Bitlis Ahlat

Bitlis Ahlat

Adilcevaz: Türk tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü: başta Ermeniler olmak üzere, bölgede hak iddia edenlerin bu iddiaları, Türklerin buraya Malazgirt zaferinden, 200 yıl önce yerleşmiş olmalarının ortaya çıkması ile çürümüştür.

Evet, atalarımız, söylendiği üzere, Malazgirt zaferinden sonra değil, Malazgirt Zaferinden yaklaşık 200 yıl önce, Anadolu topraklarına yerleşmişler ve özellikle: Adilcevaz ve Ahlat yörelerinde yaşamışlardır. Buna ait birçok kanıt bulunmaktadır.

Evet, yüzyıllardır yurt edindiğimiz bu toprakları: gidelim, görelim. Ben: Ahlat ilçesine gittiğimde, burada gördüğüm, atalarımıza ait eserleri ve de özellikle: Selçuklu Mezarlığını Van gölünün muhteşem manzarası eşliğinde, duygulanarak gezdim.

Göl kıyısındaki caminin duvarında bulunan taşlardan bir tanesi üzerindeki işareti büyük bir merakla inceledim ve bu işaretin “Türk” işareti olduğunu öğrenince, merakım daha da arttı. Atalarımız yaptıkları eserlere, küçük te olsa bir not bırakmışlar.

Sanki tahmin etmişler, aradan yüzlerce yıl geçecek ve başta Ermeniler olmak üzere, bir takım etnik unsurların burada egemenlik hakları ortaya atacaklar. Ama, mümkün değil, çünkü burası, tamamen Selçuklu Türkleri yani atalarımızın eserleriyle dolu.

Evet, bunları söyledikten sonra, Ahlat denilince, elbette aklımıza “Baston” geliyor. Buraları ziyaret edelim, gezelim-görelim ve tarihi geçmişimize sahip çıkalım.

ULAŞIM

Ahlat, il merkezi olan Bitlis’e 60 km. uzaklıktadır. Ahlat-Adilcevaz arasındaki uzaklık: 24 km. Ahlat-Tatvan arasındaki uzaklık: 44 km. Ahlat-Muş arasındaki uzaklık: 118 km. Ahlat-Bulanık arasındaki uzaklık: 50 km.

Bitlis Ahlat

TARİHİ

639-640 yılları arasındaki dönemde, bölgeyi, Müslüman Arap güçleri denetimine almak isteyen Halife Hz. Ömer: Halit Bin Velid komutasındaki askeri güçlerini buraya gönderir. Ahlat, bu şekilde fethedilir. Ancak, Abbasilerin idaresi zayıflayınca, şehir tekrar Bizanslıların eline geçer.

1040 yılından sonra ise, Büyük Selçuklu Devletinin kuruluşunu sağlayan Selçuk Bey’in torunları: Tuğrul Bey ve İbrahim Yınal: Azerbaycan ve havalisini ele geçirirken, güneye inerek, Ahlat bölgesini de fethederler. Ancak: bu arada Güneydoğu Anadolu’da bir beylik kurmuş olan Mervaniler, devreye girerler.

1061 yılında ise, Asya’dan, Anadolu’ya göç eden ve kendilerine yeni bir yurt arayan Türkler tarafından, bölge ele geçirilir. Türk güçleri, Ahlat’ta kurdukları garnizon ile, burayı üs kabul ederek, Anadolu’nun diğer yerlerine akınlar yapmaya başlarlar.

Türklerin, Anadolu’daki bu ilerlemesi, Doğu Roma İmparatorluğunu rahatsız eder ve bu iki güç, sonunda, 1071 yılında Malazgirt’te karşılaşırlar. 1071 yapılan bu savaşta, Ahlat ve Ahlattaki garnizonun önemi çok büyüktür.

Ahlattan yola çıkan Selçuklu kuvvetleriyle, onları Malazgirt ovasında bekleyen Doğu Roma ordusu arasındaki ilk çatışmalar, Ahlat-Malazgirt arasındaki engebeli alanlarda yapılmıştır.

Evet: Ahlat ilçesi: Ortaçağ İslam dünyasında: “Kubbet-ül-İslam” olarak bilinen, üç önemli şehirden (Belh, Buraha, Ahlat) biridir. Selçuklu döneminde bu isimle anılan yörede, yaklaşık 350 bin nüfusun yaşadığı tahmin ediliyor.

Yörenin tarihi, MÖ.15.yüzyıla dek uzanır ve en önemli yapısı, Urartu döneminde yapılan kale, 1224 yılındaki depremde yıkılmıştır. Bu kalenin güneyinde: Osmanlı döneminde, Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından genişletilen bir Osmanlı kalesi bulunmaktadır.

Evet, buranın tarihi hakkında fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Bilinmesi gereken tek şey: Anadolu’daki ilk Türk yerleşmesi, Ahlat’ta olmuş ve Kayı boyunun Anadolu’daki bu ilk uğrak yerinde: Ertuğrul Gazi doğmuştur. Alparslan’ın garnizonu Ahlattır. Kayı boyu: Anadolu’da, İstanbul’dan sonra en uzun süre, burada yaşamıştır.

Ahlat ismi nereden gelmektedir? Van gölünün bu kıyısında hüküm süren Urartu kralı Lat: Medlerin saldırısı sonucu şehir düşünce, ağır yaralanır.

Bunun üzerine, kralın kızı, kralın yanı başında ağlarken “Ah Lat” sözleriyle hüzünlenir. Kral kızının yükselen bu feryatları, yöreye “Ahlat” isminin verilmesine neden olur.

Bitlis Ahlat

GENEL

İlçe, Van gölü kıyısında kurulmuştur. Bu nedenle: Van gölü çevresindeki en güzel sahillere sahiptir. Kıyı turizmi ve su sporları açısından çok uygun şartlar taşımaktadır.

Ayrıca, İlçe, gölün kıyısında uzunlamasına geliştiği ve göle doğru eğimli platolar üzerinde kurulduğu için, hemen hemen bütün evleri, göl manzaralıdır.

İlçede, turizm potansiyeli açısından mevcut kalıntılar şunlardır: 13. ve 14. yüzyıllardan kalma: 14 kümbet, 2 kale, Selçuklu döneminden kalma 5 tarihi mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 1 tarihi mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 2 cami, 1 hamam bulunmaktadır.

Ayrıca: Yuvadamı köyünün kuzeyinde, MÖ.2000 ile 1200 yılları arasındaki dönemden kalan, 4 ayrı mezarlık bulunuyor. Ayrıca: tertemiz plaj ve kumsalından, Van gölüne girmek mümkündür.

İklim değerlendirildiğinde: bölgede, kışın inanılmaz soğuklar görülmektedir. Kış erken başlar ve oldukça uzun sürer. Bölgenin genel özelliği olarak, yağışlar bol görülür.

Özellikle, kar yağışı çoktur ve uzun süre yerde kalır. Kar’ın uzun süre yerde kalması ve yer yer 2 metreye kadar ulaşması, yörede ulaşımı büyük ölçüde olumsuz etkiler.

Bitlis Ahlat Taşı

AHLAT TAŞI

Ahlat taşı olarak isimlendirilen bu özel taş: İlçe merkezine 15 km. uzaklıktaki, Nemrut dağı eteklerinde, toprak altında bulunan, taş ocaklarından, tamamen ilkel yöntemlerle çıkartılır. Üst üste bastırılmış şekilde olan taşlar, demir çiviyle, istenilen boyda çivilenerek, parçalar halinde çıkarılmaktadır. Bu işleme, çivileme denir.

Aslen: bunlar, Nemrut dağının yanmasıyla oluşan doğal tuğladır. Çok yanarak camlaşmış olanlar, daha sağlam olduklarından, kullanım açısından daha çok tercih edilirler. Az yanan tuğlalar ise, yumuşak olduklarından inşaatlarda kullanılır.

Ocaktan çıkartılan bu taş, daha sonra üç işlemden geçirilir. Bunlar: yontulması, duvar olarak örülmesi, işlenmesidir.

Taşın rengi de özellik taşır. Bir kısım taş, koyu kestane ve bir kısım taş ise açık kahverengidir. İçinde, cam maddeleri bulunmaktadır. Zaten, taşa sağlamlık kazandıran, bu cam maddeleridir.

Yörede çıkarılan taş, çok ünlü. Bu  taş ile yapılan evler: kışın çabuk ısınır ve yazın ise serin kalırmış.

Burada: Ahlat taşının taş işçiliği çok ileri düzeydedir. İlçede bulunan konutların büyük çoğunluğu, Ahlat taşından yapılmıştır. Ahlat usulü bir ev yapmak için, yaklaşık 3000-4000 tane taş kullanılmaktadır.

Bitlis Ahlat Bastonu

AHLAT BASTONU

Ahlat bastonları: ceviz, kiraz veya vişne ağacından yapılır. Damarlı ve sağlam oluşu, iyi cila tutması ve kalitesinin yüksekliğinden dolayı, ceviz ağacından yapılanlar tercih edilir.

Biçilmiş halde alınan ham ağaç, 110 cm. boyunda, 6 cm. eninde ve 2.5 cm. genişliğinde kesilir. Baş kısmına: her biri 7 mm. kalınlığında biçilen, 5 parça, üst üste plastik tutkalla yapıştırılır. Yapıştırılan bu parçalar, bir çivi çakılarak sağlamlaştırılır.

Kafa kısmının yapımında: kemik, koç boynuzu veya manda boynuzu kullanılır. Manda boynuzu: çok sert ve rengi siyah olduğundan pek tercih edilmez. Koç boynuzu: benekli, bazen siyah-beyaz veya sade beyaz olduğundan ve en önemlisi sedef görüntüsü verdiğinden, yoğun olarak tercih edilir.

Son olarak, baston bir bez parçası ile cilalanır ve satışa sunulur.

 

YENİLECEK YEMEKLER. İÇİLECEKLER

Ahlat yöresinin mahalli yemeklerinin başında, harse gelir. Buğday ve tavuk göğsü, bir arada kaynatılarak hazırlanan bu kış yemeği, yöreye has bir lezzet olarak, öne çıkmaktadır.

NE SATIN ALINIR

Ahlat yöresinden, satın almanız gereken tek şey: Ahlat bastonu.

GEZİLECEK YERLER

AHLAT MÜZESİ

Müze, tarihi Selçuklu Mezarlığının hemen yanında. Burada: Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait, arkeolojik ve Etnografik eserler sergileniyor. Mesai saatleri içinde, müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

Bitlis Ahlat Emir Bayındır Türbesi

EMİR BAYINDIR TÜRBESİ

İlçe merkezindedir. Mutlaka gezip görmenizi öneririm.

Kitabesinde: 886 yılında ölen, Melik Bayındır İbn-i Rüstem Bey’in adı yazılıdır. Bu kümbet: ilçede bulunan kümbetler içinde en ilgi çekenidir. Çünkü: silindirik gövde, kare kaide üzerine oturtulmuştur. Dışarı doğru taşan, konik külahı ve süslemeleri, diğer kümbetlerden oldukça farklıdır.

Bitlis Ahlat Çifte Kümbet

ÇİFTE KÜMBET

İlçe merkezinde: İki kubbe mahallesindedir. Burada, iki kümbet yan yanadır. Büyük olan: Akkoyunlulardan Buğatay Aka ile Şirin Hatun’a, küçük olan ise: Esen Tekin Hatun’a aittir.

Güney ve Batı cephesindeki kitabelerde: kümbet yapılarının, 1280 yılında yapıldığı yazılıdır.

Bitlis Ahlat Usta Şagirt Kümbeti

USTA ŞAGİRT KÜMBETİ

İlçeye girerken, yolun sağında, Meydanlık mezarlığının güneyindedir.

Van gölüne oldukça yakın bölgededir.

Ahlat kümbetlerinin en büyüğü: Türk sanat ve zevkinin göstergesidir ve bu yüzden “Ulu kümbet” olarak da bilinmektedir. Ancak, kitabesi olmadığından yaptıran ve yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak, 13.yüzyıla tarihlenmektedir.

Yapı, diğer Selçuklu kümbetleri gibi 2 katlı olup, alt kat: mezar ve üst kat mescit olarak düzenlenmiştir. Kapısı, doğu yönündedir, ayrıca üç penceresi bulunmaktadır.

Bitlis Ahlat Abdurrahman Gazi Türbesi

ABDURRAHMAN GAZİ TÜRBESİ

İlçe merkezinde, Tunus mahallesinde, hakim tepenin eteğindedir.

Bu zat: Hz. Ömer zamanında, 641 yılında, Ahlat’ın fethi için görevlendirilmiş olup, burada şehit düşmüştür. Aslen Yemen valisi ve aynı zamanda Peygamberimizin sancaktarı  Maaz Binul Cebel’in oğludur.

Türbesi: geç dönem Ahlat mimarisine bir örnek oluşturmaktadır. 1974 yılında, Ahlatlı taş ustası Tahsin Kalender tarafından: Ahlat kümbet mimarisine uygun olarak yapılmıştır. Türbe: yoğun ziyaretçi akımına uğramaktadır.

Bitlis Ahlat Selçuklu Mezarlığı

SELÇUKLU MEZARLIĞI

İlçenin en büyük mezarlığı: İkikubbe Mahallesi ve Harabeşehir arasındaki geniş düzlükte, yaklaşık 200 dönümlük bir alanda kuruludur.

Mezarlıkta: sanduka mezarları ve Orta Asya Türk mezar tipleri olan, oda tarzı yer altı mezarları bulunmaktadır.

Buradaki bulunan 1000 civarındaki mezar taşları: Orhun Abidelerinin, İslamlaşmış şeklidir. Mezar taşları: en ünlü sanatkarların eserleridir. Mezarlıkta: 12 ve 16’ncı yüzyıllar arasına ait mezarlar bulunmaktadır.

Günümüzde, burası: adeta, Anadolu’nun Türk yurdu olduğunun ispatı açısından tapu mahiyetinde bir Açık hava müzesi konumundadır.

Bitlis Ahlat Sahil Kalesi

AHLAT SAHİL KALESİ

İlçe merkezinin Van gölü kıyısında: eski Ahlat adı verilen “Harapşehir” ile yeni Ahlat adı verilen, Ahmet merkezi arasında, Van gölünün kıyısındadır.

Sahilde, yeşillikler içinde kale yapısı bulunuyor.

Kale: Urartular döneminde yapılmış, ancak 1224 yılındaki depremde yıkılmıştır. Takip eden tarihi süreçte, 1556 yılında, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yeniden yaptırılmıştır. Mimarının Mimar Sinan olduğu söylenmektedir.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, yazılarında bu kale hakkında şunları yazar: “kalenin içinde, 350 ev, 1 han, 1 hamam, 1 cami ve 20 kadar dükkan var. Ayrıca, göl kıyısındaki kayıkhanede, harp kayıklar, daima hazır bekler ve kalede her gece mehter çalınırdı.”

Günümüzde: kale ve içinde bir kısım yapı kalıntıları görülüyor.

Bitlis Ahlat İskender Paşa Camii

İSKENDER PAŞA CAMİSİ

Osmanlı kalesi içindedir. Kitabesine göre: 1584 yılında, İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimar olarak, Mimar Sinan’ın adı geçmektedir. Cami: mimari tarz olarak, Osmanlı mimarisinin tipik özelliklerini taşımaktadır.

Kare planlıdır. Üstü kubbe ile örtülüdür. Duvarlar kesme taştan, kubbe ve tromplar ise tuğladan yapılmıştır. Caminin yanında bir de hamam yaptırılmış olmasına rağmen, bu hamam yapısı, günümüzde tamamen yıkılmış durumdadır. Ziyarete açıktır.

Bitlis Ahlat Emir Bayındır Köprüsü

EMİR BAYINDIR KÖPRÜSÜ

İlçenin, Taht-ı Süleyman mahallesinde, göle akan, küçük bir derenin üzerindedir.

Köprünün muhtemelen 13.yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. 15.yüzyılda, Akkoyunlu döneminde, onarımdan geçtiğine dair, yazılı kayıt var. Kesme taş kullanılarak yapılmıştır. Doğu tarafından, merdiven şeklinde, küçük bir kısım batıya doğru gidiyor. Süsleme olarak: kuzey tarafında, tek bir taşın üzerine işlenmiş “çarkıfelek” motifli küçük bir rozet var, başkaca bir süsleme yok.

1954 yılında onarılan köprü, günümüzde halen kullanılmaktadır. Devrinin mimari özelliğini göstermesi bakımından, önemli bir eserdir.

Bitlis Ahlat Nemrut Krater Gölü

NEMRUT KRATER GÖLÜ

Nemrut krater gölünün: üçte ikilik bölümü, Ahlat ilçesi sınırlarında bulunmaktadır. Aslında, Nemrut dağı hakkında ayrıntılı bilgiyi, Tatvan sayfasında vermek istedim ama, Nemrut krater gölüne, yaklaşık 25 km. lik bir yol ile, Ahlat ilçe merkezinden de ulaşım mümkün.

Hem, bu ulaşım, diğer yollara nazaran en güvenilir olanı. Yani, ilçeden taksi veya minibüsler ile, Nemrut krater gölüne ulaşılıyor.

Krater gölü: deniz seviyesinden 2247 metre yüksekliktedir. Van gölünden ise, 600 metre yüksektedir. Yüz ölçümü, 12 km. kare olan göl, yarım ay şeklindedir. Suları: tatlı ve soğuktur. Bu göl dışında, Nemrut krater bölgesinde: Ilık göl ve ayrıca üç göl daha bulunmaktadır.

Krater bölgesindeki bu göller havzasında: halen yapımı devam eden Sosyal Tesisler bitirildiğinde, buranın turizm potansiyelinin artacağı kesin. Özellikle: kayak yapmak için çok ideal bir yer.

Bitlis Ahlat Nazik Gölü

NAZİK GÖLÜ

İlçe merkezine 16 km. uzaklıktadır. Kuzeybatıdadır. Göl: deniz seviyesinden 1816 metre yüksekliktedir. Van gölünden ise, 170 metre yüksekliktedir. En önemli özelliği: kışın, üzerinden araç geçecek ölçüde, sularının donarak buz tutmasıdır.

Kışın: göl çevresindeki yerleşim yerleri arasındaki ulaşım: göl üzerinden sağlanmaktadır. Göl üzerinde: dil burnu tarafından, kıyıya yakın yerde, bir ada var. Göl suları tatlıdır. Bu yüzden, gölde sazan balığı yetiştiriciliği yapılmaktadır.

Bitlis

Bitlis

Bitlis denilince akla: sigara ve o meşhur ağıt, Bitlis’te beş minare geliyor. Defalarca gittiğim ve bazen de içinden geçtiğim bu şehri: tanıtmak pek zor değil, çünkü küçük bir yer ve her yıl nüfus olarak küçülmeye devam ediyor.

İnsanlar: maalesef, buradan, başka yerlere göçüyorlar. Şehre: Diyarbakır yönünden girdiğinizde, uzun süre, virajlı yollarda ve yeşillikler içinde ilerliyorsunuz, bu virajlı yollarda ürkmemek elde değil, çünkü sürekli viraj ve ıssız yollar. Tatvan bağlantısı ise, dümdüz ve çevresi açık bir yol.

ULAŞIM

Hava yolu ile ulaşım düşünüldüğünde: Van ve Muş hava alanlarının kullanılması gerekmektedir.
Kara yolu ulaşımı açısından, Bitlis ilinin diğer bir kısım ile uzaklığı şöyledir: Bitlis-Van arası uzaklık: 168 km. Bitlis-Muş arası uzaklık: 83 km. Bitlis-Siirt arası uzaklık: 97 km. Bitlis-Batman arası uzaklık: 138 km. Bitlis-Diyarbakır arası uzaklık: 210 km. Bitlis-İstanbul arası uzaklık: 1505 km. Bitlis-Kayseri arası uzaklık: 778 km. Bitlis-Adana arası uzaklık; 637 km. Bitlis-Ankara arası uzaklık: 1097 km. dir.

Bitlis

GENEL

Bitlis, içinden çay akan bir vadide kurulmuştur. Bu çayın çevresinde, bir çok yapı var. Bu derenin taşması durumunda, sanırım bu yapıların hepsi olumsuz etkilenir.

Bitlis yollarında kar

Vadinin tabanından geçen transit yolda seyahat eden bir yabancı, Bitlis’ten geçmiş, yükseklerde bulunan ışıkları merak edince yanındakine sormuş: “ O da, bunlar gökdelenler “ diye cevap vermiş. Yabancı inanmış. Aynen öyle; vadinin yamaçlarındaki binalar arasında bir yerden başka yere gitmek için tırmanıyor veya iniyorsunuz. Bu yüzden olsa gerek, Bitlis’te kilolu insan görmeniz mümkün değil.

Bitlis, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat ve Yukarı Murat bölümlerinin sınırı üzerinde bulunan bir ildir. Şehirde: karasal iklim hüküm sürer. Deniz seviyesinden 1545 metre yükseklikteki bölgeye, kış erken gelir ve geç gider. Kışın çok kar yağar. Yazları ise kısa sürer ve kurak geçer. Yurdumuzun en çok kar yağışı alan bölgesidir.

TARİHİ

Geçmişi: MÖ.2000 yılına kadar uzanan Bitlis’te, Urartu, Asur, Med, Pers, Makedon Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerine ait izlere rastlanır.

Babil’i işgal eden Büyük İskender, ordularıyla birlikte Hindistan seferine çıkmayı kararlaştırır. Ancak, bu sırada, alnında boynuza benzeyen, iki et parçası çıkar. İskender, bunları maiyetinden saklamak için, sürekli boynuzlu miğfer kullanmak zorunda kalır.

Derdine çare için görüştüğü bütün hekimler; şifasının sularda olduğunu ve her gittiği yerdeki suları kullanmasını önerirler. Bu nedenle, Büyük İskender, uğradığı her yerdeki sularda yüzünü yıkayarak derdine çare aramıştır. Şattülarap’a vardığında Dicle nehrine akan bütün suların araştırılmasını istemiş, bilginlerini bu işle görevlendirmiştir.

Bütün suları araştıran İskender ve maiyeti, uzun bir yürüyüşten sonra, Bitlis önlerine gelmişlerdir. Bitlis çayının hastalığına şifa verdiğini görünce: Kösür ve Rabat sularının birleştiği yerde karargahını kurmuştur.

Emrindeki hekimler; İskender’e, suyun kaynağına gitmesini isterler. Bunun üzerine, Bitlis’in doğusundan akan Rabat suyu takip edilerek, suyun kaynağına gidilir. Ancak, günlerce bu suyu kullanmasına rağmen, şifa olmadığı görülür.

Bu defa şehrin batısından gelen Kösür çayına yönelirler. Sonunda, bu suyun kaynağı olan pınara varırlar. Bu pınarın bulunduğu, suların fışkırdığı o dağlık, ağaçlık yeşil tepeler, İskender’in gözüne çok güzel görünür.

Her taraf zümrüt yeşilliğinde, reyhan ve değişik çiçeklerle bezenmiştir. Bu yerin iklimi, İskender’i hayran bırakır. Bu güzel tabiat parçasının havasından ve suyundan faydalanmak için, birkaç gün burada konaklamaya karar verirler. Bu suyun kenarında konakladıktan bir hafta sonra, Kösür suyunun derdine şifa olduğunu ve boynuzlarının kaybolduğu görülür. Günümüzde hala bu suya “İskender Çeşmesi” denilmektedir.

Bu çeşme: Bitlis’e 10 km. uzaklıkta, Duav yaylasındadır. Derdine şifa bulan İskender; bu yerin ve suyun ebedileştirilmesi için, Bedlis (Badlis) veya Leis ismindeki komutanını yanına çağırarak, bu çeşmeden 4 saatlik veya 12.000 adımlık uzaklıkta, Rabat ve Kösür sularının birleştiği yerde, bir kale yapılmasını ister.

Komutanına dönerek “ Ben İran seferinden dönünceye kadar, buraya öyle bir kale yap ki, benim gibi bir kral veya kumandan dahi, onu ele geçiremesin. Böylece bu kalenin ve yerin ismi kuşaktan kuşağa, yüzyıldan yüzyıla ebedileşsin” demiştir.

Bu emri alan Bedlis veya Leis ismindeki komutan, hemen işe başlar, bir yıl gibi kısa bir sürede, MÖ.331 yılında, bugünkü kaleyi yapmayı başarır.

Hindistan ve İran seferinden dönen İskender, şehre geldiği zaman, karşısında muazzam bir kale görür. Bedlis’e haber göndererek, kaleyi teslim etmesini ister. Ama Bedlis, kaleyi teslim etmeyeceğini, savaşa hazır olduğunu bildirerek, İskender’in teklifini kabul etmez.

Kale kapılarını kapattırır. Bunun üzerine, İskender, bütün güçleriyle kaleyi kuşatmaya başlar ve günlerce uğraşı sonunda kaleyi alamayacağını anlayınca, kuşatmayı kaldırarak Rahva ovasına doğru geri çekilir. İskender’in çekildiğini gören Bedlis, Rahva ovasında İskender’in atının ayağına kapanıp bir zarf içinde kalenin anahtarını sunar.

Çıkışı bu yerde olan tünelden, kendilerini kaleye davet eder. Kalenin anahtarını alan İskender, “Bre melun, mademki anahtarı verecektin, niye asi olup bu kadar adamımı kırdırdın” demesi üzerine, Bedlis: İskender’den affını dileyerek “Ey büyük fatih. Benim sana karşı baş kaldırmam ve direnmem, senin daha önce vermiş olduğun emrin gereği idi.

Sen, benim gibi bir kralın alamayacağı bir kale yapmamı emretmiştin. Senin emrin üzerine yaptığım bu kalenin ne kadar sağlam ve fethedilmesinin imkansız olduğunu ispat etmek için bu cüreti gösterdim. Şimdi ben ve kuvvetlerim, hareketimizden dolayı müstahak göreceğimiz cezaya razı olarak emrinizdeyiz ” der.

Komutanın bu sözlerini çok beğenen İskender, komutanını ödüllendirmek için şehrin yönetimini bu komutanına devreder ve şehre Bedleis adını verir. O günden sonra şehrin ismi “Bedlis” olarak kalır. Zamanla bazı harf değişikliklerine uğrayan bu isim, günümüzde “Bitlis” olarak kullanılmaktadır.

Türklerin, 11’nci yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında, önemli bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis; Türklerin Anadolu’ya açılmasında, çok önemli bir rol üstlenmiştir. 1514 yılında, Osmanlıların eline geçmiştir.

NE YENİR

Bitlis Büryan Kebabı: yörenin ünlü yemeğidir. Oğlak etinden yapılan bu yemek: Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında yenilebilir. Uykusundan fedakarlık yapabilenler, yine bu aylar arasında, sabah saat 05.00 te “Avşor” adı verilen yemekten de tadabilirler.

NE SATIN ALINIR

Kök boyalı dokuma kilimleri, küp peyniri ve bal. Özellikle: bal satın almanızı öneririm. Hemen çarşıda: bal satılan dükkanlar var.

BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

Bitlis Eren Üniversitesi, 29 Mayıs 2007 tarihinde açılmıştır. Fen-Edebiyat, İktisat-İdari Bilimler ve Mühendislik-Mimarlık Fakülteleri bulunmaktadır.

BİTLİS’TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜ HİKAYESİ

Bitlis denince veya Bitlis’e varınca, genelde dışarıdan gelenler, hemen çevrede beş minare aramaya başlarlar. Malum: Bitlis’te beş minare, türküsünü çoğumuz biliriz. Ama: nafile, elbette Bitlis’te yalnızca beş değil, birçok minare bulunmaktadır. Beş minare konusuna gelince, bunun bir hikayesi var.

Rus işgali sırasında, Bitlis, bir harabe şehir görüntüsü alır. Düşmanın çekilmesinden sonra, savaş sırasında Bitlis’ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis’e dönmek üzere yola çıkarak, şehre hakim konumdaki “Dideban Dağı” eteklerine varırlar.

Baba; şehirde canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için, oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra oğul geri döner ve uzaktan babasına şöyle seslenir.” Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok, sadece beş tane minare ayakta kalmış” Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve şöyle der:

“ Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel. Yüreğim doldu yare, beri gel oğlan beri gel.”
Bu ağıt, zamanla türkü ve manilere konu olarak günümüze kadar gelir.

BİTLİS TEKEL SİGARA FABRİKASI

Fabrika: 1927 yılında Atatürk tarafından kurulmuş ve kurulduğu tarihten bu yana, Bitlis’in tek fabrikası. Fabrikanın bir diğer özelliği: fabrikada ve tütün bakım atölyelerinde çalışanların, istihdamlarının yanı sıra, dünyanın en kaliteli tütünü olan virjinya tipi tütün üretimi yapan Bitlisli tütün üreticilerinin, ürettikleri tütünün alımı ve işlenmesinin sağlanması olmuştur.

Kota uygulaması öncesinde: 17.000 civarında olan tütün üreticisi sayısı, kota uygulanması, işsizlik ve ağır yaşam koşulları nedeniyle, 12.000 kişiye düşmüştür. Fabrika: Bitlis tepelerinden birinin üzerinde kurulu.

Zamanla geliştikçe, bahçesinde kalan Ermeni kilisesi de manzarayı tamamlamış. Bir dönem Tekel deposu olarak da kullanılan kilise, tıpkı fabrika gibi kaderine terk edilmiş durumda. Kilisenin hemen yanında: sigara üretimhane bölümü var.

Fabrika gerçekten tarihi bir eser. Sigara sarma ve paketleme bölümünde, fabrikanın kuruluşundan beri, yani 82 yıldır kullanılan ve kolla çalışan bir makine görülüyor. En yeni makinalar: 60’lı yıllara ait. Devletin modernize etmemesine inat, Bitlis tekel fabrikasında, yılda 400 ton sigara üretiliyor.

GEZİLECEK YERLER

Bitlis Kalesi

BİTLİS KALESİ

İl merkezindeki çarşının hemen dik yamacındadır. Kale dibinde durup yukarı baktığınızda, ürkmemek elde değil.
MÖ. 312 yılında Büyük İskender’in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 56 metre ve sur kalınlığı 7 metreyi bulan kalenin üstünde, eski kayıtlara göre bir saray, 300 ev ve bir han ile bir cami bulunuyormuş.

Evet, bu muhteşem kaleye çıkabilirsiniz. Bitlis’in güzelliklerini buradan seyretmek gerçekten çok güzel bir duygu. Kale: toprakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değildir. Kazı çalışmaları devam ediyor. Kale çevresinde bir sürü yapı var. Bunların sanırım buradan taşınması gerek.

Kaleden inip, karşı tarafta Bitlis’e tepeden bakan “Dideban Dağı” eteklerine tırmanabilirsiniz. Buradan da, şehir gayet güzel görünüyor. Özellikte: yukarıda söz ettiğim gibi, şehir üzerinde birçok minare bulunduğunu göreceksiniz.

Bu arada: yukarıda anlattığım ağıta konu olan beş minare şunlar: Ulu cami minaresi, Gök Meydan Camii minaresi, Kale Camii minaresi, Şerefiye Camii minaresi ve Meydan Camii minaresi. Tarihe, katliamlara şahitlik yapmış bu beş minare, hala dimdik ayakta duruyor.

Evet, şehir içindeki geziye devam ediyoruz. Vilayet binasını geçince, Gök meydan mahallesinde, hemen solda, biblo gibi bir eser var.

İHLASİYE MEDRESESİ

Selçuklular tarafından, 1216 yılında yaptırılmıştır. Düz damlı ve kubbesiz. Ortada heybetli bir tamburu, dört köşesinde silindirik destek kuleleri var. Ön cephesindeki süslü portalı ise, baş döndürücü güzellikte.

Döneminin en önde gelen bilim merkezlerinden biri konumundadır. Kitabesine göre: 1589 yılında Bitlis hanlarından, V. Şerefhan tarafından onartılmıştır. Mimari görünüş açısından: klasik Selçuklu estetiğinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir.

Halen: Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü binası olarak kullanılmaktadır. Resmi mesai saatleri dışında, ziyarete açıktır. Bahçesindeki ziyaretgah olarak kullanılan Şerefhanoğullarına ait Veli, Şemsettin, Ziyaeddin Han, II. Şerefhan ve üç bacılar türbeleri ile birlikte, bir bütünlük gösterir.

ŞEREFİYE CAMİİ

Bitlis merkezinde, çarşı içinde, Hosor ve Kışla derelerinin birleştiği yerdedir. Medrese, cami, imaret ve türbe kısımlarından meydana gelmiş bir külliyedir. Kitabesine göre: 1529 yılında, IV. Şerefhan tarafından yaptırılmıştır. Mimari zenginliği ve özellikle giriş kapısındaki süslemelerle dikkati çekmektedir. İbadet saatleri dışında sürekli ziyarete açıktır.

ULU CAMİ

Kaleden sonra, kentin en önemli tarihi eseridir. Ne zaman inşa edildiği bilinmiyor. Bitlisliler, 1150 tarihinde restore edilen bu caminin, Anadolu’daki en eski Selçuklu camilerinden biri olduğunu söylüyorlar.

Şehir merkezinde: en çukur alanda bulunmaktadır. Altı kemer üzerine inşa edilmiştir. Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, kutu gibi bir kütledir. Dışı görünüşü ile Bitlis’in herhangi bir yapısından farklı değildir. Kuzeyde, camiden ayrı bir şekilde yükselen minaresi bulunmaktadır.

NARLIDERE (KASRİK) KÖPRÜSÜ

Bitlis-Baykan kara yolu üzerinde, Narlıdere köyündedir. Kitabesi olmadığından, hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: gerek köprü mimari özellikleri ve gerekse yörenin tarihi durumu göz önüne alındığında, Osmanlı dönemi 16. yüzyıl sonları ya da 17.yüzyıl içinde yapılmış olduğu düşünülmektedir.

Bitlis Hizan hakkındaki gezi yazım için  Hizan

Erzincan Kemaliye

Erzincan Kemaliye

Kemaliye denilince, akla ilk gelen halıcılık. Bir de, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün isminden esinlenerek buraya “Kemaliye” isminin verilmesi çok güzel ve anlamlı.

Ama tüm bunların yanında,  dünyanın ikinci büyük kanyonu “karanlık kanyon” ve insanlık azminin sonucu “taş yolu” görmek için, buraya mutlaka uğramanız gerekiyor. Hatta daha fazlasını da bulabilirsiniz. Doğu Anadolu gezinize, mutlaka burayı ilave edin.

ULAŞIM

Kemaliye, il merkezi olan Erzincan’a 194 km. uzaklıktadır. Kemaliye-Arapkir arasındaki uzaklık: 41 km. Kemaliye-Malatya arasındaki uzaklık: 162 km. Kemaliye-Elazığ arasındaki uzaklık: 201 km. Kemaliye-Keban arasındaki uzaklık; 87 km.

TARİHİ

İlçe toprakları: 4’ncü yüzyıldan sonra Romalılar tarafından ele geçirilmiştir. Öncesi ise bilinmemektedir. Türklerin Anadolu’ya girişleriyle birlikte: Selçuklular, İlhanlılar ve Akkoyunlular, bölgedeki egemenliği ele geçirmişlerdir.

Çelebi Mehmet döneminde ise, Osmanlı hakimiyeti görülür. Bu tarihten sonra, yöreye “Eğin” adın verilir. Eğin kelimesinin anlamı: sırt.

Geçmişte: Eğin olarak bilinen ilçenin adı: 1922 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ten esinlenerek: KEMALİYE olarak değiştirilmiştir.

GENEL

İlçe toprakları, Doğu Anadolu’nun yüksek ve engebeli bölümünde bulunmaktadır. Ortalama yükseklik: yaklaşık 2000 metredir. İlçe merkezinin denizden yüksekliğiyse: yaklaşık 900-1000 metre arasındadır.

Bölgenin ilkim özellikleri değerlendirildiğinde: mikro klima özellikleri görülür.

Ekonomik etkinlikler değerlendirildiğinde, bölgenin tarımdan çok, meyvecilik alanında öne çıktığı görülür. Yörede: ceviz, elma ve dut yetiştirilir. Özellikle: kurutulmuş “Eğin dutu ve pekmezi” yörenin en bilinen tatlarındandır.

Bal konusunda da, yörede etkin üretim söz konusudur. Sanayi tesisi olarak ise, bir çuval fabrikası bulunmaktadır. Tüm bunları yanında: Keban baraj gölünde, tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır.

Kemaliye: Keban baraj gölü kıyısında, bir vadi üzerindedir. İlçe merkezinde ve civar yerleşim yerlerinde: geleneksel mimari özellikler korunmaktadır.

Kemaliye denilince: buranın halıları öne çıkıyor. Zaten, ilçede, her yıl “Halı Festivali” düzenleniyor. Eğin halısını, diğer halılardan ayıran en büyük özellik: atkı ipliğinin mavi boyalı olmasıdır. Ayrıca, kenar püskülleri, aynen saç örgüsü gibidir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Kemaliye yöresine yolunuz düşerse, tatmanızı önereceğim başlıca mahalli lezzet: keşkek. Ayrıca: bumbar da olabilir. Veya: tirit. Bir de tatlı var. Bal, ceviz ve duttan yapılan “lök” isimli tatlının mutlaka tadına bakmalısınız.

NE SATIN ALINIR

Kemaliye yöresinde: Eğin halıcılığı ün kazanmıştır. İlçede, köylerde bu halının üretimi yaygın olarak yapılmaktadır. Bunun dışında: yöreye has “eğin dut pekmezi “ satın alabilirsiniz.

KONAKLAMA

Öğretmenevi                                                  …..                             446-7512367

GEZİLECEK YERLER

Erzincan Kemaliye Atatürk Kültür Merkezi

ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

İlçe merkezindedir.

Yapılış tarihi bilinmiyor. Yapı: bir süre ilkokul ve daha sonra ise ortaokul olarak hizmet vermiştir. Yaklaşık 100 yıllık olduğu düşünülmektedir. Duvarlardan taşan çatının, saçak altlarında bulunan ahşap süslemeler, binaya estetik bir görünüm kazandırmaktadır.

2000 yılında, binanın restorasyonu yapılmıştır. Bu çalışmalarda, binanın iç yerleşimi ise, Kemaliye halkı tarafından sağlanan fonlardan yapılmış ve yapı 2001 yılında Kültür Merkezi olarak hizmete açılmıştır. Günümüzde, burada: konser, tiyatro, konferans ve sinevizyon gösterileri yapılmaktadır.

Erzincan Kemaliye Müzesi

KEMALİYE MÜZESİ

Müzenin bulunduğu binanın yapılış tarihi bilinmiyor. Ancak, 1915 yılında kurulan ve İstanbul dışındaki ilk özel şirketlerden olan Türk Halı Şirketine tahsis edilmiş ve uzun yıllar bu şirket tarafından kullanılmıştır. Yani, burada yıllarca, meşhur “eğin halısı” dokunmuştur. Ancak, yaşanan sıkıntılar ve göç nedeniyle, zamanla çalışan genç nüfus azalmış ve fazla hissedarı bulunmayan şirket, kendiliğinden kapanmıştır.

Takip eden dönemde, binanın alt katı: uzunca süre cezaevi olarak kullanılmıştır. Ancak, 1990’lı yılların sonunda cezaevi de kapatılmış ve bina kaderine terk edilmiştir. 1999 yılında ise, yine Kemaliyeliler tarafından sağlanan kaynaklarla, yapı restore edilmiştir. En alt katta: halıcılık atölyesi kurulmuş, orta katın girişindeki bölüm ise, fasıl ve folklör gösterileri için tahsis edilmiştir.

Orta katın girişini takiben, büyük salon ve ara holler ise, Etnografik eşyaların sergilendiği Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır. Burada, yaklaşık 600 civarında Etnografik eser sergileniyor. Eserler, bağışçılarının isimleriyle birlikte görülüyor.

Erzincan Kemaliye Taşyol

TAŞYOL

Burası: 1870’li yıllarda gündeme gelmiş ve Kemaliye’yi, Divriği-Sivas güzergahından, Ankara-İstanbul yönüne bağlayacak bir yol projesidir. Yol: 1949 yılında yapılmaya başlanmış ve 1960 yılına kadar geçen süre boyunca: 2 metre genişliğinde, 1900 metrelik yol tamamlanmıştır.

Ancak, yolun bir bölümü, 1983 yılında, Keban baraj gölü suları altında kalmıştır. 1993 yılına gelindiğinde ise, Amerika’da  yaşayan Kemaliyeliler tarafından satın alınan bir delici ile, yolun açılması faaliyetlerine yeniden başlanmıştır. Evet, tamamı taştan, yani tamamı 8500 metre olması planlanan yolun tamamı taş ve 4722 metrelik bölümü kayalar oyularak yapılıyor.

Bu yol tamamlandığında: Kemaliye ile Ankara-İstanbul arasındaki yolun uzunluğu, yaklaşık 220 km. kısalıyor. Ayrıca: bir doğa harikası olan Karanlık Kanyon, turizme açılmış oluyor. Evet, bu taş yol: 2002 yılında hizmete açılmıştır.

OCAK KÖYÜ ÖZEL MÜZE

İlçe merkezine bağlı, 40 km. uzaklıktaki Ocak köyündedir.

Ali Gürer Özel Müzesi adını taşıyan müzede, 338 eser sergileniyor. Zaten, müze: köy halkından Mustafa Gürer’in kişisel çabalarıyla oluşturulmuş ve 1994 tarihinde ziyarete açılmıştır. Ancak, bir trafik kazasında ölen, Mustafa Gürenin oğlu “Ali Gürer” in ismini taşımaktadır. Müze: her ne kadar özel statüde ise de, Kültür Bakanlığı denetimindedir.

Müze; 2 katlıdır. Modern bir binadadır. Genelde: Etnografik eserler sergilenmektedir. Yaklaşık 1300 civarında eser, eserleri verenlerin isimleri yazılı olarak müzede sergilenmektedir. Müzenin açık hava bölümünde görebilecekleriniz ise: Atatürk büstü, Türk büyüklerinin kabartmalı resimleri, harman makinesi, kağnı arabası ve tarihi taşlar. Müzenin ikinci katında ise: kütüphane var.

Köyde ayrıca: Hıdır Abdal Sultan Türbesi bulunuyor.

ORTA CAMİSİ

Kadıgölü kıyısındadır. Kitabesi yoktur ve bu nedenle yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir. Ancak: 17 veya 18’nci yüzyılda yaptırıldığı düşünülmektedir. Kubbesi muhteşem güzel, yapının tüm  tabanına hakimdir.

Erzincan Kemaliye Kadı Gölü

KADI GÖLÜ

Göl: çeşitli efsanelere konu olmuştur. İlçenin kadısını, atı ile birlikte alıp götürecek kadar hızlı akar. Hatta: bembeyaz köpüklü suları, başka bir hazla seyredilebilir.

Bu aslında bir göl değil. Çok soğuk ve debisi güçlü bir kaynak suyudur. Ama ilçenin hayat kaynağıdır. Tüm ilçenin içme suyunu karşılar ve aynı zamanda, bağ ve bahçelerin sulanmasını da sağlar. İlçe merkezinde, Kadıgölü üzerinde bulunan birçok su değirmeni, günümüzde restore edilmiştir.

KARANLIK KANYON

Kemaliye ilçesinde, dünyanın ikinci büyük kanyonu buradadır. Kanyonu, buna paralel şekilde uzanan taş yol ile birlikte değerlendirmek gerekir. Taşyol ve karanlık kanyon, muhteşem bir tabiat güzelliği sunuyor.

Evet, karanlık kanyon: ilçe merkezine 3 km. uzaklıktadır. Kanyonun uzunluğu: yaklaşık 9 km. dir ve Fırat nehri, kanyon içinde kıvrılarak akar. Kanyonun hemen yanlarında ise, yükseklikleri 800 metreye kadar ulaşan kayalar bir duvar gibi yükseliyor.

Erzincan Kemaliye Karanlık Kanyon

Kanyonda: tekne turları yapılabiliyor. Yaklaşık 2 saat süren bu tekne turlarında, ziyaretçiler, vahşi doğada, cambazlık hünerlerini sergileyen keçileri görebiliyorlar. Ayrıca: kanyon bitimindeki Karpuzkaldıran mesire yerinde, karaya çıkılıyor ve muhteşem doğanın ve tertemiz havanın güzelliği yaşanıyor.

Karanlık kanyon bölgesinde, ayrıca: çeşitli sportif etkinlikler düzenleniyor. Bunlar: rafting, kano, jet ski ve bot safari şeklinde yapılıyor.

Erzincan Kemaliye Başpınar Köprüsü

BAŞPINAR KÖPRÜSÜ

1957 yılında yapılan Başpınar köprüsü: Keban barajının yapılmasından sonra, su tutulması sonucu, sular altında  kalmıştır. Bunun üzerine, bu yörede yaşayan insanlar: suyun azaldığı dönemlerde, karaya oturan bir feribot ve küçük kayıklar ile karşıdan karşıya geçmeye başlamışlardır.

Özellikle: su seviyesinin çok azaldığı yaz aylarında feribot çalışmadığından, bu yöredeki köylerde yaşayanlar, kaderleriyle baş başa kalıyorlardı. Ancak, devlet kurumları ekonomik olmadığı gerekçesiyle, buraya yeni köprü yapılmasına yanaşmıyordu.

Bunun üzerine, mahalli kaynaklar ile, 1993 yılında bir köprü yapılması planlandı. Kemaliye halkından toplanan bağışlar ile, devlet-vatandaş işbirliği ile, 24 köyün ulaşımını sağlayacak köprü inşaatı, 1997 yılında tamamlandı. Böylece: Kemaliye-Çemişgezek karayolu güzergahındaki bu köprü, önceki dönemlerde çekilen sıkıntıları gidermiş oldu. Son olarak, bu köprü, merhum vali Recep Yazıcıoğlu’nun büyük çabaları ile yaptırılmıştır. Hatta, bu çabalar bir televizyon dizisi olarak da gündeme gelmiştir.

Arapkir tanıtımı.

Keban tanıtımı.

Elazığ tanıtımı.

Erzincan tanıtımı.