Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu
Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

Tarihte büyük yeri olan ve dünya tarafından tanınan Yason Burnu ve kilisesi, işte buradadır. Bütün dünya biliyor dedim, belki ilginizi çekmiştir, buraya temel olarak anlatılan “Arganotlar Efsanesi” genel anlamda, Yunanlı antik çağ yaşayanlarının; Akdeniz’den Karadeniz’e yaptıkları uzun deniz yolculuğunu anlatıyor ve mitoloji meraklıları tarafından, bu efsane çok iyi bilinmektedir.

Evet, Ordu ilinin, Perşembe ilçesinin sınırları içinde bulunan: Yason Burnu ve kilisesi, gerçekten görülmesi gereken bir yerdir. Bölge 2004 yılında I. Derece arkeolojik ve II. Derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. 1980’lerden sonra buranın ismi “Kiremit Burnu” olarak değiştirilmiştir.

ULAŞIM

Eski: Ordu-Samsun kara yolu üzerindedir. Ordu’ya 25 km. ve Perşembe’ye ise 15 km. uzaklıktadır. Çaytepe sınırları içindedir. Samsun-Çarşamba havaalanına uzaklık: 100 km. dir. Ordu’ya uzaklık ise: 35 km. dir. Perşembe’ye uzaklık: 20 km.dir.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

GENEL

Yason burnu yarımadası, küçük ama güzel bir doğal görünüme sahip bir yarımadadır. En çok turist çeken bölgelerden biridir. 2008 yılında, burayı: 90 bin yerli ve yabancı turist ziyaret etmiştir. Su sporları ve dalgıçlık için, çok sayıda turist gelmektedir. Ayrıca: define aramaya meraklı yöre halkı, burada birçok kez denemeler yapmıştır.

Burnun önü taşlık olmakla birlikte, gemiler bu bölgede durabilmektedirler. Yason adı: Argonotlar ile birlikte, burada karaya çıkan: Yason’dan kalmıştır.

Yason burnunda: 4 bin yıllık taşlar yontularak yapılmış balık havuzları bulunmaktadır. Bu havuzlardan: Roma’ya balık gittiğine dair ciddi belgeler bulunmuş. Yüzey araştırmaları: kil yatakları ve eski dönemlerde seramik imalatı ve ticaretinin yapıldığını gösterir.

Yarımadanın kıyıları, tamamen deniz kabukları ile adeta süslenmiştir. (Deniz kabukları o kadar çok ki, burada deniz kabukları ve deniz kabuklarından yapılan hediyelik eşya satanları göreceksiniz.)

Yason’da, Karadeniz’in ilk tersanesi yapılmış. Ordu Valiliği tarafından, 2004 yılında, su altında yapılan araştırmalarda, bu tersaneye ait olduğu iddia edilen, 27 ayak bulunmuş.

Bu şirin yarımadada, 320 gün, güneşin doğuş ve batışını seyretmek imkanı vardır. Güneş deniz üstünden doğup, yine deniz üstünden batar. Hatta, buradan: Ünye burnu görülebilir.

Arganotlar efsanesindeki tekne Yason Burnu’na yerleştirilmek için yapılıyormuş. Bu teknenin: kilisenin bahçesine konulması düşünülüyormuş. (Ağustos 2017 tarihinde böyle bir obje yoktu)

Ayrıca: Yason Yarımadasının, bütünüyle aydınlatılarak, gece-gündüz gezilmesinin sağlanacağı bildiriliyor.

NE YENİR

Buradaki restoranda: şansınız varsa, yani yapılmış ise “Vejeteryan çiğ köfte” deneyebilirsiniz. Çiğ köftede, et yerine fındık unu kullanıyorlar.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

YASON YARIMADASI

Yason yarımadası, adını Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı simgeleyen “Altın Post” u aramak için Argo adlı gemiyle Ege denizinden Karadeniz’e açılan Argonotların efsanevi lideri Iason’dan alır. Ayrıca, yine bu antik yerleşim, MS 3’ncü yüzyılda buraya gelerek “Işıklar Bayramı” adı verilen tören kutlamalarıyla bilinir.

Işıklar Bayramı

Buradaki kilisede her yıl “Işıklar Bayramı” kutlanıyordu. Ancak 1924 yılında, buradaki insanlar mübadele nedeniyle göç edip ayrılınca, kilise atıl duruma geçti ve bayram kutlamaları bitti. Kutlamalar: sabah gün doğumuyla başlar, gün batımına kadar devam ederdi. Buradaki küçük kilise, daha sonraki yıllarda küçük bir restorasyonla açıldı ama içinde fresk veya herhangi bir tarihi kalıntı bulunmuyor.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

 

 

 

 

 

ALTIN POSTU ARAMA HİKAYELERİ /EFSANELERİ

Bu yarımada: Aromauts’ların, İasos önderliğinde, “Altın Post” u arama hikayelerinin anlatıldığı: Argonautica Efsaneleriyle de ünlüdür. Bu efsanenin kahramanları: Troya’lı olarak kabul edilir.

Bu efsane şöyledir

Yunanistan-Teselya’da, İolkos kralı Aison: iktidar yükünden bıkıp, devlet yönetimini oğlu İason erişkinliğe yetişinceye kadar, kardeşi Pelias’a bırakır.

Pelias: kahinler tarafından, tek sandaletli bir adama karşı uyarılır.

Derken: oğul İason; erişkinliğe erişir ve tahtta hak iddia etmeye başlar. Günü geldiğinde, Iolkos’a doğru yola çıkar. Yolu üzerindeki Delphoi’ye uğrayarak Apollon’a ne yapması gerektiğini danışır.

Apollon: panter postu giymesini ve elinde bir kargı taşımasını öğütler. Yason, karşısına çıkan bir ırmağı, Tanrıça Hera’nın yardımıyla geçerken sandaletinin birini suya düşürür.

Kral Pelias, tek ayağı sandaletli, panter postlu adamı karşısında görünce uyarıları anımsar ve iktidarını korumak için bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Yason’u şehirden uzaklaştırmak için bir hileye başvurur ve İason’a: kral olmadan önce, uzaklardaki Kolkhis ülkesinden, ailesine ait olan efsanevi altın postu alıp getirmesini söyler.

İason, bu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Tanrıça Athena’nın yardımıyla “Argo” adını verdiği sağlam bir gemi yaptırır. Bu gemi: 55 kürekli bir gemidir ve onu yapan ustanın ismi: Arestor’un oğlu Argos’dur.

Gemiye, aralarında: Theseus, Herakles ve Orpheus gibi kahramanların ve yarı tanrıların bulunduğu ve en güvendiği 50 arkadaşını mürettebat olarak toplar.

Gemi törenle Ege denizine açılır. Çeşitli adalara uğradıktan sonra, Truva’yı geçerek Çanakkale Boğazından Marmara’ya çıkarlar, oradan da Karadeniz’e. Ürkütücü, bilmeyeni yutan bir deniz olarak bilinen Karadeniz’de büyük tehlikeler atlatırlar. Hırçın bir ata benzeyen Karadeniz’in yelelerine sımsıkı tutuna Argonotlar, Amazonların yurduna vardıklarında aslında Ordu sınırlarına varmışlardır.

Bu dümdüz ovada dinlenirken, doğuda zincire vurulmuş Prometheus’u görürler. Bu uysal ovayla uysallaşan Karadeniz, yolculuğun devamında yine hırçınlaşır. Dağların öfkeli duruşları denizi de sertleştirmiştir sanki.

Denizle çarpışır gibi  duran dalgaların arasında birden, bir küçük yarımada çıkıverir karşılarına. Rüzgarların biriktiği bir yerdir burası. Öfkeli tepelerin soluklandığı bir küçük düzlüktür. Kayaların tehditkar uzantıları arasından geçerek kıyıya yanaşırlar.

Tanrılara kurbanlar adarlar, denizin kayalıklarla nasıl oynaştığını izlerler. Ülkelerine yüzünü dönen güneşin akşamla bir yangın doğurduğunu görürler. Burayı çok severler. Önderlerinin adını verirler buraya “Yason”. Yola devam ederler.

Bilinmeyen sularda, tehlikeli bir yolculuktan sonra: İason ve Argonotlar: Kolkhis (buranın günümüzdeki Gürcistan ülkesi olduğuna inanılmaktadır) ülkesine varırlar. Burada, kral Aietes, İason’un bir dizi kahramanlık sınavından geçerse, altın postu alabileceğini söyler.

Postu vermek için, burnundan ateş püskürten iki boğayı boyunduruğa vurma şartı ve ona yardıma koşan kralın kızı Medea, ayrı bir konudur.

İason’un altın postu bulabilmesi için, Medea, hypnos (uyku)’la işbirliği yapıp: postu koruyan ejderhanın uyumasını sağlıyor ve İason’a bir mızrak vererek, onun ejderhayı öldürmesini sağlıyor.

Daha sonra: babasının vermediği altın postu çalıyorlar. Altın post, İason, Medea ve erkek kardeşi Absyrtos. Hepsi birlikte, Argo gemisine binip kaçıyorlar. Peşlerine düşen babası (Gürcü kral) yakalayamasın diye, Medea, kardeşi Absyrtos’u parçalıyor ve etlerini Karadeniz’e atıyor. Baba: oğlunun parçalanmış bedenini denizden toplayıp, dini tören yapmak uğruna, Argo gemisini takipten vazgeçiyor.

Derken, zorlu bir deniz yolculuğundan sonra: Teselya’ya varırlar. Ancak: kral Pelias, tahtını İason’a bırakmaya razı olmaz. Bunun üzerine: Medea, kralın kızlarını bir gösteride kandırır. Yaşlı bir koçu parçalayıp, kazanda, tılsımlı otlarla kaynatarak içinden canlı bir kuzu çıkarır.

Kralın kızları, yaşlı babalarının da bu kuzu gibi gençleşeceğini düşünerek, kralı öldürürler, parçalarını kazanda bir güzel kaynatırlar ve kral yok olur. Böylece, İason krallık tahtına oturur. Medea ile evlenir ve çocukları olur. Ben burada daha fazla uzatmayıp bitirmek istiyorum. Ama biliniz ki, efsane devam etmektedir.

Günümüzde, İason ve beraberindeki Argonotlar tarafından yapılan bu yolculuğun rotası çıkarılmış ve önceki yıllarda, bu yolculuk bir kısım maceraperest (Tim Severin) tarafından tekrarlanmıştır. MÖ.470-460 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen bir vazoda: İason altın postu alırken, Athena’nın ona baktığı betimlenmiştir. Argo gemisine ait betimlemelerde ise, geminin direk başının insan başlı olarak tasvir edilmesi, geminin konuşabildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmiştir.

Son olarak bir şey daha söyleyip, bu konuyu kapatmak istiyorum. Şöyle ki: Arganotlar’ın Karadeniz değil, Güney Amerika’ya kadar gittikleri yönünde, söylentiler de ortaya atılmıştır. Yani: bu efsanenin temelinde, coğrafi unsurlar bulunmaktadır.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

GEZİLECEK YERLERİ

Eğer, seyahat güzergahınız, Samsun’dan Doğu Karadeniz’e doğruysa, Ordu ilimize 35 km. kala, Çaytepe Mevkiine geldiğinizde, sol kıyıda, Yason yarımadasını görürsünüz. Bu noktada, biraz mola vermenizi, şiddetle öneriyorum.

Restore edilmiş kiliseyi gezerken, burundaki fenere doğru küçük bir yürüyüş yapar, Karadeniz’in rüzgarını solur, İason ve Medea’nın, mola vermek için burada karaya çıktığını hatırlayarak, zihninizde antik çağlara, kısa bir yolculuk yaparsınız.

Evet, burası, antik dönemde, Argonot Efsanesinin yaşandığı yer olarak kabul ediliyor. Çalışmaların tamamlanmasının ardından, efsanenin yaşandı dönemde, altın postu bulmak için deniz yoluyla Kafkasya’ya giden Argonotlar’ı taşıyan geminin, 16 metrelik minyatürü de, kilise bahçesine monte edilerek, tarih canlandırılacakmış.

Ordu Perşembe Çaytepe Yason Burnu

HAGİOS NİKOLAOS YASON KİLİSESİ

Perşembe ilçesi, Çaytepe-Çaka sınırları içindeki Sit alanındadır. Yason fenerinin bulunduğu burunda, bir kilise yıkıntısı bulunur. Yağma ve yakıp yıkmalar sonucunda yok olan kilisenin, yıkıntıları üzerinde Rumlar tarafından yeniden bir kilise yapılır. Hagios Nikolaos adıyla da bilinen Yason kilisesi: I. Derece arkeolojik ve II. Derece doğal sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

İlk kilisenin: Arganotlar tarafından, uzun deniz yolculuğunda kıyılarda yaptıkları kiliselerden birinin bulunduğu yerdedir. Yani: 2700 yıllık bir geçmiş söz konusudur. Yason burnundaki kiliseyle ilgili ilk bilgileri veren Ortaçağ tarihçisi Panaret: 14’ncü yüzyılda, Trabzon Rum İmparatoru Alexios ile birlikte, burada İsa’nın doğumu ile ilgili bir ayine katıldığını anlatmaktadır.

Minas Bişikyan isimli gezgin ise, 1817 yılında buraya Panaya (Meryem Ana) isimli eski bir manastır veya kilise gördüğünü yazar. Bişikyan’ın söz ettiği Panaya kilisesi, 1868 yılında yıkılarak, yerine Hagios Nikolaos adında ve günümüze ulaşan kilise inşa ettirilmiştir. Bu isim önemlidir. Çünkü Ortodoks inanışında, Aziz Nikolaos yani Noel Baba, gemicileri koruyan aziz olarak bilinmektedir.

Eskisinin üzerine yeni yapılan bu kilisenin en büyük özelliği: Karadeniz bölgesinde, deniz kenarında olan tek kilisedir.

Bu kilise: 1869 yılında, yörede yaşayan Rumlar ve Gürcüler tarafından yapılmıştır. Mimarisi: özelliklidir. Üç apsisli, küçük kubbeli olup, cephesinde açık ve koyu taşlar kullanılarak hareketlilik sağlanmıştır.

Kilise, içte iki sıra sütunla, üç nefe ayrılmıştır. Güneyde ve batıda olmak üzere, iki girişi vardır. Batıda: asıl giriş üzerinde, açık pembe renkli bir taş üzerinde, alçak kabartma şeklinde, karşılıklı iki hayvan figürü tasvir edilmiştir. Kapı ve pencere pervazları, açık bej renkli taşlardan, ana duvarlar koyu gri taşlardan yapılmış olup, farklı renklerden oluşan güzel bir tezat ortaya çıkmıştır.

Üç cephesinin de deniz manzaralı olması yönüyle, kilise mimarisinin nadir örnekleri arasında yer almaktadır. Bunun dışında, yüzeyde çeşitli d önemlere ait seramik parçaları gözlemek mümkündür.

Ancak: zaman içinde, yıkılmaya yüz tutmuştur.

1991 yılı sonunda, kilisenin kubbesi ve tavanının bir kısmı çökmüştür. 6 adet taş sütundan, ikisi yıkılmıştır. Kilisenin sahil yoluna yakın olması ve ender bulunan doğal yarımadada bulunması, yerli ve yabancı ziyaretçilerin dikkatini çekmektedir.

2004 yılında restorasyon çalışmaları ile, aslına uygun olarak onarılmıştır ve mülkiyeti Maliye Hazinesine aittir.

Günümüzde, yalnızca kubbesi, Osmanlı tarzındadır. Kilisede: mitolojik kitaplar ve hediyelik şaraplar sunan bir sanat galerisi, mini konserler, mini seminerler yapılması için hazırlıklar sürdürülüyormuş. Günümüzde, burada kamp ve karavan turizmi yapılabilmektedir.

DENİZ FENERİ

Yuvarlak kule, kara yolundan da rahatlıkla görülebiliyor. Denizden pek fazla yüksek olmayan fener kulesinin ışığı 8 km uzaklığa kadar ulaşabiliyor. Gövde demirden üretilmiştir. Orta noktasında incelen beli, taban ve tavan bölümlerinde kalınlaşıyor. Bazı günlerde denizden savrulan dalgaların tuzlu suları ile yıkanıyor.

YALANCI YASON BURNU-SÜLÜ BURNU

Yarımadanın, hemen 300 metre batısındaki, “Yalancı Yason Burnu” olarak geçen yerdir. Diğer adı: Sülü burnu. Çok güzel ve oya gibi işlenmiş kıyıya sahiptir. Antik çağlara ait balık kayalara oyulmuş balık havuzlarını burada görebilirsiniz.

SONUÇ

Burada, şahsa ait: “Yason “ isimli bir açık hava restoranı var. Her türlü yeme-içme ve dinlenme hizmeti veriliyor. Ayrıca: otopark sorunu da yok. Bu çevreden geçerseniz, buraya uğramayı sakın ola ihmal etmeyin.

Ordu Perşembe hakkındaki gezi yazım için  Perşembe

İstanbul Cağaloğlu

geziyorum-cagaloglu-01
İstanbul Cağaloğlu

18’nci yüzyıldan itibaren, semt Osmanlı bürokrasisinin, sadrazamlık mensuplarının, paşaların oturduğu bir bölge haline gelmiştir. 1870’lerden sonra ise Türk basını buraya yerleşmiştir. 1990’larda buradan birçok gazetenin taşınmasıyla eski etkisini kaybetse de tarihi dokusu ile şehrin çekim noktalarından biri olmayı sürdürmektedir.

Cağaloğlu’nun adı, Cenovalı Cicala ailesinden gelen ve sonrasında bir Osmanlı Amirali ve politikacısı olan Cigalazade Yusuf Sinan Paşa’dan gelmektedir. Yusuf Paşa’nın aile isminin Türkçeleştirilerek önce Cigaloğlu olduğu, daha sonra da zaman içinde Cağaloğlu’na dönüştüğü söylenir. 20’nci yüzyılın başlarında burası basın sektörünün merkeziydi, gazete binaları ve Bab-ı Ali bulunuyordu. Gazeteler “İkitelli” ve diğer yerlere taşınmış olsalar da bu bölgede günümüzde de çok sayıda matbaa ve kitapçı bulunuyor.

geziyorum-cagaloglu-hamami
İstanbul Cağaloğlu

CAĞALOĞLU HAMAMI

İstanbul’un tarihi hamamları arasında en meşhur olanlardan biridir. Hamamın yakınındaki İran Konsolosluğu ve İstanbul Valilik binası, gayet güzel yapı olarak dikkat çekmektedir. Yerebatın Sarayının biraz ilerisindedir. Aralarında Alman İmparatoru Kayzer Wilhelm, İngiltere kralı Edward, Macar besteci Franz Liszt, İngiliz hemşire Florance Nightingale, Rus balet Rudolf Nureyev ve Mısırlı aktör Ömer Şerif’in de bulunduğu birçok ünlü, burayı ziyaret etmiştir. İstanbul’daki hamamların en güzeli olan Cağaloğlu, diğerleriyle kıyaslandığında fazla eski değildir. 1741 yılında Sultan Mahmut tarafından yaptırılmıştır.

Padişah bu hamamı, geliriyle birlikte Ayasofya’daki kitaplığın masraflarını karşılaması için yaptırmıştır. Odun ve su: kıtlığa neden oluyor diye büyük hamam yapımını yasaklayan kanundan kısa bir süre önce inşa edildiği için son büyük Osmanlı hamamı olarak tarihe geçmiştir. Hamamı yapanlar hakkında çok az şey biliniyor. Planların baş mimarı Süleyman Ağa tarafından çizildiği ve binanın Abdullah Ağa tarafından tamamlanmıştır. Hamam açılır açılmaz saraydan ve eşraftan önemli kişileri kendisine çekmiştir.

İstanbul’daki çifte hamamlardan biri olan Cağaloğlu’nda, kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler vardır. Hamamın erkekler kısmının girişinde, hemen yukarıda, hat sanatının güzel örneklerinden biri hamamın kuruluşu ile ilgili bilgi verir. Barok tarzındaki yapı klasik hamam mimarisinden hemen ayırt edilir. Sıcaklıktaki sekiz mermer sütunlu kubbesi, ortadaki sekizgen göbektaşı ve kubbeli halvet hücreleri bu farklılığı ortaya koyar. Genelde, diğer hamamlarda erkekler kısmının daha güzel olmasına rağmen buranın kadınlar kısmı da gayet güzeldir. Her iki bölümde de barok üslup kullanılmış, daha sade tarzlarda inşa edilen hamamlardan ayrı bir güzelliğe sahiptir. Bu hamamı diğerlerinden farklı kılan özelliklerden birisi de; suyu ısıtmak için Ayvalık’tan getirilen zeytin çekirdeklerinin kullanılmasıdır.

İRAN KONSOLOSLUĞU

İran Konsolosluğu, İtalyan Domenica Stampa tarafından 1866 yılında yapılmış bir binadadır. Osmanlı devletinin Müslümanlara yapılan bir jesti sonucu, burası Sur içinde inşa edilen tek konsolosluk binasıdır.

İSTANBUL ERKEK LİSESİ

Konsolosluğun hemen yanında 1897 yılında Alexander Vallaury tarafından Düyun-u Umumiye için, I. Ulusal Mimari tarzında yapılan büyük binadadır. Osmanlı imparatorluğunun fiilen iflas ettiği ve yabancılar tarafından yönetildiği 1882 tarihinde kurulmuştur. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla binaya gerek kalmamıştır. Birçok şirket  binaya talip olmuş fakat Atatürk burasının okula dönüştürülmesini ve genç Türklerin, tarihini öğrenerek burada yetiştirilmelerini istemiştir. 1964 yılından beri karma eğitim vermesine rağmen ismi hala İstanbul Erkek Lisesi olarak geçmektedir.

RÜSTEM PAŞA MEDRESESİ

Mimar Sinan’ın 1550 yılında yaptığı Rüstem Paşa Medresesi, özellikle ana kapısının ihtişamıyla dikkati çeker. Medrese dıştan dörtgen olmakla birlikte içeri girilince sekizgen avlusuyla dikkat çeker. Kenarlarda kullanılan banyo ve tuvaletlerle, duvarların doldurulması sekizgen yapıdan dışarıdaki dörtgen yapıya geçişi sağlar. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından kullanılan medrese, restore görmüştür.

KIRMIZI KONAK

İstanbul Erkek Lisesinin devamında, modern Türk tarihinde önemli rol oynayan ahşap bir yapı bulunmaktadır. Burası, II. Meşrutiyet dönemli önemli rol oynayan “Kırmızı Konak”, İttihat ve Terakki Cemiyeti (Jön Türkler): Osmanlı imparatorluğunun Almanların yanında, I. Dünya Savaşına girmesi gerektiğine burada karar verilmiştir. Tarihimizin çok çarpıcı öykülerini odalarında barındıran konak Cumhuriyet Gazetesinin eski merkezidir. Ancak günümüzde harap durumdadır.

VALİ KONAĞI

Tepenin üstündedir. Topkapı Sarayında yaşayan padişahlara hizmet eden Sadrazamlar için yapılmış olan konak, Osmanlı Hükumetinin merkeziydi. O yüzden binanın girişi: “Bab-ı Ali” diye adlandırılan Gülhane Parkı tarafındaki kapıdır. Başkentin 1923 yılında Ankara’ya taşınmasıyla birlikte bina valilere ev sahipliği yapmaya başlamıştır.

İstanbul günlük gezi planı hakkındaki yazım için. 

 

İstanbul Tahtakale

tahtakale-1
İstanbul Tahtakale

Tahtakale ismi anıldığında çoğu kişi, buradaki “döviz fiyatlarının belirlendiği” borsayı hatırlamaktadır. Ancak: Tahtakale semtinin de, tarihi özellikleri vardır. Öncelikle, buranın isminden söz etmek istiyorum.

İlk anda her ne kadar bir tahtadan yapılmış kale akla gelse de, buranın isminin kaynağı: “Taht el Kale” kelimesinden gelmektedir ve anlamı: “Kalenin altı” dır. Yani, buralarda, eski bir Bizans burcu, kale gibi görülmüştür. Bu Bizans burcunun “Vasilin kulesi” olarak da isimlendirilmektedir. Bölgede bulunan hanlardan birinin: eski bir Bizans kulesi olabileceği düşünülüyor.

Rivayetlere göre: Osmanlı orduları şehre girdiklerinde, bu kulede bulunan ve Giritli gemicilerden oluşan askerler, bir süre daha direnmeyi sürdürmüşler ve Sultan, kahramanlıkları nedeniyle bu askerlerin canını bağışlamıştır.

Günümüzde, yokuş aşağı inerken görülen ve Tahtakale olarak isimlendirilen bu bölge de bu savunma yapılan kalenin anısına isimlendirilmiştir. Ancak, günümüzde bu çevre “Rüstempaşa Mahallesi” olarak resmen isimlendirilmiştir.

tahtakale-hamami-1
İstanbul Tahtakale Hamamı

Tahtakale Hamamı

Rüstem Paşa camisinin yanındadır.

Şehrin en eski ve en geniş bu hamamı: 15 yüzyılda çevre esnafının yararlanması için yapılmıştır. Söylediğim gibi oldukça geniştir ve yaklaşık 5000 metre karelik alanı kaplar. Bu hamam: I.  Dünya savaşından sonra satılmıştır. 1980’li yıllarda soğuk hava deposu olarak kullanılan hamam: 1988 yılında başlayan ve uzun yıllar sürdürülen restorasyon çalışmaları sonucunda tekrar faaliyete sokulmuştur.

Restorasyon çalışmalarında, yapıdan tonlarca moloz çıkarılmış ve geçmişin görkemli izleri, bu restorasyonla tamamen silinmiştir. Günümüzde, hamam kadın ve erkek bölümleri olarak iki bölüm halinde kullanılmaktadır.

Kuru Çeşme

Tahtakale hamamının karşısındaki sokakta bulunan bu çeşme: almaşık stilde ve dört yüzlüdür. Ancak günümüzde kuru değildir ve kullanılmaktadır.

tahtakale-celebi-alaattin-camii-1
İstanbul Tahtakale Çelebioğlu Alaattin Camii

Çelebioğlu Alaattin Cami

Buraya: Alaca mescit, Ketenciler mescidi ve Marpuçcular mescidi de denilmektedir. Çelebioğlu Alaattin: Fatih dönemi ulemalarından biridir. Hatta: Fatih Sultan Mehmet’e hocalık yaptığı söylenir. Camiye: Alaca mescit denmesinin sebebi: burada bir zamanlar, çifte hamam türünde bir yapı olan “Alaca hamamı” bulunuyormuş. Günümüzde görülen cami: orijinal değildir. Çünkü 1945 yılında tamamen yeniden yapılmıştır.

kepenekci-sinan-camii-1
İstanbul Tahtakale Kepenekçi Sinan Camii

 

Kepenekçi Sinan Cami

Cami oldukça çukur bir yere yapılmıştır ve yapıya yaklaşıldığında, önce minaresi görülür. Bu yüzden, bir hayli gözden uzak kalmıştır. Kapısındaki kitabede, yapım tarihi olarak 1531 yılı yazılı olmasına rağmen, diğer bazı yazılı kaynaklarda yapım tarihi olarak 1546 yılı yazılmıştır. Kagir ve düz çatılı yapının minaresi tuğladandır.

hoca-hamza-camii-1
İstanbul Tahtakale Hoca Hamza Camii

Hoca Hamza Cami

Caminin duvarında, 1696 yılı yapımı ve “Develioğlu Çeşmesi” denen bir çeşme bulunmaktadır. Bu yüzden, camiye aynı zamanda “Develioğlu Camisi” de denir. Cami: 1561 yılında ölen Hoca Hamza tarafından yaptırılmıştır ve kendisi de caminin haziresinde gömülüdür. Caminin minberi: Lale devrinin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.

İstanbul günlük gezi planı hakkındaki yazım için.