Bolu Yeniçağa

Bolu Yeniçağa


Yeniçağa denilince: Ankara-İstanbul arasındaki ulaşımda otobanda iseniz uzaktan özellikle “Yeniçağa” gölünün güzelliğini görebilirsiniz. E-5 karayolundan geçerseniz, bu kez bu gölün güzelliğini daha yakından görebilirsiniz.

Bunun yanında: bir zamanlar, yani otoban olmadan önce, muhteşem hareketli olan bu yöre, otoban ile günümüzde nispeten azalan bir yoğunluk ve kalabalık barındırmaktadır. Yine de, burada her zaman birçok Tır ve Tır tamir mekanı görebilirsiniz.

Bolu ilinin en ağaçsız, hemen komşusundaki Gerede ile kültürel olarak tam ters olan bu ilçe zamanı olanlar için ve özellikle Yeniçağa gölünü görmeniz için, mutlaka gidilmesi gereken bir yerdir. Evet, yöreye yolu düşenler, Yeniçağa gölü için mutlaka zaman ayırmalısınız.

Bolu Yeniçağa

ULAŞIM

Bağlı bulunduğu Bolu iline 39 km. uzaklıktadır. Ankara-İstanbul D-100 ilçe merkezinden ve TEM otoyolu ilçe merkezinin güney yanından geçmektedir. Yeniçağa-Ankara arasındaki uzaklık: 150 km. Yeniçağa-İstanbul arasındaki uzaklık: 305 km. Yeniçağa-Mengen arasındaki uzaklık: 23 km. Yeniçağa-Gerede arasındaki uzaklık: 15 km. Yeniçağa-Dörtdivan arasındaki uzaklık: 9 km. Yeniçağa-Göynük arasındaki uzaklık: 137 km. Yeniçağa-Kıbrıscık arasındaki uzaklık: 100 km. Yeniçağa-Mudurnu arasındaki uzaklık: 89 km. Yeniçağa-Seben arasındaki uzaklık: 88 km. dir.

TARİHİ

Çağa olarak isimlendirilen yörede, tarihi süreç içinde etkinlik gösteren uygarlıklar şunlardır: Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Helenistik dönem, Roma, Bizans, Selçuklu, Moğo ve Osmanlı imparatorluğudur. Ancak, Bitinya kurulana kadar, bölgede yaşadığına inanılan toplumlara ait herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır.

Bitinya dönemi ise: Bolu-Gerede-Çağa bölgeleri için önemlidir. Çünkü: Türkler, bu dönemde bölgeye girmişlerdir. Ayrıca: gerek Gerede ve gerekse Çağa bölgeleri, bu dönemde, Bitinya denilen devlet idaresine girmişlerdir. Bu dönem, Romalılar ile biter. Ancak, bölgenin adı “Bitinya” bölgesi olarak kullanılmaya devam eder.

Hatta, tarihi süreç içinde, gerek Bergama ve gerekse Bitinya topraklarının, savaşarak değil vesayet yolu ile Romalılara bırakıldığı da bir gerçektir.
Roma döneminde, bölge imar edilir ve güzelleştirilir. Bizans döneminde ise, bölge, bir şehir olacak şekilde büyür.

1071 Malazgirt savaşı ardından ise, Batıya giden yollar üzerinde bulunması nedeniyle, bölge, Türkler tarafından fetih edilir. Anadolu Selçuklu devletini oluşturan eyaletlerden biri haline gelir.
Bölgede: Türkler, Caka Bey isimli bir Oğuz beyinin çevresinde toplanır ve Çağa deresi yöresine yerleşirler. Caka Bey: Anadolu’da birçok yeri, Bizanslıların elinden almış ve bu bölgelere Türklerin yerleşmesini sağlamış büyük bir Türk Beyidir.
Yöreye: “Çağa” ismi: bu Oğuz Beyinin ismine atfen konulmuştur.

Evet, Çağa: Oğuz Türkleri tarafından kurulur, gelişir ve imar edilir. Önceleri büyük bir yerleşim yeri iken, sonradan küçülür ve önemini kaybeder. 1900’lü yılların başlarına gelindiğinde ise, Çağa yöresinde büyük felaketler görülür. Bölgede, üst üste dört büyük yangın yaşanır. Çünkü: yerleşim yeri dar bir vadide kurulmuştur ve evler-binalar birbirine çok yakın ve ahşaptır. Yangınlar sonucu, Çağanın büyük bölümü yanar ve yok olur ve yüzlerce yıllık kültür yok olur. 1909 yılındaki en büyük yangın sonucunda, Çağanın başka bir yere taşınmasına karar verilir.

Çağa gölünün güneyinde kalan Gölağzı bölgesine yeni yerleşim yeri kurulur ve ismi “Reşadiye” olur. 1910-1911 yılları arasında Reşadiye bölgesinde imar faaliyetleri yapılır ve halk yeni yere göç etmeye başlar.

Reşadiye gün geçtikçe büyür, çünkü Ankara-İstanbul kara yolu, Reşadiye’nin içinden geçmektedir. Ekonomi gelişir ve bölgeye hızla göçler gelir. 1934 yılına gelindiğinde ise, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk; bölgeyi ziyaret eder. Bu ziyaret sırasında: halkın nereden geldiğini sorduğunda; Çağa alır, Çağanın yanıp yok olması sonucu halkın buraya geldiğini öğrenince: oranın “Eskiçağa” buranın ise “Yeniçağa” olarak anılmasını ve isminin değiştirilmesini ister.

Böylece: yöreye “Yeniçağa” ismi verilir. Ama bölgenin felaketleri bununla bitmez. 1944 yılına gelindiğinde, bu kez yine bölgede büyük bir deprem olur ve halkın büyük bölümü, yöreyi terk eder.

Bolu Yeniçağa

GENEL

Bölge: ülkemiz coğrafyasında “Batı Karadeniz” bölgesinde yer almaktadır. Yeniçağa; küçük bir ovanın içinde, Yeniçağa gölü ile yan yanadır.
İlçe merkezinin denizden yüksekliği 990 metredir. Bölgenin en büyük coğrafi özelliği: ilçe merkezine çok yakın, kuzeyde ve kendi adıyla anılan, yaklaşık 400 hektarlık Yeniçağa gölüdür. Göl çevresinde, ilçenin kalan arazisi engebeli ve dağlıktır.
Bölgede: Batı Karadeniz iklim şartları egemendir ve buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçmektedir. Doğal bitki örtüsü ormandır.
Yöre insanının ekonomik etkinlikleri şöyle özetlenebilir ki: nüfusun yarısı aşçı, diğer yarısı ise Tır şöförüdür. Çünkü: yörede, çok sayıda “Tır” görmek mümkündür.

ŞAİR DERTLİ ANMA GÜNÜ

Her yıl, Temmuz ayının 2’nci haftasında, Şair Dertliyi Anma Festivali düzenlenmektedir. Bu festivalde: şairin şiirleri yaşatılarak, gelecek nesillere aktarılmaktadır.
Peki: Şair Dertli kimdir? Yörenin Şahnalar köyünde 1772 yılında doğmuştur. Aruz edebiyatı ile güzel şiirler yazmıştır. Mizaha ve tabiata yönelik şiirleri, günümüze kadar ulaşmıştır.

NE YENİR/NE İÇİLİR

Yeniçağa yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: söze önerim: höşmerim ve yaprak sarması olabilir. Mantı ve Erişte de deneyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Bölgede, buraya has bir şeyler satın almak isterseniz: Yeniçağa kolonyası olabilir.

Bolu Yeniçağa

GEZİLECEK YERLER

ESKİÇAĞA KÖYÜ

İlçenin en eski yerleşim yeridir. Günümüzdeki ilçe merkezine 8 km. uzaklıktadır.
Burada: 14’ncü yüzyılda Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış bir külliye bulunmaktadır. Külliye içinde: cami, hamam ve türbe var. Yıldırım Beyazıt, 1402 yılında, Ankara savaşına giderken, ordularını burada toplamış ve bir süre kalmış, bulunduğu süre içinde, buraya bu külliyeyi yaptırmıştır.

Buradaki “Yıldırım Camisi”: dikdörtgen planlı ve basit bir yapıdır. Özellikle: iç süslemelerini görmenizi öneririm. Türbe ise: Yıldırım camisinin doğusundadır. Kare planlıdır. Osmanlı-Türk mimarisinin bir örneği olarak ilgi çekmektedir. Ama, zamanla harap olmuş durumu içler acıtmaktadır.

Son olarak burada bulunan hamamdan söz etmek istiyorum. Hamam: bölgenin kuzeybatısındadır. Yapı: oldukça büyük ve süslüdür. İki kubbe ile örtülüdür. Kurnaların bir kısmında: Bizans döneminden kalma ayna taşlarının kullanıldığı dikkati çeker. Duvarlar ise moloz taştan yapılmıştır. Üst bölüm, kiremit örtülüdür.

ŞEHİR HAMAMI

İlçe merkezindeki bu tarihi mekan: Sultan V. Reşat zamanında yaptırılmıştır. Daha sonraki dönemde, Belediye tarafından orijinal özellikleri korunarak restore edilmiştir. Buralara yolunuz düşerse: mutlaka bu hamama uğramalı ve bu muhteşem güzelliği yaşamanızı öneririm. Saunası ve hijyenik şartları, kullanıma çok uygun.

Bolu Yeniçağa Gölü
Bolu Yeniçağa Gölü

 

Bolu Yeniçağa Gölü

YENİÇAĞA GÖLÜ

Ankara-İstanbul kara yolundan geçerken, bu gölü mutlaka görürsünüz. Göl ve çevresi, tabii güzellikleriyle dikkati çeker. Ayrıca: çeşitli göl kuşlarını barındırır. Göl kıyısında, kıyı boyunca uzanan ağaçlar, göl kıyısını bir mesire ve günübirlik piknik yeri haline getirmiştir. Ayrıca, birkaç tane turistik tesis de var.

Göl ve çevresi: Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından, uluslar arası Ramsar şartları kapsamında korunması gereken sulak alan olarak ilan edilmiştir. Sanırım, gelecekte göl ve çevresi, yeni bir kuş cenneti olacaktır, yeter ki koruma tedbirleri sürdürülsün. Bu arada: amatör olta balıkçılığı meraklıları için, avlanma sezonu dışında, gölde balık avlamak mümkündür.

Abant gölünün dört katı büyüklüğündeki gölde: gerçekten muhteşem büyük göl balıkları avlamak mümkündür. Ancak: gölde yüzülmez. Çünkü: kıyıdan genişçe bir bölgede sığ gibi görünse de, içine girildiğinde göl birden derinleşmekte ve üzerindeki her şeyi içine çekmektedir. Yani: yöreye yolu düşenlere, göl de yüzmeyi sakın denememeleri tavsiye edilir.

Yeniçağa gölünü tanıtan birkaç kelime yazıyı, göl ile ilgili anlatılan bir efsaneden söz ederek bitirmek istiyorum. Efsane şöyle: “ gölün bulunduğu yerde daha önce bir köy vardır. Bu köyde yaşayan insanlar, kazandıkları ile yetinmezler, hallerinden memnun olmazlar, fakirlere yardım etmezlermiş. Sıcak bir yaz günü: ihtiyar; aç-susuz bir adam köye gelir. Köydeki evlerin kapılarını tek tek çalarak, bir parça ekmek, bir yudum su ister. Ancak, köydeki hiçbir kimse, bu yaşlı adama yardım etmez. Yaşlı adam, köyden çıkmadan önce, son bir eve rastlar ve evin kapısını çalar. Kapıyı açan kadın, yaşlı adama; evinde sahip olduğu yiyecek bir parça etmek ve bir tas ayranın yarısını verir.

Evet: bu yaşlı adam Hızır’dır ve köy ahalisini sınamaktadır. Hızır: kendisine yardım eden son evdeki kadına: çocuğunu alarak köyü terk etmesini söyler. Çünkü: köy halkı, büyük suç işlemiş ve helak olacaktır. Kadın, bunun üzerine, çocuğunu alarak köyü terk eder ve bu sırada, köy sular altında kalır. Ancak, kadın yine de dayanamaz ve geri dönerek, felaket esnasında köye bakar. Ancak: o anda sırtındaki çocuk ile taşa dönüşür.

Evet: bu bir efsane ama anlatılanların devamında, yaşlı kadının, sırtında çocuğu ile taşa dönüştüğü anlatılıyor ve bu taşın, Şahnalar köyü mezarlığında bulunuyor iken, tarihin bir döneminde, buradan çalınarak İngiltere’ye götürüldüğü söyleniyor.

ŞAİR DERTLİ ANIT MEZARI

Bölgeye bağı Şahnalar köyünde doğan ünlü halk ozanının mezarı: D-100 kara yolu üzerinde bulunan “Şair Dertli Dinlenme Tesisleri” yakınındadır.
Şair Dertlinin şiirlerinden bir örnek “telli sazdır bunun adı, ne ayet dinler ne kadı”

Mengen tanıtımı.

Gerede tanıtımı

Dördivan tanıtımı.

Bolu tanıtımı.

Bolu Dörtdivan

Bolu Dörtdivan


Bolu şehrinin küçük bir ilçesidir. Almancısı çoktur, halkının büyük kısmı da Ankara’da yaşar. Bayramlarda ve yaz aylarında, son model otomobiller ilçenin cadde ve sokaklarını süsler. Bura insanının ata mesleğinin “boyacılık” olduğu söylenir. Ben buradan defalarca geçtim ve özellikle: Bolu şehrinde yaşarken burayı sık sık ziyaret ettim.

Bolu Dörtdivan

ULAŞIM

TEM otoyolu, ilçe merkezinden geçmektedir. Ancak, otoban açılması sonucunda, bu yolun eskiye oranla önemi kalmamıştır.
Dörtdivan-Bolu arasındaki uzaklık: 42 km. Dörtdivan-Ankara arasındaki uzaklık: 156 km. Dörtdivan-Gerede arasındaki uzaklık: 116 km. Dörtdivan-Yeniçağa arasındaki uzaklık: 7 km. Dörtdivan-İstanbul arasındaki uzaklık: 310 km. dir.

Bolu Dörtdivan

TARİHİ

1071 yılındaki Malazgirt savaşının ardından Anadolu’ya giren Oğuz Türklerinin Kayı boyundan bir bölümü: bu yöreye yerleşirler ve yerleştikleri yerlere: Oğuz boylarının isimlerine özgü isimler verirler.

Dörtdivan ise, bir yerleşim yeri olarak: muhtemelen 1197 yılında, Selçuklular döneminde, I. Alaaddin Keykubat döneminde kurulmuştur. Ünlü gezgin Evliya Çelebinin yazdıklarına göre: Selçuklu Sultanı Keykubat: Bolu beyi iken, ele geçirdiği bu dağlarda “Divan Kösü” çaldırmış, bu nedenle bu bölgeye “Divan” denilmiştir. Bu divanlar, başlangıçta 7 iken, daha sonra küçük olan 3 tanesi kapatılmış ve 4 tanesi kalmıştır. Bu yüzden, bölgeye “Dört divan” denilmiştir.

Bunun yanında, bölgenin tarihi süreç içinde bir başka rolü daha bulunmaktadır. Ankara savaşında bozguna uğrayan Osmanlı ordusu geri çekilirken, bu bölgede, yani Gerede-Dörtdivan arasındaki bölgede, yöre halkının yardımlarıyla toparlanmaya çalışmıştır.

Son olarak: ünlü halk ozanı Köroğlu’nun, Dörtdivan ilçesi Aşağısayık köyü Hesinler Mahallesinde doğduğu söylenmektedir.
Yöre: 1990 tarihinde, İlçe oluştur.

Bolu Dörtdivan

GENEL

İlçenin denizden yüksekliği: 1340 metredir. Volkanik Köroğlu dağları, 2378 metre yükseklik ile, yörenin en büyük yükseltisidir. Tarım alanları ve yerleşim birimleri ise, genellikle düzlük ve ovalık bölümlerde kurulmuştur. Bu yüzden, yerleşim yerleri yani köyler birbirine çok yakındır.

Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında: tarım gelmektedir. Tarımsal faaliyetler: arpa, buğday ve patates olarak çeşitlenir. Bunun yanında, yörede “kümesçilik” yani “tavukçuluk” yapılmaktadır. Sanayi yok denecek kadar azdır. Bu yüzden, başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çok sayıda Dörtdivanlı bulunmaktadır.

KÖROĞLU

Köroğlu: 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında, Dörtdivan-Sayuk köyünde doğmuştur. Köroğlu: asayişin son derece bozuk olduğu ve özellikle Celali isyanlarının olduğu dönemde: ezilen, soyulan ve mağdur edilen Anadolu halkının yanında ve kurtarıcısı olarak gündeme gelmiştir. Hatta: onun, Oğuz geleneklerinin “Alp” i olduğu bile söylenir. Köroğlu: çevresine topladığı adamlarla birlikte, dağlarda yaşamış, cesareti ve kahramanlığı, haksızlık ve zulme karşı mücadelesi, günümüze kadar aktarılarak bir efsane olarak gelmiştir.

Köroğlu’nun ortaya çıkış hikayesiyse şöyledir: Bir zamanlar, İstanbul’dan Bolu şehrine bir Sancak Beyi gönderilir. Mehmet Bey isimli bu sancak beyi: paraya düşkün, ahlaksız ve şirret kimliğiyle tanınır. Köroğlu’nun babası Deli Yusuf ise, bu Mehmet Bey’in seyisidir. İyi ve cins atlara düşkünlüğü ile tanınan Mehmet Bey: seyis Yusuf’tan, kendisi için iyi bir at yetiştirmesini ister. Ancak, seyis Yusuf, Sancak Bey’i için, daha sonra Köroğlu’nun atı olarak “Beyaz atı” önerir. Ancak, bey, buna kızar ve seyis Yusuf’un gözlerini dağlatır.

Bu olay üzerine: babasının intikamını almak ve artık dayanılmaz hale gelen Bolu Beyinin zulmüne dur demek üzere, Köroğlu, otoriteye başkaldırır.
Yıllarca mücadele eder ve kendisine katılan diğer yiğit kişilerle birlikte, Bolu Beyini perişan eder. Ancak: tüfeğin icat edilmesi ve bunun özellikle Köroğlu’na karşı kullanılmasıyla birlikte, Köroğlu’nun sonu gelir. Bunun üzerine, Köroğlu, yörede daha fazla dayanamayacağını anlar ve Anadolu’nun doğu illerine gider ve böylece, Anadolu’nun doğu illerinde de Köroğlu efsanesi yayılır.

GELENEKSEL DÖRTDİVAN EVLERİ

Bu yörede yapılan evler: kendine has özellikler göstermektedir Bunlar: yerden 50 ile 100 cm. yükseklikte yapılırlar. Evlere: tahta döşeli ve ayakkabıların çıkarıldığı bir yerden girilir. Alt katta: geniş bir salon ve salona açılan iki-üç oda, kiler ve tuvalet bulunur.

Salondan merdivenler ile çıkılan üst bölümde ise, küçük bir salon daha, iki veya üç oda, tuvalet ve banyo bulunur. Yakın zaman öncesinde, betonarme yapılara dönülmesi sonucunda, bu içten yukarı çıkılan merdivenler, dıştan yukarı çıkılan merdivenlere dönüştürülmüştür.

NE YENİR

Dörtdivan yöresine yolunuz düşerse, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz “kaz kızartması” önerebilirim. Hindi dolması da düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Dörtdivan yöresinde, Cuma günleri pazar kurulur. Bu nedenle: yöre insanı tarafından Dörtdivan ilçesine “Cumayeri” de denilir. Cuma günleri, ilçe merkezinde çevre köylerden gelenler nedeniyle büyük bir yoğunluk görülür. Kırsal bölgelerden ilçe merkezine gelenler pazar ile birlikte, diğer işlerini de bugün hallederler.
Yani, Dörtdivan yöresine yolunuz düşerse ve günlerden Cuma ise, mutlaka bu pazara uğramalısınız.

Bolu Dörtdivan Kartalkaya
Bolu Dörtdivan

      

GEZİLECEK YERLER

KARTALKAYA

Ülkemizin en büyük kış kayak turizm merkezlerinden biri olan “Kartalkaya” bu yörenin bir parçasıdır. Kartalkaya: Bolu şehir merkezine 50 km. ve Dörtdivan ilçe merkezine 29 km. uzaklıktadır. Köroğlu dağlarında 2200 metre yüksekliktedir.
Ben, Kartalkaya hakkında, yine bu sitede, ayrı bir yazı yayınladım. Meraklıları, oradan Kartalkaya hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşabilirler.

Kartalkaya tanıtımı hakkındaki yazıma ulaşmak için. 

 

BİZANS KALE KALINTISI

İlçe merkezine bağlı, Yağbaşlar köyü Mürseller mahallesindedir. Muhtemelen Bizans döneminden kaldığı düşünülmektedir.

HİMMET DEDE TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı, Yukarısayık ve Sorkun köyleri arasındaki bir tepede bulunmaktadır. Kendisi: 17’nci yüzyılda, Bolu’nun Gice köyünden Hacı Ali Merdan isimli zatın oğludur. Memleketine atfen, Bolulu Himmet Efendi olarak bilinir. Köydeki türbesi: taştan yapılmış, tek odalı ve çatısı kiremit örtülüdür.

AYVADİBİ ŞİFALI SUYU

İlçe merkezine bağlı, Yağbaşlar köyü Mürseller mahallesindedir. Şifalı bir su olduğu söylenmektedir. Asarlar höyüğünün hemen yanındaki bu şifalı su kaynağı: düzenlenerek kullanışlı hale getirilmiştir.

Ayvadibi suyu hakkında anlatılan bir hikaye var. Söylenenlere göre, zamanın birinde, Ümmi Kemal isimli bir zat: günümüzdeki Mursallar bölgesinden geçerken, öğlen namazı kılmak için su arar. Ancak su bulamaz ve bunun üzerine, bulunduğu yerde, asasını yere batırır ve burada, bu şifalı su çıkmaya başlar.

Peki, bu şifa olayı nedir derseniz: Ayvadibi şifalı su ve çamurunun: günümüzde, cilt hastalıkları başta olmak üzere, birçok hastalığa iyi geldiği söylenmektedir. Cilt hastalıkları için, özellikle çamur banyosu yapılması önerilmektedir.

Gerede tanıtımı.

Yeniçağa tanıtımı.

Bolu tanıtımı.

Denizli Babadağ

Denizli Babadağ

Babadağ yöresine yolunuz düşerse: özellikle yerel dokumalardan satın alın, keşkek yiyin, Babadağ evleri arasında sokaklarda dolaşın, tarihi evlerin güzelliklerini görün, ama eğer tarihe ve tarihi yerlere ilginiz varsa, mutlaka mutlaka Hisarköy’de bulunan köyün altında bulunan Attuda antik kenti kalıntılarını gezin, bir zamanlar antik dönemde oldukça büyük ve önemli bir kent olan Attudanın günümüze kadar ulaşan kalıntılarını görünce, neden burada daha ayrıntılı arkeolojik resmi araştırmalar yapılmaz diye düşüneceksiniz, ama elbette bu kalıntıların üzerinde bulunan köy evleri ve yaşayanları görüp şaşıracak ve hatta isyan edeceksiniz.

ULAŞIM

Babadağ, Denizli arası uzaklık: 36 km. Babadağ, Sarayköy arası uzaklık: 18 km.

TARİHİ

1386 yılında, Oğuz Türklerinden bir Yörük aşireti, Babadağ’a 3 km uzaklıktaki Oğuzlar köyüne yerleşirler. Daha sonra 4 km uzaklıktaki Yeniköy’e ve oradan da günümüzdeki konuma yerleşmişlerdir. Yerleşimin ilk adı Beşikkayadır. Daha sonra “Sarayköy’de oturan Kadının oturduğu yer anlamında” Kadıköy (Kadıkeriyesi) adını almıştır.

Bölgeye demiryolu gelmesiyle Sarayköy ilçe, Kadıköy nahiye olur. Babadağ, 1877 yılında Belediye olur. İlçe 1’nci Dünya Savaşı sonrası ve Kurtuluş savaşı öncesinde işgale uğramamıştır. Sivas kongresine üye göndermiş, Kurtuluş savaşı sırasında da milis kuvvetlerine asker göndermiş, malzeme yardımında bulunmuştur. 1935 yılında ise bölge İstanbul-Kadıköy ile karıştırıldığından, ilçenin ismi, eteklerinde kurulduğu Babadağın ismini almıştır. 1988 yılında ilçe olur.

Babadağ ilçesinin tarihi geçmişini bitirmeden önce bu bölge ile ilgili anlatılan bir rivayet var, ondan söz etmek istiyorum. “Selçuk Beylerinden birinin 3 oğlu vardır. Bunlar babalarıyla anlaşamazlar ve yurtlarını terk ederler. Bir tanesi: Ahıllı, diğeri Oğuzlar köyüne ve üçüncü geçen ise Babadağ yöresine yerleşir. Ahıllı ve Oğuzlar köyleri, su sıkıntısı ve coğrafi koşulların yetersiz olması nedeniyle gelişememiştir. Babadağ’a yerleşen genç ise, çobandır ve şanslıdır.

Çünkü, yörede 105 tane su kaynağı vardır. Çevrenin doğal örtüsü hayvancılık için oldukça elverişlidir. Bu gencin sürüsünün hayvanlarının çalılara takılan yünlerini eğirerek: heybe, halı ve kilim dokunmaya başlanır. Bu ürünler: solmayan ve bozulmayan kök boyalarla boyanır. Yöredeki tekstil sektörü bu şekilde gelişir.

Denizli Babadağ

GENEL

İlçe: güneyinde Babadağ sırtları ile çevrilidir. Denizden yükseklik 850 metredir. Arazi dağlık ve engebeli olduğundan tarım ve yerleşim zordur. Tarımsal üretim olarak sadece yem bitkileri ve kavunculuk yapılır.

Bu yüzden: halk, tekstil üretimine yönelmiştir. Ancak, ilçedeki tekstil imalatının sağlam zemine dayanmaması ve fason üretime dayalı olması ve tekstil sektöründe yaşanan krizler nedeniyle ilçeden dışarıya göç artmış, son zamanlarda ise azalmıştır. Yöreye dışarıdan göçler gelmektedir. Bölgede Akdeniz bölgesinin iç kısımlarında görülen iklim hakimdir.

Denizli Babadağ

BABADAĞ

İlçe merkezinin güney tarafından bulunan Babadağ, 2308 metre yüksekliktedir. Heybetli ve oldukça diktir. Tavas ovası, Aydın ovası ve Denizli ovasına hakim bir dağdır. Eteğinde yaylalar vardır. Denizli tarafında suları boldur. Dağ sporları için oldukça elverişlidir. Dağın tepelerinde yaz-kış kar bulunur.

DOKUMACILIK

Dokumacılık, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe sahiptir. 1965 yılından sonra yarı otomatik tezgahlara, 1985 yılından sonra ise tam otomatik tezgahlara geçerek sürekli canlılığını korumayı sürdürmüştür. İlçe merkezinde dokumacılık üzerine 19 fabrika ve 60 civarında atölye mevcuttur. Yaklaşık 800-900 civarında tam otomatik tezgah vardır. Günümüzde aile dokumacılığının devam ettiği ilçede, taş ve kerpiç evlerin böldüğü dar sokaklarda tezgahlardan gelen sesler yankılanmaya devam etmektedir.

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, “et kapaması, et çevirmesi, keşkek” diyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Yörede geleneksel nostaljik eski el tezgahlarında üretilerek satılan Babadağ dokumaları ve natürel el dokumaları, bez, pike, kanaviçe, havlu, çarşaf ve çocuk bezi satın alabilirsiniz.

Denizli Babadağ

GEZİLECEK YERLER

Denizli Babadağ Cumhuriyet Mahallesi

CUMHURİYET MAHALLESİ

Babadağ’a özgü mimarisiyle dikkat çeken tarihi Babadağ evleri, ilçenin geneline yayılmış olmasına rağmen, ilçe merkezinde Cumhuriyet mahallesinde yoğunlaşır. Evlerin yapım tarihleri 18 ile 20’nci yüzyıllar arasına tarihlenir. Babadağ evleri genellikle tek veya iki katlıdır. Nadiren üç katlı olanlara rastlanır.

Çoğunluğu cumbasız ve balkonlu olup, eyvan tipi girişe sahiptir. Evlerin genelinde kapı ve pencereler dikdörtgen formlu ve ahşaptır. Bazı yapıların kapı ve pencerelerinde yuvarlak, basık veya sivri kemerler dikkat çeker. Yapıların geneli sade bir görünüme sahip olup, sadece basit süslemelerle bezenmiştir.

Denizli Babadağ Kırcataş camisi

KIRCATAŞ CAMİSİ

İlçe merkezinde Gündoğdu Mahallesindedir. 1800 yılında yapılan cami, Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtır. Geçmiş yıllarda bir yangın geçiren cami, daha sonra tamamen yenilenmiştir. Caminin batı duvarında, yüksek bir noktada küçük bir kitabe vardır. Bu kitabede, 1801-1802 tarihleri okunmaktadır. Cami, günümüzde ibadete açıktır.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

ATTUDA ANTİK KENTİ

İlçe merkezine bağlı Hisarköy beldesinde, ilçe merkezine 32 km uzaklıktadır. Babadağ’ın kuzey eteklerinde, doğal bir kale görünümünde yüksekçe bir tepe üzerinde bulunur.

Attuda, Salbakos dağı üzerinde önemli bir geçiş noktasında bulunduğu için Hellenistik dönem öncesine ait tarihi bir geçmişe sahip olmalıdır. Ancak bu dönem ile ilgili yeteri kadar arkeolojik kalıntı ya da yazılı belge yoktur. Kentin Pergamon Krallığı tarafından kolonize edilmesinden sonra, Attuda ön plana çıkmış ve adı daha çok duyulmaya başlanmıştır.

Bunlara göre, Attuda ile ilgili en eski bilgi ve buluntular, MÖ 200 yıllarına aittir. Pergamon krallığının verdiği ayrıcalıkla bir bütünlük oluşturacak şekilde kentin oldukça hızlı bir gelişim ve etkileşim içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kentte bulunan Hellenistik yazıtlardan üç tanesi, Pergamon krallığı ile ilgilidir.

Attuda şehri, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren kendi adıyla sikke basmaya başlamıştır. Bunlardan biri İmparator Marcus Antonius zamanında, yaklaşık MÖ 39-35 yılları arasında basılmıştır. Bu gümüş sikkenin ön yüzünde “Tykhe”ya da “Kybele” başı, arka yüzünde “çıplak, ayakta bir Apollon heykeli” ve kentin adı olan “Attoyaeon” yazısı vardır.

Yerleşim içinde bulunan mimari elemanlar değerlendirildiğinde, Attuda’nın yakın ilişkide bulunduğu Aphrodisias kentinin etkisi altında imarını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. İki kent arasındaki ilişki sadece mimari alanda kalmaz. Roma imparatorluk döneminde de bu ilişki artarak sürmüştür.

Şehirdeki yapılaşma:

MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda da artarak devam etmiştir. Bulunan yazıtların büyük çoğunluğu bu döneme aittir. MS 3’ncü yüzyıl başlarında, Carmini ailesinden olanların aldıkları önemli görevler ve inşa ettikleri yapıların, Attada için büyük bir katkı sağladığı bellidir.

Özellikle Aphrodisias Aphrodite Tapınağı gibi önemli bir kült alanının başkanlığı ve veznedarlığının Attudalı bir aileden birinin elinde olması ve bu aileden kişilerin sürekli önemli üst görevlere getirilmesi dikkat çeker. Bunlar: Salbakos dağı üzerinde, tam geçiş yerindeki Attuda’nın bu dönemlerde de kendi varlığını hissettirdiğinin göstergesidir.

431 yılında Ephesos’ta toplanan 3’ncü Ekümenik Konsile Attudalı piskoposlar da katılmıştır. Şehirdeki yaşam: MS 6’ncı yüzyıl ve sonrasında zayıflamaya başlamış ve tekrar canlanması ise Türk dönemiyle birlikte olmuştur.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

Evet, bu tarihi gelişim sonrasında, gelelim kentin bulunması ve arkeolojik araştırmalara:

Hisarköy ve çevresinde bulunan seramik ve heykeltıraşlık gibi küçük buluntuların tamamı, Hierapolis Arkeoloji Müzesine götürülmüştür. Diğer bir kısım mimari eser ise, halen köy camisi önünde muhafaza edilmektedir. Antik yerleşimin izleri, mahallenin ortasındaki Asar Tepe’den aşağı doğru teraslar halinde genişleyerek yayılır. En alttaki vadi yamaçlarında ise, kentin nekropolüne ait mezarlar bulunmaktadır.

Asar Tepe

Buraya çıkışı sağlamak için doğal kayalar kesilip, teraslar yapılarak yollar oluşturulmuştur. Son dönemlerde yapılan tüm değişikliklere rağmen, Asar Tepe’nin en üst noktası yer yer doğal taşlardan oluşturulmuş düz alan şeklindedir. Burası ilk olarak, antik çağda kullanılmış bir toplantı yeri veya dinsel seramoni yeridir.

Heredot’a göre: Persler, gelenek ve görenekleri gereği, özellikle dinlerinin Zeus’a kurban kesmeyi gerektirir ve bunu dağ başlarında yaparlar, Zeus dediklerinin de gök kubbe olduğunu belirtir. Bu tören ve toplanma yeri uygulamaları: Hıristiyanlık inancında, Bizans dönemi boyunca ve Beylikler döneminde de görülen bir uygulamadır.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

Mimari Kalıntılar

Toplanan mimari elemanlar, mahalle camisi önünde, Tekke çeşmesi çevresinde ve türbe içinde olmak üzere 3 yerde toplanmıştır. Ayrıca ev duvarlarında da yazıtlı ve yazıtsız birçok tarihi eser bulunur. Mimari elemanların büyük çoğunluğu kireçtaşı ve mermer sütun kaidesidir ve Helenistik ile Roma dönemlerine tarihlenir.

Kültler ve Tapınaklar

Attuda şehrinin bulunduğu bölgede en yaygın olan kültler Men ve Ana Tanrıça kültüdür. Men isimli tanrının bu bölgedeki en önemli kült yeri ve kutsal alanı: kesin yeri bilinmeyen Men Karou Tapınağıdır.

Ünlü coğrafyacı tarih yazarı Strabon: Menderes ve Lykos vadileri boyunca giden yolu takip ederken, Men Karou Tapınağını gördüğünü yazar. Men Karou Tapınağının Attouda sikkeleri üzerinde bulunması, bu kutsal mekanın kesinlikle Attouda sınırlarında bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, kent merkezinde olmayan kutsal alanın, vadi içindeki bir yerde olabileceğine inanılmaktadır.

Ayrıca, dağlık yerleşimler ve dağ zirvelerinde Ana Tanrıçaya adanmış kült yerlerinin yaygınlığı bilinmektedir. Hisarköyde çarşıdaki caminin kuzeybatı köşesine yerleştirilmiş olan Meter Adraston adının geçtiği yazıt da bu tanrıça ile ilişkilendirilir. Tanrıçanın adının geçtiği yazıtlara göre, attouda kentinde  ve çevresinde Meter kültürünün saygın bir yere sahip olduğu ve kentin baş tanrıçalarından birisi olarak tapınım gördüğü kesindir.

Kültler konusunda eldeki en kesin bilgiler, sikkeler üzerindeki betimlemelerdir. Bu betimlemelere göre: kentte başta Apollon olmak üzere Kybele, Tykhe, Zeus, Athena, Asklepios, Helios, Serapis, Dionysos, Artemis, Anatis gibi tanrıların ismi geçer. Tüm bunlara rağmen, Attouda içinde yeri kesin olan ve planı tam bilinen bir tapınak kalıntısı yoktur. Ancak tahminlere göre, burada birden fazla tapınak olmalıdır.

Öte yandan: İncil’de söz edilen 7 kiliseden birisi de “Laodikeia kilisesi” dir ve burada ortaya çıkarılmıştır.

Doğuya doğru uzanan bir sırt üzerinde kurulan kentin, kuzeyindeki Arap deresi ile güneyindeki Bakla deresi, mahallenin doğusunda birleşerek Menderes ırmağına doğru akmaktadır. Bu dereler hem antik, hem de modern yerleşimin üç yönünde doğal bir sınır hattı oluşturmaktadır.

Antik kalıntılar üzerinde kurulan Hisarköy, Osmanlı döneminden beri varlığını sürdürmektedir ve bazı dokuların yok olmasına sebep olmuştur. Köy yerleşimi en üst tabakada halen varlığını sürdürmektedir. Her taraf tarihi yapılarla ve onların yıkıntılarından kalan taşlarla doludur. Evlerin altında mezar tipi mekanlar, mağaralar ve kayalardan oyma mezarlar gibi birçok farklı kalıntılar bulunuyor.

Köylüler, 1970’li yıllarda küçük ölçekli bir köy müzesi kurmuşlardır, ama bu müze günümüzde boş ve kapalıdır. Çünkü köy halkı tarafından açılan bu müze hazine avcıları tarafından  defalarca soyulmuştur.

Ancak, Hisarköyün başka bir yere taşınması faaliyetlerine başlanıldığını ve devam ettiğini öğrendim. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2005 yılında köyün 2 km ilerisindeki Çamlar Mevkiinde konutlar yapılmıştır, ancak Hisarköylülerin bu konutlara taşınmayı kabul etmedikleri söyleniyor.

Denizli Babadağ Trapezopolis antik kenti

TRAPEZOPOLİS ANTİK KENTİ VE NEKROPOLÜ

İlçe merkezine 13 km uzaklıktaki Bekirler köyü kuzeydoğusunda Boludüzü mevkiindedir.

Antik kent, Bekirler köyü etrafındaki tepecikler ve eteklerine yayılmıştır. Antik kentin kuzeyden güneye doğru uzanan düzlük üzerine, arazinin coğrafi yapısına göre kurulduğu anlaşılmaktadır.

Trapezopolis şehri, Karia ve Phrygia sınırında antik bir kenttir. Şehrin isminin anlamı, Helen dilinde “Düzlük” anlamına gelir.

19’ncu yüzyıl sonlarında, Anderson bu bölgede bir araştırma yapmış ve Seyre’de bir takım yerleşim izlerine rastlamışsa da kesin bir yargıya varamamıştır.

Denizli Babadağ Trapezopolis antik kenti

Sadece burada üzerinde “Trapezopolis” ismi olan bir yazıt bulmuştur.

Bugün, bu bölgede zemin seviyesinin yaklaşık 70-100 cm altında, etrafı kayraktaşı veya tuğla ile çevrilmiş, silindirik formlu ve kapaklı, pişmiş toprak lahit mezarlar bulunmaktadır. Bunların üzeri yine kayrak taşı ve tuğla ile kapatılmıştır.

Yüzeyde bazı yapı kalıntıları izlenir. Yüzeydeki kalıntılar, Roma ve Bizans dönemi özellikleri göstermektedir.

YARDAN ÇAYI

Belediye tarafından şelalenin çevresinde yapılan çevre düzenleme çalışmaları sonucunda, burada oldukça güzel bir mesire alanı oluşturulmuştur.

 Denizli Bozkurt gezi yazısı hakkında  Bozkurt