Ardahan Göle

 

Ardahan Göle

İlçenin Ardahan il merkezine uzaklığı 45 km dir. Göle Kars arası uzaklık: 77 km. Göle Artvin arası uzaklık: 174 km. Göle Erzurum arası uzaklık: 173 km. Göle Yusufeli arası uzaklık: 132 km. Göle Çıldır arası uzaklık: 101 km.

TARİHİ

1878 yılındaki Rus işgalinden sonra, kaza merkezi, günümüzdeki ilçe merkezi yani Merdinik köyü olur. 30 Eylül 1920 tarihinde Rus işgalinden kurtarılır ve 40 yıllık esaret biter.

Göle 1992 yılında Ardahan iline bağlanmıştır. Belediye teşkilatı 1926 yılında kurulmuştur.

Ardahan Göle

GENEL

Ardahan ilinin en büyük ve önemli ilçesidir. İlçe merkezinin rakımı, 2038 metredir.

Düz bir arazide kurulmuştur. Köyleri ise düz ve kısmen engebeli arazidedir. Arazinin bir kısmı ormanlıktır ve kalan bölüm ise çayırlıktır buna istinaden “Yeşil Göle” diye de tanınır.

Bir kaynakta, Göle ilçesi, düzlük göl halinde idi. Suların çekilmesiyle yerini düzlük ve çayırlar almıştır. Bundan sonra da adına “Göle” denmiştir şeklinde bir ifade bulunmaktadır. 

Kışlar uzun ve sert geçer, yazları ise ılık ve yağışlıdır.

Kış döneminde sıcaklık eksi 30-35 derecelere kadar iner. Kar kalınlığı ise 1 metre civarındadır. İklim denince, Göle’de iklimle ilgili bir deyiş vardır “8 ay beyaz, 3 ay ayaz, 1 ay yaz”

Göle Kaz eti

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse, kaz etli üçlü pilav yemelisiniz. Bunun püf noktası, kaz eti pişirildikten sonra fırında kızartılmasıdır.

Göle Kültür ve Kaşar Festivali

GÖLE KÜLTÜR VE KAŞAR FESTİVALİ:

Her yıl düzenlenmektedir. Kaşar peyniri üzerine kurulmuş bir şenliktir. Göle Belediyesi ve İstanbul Göle Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir. Festival tarihi olarak: Temmuz ayı içinde yapılır.  Festivale Göle ilçe merkezinde bulunan kaşar firmaları da destek veriyor. 

Evet Festival, Cumhuriyet Meydanından başlar. Resmi açılışı ise, Göle Yaylasında yapılır. Üç gün süren festivalde konserler, kültürel etkinlikler ve yöresel tatlar ziyaretçilerle buluşur. 

Göle Uluslararası Canibeg Yayla Festivali

ULUSLARARASI CANİBEG YAYLA ŞENLİĞİ:

Festival Canibeg yaylasının bulunduğu Köprülü Belediyesi tarafından düzenlenmektedir. Ayrıca Köprülü Beldesi Derneği ve Köprülü Derneği Anadolu Yakası Şubesi de katkı sağlamaktadır. 

Temmuz ayı başında yapılır. Yörede katılan vatandaşlar yöresel müzik eşliğinde halaylar çekip piknik yaparlar. Yöresel yiyecekler ve çağ kebabı sunulur. 

 

 

Göle Nihat Delibalta Meslek Yüksekokulu

NİHAT DELİBALTA GÖLE MESLEK YÜKSEK OKULU

İlçe merkezinde Fevzi Çakmak Mahallesi, Çevre Yolu Sokaktadır. 

Okul, 2011 yılında Ardahan Üniversitesine bağlı olarak kurulmuştur. Dört program vardır. Bunlar: Eczane hizmetleri, Laborant ve Veteriner Sağlık, Posta Hizmetleri, Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programlarıdır. 

Hizmet binası yaklaşık 4200 metre kare kapalı alana sahiptir. Bina önünde 1900 metre kare park ve yeşil alan vardır. Binada toplam 48 kişilik 12 derslik bulunur. 

Ayrıca bir kapalı spor salonu vardır. Kampüse yaklaşık 500 metre uzaklıkta, 300 kişilik öğrenci yurdu vardır. 

Son bir not olarak Sn Nihat Delibalta’dan birazcık söz edelim. Kendisi 1946 Ardahan doğumludur. Memleketi Göle için, önemli eğitim yaptırımları yapmıştır. 

Ardahan Göle

GEZİLECEK YERLER

Ardahan Göle Kalecik Kalesi

KALECİK KALESİ

İlçe merkezine bağlı 32 km uzaklıktaki Kalecik köyünün 450-500 metre güneyindedir.

Kalecik köyü eski ismi Kumurlus’tur. Gürcüce Kumurlusi biçiminde yazılan bu yer adı, Gürcü tarihçi ve coğrafyacı Vahuşti’ye dayanmaktadır. Geç dönemde buradaki kale nedeniyle Kalacık/Kalecik ismi verilmiştir. 

Evet Kalecik kalesinin eski ismi Beçi Kalesidir.

Köyden gelen derenin oluşturduğu vadi ile Kura vadisinin kesiştiği noktada sarp hayli geniş bir alana kurulmuştur. 

Kalenin MÖ 8’nci yüzyılda Urartular tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir.

Mimari özelliği bakımından Urartu kale mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.

Savunmaya elverişli olan kalenin güneyi sarp bir kayalık ile sınırlandırıldığından bu kısımda herhangi bir sur duvarı yoktur. 

Kuzey yönden, iki tarafı yarı silindirik birer burçla takviye edilmiş kapıdan giriliyor. Giriş kapısının iki yanında yarı yuvarlak forma sahip birer burç bulunmaktadır. 

Kalenin kuzey beden duvarında dördü yarı yuvarlak ve biri dikdörtgen planlı, beş burç bulunmaktadır. Burada bulunan ahşap kirişin, kaleye sonradan eklendiği tahmin edilmektedir. 

Kalenin güneydoğu ucunda, uçuruma açılan küçük bir giriş daha bulunmaktadır. 

Kalenin surları dolma duvar tekniğiyle inşa edilmiş olup ortası moloz taşlar ve harçla doldurulmuştur. 

Kalenin sonradan elden geçirildiği ve onarıldığı, kullanılmış olan malzemenin farklılığından anlaşılmaktadır. 

Ardahan Göle Yaylalar

YAYLALAR

Göle Okçuoğlu Yaylası

Okçuoğlu Yaylası

Köroğlu dağlarının eteklerindeki bu yayla, birçok çeşitli bitkileri ve yabani hayvan varlığı ile doğal bir güzellik sunmaktadır. Çadır ve karavan kampı için elverişli alanlara sahiptir. Şehir merkezine uzaklığı 90 km dir. Dolayısıyla el değmemiş güzelliğiyle Okçuoğlu Yaylası Kamp Alanına ulaşım özel araçlarla ağlanıyor. Bu sayede iki şehri birbirinden ayıran doğal bir yaylada, kendi karavanınızda kamp deneyimi yaşayabilirsiniz. 

Yaylada özel bir tesis bulunmuyor. Bu nedenle yaylada kalacağınız süre boyunca ihtiyaç duyacaklarınızı, yanınızda götürmeniz gerekir. 

Yaylanın çevresinde  sarp kayalıklar var. Dolayısıyla Okçuoğlu Yaylası tırmanış ve dağcılık etkinlikleri için de kullanılmaktadır.

Son bir not: Kamp alanında yabani hayvan  hayatı oldukça aktiftir. 

Göle Canibek Yaylası

Canibek Yaylası

Burada her yıl “Canibek Yayla Şenlikleri” yapılıyor. Şenlikler hakkındaki ayrıntılı bilgiyi yukarıda giriş kısmında verdim. 

Canibek yaylasının mis kokulu orman havası, güzel çiçekleri, acı suyu (maden suyu), yayla inişinin kaymaklı gevrekleri, yufka ekmeği, katmeri ve çağ kebabını mutlaka tatmak gerekir.

Yaylanın rakımı 2170 metredir. Yüksek rakımı sayesinde yayla havası serin ve temizdir. Yazın serinlemek, doğayla baş başa vakit geçirmek için uygundur. 

Ayrıca burada Köprülü Belediyesinin doğal kaplıcası ve maden suyu da bulunuyor. Acı suyu olarak adlandırılan maden suyu kaynağına mutlaka gidin. 

Göle Bülbülan Yaylası

Bülbülan Yaylası:

İl Merkezine 15 km uzaklıktadır.

Bülbülhan yaylası, bölgedeki diğer yaylalara göre ön plana çıkmıştır. Ardana, Artvin, Erzurum illeri ortak sınırı arasında kalan Yalnızçam dağları üzerinde 2600 metre rakımlı geniş platolara sahip ve 1876 yıllarına kadar geçmişi olan bir yerleşim yeridir. 

Hanlar, dükkanlar, oteller olan aynı zamanda Karadeniz’e Doğuya açılan İpek Yolu güzergahında olan bir yayladır. Çevresinde 38 tane yayla bulunmaktadır. Soğuk suyu, çam ormanları, tatlı su alabalıklarıyla gerçekten görülmeye değerdir. 

Göle Bülbülan Yaylası

Çarlık Rusya döneminde komşu Gürcistan Batum şehrinde kurulan ticaret merkezi olmasından kaynaklanan 93 savaşı öncesi, buradaki halkların birlikte yaşadığı dönemlere dayanır. 93 Harbinden sonra Çarlık Rusya’sının yıkılmasıyla ülkelerin sınırları belirlendikten sonra, Ticaret merkezi olarak Bülbülan Yaylası seçilmiştir. 

Ayrıca topyolu güzergahında 90 Harbinde askerlerimizin kullandıkları bu yol, kış şartlarında donma tehlikesi geçiren askerlerimize bir komutanın bir kuşun izini takip ederek Bülbülan yaylasındaki Hanlara ilerler.

İşte bu Bülbül kuşunun yol göstermesine tanıklık etmesine rağmen adını da Bülbül Han yani Bülbülün Hanı var isminde, oradan kalmıştır. 

1970’li yıllara kadar Türkiye’nin her tarafından gelen tüccarlarla tanınmış kalabalık bir hayvan pazarı devam etmiştir. 

Son zamanlarda atıl kalmasının ardından 2005 yılında Yaylada Festival yapılmaya başlanmıştır. Yeniden, hanlar, oteller, fırınlar, dükkanlar faaliyete geçirilmiştir. Halen bölge eski canlılığına kavuşturulmaya çalışılıyor. 

Burada bir sorun günümüze kadar devam etmiştir. Yıllardır burada üç ilin insanları, ortak yaylalarda birlikte yaşamalarına rağmen, Artvin ve Ardahan sınırlarının tespiti, yetkililer tarafından yapılmadığından, halkların arasında sınır kavgaları çıkmakta, mahkemelere intikal etmektedir. 

 

Göle Dedeşen Köyü

DEDEŞEN KÖYÜ: 

Köprülü (Koreveng) Beldesine bağlı Dedeşen Mahallesindedir. Dadaşeni ise Gürcüce köyün adıdır, “bilge köyü” anlamına gelir. 

İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. 

Kitabesi yoktur, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmez. Ancak mimari üslup değerlendirildiğinde, 15’nci yüzyıldan kalma olduğu düşünülür.

Yavuz Sultan Selim’in, 1514 yılında Çaldıran seferinden dönerken burada konakladığı söyleniyor.  O dönem köyün bulunduğu alandaki handa yaşayan Şeyh Ahmedi Kebir ve Şeyh Mehmedi Kebir adlı iki kardeşin, orduyu misafir ettiği anlatılır. Kardeşlerin fakir olmalarına rağmen, tüm askerlerin heybesine yiyeceklerle doldurup sefere uğurladığı, Yavuz Sultan Selim’in bu misafirperverlik dolayısıyla yerleşim alanını Ahmedi Kebir ve Mehmedi Kebir kardeşlere bırakıp sefere devam ettiği anlatılır. Ayrıca köyün ismini “Dedeşen” koyar. 

Burada Şeyh Ahmet’in ikramlarından memnun kalmış ve beğenisini “Dede Şen Olasın” diyerek ifade etmiştir. Bu olaydan sonra köyün ismi Dedeşen köyü olmuştur.

 

KÜLLİYE:

Evet; Dedeşen köyünde, Osmanlı döneminden kalma bir külliye bulunur.

Bu külliyede: cami, türbe, çeşme, hamam ve medrese bulunur. Cami ve türbe günümüze ulaşmış, diğerlerinden sadece harap haldeki hamam ulaşmıştır ki o da samanlık olarak kullanılmaktadır Medrese ile ilgili hiçbir kalıntı yoktur.

Göle Dedeşen Köyü Gümüşparmak Camii
GÜMÜŞPARMAK Camiİ:

Caminin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. 16’ncı yüzyıl Osmanlı eseri olduğu tahmin edilmektedir. Bugün giriş kapısı üzerinde yeni harflerle, 1500 yılında inşa edildiğini belirten bir kayıt bulunmaktadır. 

Tek kubbeli cami, Osmanlı mimarisine göre yapılmıştır. Kare kaideli kesme taştan, caminin önünde bir de son cemaat yeri olduğu, konsol, sütün kaidesi ve sütun gövdesi gibi kalıntılardan anlaşılmaktadır. Batıdan içeri girilen caminin üzeri pandantiflere dayanan bir kubbe ile örtülüdür. 

İç mekanın batısında orijinal minareye ait bir merdiven bulunmaktadır. Batıdaki girişin soluna, 1993 yılında silindirik gövdeli bir tek şerefeli minare eklenmiştir. 

 

PAŞALIK KONAĞI:

18’nci yüzyıl başlarına ait Paşalık Konağından iz kalmamıştır. 

Hamam:

Günümüzde hamam özel mülkiyetin elinde olup, samanlık olarak kullanılmaktadır. 

 

PAŞALIK ÇEŞMESİ:

Köyün ortasında bulunan çeşmenin, cami ve türbeden sonra, 18’nci yüzyılın başlarında yaptırıldığı, adından yola çıkılarak elde edilen bir fermandan anlaşılmıştır. 

Bu ferman Sultan III Ahmet tarafından Çıldır Sancakbeyliği sınırları içinde has ve tımar  toplamaya yetkili kılınan, ayrıca Paşalık da verilen Mehmet Halife’ye aittir. Onun yaptırdığı çeşme de bugün Paşalık Çeşmesi olarak anılmaktadır. 

Çeşme, düzgün blok taşlarla inşa edilmiştir. Cephe uzunluğu 4.60 metre, sağlam kalan yüksekliği ise 2.80 metredir. Siyah bazalt taşlardan yapılan çeşmenin, kalan izlerden kubbeli bir hazneye sahip olduğu ve bu haznenin de suyun menbaına kurulduğu anlaşılmaktadır Ön kısmında yer alan kare planlı çevre duvarı, orijinal olmayıp, sonradan çevredeki taşlarla gelişigüzel örtülmüştür. 

 

Medrese:

Yok olmuştur, hiçbir kalıntı yoktur. 

Hazire:

Caminin yanında, 19’ncu yüzyıldan kaldığı düşünülen sanat tarihi yönünden önemli mezar taşları vardır. Fesli, sarıklı ve üçgen biçimli mezar taşlarının 1786 tarihli olanlarının bitkisel ve geometrik örneklerle tezyin edildiği, bazılarında ibrik ve tepsi motiflerinin yer aldığı görülür. 

ŞEYH AHMET VE ŞEYH MUHAMMET TürbeSİ:

Köyün kurucusu olduğu ileri sürülen Şeyh Ahmedi Kebir ve Şeyh Mehmedi Kebir’in türbesi, köyün hemen çıkışındadır.  Mezarları türbenin içinde yer alan iki kardeşin yanında onlarca mezarda ise, Arapça yazılı kitabede kendilerine bağlı olanlar yatıyor. 

Türbelerin kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Plan ve mimari özelliklerine bakılarak 16’ncı yüzyılın sonlarına tarihlendirilir.

Yöredeki düz kahverengi taşlarla yapılmış olan türbenin üst örtüsü ahşap kaplama iken, 1996 yılında onartılmış beton kubbeyle örülmüş ve saçla kaplanmıştır. 

Onikigen planlı olarak inşa edilmiş olan türbenin giriş kapısı kuzey yöndedir. Sivri kemerli bir alınlıkla sonlanan dikdörtgen kapı, iki adet sade profille çerçevelenmiştir. Türbenin kaideden itibaren yüksekliği 2.75 metredir. 

Türbenin zemini düz olup, içinde Şeyh Ahmet-i Kebir ve Şeyh Muhammed’i Kebir’in taş sanduka mezarları bulunmaktadır. 

 

Göle Dadaşeni Kilisesi
Dadaşeni Kilisesi:

İlçe merkezine bağlı Dedeşen’de Orta çağda Gürcülerden kalma bir kilisedir. Kilise, 9-10’ncu yüzyılda Gürcü krallığı döneminde inşa edilmiştir. Gürcü krallığının parçalanmasından sonra, bağımsız devlet haline gelen Samtshe-Saatabago döneminde Dadaşeni Piskoposluk merkeziydi. 

16’ncu yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı bölgede hakimiyet kurunca kilisenin önemi kalmamış ve zaman içinde yıkılmıştır. 1907 yılında Gürcü tarihçi Takaişvili tarafından kilise bu tarihte yıkılmış ve taşlarıyla kilisenin yakınındaki cami inşa edilmiştir. 

Evet Dedeşen köyünün 300 metre batısında bulunan kale ve kiliseden günümüze sadece duvarların bazı bölümleri kalmıştır. 

Kilisenin apsisinin kuzey kısmı ile güney duvarının bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Güneydeki odada birkaç kaplama taş da tespit edilmiştir, diğer bütün kaplama taşları sökülüp alınmıştır. 

Göle Dadaşeni Kalesi
KALE:

Köyün kuzey sırtlarındaki alçak bir tepe üzerine kurulmuştur. Harap haldeki kaleye ait kalıntılar geniş bir arazi üzerine yayılmış olup, yöredeki en büyük kaleye ait kalıntılar hissini vermektedir. Düzensiz yontu taş malzeme ve Horasan harcından oluşan duvar parçaları ile günümüze ulaşan kalenin ilk inşa evresi bilinmemektedir. Ancak kalıntılar içinde bulunan siyah bazalt taşından yapılmış at ve koç heykelleri, Kalenin Karakoyunlulardan beri kullanıldığını kanıtlamaktadır. 

Tarihi kaynaklarda “Göle Kalesi” diye bir kaleden bahsederken, harap halde olan Göle Kalesinin 40 bin akçe ile tamir ettirildiği ve bundan evvel onarım için 10 bin akçe verilen Germücek Kalesinin de köklü kale olmadığı için onarılmadığı, şenlikten uzakta bulunması ve gerektiğinde sığınılacak kadar geniş olmaması sebebiyle yıktırılarak terk edildiği, içindeki muhafızların silah ve zahiresi ile birlikte Göle Kalesine nakledildiği ifade edilmektedir. 

Evet tamamı yıkılmış olmasına rağmen, kalan izlerden 250 x 350 metre boyutlarında, dikdörtgen bir alana kurulduğu ve doğu surlarının yarım silindirik burçlarla takviye edildiği anlaşılır. 

 

Sonuç:

Kale ile birlikte  cami, türbe, medrese, hamam, çeşme ve konak gibi çok sayıda tarihi kalıntının varlığı, Dedeşen’in köy olmaktan öte bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır. 

Günümüzde Dedeşen köylüleri, köy yerleşim alanı yakınındaki iki tepede, devasa büyüklükte bir yeraltı çarşısı, çarşının üstünde ise hanların bulunduğunu ileri sürmektedirler ve bu tarihi varlıkların gün yüzüne çıkarılmasını istemektedirler.

 

 

Göle Budaklı Kilisesi

BUDAKLI (CİCOR) KÖYÜ KİLİSESİ

Köy ilçe merkezine 21 km uzaklıktadır. 

Köyün eski adı Cicori’dir. Günümüzde Budaklı olarak anılmaktadır. Cicori kelimesi, Türkçe buğdaykaramuğu denilen çiçeğin, Gürcüce adıdır. 

Orta çağdan kalma Gürcü kilise köyün yüksek kısmında bir tepede konumlanmıştır. Yapı, tek nefli ve dikdörtgen plana sahip, yaklaşık 11 x 4 metre büyüklüğündedir. İnşa malzemesi kaba yontulmuş küçük taşlardır. Zaman içinde büyük ölçüde harebeye dönmüştür. 

Evet, kilisenin 1907 yılında çatısı çökmüştür. Bugün duvarları: güney cephenin büyük bir kısmı, doğu, batı ve kuzey duvarlarının da orta bölümleri yıkılmıştır. 

Göle Uğurtaş Köyü

UĞURTAŞ KÖYÜ

Uğurtaş köyünün bilinen en eski ismi “Dört Kilise” dir. İlçe merkezine 24 km uzaklıktadır. 

Dört kilise adı, köyde bulunan 4 adet kiliseden gelir ve Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır. 

Günümüzde: Uğurtaş köyü sınırları içinde, Dörtkilise Kilisesi ve Dörtkilise Çifte Kilisesi dışında da kilise kalıntıları vardır. Köyün merkezinde bulunan kilisenin yerinde sonradan cami inşa edilmiştir. 1907 yılında ise bu yapı temellerine kadar yıkık haldeydi. Küçük bir yapı olan bu kiliseden geriye, caminin bahçesinde bulunan bir sütun kaidesi kalmıştır. 

Bir başka kilise, köyün 3 km batısında, ortadan kalkmış olan bir yerleşime ait tek nefli ve apsisli kilisedir. Bu kiliseden günümüze geriye batı duvarlarının önemli bir kısmı, kuzey duvarının  bir kısmı ve apsisin güneydoğu köşesi kalmıştır. 

Köyün 3.8 km kuzeydoğusunda bulunan tek nefli başka bir kilise ise yine ortadan kalkmış olan başka bir yerleşimde bulunuyordu. Bu kiliseden günümüze apsisi kuzeydoğu ve güneydoğu köşeleri kalmıştır. 

Evet: Uğurtaş köyü sınırları içinde, günümüze 3 tane de kale kalıntısı ulaşmıştır. 

 

 

SASADELİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı Damlasu köyündedir. Köyün eski adından dolayı “Sakadeli Kilisesi” olarak da bilinir. İlçe merkezine 32 km uzaklıktadır.  

Orta çağda Gürcülerden kalma bir kilisedir. Köyün 500 metre kuzeybatısında, yüksekçe bir yere inşa edilmiştir. 

Tamamen yıkılmış olan kilisenin yerinde haçlı duvar parçaları bulunur. Buranın 100 metre ötesinde kiliseye ait kaplama taşların birinde Gürcüce bir yazıt bulunmaktadır. Bu kaplama taşları üzerinden kilisenin dolgu duvar tekniğiyle inşa edildiği söylenebilir. Söz konusu kırmızımsı taştaki Gürcüce yazıt, 10’ncu yüzyıla tarihlenmektedir. Bu yazıta istinaden kilisenin de bu yüzyılda inşa edildiği söylenebilir. 

 

OKAMİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı ve eski adı Okami olan Çayırbaşı köyündedir. 

Gürcülerden kalmış ve ortadan kalkmış yani günümüze ulaşmamış bir kilisedir. Ancak kilise çevresinde iri mezar taşlarının bulunduğu bir mezarlık vardır. Bu mezarlıktaki bazı mezar taşlarında, kabartma insan yüzleri işlenmiştir. Ayrıca bir mezar taşında ise eyerli bir at figürü bulunur. 

 

MUZARETİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı ve eski adı Muzareti olan Çakırüzüm köyünde bir Gürcü kilisesidir.

1907 yılında bu kilise Rumlar tarafından yıkılmış ve taşlarıyla yeni bir kilise yapılmıştır. Yeni kilisede bulunan ve Gürcü kilisesine ait bir taşta, Gürcü alfabesinin bazı harfleriyle bir yazı bulunur. Dört harften oluşan yazı “Aziz Giorgi” şeklinde okunur. Bir köy kilisesi olan Muzareti kilisesinden geriye, sadece bu taş kalmıştır. Bu kilisenin taşlarıyla inşa edilen Rum kilisesi de günümüze ulaşmamıştır.   

 

TURKAŞENİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı ve eski adı Turkaşeni olan Yiğitkonak köyünde Gürcülerden kalma iki kilisenin ortak adıdır. Eski adları günümüze ulaşmadığı için bu iki yapı köyün eski adıyla anılmaktadır. 

Birinci kilise: köyün 2 km kuzeyindedir. Tek nefli bir yapı olan kilise, bir yamaçtaki düzlenmiş alanda kabaca yontulmuş taşlarla inşa edilmiştir. Ancak günümüzde yapı neredeyse tamamen yıkılmıştır. Sadece apsisin güney kısmı ulaşmıştır. Apsisin bu bölümünde sıva izlerinin tespit edilmiş olması, kilisenin içinin sıvalı olduğuna işaret eder. Kilisenin yüksekliği 5.40 metre, şapelin yüksekliği 2.85 metredir. 

İkinci kilise: köyün 1.9 km kuzeydoğusundadır. Tek nefli ve dikdörtgen planlı bir yapı olan kilise, günümüze nispeten  sağlam ulaşmıştır. Kabaca yontulmuş taşlarla ve dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiştir. Dört duvarı sağlam olan yapının tonoz tipi çatısı tamamen çökmüştür. Güneydeki pencere ve kapı açıklığı, yıkılma sonucu genişlemiştir. 

 

 

 

Ardahan Çıldır

Şanlıurfa Birecik

Birecik

Bir zamanlar, yakın doğunun önemli bir merkezi, bölgenin en önemli tersane kenti, aynı zamanda bir zamanların kendircilik, zeytinyağcılık ve sabunculuk imalat merkezi, günümüzde mi?

Evet, ayakta zor durabilen bir kasaba. Birecik tersanesinde: Osmanlı devleti zamanında faaliyet göstermiş tersanede, Fırat ve Dicle üzerinde çalışan küçük boyda ırmak gemileri yapılırmış.  1571yılında, 400 geminin yapıldığı kaydedilmiş. Bunların: 250 si askerler için ve 150 si zahire için inşa edilmiş gemilerdir.

Şimdi kayık bile yapılmıyor. Bir de kelaynak kuşları. Üretim istasyonuna gidip görün. Gerekli tedbirler alınmamış olsa, nesilleri tükenecekti.

Kendircilik derseniz? Fırat kıyısında yetişen kendir bitkisinin işlenmesi bu zanaatı geliştirmiştir. Genellikle evlerde kadınlar tarafından işlenen kendir bitkisi nehir kıyısında kurulan “Kabiye” lerde işlenerek halat haline getirilmektedir. Çok az sayıda usta tarafından sürdürülen bu el sanatı bütün fabrikasyon ürünlerine rağmen hala yaşamaya devam etmektedir.

ULAŞIM

Gaziantep-Şanlıurfa karayolu üzerindedir. Şanlıurfa-Birecik arası uzaklık: 80 km. dir.

Şanlıurfa Birecik

GENEL ÖZELLİKLERİ

İlçe Fırat nehri kıyısında konumlanmıştır. Hem nehir hem de karayolu bağlantıları ilçenin genel özelliklerinde önemli yer tutar.

1951-1956 yılları arasında Fırat nehri üzerine, o dönemde Türkiye’nin en uzun köprüsü olarak yapılan Birecik köprüsü; sonucunda, bölgede büyük gelişmeler yaşanır. İlçenin rakımı 450 metredir.

Birecik ismi, Aramice/Süryanice de “Birthe/Birtha” kökenlidir ve kale/gözetleme yeri anlamına gelmektedir.

NE YENİR

Birecik’te buraya has: Mumbar (koyun bağırsağından yapılır), yeşil mercimekten yapılan Haspeli Aşı, çiğköftelik etten yapılan Şırşırlı deneyebileceğiniz tatlardan. Özellikle: mumbar.

Birecik Kelaynak Kuşları

KELAYNAKLAR

Nuh Peygamberin bereket sembolü olarak “Tufan” da gemisine aldığı kelaynaklar, geçmişte Türkiye’den Kuzey Afrika’ya, Arap Yarımadasından Fasa kadar, çok geniş bir bölgede ürerlermiş.

Ancak: avcılık, üreme alanlarında rahatsız edilmeleri, yaşam alanlarının değişmesi ve beslenme alanlarında kullanılan zirai ilaçlardan zehirlenmeleri sonucunda, sayılarında ciddi azalmalar ve dağılım olmuştur.

Günümüzde, kelaynaklar, nesli tükenmekle karşı karşıya olan kuş türlerinden biridir. Dünyada yalnızca Nil Vadisinde ve Birecik’te bulunmaktadırlar.

Birecik’te üremek için “Kayalar altı” denilen bölgeyi seçmişlerdir.

Bu seçimde: Aşağı Fırat Havzasının, Güneydoğu platolarına göre ılımlı ikliminin, tarlalardaki haşaratın bu kuşların besinleri oluşunun, İlçenin jeolojik yapısına dahil kayaların: alkalik, yani ak ve yumuşak olduğundan dolayı kolay işlenir olmasının ve de halkın söylentisine göre “Allah’ın bir bereket müjdesi” olduğu bilinci ve inancıyla, bu kuşlara ve yumurtalarına zarar vermemeleri etken olmuştur.

Günümüzdeki deyimiyle, “Sevgililer günü” olarak kutlanan 14 Şubat tarihinde, bu kuşlar Birecik’e göç ederler.

Önceki yıllarda, gökyüzünün bu kuşlarla kaplandığı bilinir.

Bunların geliş tarihinde; yörede etkinlikler düzenlenir, esnaflar ve Fırat kıyısındaki kayıkçılar başta olmak üzere, ilçede bayram havası yaşanır.

Kelaynak kuşları: başlarında tüy olmaması nedeniyle, kelaynak ismini alırlar.

Boğazı ve gagası erişkinlerde koyu kırmızıdır.

Ortalama ömürleri: 25-30 yıl kadardır. 1-1.5 kg. ağırlığa kadar erişirler. Bu kuşların en önemli özelliği: tek eşli olmalarıdır.

Eşlerine çok sadıktırlar. Öyle ki eşi ölen bazı kelaynak kuşlarının, yemeyi-içmeyi terk edip, ya da kendini kayalardan aşağıya bırakarak intiharı seçtikleri çok görülmüştür.

Birecik Kelaynak Kuşları Üretim İstasyonu

KELAYNAK KUŞLARI KORUMA İSTASYONU:

Evet, Birecik’te kelaynak kuşlarının üremeleri için “Üreme İstasyonu” yapılmış. Baraj gölü kıyısında Birecik çıkışındadır.

1997 yılında Kelaynak Üretim İstasyonu kurulmuş, 2 adet ergin ve 9 adet yavrunun doğadan yakalanıp kafeslere alınmasıyla çalışmalar başlatılmıştır. 2021 tarihinde 72 rekor yavru üretilmiştir.

Birecik Kelaynak Kuşları Üretim İstasyonu

1990 yılına kadar göç etmesine izin verilen kelaynakların dönüşleri devam etmiş. Ancak 1990 yılında, yalnızca bir kuş, göçten dönmüştür. Ancak, dönüş sürekli aksayınca, 1998 yılından itibaren göç için bırakılma bitirilmiştir.

 

KELAYNAK ÇEVRE FESTİVALİ:

Yörede bolluk ve bereket sembolü olarak görülen ve kutsal sayılan kelaynaklar adına 1984 yılından bu yana düzenlenmekte olan bir festivaldir. Festivalin amacı: ilçe ekonomisine katkı sağlamak, turizm faaliyetlerini yörede canlandırmak ve bir çevre koruma bilinci oluşturmaktadır.

 

Şanlıurfa Birecik

TARİHİ

Birecik, gerek yüzey şekillerinin elverişliliği ve gerekse Fırat nehri kıyısında bulunması nedeniyle, tarih boyunca önemli medeniyetlerin yerleşimlerine sahip olmuştur.

Tarihi süreç içinde: MÖ.9’ncu yüzyılda Asurluların eline geçen şehir, sırasıyla Pers, Makedonya, Roma ve Bizans egemenliklerine ev sahipliği yapar.

780 yılında Arap işgaline uğrar. 11’nci yüzyılın sonlarında ise; Selçuklu egemenliği görülür. 1517 yılında, Osmanlı topraklarına katılır. 1919 yılında bir süre İngiliz işgali altında kalır.

Şanlıurfa Birecik Köprüsü

BİRECİK KÖPRÜSÜ

Köprü Fırat nehri üzerinde Birecik ve Nizip ilçelerini birbirine bağlayan D 400 karayolu üzerindedir.

Köprü olmadan önce, ulaşım feribotlar ile sağlanıyordu. Köprü 1951-1956 yılları arasında yapılmıştır. Köprünün uzunluğu 720 metre, genişliği 11 metredir. Köprü Türkiye’nin ikinci büyük betonarme nehir geçiş köprüsüdür. (Birinci köprü: Fırat üzerinde bulunan Karkamış çelik demiryolu köprüsüdür.)

Birecik Köprüsü

Her iki tarafta 1.5 metre yaya kaldırımı bulunur. Nehir üzerinde beş kemer vardır. Kemerlerin her birinin açıklığı 57 metredir.

Son bir not, köprünün şantiye mühendisi Yüksek Mühendis Kadri Çile, 1953 yılında işten çıkarılan bir işçi tarafında, şantiye de görevinin başındayken öldürülmüştür. Mezarı köprü başındadır.

Birecik

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Birecik Kalesi

BİRECİK KALESİ

Fırat’ın doğu yamaçlarında yükselen kale; kalker üzerinde kurulmuştur. Yüzey şekillerinin elverişliliği ve Fırat kıyısında bulunmasından dolayı, tarih boyunca önemli yerleşimlere sahne olmuştur.

Şanlıurfa Birecik Kalesi

Kale, tek önemli tarihsel yapıdır. İlçe merkezinde yer alır. Asurlular zamanında yapılmıştır. Dönemin hükümdarı II. Salmaneser’in MÖ.859-824 yılları arasına onartarak, kendi adını verdiği kalenin son biçimi ise, 13’ncü yüzyılda atılmış. Çeşitli dönemlerde onarım görmüştür. Üzerine inşa edildiği, beyaz kalker tepeden dolayı; Beyaz kale olarak da isimlendirilmektedir.

Birecik Kalesi

Büyük kesme taşlardan yapılan yapıda; yüksekliği 30-40 metreyi bulan duvarları üstünde, 12 burç bulunmaktadır.

En büyük yenilemeyi, Memluklar zamanında yaşamış olan kale, Yavuz Sultan Selim zamanında da tamir edilmiştir.
Kalenin büyük kısmı tahrip olmuştur. Halen bir kısmında restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Şanlıurfa Birecik Surları

BİRECİK SURLARI

Kent doğuda, güneyde ve kuzeyde bir sur duvarıyla sınırlandırılmıştır. Bu sur duvarı kısmen günümüze kadar ulaşmıştır. Sur duvarı dışında yer alan teraslar üzerinde bağlar ve bağ evleri bulunmaktadır.

İlçe merkezini çevreleyen surlar, büyük tahribata uğramış ve günümüze yalnızca; bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısı gelmiştir.

Birecik Surlar

Ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen surların; 2 kapısı 1 burcu ve duvarında bir kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelere göre; 1483 yılında, Memluklu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Ayakta kalıp günümüze ulaşan kapıları: Urfa kapısı ve Meçan kapısı olarak bilinir. Günümüze ulaşamayan diğer kapılar ise kuzeybatıdaki Bağlar Kapısı ve güneydeki Meydan Kapısıdır.

 

URFA KAPISI-BAB-I RUHA

Birecik’in doğu tarafındaki sur duvarlarının üzerinde yer almakta olup, Urfa yönünden girişi sağlamaktadır. Tam olarak ayakta kalarak, günümüze kadar gelmiştir.

Sur dışına açılan doğu kapısını, boydan boya dolaşan şerit kitabeye göre; 1483 yılında Memluklu Hanı Kayıtbay tarafından, Yunus Şeref’e yaptırılmıştır.

Kapının ana yapım malzemesi: kesme taştır.

Kapının kuzey tarafında sur duvarına bitişik “Kule Mescidi” güney tarafında ise iki adet dikdörtgen mekan bulunmaktadır.

Birecik Meçan Kapısı

MEÇAN KAPISI-VADİ-İ CENG

Şehir surlarının güneydoğu tarafında yer almaktadır.

Kuzeybatı ve doğu duvarları tamamen ayakta iken, güney duvarı ise kısmen yıkılmış durumdadır.

Günümüzde, ancak bir bölümü görülmektedir. Kapıyı; batı ve güneyden kuşatan, şerit kitabeye göre; bu kapının da, Memluklu Sultanı Kayıtbay emriyle Yunus Şeref’e yaptırıldığı anlaşılmış olup, yapım tarihi 1484 yılıdır.

Meçan kapının kuzeybatı ve doğu duvarları, tamamen, güney duvarı ise kısmen ayaktadır.

Şanlıurfa Birecik Rum Kale-Hromgla

RUM KALE (HROMGLA) 

Rumkale, Birecik Ovasının kuzeyinde, Fırat nehrinin kıyı kesiminin doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir. Birecik’i kuzeyden ve kuzeydoğusundan sınırlar. 20’nci yüzyılın başlarında, kuzeyden Hısn-ı Mansur, doğudan Urfa ve Suruç kazaları, güneyden Birecik, batıdan Pazarcık ve Ayıntab (Antep) kazaları ile çevrili olduğu belirtilir. Kazanın merkezi: Halfeti kasabasıdır.

Yerleşimi nedeniyle Rumkale; Asur kralı III. Salmanassar tarafından, 855 yılında alınan Şitamrat Şehri olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık: Nöldeke, yerleşimi Fırat kıyısında, bugünkü Belkıs köyünün yukarısındaki Urum (Hörum) olarak kabul etmiş, sonraki araştırmacılar Urima’nın, Rumkale olduğunu öne sürmüşlerdir.

Urima Piskoposluğundan Ermeni Kogh Vasil; Franklardan almış olduğu Harsn Msur, Sareş ve Uremn havalisini, Antakyalı Tancredeye geri verir. Süryani vakahinamecilerine göre: Kogh Vasil ve sonra dul zevcesi adına yönetimin başına geçen Kürtig’in elinde, Kayşum Raban, Behesne ve Kal’a şehirleri bulunmaktadır. Rumkale, Süryanice isimli olan Kala’a, büyük bir olasılıkla Kogh Vasil’in Uremn’ine karşılık gelmektedir.

13’ncü yüzyılda

Rumkalede, birçok Yahudi bulunmaktaydı. Yahudi patriği: II. Ignece, diğer eserlerinin yanı sıra, Rumkale’de muhteşem bir kilise yaptırır. Sonraları, kaleyi patriklik makamı olarak seçer. 1252 yılında Rum kalede ölür ve yerine Yukubi patriği geçer. Rumkale de bu olaylar yaşanırken, aynı zamanda yerleşim, Memluklu saldırılarına maruz kalır. Memluklu hükümdarı Kalavun zamanında, Baysarı’nın komutasındaki Mısır Ordusu; Suriye güçleriyle birleşerek, 1279 yılında Rumkale üzerine yürür ve kaleyi ele geçirirler.

1516 yılında, Mercidabık Savaşından sonra, Rumkale, Osmanlı egemenliğine girer. 17’nci yüzyılda, Rumkaleyi ziyaret eden Evliya Çelebi, şöyle yazar.” Bir tepe üzerinde de gayet sağlam ve müstahkem bir kale olduğunu, 1516 tarihinde Mısır Hakimi Melik Gavri’den Sultan Selim tarafından alınarak imar edilmeye çalışıldığını, ancak 17’nci yüzyılda o kadar mamur olmadığını, dışarıda camisi, hanı, hamamı ve küçük çarşısı bulunduğunu, Merzeban suyunun kale dibinde Fırat’a karıştığını belirtir.”

1838 yılında

Rumkaleyi ziyaret eden Maraşal Von Moltke, eski Roma Surlarının kalıntılarını dolaştığını, derin ve sarp vadi içinde akmakta olan Fırat nehrinin, gümüş bir şerit gibi, ayaklar altında uzandığını, bir zamanlar İskender, Kurus Ksenefon, Sezar Julianın: ay ışığında bu nehri atlarının sırtında geçtiğini yazar.

Eskiden Fırat nehri üzerinde bir köprü bulunduğu, Romalıların burada hemen hiç yolu bulunmayan bir bölgede koloni kurmalarının sebebinin bu olabileceğini belirtir. Rumkale’de, kayanın nerede bittiği ve insan eserinin nerede başladığını kestirmenin güç olduğunu, kaya duvarının üzerinde beyazımsı taştan 60 ayak yüksekliğinde mazgallar, burçlar ve kulelerle donatılmış surlar bulunduğunu, altı kule kapısının olduğunu söyler.

Şanlıurfa ile Gaziantep arasında sınır oluşturan Fırat Nehri kıyısında yükselen Rumkale’den güneye doğru nehir kıyısı izlenirse, Suriye sınırları içindeki Carabulus’a kadar birçok kalenin yer aldığı görülür. Aynı noktadan kuzeye doğru yol alındığında, Samsun’a kadar başlıcalarını Amasya, Tokat ve Sivas kalelerinin oluşturduğu tahkimat yapılarıyla karşılaşılır. Rumkale, bu kaleler zincirinin en önemli halkasıdır.

Fırat’ın batı yamaçlarında ve sert kalkerli kayalar üzerinde inşa edilmiştir. Doğu, kuzey ve batısındaki duvarlar, yüksek kayalarla çevrilidir. Kale günümüzde harap durumdadır. Büyük ve kesme taştan inşa edilen kalenin güneydoğuya açılan tek kapısı var. Kalede, kale beyinin konağının kalıntıları, 17’nci yüzyılın ikinci yarısına ait Aziz Merses Ermeni Kilisesi, çok sayıda kalıntı, su sarnıçları ve bir de kuyu bulunmaktadır.

Evet, Rumkalede, neler görebilirsiniz?

Kale, Aziz Nerses Kilisesi ve Barşavma Manastırını görebilirsiniz.

Bu arada: inşaatı sürmekte olan Birecik Barajı bu kaleyi de etkileyecektir. Yaklaşık 500 metre yükseklikte bir tepe üzerinde konumlandırılmış olması nedeniyle, Rumkale, barajın 385 metreye kadar yükselecek suları altında kalmayacak, ancak zaten güç olan ulaşımı, daha da zorlaşacaktır. Halen Rumkale’ye ulaşmak için üç yol var. Birinci yol: Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine gidip, sal ile Fırat Nehrinden Kale meydanı köyüne geçip, sonra da yaklaşık 45 dakika süreyle, engebeli arazide zor bir yürüyüşü göze almak gerekiyor.

Ulaşımın ikinci yolu ise: Gaziantep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba Köyü üzerinden ve Kasabadan sonra yaklaşık 45 dakika sürecek bir yürüyüşün ardından, Merzimen Çayının geçilmesi gerekiyor. Son olarak Nizip’in Kamışlı Köyü üzerinden, yaklaşık bir saatlik bir yürüyüş ile Rumkale’ye ulaşılıyor. Her üç güzergahta, Rumkale’nin yakınlarına ulaşılarak görkemli manzarayı fotoğraflamak imkanı var. Kalenin üstüne tırmanmak ise, ayrı bir çaba gerektiriyor.

Birecik Ulu Cami

BİRECİK ULU CAMİİ:

Yerleşmenin kuzey-batı yönünde yükselerek Ortaçağ kentini taçlandıran tarihi kalenin güney eteklerinde ve vaktiyle Fırat nehri kıyısında yer aldığı anlaşılan Ulu Cami, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı bir oturum alanına yayılan ve farklı tarihlerde yapılan tamir, tadil ve tevsii işlemleriyle günümüze ulaşmıştır.

Günümüzde, sıkışık ve düzensiz bir kentsel alanda ve çevresi üç yönden konutlarla çevrili durumdadır. Yapının geçmişte Fırat nehri kenarında yer alan batı cephesinin tamamı, kenti batı sahili boyunca kat eden geniş bir cadde oluşturmak amacıyla, 1970’li yılların başında doldurulmuştur. Bu fiziki değişiklik sırasında, anılan cephenin asli unsurları da caddeni dolgu toprak kotunun altında bırakılmıştır.

Caminin güney cephesinin doğu kanadındaki pencere üzerinde yer alan iki satırlık sülüs hatlı Arapça kitabede, “1215 senesinde bu mescidin yapılmasına, Ahmet Efendi oğlu Hacı Mustafa çaba göstermiştir” yazılıdır.

Cami avlusunun kuzeyindeki tek şerefeli minarenin kapısı üzerinde yer alan Osmanlıca üç satırlık kitabede ise, yapım tarihi olarak 1232 yazılıdır.

Evet sonuç olarak: yapılış tarihi bilinmediği halde, 1364-1365 yıllarında Memlük Sultanı Melik Eşref Şaban tarafından inşa ettirildiği düşünülmektedir.

Birecik Keloşk Yapıları

KELOŞK YAPILARI KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı İnceler köyünde yer alan yapılar, yöre halkı tarafından “Kalecik” anlamına gelen “Keeloşk” olarak bilinmektedir.

Roma dönemine tarihlenen alanda, iki yapı kalıntısı ve bir kaya mezarlığı bulunmaktadır.

Bilecik Keloşk Yapıları

Büyük Yapı Kalıntısı:

Uzun kenarı doğu-batı yönünde, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Yapının yarıdan itibaren batı bölümünün iki katlı, doğu bölümünün tek katlı olduğu anlaşılmaktadır. Kalıntılara ve mimari izlere dayanarak yapının üzerinin düz direk damlı olduğunu söylemek mümkündür. Büyük blok kesme taşların üst üste konulmasıyla yapının tüm cephelerinde yüksek ve dar dikdörtgen pencere açıklıkları açılmıştır. Bu açıklıkları şebekeye benzeten köylüler, buraya Kafesli Kilise-Şebekeli Kilise anlamına gelen “Deyr Şebek” adını vermişlerdir. Roma devrine ait olduğu tahmin edilen büyük yapının mahiyeti anlaşılamamıştır.

 

Küçük Yapı Kalıntısı:

Büyük yapının 5 metre kuzey doğusundadır. Doğu batı yönünde, dikdörtgen planlı olan bu yapının doğu, batı ve kuzey kenarlarındaki nişlere dayanarak büyük bir anıt mezar olduğu tahmin edilmektedir. Doğudaki nişin kemeri durmakta olup örtüsü yıkılmıştır. Kuzey ve batıda yer alan niş kemerleri yıkılmış olup, ancak temel kalıntılarından tespit edilebilmektedir.

Kaya Mezarı:

Büyük yapı kalıntısının yaklaşık 50 metre güney doğusunda, küçük yapı kalıntısının 100 metre güneyinde, kayalıkların doğuya bakan yamacına açılmış bir kaya mezarıdır. Giriş doğudan olan kare planlı mezarın kuzey, güney ve batıda kayaya oyulmuş birer arkosoliumu bulunmaktadır. Güney ve kuzeydeki arkosoliumlar lahitli, batıdaki arkosolium lahitsizdir. Herhangi bir kitabe, kabartma, mozaik ya da fresk süslemesi bulunmayan bu kaya mezarı, uzun yıllarda çobanlar tarafından barınak olarak kullanıldığından içerisinde yakılan ateş sonucu duvarları kararmış durumdadır.

 

Alanda çevreyi gözetleyebilecek bir konumda inşa edilmiş olan yapının “Keçiburcu” ve “Harapsor” kalıntısı gibi Roma dönemine ait bir karakol olduğu tahmin edilmektedir.

 

 

 

Ardahan Damal

Ardahan Damal

Damal denince ilk akla gelenler, Atatürk silueti ve Damal bebekleri. Belediye ilçenin tanıtımında çok etkili olan Atatürk siluetini Belediye hizmet binasının ön kısmına resmettirdi, Belediye bahçesine ise Damal Bebeği maketi diktirdi, bence güzel bir uygulama.

En azından, yöredeki birçok yer tarafından yaptırılmayan, turizme önem veren bir uygulama.

ULAŞIM

Damal Ardahan arası : 44 km. Damal Kars arası: 106 km. Damal Posof arası: 36 km. Damal Hanak arası: 16 km. Damal Çıldır arası: 55 km. Damal Erzurum arası: 269 km.

TARİHİ

1453 yılında Maraş yöresinden gönüllü getirilen Dulkadurlu topluluğundan Türkmenler buraya yerleştirilmiştir.

Türkmenler, Ulgar ve Cin dağlarını yaylak edinerek bölgeye köyler kurmuşlar ve günümüze kadar kendi gelenek ve göreneklerini yaşatmışlardır.

Bölge 1876-1920 yılları arasında Rus işgaline uğrar, 44 yıl Rus işgali yaşamalarına rağmen gelenek ve göreneklerinden taviz vermemişlerdir.

Rusların geri çekilmesiyle İngilizler, Ermeni ve Gürcü işgalleri görülür. 1 Mart 1921 tarihinde bölge işgalden kurtarılmıştır.

Damal, Gürcü kaynaklarında Tamali olarak geçer. Türkler yörede egemen olunca buranın ismi Damal olarak değiştirilmiştir. 

Ardahan Damal

GENEL

İlçe toplam 74 km kara sınırına sahiptir. Rakımı 2000 metredir. Arazi plato görünümünde olup, ilçenin bitki örtüsü yeşil çayır şeklindedir.

Karasal iklim hüküm sürer, ancak yağış ülke ortalamasının altındadır. Sıcaklık kış mevsiminde, aşırı düşer. İlçe sınırlarında Çikora ve Bağırsak çayı bulunur.

Bu bölgenin en önemli özelliklerinden birisi, kadınların Orta Asya Oğuz Türklerinin kıyafetlerini kullanmalarıdır.

Bu kıyafetler üç etek, önlük, şalvar, yelek, gömlek, cepken, göğüslük, takke, fes, tor, kolçak gibi parçalardan oluşur. Bu kıyafetler günümüzde de kullanılmaktadır.

Sadece giyenin sosyal durumuna ve ekonomik gücüne göre değişiklik gösterir.

Örneğin: yaşlı kadınlar ve dul kadınların giydiği kıyafetteki göğüslük, koyu renkli kumaştan yapılır. Halbuki gençlerin göğüslükleri tamamen boncuktan yapılır.

Kadınların taktığı başlık ta farklı özellikleri ifade eder. Yeni evli kadın, en az beş entari giyer, üç etek, bir yeleği bir arada giyer.

Geçmişte de kadınlar bu kıyafetleri küçük ağaçtan yapılmış bebeklere giydirerek çocuklarına oyuncak yaparlarmış.

Günümüzde ise bu alışkanlık plastik bebeklere giydirilen kıyafetlerle sürdürülüyor. 

Ardahan Damal Atatürk Gölgesi-Atatürk’ün izinde ve gölgesinde Damal şenlikleri

ATATÜRK GÖLGESİ-ATATÜRK’ÜN İZİNDE VE GÖLGESİNDE DAMAL ŞENLİKLERİ

Damal yöresinin en büyük özelliklerinden birisi Atatürk’e benzeyen gölgesidir.

Gölge, her yıl Haziran-Temmuz döneminde saat: 17.50 – 18.10 arasında “Karadağlar” a yansır ve Damal ilçesindeki Ata Mahallesinde 1996 yılından bu yana “Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri” etkinliği düzenlenir.

Atatürk silueti, ilk olarak 1954 yılında Yukarı Gündeş köyünde çobanlık yapan Adıgüzel Kırmızıgül tarafından keşfedilmiştir.

1975 yılında ise, Siluetin fotoğrafı gazeteci Erdoğan Kumru tarafından çekilerek Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.

Ardahan Damal Atatürk Gölgesi

Şenliklerin ilk bölümünde: halk oyunları gösterisi, yerel sanatçılar ve ozanlar, Kafkas Gurubu Halk oyunları gösterileri yapılır.

Daha sonra, Ata mahallesindeki seyir alanına geçilir ve gölgenin karşısındaki sırtlarda toplanan yüzlerce ziyaretçi ve resmi mülki makamlar, siluetin karşı sırtlarda belirmesini beklemekte, siluet belirdikten sonra, alkış ve ardından istiklal marşı ve göndere bayrak çekilmektedir.

Seyir alanına, siluetin rahat izlenebilmesi için yaklaşık 1000 kişilik bir amfi tiyatro alanı yapılmıştır.

Evet, Damal ilçesinde bir doğa olayı olarak ortaya çıkan Atatürk siluetinin bulunduğu arazi 2019 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “Doğal Sit Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescillenmiştir.

Ardahan Damal Bebekleri

NE SATIN ALINIR

Buralara yolunuz düşerse dünyaca ünlü “Damal bebekleri” satın alabilirsiniz.

Damal ilçesinde kadınların ürettiği Türkmen kıyafetli Damal bebeği, seri üretime geçilmesiyle birlikte ailelerin geçim kaynağı olmuştur.

Damallı bir kadının hediye ettiği bebek, İstanbul’da bir sergide çok beğenilmiş ve 1986 yılında Japonya’da yarışmaya katılmıştır.

Yöresel kıyafetler kategorisinde katıldığı yarışmada Türkmen kıyafetleri giydirilen Damal bebeği birinci seçilmiştir ve dünya birincisi seçildikten sonra büyük rağbet gören Damal Bebeğini 70 ile 100 lira arasında satan Damallı kadınlar, elde ettikleri gelirle aile ekonomisine katkı sağlıyorlar.

Damallı kadınlar 13-14 yaşında bu bebekleri yapmaya başlıyorlarmış. Damal bebeklerinin en önemli unsuru olan kıyafeti, üç etik, önlük, gömlek, şalvar, yelek, cepken-göğüslük, tor, fes, take ve kolçak gibi 37 parçadan oluşuyor.

 

Kumaş, bez ve boncuk kullanılarak yapılan ve farklı renkleri bir arada barındıran Damal bebeği, muhteşem renkleriyle doğayı temsil ediyormuş.
2002 yılında Kaymakamlık tarafından Damal Bebeği patenti alınmış ve Barbie bebeklerinin rakibi olarak piyasaya sürülmeye başlanmıştır.

Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Festivalinde, Damal Bebek Yarışması yapılıyor.

GEZİLECEK YERLER

Damal Küçük Damal Köyü Kilisesi

ESKİ KÜÇÜK DAMAL KÖYÜ KİLİSESİ-KÜÇÜK TAMALİ KİLİSESİ:

Damal Merkez Konuksever Mahallesindedir. 

10’ncu yüzyıla tarihlenen tek nefli küçük bir kilisedir. Gürcülerden kalmadır. Küçük bir kilisedir. 

Dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiş, kare planlı ve tek nefli küçük bir yapıdır. Ölçüleri 8 x 4 metredir. Çatısı çökmüştür. 

Büyük ölçüde yıkılmış olan kilisenin, günümüze kalan duvarlarının yüksekliği 6 metreyi bulur. Kalan duvarların yüksekliği ise 3.5 metre civarındadır. 

Kilisenin apsisi, yarım daire şeklindedir. Kilisenin inşasında sarımsı ve gri renkli taşlar kullanılmıştır. Kapısı batıya, pencereleri de güneye ve doğuya bakar. 

Dıştan ve içten duvarları yontulmuş taşlan yapılmıştır. Duvarlarda Horasan denilen harç kullanılmıştır. Horasan yumurta ve kireç karışımı bir harç olup sökülmesi zor ve dayanıklı bir harçtır. Üst tavan kısmı, kubbe şeklinde olup sökülmüştür. 

Duvarların bir kısmı kaçak kazılar sonucu sökülüp tahrip edilmiştir. 

Etrafında insan kemikleri ve iskeletler çıkmaktadır. 

Damal Ilgar Dağı

ILGAR DAĞI:

Bu dağ 2950 metre yüksekliktedir. Damal-Posof ilçe sınırında bulunur. Bir gelin duvağını andırır. Volkanik bir dağ olduğu, püskürttüğü kayalardan anlaşılmaktadır. Bu dağın ziyaret olduğu da söylenmektedir. Hatta insanlar birbirlerine beddua ederken “Çağırırım ki sana Ulgar’dan bir zeval ola” derler.

Damal Ilgar dağı

Herhangi bir çıkmazı ve isteği olanlarda Ilgardan medet umar yalvarırlar. “Döndüm Ilgar’a çağırdım Allah’a” diyerek dilek dilerler. 

Bu dağın arka yamacı olan Eşek Sırtı denilen yerde ve Şülgür Deresinde Türk-Rus savaşları olmuştur. Kısın Kasım ayından Nisan ayı sonlarına kadar karla kaplı olan dağın başından duman eksik olmaz. Yaz gelince yemyeşil ve çiçeklerle bezenir. Yamaçlarında çok soğuk ve içimi hoş sular fıştırmaktadır. 

 

Damal İkizdere Köyü

İKİZDERE:

Rakımı yaklaşık 2022 metredir. Damal ilçe merkezine 6 km uzaklıktadır. Ardahan il merkezine olan uzaklığı 30 km dir. Köyün eski ismi Nunusi’dir.  

 

NUNUSİ KİLİSEKİ

Nunusi kilisesi köyün merkezine yakın bir yerdedir. Caminin yanında bir kilise kalıntısı bulunduğu söylenmektedir. Ancak kilisenin bugün nerede ve hangi durumda olduğu konusunda net, detaylı bilgi yoktur. Büyük ölçüde harabe durumundadır. 

 

Damal Nunusi Kalesi
NUNUSİ KALESİ:

İkizdere köyü sınırları içindedir. 

Kalenin eski dönemlerden kaldığı, muhtemelen Orta çağ ya da daha önceki tarihlerden kaldığı düşünülür. 

Kale, işlenmemiş yontu taşlarla yapılmıştır. Günümüze kalan duvarların yüksekliği yaklaşık 1-1.5 metredir. Kalınlığı ise yaklaşık 2 metredir. Kalın duvar ve büyük taş yapı, savunma amaçlı bir yapıyı gösterir. Ancak iç mimari detaylar (kule, şapel, iç avlu, mahzeni gibi öğeler) konusunda bilgi yoktur. 

Güneydoğu kısmı, diğer kısımlara göre daha iyi korunarak günümüze ulaşmıştır. Evet kale herhangi bir restorasyon görmemiştir. 

 

Damal Burmadere Köyü

BURMADERE:

Köyün rakımı yaklaşık 1950 metredir. İlçe merkezine uzaklığı 8 km dir. Köyün eski ismi Sorsi’dir. İlçe merkezinin güneybatısında, Hanak Suyunun yakasındadır. 

Damal Sorsi Kilisesi
SORSİ KİLİSESİ:

Bugünkü köy merkezinin yaklaşık 2 km kuzeyindedir. Gürcü döneminden kalmadır. Kilisenin büyük kısmı harabe halindedir. Duvar kalıntıları, temel parçaları ve yapının izleri gözle görülebilecek durumdadır. Malzeme olarak taş kullanılmıştır. Duvarların bir kısmı yıkılmış, bazı bölümlerde hala yükselen duvar izleri mevcuttur. 

Evet kilisenin yapım dönemi kesin değildir. Restorasyon yapılmamıştır. 

Damal Otağlı Köyü

OTAĞLI:

Köyün eski adı Arzada veya Erzede’dir. Ardahan il merkezine 50 km ve Damal ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Rakımı 2150 metredir. 

Arzada köyü, 1928 yılında Erzede adıyla Kars vilayetinin Ardahan kazasının Damal nahiyesine bağlıdır. 1959 yılında köyün ismi Otağlı olarak değiştirilmiştir. 

 

ARZADA KALESİ-GACİBE KALESİ:

Köyün kuzeyinde: Otağlı yaylasına yakın, deniz seviyesinden 2160 metre yükseklikte, bir tepede kale kalıntıları bulunmaktadır. Daha doğrusu bir gözetleme kulesi vardır. Tepenin yamacında yerleşim yeri kalıntıları mevcut olup zaman zaman kaçak define aramaları yapılmaktadır. 

Arzada kalesinin boyutları 26 x 23 metredir. Kuzey tarafında siper izleri görülür.

Bir rivayete göre: Kerem, Aslı’yı ararken Gacibe Kalesinden geçmiş ve burada konaklamıştır. Gündeş Köyünden geçerken Kerem’i taşladıkları rivayet edilir. 

Günümüzde harabe durumundaki yapı, bütünüyle ayakta değildir. Restorasyon çalışmaları yapılmamıştır. 

Damal Dereköy

DEREKÖY:

1886 yılından bu yana bu adı taşımaktadır. Rakımı yaklaşık 2044 metredir. Dereköy, 1928 yılında Kars Vilayetinin Ardahan Kazasının Damal nahiyesine bağlıydı. Ardahan il merkezine 48 km ve Damal ilçe merkezine 3 km uzaklıktadır. 

 
Damal Dereköy Kalesi
DEREKÖY KALESİ-KARANLIK KALE:

İlçe merkezinin 3 km doğusundadır. Kale, doğal kayalıkların üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Kuzey ve kuzeydoğu yönleri doğal kayalıklarla korunmuş, güney ve batı yönlerinde ise sur duvarları izlenmektedir.

Kalenin yaklaşık 300 metre doğusunda, kayaya oyulmuş bir basamaklı tünel bulunmaktadır. Bu tünel, kuzeydoğuya doğru uzanmakta ve Keten Deresine kadar devam etmektedir. Tünelin uzunluğu yaklaşık 16.7 metredir. 

Kale, Bizans dönemine tarihlenir. Ancak Pontos krallığı dönemine ait olabileceği de düşünülür. Daha sonraları, Osmanlı döneminde kargaşalık döneminde buralarda küçük çaplı çetelerin olduğu ve bu kalede ikamet ederek yöre halkına zulüm yaptıkları, adam vurdukları ve ev soydukları söylenmektedir. Kıçatan isminde bir eşkiyanın buralarda insanlara eziyet ettiği söylenir. Top yolu denilen tarihi yok, bu kalenin üst tarafından geçmektedir. 

Evet, bölge, 1 derece arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon projesi bulunmamaktadır. 

Damal Obrucak Köyü Halil Hocanın Mezarı

OBRUCAK KÖYÜ ANIT MEZAR-HALİL HOCA’NIN MEZARI:

Obrucak köyünün içinde bir tepe üzerindedir. Halil Hoca, 1948 yılında bilmeyerek yolunu kaybetmiş ve Sovyetler Birliğine geçmiştir. 7 yıl Sovyetler Birliğinde kalmıştır. Eski Türkçe okumuşluğu olan bu Üçdere köylü vatandaş, halk tarafından sevilip sayılan ve iyi birisi olarak tanınmaktadır.

Sovyetler Birliğinden geldiğinde Türkiye’de bir yeri tanımamış, ancak Ardahan’a getirildiğinde Demirköprü’yü tanıyarak burası Ardahan demiştir. Tanıyanlar çıkmış.

Evine gelince pek konuşmaz olmuştur. Geldikten 1 yıl sonra vefat etmiş ve kendisi Üçdere köylü olmasına rağmen isteği üzerine Obrucak köyüne defnedimiştir. 

Rivayete göre mezarında bazen ateş yandığı söylenir. Bayramlarda mezarı halk tarafından ziyaret edilmektedir. 

 

Damal Seyitviran Kalesi

SEYİTVİRAN KALESİ:

Kale doğal kayalıklar üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Ancak yapının tam olarak nasıl bir yapıya sahip olduğu konusunda detaylı bilgi yoktur.

Kale, Bizans dönemine tarihlenmektedir. Bölge, 1 nci derece Sit alanı olarak tescillenmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon çalışması yoktur. 

 

SEYİRÖREN KÖYÜ-KIZLAR KAYASI KÖYÜ:

Köyün yakınında, hakim bir tepe üzerinde yerleşim yeri vardır. Burada yaşayanları: bir kız bey’in idare ettiği yani yönettiği rivayet edilir. Bu yönetici kız, düşmanları tarafından bir savaş sırasında öldürülür. Bu kıza bir anıt mezar yaptırılır. Mezarın üzerine bir taş kule inşa edildiği söylenmektedir. Zaman zaman burada da kaçak kazılar yapılmıştır. 

 

HANİORA KALESİ:

Haniora köyü yakınlarındadır. Bizans dönemine tarihlenmektedir. Kale, doğal kayalıkların üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Kuzey ve kuzeydoğu yönleri doğal kayalıklarla korunmuş, güney ve batı yönlerinde ise sur duvarları izlenmektedir. Bölge, 1 nci derece Sit alanı olarak tescillenmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon çalışması yoktur. 

 

 

 

 

Ardahan Çıldır