale Hasan Mevsuf Şehitliği
HASAN MEVSUF ŞEHİTLİĞİ
Bunlar: Çanakkale Savaşlarında büyük cesaret gösteren ve şehit olan iki subaydır. Bunlar, Batarya komutanı Üsteğmen Hasan Bey ve Gözetleme Subayı Teğmen Mevsuf’un anısına inşa edilmiştir. Şehitlik: şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Eski Çanakkale-İzmir yolu üzerindedir. Ziyaretçiler, Şehitliğe kolayca ulaşabilmektedirler. 1990 yılında, şehitliğin, çevre düzenlemesi ve restorasyonu yapılmıştır. Şehitlik 18 Martta anma törenlerine ev sahipliği yapmaktadır.
Çanakkale Kepez ve Kepezaltı
KEPEZ VE KEPEZALTI
Şehrin, İzmir çıkışı: Kepez mevkii olarak isimlendiriliyor. Burası: Çanakkale boğazının en iyi göründüğü yerlerden biri. Bu bölgede: Çanakkale il merkezinde yaşayanların, villaları ve tatil siteleri dolu. Ayrıca: buradaki bir kısım lokantada, güzel deniz ürünleri yiyebilirsiniz.
Çanakkale Dardanos Tümülüsü
DARDANOS TÜMÜLÜSÜ
Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde, Üniversiteye ait alanın yanındadır. Şehir merkezine 11 km. uzaklıkta, Kalabaklı çayı kıyısında, Maltepe’de bulunmaktadır.
Yığma toprak bir tepedir. Dünyada bilinen en eski Tümülüs (mezar) olarak öne çıkıyor. Tarihi: Truva’dan daha eskilere dayanıyor. 1959 yılında yapılan bir Çimento fabrikasının harfiyatı sırasında: tesadüfen ortaya çıkarılmıştır. 1959 yılında Rüstem Duyuran tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılan bir aile mezarlığı, bölgenin tarihine ışık tutması açısından önemlidir.
Bir koridor, ön oda ve ana mezar odasından oluşan mezarda birçok iskelet, altın takılar, tunç ve pişmiş topraktan yapılmış gereçlerle, kandiller, gözyaşı şişeleri ve müzik aletleri bulunmuştur. Mezarda, Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma yazıtlar vardır.
Evet, burası: Çanakkale’nin en eski yerleşiminin izlerini barındırıyor. Çanakkale’ye atfen sözü edilen “Dardanos” antik şehri, burada kurulmuş. Tümülüs yapısı: üç bölümden oluşuyor. Bunlar: koridor, ön oda ve asıl mezar odası. Tümülüste: bir lahit, mezar odasında kum taşından yapılmış 3 yatak, 25 iskelet ve ölü hediyeleri olarak ise: altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan objeler, kandiller, gözyaşı şişeleri, müzik araçları, sedef ve cam eşyalar bulunmuştur.
Tümülüsün bulunduğu alanda yapılan kazılarda ise: Afrodit heykeli bulunmuştur. Bu heykel: dünya arkeoloji literatürünü: Dardanos Afroditi olarak girmiştir. Heykel: MÖ.4.yüzyılın ünlü heykeltıraşlarından Praksiteles’e ait “Knidos Afrodit”i’nin küçük bir kopyası olması nedeniyle, ayrı bir önem kazanmaktadır.
Tümülüste çıkarılanlar: Çanakkale Arkeolojik Müzesinde sergileniyor. Tümülüs bölgesi, başta da belirttiğim gibi: Onsekiz Mart Üniversitesi alanında kalıyor, buraya giderseniz, görebileceğiniz pek fazla bir şey yok. Müzeyi gezerken, buranın çıktılarını göreceksiniz.
Çanakkale Nara Kalesi
NARA KALESİ
İl merkezine, 5 km. uzaklıktadır. Eski: Abydos şehrinin eteğinde kurulmuştur.
Bu kale: İngiliz donanmasının boğazdan geçerek İstanbul’u tehdit etmesi üzerine, 1807 yılında, Sultan III. Selim tarafından yaptırılmıştır. Kale yapısı: cephane deposu, dış duvar ve gözetleme kulesinden oluşmaktadır. İç kale bölgesinde ise: 9 metre yarıçapında, dairesel bir bina bulunmaktadır.
Kalenin duvarları ise: 9.5 metre yüksekliğinde, 2 metre kalınlığında ve 26 basamak merdivenle çıkılan, 20 mazgal denize hakim olacak şekilde yapılmıştır. Kale duvarlarının kalın ve havalandırma sisteminin orijinal olması: buranın sığınak olarak da kullanıldığını göstermektedir.
Nara kalesi: askeri güvenlik bölgesi içinde kalıyor. Bu yüzden ziyaret mümkün değil. Günümüzde, burada Çanakkale Boğaz Komutanlığına bağlı, Deniz Birlikleri Komutanlığı var.
Çanakkale Güzelyalı Sahili
GÜZELYALI SAHİLİ
İl merkezine, 12 km. uzaklıktadır. İzmir yolu üzerindedir. Kent merkezinden, buraya: özellikle yaz döneminde, yoğun olarak toplu ulaşım araçları bulunur. Kışın yörede yaşayan toplam nüfus 500 kişi iken, yazın bu rakam 5000’lere kadar çıkıyor. Burasının antik dönemden kalan bir ünü daha var. Çanakkale-Güzelyalı arasındaki bölüm: antik tarihte “Zeus’un yeryüzündeki bahçesi” olarak biliniyor.
Burada: uzun kumsal, plaj ve çeşitli tesisler var. Özellikle; yaz sıcaklarında, burada sürekli esen rüzgar, insanların sıcaktan etkilenmesini önlüyor. Bu sürekli esen rüzgar, aynı zamanda, sörf yapmak için de ideal bir ortam yaratıyor.
Zaten: bu bölgede: kamu kurumlarının birkaç sosyal tesisi de var. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin kampüslerinden biri bulunuyor. Ayrıca: Jandarma ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait, Sosyal Tesisler yani kamp tesisleri, denize girilebilen yerler var. Muhteşem güzel yerler. Yeşillikler arasında, merdivenlerle aşağı iniliyor ve yeşillikler denizle birleşiyor. Buradan özellikle, güneşin batışı apayrı bir güzellik yaratıyor.
Çanakkale Troya Atı
TROYA-TRUVA
Çanakkale şehir merkezine 14 km. uzaklıktaki, Troya antik kenti konusundaki ayrıntılı yazımı: yine bu sitede “Troya” ismi altında bulabilirsiniz.
Çanakkale-Çan karayolunun 38’nci km.de bulunmaktadır. Kirazlı köyü yakınlarındadır. Bölge halkı tarafından “Demir Eriyen Çeşme” olarak da bilinir. Çeşmenin suyu içerdiği mineraller nedeniyle demir içerikli olup, bu özellik, suyun sağlık açısından faydalı olduğuna inanılmasına yol açmıştır.
Çanakkale yöresinin en iyi piknik alanlarının başında gelmektedir. 1931 yılında inşa edilmiştir.
Atatürk, 1934 yılında, burada, İran Şahı Pehlevi ile birlikte, mola vererek, kahve içmiştir. Bu yüzden, hemen yakındaki çeşmeye: Gazi çeşmesi deniliyor. Çeşmenin hemen yanında ise, o günlerden bugüne kalan bir kestane ağacı bulunuyor.
Buraya yolunuz düşerse: oğlak ve kuzu çevirmesi yemelisiniz. Çünkü: bunlar, bu yörenin en önemli lezzetlerindendir.
Çanakkale Tevfikiye KöyüÇanakkale Tevfikiye Köyü
TEVFİKİYE KÖYÜ
Çanakkale şehir merkezine bağlı Tevfikiye köyü, son yıllarda turizm yönünden öne çıkıyor. Burası, Truva dönemini yaşatan arkeo-köye dönüştürüldü. Truva antik kentine yapılan ziyaretler sırasında burada mola veriliyor. Organik meyve-sebze, hediyelik eşyaların alışverişi yapılabiliyor. Truva tarihinden izler görülebiliyor.
Arisbe-Musa köyü
ARİSBE
Şehir antik çağda Troas bölgesinde, günümüzde ise Çanakkale ilinin kuzeybatısındadır.
Günümüzde, yeri tam olarak belirlenememiştir. Ancak Biga yarımadasında bulunduğu tahmin edilmektedir. Daha ayrıntılı olarak Çanakkale merkez ilçeye bağlı Musaköy’dedir.
Hemeros: düzenli sıfatını yakıştırdığı Arisbe şehrinin Lesbos (Midilla) adasından gelen Aioller tarafından kurulduğunu belirtir.
Strabon: Troas bölgesinde Selleis ırmağı kıyısında kurulmuş bir kent olarak söz eder. Ayrıca: “gerçekten Aisepos nehri ile Abydos arasında yaşayanlar Troyalı idiler. Sade bunlar değil, Abydos dolaylarındakiler de Asios’un tebaasıydı. Onlar ki Perkote ve Praktios ve tanrısal Arisbe çevresinde, Sestos ve Abydos’da otururlar. “
Strabon: şehri Miletoslu göçmenlerin kurduğunu söyler.
Ancak Stephanos Byzantios ve Plinius ise, Şehrin: Lesbos adasındaki Mytileneli Aioller tarafından kurulduğunu öne sürer.
Strabon’a göre: şehir Selleis nehri kıyısında kurulmuştur. Selleis nehrinin günümüzdeki Yapıldak deresi olabileceği düşünülür. Ancak yazın kuruyan bölgedeki derelerin zaman içinde yatak değiştirdikleri de kesindir.
Strabon: “Coğrafya” adlı eserinde, Arisbe şehrinin, konumundan bahseder. İlk kurulduğunda deniz kıyısında bulunan ve bir liman kenti olan Arisbe’nin akarsuların taşıdığı alüvyonlar sonucu, günümüzde deniz kıyısından içeride kaldığı bilinmektedir.
Antik çağda Troas bölgesinde, kendi adına sikke basan kentler arasındadır.
Büyük İskender’in MÖ 334 yılında Hellespontus’a Abydos üzerinden geçer geçmez ordusunu konaklattığı ilk yer olan Arisbe, yakınındaki Abydos şehri nedeniyle tarihin hiçbir döneminde büyük bir gelişme gösterememiş ve MÖ 3’ncü yüzyılda Abydos topraklarına dahil olmuştur.
GÜNÜMÜZ
Bugün şehir toprak altındadır.
Günümüzde, denizden yaklaşık 750 metre içeride bir höyük yerleşmesi olan Arisbe’nin yüzeyindeki seramikler, ağırlıklı olarak Tunç ve Demir çağlarına aittir.
Geç Kaltolitik-Tunç çağına ait kırmızı ve siyah astarlı bir kısmı perdahlı çeşitli çömlek ve kase formları, en erken yerleşime ait olmalıdır.
Mimariye ait kiremit parçaları tespit edilmiştir.
Küçük buluntu olarak çakmaktaşı parçaları, en yakın benzerleri Troya’da bulunan Tunç ve Demir çağına ait çeşitli formlarda ağırşaklar ile taştan minyatür el baltası, bir dilgi parçası ve bir adet disk biçimli kenarları yuvarlatılmış seramik parçası bulunmuştur.
Günümüzde çevresi tarla olarak kullanılan höyüğün üzerinde, bağ, meyve bahçesi ve bir bostan bulunur.
Yerleşimin üst kısmında, bir adet obsidiyen alet parçası ve ortası delinmiş disk biçimli boynuzdan bir obje ve oval formlu ortası delinmiş bir çakıl taşı ele geçmiştir.
Arabis şehrinde ele geçen, şeffaf olmayan mat siyah tonlu bu obsidiyen parçası, muhtemelen Anadolu kökenli farklı bir kaynağı işaret eder.