Kahramanmaraş Türkoğlu

Kahramanmaraş Türkoğlu

Kahramanmaraş Türkoğlu, İl merkezi olan Kahramanmaraş’a 22 km uzaklıktadır. Türkoğlu, Gaziantep arasındaki uzaklık: 74 km. Türkoğlu, Osmaniye arasındaki uzaklık: 86 km. Türkoğlu, Adana arasındaki uzaklık: 120 km. Türkoğlu Mersin arasındaki uzaklık 200 km dir.

TARİHİ

Türkoğlu’nun ilk yerleşimcileri, Oğuzların Avşar boyu Tecirli aşiretidir. Tecirli aşireti: Tombak, Nadir, Ericek köyleri ve Çukurova arasında göçebe bir hayat yaşarken, Osmanlı devleti döneminde zorunlu iskana tabi tutulmuşlardır. Uzun uğraşlar sonunda Tecirliler bulundukları yere zorla yerleştirilirler. Bunların bir bölümü de, bugünkü Türkoğlu ilçe merkezine yerleştirilmiştir.

İlçenin eski ismi “Eloğlu” dur. Bu ismin verilmesiyle ilgili çeşitli söylentiler vardır. Yöreye yerleşenler buraya sonradan geldikleri için “El oğlu” ismi verilmiştir. “El” kelimesi “devlet” anlamı da taşır. Devlet zoruyla yerleştirildiklerinden “Eloğlu” nun “devlet oğlu” anlamı söz konusudur.

Daha da ilgimi çeken bir söylenti var. Buna göre: “Maraş yöresinden bir genç bir kız kaçırır ve bugün ilçe merkezinin alt kısmında saklanırlar. Burası bataklık olduğundan sivrisinekler çoktur.

Bir süre sonra azıkları biter, genç, azık almak üzere Maraş’a gider, ama dönüşü uzun sürer, bu sırada sivrisinekler kıza fazlaca zarar verirler, kız ağlayarak “Eloğluna güven olmaz mı? “ der, bu olayın geçtiği yere “Eloğlu” denilmiştir.

Tarihi süreç içinde, Eloğlu, Maraş ile aynı güzergahta olduğu için Fransız işgali ve toplu katliamlara maruz kalmıştır. 12 Şubat 1920 tarihinde Fransızlar bu bölgeden uzaklaştırılmıştır.

Eloğlu, 1944 yılına kadar köy statüsünde kalmış, 1944 yılında nahiye olmuştur. 1960 yılında ise ilçenin isminin “Türkoğlu” olmasına karar verilmiş ve Kahramanmaraş ilinin 6’ncı ilçesi olmuştur.

Kahramanmaraş Türkoğlu

 

GENEL

İlçe Akdeniz bölgesindedir. Denizden yükseklik ortalama 500 metredir. Batısında yüksek olmayan dağlar ve yaylalık alanlar yaygındır. Kuzeybatısında Kemalim dağları, Güneybatısında ise Toros dağlarının devamı olan Nurdağı bulunur.

İlçe Nurdağı’nın doğu kenarı boyunca uzanır. İlçenin en önemli akarsuyu: Aksu nehridir. Ayrıca İmalı deresi vardır ve ilçe merkezinden geçerek Aksu nehrine dökülür. İlçe Doğu Anadolu fay hattı üzerindedir ve deprem riski yüksek ilçelerden biridir. İlçede son deprem 1513 yılında olmuştur.

Kahramanmaraş Türkoğlu Meslek Yüksekokulu

 

TÜRKOĞLU MESLEK YÜKSEKOKULU

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlıdır.

GEZİLECEK YERLER

Kahramanmaraş Türkoğlu Gavur Gölü

 

GAVUR GÖLÜ

İlçe arazisi yakın zaman öncesine kadar “Gavur gölü” diye anılmıştır. Günümüzde ise “Sağlık ovası” denir. Burayı görmek isterseniz, Adana yolundan Türkoğlu Minehöyük mahallesi tarafına dönmeli ve devasa kanalların her iki yakasında bulunan gölü, bölümlere ayıran yollarla buraya ulaşabilirsiniz.

Ovanın uzunluğu 30 km ve genişliği 8-10 km dir, deniz seviyesinden 480 metre yüksekliktedir. Ovanın tabanı, milyonlarca yıllık bitki ve hayvan fosilleriyle doludur. 1950’li yıllardan itibaren, sıtma ile mücadele ve tarım alanları oluşturmak için mücadele başlamıştır.

Açılan büyük kanallarla, göl suyu, Aksu nehri ve Ceyhan nehrine bağlanmıştır. Kurutma faaliyetleri 1966 yılında tamamlanır ve kurutulan arazi tarım alanına dönüşür. Göl, birçok kuş türüne göç sırasında konaklamak için uygun şartlar barındırır.

Ülkemizde bulunan 450 kuş türünden, 239’u burada konaklamaktadır. Gavur gölü bataklığından: MÖ 1400’lü yıllara ait olduğu tahmin edilen iki tane antik fil iskeleti bulunmuş ve halen Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Kahramanmaraş tanıtımı.

 

Kahramanmaraş Çağlayancerit

Kahramanmaraş Çağlayancerit

Kahramanmaraş Çağlayancerit, Adıyaman arasındaki uzaklık: 24 km. Çaylayancerit, Kahramanmaraş arasındaki uzaklık: 64 km.

TARİHİ

Küçükcerit köyünde ortaya çıkan mozaik kalıntılarına göre, bölgedeki yerleşimin MS 3 ile 4’ncü yüzyıla kadar eski olduğunu bilinmektedir. Oğuzların Ceritoğulları boyundan olan ilçe halkı, Türklerin Anadolu’ya göçleriyle birlikte buraya yerleşmiştir. İlçenin ilk kuruluş yeri, günümüzde ilçe merkezinin kuzeyinde bulunan “pamuk” denen yerdir. İlçenin bugünkü ismi, Orta Asya’dan gelen “Cerit” aşiretinden gelir. “Çağlayan” kelimesi ise, bölgede suların çokluğuna dayanarak ismi eklenmiştir. Selçuklu ve ardından Osmanlı hakimiyeti görülür. Kurtuluş savaşı esnasında, ilçe, düşman işgaline maruz kalmamıştır. 1986 yılına kadar Kahramanmaraş merkez ilçeye bağlı bir köy iken, bu tarihte belediye kurulmuş ve 1987 yılında ise ilçe statüsünü kazanmıştır.

Kahramanmaraş Çağlayancerit

 

GENEL

Coğrafi olarak Akdeniz bölgesi içindedir. İlçe: dağlık bir alanda kurulmuştur. İlçe merkezi, kuzeyde Engizek dağları ve güneyde Öksüz dağları ile çevrili bir vadidedir. Rakım 1150 metredir. Elbistan-Pazarcık arasındaki Anadolu’dan Suriye ve Irak yönüne giden tarihi yola hakim konumdadır. İklim: Akdeniz ve karasal iklim arasında geçiş iklimi hakimdir, buna bağlı olarak yaz sıcak ve kurak, kış ise soğuk ve kar yağışlı geçer.

Kahramanmaraş Çağlayancerit

 

CEVİZ

Çağlayancerit bölgesinde ceviz yoğunluğu oldukça fazladır. Çağlayancerit cevizi, dolgun gövdeli, ekstra irilikte, açık sarı iç renginde, yumuşak yapılı ve kolay kırılır.

CEVİZ VE KÜLTÜR FESTİVALİ

Her yıl, Eylül ayının son Pazar günü yapılıyor. Mehter takımının eşlik ettiği protokol yürüyüşü ile başlayan festival, jüri tarafından Çağlayancerit’in en güzel cevizinin seçimi yapılan yarışma ile sürüyor. Sonra yöresel oyun havaları ve yarışmalar düzenleniyor.

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse, Çağlayancerit ilçesinde takalak, ekşili yahni, kabak sarması, yarpız dövmesi, tarhana dürümü yemenizi öneririm. Tatlı düşünürseniz: karsambaç olabilir.

Kahramanmaraş Çağlayancerit

 

GEZİLECEK YERLER

Kahramanmaraş Çağlayancerit Keziban Hatun Camisi

 

KEZİBAN HATUN CAMİSİ

İlçeye hakim bir tepe eteklerinde, meyilli bir arazide inşa edilmiştir.

Kitabesi olmadığı için, kesim yapım tarihi bilinmemektedir. Kahramanmaraş’ta bulunan Ulucami ile benzerlik göstermektedir. Ancak 1812 yılı arşiv belgelerinde, yapının Kezbah Hatun tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Öte yandan, bazı kaynaklar, caminin daha eski bir yapı olduğu ve Kezban Hatun isimli kadının bu camiyi onarttırdığını iddia ederler. Daha önce cami Pınarbaşı camisi diye bilinirken yakın zaman önce Kezban Hatun camisi ismi verilmiştir. Hatta, daha da ilginç olan, bir efsane olarak anılan bu Kezban Hatun isimli kadının, caminin tabanına bir küp altın koyduğu söylentisidir. Ancak bir efsaneden öte, büyük ihtimalle Kezban Hatun, bu cami için bir küp altın harcamış olmalıdır.

Kahramanmaraş Çağlayancerit Keziban Hatun Camisi

Cami, eğimli bir arazi üzerinde inşa edilmiştir. Doğu cephesi tek kat, batı cephesi iki kat olup batı cephesinde alt katta odalar vardır. İlk yapılışından günümüze kadar bazı değişiklikler geçirdiği görülür. Ahşap tavanlı camiler gurubundadır. 1960 yılında harim batı ve kuzey yönünde genişletilmiştir. Alt katta kottan kazanılan kısma 4 adet dükkan yapılmıştır. Dükkan kısımları günümüzde Kuran Kursu olarak kullanılmaktadır. Caminin minaresi, üzerinde bulunan kitabeye göre, 1967 yılında yaptırılmıştır. Caminin ahşap tavanındaki kalem işi süslemeler görülmeye değerdir. Camiye kıble tarafından uzun bir merdivenle çıkılmaktadır. Caminin kıblesinde bir pınar vardır. Bu pınarın suyu, caminin altındaki kayalıklardan çıkmaktadır. Bu pınar yıllarca Çağlayaneritlilerin içme suyu ihtiyacını karşılayan tek kaynaktı. Şebeke suyu yokken ilçenin kadınları ellerinde kovalarla gelir ve bu pınardan su doldururlardı. Çamaşırlarını da çevirme denilen ve herkesin ortak kullandığı bu pınarın suyunun aktığı yerde yıkarlardı. Hayvanlarını da bu suda sularlardı. Tarla ve bahçelerini de bu su ile sulamışlar ve hala sulamaktadırlar. Bu pınarda geceleri balıklar çıkmaktadır. Bu balıkların, bu pınardan çıkması, acaba bu pınarın altında nehir mi var düşüncesini akla getirir. Kimileri de bu balıkları kutsal kabul ederler. Ancak günümüzde bu pınarın orijinalliği ve doğallığı bozulmuştur.

Caminin deposunda, yöreye özgü ve oldukça değerli zili ve cicim dokumaları bulunmaktadır. Bunlar, yüzyıllardır yörede yaşayan ve geleneklerini hala yaşatan Cerit Boyu mensupları tarafından dokunmuştur ve camiye bağışlanmıştır. Buradaki dokumaların en büyük özelliği, dokumaların saçaklarının örülü olmasıdır. Böylece dokumaya ayrı bir değer katılmıştır.

DEĞİRMEN GÖZÜ

İlçe merkezinin güneyindedir. Halk arasında “Kuzgeçe” diye bilinir. Öksüzdağı eteklerinden doğar. Oldukça coşkun ve büyük debisi vardır. İsmini su değirmenlerinin çarklarından almıştır. Burada: sosyal tesisler ve restoranlar vardır. Halk burayı mesire alanı olarak kullanmaktadır.

Kahramanmaraş Çağlayancerit Aksu Gözü

 

AKSU GÖZÜ

İlçe merkezinde Küçükcerit Mahallesindedir. Dağın altından çıkan çok güçlü su kaynağı vardır ve çevre mahallelerin içme suyu ihtiyacı bu kaynaktan karşılanır.

Kahramanmaraş Çağlayancerit Aksu Gözü

Akarsuyun önünde doğal bir set vardır ve bu 4 metre yükseklikteki set sayesinde şelale oluşur. Suyun en büyük özelliği: yazın buz gibi olmasına rağmen, kışın ılıktır. Ağaçların arasında bir mesire yeridir. Piknik ve eğlence alanları vardır.

Kahramanmaraş Çağlayancerit Göksu Nehri

 

GÖKSU NEHRİ

İlçe merkezinde Düzbağ mahallesindeki nehrin çevresinde sosyal tesisler mevcuttur.

Adıyaman tanıtımı.

Kahramanmaraş tanıtımı.

 

Diyarbakır Kulp

Diyarbakır Kulp

Diyarbakır Kulp, Diyarbakır arası uzaklık: 135 km. Diyarbakır il merkezine en uzak ilçedir. Kulp, Muş arası uzaklık: 86 km. Kulp, Sason arası uzaklık; 64 km. Kulp, Batman arası uzaklık: 113 km.

TARİHİ

226 yılında Roma egemenliğine giren bölge, 637 yılında ise Halid bin Velid tarafından işgal edilmiştir. Bir süre Cizre’ye sonra Diyarbakır’a ve Silvan’a bağlanmış, Şeyhoğulları, Büveyhoğulları, Mervanoğulları eline geçmiş, 1515 yılında ise Osmanlılar tarafından ele geçirilmiştir. 1540 yılındaki Tahrir defterinde, Kulp, Diyarbekir eyaletine bağlı 11 ocaktan biridir.

Diyarbakır Kulp

 

GENEL

İlçenin ismi, mahalli söylentiye göre, bir zamanlar, Kafrom kalesinde oturan ve bölgede egemen olan “Kulpo” adlı bir derebeyinden gelir. İlçenin eski adı “Baş Kale” anlamına gelen “Pasur” dür. Bir rivayete göre, Pasur adı, Baya-Sar yani “Soğuk rüzgar” demektir. Kulp isminin kökeni, toprak yapısından gelir. Kulp ilçesinde kırmızı renkli “terra rosa” olarak da bilinen toprak türü ve ilçenin dağ eteğinde kurulu olması nedeniyle “Peya-Sor” yani “Kızıl Yamaç”  ismiyle anılır. Bu ismi de hemen yanındaki kızıl yamaçlı Andok dağından almıştır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 1132 metredir.

İlçe Silvan ilçesinin kuzeyindedir. Kış aylarında uzun süre kar altında kalır. Volkanik ve birinci derece deprem bölgesindedir. İlçe toprakları tarıma elverişli değildir, bu yüzden hayvancılık, arıcılık ve ipek böceği yetiştiriciliği önem kazanır. Ayrıca, yörede “Kulp çayı”nda balıkçılık yapılmaktadır. İlçe, volkanik ve sarp bir arazi üzerine kurulmuştur.

 

İpek böcekçiliği

Ülkemizde ipek böceği bakımından en önemli 3’ncü merkezdir. Ancak ipek böcekçiliği çok eski bir iş koludur. Geçmişte ipek böcekçiliği konusunda Ermeni ve Süryanilerin çok çalışması vardır. Bu tarihi emanet, bugün Kulp ilçesinde devam ettiriliyor. 2000 yılında 5 olan üretici sayısı, günümüzde 300’den fazladır. İlçede ipekli dokumanın geliştirilmesi için hala çalışmalar sürdürülmektedir. Hatta “İpek Puşi” sanatı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Son yıllarda ülkemiz genelinde yaş koza üretiminin yüzde 51.5 bölümü, Kulp bölgesinden sağlanıyor.

 

NE YENİR

Kulp yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz mutlaka ve mutlaka “saç tava” yemelisiniz. Saç tavanın etleri süt ile terbiyelenir ve özel işleme tabi tutulur. Yanında verilen ilave yiyeceklerle bu muhteşem lezzeti mutlaka deneyin.

KULP MESLEK YÜKSEK OKULU

Diyarbakır Dicle Üniversitesine bağlıdır.

Diyarbakır Kulp

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Kulp Keferun Kalesi

 

KEFERUN KALESİ

İlçe merkezinin 10 km güneydoğusunda bulunan doğal kayalık üzerine Bizans döneminde güvenlik amacıyla inşa edilmiştir.

Diyarbakır Kulp Keferun Kalesi

Kulp ilçesine ismini veren, Derebeyi Kulpo’nun bu kaleyi kullandığı bilinmektedir. Eyyübiler ve Artuklu döneminde kullanılan kale, dana sonraki dönemlerde Kulp Beyliğinin merkez kalesi olmuştur. İlk başlarda Acemlerin elinde bulunan kale, daha sonra Bizanslıların eline geçmiştir. Osmanlı devrine dayanan yıllarda, Atabeyliler Bizanslılarla savaşarak bu kaleyi alırlar. Osmanlılar her tarafta adalet sağlanması içini bu kaleyi de kendilerine bağlar. Bu kale: Mirek Mir Muhammed tarafından yönetilmiştir. Kale, görünüşüyle iki parça şeklinde ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Kalenin yüksekliği muhtemelen 25-30 metre civarındadır.

Diyarbakır Kulp Keferun Kalesi

Atabeyliklerden kalan, 13 tane taşın içine kazılarak yapılan ve 4 metre derinlikte kuyu hendek vardır. Bunlardan 1 tanesi cezaevi, diğer kuyular ise su için yapılmıştır. Bunlara sarnıç ismi verilir. Bu sarnıçların içine yağmur yağdığında yağmur suyu dolar. Bu suyun üzeri ise, tamamen bölgede başka yerde görülmeyen otlarla kaplanır. Bu otların tohumlarının Atabeyliler tarafından atıldığı söyleniyor. 15 cm kalınlığındaki bu otlar, suyu dış etkenlerden koruyup kurumasını önlüyormuş.

Diyarbakır Kulp İnkaya-Kanikan Mağaraları

 

İNKAYA-KANİKAN MAĞARALARI

İlçe merkezine bağlı İnkaya (Kanikan) köyündedir ve köy ilçe merkezine 25 km uzaklıktadır.

İnkaya: Yontma Taş Devrinden kalan mağaralar ve mezar evleriyle tanınır. “Kem” mezrasında bulunan bu mağaralar oldukça meşhurdur. Ormanlık bir alanda bulunan “İnkaya”, tarım, hayvancılık ve bağcılıkla geçimini sağlar. Köyün alt kısmından akan Kulp Çayı, köye ayrı bir güzellik verir. Kaniya Masiya (Balık Çeşmesi) nehirden ayrılarak, yer altından akan ve daha sonra yer üstüne çıkan çeşmeden, “laf” denen bir tür tuzakla tutulur.

Diyarbakır Kulp Geliye Goderne Vadisi

 

GELİYE GODERNE VADİSİ

İlçe merkezine 30 km uzaklıkta Sarım çayı üzerindedir.

Vadinin orijinal ismi “Geliye Gordene” dir. Zamanla halk arasında şimdiki ismi söylenir olmuş. İsminin anlamı: Geli: vadi, Gor: mezar, den: küp anlamındadır. Yani: “Küp mezarlar vadisi” anlamındadır. Yüksekliği 200 metreyi bulan boğaz, ortasından geçen Sarım çayı, su kaynaklarının yarattığı şelaleler, tarihi mağaralar, kiliseler ve kaya mezarlarıyla doludur. Vadide: Dünya Mirası sayılabilecek kadar zengin bir ekosistem, kültürel yapı ve tarihsel bir geçmiş vardır. Goderne Vadisi, biyolojik çeşitlilik ve endemik bitki türleriyle nesli tükenmek üzere olan birçok canlı türüne ev sahipliği yapıyor.

Diyarbakır Kulp Geliye Goderne Vadisi

Vadiye bakan; Hevika, Kanika ve vadinin devamında olan Kele bölgesinde ise, kaya mezarları ve anıt mezarlar bulunuyor. Farklı zamanlarda hüküm sürmüş olan Mervani hükümdarlığından kalma kale ve saray kalıntıları da vadiyle birlikte sular altında kalacaktır.

Vadide bir de tarihi taş köprü vardır. Evet, geçmişi binlerce yıl geriye giden bu vadi, Silvan ilçesinde yapımı devam eden barajın suları, göleti altında kalacaktır.

Diyarbakır Kulp Taşköprü

 

TAŞ KÖPRÜ KÖYÜ

İlçe merkezine 30 km uzaklıkta Taşköprü köyündedir. Köydeki kayalarda mağara devri izleri görülür. Ayrıca, bölgede Sarım çayı boyunca, yüksekliği 200 metreye kadar uzanan bir boğaz vardır. Aynı bölgede Sarım çayı üzerinde, bölgeye adını veren ve Kulp ilçesini Silvan ilçesine bağlayan tarihi taş köprü vardır. Kulp, Silvan ve Hazro bölgelerinin, birbirine yaklaştığı ve etkileşimlerin en yoğun yaşandığı yerde kurulan Taşköprü köyünün tarihi çok eskilere dayanır. Köyün güneyindeki tepelerde, günümüzde bile eski Ermeni yerleşim yeri kalıntıları bulunur. Kulp’u Silvan ve Hazro’ya bağlayan ve adını köyün isminden alan Taşköprü’de: köyün kuzeybatısında bulunur. Köprü: Sultan II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Mimarisi ile, Batman’da bulunan Malabadi köprüsüne benzer. Köprü: köyün kuzeyindeki kayalıklardan kesilen özel biçimli taşlardan yapılmıştır.

Diyarbakır Kulp Taşköprü

 

Derik

Taşköprü köyünün kuzeyindeki kayalıklardadır. Dik bir kayanın içinin oyulmasıyla oluşturulan bu oda biçimli yerde, mezar biçimli bir gömüt bulunur. Ayrıca duvarlarında, eski yazılar ve çeşitli çizimler görülür. Köyün yerlilerinden alınan bilgiye göre: burası eskiden köyün güneyinde yaşayan Ermenilerin ibadet yeridir. İçinde mezar biçimli bir gömütün bulunması, bu söylenenleri destekler mahiyettedir.

Diyarbakır Kulp Telli Ağa Kasrı-Surp Hagop Kilisesi

 

TELLİ AĞA KASRI-SURP HAGOP KİLİSESİ

İlçenin doğusunda Hasandin dağının yamacında, ilçenin en güzel köylerinden biri olan Karabulak köyündedir.

Köşk, Telli Ağa ve kardeşi Abdül Ağa tarafından 1650-1670 yılları arasında yapılmıştır. Köşkün yapımında kullanılan taşlar, Taşköprü köyünden getirilmiştir. Köyün üst kısmında bulunan köşkün dört bir yanı bahçelerle çevrilidir. Doğusunda bir şelale ve şelalenin altında bir havuz bulunur. Köşk, 2 katlı olup, doğusunda Abdül Ağa, batısında ise Telli Ağa otururmuş. Zamanla toprak tabakasının zayıf ve kaygan olmasına bağlı olarak yer yer göçmeler neticesinde yapı harap halde günümüze ulaşmıştır. Batıya bakan kısmında, küçük bir bölüm, hala ayakta durmaktadır.

ŞEYH ALİ TÜRBESİ

İlçe merkezine 5 km uzaklıkta, Karabulak köyünün batısındadır. Şeyh Ali’nin Osmanlı-Rus savaşında savaşarak şehit düşmüş olduğu söylenir. Şeyh Ali’nin kimliği hakkında kaynaklara dayalı bir bilgi yoktur. Bununla birlikte son yıllarda Şeyh Ali’nin torunlarından olduklarını söyleyen bazı kimseler türbeye sıkça gidip gelmektedir. Türbenin bakımını ve çevre düzenlemesini yapmışlardır. Bu kişiler Şeyh Ali’nin soyunun Hz Peygamber’e dayandığını yani seyyid olduğunu söylerler. Türbede ayrıca Şeyh Ali’nin oğlu Seyyid Abdullah’ın kabri bulunmaktadır.

ŞEYH MAHMUT TÜRBESİ

İlçenin Karpuzlu köyündedir.

Türbede Şeyh Mahmut ile birlikte oğlu Şeyh Osman, annesi Meryem Hatun, torunları Şeyh Abdullah ve diğer yakınları medfündür. Hoca Ali isimli bir mimar tarafından yapılan türbenin halen 3 kubbesi onarılmıştır. Müştemilatında cami, türbe ve medrese odaları bulunur. Şeyh Mahmut’un Bağdat’tan buraya göç eden Seyyid neslinden olduğu ifade edilmektedir.

Bu ailenin seyyidliği hakkında bir rivayet anlatılır. “17’nci yüzyıl başlarında Irak Musul kentinde ikamet eden Seyyid Şeyh Hasan, Osmanlı imparatorluğunda Seyyid ailelerine gösterilen hürmet ve yapılan yardımları duymuş eşi ve oğullarıyla birlikte Musul’dan ayrılarak günümüzde Seyyidler Harabesi olarak bilinen Hazro ve Lice arasındaki yere göç etmiştir.

Daha sonra oğullarından Hakkı, Lice’ye, Sadık Kulp’un Havedan mıntıkasına, Mahmut ise Karpuzlu köyüne yerleşmiştir. Şeyh Mahmut’un Mustafa ve Osman isminde iki erkek evladı olmuştur. Osmanlı imparatorluğunda Seyyid ailelerinin geçimi devlet tarafından karşılandığından, bu imkandan yararlanmak için Seyyid olmadığı halde kendisini seyyid olarak gösterenler çoğalmıştır.

Bunun üzerine IV. Murat bir ferman çıkararak seyyid unvanı olanları İstanbul’a çağırmıştır. Şeyh Mahmut oğlu Şeyh Mustafa ile beraber İstanbul’a gitmiştir. IV. Murat, Seyyid Mahmut’un İslami bilgisinden etkilenerek kızı Zeliha Hatunu, Seyyid Mahmut’un oğlu Şeyh Mustafa ile evlendirmiş ve Şeyh Mahmut’a Lice, Hazro ve Kulp civarında 8 köy bağışlamıştır. İstanbul’dan  köyüne dönmek üzere yola çıkan Şeyh Mahmut ve oğlu Mustafa, Üsküdar civarına geldiklerinde Şeyh Mustafa ani bir rahatsızlık geçirir ve ölür.

Cenaze Üsküdar’da defnedilir. Şeyh Mahmut, gelini Zeliha Sultan’a tekrar babasının yanına dönebileceğini söylemişse de Zeliha Sultan babasının artık Şeyh Mahmut olduğunu söylemiştir. Şeyh Mahmut Karpuzlu köyüne döndükten sonra Zeliha Sultan köyde bir cami yaptırmıştır. Şeyh Mahmut’un kardeşi Osman’ın Abdullah ve Hasan isimlerinde iki oğlu olmuş, Abdullah’ın da Şeyhi adında bir erkek çocuğu olmuş ve şeyhlik, Şeyh Osman’ın oğlu Hasan’ın ise erkek çocuğu olmaması nedeniyle Şeyh Şeyhi ile son bulmuştur.

Muş tanıtımı.

Sason tanıtımı.

Diyarbakır tanıtımı.